Ben anladım babacım seni, ek olarak söyleyeceklerim var. Ve açsanız zenginleri yiyin. Bu hayatta herşeyi paraya dönüşteren insanlar vardır. Zamanı, sevgiyi, ekmeği, bilgiyi, zekayı ve daha neleri... Ve bu insanlar zannedildiği gibi azınlıkta değil, çoğunluktadır, çünkü sistem böyledir, bir yıkıcı olmadıklarından anne ve babalarından, öğretmenlerinden, din hocalarından, komutanlarından, patronlarından yaratılmışlardır. Her nefes, her sözcük, her eylem kapitalist ilişkiler bataklığını beslemiştir böylelikle.
İnsan yaşadığı yere benzer, o yerin suyuna, toprağına... demiş Edip Cansever. Şimdi insan baktığı reklam tabelalarına, televizyondan izlediği şebeklere benziyor ve parasına benzer ki gözyaşları kirlidir.Sonra diyoruz, kötülük bunca bulaşıcıyken iyilik neden bulaşıcı değildir? İyilik tedavisi bulunan tek hastalık; mülkiyetle, baskıyla, emirle, alayla, tecritle, kurşunla. Aileler, okullar, kışlalar, tımarhaneler, devletler niçin var? Seri üretimde ıskartaya yer yok toplumda. Köleler kötülük tanrısına tapınıyor.
Bir sosyalist bilmecedir, bilenler bilir. Hemen herkesin piyangonun kendisine vurup zenginlik hayalleri kurduğu bir toplumda yoksulluğu ortadan kaldırmanın, adaleti varkılmanın hayalini neden kimse kurmaz, çünkü miting alanları hiç bir zaman sayısal loto bayileri kadar kalabalık olmadı. Halbuki devrim ihtimali piyangodan vuracak ikramiye ihtimalinden daha yüksektir.
Ama bu ülke de çok değil daha geçen sene belediyeler önünde işsizlikten bunalan insanlar bedenlerini ateşe verdi, halbuki bir kıvılcım yeterdi bazen...