Truth is a pathless land

Konu sahibi son olarak 11 gün önce görüldü
10751749_10203963179692139_2036769847_n.jpg


Bu da mı tesadüf!!!1! :T:
 
Ben senin olmak istediğin senim.
Senin görünmek istediğin gibi görünüyorum.
Senin sevişmek istediğin gibi sevişiyorum.
Akıllıyım, her şeyi yapabiliyorum ve en önemlisi senin özgür olmadığın her konuda özgürüm..
Işte bu.
Insanlar bunu hep yapıyorlar.
Kendi kendilerine konuşuyorlar.
Kendilerini olmak istedikleri gibi görüyorlar, ama onlar senin gibi bunları yapacak cesarete sahip değiller.
Sen de hala bununla mücadele ediyorsun, o yüzden zaman zaman kendin olmaya devam ediyorsun.
 
Uykusuzken hiç bir şey gerçek görünmüyor.
Sanki her şey uzakta.
Her şey suretin, suretinin sureti..
 
Bir tane daha?
"Tanrım bu bana nasıl bir cezadır ki bu adama böyle bir yetenek verdin, bana ise sadece bu yeteneği anlayabilecek kadar bilgi verdin."
 
İnsanların başkalarına şarkı söylemelerinin nedeni, onlarda eş duyum uyandırabilme yeteneğine sahip olmak isteğidir.
Ben'in o daracık kabuğundan kurtulmak ve başkalarıyla acıyı da, sevinci de paylaşmak isterler.
 
Zaman zaman kendimi bir müze bekçisi olarak görüyorum.
Kimsenin gezmediği, kendime sakladığım boş bir müzenin bekçisi.
 
İnsan açlığından ölünür mü?
Beni sev, benimle ilgilen, bana odaklan, ben ben ben diyen bakışlarınız..
Ölüyor musunuz?
Siz bilirsiniz.
İnsan gibi sevmek çok çirkin.
 
Bir süre sonra kendi yazdıklarımızı garipseyecek kadar geçmişimize ve düşüncelerimize yabancılaşmak çok acayip, yaşadığım anların mantığına şu anda ulaşamıyorum oluşum da öyle.
Yuvarlayıp gidiyorum.
 
İnsanı doğru eyIemlere sevk eden sevgidir.
Sevgi dünyaya düzen getirir.
Bırakın sevgi istediğini yapsın.
 
13 Ekim 2014 Pazartesi

-İyi bir dinleyici olmalısın. Ya da olacaksın!

-Bay sana benzer. Geçelim bunları.

[YOUTUBE]XxNyt3pChE8[/YOUTUBE]

Bugün aklıma gelen.
 

"Cazibe, pislikten, kandan, salgıdan, safradan başka bir şey değildir. Burun deliklerinin, boğazın, karnın içinde gizlenenleri düşünmek hele. Parmağımızın ucuyla bile kusmuğa ya da pisliğe dokunamayız, peki nasıl olur da kollarımızın arasında bir dışkı çuvalını sarmayı arzulayabiliriz?"
 
Ağrıyan taşıydım kumsalın.

Kağıdın ağaca işkin anısı.

Kuşkulu olmaktan çıkmak için düpedüz var olmaktan çıkmak gerekir.
 
Bana kalsa dünyadaki bütün sanatçıları şiddetli bir kırbaş darbesine gözüm kapalı mahkum ederdim.
Güzel sözün yaratacağı felaketi kendi sırtlarında hissetmeliler önce.
 
Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır.
Içimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur.
Ama yavaş yavaş, bizi ana babalar yer, okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir.
Sindirildiğimiz zaman, tıpkı ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız.
 
Efendim merhametliydi, ama bu herkesin ondan korkmasına engel değildi.

Kendisinden önceki padişahlar gibi, tahta çıkar çıkmaz hanedanın erkek üyelerini boğdurtmamıştı o.
Merhametli yüreği böyle bir zulmü kaldıramayacak kadar yüceydi.

Elini akraba kanına bulamadı.

Bunun yerine, nizam-ı alem için, onların gönül gözlerini açmakla yetindi.

Bir gün saltanatla kan bağı olan herkes bir araya toplandı ve birer birer gözlerine mil çekildi.
Kundaktaki bebekler bile kızgın şişlerle kör edildi.

Böylece dünya gözleri kapanırken, gönül gözleri açılmış oldu.

Efendimin merhameti sonsuzdu.
 
Geri