Tıbbi Birimler

  • Kullanıcı Abaris
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Sağlık Konuları
Konu sahibi son olarak 1736 gün önce görüldü

Kardiyoloji Nedir?​

İnsan vücudu, eşsiz bir yapıya sahiptir. Bu eşsiz yapının temel taşlarını ise hareket, sindirim, solunum, boşaltım ve dolaşım sistemleri oluşturmaktadır. Kalp damar sistemi olarakta adlandırılan dolaşım sistemi vücut sistemlerinin kendi aralarında koordineli bir şekilde çalışması için gerekli besin ve oksijeni sistemler arasında paylaştırır. Günümüzde ülkemizde ve tüm dünyada en sık ölüm nedeni olarak kalp damar sistemi hastalıkları gelmektedir. Ülkemizde heryıl yaklaşık çeyrek milyon kişi kalp krizi geçirmektedir ve bu sayı gelecekte de artmaya devam edecektir. Kalp damar hastalıkları ile ilgilenen bilim dalı Kardiyoloji bilim dalıdır.

Kardiyoloji ile ilgili hastalıklar nelerdir?​

Yüksek tansiyon, kol-bacak gibi büyük uzuv damar hastalıkları, kalp damar (koroner damar) hastalıkları, kalp kapak hastalıkları, kalp yetmezliği, ritm bozuklukları, lipid bozuklukları kardiyolojinin ilgilendiği başlıca kalp damar hastalıklarıdır.

Hangi şikayetler ile kardiyoloji polikliğine başvurulabilir?​

Tansiyon düzensizlikleri, nefes darlığı, göğüs ağrısı, kol bacak ağrısı, ödem, çarpıntı, çabuk yorulma, baş dönmesi ve bayılma kardiyoloji polikliniklerine başvuruda belirtilen en sık şikayetler olarak sayılabilir.

Kardiyoloji polikliniğinde yapılan tetkikler nelerdir?​

Kardiyolji uzmanı hastanın şikayetleri ve muayene bulgularına göre çeşitli tetkikler yaparak tanı ve tedavi yöntemini belirlemektedir. Bu tetkikler içerisinde en sık kullanılanları kan tetkikleri, EKG, Ekokardiyografi (EKO), Efor testi, Akciğer rontgen filmi, Myokard Perfüzyon Sintigrafisi, Ritm ve Tansiyon holter, olay kaydedici, Kardiyak MR görüntülenmesi, Koroner BT anjiografi (Sanal anjiografi) ve Koroner anjiografi sayılabilir.
EKG: Kalbin elektriki aktivitesini gösteren bir grafiktir. Vücut üzerine yapıştırılan elektrotlar ile elde edilen ve yaklaşık 5 dk süren bir tetkiktir. Klap ritm bozuklukları, kalp damar darlıkları, kalp krizi ve kal zarı hastalıkları gibi birçok hastalık hakkında bilgi edinebildiğimiz uygulaması kolay hızlı bir tanı testidir.
RİTM HOLTER: Vücuda yapıştırılan elektrotlar ile kalp atışlarınızı uzun süreli olarak kaydetmeye yarayan bir cihazdır. Genellikle 24 saatlik kayıtlar alınsa da bazı durumlarda daha uzun süreli kayıtlarda alınabilir. Çarpıntı-bayılma-inme geçirme gibi şikayetlere neden olabilecek ritm bozukluklarının tespitinde kullanılan değerli bir tetkiktir.
TANSİYON HOLTER: Kolunuza bağlanan bir tansiyon manşonu ile uzun süreli olarak tansiyon değerlerinizi kaydetmeye yarayan bir cihazdır. Genellikle 24 saatlik kayıtlar alınır. Yüksek tansiyon şüphesi olan hastalarda tanı amaçlı olarak kullanılabildiği gibi yüksek tansiyon hastalığı olup tedavi alan hastalarda tedavi etkinliğini değerlendirmek için de kullanılabilir. Yine 'Beyaz önlük hipertansiyonu' olarak adlandırılan normalde yüksek tansiyon hastası olmadığı halde hastane ortamında tansiyon değerleri yüksek olan kişilere bu tetkik ile tanı konulabilir.
OLAY KAYDEDİCİ: Hastaların uzun süre yanında taşıyıp şikayetiğ olduğu anda kalbin üzerine koyularak kayıt almaya yarayan bir cihazdır. Hergün şikayeti olmayan ve ritm holter cihazı ile şikayet anı yakalanamayan hastalarda tercih edilen tetkiktir.
EKOKARDİOGRAFİ (EKO): Kalbin ultrasonografik yöntemle incelenmesidir. Kalp kapak hastalıkları, kasılma problemleri, kalp zarı bozuklukları, kalp kası hastalılları ve aort gibi büyük damar problemleri gibi kalbe ait doğumsal veya sonradan edinilmiş birçok yapısal bozukluk bu tettik ile tespit edilebilir. Radyasyon içermeyen ve kardiyologlar tarafından yapılan bu tetkik yaklaşık 10-15 dk sürmektedir.
EFORLU EKG (Efor testi): Belirli protokollere göre yapılan egzersiz ile kalbin zorlandığı ve bu sırada kalp ritminin izlenerek kaydedildiği bir tetkiktir. Bu test ile kişinin yaşına göre belirlenen kalp hızlarına çıkılarak istirahat halinde belirti vermeyen kalp damar hastalıklarının tanısı konulmaya çalışılır. Yine kalp kapak hastalıkları veya akciğer hastalıkları gibi rahatsızlıkları olan hastaların egzersiz performansları bu test ile belirlenebilir. Kişiler arasında farklılıklar göstermekle beraber test yaklaşık 15 dk sürmektedir.
MYOKARD PERFÜZYON SİNTİGRAFİSİ: Ortopedik problemler, uyum sağlayamama, bazı EKG bozuklukları, bazı kalp kapak hastalıkları vb nedenlerle Eforlu EKG yapılamayan veya Eforlu EKG testi yetersiz olan hastalarda başvurulan bir testtir. Yine damar darlığı bulunan bazı hastalarda damar alanında iskemi/canlılık değerlendirmek amacıyla veya kalp kasılma oranı belirlemek amacıyla da yapılabilmektedir. Nükleer tıp merkezlerinde radyoaktif madde kullanılarak yapılır. İstirahatte ve Eforla veya ilaçlarla (Farmakolojik) kalp yorulduktan sonra alınan görüntülerin karşılaştırıldığı bir testtir. Kalp damarlarındaki darlıklar hakkında güvenilir bilgiler verebilmektedir. Test süresi yaklaşık 3-4 saattir.
KORONER BT ANJİOGRAFİ (SANAL ANJİO): Bilgisayarlı tomografi tetkiki ile kalp damarlarının görüntülendiği yaklaşık 5 dk süren bir tetkiktir. Kontrast madde kullanılarak yapılan test ile kalp damar darlıkları yüksek doğruluk oranı ile çok kısa bir süre içerisinde tespit edilmektedir. Bu yöntem ile darlıların tedavisi yapılamamaktadır sadece tanısal bir yöntemdir.
KORONER ANJİOGRAFİ: Kalp damar darlıklarının belirlenmesindeki altın standart yöntemdir. El bileğinden veya kasık bölgesinden girilerek kalp damarlarının görüntülendiği yaklaşık 30 dk süren bir tetkiktir. Anjiografi cihazının bulunduğu ameliyathane ortamına benzer bir ortamda herhangi bir anestezi almadan lokal anestezi ile yapılır. Tanısal bir test olan anjiografi ile damarlardaki darlıkların yeri ve derecesi belirlenir. Anjiografi ile damarlarında darlık tespit edilen hastalar genellikle aynı seansta Balon/Stent yöntemi ile tedavi edilebilirler. El bileğinden yapılan anjiografi ile kasıktan yapılan arasında bazı farklar vardır. El bileğinden yapılan tetkikte hasta konforu daha yüksektir, ağırlık (kum torbası) koyarak sırtüstü yatmak gerekmez, hasta daha erken ayaklanabilir ve kanama-morarma vb komplikasyon oluşma riski daha azdır. Kasık damarı daha büyük bir damar olduğu için bazı durumlarda el bileğinden yapılamayan işlemler kasıktan yapılabilmektedir.
 

Kulak Burun Boğaz Nedir?​



Sağlıklı bir yaşam geçirebilmek ve hayat kalitemizin yüksek kalmasını sağlamak için vücutta yer alan organların ve sistemlerin doğru şekilde çalışması çok önemlidir. Birbiriyle bağlantılı olan vücut sistemi organlarından birinde yaşanacak en küçük sorun, diğer organların da doğru çalışmasını olumsuz yönde etkilemektedir. Kulak, burun ve boğaz ise bu sistem elemanlarının temel taşları arasında yer almaktadır.

Halk arasında Kulak Burun Boğaz (KBB) olarak bilinen “Otorinolarengoloji” bölümü; baş, boyun, kulak, burun ve boğazda meydana gelen rahatsızlıkların teşhisi ve tedavisi konusunda uzmanlaşan bir sağlık alanıdır. Baş ağrısı, kronik nezle, sinüzitler, boğaz ağrısı, kulak çınlaması, akıntı, iltihap ve horlama gibi temel hastalıklar dışında baş ve boyun bölgesinde kitle tespiti, tiroid ve paratiroid hastalıkları ve tümörleri, tükürük bezi hastalıkları ve tümörleri, baş boyun tümörleri (gırtlak, geniz, ağız içi, sinüs ve kafatabanı tümörleri gibi…)burun estetiği ve yüze yönelik estetik girişimler, işitme kayıplarının ve kulak zarının tedavisi ve cerrahi müdahale gerektiren her türlü işlem, kulak burun boğaz biriminin alanına girmektedir. Bununla beraber bademcik ve geniz eti gibi genellikle çocuklarda görülen ve kulak burun boğaz biriminin alanına giren özel hastalıklar da tedavi kapsamında yer almaktadır.

Kulak burun boğaz birimine her yaş grubundan kişiler başvurabilmektedir. KBB uzmanları tarafından hastanın şikayetleri dinlendikten sonra tanı konulabilmesi için öncelikle detaylı muayene ve endoskopik değerlendirme ile birlikte bir dizi test ve analizler uygulanır. Yapılan testler sonucunda hastalığın ciddiyetine göre tedavi yöntemi belirlenir. Tedavi doğrudan kulak burun boğaz birimi uzmanları tarafından gerçekleştirildiği gibi, hastalığın seyrine göre farklı alanlardaki uzmanların görüşlerinden de faydalanılmaktadır.

Yeni hastaların yanı sıra bu alanlarda kronik rahatsızlık yaşayan hastalar da tedavilerinin sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için birime müracaat etmektedir. Özellikle KBB’nin cerrahi alanına giren estetik müdahale gibi periyodik olarak kontrol edilmesi gereken hastalar, belirli aralıklarla uzman muayenesinden geçmek zorundadır. Böylece tedavi sonrası rehabilitasyon sürecinin sağlıklı bir şekilde sürdüğünden emin olunmaktadır.

Kulak Burun Boğaz Hangi Hastalıklara Bakar?​



Kulak burun boğaz birimi, barındırdığı geniş uzmanlık alanından ötürü pek çok hastalığa cevap bulan bir tedavi alanına sahiptir. Kişinin kulak, burun ve boğazına dair şikayetleri, uzmanlar tarafından detaylı şekilde incelenmektedir.

KBB’nin tedavi alanlarından kulak hastalıkları, çeşitli şikayetlere bağlı olarak şekillenmektedir. Bu şikayetler genellikle orta kulak iltihapları, çınlama, geçici ya da kalıcı işitme kaybı, yüz felci, kulak sinirlerinde yaşanan rahatsızlıklar ve estetik bozukluklar olarak sıralanmaktadır. Yukarıdaki şikayetleri gerekçe göstererek başvuru yapan kişiler, uzman hekimler tarafından kapsamlı bir taramaya tabi tutulmaktadır. Tedavi yöntemi ise kapsamlı tarama sonucu elde edilen bulgulara göre belirlenmektedir. Bu tedavi yöntemleri poliklinik düzeyinde olduğu gibi, daha kapsamlı müdahale gerektiren cerrahi ve estetik işlemler de kulak burun boğaz biriminin kapsamına dahil olmaktadır. Ayrıca duyma bozukluğu tedavisi için ihtiyaç duyulan cihaz ya da protezlerin uygulaması da bu birim tarafınca yapılmaktadır.

Burun merkezli şikayetler de kulak burun boğaz biriminin tedavi kapsamına girmektedir. Koku alma kaybı, burun tıkanıklıkları, burun iltihapları, kanama ve şekil bozuklukları gibi şikayetler, birimin ilgilendiği başlıca hastalıklar arasındadır. Kulak burun boğaz uzmanlarının yaptığı muayene ve tetkikler sonucu tanı belirleme işlemi gerçekleşir. Bu aşamadan sonra ise birim uzmanları, doğru tedaviyi uygulamak için gerektiği durumlarda diğer birim doktorlarının da görüşlerine başvurur. Ayrıca burundan kaynaklı iyi ya da kötü huylu tümörlerin ilk tespiti de alanında uzman kulak burun boğaz cerrahları tarafından yapılmaktadır. İlk tanı konulduktan sonra hastanın doğru şekilde tedavi edilmesi için onkoloji birimine nakli gerçekleştirilir.

Kulak burun boğaz biriminin ana tedavi alanlarından birisi de boğaz hastalıkları olarak dikkat çekmektedir. Horlama, uyku apnesi, reflü, ses tellerinde oluşan polipler ve nodüller, çene ve boğaz ağrısı, boğaz kuruluğu, yanma hissi ve yemek borusu hastalıkları konusunda kulak burun boğaz birimine başvurulmalıdır. Poliklinik düzeyindeki bu şikayetler, kulak burun boğaz birimi uzmanları tarafından tanı ve doğru tedavi yöntemleri ile çözüme kavuşturulmaktadır. Bunun yanı sıra estetik deformasyonlar ve bozulmalar da kulak burun boğaz biriminin cerrahi tedavi aşamaları arasında yer almaktadır.
 

Laboratuvar Nedir?​



Her sağlık kuruluşu; teşhis ve tedavi sürecini doğru şekilde gerçekleştirmek için bünyesinde yer alan laboratuvarlardan yararlanır. Test örneklerinin titizlikle analiz edildiği laboratuvarlardan çıkan sonuçlar, hastalık şüphesinin tanı aşamasına gelebilmesi için gerekli olan bütün verileri sağlamaktadır. Bu sayede hem kişilerde oluşan hastalıkların tespit süreci oldukça kısalır hem de sağlanan imkânlar sayesinde uzmanların tedavi sürecinde kullanacağı yönteme karar verme aşamasını doğrudan etkiler.



Doktor aracılığıyla ya da hastanın bizzat kendisinden alınan kan, idrar ve dışkı gibi örnekler, son teknoloji cihazlarla donatılan laboratuvar birimine gönderilmektedir. Cihazların yanı sıra laboratuvar uzmanları tarafından da titiz bir şekilde incelenen örnekler, inceleme sonucunda hastalığın tespitini kolaylaştıracak bazı değerler vermektedir. Testler sonucunda ortaya çıkan bu değerler ışığında ise birim hekimi tarafından hasta için uygulanacak en uygun tedavi belirlenir.



Günümüzde uluslararası alanda kabul görmüş kriterlere ve kalite kontrol standartlarına bağlı olarak faaliyet gösteren laboratuvarlar, bu sayede hasta hakkında kesin ve doğru sonuçlar vermektedir. Aynı zamanda veri bankası işlevini de gören laboratuvarlar, test örneği alınan hastaların sonuçlarını bünyesinde depolamaktadır. Böylece her test değeri için bir referans değeri oluşturulmakta, hekimin test parametrelerini doğru şekilde yorumlamaları sağlanmaktadır. Ayrıca test laboratuvarlarında kullanılan cihazlar da testlerin güvenilirliğini sağlamak için en güncel teknolojik regülasyonlara uyumluluk göstermektedir.



Sürekli test örneği sirkülasyonunun yaşandığı laboratuvar biriminin hijyen koşulları da daima ön planda tutulmaktadır. Test örneği almak için kullanılan cihazlar sürekli olarak dezenfekte edilmekte, örneklerin saklandığı kutular ise hijyen standartlarının maksimum seviyede tutmak için tek kullanımlık olarak kullanılmaktadır. Böylece test laboratuvarında bulaşıcı hastalıklar gibi çok kolay bir şekilde yayılabilecek olumsuz durumların önüne geçilmektedir.



Laboratuvar ortamında sonuçlandırılan testler; pek çok hastalığın erken tanı, teşhis ve tedavisi hakkında büyük bir önem arz etmektedir. Günümüzde test niteliklerinin ve kriterlerinin olumlu yönde seyretmesi, hastalara test sonuçları hakkında güven vermektedir. Bu güvenin bir diğer nedeni de test laboratuvarlarının hazırladığı sonuçların dijital ortamda kolayca doğrulanabilmesinden kaynaklanmaktadır. Laboratuvar test sonuçları hekim tarafından doğrulanması için dijital ortama aktarılmakta, böylece sonuç çıktısı gibi fiziksel baskıların bekleme süresi de tamamen ortadan kalkmıştır.



Laboratuvar Hangi Hastalıklara Bakar?​



Laboratuvar biriminin test değerlendirme kapsamı, hemen hemen bütün sağlık birimlerinin test isteklerini içerisine almaktadır. Biyokimya, hormon, tümör belirteçleri, hematoloji, seroloji, mikrobiyoloji, kadın doğum, genetik, enfeksiyon ve gastroenteroloji başta olmak üzere pek çok tıbbi alanda testler gerçekleştirilmektedir. Yapılan testler, %100'e yakın doğruluk oranına sahip olduğu için tıbbi açıdan kesin doğruluğu vermektedir.

Biyokimya testleri; kan, idrar ve gaita (dışkı) üzerinden alınan örnekleri analiz edip hekimlere tanı koyma amacıyla yardımcı olmaktadır. Bu testler kapsamında biyokimya laboratuvar testleri başta olmak üzere idrar testleri, dışkı testleri, karaciğer uyum testi, böbrek değerleri ölçümü, lipit testleri, hormonal testler ve uyuşturucu madde kullanımı gibi çeşitli veriler alınabilmektedir.



Hormon testleri de laboratuvar kapsamında incelemesi yapılan önemli testler arasında yer almaktadır. Vücudun işleyişinde önemli bir rol oynayan hormonlar, metabolizmanın doğru gelişimi ve sağlıklı bir vücut formu için çok önemlidir. Laboratuvar kapsamında gerçekleştirilen bazal hormon testleri, hormon temelli pek çok hastalığın erken teşhisinde kritik rol oynamaktadır. Bunun yanı sıra hormonları etkileyen hastalıkların takibinde de hormon testleri istenebilmektedir.



Hematoloji testleri, kan hastalıklarının tespiti ve tedavi aşamalarının belirlenmesi konusunda hekimlere yardımcı olmaktadır. Lösemi, Akdeniz anemisi, kemik iliği hastalıkları ve trombosit kaynaklı şikayetler için uygulanan hematoloji testleri aracılığıyla hızlı ve kesin doğruluk oranına sahip sonuçlar elde edilmektedir. Öte yandan, lösemi gibi sürekli olarak durum takibi isteyen hastalıkların ilerleme ya da gerileme gibi evre takibi de yine hematoloji testleri yardımıyla yapılmaktadır.



Enfeksiyon ya da kan yoluyla bulaşan hastalıkların tespiti ve tedavi kontrolü için kullanılan testlere seroloji testi adı verilmektedir. AIDS ve Hepatit gibi kan hastalıkları şüphesiyle başvuran hastalara ilk olarak seroloji tetkikleri uygulanmaktadır. Bunun en önemli nedeni ise kanda bulunan antikor sayısında olağanüstü bir düşüş olup olmadığının tespit edilmesidir. Seroloji testleri sayesinde kandaki antikor oranı çok kısa bir süre içerisinde öğrenilmektedir. Ayrıca bu testler serum kalitesini ölçmek için de tercih edilmektedir.



Kadınlarda gebelik ve doğum sonrası sürecin takibi, yapılan laboratuvar testleri ile kontrol altına alınmaktadır. Uzman hekim tavsiyesi üzerine yapılan ikili tarama, üçlü tarama ve dörtlü tarama testleri, laboratuvar üzerinden analiz edilmektedir. Bu testlerin yanı sıra anne ve bebek sağlığını kontrol etmek için yapılan hemen hemen bütün testler de yine laboratuvar aracılığı ile sonuçlandırılmaktadır. Vitamin testi, folik asit testi, kan uyuşmazlığı testi gibi detaylı analiz isteyen testler, bu kapsam içerisinde yer almaktadır.



Karaciğer, bağırsak, safra kesesi, mide, yemek borusu ve pankreas gibi sindirim sistemi organlarını kapsayan analiz ve tetkikler, gastroenteroloji testleri kapsamında yer almaktadır. Kabızlık, ishal, kusma, mide ağrısı ve reflü gibi şikayetler ile hastaneye müracaat eden bir hastaya ilk olarak gastroenteroloji testleri uygulanmaktadır. Bu testler, hastalığa doğru tanı konulması ve tedavi sürecinin eksiksiz şekilde tamamlanması için çok önemlidir. Dolayısıyla hekimler, kesin doğruluk oranına sahip gastroenteroloji test sonuçlarına bakarak hastalığın tanımı ve seyri konusunda görüş belirtmektedir.



Kadınların düzenli olarak yaptırması önerilen mamografi ve rahim ağzı testleri de laboratuvarlar aracılığıyla incelenmektedir. Laboratuvar teknisyeni tarafından mikroskop yoluyla incelenen örnekler, kişinin hücrelerinde olağan dışı bir hücre hareketliliği olup olmadığını saptamaya yarar. Testin pozitif olması durumunda ise daha detaylı tetkikler, laboratuvar ortamında kapsamlı bir incelemeye tabi tutulmaktadır.
 

Medikal Estetik Nedir?​



Yaşlanma başta olmak üzere doğal ve yapay etkenler, cildin eski görünümünü kaybetmesine ve deforme yaşanmasına sebep olmaktadır. Bu tür estetik şikayetlerin giderilmesi hususunda ise cerrahi ve cerrahi işlem gerektirmeyen pek çok yöntem günümüzde sıklıkla tercih edilmektedir. Dış görüntüsünden hoşnut olmayan kişiler, medikal estetik işlemleri sayesinde bıçak altına yatmadan tedavi olmaktadır. Diğer bir deyişle, medikal estetikte derin kesi gibi cerrahi bir müdahaleye gerek duyulmadığı için işlem ameliyatsız bir şekilde tamamlanmaktadır.

Medikal estetik işlemlerin hastaya en büyük avantajı, uzun bir iyileşme süreci gerektiren ameliyatı tamamen ortadan kaldırmasıdır. Yapılan işlemler sonrasında hasta kısa bir süre içerisinde günlük hayatına geri dönebilmektedir. Kişinin isteğine bağlı olarak yapılan medikal estetik işlemleri, duruma göre doktor tavsiyesi verilerek de uygulanabilmektedir. Dolayısıyla medikal estetik, bir yandan da diğer tıbbi birimler ile koordineli olarak gerçekleştirilmektedir.

Medikal estetik işlemlerini normal estetik işlemlerinden ayıran bir diğer konu ise hastaların yaş aralığıdır. Cerrahi bir işlem gerektirmeyen medikal estetik işlemleri, geniş bir yaş grubuna hitap etmektedir.Dolayısıyla medikal estetik, normal estetiğin tavsiye edilmediği daha alt yaş grubu hastalar için de başarılı bir şekilde gerçekleştirilmektedir.

Medikal Estetik Hangi Hastalıklara Bakar?​

Medikal estetik, tedavi yöntemleri ve şikayetlere göre birkaç temel uygulama alanına ayrılmaktadır. Saç ekimi ve uygulamaları, genel estetik uygulamaları, cilt bakım uygulamaları, estetik ve plastik cerrahi, sağlıklı beslenme, zayıflama, mezoterapi ve yüz dolgusu gibi işlemler, medikal estetiğin uygulama alanları arasında yer almaktadır.

Medikal estetik kapsamında giren şikayetler ile birime başvuran hastalar, öncelikli olarak uzman estetisyen tarafından ön muayeneye alınmaktadır. Estetik işlemi yaptırmak isteyen kişi, fiziksel kontrol yoluyla yapılan bu muayene işleminin ardından daha detaylı tetkik ve analizler için birtakım testlere tabi tutulur. Kan testi, cilt analizi, yağ ve metabolizma testi gibi testlerin ardından ise hastanın medikal estetik için uygun olup olmadığına ilişkin nihai karar verilir. Hastanın isteği doğrultusunda yapılan medikal estetik işleminin ardından, işlemin durumuna göre hasta hemen taburcu edilebilmektedir.

Erkeklerin en çok şikayet duyduğu medikal estetik sorunları arasında yer alan kelleşme, birimin tedavi ettiği hastalıklar arasında dikkat çekmektedir. Yanlış yapılan saç bakımı ya da kalıtsal cilt hastalıklarından dolayı saç kökleri zarar görebilmekte, bunun sonucunda ise saç dökülmesi gibi istenmeyen sonuçlar yaşanabilmektedir. Saç ekimi işlemleri, yeni yöntemler ışığında acısız ve ağrısız şekilde tamamlanmaktadır. FUE ve PRP destekli saç ekim işlemleri sayesinde güçlü, canlı ve hacimli saçlara tekrar kavuşmak mümkün olmaktadır. Bunun yanı sıra bölgesel ya da alan düzeltmesi şeklinde uygulanan sakal, bıyık ve kaş ekimi işlemleri de bu kapsamda değerlendirilmektedir.

Genel medikal estetik işlemleri olarak tanımlanan işlemler de, hastanın isteği doğrultusunda yüzün belirli bir bölgesine uygulanmaktadır. Dolayısıyla yüz genelini etkileyecek cerrahi işlemlere gerek duyulmamaktadır. Ayrıca leke temizliği, bölgesel incelme ve lazer epilasyon gibi doktor tavsiyesiyle yapılan bazı işlemler de genel medikal estetik işlemleri arasında yer almaktadır. Gençlik aşısı olarak bilinen vücut sıkılaştırma kürleri ise uygun bir seans takvimi belirlenerek birim kapsamında uygulanabilmektedir.

Yüz estetiği, vücut estetiği, burun estetiği, yanak ve dudak estetiği, meme estetiği ve genital bölge estetiği gibi estetik temelli plastik cerrahi işlemleri, medikal estetik birimi tarafından gerçekleştirilmektedir. Hastanın görüntüsünden memnun olmadığı bu bölgeler, alanında uzman estetisyenler tarafından istenen forma kavuşturulmaktadır. Ağrısız ve ameliyatsız gerçekleştirilen bu işlemler sonucunda hasta kısa süre içerisinde yeni görüntüsüne sahip olmaktadır.

Medikal estetik birimi, diğer tıp birimleri arasında koordineli olarak çalışmaktadır. Diyetisyen biriminin yönlendirmesi ile sağlıklı beslenme ve zayıflama alanında estetik işlemler yapılabilmektedir. Kilo verme programından sonra vücutta oluşan sarkıklıklar ve buruşmalar, medikal estetik biriminin ameliyatsız tedavisinin ardından giderilmektedir. Yine gebelik sonrası karın kısmında oluşan çatlaklar ve sarkmalar da medikal estetiğin tedavi alanları arasında yer almaktadır.

Yüz ve saç şikayetleriyle medikal estetik birimine başvuran, fakat yapay bir işlem yaptırmaktan çekinen hastalar ise mezoterapi adı verilen doğal uygulamaları tercih etmektedir. Birkaç kür halinde uygulanan mezoterapi işlemi sayesinde yüz ya da saç konusunda yaşanan sorunlar, doğal yöntemlerle çözüme kavuşturulur. Vitamin eksikliğinden dolayı cilt derisinin kendisini toplayamadığı durumlarda uygulanan yüz mezoterapisinde, deri altına vitaminler enjekte edilerek kırışıklıkların minimum seviyeye indirilmesi hedeflenir. Saç mezoterapisinde ise azalma eğilimi gösteren saç köklerine keratin ve vitaminler enjekte edilir. Bu sayede güçsüz kalan saç köklerinin kendisini toparlayıp eski formuna kavuşması sağlanmaktadır.
 

Medikal Onkoloji Nedir?​



Kanser teşhisi konulan hastaların tanılama, tedavi planlaması ve tedavi sürecinde titiz bir uygulamaya tabi tutulması gerekmektedir. Multidisipliner bir yaklaşıma sahip olan medikal onkoloji birimi, hastanın tedavi sürecinin başarılı bir şekilde yürütülmesi ve bu sürecin her aşamasının takip edilmesi aşamalarında katılımcı olarak yer almaktadır. Uzman medikal onkologların yürüttüğü bu süreç, hastanın rahat bir tedavi aşaması geçirmesi için bütün hazırlıkların yapılması ile başlamaktadır. Tespit edilen kitlenin büyüklüğü ve huy durumuna göre ise kemoterapi ya da ilaç tedavisi seçimi yapılarak tedavi süreci devam etmektedir.

Medikal onkoloji birimi; radyoloji, patoloji, nükleer tıp, radyasyon onkolojisi ve diğer dahiliye birimleri ile iş birliği yaparak tedavinin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi için gerekli bütün önlemleri almaktadır. Tedaviye gereksinim duyan kanser hastalarının yanı sıra kanser şüphesi taşıyan kişilerin de bütün test ve tetkikleri hassasiyetle gerçekleştirilmektedir. Böylece kanser hücresinin erken teşhis edilmesi sağlanarak hızlı bir şekilde tedavi aşamasına geçilmektedir.

Kanser tedavisi için gerekli olan kemoterapi süreci, medikal onkoloji servisinde ayakta tedavi ile gerçekleştirilmektedir. Hastanın genel sağlık durumunun ayakta tedaviye izin vermemesi gibi durumlarda ise uzman onkologun onayıyla yatarak tedavi işlemleri başlatılmaktadır. Tedavi gören hasta, yatışından itibaren tedavi aşamaları ile ilgili doğru bilgilere erişmek için doktor ile sürekli iletişim halinde kalmaktadır. Bunun yanı sıra hasta yakınları da sürecin işleyişi hakkında daha detaylı bilgi almak için medikal onkoloji hemşireleri ve servisin klinik psikologlarından danışmanlık alabilmektedir.

Medikal Onkoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

Medikal onkoloji, kanser ile ilgili kemoterapi ve destek hizmetleri vermesinin yanı sıra hastalarına geniş çaplı bir tedavi alanı sağlamaktadır. Kemoterapi, algoloji, immünoterapi, semptomatik tedavi, kemoterapi sonrası beslenme ve psikolojik destek hizmetleri; medikal onkoloji birimine başvuran hastalara verilen hizmetler arasında yer almaktadır.

Kanser hastalıklarında sıkça tercih edilen tedavi yöntemleri arasında yer alan kemoterapi, kanser hücrelerinin vücut içerisinde çoğalması ve büyümesini önlemek için kullanılmaktadır. İlaç takviyeli bir tedavi yöntemi olan kemoterapi, tıbbın gelişmesiyle beraber artık daha kolay şekilde gerçekleşmektedir. Kemoterapi tedavisinde kullanılacak ilaçlar; kanserli hücrelerin iyi ya da kötü huylu olması, yayılıp yayılmadığı ve vücut direnci gibi etkenlere göre belirlenir. Ayrıca onkologun koyduğu teşhise bağlı olarak birden fazla kemoterapi ilacı da karma olarak kullanılabilmektedir. Tedavi kürleri bu unsurlara göre belirlenmekte, hastanın seyrine göre doz artırımı ya da azaltımı yoluna gidilebilmektedir.

İmmünoterapi ise kanser hastalıklarında kullanılan yeni ve güncel bir tedavi yöntemi olarak dikkat çekmektedir. Kemoterapiye kıyasla daha etkili sonuçlar veren immünoterapi, damar yoluyla verilen plazmanın bağışıklık sistemini güçlendirmesini ve hücrelerin kendi kendine yenilenmesini sağlamaktadır. Bu sayede hücreler kanserli hücrelere karşı bağışıklık kazanmakta, kanserli hücrelerin direnci ise bir süre sonra zayıflamaktadır. Öte yandan immünoterapi tedavisinde saç dökülmesi, mide bulantısı ve mide yanması gibi yan etkiler görülmez. İmmünoterapi tedavisinin uygulanması için kanser tedavisinin 4. faza ulaşması ya da kanserli hücrelerin metastaz yapması şartı aranmaktadır.

Erken tanı konulan kanser hastalarında yayılmayı önlemek ve yan etkileri en aza indirmek için semptomatik tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir. Tedavi sürecinde vücut direncinin düşmesi durumunda kanserli hücreler daha hızlı yayılmakta, bu da daha farklı semptomlar gözlemlenmesine neden olmaktadır. Destekleyici tedavi kapsamındaki semptomatik tedavinin amacı, farklı belirtilerin gözlemlenmesini önleyerek hastanın tedavi sürecini daha rahat bir şekilde geçirmesidir. Bunun yanı sıra, kanserde ileri safhalara ulaşılmışsa ve tedavinin devam etmesi konusunda zorluklar yaşanıyorsa, semptomatik tedavi süreci başlatılarak yan etkilerin giderilmesi sağlanmaktadır.

Kanser tedavisi hangi safhada olursa olsun, onkoloji uzmanlarının önerdiği bir diğer yardımcı tedavi de algoloji olmaktadır. Kanser tedavisinde iltihap nedeniyle meydana gelen ağrılar, hareketsiz kalmadan ötürü oluşan kas ağrıları ve tedavi sonrası kronik ağrılar yaşanabilmektedir. Bu ağrıların giderilmesi açısından da algoloji tedavilerine başvurulmaktadır. Kemoterapi sonrasında oluşan ağrılar, algoloji uzmanının uyguladığı krem, losyon, sprey ve ilaç tedavisi yardımıyla hızlı bir şekilde giderilmektedir. Ayrıca sinirsel ve hareketsel olarak vücudun etkilendiği durumlarda da sinir blokları ve ağrı pompası gibi tedavi yöntemlerine başvurulabilmektedir.

Yapılan araştırmalar, kanser hastalığını yenmek için en önemli dirençlerden birisinin sağlıklı ve dengeli beslenme olduğunu ortaya koyuyor. Medikal onkoloji birimi, hastaları için vücut direncini üst seviyede tutacak beslenme önerileri paylaşarak bağışıklık sisteminin kuvvetli bir biçimde kalmasına yardımcı olmaktadır. Bilindiği üzere kanser tedavisinin başarıya ulaşması ile bağışıklık sisteminin güçlü olması arasında doğrudan bir bağlantı bulunmaktadır. Bunun için onkoloji uzmanları ve diyetisyenler, kanser tedavisi gören hastalar için bağışıklık sistemini güçlendirici bir beslenme takvimi belirlemektedir.

Kanser hastalığını yenmek için vücut direncinin kuvvetli olmasının yanı sıra psikolojik açıdan da motive olmak çok önemlidir. Ağır tedavi sürecinin psikolojik çöküntüye neden olduğu hastalar, bir süre sonra vücut direnci ve bağışıklığı açısından olumsuz yönde etkilenebilmektedir. Aile ve yakın çevrenin yanı sıra medikal onkoloji biriminin katkı sağlayacağı psikolojik destek süreci, hastanın sağlıklı bir tedavi süreci geçirmesine doğrudan etki ederek mental açıdan rahatlık sağlamaktadır.
 

Merkez Laboratuvar Nedir?​

Merkez laboratuvar birden fazla uzmanlık alanı gerektiren bölüm ve birimlerden oluşmuş laboratuvarlardır.

Biyokimya laboratuvarında Biyokimya uzmanları, Mikrobiyoloji bölümünde Mikrobiyoloji uzmanları, Patoloji bölümünde ise Patoloji uzmanları ve laborantları aracılığı ile çalışılmaktadır. Sağlık kuruluşlarımızda Merkez Laboratuvarlar ileri teknoloji tıbbi cihazlara ve kaliteli sarf malzemeler ile hizmet etmektedir. Personel ve donanım doğru sonucun elde edilmesinde son derece önemlidir.

Merkez laboratuvarlarında yapılan testler numunelerine göre (Kan, idrar, gaita, sürüntü gibi) çeşitlilik gösterirler. Uygun şartlarda doğru bir biçimde alınan numuneler yapılacak tahlil türüne göre ilgili laboratuvar bölümüne gönderilir. Gönderilen bu numuneler uygun teknikler kullanılarak analiz ve tetkik edilir. Normal referans değer aralıklarına göre herhangi bir problem olup olmadığına bakılarak karar verilir. Her test cihazının ve kitlerin kendine has referans değer aralıkları bulunmaktadır. Bu değerlerin kontrolü ilgili laboratuvar uzmanları tarafından değerlendirildikten sonra istemin yapıldığı servise gönderilir. Alanlarında uzman kişilerce çalışılan testlerin doğruluk oranı yüzde yüze yakın biçimde gerçekleşmektedir. Çalışanların güncel bilgilere sahip olması ve cihazların kalibrasyonları laboratuvar test sonuçlarının güvenilirliğini artırmaktadır. Doktorlarımızın hastalarımıza doğru tedaviyi uygulamasında laboratuvar tahlillerinin katkısı vazgeçilmezdir. Doğru teşhis doğru tedaviyi, doğru tedavi ise hastalıklarla mücadeleyi kolaylaştıracaktır.

Merkez Laboratuvar Hangi Hastalıklara Bakar?​

Merkez laboratuvarda yapılan testler şunlardır:

  • Glukoz: Kandaki şeker miktarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Ürik Asit: Kandaki protein sentezi ve oluşan asit tespiti ve takibi için yapılır.
  • Bilirubin: Safra kesesi, karaciğer fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Kreatin: Böbrek fonksiyonları tespit ve takibi için yapılır.
  • OGTT: Şeker yüklemesi yapılarak kan şekerlerinin tespit ve takibi için yapılır.
  • Aspartat Transaminaz (AST): Karaciğer enzim fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Alanin Transaminaz (ALT): Karaciğer, böbrek ve organların kas fonksiyonunun tespit ve takibi için yapılır.
  • Gama - Glutamiltransferaz (GGT): Karaciğer toksik fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Kreatin Kinaz (CK) / Kreatin Kinaz - MB(CK-MB): Kalp kası fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Lipaz, Total Asit Fosfotaz: Pankreas fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Trigliserid: Kan yağlarının tespit ve takibi için yapılır
  • Total Kolesterol: Kalp ve karaciğer fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • HDL - Kolesterol: Kalp ve karaciğer fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • LDL - Kolesterol: Kalp ve karaciğer fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Lipaz: Pankreas fonksiyonlarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Total Protein
  • Albumin: Kanda bulunan proteinlerin tespiti ve takibi için yapılır.
  • Tropnin-I, Miyoglobin
  • Osreokalsin
  • Sodyum: Vucuttaki elektrolit-su dengesinin tespit ve takibi için yapılır.
  • Potasyum: Vucuttaki elektrolit-asit dengesinin tespit ve takibi için yapılır.
  • Klorür: Vücuttaki asi-baz-su elektrolit dengesinin tespit ve takibi için yapılır.
  • Kalsiyum: Kandaki kalsiyum miktarının tespiti ve takibi için bakılır.
  • Fosfor: Kandaki fosfor miktarı tespiti için bakılır.
  • Magnezyum: Vucutta bulunan magnezyum miktarının tespiti için bakılır.
  • Demir (FE): Kandaki demir düzeyi tespit ve takibi için yapılır.
  • Demir Bağlama
  • Total Demir Bağlama
  • Ferritin: Kan da bulunan depo demir miktarının tespit ve takibi için yapılır.
  • Vitamin B12: Kanda B12 miktarının tespiti için yapılır.
  • Folk Asit: Kandaki B9 vitamin miktarı için bakılır.
  • Laktat Dehidrogenez (LDH)
  • Alfa-Amilaz
Hormon Testleri

  • TSH (Tirotropin): Tiroid hormon fonksiyonlarının tespit ve takibinde
  • T3 (Triiyodotironin); Tiroid hastalıklarının takibinde TSH ile birlikte
  • T4 (Troksin)Total: Tiroid hastalıklarının takibinde TSH ile birlikte
  • PRL (Proloktin)
  • PTH (Parathormon)
  • FSH (Folikül Stimülan Hormon)
  • LH (Lüteinizan Hormon)
  • PAPPP-A (Gebeliğe Bağlı Plazma Protein)
  • Progesteron
  • İnsülin: İnsülin hormon fonksiyonlarının tespiti için yapılır.
  • Üçlü Gebelik Testi
  • İkili Gebelik Testi
  • PSA (Prostat Spesifik Antijeni): Prostat ile ilgili fonksiyonların ve tümörlerin tespit ve takibinde
  • Prostat
  • Karsinoemriyonik Antijen (CEA)
  • Kanser Antijen (CA15-3, CA 19-9, CEA 125) Testleri
  • CEA 15 Akciğer hastalıkları ve tümör tespit ve takibinde
  • CEA 19-9 Kolon rektum kanseri tespit ve takibinde
  • CEA 125 Meme, yumurtalık kanseri tespit ve tedavisinde
Bağımlılık Tespit Testleri

  • Kokain: İdrarda kokain tespiti için bakılır.
  • Opiat: İdrarda opiat tespiti için bakılır.
  • Amfetamin: İdrarda amfetamin tespiti için bakılır.
  • Barbitürat: İdrarda barbütürat tespiti için bakılır.
  • Esrar: İdrarda esrar tespiti için yapılır.
  • Benzoriazepin: İdrarda benzoriazepin tespiti için bakılır.
Testler kişilerin yaş, cinsiyet, açlık, tokluk, beslenme, fiziksel aktivite, alkol, sigara, stres, kullanılan ilaçlar, yüksek ateş gibi kişiden kişiye değişiklikler gösterebilmektedir. Doktorunuzla hastalığınızın bilgilerini ve şikâyetlerinizi paylaşırken geniş ve kapsamlı bilgiler test sonuçlarınızı değerlendirirken kolaylık sağlayacaktır.

Sağlık kuruluşlarımızdaki yeni teknoloji ürünü laboratuvar donanımı ve yetişmiş uzman kadrolar ile hizmet verilmektedir. Günümüz hastalıkların erken tespiti ve tedavi edilme başarısı öncellikle doğru tahlil ve teşhis ile olmaktadır. Bu da her geçen gün daha donanımlı laboratuvarlara ihtiyacı artırmakta hatta mecbur kılmaktadır. Doğru teşhis ve tespitin yapılması kaliteli laboratuvar cihaz ve kitlerinin yanında deneyimli personeli de gerektirmektedir. Donanımı kaliteli olması tek başına yeterli olmaz. Hizmet içi eğitimler ile çalışanların bilgilerinin güncellenmesi de temel bir gerekliliktir. Yüksek kalite tıbbi cihazlar ve alanında eğitimli biyokimya uzman ve laborantlar aracılığı ile vaka test ve tespitleri yüzde yüze yakın oranda sağlanmaktadır.
 

Mikrobiyoloji Laboratuvarı Nedir?​

Mikrobiyoloji laboratuvarları ilgili kanun ve yönetmeliklere uygun olarak açılıp çalışmaktadır. Bu laboratuvarlarda işler mikrobiyoloji uzmanları ve laborantlar (laboratuvar teknisyeni) ile yürütülür. Adından da anlaşılacağı üzere tıbbi mikrobiyoloji laboratuvarlar hastalıkların teşhis edilmesinin sağlanması adına kişiden alınan numunelerin uygun koşullarda tetkik ve tahlil edilmesini yaparak tedaviye yönelik ışık tutar. Bu anlamda mikrobiyoloji laboratuvarı hem teşhis hem de tedavi anlamında tıbbi süreçlerin önemli bir parçasıdır. Burada yürütülen çalışmalar tıbbi süreçler açısından kritik bir role sahip olmaktadır.

Hastalıkların teşhis edilmesi birçok işlem ve hizmet süreçlerinden geçerek yürütülür. Bakteriyoloji, viroloji, mikoloji, parazitoloji ve hepsini ilgilendiren seroloji bölümleri ile çalışılır. Mikrobiyolojik bu çalışmalar hastalığı yapan mikroorganizmanın kendisini veya bazı yapılarını (antijen) doğrudan veya bunlara karşı kanda özel olarak oluşan antikor dediğimiz maddeleri göstermek (seroloji) için yapılır. Bunlardan en sık başvurulan yöntem ise tahlillerdir. Bakteri test ve tahlilleri, mikoloji mantar hastalıklarının tanısı, parazitoloji ise kan, doku ve barsak boşluklarında yaşayarak hastalık yapan parazitlere tanı konmasına yardımcı olur. Yapılan tahliller her alanda çok fazla çeşitlilik gösterir. Bu nedenle de tahlilin yapıldığı laboratuvarlar kendi aralarında isimlendirilirler. Örnek olarak bu laboratuvarlar “Biyokimya laboratuvarı”, “Mikrobiyoloji laboratuvarı”, “Patoloji laboratuvarı” gibi kısımlara ayrılırlar. Bu kısımların kendi alt başlıklarına göre ayrı bölümleri de vardır. Bunlardan biri olan Mikrobiyoloji laboratuvarı da viroloji ve bakteriyoloji alt bölümleri ile çalışır. Viroloji bölümü virüs kaynaklı tahliller üzerine yoğunlaşırken Bakteriyoloji bölümü ise bakteri test ve tahlillerine bakar.

Mikrobiyoloji Laboratuvarında Hangi Hastalıklara Tanı Koyabilir?​

Mikrobiyoloji laboratuvarı çalışma alanı insan vücudunda gözle görülemeyecek kadar küçük mikro canlıların gelişmiş mikroskoplar ve özel solüsyonlar aracılığı ile tahlil ve tetkik edilerek incelemelerinin yapılmasını kapsar. Bu laboratuvarlarda genellikle virüs, bakteri, parazit ve mantar kaynaklı hastalıkların teşhis edilmesi tedavi ve takibinin sağlanması adına tetkik ve tahliller yapılır. Hastalardan uygun şartlarda, uygun miktarda ve uygun zamanda alınan numuneler kan, gaita, idrar, balgam, sürüntü ve doku parçası gibi numuneler üzerinden çalışılır.

Mikrobiyoloji laboratuvarında yapılan testler şunlardır:

Mikroskobik İncelemeler

  • Direkt ve boyalı mikroskobik inceleme
  • Giemsa boyalı mikroskopi
  • Kalın damla yayma
  • BOS boyama ve hücre sayma
  • Periferik yayma
  • Bakteriyoloji (Kültür, Tanımlama ve Antibiyogram)
  • Boğaz kültürü
  • Burun kültürü
  • Kulak kültürü
  • Göz sürüntü kültürü
  • İdrar kültürü
  • Sinova sıvı kültürü
  • Peritoneal aspirat kültürü
  • Sperm kültürü
  • Apse ve derin doku aspirasyonu
  • Prostat sıvı kültürü
  • Vajinal akıntı kültürü
  • Diğer genital kültürler
  • Yara kültürü
  • Balgam kültürü
  • BOS kültürü
  • Plevral mayi kültürü
  • Mantar kültürü
  • Kan kültürü
  • Disk-difüzyon antibiyogram
  • GSBL ve İBL saptanması
  • Tam otomatik sistem ile tanımlama ve antibiyogram saptaması
  • Tam otomatik sistem ile maya tanımlaması ve antifungal duyarlılık
  • Tam otomatik sistem ile anaerobik bakteri tanılaması ve antibiyogram
  • Hızlı antijen testi
Hematolojik Tetkikler

  • Tam kan sayımı
  • Sedimantasyon
  • CRP
  • Periferik Yayma
  • İnce Yayma
  • Kalın Damla
TBC ve Moleküler Testler

  • Asido - rezistant basil boyama(ARB-EZN)
  • Tüberküloz kültürü (İdrar, balgam, BOS, Mide açlık sıvısı ile)
Moleküler Testler

  • HIV-RNA kantitatif saptanması
  • CMV-DNA kantitatif saptanması
  • HPV-DNA genotiplemesi
  • HCV genotip tayini
  • HIV ilaç direnci
Serolojik Testler

  • Gruber Widal
  • Brucella Wright Agg
  • Roze - Bengal lam Agg
  • Coombs’lu Wright Agg
  • Merkaptoetanol testi (Brusella IgG)
Diğer Serolojik ve Virolojik Testler

  • VDRL-RPR
  • TPHA
  • Dışkıda rotavirus antijeni aranması (parazitlojiden silinecek)
  • Dışkıda adenovirüs antijeni aranması (parazitolojiden silinecek)
  • Solunum sekresyonlarında influenza antijeni aranması
  • Solunum sekresyonlarında solunum paneli virüsleri bakılması
Elisa Testleri

  • Hepatit B paneli
  • Anti HCV
  • Anti HIV
  • Anti HAV IgM,IgG
  • Toksoplazma IgG,IgM
  • Rubella IgM,G
  • CMV IgM,G
  • VDRL-RPR
  • Anti-Rubella IgM ve IgG, avidite
  • Anti-CMV IgM ve IgG , avidite
Kan Merkezi

  • Kan grubu
  • Cross-Match
  • Rh subgruplar
  • Direkt ve indirekt coobs
Parazitoloji

  • Dışkının makroskobik ve mikroskobik incelenmesi
  • Dışkıda parazit aranması
  • Gaitada gizli kan
  • Dışkıda rota virüsü antijen aranması
  • Dışkıda adenovirüs antijen aranması
  • Selofan bant yöntemi
 

Nefroloji Nedir?​

Nefroloji, böbrek hastalıklarıyla ilgilenen bir tıp bilimi dalıdır. Nefroloji; Yunanca nephros “böbrekler” ve ology “çalışma” anlamına gelen bir terimdir.

Nefrolog böbrek sağlığı ve böbrek hastalıkları konusunda uzmanlaşmış uzman doktordur. Nefroloji uzmanlığı için iç hastalıkları uzmanlık eğitimini takiben yan dal uzmanlık eğitimini alınması gerekmektedir.

Nefroloji bölümü hangi hastalıklara bakar?​

Nefroloğun ana çalışma alanı ani veya yavaş gelişen böbrek fonksiyon kaybını değerlendirmek tanı ve tedavisini üstlenmek; hipertansiyonu olan hastalarda kan basıncının düzenlemek; su ve elektrolit (sodyum, potasyum, kalsiyum, fosfor gibi) bozukluklarının düzeltilmek ve idrarda protein kaçağı ve kanama başta olmak üzere idrar anormal bulguların nedenlerinin araştırmak; şeker, tansiyon,kalp yetmezliği, romatolojik hastalıklar gibi sistemik hastalıkların ve ilaçların böbrek üzerinde oluşturabileceği olumsuz etkileri değerlendirmek ve tedavi etmek, böbrek yetmezliği ilerlemiş hastalarda böbrek nakli ve diyaliz planı yapmak ve hastaların takibini yapmaktır. Ayrıca idrar yolu enfeksiyonu, böbrek taşı, böbrek kisti olmak üzere birçok böbrek hastalıklarının tanı ve tedavisini üstlenmektedir.

Böbreğin hastalıkları konusunda bilgilenelim!​

Böbreklerin en temel görevi sağlığın sürdürülmesi adına vücuttaki atık maddeleri temizlemek, vücuttaki su, elektrolit ve asit dengesinin düzenlenmesi,kan basıncını düzenlemek, kan yapıcı hormon ve vitamin D sentezini sağlamaktır. Sağlıklı bir böbreğin, kanı zararlı atıklardan (üre, kreatinin gibi) temizleyip sisteme tekrar katması sağlaması beklenir. Herhangi bir sebepten dolayı böbreklerin bu asli görevlerini yapamaması durumunda böbrek yetersizliği veya böbrek yetmezliği sorunları ile karşılaşılır.

Akut Böbrek Yetmezliği: Ani ve hızlı gelişen böbrek fonksiyon kaybına denmektedir. Sıvı kaybı,kana mikrop karışması durumu, kullanılan ilaçlar, qani kas yıkımı, böbreğin damar sisteminin etkilenmesi veya idrar çıkışının etkileyecek böbrek taşı gibi sorunlar akut böbrek yetmezliği yapabilmektedir. Bu durumda amaç böbreğe hasar veren neden/nedenlerin ortaya çıkarılması, hasar oluşmadan destek tedavinin başlatılması, eğer böbrek fonksiyonu belirgin etkilendiyse geçici diyaliz tedavi planı yaparak hastayı metabolik olarak rahatlatmaktır.

Kronik Böbrek Yetmezliği: 3 aydan daha fazla süre böbrek hasar bulgularının ve böbrek fonksiyon kaybının devam etmesi durumu kronik böbrek yetmezliğine işaret eder. En sık görülen nedeni şeker, hipertansiyon, böbrek damar hastalıkları, nefrit, polikistik böbrek gibi genetik geçişli veya at nalı şeklinde böbrekler gibi doğuştan böbrek hastalıkları, Ailevi Akdeniz Ateşi'dir.

Kronik böbrek yetmezliği tedavisinde öncelik neden olan hastalığa yönelik tedavidir. Ek olarak metabolik bozukları düzeltici destek tedavi verilmektedir. Hedef böbrek fonksiyon kaybının düzeltilmesi veya durdurulmasıdır. Kan basıncı ve şeker hastalığının kontrolü böbrek hasarının durdurulmasında büyük önem taşımaktadır.

Böbrek fonksiyonunda ileri derecede kayıp gerçekleştiğinde üremik belirtiler ortaya çıkar, sıvı elektrolit dengesizliği, asit birimi, kansızlık gelişir. Bu durumda böbrek nakli veya diyaliz (hemodiyaliz/periton diyalizi) seçenekleri düşünülmelidir.

Böbrek nakli, kaybolan böbrek fonksiyonunu geri verecek, hastanın en sağlıklı yaşamını sürdürecek öncelikli, tercih edilen tedavi seçeneğidir.

Nefrit​

Nefrit olarak bilinen aslında glomerülonefrit olarak tanımlanan böbreğin süzmesini etkileyen ve böbrek dokusuna iltihabi hücre göçü ile karakterize olan 'nefrit' birçok alt hastalık grubundan oluşmaktadır. Belirtileri çok sinsi olabilmektedir. İdrarda protein kaybı veya kan elemanlarının görülmesi, böbrek fonksiyon kaybı en sık görülen laboratuvar bulgularıdır. Tanı böbrek biyopsisi ile konulmaktadır.

Böbrek taşı​

Böbrek taşı her 11 kişiden birinde görülmekte ve 70 yaşına kadar erkeklerin %19’unda, kadınların ise %9’unda ortaya çıkabilmektedir. Genetik feaktörler, metabolik hastalıklar, yaşam şekli taş oluşumunu belirlemektedir. Taş şiddetli ağrı ile kendini belli edebildiği gibi, sessizce gelişebildiği,ve rastlantısal fark edildiği vakalar da çoktur. Tedavisiz kaldığında böbreklerde küçülme ve böbrek yetmezliği gelişimine neden olabilmektedir.

İdrar yolu enfeksiyonu​

İdrar yolu enfeksiyonları kadınlarda sıklıkla görülen hastalıkların başında gelmektedir. Kadınların yaklaşık %10-35’i yaşamının herhangi bir döneminde üriner sistem enfeksiyonu geçirmektedir. Bir kez üriner sistem enfeksiyonu geçiren kadınların yaklaşık %50’sinde enfeksiyon yinelemektedir. En sık rastlanan formu akut sistit olarak tanımlanan mesane de enfeksiyon olma durumudur.

İdrar yolu enfeksiyonu ateş, idrar yaparken yanma,sık idrara gitme,bulantı gibi belirtilerle kendini gösterebilmektedir. Çocuklarda ve yaşlılarda belirtiler silik olabilmekte ve geç fark edilebilmektedir. Erken tanı ve tedavi başlanmadığında hastanın durumu ağırlaşmakta, böbrek yetmezliği gelişebilmektedir.
 

Nöroloji Nedir?​

Kelime anlamı olarak Nöro (Sinir) ile logio (Çalışma)dan oluşan Nöroloji adından da anlaşılacağı üzere sinir bilimidir. Ağırlıklı olarak sinir sisteminin rahatsızlıklarına bağlı olarak vücudun bütün fonksiyonunu etkileyen kas hastalıkları da dâhil fonksiyon bozukluğu hastalıkları alanında yapılan çalışmalar Nörolojinin faaliyet alanlarıdır. Bu alanda sorumlu olan tıp uzmanlık alanı ise Nöroloji uzmanlığıdır.

Merkezi, otonom ve periferik sistemin bütün rahatsızlıkları Nörolojinin alanıdır.

Nöroloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

  • Miyelin (Sinir kılıfı hastalıkları)
  • Parkinson
  • MS
  • ALS
  • Unutkanlığa neden olan Alzheimer ve Demans
  • Epilepsi
  • İnme (Beyin felci)
  • Epilepsi (Sara)
  • Baş ağrısı
  • Baş dönmesi
  • Migren
  • Yüz felci
  • Nöropati
  • Menenjit
  • Hareket bozuklukları (Ellerde titreme, diskinezi vb.)
  • Kas hastalıkları
  • Hareket zorluğu
  • Konuşma güçlüğü
  • Kasılma
  • Uyku bozuklukları
Bunlar gibi birçok kas ve sinir hastalıklarının teşhis ve tedavisi Nöroloji uzmanlarının çalışma sahasına girmektedir.

Bazı problemlerin teşhisini sağlamak adına yapılan EMG - EEG - SSEP - VEP - BERA gibi testler de bu birim tarafından gerçekleştirilmektedir.

EEG (Elektroensefalografi): Beyindeki elektriksel sinyal durumlarının işleyişinin EEG cihazı ve bilgisayar yardımı görüntüye aktarılmasını sağlamaktadır. Bu görüntüler sayesinde aksaklığın nerede olduğu tespit edilerek tedaviye kaynak oluşturur. Alınan bu EEG çıktısına elektrosefalogram denir.

EMG (Elektromigorarfi): Duyu ve motor sinir uçlarının sinir iletim durum ve hızlarını ölçmeye yarar.

Bu ve buna benzer aletler ve kan tahlilleri yöntemleri kullanılarak hastalıkların neden ve durumları araştırılır. Bu bilgiler ışığında hastaya en uygun tedavi yöntemleri uygulanır.
 

Nükleer Tıp Nedir?​

Nükleer tıp pek çok hastalığın teşhisinde radyoaktif ve radyoformasotik maddeler kullanılarak görüntülenmesi ve tedavi edilmesi işlemlerinin yapılmasını kapsayan işlemlerin bölümüdür. Bu bölümdeki işler nükleer tıp uzmanları gözetiminde gelişmiş teknolojik cihazlar ve nükleer tıp teknikerleri aracılığı ile görüntüleme işleri yapar. Yapılan görüntüleme işlem ve tetkikleri çok çeşitli görüntüleme cihazları aracılığı ile sağlanır. Gelişmiş ileri teknoloji ürünü olan bu cihazlar hastalıkların teşhisi ve tedavisinde yol gösterici olmaları nedeni ile hayati öneme sahiptir. Özellikle kanser hastalıklarının erken teşhisi, evrelenmesi ve tedaviye yön verilmesi açısından nükleer tıp bölümü tarafından çekilen görüntüler çok büyük öneme sahiptir.

Nükleer tıp biriminde kullanılan bu ileri teknoloji cihazların kalitesi kadar bunu kullanan uzman ve teknikerlerin bu konularda eğitim ve becerileri üst seviyededir. Kullanılan maddeler radyoaktif maddeler olduğundan iş güvenliği ve hasta güvenliği açısından tecrübe ve donanım kritik role sahiptir. Ayrıca iyi sonuçların alınması teşhis ve tedavi süreçlerine de olumlu katkı sağlamaktadır.

Nükleer tıp bölümünde birçok çeşit ileri teknoloji görüntüleme cihazları bulanmaktadır: SPECT-PET-CT-MRI gibi. Bu cihazlarda kullanım alanlarına ve yerlerine göre yüksek görüntüleme kabiliyetine sahiptir. Bütün bu görüntüleme ve raporlama bazen teşhis amaçlı olmakla beraber bazen de tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Bu işlemlerin tümü nükleer tıp alanı içerisinde Nükleer tıp uzmanları sorumluluğunda gerçekleşmektedir.

Nükleer tıp birimi tıpta Uzmanlık alanı olarak nükleer tıp eğitimi almış nükleer tıp doktorları ile nükleer tıp teknikerleri, hemşireler ve yardımcı personellerden oluşur.

Nükleer Tıp Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Nükleer tıp kendi alanı dâhil hemen hemen bütün branşların hastalık tanı ve tedavisi için hayati önemde önceliğe sahiptir. Üç boyutlu gama kameralar ile görüntülenmesi sağlanan organların işleyişleri hakkında geniş bilgiler verir. Bu görüntüler ışığında ilgili organ hakkında ilgili alandaki hastayı takip eden doktor yapacağı tedavi veya ameliyatın planını oluşturur. Sağlıklı ve kaliteli bir görüntü hayat kurtarıcıdır. Nükleer Tıp Birimi kapsamında pek çok hastalığın teşhis ve tedavisinde önemli rol oynar.

  • Endokrinoloji (Guatr, tükürük bezi gibi)
  • Kalp ve Damar hastalıkları
  • Sinir sistem hastalıkları
  • Dolaşım sistemi hastalıkları
  • Solunum sistemi hastalıkları
  • İskelet ve Kemik hastalıkları
  • Üroloji; Böbrek, mesane, prostat, yumurtalıklar
  • Mide, bağırsak, safra kesesi
  • Nöroloji; Sinir hasarları, damar tıkanıklıkları, Parkinson, Alzheimer, İnme
  • Kanser; Özellikle kanser hastaları ve bu hastalıkla mücadelede aktif yol gösterici durumdadırlar. PET/CT taramaları kalitesi ve görüntüsü sayesinde hücreler çok net olarak görüntülenmektedir.
Nükleer tıp bölümündeki görüntüleme cihazları ile kullanılan radyoaktif maddeler sebebiyle bu hizmeti alacak kişiler yüksek radyasyona maruz kalma endişelerini sıklıkla dile getirirler. Ancak bu birimdeki cihazların yaydıkları radyasyon miktarı ile diğer görüntüleme cihazları arasında yüksek bir fark olmamaktadır. Damardan vücuda görüntü kalitesini sağlamak için verilen radyoaktif maddeler ise 6-12 saat içerisinde idrar ve dışkı yolu ile tamamen vücutta atılmaktadır.
Alıntı
 

Organ Nakli Nedir?​

Herhangi bir nedenden dolayı organ yetmezliği sorunu yaşayan hasta kişiler için organ ve doku alınması, saklanması ve organ nakli kanunu hükümlerine göre bağışta bulunmuş kişilerden veya kadavradan alınarak hastaya transfer edilmesi işlemine “organ nakli” denir. Canlıdan canlıya olabildiği gibi kadavradan alınarak yapılan organ nakilleri de olmaktadır. Karaciğer, böbrek, kalp, akciğer, kornea, kas doku, yüz ve saçlı deri, kemik, üst solunum yolu, ince bağırsak gibi organlar nakil kapsamı içindedir.

Organ nakli, günümüzde organ yetmezliği çeken çok sayıda hasta için en etkili tedavi yöntemidir.

Organ naklinde iki tür işlem bulunmaktadır:

Kadavradan canlıya organ nakli: Organ bağışının yeterli seviyede olmamasından dolayı organ ihtiyacı olan hastalar durumlarının acillik derecelerine göre ulusal sıralamaya konulur. Kan grubu ve doku uyumunun uygun olması durumunda nakil kararı alınır. Uygun bulunan organ en fazla 4- 12 saat dilimi içerisinde uygun saklama koşullarında nakil yapılacak merkeze getirilir ve merkezdeki organ nakil ekibi tarafından işlem gerçekleştirilir.

Canlıdan canlıya organ nakli: Son dönem böbrek yetmezliğine girmiş ve nakil ihtiyacı olan hastalar için canlı organ bağışında bulunmayı kabul eden kişiler arasında olur. Verici adayının uygun donör olup olmadığının tespiti için doku uyumu ve kan grubu, kan testi yapılarak tıbben uygun verici olabileceğine karar verilmesi ile organ nakil süreci başlatılır.

Son 30 yılda tıpta en çok gelişme de organ nakli alanında gözlenmiş, gelecekte de yine en büyük gelişmeler bu alanda beklenmektedir. Türkiye organ nakli alanında dünya ile yarışan bir deneyime sahiptir. MEDICANA, alanında uzman tıbbi personeli ile organ nakli alanında başarıyla hizmet vermektedir.
 

Ortopedi ve Travmatoloji Nedir?​

Kas ve iskelet sistemi hastalıkları üzerinde çalışan Ortopedi ve Travmatoloji birimi, çok farklı alt dalları, teşhis ve tedavi yöntemleri bulunan son derece zengin bir uzmanlık dalıdır. Kollar, bacaklar, leğen kemiği bölgesi, omurga gibi başlıca alanlar ile kemik, kas, damar, sinir, omurilik bağlantı dokuları Ortopedi ve Travmatoloji bölümünün ilgi alanına girmektedir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon gibi diğer birimler ile koordineli çalışan Ortopedi ve Travmatoloji birimi el cerrahisinde protez işlemlerine kadar geniş bir alanda faaliyet göstermektedir.

Ortopedi ve Travmatoloji biriminde yapılan işlemler şu şekildedir:

El Cerrahisi - Mikrocerrahi: Parmak ucundan omuz bölgesine kadar olan kısım el cerrahi alanına girer. El ile omuz bölgesi arasında yer alan alanda meydana gelen kemik kırıkları, tendon-kas kopmaları, sinir sıkışmaları gibi problemler tedavi edilir. El cerrahisi, hassas hareketler ve koordinasyon gerektirdiği için sabırla devam edilmesi gereken bir alandır. Ayrıca el cerrahisi polidaktili (6 parmak), karpal tünel sendromu (sinir sıkışıklığı), syndaktili (parmakların yapışıklığı), CP sekeli sebebiyle oluşan el deformitelerini tedavilerini kapsar.

Mikrocerrahi tekniği sayesinde çıplak gözle dahi çok zor görülebilen iğne ve iplikler yardımı ile çapı 1 mm'den de küçük sinirler ile ameliyat edilebilir. Bu sayede kopan kol, el, bacak ve ayak gibi organlar başarı ile yerine takılabilir ve çok ince sinir lifleri onarılabilir.

Spinal Cerrahi (Omurga Hastalıkları ve Cerrahisi): En sık görülen omurga eğrilikleri ile kırıklar temel tedavi alanlarını oluşturmaktadır. Omurgada doğuştan ya da sonradan oluşan skolyoz, spondilolistezis, spinal stenoz, Schuermann kifozu, omurga yaralanmaları, çıkıklar ve omurga enfeksiyonları teşhis ve tedavileri yapılmaktadır.

Diz Cerrahisi: Diğer eklemlere göre en fazla yüke maruz kalan dizde problem görülme sıklığı daha fazladır. Özellikle spora başlamadan ısınmamak ve dizleri aşırı zorlamak bu alandaki kıkırdak dokusunda hasar oluşmasına, bağlarda kopmaya ya da menüsküste yırtılmaya neden olarak diz sağlığını bozabilir. Diz ekleminde meydana gelen menüsküs, eklem kıkırdağı, ön çapraz bağ ve kapsül gibi alanların yaralanmaları, septik artrit (eklem içi iltihaplanma), sinovit (eklem zarının kalınlaşması), diz ekleminin kireçlenmesi ve eklem içinde meydana gelen kırıklar artroskopik cerrahi ile tedavi edilmektedir.

Ayak Bileği Cerrahisi: Talus dome denilen bölgede tibia distal uç anterioerde sıkışma, osteokondral hasar, FHL tenosinovit gibi hastalıklar tedavi edilmektedir. Artroskopi yöntemi ile yapılan ayal bileği operasyonlarında fiberoptik aletler kullanarak eklem içlerinin görüntülü şekilde muayene edilir, meydana gelen hastalıklar ile yaralanmaların teşhis kolaylıkla tespit edilebilir. Artroskopi ile ufak birkaç cilt kesisi açılır. Çok küçük boyutlarda olan bu iz, açık ameliyata göre çok daha hızlı iyileşme gösterir. Operasyon ortalama 1 saat sürer ve hasta kısa sürede taburcu edilir. Ameliyattan birkaç gün sonra ayak üzerine basılabilir, hatta araba kullanılabilir.

Omuz Cerrahisi: SLAP lezyonu (biceps tendon hasarı), donuk omuz, impingement (kemik uzaması nedeniyle oluşan ağrı), omuz eklem çıkığı, tenisçi dirseği ve radius başı çıkığı gibi problemler kapalı ya da açık cerrahi operasyonlar ile tedavi edilir.

Bacak Eşitsizlikleri ve Boy Uzatma Tedavisi: Bacaklardaki eşit olmayan boy problemi ya da çarpık bacaklar İlizarov yöntemi sayesinde tedavisi yapılabilen ortopedik sorunlardandır. İlirazov yöntemi ile uzun bacağın kısaltılması ya da kısa bacağın uzatılması ile eşitlenebilmektedir. Öte yandan kemik kırıklarında kaynama sonucunda meydana gelen eğrilik, kısalık ya da yumuşak doku kaybı tedavileri de yapılabilir.

İlizarov yönteminde kemikleri çember ve ince teller ile tespit edilir, eklenen menteşeler ile çubuklar sayesinde kemik parçalarına kontrollü hareket sağlanır. Kemik kayıpları, doğuştan gelen hastalıklar ile büyüme kıkırdağının erken kapanması gibi problemler sonrası gelişen kemik eşitsizlikler hem çocuklarda hem de yetişkinlerde tedavi edilebilmektedir. İlizarov yöntemi ile aslında kemikte düşük enerjiye sahip bir kırık oluşturulur ve günde 1 mm uzama sağlanır. Uzama istenilen alanda kemiğin kendi uzunluğunun %80'ine kadar uzama elde edilmektedir.

İlizarov yönteminin kullanılabildiği diğer hastalıklar şunlardır:

  • Kaynamayan kırık tedavisinde,
  • Kapalı ve açık kırıklarda,
  • Kol ve bacak eğriliklerinde,
  • Kemik uzatma işlemlerinde (Boy uzatma, enfeksiyon sonrası büyüme kıkırdağının erken kapanmasında, çocuk felci sekeli)
  • Genellikle travma, tümör veya enfeksiyon sonrası gelişen kemik kayıplarında,
  • Metabolik hastalıklarda,
  • Yapısal kemik bozukluklarında,
  • Kemik enfeksiyonlarında.
Pediatrik Cerrahi: Doğuştan getirilen kalça çıkığı, Perthes hastalığı, PEV sekeli, Brakhial pleksus hasarı, yürüme bozuklukları, Tortikollis, ayak sorunları ile omurga rahatsızlıkları tedavi edilmektedir.

Onkolojik Cerrahi: Kas, kemik, sinir, tendon ve eklem gibi iskelet sistemine ait bir alanda gelişen iyi ya da kötü huylu tümörlerin tedavisi yapılmaktadır.

Spor Travmatolojisi: Vücudun organik direncini artıran ve sistemlerin fizyolojik kapasitelerini geliştiren spor, uygun hazırlıklar yapılmadan başlandığında yaralanmaları da beraberinde getiren bir uğraşıdır. Spor aktivitelerinde travmaya en çok maruz kalan bölgeler arasında %33'lük payı ile diz eklemi yer alır. Diğer en sık görülen yaralanmalar ayak uyluk bölgesi, kalça ve kasık bölgesi, omuz eklemi, el bileği ve omurga dirsek eklemidir. Tüm sportif travmaların acil teşhis ve tedavisi uzman hekimler tarafından yapılmaktadır.

Ortopedi ve Travmatoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

Spor Yaralanmaları ve Artroskopik Cerrahi

  • Menisektomi,
  • Rekonstrüksiyon operasyonları,
  • Menüsküs onarımı,
  • Mikrofraktür ve osteochondral kıkırdak nakli,
  • Artroskopik bankart onarımı (omuz çıkığında),
  • Labral yırtık onarımı,
  • Rotator kılıf onarımı,
  • Omuz eklemosteoartriti,
  • Yabancı cisim çıkarılması.
Ayak ve Ayak Bileği Cerrahisi

  • Kıkırdak yaralanmaları,
  • Bağ yırtılmaları,
  • Spor kırıkları ve yaralanmaları,
  • Ayak ve ayak bileğinde oluşan dejeneratif problemler.
Dirsek ve Omuz Cerrahisi

  • Rotator kılıf hastalıkları,
  • Omuz ve dirsek artrozları,
  • Tekrarlayan çıkıklar,
  • Düşme, trafik kazası ve iş kazası gibi travmaya bağlı hastalıklar.
Çocuk Ortopedisi ve Travmatolojisi

  • Çarpık ayak,
  • Doğumsal bozukluklar,
  • Düz taban,
  • Kalça çıkığı,
  • Tümörler,
  • Kırık tedavi ve takibi.
Kireçlenme (artroz)

  • Diz kireçlenmesi (gonartroz),
  • Kalça kireçlenmesi (koksartroz),
  • Periacetabular ve yüksek tibial rekonstrüktif kemik ameliyatları,
  • Kalça, diz, omuz ve dirsek protezleri,
  • Protez enfeksiyonu,
  • Protez gevşemelerinde revizyon operasyonları
El Cerrahisi, Ekstremite ve Üst Ekstremite

  • Kol ve bacak kemiklerinin uzatılması,
  • Kemik deformite ve enfeksiyonları,
  • Kırıkların kaynamaması,
  • Akut yumuşak doku travmaları,
  • Kesilmiş damar ve sinirlerin onarımı,
  • Tendon transferleri,
  • Amputasyonlar
 

Plastik Cerrahi Nedir?​

Plastik cerrahinin bilinen büyük kısmını estetik cerrahi oluştursa da aslında plastik cerrahi alanı içerisinde rekonstüktif cerrahi, el cerrahisi, kraniyofasiyal cerrahi, mikro cerrahi ve yanık tedavisi de yer almaktadır.

Rekonstrüktif cerrahi ile vücut yüzeyindeki deri, deri altı ve kemikleri etkileyen edinsel ya da doğumsal tüm doku ve organ kaybının onarılması yer alır. Örneğin, yapışık parmak (sindaktili), travmatik şekilde oluşan yanıklar, farklı kesiler ve uzuv kopmaları, kronik yaralar, hemanjiomlar gibi vasküler kitleler bu cerrahi disiplini içerisindedir.

Estetik / kozmetik cerrahi ise vücut görünüşünün daha da güzelleştirilmesi ve mükemmele ulaştırılması için yapılan ameliyat ve girişimleri kapsar. Burada temel amaç tıbbî bir problemden çok güzellik ve estetik kaygılardır.

Plastik cerrahi ise tüm bu alanları kapsayan geniş bir disiplindir. Plastik cerrahi uzmanlık eğitimi sırasında aynı zamanda estetik (kozmetik) cerrahi eğitimi de verilir. Estetik kaygılar bazen sadece güzellik amacı taşımak dışında tıbbî problemlerin de eşlik ettiği hastalıklar sunabilir. Örneğin, dev boyutlara ulaşan memelerin (gigantomasti) cerrahî olarak düzeltilmesi ya da aşırı şişman bir gövdenin yeniden yapılandırılması gibi hem tıbbî hem de estetik problemler birlikte çözülebilmektedir. Buna göre bir organın estetik açıdan düzeltilmesi yanı sıra işlevini koruması da oldukça önemlidir. Örnek vermek gerekirse, Rinoplasti (estetik burun cerrahisi) esnasında, buruna şekil verilirken nefes alma sorunları da birlikte düzeltilmelidir.

Plastik Cerrahi doğası gereği genel vücutta meydana gelen doku bozuklukları, cerrahi ameliyatlar sonrasında oluşan ameliyat izleri, travmalara bağlı oluşan sarkmalar gibi patolojik rahatsızlıklar ile ilgilenirken hastadan gelen talepler doğrultusunda estetik girişimlerde de bulunabilir.

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Hangi Hastalıklara Bakar?​

  • Doğumsal ya da edinsel deformiteler ( Yarık dudak , yarık damak , doğuştan yapışık parmaklar)
  • Travma ve hastalıklar sonrası oluşan açık yaralar
  • Travma sonrası yüz kemiklerinde oluşan kırıklar ve cerrahi tedavisi
  • Cilt kanserleri ve cerrahi tedavisi
  • Elin travma sonrası işlevsel bozuklukları ve El Cerrahisi
  • Mikrocerrahi ( Doku nakilleri, sinir, damar onarımları)
  • Cilt tümörleri (benler, et benleri) cerrahi tedavisi
  • Göz kapağı bozuklukları
  • Fonksiyonel ve şekil bozukluklarına neden olan yanık ve yara izleri
Plastik Cerrahi biriminde sıklıkla yapılan cerrahi girişimler şunlardır:

Yara izleri tedavisi: Genellikle her sağlıklı insanda yaralar iz bırakarak iyileşir. Cerrahi girişimler de bir doku yaralanmasıdır ve iz oluşturması normaldir. Benzer şekilde yanıklar da yara izlerinin önemli nedenlerinden biri olarak sayılmaktadır. Dolayısıyla yara izlerinden rahatsız olan hastalar için ilerlemiş teknolojinin sunduğu pek çok yöntem uzman doktorlar sayesinde uygulanabilir.

İyileşmeyen yaraların tedavisi: Damar tıkanıklığı, yatağa bağımlı olma durumu ya da diyabet (şeker hastalığı) gibi sebepler ile iyileşmeyen yaralar görülmektedir. Plastik cerrahinin en önemli işlemlerinden biri de yara bakımıdır. Bu konuda yara oluşumunun önüne geçilmesi, yaraların ileri seviye teknikler ile bakımı, takip ve sürecin izlenmesi ile gerektiği taktirde ameliyata kadar giden aşamalar bir bütün olarak değerlendirilmektedir.

Cilt kanserleri: Günümüzde güneşe çok fazla maruz kalma ile ozon tabakasının incelmesi gibi sebepler nedeniyle cilt kanseri vakaları oldukça artmıştır. Cilt kanserlerinin pek çok farklı türü vardır. Bazı türlerin tedavisi için 3-4 mm deri alanının çıkarılması yeterli iken, bazı türler oldukça agresif ve tehlikelidir ve daha geniş alanların çıkarılması gereklidir. Bu konuda bireylerin dikkat etmesi gereken temel konu vücudunu izlemesi ve benleri takip etmesidir. Özellikle hızla büyüyen, renk ve form değiştiren, kaşınan ya da yara olan bir ben varsa plastik cerrahi birimine derhal başvurulması gerekir. Küçük bir lokal operasyon ile ben çıkartılıp ve patolojik inceleme yapılabilir. Bu şekilde tedavi planlaması daha doğru yapılabilir.

Yüz kemiklerinde oluşmuş kırıklar: Çeşitli travmalar ya da kazalar sonucunda yüz bölgesinde burun, elmacık kemiği ya da çene kemiği kırıkları meydana gelebilmektedir. Bu kırıkların cerrahi operasyonlar ile tamiri esnasında titanyum plâklar ve vidalar kullanılır. Sadece estetik açıdan değil, fonksiyonel açıdan da yüz kemiklerinin onarımı önemlidir.

Baş boyun bölgesi onarımları: Kanser, yanık ya da kaza gibi sebepler ile burun, kulak, dudak gibi uzuvların bir bölümü ya da tamamı kaybedilebilmektedir. Böyle durumlarda birtakım cerrahi teknikler ile neredeyse orijinale yakın sonuçlar elde edilebilir.

Genital organlardaki şekil bozuklukları: Doğuştan gelen bazı genital organ bozuklukları da plastik cerrahi ile düzeltilebilmektedir. Özellikle halk arasındaki tabiri ile "peygamber sünneti" olarak bilinen, erkek bebeklerde idrar deliğinin penis ucundan değil de geri alanlarda bulunması şeklinde tanımlanan "hipospadias" sıkça görülen bir durumdur. Kız bebeklerde ise farklı nedenlerden dolayı vajina oluşmayabilir. Bu tür ve benzeri durumlarda plastik cerrahi en uygun tedavi yöntemini önermektedir.

Mikrocerrahi girişimleri: Vücudun bir alanındaki dokuyu, damarları ve sinirleri ile birlikte ihtiyaç duyulan bir başka alana taşımak için mikrocerrahi kullanılmaktadır. Örneğin, çenesi tamamen alınan bir kişi için kaval kemiğinden çene yapılabilir veya yemek borusu alınan bir birey için bağırsaktan yemek borusu yapılabilir. Bu teknik ile hasar gören damar ve sinirler onarılmaktadır.

Meme rekonstrüksiyonu: Günümüzde meme kanseri tedavisi gören pek çok kadının memesinin bir kısmı ya da tamamı alınabilmektedir. Onkoloji uzmanının onayı ile yeniden meme oluşturulması için plastik cerrahiden yardım alınabilir. Yeniden meme oluşturma ameliyatı, onkolojik ameliyat ile aynı anda yapılabileceği gibi tüm tedaviler bittikten sonra da gerçekleştirilebilmektedir. Tedavi için hastanın kendi dokusu ya da meme protezleri kullanılmaktadır.
 

Psikiyatri Nedir?​

Psikiyatri, insan psikolojisini etkileyen zihinsel hastalıkların tedavisiyle ilgilenen, bunu gerçekleştirirken hastanın ve hastalıkların özel durumuna göre değişen yöntemler kullanan bir tıp alanıdır. Bu yöntemler hastanın duygusal, bilişsel, davranışsal ya da sosyal yönlerini hedef alarak uygulanan psikoterapik çalışmalar şeklinde olabilirken, belirli etkin maddeleri içeren ilaçlar aracılığıyla da olabilmektedir.

Oldukça geniş bir çalışma alanına sahip olan psikiyatri sayesinde birçok zihin temelli davranış, duygu ve düşünce bozukluğu başarıyla tedavi edilebilmektedir.

Psikiyatri Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Depresyon​

Depresyon, beynin başlıca fonksiyonlarından biri olan duygu, düşünce ve davranış düzenleme işlevini sağlıklı bir şekilde gerçekleştirememesiyle bağlantılı olarak, sürekli bir karamsarlik halinin varlığıyla kendini gösteren bir hastalıktır. Oldukça yaygın görülen psikiyatrik bir hastalık olan depresyonun belirtileri ve şiddeti kişiden kişiye değişmekle beraber, temel belirtileri arasında önceden keyif alınan ilgi alanlarına karşı motivasyon ve dikkat kaybı, uyku düzeni bozukluğu, iştahın azalması, yoğun değersizlik ve anlamsızlık hisleri yer almaktadır. Depresyon psikoterapi, bilişsel tedaviler, beyin uyarımı teknikleri ve ilaç kullanımıyla yüksek bir başarı oranı ile tedavi edilebilmektedir.

Anksiyete Bozuklukları​

Anksiyete ya da kaygı bozuklukları, sağlıklı haliyle çeşitli sorunlarla başa çıkabilmek ve tehlikeli durumların farkına varabilmek için gerekli olan kaygı hissinin doğru çalışmadığı durumlarda ortaya çıkan bir hastalıktır. Anksiyete bozukluğuna sahip bir birey, görünürde herhangi bir somut ya da akla yatkın tehlike yokken, kendi bedeninde bu tehditler varmışcasına endişe, terleme ve kalp ritminin hızlanması gibi belirtileri gözlemleyebilmektedir. Anksiyete bozukluğu olan bireylerin büyük çoğunluğu bu belirtilerin sebepsiz yere ortaya çıktığının farkında olmasına rağmen, kaygı hissini kontrol etmekte zorlanmaktadırlar. Sosyal iletişimde zorluk, çabuk gerilmek, konsantre olamamak, sık sık üzüntü veren olaylara yoğunlaşmak gibi belirtilerin de eşlik ettiği anksiyete bozuklukları psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilmektedir.

Şizofreni​

Şizofreni, genetik ve çevresel etmenlerin ortaya çıkmasında etkili olduğu kronik ve son derece ağır vakaların görülebildiği bir psikopatik hastalıktır. Şizofren birey sağlıklı bir gerçeklik algısını kaybederek, gerçek olan ve gerçek olmayan olaylar arasında ayrım yapabilme yeteneğini yitirmektedir. Bunun sonucunda hastalığın alevlenme adı verilen döneminde halüsinasyonlar, çarpık düşünceler, şiddetli paranoya ve şüphe, delüzyonlar, konuşma ve davranışlarda belirgin bozukluklar oluşabilmektedir. Hastalığın yatışma döneminde ise yaşama karşı ilgisizlik, günlük aktivite ve problemlerle başa çıkmakta zorlanma, aktif bir zihinsel etkinliği gerektiren sorun çözme, mizah, düşünme gibi işlevlerde bozukluk belirtileri ortaya çıkmaktadır. Tedavide erken teşhisin önemli olduğu kronik bir hastalık olan şizofreni, antispsikotik ilaçlar ve düzenli uzun dönem terapilerle büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır.

Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu​

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, yaygın olarak çocuklarda ve nadir olarak da yetişkinlerde görülebilen; dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik gibi belirtilerin olduğu gelişimsel ve davranışsal bir bozukluktur. Hiperaktif bozukluğa sahip çocuklar ve yetişkinler dikkatlerini herhangi bir durum ya da olay üzerinde toplamakta büyük güçlük çekmektedirler. Bunun sonucunda akademik, profesyonel ve sosyal hayatları önemli ölçüde zarar görebilmektedir. Hastalığın tedavisinde hasta bireyin durumuna bağlı olarak psikososyal terapiler, psikoterapi ve ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

Cinsel İşlev Bozuklukları​

Cinsel işlev bozuklukları, yaşamın diğer alanlarını da oldukça olumsuz olarak etkileyebilen ve çoğunlukla psikolojik sorunlardan kaynaklanan rahatsızlıklardır. Patolojik olmayan cinsel tiksinti bozukluğu, cinsel uyarılma bozuklukları, boşalma denetimi sorunları, orgazm olamama gibi cinsel işlev ile ilgili rahatsızlıkların tedavisi psikoterapi ile sağlanmaktadır. Eşler arasındaki cinsel problemlerde çift terapisi kullanılmaktadır.

Travma Sonrası Stres Bozukluğu​

Travma sonrası stres bozukluğu, travmatik ve yıkıcı bir olay sonrasında, aylar ya da yıllar geçmiş olsa bile, zihin sağlığının kendiliğinden iyileşememesi sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Travma sonrası stres bozukluğuna sahip birey travmatik olayın anılarından uzaklaşmada zorluk yaşamakla beraber, travmayı hatırlatan insanlardan, durumlardan, yerlerden ve aktivitelerden de uzaklaşma eğilimi göstermektedir. Travmatik olayın kişisel bir saldırı kapsamında olduğu durumlardaysa kişi aşırı tetikte olma hali, uyku ve kaygı bozukluğu, aniden sinirlenme gibi belirtileri kronik ya da dönemsel olarak gösterebilmektedir. Hastalığın tedavisinde bilişsel-davranışsal ve maruz kalma terapileriyle beraber ilaç tedavileri de kullanılmaktadır.

Obsesif Kompulsif Bozukluk​

Obsesif kompulsif bozukluk, bireyin obsesyon olarak adlandırılan sürekli tekrar eden düşüncelere sahip olması ve bu düşüncelerden kurtulma amacıyla ritüelleştirdiği kompülsiyon adı verilen davranışlarda bulunması şeklinde tanımlanabilecek psikiyatrik bir bozukluktur. Obsesif kompulsif bozukluk, saplantı haline gelebilecek simetri, hijyen ve mikrop takıntıları, eşyaları sürekli kontrol ihtiyacı, bir kelimeyi ya da ifadeyi sürekli olarak tekrarlama gibi belirtilerle kendini göstermektedir. Hastalık diğer zihinsel problemlerle benzerlik gösterebildiğinden, başarılı bir tedavi için semptomların uzman bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerekmekte, davranış terapileri ve ilaç desteğiyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir.

Uyku Bozuklukları​

Sağlıklı bir hayatın en önemli bileşenlerinden biri olan uyku ile ilgili yaşanabilecek çeşitli bozukluklar bireyin yaşamını oldukça olumsuz bir şekilde etkileyebilmekte ve birçok başka sağlık sorununa da yol açabilmektedir. Uyku bozukları aşırı kilo, kalp rahatsızlıkları, yaşam stili gibi psikiyatrik olmayan sebeplerden kaynaklanabildiği gibi; sürekli kabus görme, uykuya dalmakta güçlük, sık sık uyanma ve gece terörü hastalığı gibi çoğunlukla psikiyatri temelli rahatsızlıklar da olabilir. Psikiyatri temelli bu rahatsızlıkların tedavisi psikoterapi ve ilaçla yapılmaktadır.

Bipolar Bozukluk​

Manik-depresif hastalık olarak da bilinen bipolar ya da iki uçlu duygudurum bozukluğu, bireyin manik ve depresif ruh halleri arasındaki keskin değişimleriyle kendini gösteren bir psikiyatrik hastalıktır. Hasta birey bipolar bozukluğun mani döneminde oldukça neşeli, enerjik, cinsel isteği yüksek ve genel olarak taşkın hareketlerde bulunurken; hastalığın depresif döneminde karamsarlık, endişe ve değersizlik gibi duyguları şiddetli olarak yaşamaktadır. Bu iki atak dönemi dışında hasta normal denebilecek bir ruh haline sahiptir. Bipolar bozukluğun tedavisi hastalığın şiddetine ve hasta bireyin durumuna bağlı olarak değişiklik göstermekle beraber, yoğunluklu olarak koruyucu psikoterapi ve duygudurum dengeleyici ilaçlar kullanılmaktadır.
 

Psikoloji​



Psikoloji, en genel anlamıyla davranışı ve zihni inceleyen bilimdir. Bilinçli ve bilinçsiz olayların yanı sıra daha çok duygu ve düşüncenin incelemesini yapar. Psikoloji, çok kapsamlı bir bilimsel alandır. Bu alanda uzman olan ve aynı zamanda bilgi araştırması yapanlara psikolog denir. Psikoloji bilimi, bir sosyal bilim olmasına rağmen doğa bilimlerini de içerir. Özellikle beyin biyolojisi bilgisini oldukça kullanır ve geliştirir.

Organizmaların hem doğrudan gözlenen davranışları, hem de düşünme, zihinde canlandırma, hatırlama ve hayal etme gibi doğrudan gözlenemeyen karmaşık zihinsel süreçleri psikolojinin inceleme alanına girer. Bir yandan algı, dikkat, duygu, motivasyon, zeka, kişilik gibi içsel süreçler; bir yandan kişiler arası ilişki süreçleri, grup-içi ve gruplar arası ilişki süreçleri psikoloji biliminin çalıştığı konulardır. Psikoloji bilimi dâhilinde hem insanların, hem hayvanların davranışları çalışılabilir. Tüm bu özellikleriyle psikoloji, hem fen ve tıp bilimleri ile hem de sosyal bilimlerle yakından ilişkilidir.

Duygu, düşünce, hafıza ve öğrenme gibi zihinsel süreçleri inceleyen psikoloji, oldukça kapsamlı bir alan olması sebebiyle pek çok farklı bilim dalıyla her zaman yakın ilişki içerisinde çalışır. Felsefeden antropolojiye, genetik ilminden biyolojiye kadar uzanan farklı alanlarla yakın münasebet içinde olan psikolojide amaç, insanların ruhsal sağlığını düzenlemek ve korumak olarak betimlenebilir.

Pek çok alt dalı olan bu biliminin; klinik psikoloji, sosyal psikoloji, gelişim psikolojisi, eğitim psikolojisi gibi alanlarının herhangi birinde yüksek lisans yaparak uzman psikolog unvanını alan kişiler, kendilerini geliştirdikleri bu alanlarda insanlığa yararlı olmak için çalışmaktadırlar. Psikologlar; ruh sağlığı merkezleri, çocuk yuvaları, okullar, adliyeler ve ıslahevleri gibi çeşitli kurumlarda çalışabildikleri gibi sıklıkla da hastanelerde görev alarak bireysel ya da toplumsal sağlık alanında olumlu yönde başrol oynamaktadırlar. Tıpkı fiziksel rahatsızlıklarda olduğu gibi zihinsel rahatsızlıkların yaşandığı durumlarda da bireyler doktorlardan yardım alarak eski sağlıklarına kısa sürede kavuşabilmektedirler. Alanında yeterli beceri ve uzmanlığa sahip olan psikologlar kendilerine başvuran danışanların bireysel durumlarına göre farklı tedavi yöntemlerine giderler. Genel anlamda psikolojik danışmanlık, psikoterapi, psikolojik test ve psikolojik değerlendirmeler yapan psikologların amacı, mümkün olan en kısa sürede bireyleri eski sağlıklarına kavuşturmaktır. Sosyal yaşamın içinde kendisini iyi hissetmeyerek psikoloğa başvuran kişilerde görülen hafif uyum sorunlarının çözümlenmesinde genel olarak psikolojik danışmanlık yöntemi baz alınır. Daha ileri seviye davranış bozukluklarının tedavisinde ise psikoterapi denilen tedavi sürecine başlanır. Tedavinin nasıl ve ne yönde olacağı ve ne kadar süreceği ile ilgili detaylı bilgileri psikologlar kendilerine başvuran hastalara ön görüşme esnasında ayrıntılarıyla birlikte iletirler ve böylelikle tedaviye başlanır.



Psikoloji Bölümü Hangi Hastalıklara Bakar?​



Zihinsel rahatsızlıkların analiz edilmesi, önlenmesi ve tedavi edilmesi aşamasında titizlikle çalışan psikologlar, öncelikli olarak danışanlarının arzu edilen yaşam standartlarını yakalamalarını hedeflemektedir. Çeşitli tedavi yöntemleri ile kaygı ve endişeleri ortadan kaldıran, bireylerin güçlü ve zayıf yönlerini keşfetmesine yardımcı olan, benlik saygısının arttırılmasını sağlayan, kısacası hayatı daha yaşanabilir kılma gayesinde olan psikologlar olumsuz duygu ve düşüncelere kapılan bireylerde profesyonelce farkındalık yaratarak onları sağlıklarına kavuşturmaktadırlar. Kişilerde zihinsel sıkıntılarla birlikte baş gösteren algısal ve tepkisel bozukluklar, onların yaşam kalitelerini ve sosyal ilişkilerini bozmakta, önlem alınmaması halinde zaman içerisinde daha da içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadır. Normal kabul edilenin dışındaki duygu ve düşünceleri gidermeye çalışan psikologlar pek çok farklı rahatsızlığın tedavi edilmesinde etkili rol oynamaktadırlar. Çocuk, ergen ya da yetişkin olsun her yaştan bireyi etkisi altına alabilen depresyon, psikologların üzerinde çalıştıkları rahatsızlıkların başında arasında yer almaktadır.

Anksiyete bozukluğu olarak nitelendirilen ve kişilerin kontrol altına almakta güçlük çektiği korku, endişe, sinir ve gerginlik belirtileri olarak gözlenen kaygı bozuklukları psikologların üzerinde çalıştığı alanların bir diğeridir. Toplumsal ortamlarda diğer insanlarla iletişim kurma konusunda kişinin sağlıklı düşünme yetisini elinden alan sosyal fobi, psikoterapi yöntemi ile psikologların ortadan kaldırılabildiği rahatsızlıkların arasında yer almaktadır.

Ruh halindeki ani ve aşırı değişikler olarak tanımlanabilen bipolar bozukluklar, tedavi altına alınmadığı takdirde ciddi sonuçlara yol açabilecek rahatsızlıklardan biridir.

Zihin sağlığının beden sağlığa ile ayrılmaz bir bütün oluşturduğunu bilen psikologlar; madde ve alkol bağımlılıkları, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları gibi alanlarda da kişilere yardımcı olarak zihinsel sağlığın yanı sıra beden sağlığının korunmasında da etkili rol oynamaktadırlar.

Danışanlarına aile terapisi ve evlilik terapisi verme yetkisine sahip olan psikologlar aynı zamanda kadın ya da erkeklerde zaman zaman yaşanabilen cinsel işlev bozukluklarının tedavisi ile ilgilenirler.

Bahsi geçen tüm rahatsızlıkların ve çok daha fazlasının tedavisinde etkili rol oynayan psikologlar, gerekli durumlarda, psikiyatri birimi ile iş birliği halinde tedavi planlamaktadır. Çevresel, genetik ya da bireysel sebepli sıkıntılarda danışanlarının ihtiyaçlarını profesyonelce tespit ederek sonuca ulaşan psikologlar tıbbi etiğe olan bağlılıkları le onların kişisel verilerini yüksek hassasiyet ve titizlikle korumaktadırlar.
 

Radyasyon Onkolojisi Nedir?​



Radyasyon onkolojisi, iyonizan radyasyon kullanılarak yapılan her türlü radyasyonla tedavi işleminin, kanser hücreleri ve tümörler üzerindeki etkilerini inceleyen ve bu alanda araştırma yapan birimdir. Tedavi sürecinde, dalgalar veya parçacıklar tarafından taşınan ve radyasyon denilen özel bir enerji türü kullanılır. Bu nedenle radyasyonun, hastalıklı organa yönlendirilmesi için özel cihazlara gereksinim duyulur. Bu şekilde, yüksek doz seviyelerindeki radyasyon enerjisinin tedavi etme amacıyla kullanımına "Işın Tedavisi" ya da "Radyoterapi" adı verilir.

Radyoterapi sürecinde verilen yüksek dozdaki radyasyonun, kanser hücrelerini yok etme ya da bölünerek çoğalmalarını engelleme özelliği bulunmaktadır. Radyoterapi, hızla bölünen ve çoğalabilen kanser hücreleri üzerinde, normal hücrelere oranla çok daha fazla etkilidir. Öte yandan bu yöntem ile yapılan tedavilerde sağlıklı hücrelerin toparlanarak eski hallerine dönmeleri çok daha hızlı olmaktadır. Bu nedenle radyoterapi tedavisine yönelik "planlama" aşamasında, normal hücrelerin en az radyasyona maruz kalması için gerekli ayrıntılar ve çizimler oluşturulur ve tedavi hedefe yönelik uygulanır.

Radyoterapi tedavileri, kanserin türüne göre tek tedavi olarak da kullanılabilir. Operasyon öncesinde, sonrasında ya da kemoterapiye eşlik eder şekilde uygulamalar hastanın durumuna göre yapılmaktadır. Tek başına yapılması ya da diğer tedaviler ile birleştirilmesine göre farklı isimler ile adlandırılır. Bunun yanında kanser tedavilerinde sıklıkla "adjuvan radyoterapi" terimi duyulmaktadır. Kısaca tabiri ile koruyucu amaçla uygulanan tedavilerdir. Önceki yapılan cerrahi tedavilerden sonra, elde edilen bilgilere göre nüksetme olasılığı yüksek ise hastaya koruyucu tedavi olarak radyoterapi yapılır ve bu da adjuvan radyoterapi adı altında toplanmaktadır.

Radyoterapi sürecini yöneten kişi, radyasyon ile hastalıkların tedavisi alanında uzman bir hekim olmaktadır. Radyasyon onkolojisi uzmanı, hastanın ihtiyacı olan tedavi türünü belirler, uygulanacak sürecin planını yapar. Radyasyon onkolojisi uzmanı; tedavi süresince dozimetrist, radyasyon fizikçisi, radyoterapi hemşiresi, radyoterapi teknisyenin bulunduğu özel bir ekip ile birlikte çalışmaktadır.

Radyoterapi tedavileri, içten (internal) ve dıştan (external) olmak üzere iki şekilde uygulanır. Bazı tedavilerde iki şekil de birlikte uygulanabilmektedir.



  • İçten (internal) uygulanan radyasyon tedavisinde, radyoaktif madde, kaynak ince tel ya da özel tüpler kullanılır. Bu maddeler direkt tümör içerisinde ya da vücutta uygun bir boşluğa yerleştirilir. Bazı durumlarda operasyon sonrası kalan boşluğa da yerleştirme yapılabilmektedir.
  • Dıştan (external) radyoterapi çoğu hastaya uygulanan tedavi türüdür. Genellikle poliklinik ya da tedavi merkezlerinde, uygun radyoterapi cihaz(lar)ı kullanılarak, radyasyonun hastalıklı dokuya yönlendirilmesi ile gerçekleştirilir. Dıştan yapılan tedavileri önceki yıllarda lineer akseleratör ya da kobalt-60 denilen cihazlar ile gerçekleştirilmekteydi. Ancak bu cihazlar iki boyutlu tedaviler esnasında hedefe yeterli dozu verebilmek açısından yetersiz oldukları için normal doku hasarı ve yan etkiler de fazla oluşmaktaydı. Fakat günümüzde radyoterapi cihazları üzerindeki teknolojik gelişmelere balı olarak yoğunluk ayarlı radyoterapi (IMRT), sterotaktik radyoterapi ve üç boyutlu konformal radyoterapi gibi hedef bölgeye maksimum doz uygulayabilen cihazlar kullanılmaktadır. Böylece hastalıklı dokunun çevresindeki normal doku minimum ölçüde etkilenmektedir. Radyoterapi tedavisine karar verildiğinde, uzman doktor hangi cihazın hasta için uygun olacağına da karar vermektedir.

Radyasyon Onkolojisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Radyasyon Onkolojisi, genellikle şu hastalıkların tedavisine bakmaktadır:

  • Baş ve boyun kanserleri,
  • Beyin tümörleri,
  • Meme kanseri,
  • Cilt kanserleri,
  • Prostat kanseri,
  • Mesane kanseri,
  • Akciğer kanseri,
  • Kadın hastalıkları kanserleri,
  • Yumuşak doku tümörleri,
  • Kemik tümörleri,
  • Lenfomalar,
  • Çocukluk dönemi tümörleri,
  • Sindirim sistemi kanserleri.
 

Radyoloji Nedir?​

Radyoloji, hastalıkların tanı sürecinde ses, radyo dalgaları ve X ışınları ile görüntüleme teknolojilerini kullanan, tedavi sürecinde görüntüleme teknikleri eşliğinde invaziv prosedürler içeren tıbbın son derece geniş kapsamlı dallarından biridir. Yaptığı çalışmalar ile diğer tüm branşlara destek olan radyoloji, hastaları etkileyen pek çok tıbbî kararın hayatî bir bileşeni konumunda yer almaktadır. Radyoloji iki ana bölümden oluşmaktadır:

1. Tanısal Radyoloji (Diagnostik Radyoloji)​

Tanısal radyoloji, hastalık belirtilerini tespit etmek ya da alınan ilaçların tedaviye ne oranda yanıt verdiğini kontrol edebilmek için faydalanılan alt birimdir. En sık kullanılan tanısal radyoloji testleri şunlardır:

  • Manyetik rezonans görüntüleme (MR) ve manyetik rezonans anjiyografi (MRA)
  • BT anjiyografi de dahil olmak üzere bilgisayarlı tomografi (BT)
  • Üst gastrointestinal sistem ve floroskopi
  • Talyum kardiyak stres testi, tiroid taraması ve kemik taraması gibi testleri içeren nükleer tıp incelemeleri,
  • Pozisyon emisyon tomografisi olarak da bilinen PET görüntüleme ve PET taraması,
  • Mamografi,
  • Ultrason,
  • Röntgen

2. Tedavi ve Girişimsel Radyoloji (Radyoterapi)​

Tedavi ve girişimsel radyoloji, açık cerrahi operasyon uygulanmayan hastalıkların tedavisinde minimal invaziv prosedürler için görüntü rehberliği sağlayan sistem olarak tanımlanmaktadır. Ultrason, MR, floroskopi ve BT gibi görüntüleme yöntemleri ile tıbbî prosedürleri yönlendirmeye yardımcı olmaktadır.

Tedavi ve girişimsel radyoloji, genellikle arter ve damarlarda tıkanma, sırt ağrıları, böbrek ve karaciğer problemleri, kanser, tümör, rahim fibroidi gibi hastalıkların tedavisinde etkin role sahiptir. Bu tür tedaviler, geleneksel operasyonlara göre daha az riskli, daha az ağrılı olmakta ve iyileşme süresini kısaltmaktadır.

Tedavi ve Girişimsel Radyoloji prosedürlerine örnekler:

  • Kanamayı kontrol altına almak için kullanılan embolizasyon,
  • Damar görüntüleme (anjiyografi),
  • Damar genişletme (anjiyoplasti),
  • Kemoembolizasyon,
  • Y-90 radyoembolizasyonu,
  • Tümör ablasyonu tedavileri,
  • Bel ve omurga kemiği kırığı tedavileri,
  • Meme biyopsisi,
  • İğne biyopsileri,
  • Rahim atardamarında tıkanıklık tedavisi
  • Pik kateteri (PICC) gibi venöz erişim kateter yerleşimi
  • Beslenme tüpü yerleştirme.
Tanı ve tedavi planlaması konusunda radyolojide kullanılan birtakım yöntemler mevcuttur. Bu yöntemlerin temel amacı hastalığın doğru tanısının konması sürecinde yardımcı olacak sonuçlara ulaşmaktır. Radyolojide kullanılan görüntüleme yöntemleri şunlardır:

- Radyofrekans Dalgaları ve Manyetik Alan Kullanılan Görüntüleme Yöntemleri

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR):
Damar, kemik, doku ve organların kesitsel görüntülerini oluşturmak için güçlü bir radyofrekans dalgası ve manyetik alan kullanılan görüntüleme yöntemidir. Başta nöroloji olmak üzere, kadın hastalıkları, kalp hastalıkları, fizik tedavi ve ortopedi gibi alanlarda sıklıkla tercih edilir.

Ultrason: Radyoloji ile görüntüleme yöntemleri arasında ses dalgalarının kullanıldığı yöntemdir. Üriner sisteme ait faaliyetleri, jinekolojik incelemeler, karın içi organlar gibi pek çok bölgede yapılan incelemede bu yöntem kullanılmaktadır. Bu inceleme yöntemi, hasta sağlığı açısından herhangi bir zarar oluşturmaz.

- X Işını Kullanılan Görüntüleme Yöntemleri

Röntgen:
Vücut yapılarının ve özellikle kemiklerin, röntgen ışınları (X ışınları) kullanılarak görüntülenmesi yöntemidir.

Panaromik röntgen: Diş ve ağız hastalıkları alanı için tercih edilen, ağız içinin tam anlamı ile görüntülendiği radyoloji yöntemidir. Tedavi öncesinde plânlamanın mümkün hale getirilebilmesi için birçok doktor tarafından sıklıkla ihtiyaç duyulan bir görüntüleme yöntemidir.

Mamografi: İki tabaka arasında sıkıştırılan memenin, röntgen ışınları kullanılarak görüntülenmesi işlemidir.

Tomosentez Mamografi: Röntggen ışınları ile memenin 3 boyutlu olarak incelenmesi yöntemidir. Özellikle meme kanserinin erken teşhis edilmesi konusunda sıkça tercih edilen radyoloji yöntemi olarak bilinmektedir. Bu yöntem sırasında kişinin damar yolu açılır ve iyotlu bir madde enjekte edilir. Net görüntüleme teknolojisi sunduğu için inceleme lezyonlarının yeri net şekilde saptanabilir. Böylece tanı ve tedavi süreci kolaylaşmaktadır.

Kemik Dansitometri: Kemiklerdeki mineral yoğunluğunu ölçerek, kemik yoğunluğuna ait kayıpların ve kemiklerin kırılganlık oranlarının değerlendirildiği bir radyoloji yöntemidir. Bu test yardımı ile osteoporoz (kemik erimesi) erken evrede kesin olarak saptanabilir. Test, röntgen ışınları kullanılarak yapılmaktadır.

Floroskopi - Radyoskopi: Hastaların gerçek zamanlı görüntülerinin alınması yöntemidir. Normal radyogramlarda görülemeyen ağız, damar, rektal ve vajinal yollar gibi vücut yapılarına kontrast madde verilir ve boyanarak görünür hale getirilir. Daha sonra röntgen ışınları kullanılarak test yapılmaktadır. Drenaj kateterleri için stent, daralmış damarlar ya da gastrointestinal sistemin görüntülemesi gibi işlemler, bu yöntem ile yapılmaktadır.

Bilgisayarlı Tomografi: Röntgen ışınları yardımıyla incelenen vücut bölgesine ait kesitsel görüntünün oluşturulduğu görüntüleme yöntemidir. Farklı açılardan çekilmiş röntgen görüntüleri, bilgisayarlı tomografi cihazı ile birleştirilmekte ve kemik, damar, yumuşak doku gibi alanların kesitsel görüntüleri oluşturulmaktadır. Bilgisayarlı tomografi (BT), yumuşak doku ve kemiklerin şekli ile yerleşimi konusunda önemli sonuçlar sunmaktadır. Özellikle onkolojik vakalarda, kanser yayılımının incelenmesi ve tedavi sürecinin planlamasında, kalp hastalıklarının teşhisinde ve nörolojik hastalıklarda önemli bir yere sahiptir.

Radyoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

  • Kemik ve akciğer hastalıklarının teşhisinde,
  • Yaralanmalar ve acil tıpta,
  • Meme hastalıklarında,
  • Kalp ve damar hastalıklarının teşhis ve tedavisinde,
  • Hamilelik takibinde,
  • Yumuşak doku ve iskelet sistemi hastalıklarının teşhisinde,
  • Omurga, omurilik, beyin, baş, boyun, bel, nöroradyoloji gibi sinir sistemi kontrollerinde,
  • Karın, batın, meme, yumuşak doku lezyonlarının görüntülenmesinde,
  • Jinekolojik ve pediatrik hastalıkların incelemesinde kullanılır.
 

Romatoloji Nedir?​

Romatoloji, eklemleri, kasları, kemikleri ve kan damarlarını etkileyen inflamatuar koşulların teşhis ve tedavisinde görev alan tıp bölümüdür. İç hastalıkları alt uzmanlık dalıdır.

Genellikle immün (bağışıklık) sisteminin uygun çalışmamasından kaynaklı olarak meydana gelen romatizmal iltihabi hastalıklar ile iskelet-kas sistemi hastalıkları romatolojinin alanına girer. Diğer bir deyişle romatoloj, eklemler, yumuşak dokular ve kalıtsal bağ dokusu gibi alanların hastalıkları ile ilgilenmektedir. Bu hastalıkların teşhis ve tedavisi ile ilgilenen, bu alanda uzmanlaşan kişilere "romatolog" denilmektedir.

Halk dili ile romatizma olarak bilinen hastalık, eklemler ve kaslar ile bunları birleştiren bağlarda yaşanan ağrılardır. Bu ağrılar bazen şişlik ve şekil bozukluğuna neden olabilir. Romatizmal hastalıklar, iltihabî olanlar ile olmayanlar olarak sınıflandırılabilir. İltihabî olmayan romatizmal hastalıklar, halk arasında kireçlenme olarak bilinen ve en sık karşılaşılan romatizmal hastalıklardır. Bunlar genellikle osteoartrit (dejeneratif eklem hastalıkları), sırt, kol, boyun ve bacak yumuşak dokularında ağrı ile birlikte devam eden yumuşak doku romatizmaları (fibromiyalji, tendinit, miyalji) olarak bilinir. Ayrıca bel boyun fıtığı, bel kayması, omurga darlığı diğer iltihaplı olmayan romatizmal hastalıklardır.

Genel olarak romatoloji, tüm romatizmal hastalıkların oluşum nedenlerini, fiziksel, çevresel ya da genetik etkenlere bağlar. Romatizma nedeni ile ortaya çıkan her türlü şekil bozuklukları, şişlik ve ağrılar romatoloji bilimi içerisinde tanılanır ve tedavi edilir. 200'ü aşkın romatizmal hastalık bulunmakta ve kendilerini çok farklı şekilde göstermektedir. Hastalığın boyutu çok daha kapsamlı bir form alabilir. Şüphesiz, hastanın hekime gitmesine neden olan en önemli şikayet, hastalığın bulunduğu alanda yaşanılan ağrıdır. Zira romatolojik hastalıkların en ciddi belirtilerinden biri hafiften başlayarak, giderek şiddetlenen ağrılardır. Ancak bu konuda unutulmaması gereken şudur ki, ağrının çoğu zaman geri plânda olduğu, bazen de hiç ağrıya neden olmayan romatolojik hastalıkların varlığıdır.

Romatizmal hastalıkların tedavisinde romatolog ile birlikte Ortopedi uzmanı, Dahiliye uzmanı, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı, beyin cerrahi uzmanı, Cildiye uzmanı birlikte çalışır. Çocuklarda görülen romatizmal hastalıklarda ise Nefroloji ve İmmünoloji bölümleri ile iş birliği yapılmaktadır.

Romatolojinin alt uzmanlıkları şunlardır:

  • İnflamatuar olmayan dejeneratif eklem koşulları,
  • Kronik ağrı,
  • Otoimmün ve inflamatuar durumlar,
  • Yumuşak doku hastalıkları,
  • Gençlerde ve çocuklarda romatizmal koşullar,
  • Kemik yapısını etkileyen metabolik bozukluklar.

Romatoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

Romatoloji bölümünün temel çalışma alanı yumuşak doku, eklem, kalıtsal bağ doku rahatsızlıkları ile otoimmün koşullarıdır. Romatolojinin yaygın olarak baktığı hastalıklar şunlardır:

İnflamatuvar romatolojik hastalıklar: Romatoid artrit, Ankilozan spondilit, Sedef romatizması, GUT,

İnflamatuvar Bağ dokusu hastalıkları: Sistemik lupus eritematozus, dermatomiyozit, polikondrit, karma bağ dokusu hastalığı, polimiyozit, sarkoidoz, skleroderma, sjögren sendromu,

İnflamatuvar damar hastalıkları: Dev hücreli vaskülit, Takayasu Vasküliti, Granulomatöz polianjiitis

Otoinflamatuvar Hastalıklar: Ailesel akdeniz ateşi, Behçet sendromu

Yumuşak doku hastalıkları: Bel ağrısı, tenis ya da golfçü dirseği, olekranın bursit, fibromiyalji.

Kemikleri etkileyen hastalıklar: Osteoporoz, osteomalazi, renal osteodistrofi, fluorosis, raşitizm.

Genetik eklem bozuklukları: Ehlers-Danlos sendromu, Marfan sendromu, Akondroplazi, aşırı uzayan eklemler.

Sinir sıkışmaları: Servikal radikülopati, Karpal tünel sendromu, siyatik.

Romatolojik Hastalıkların Başlıca Belirtileri​

  • Eklem şişliği, ağrı, sertlik, kızarıklık, yanma ile görülen iltihap,
  • Hassasiyet,
  • Eklemde hareket zorluğu,
  • Eklemde deformasyon,
  • Sabahları görülen tutukluk ve sertlik,
  • Nedeni belli olmayan ateş,
  • Derin nefes almada yaşanılan güçlük,
  • Ağız kuruluğu, göz kuruluğu
  • Ağız içi ve genital bölgede çıkan yaralar
  • Tekrarlayan nedeni belli olmayan kasın ağrıları
  • Göz de yanma, kızarma, bulanık görme
  • Aşırı saç dökülmesi, yüzde kızarıklık, ellerde ısı ile değişen renk değişikliği,
  • Kalıcı eklem ağrısı,
  • Vücuda yayılan ağrı ve acı hissi,
  • Sindirim sistemi şikayetleri ve aşırı kilo kaybı,
  • Kas kaybı,
  • Nörolojik belirtiler (baş ağrısı, kollarda ve ellerde uyuşma, baş dönmesi)
  • Böbrek fonksiyonlarında azalma.

Romatoloji Muayenesi​

Romatologlar, muayene aşamasında ilk önce hastanın aile öyküsü ile tıbbî geçmişi hakkında sorular sorar. Varsa daha önceden yapılan test ve tahlilleri inceler. Ardından vücutta iltihap olup olmadığına dair fizik muayene yapar. Ağrılı, sert ve şişmiş tüm eklemleri, kemik ve kas dokularını inceler. Tedavi plânlaması için MR taraması, kan testi ya da radyolojik taramalar istemektedir.

Romatoloji Testleri​

Romatoloji bölümünde yapılan bazı önemli testler ve detayları şunlardır:

Sedimentasyon: Kanda ölçülerek inflamasyon tespit edilir. Romatolojik hastalıklar dışında başka hastalıklarda da yükselir. Vücuddaki inflamasyonda geç yükselir ve inflamasyon geçince geç normale döner.

Romatoid faktör: Romatizmal birçok hastalık da tespit edilir. Romatoid artrrit, sistemik lupus eritematozus, sjögren sendromunda pozitif bulunur.

Anti CCP: Eklem ağrısı, şişliği ve hareket kısıtlığı bulunan bir hastada bu testin yüksek olması romatoid artrit anlamına gelir.

Antinükleer Antikor (ANA) Testi: Bağ dokusu hastalıkları ya da lupus gibi önemli otoimmün bozuklukları olan hastalarda, genellikle kanda görülen antikorların seviyelerini tespit eden testtir.

C-Reaktif Protein (CRP) Testi: Kanda bulunan CRP seviyesini ölçerek, inflamasyon derecesini tespit etmeye yarayan basit bir kan testidir. İltihaplanmaya neden olan herhangi bir hastalıkta, ya da romatoid artrit görülmesi durumlarında kandaki protein seviyeleri genellikle artmaktadır.

HLA B 27: Bu gen testi Spondiloartropatili hastlarda yüksek tespit edilir.

Görüntüleme yöntemleri: Eklem veya kaslarda oluşan değişiklikleri görüntülemek amacıyla Ultrasonografi, manyetik rezonans yöntemleri kullanılır.

Minör tükrük bezi biyopsisi: Özellikle sjögren send tanısı koymak ve diğer hastalıkları dışlamak üzere romatolog tarafından yapılır

Romatoloji Tedavi Yöntemleri​

Romatologlar, hastalığa bağlı ağrıları yönetmek, iltihabı azaltmak ve hastanın yaşam kalitesini artırmak amacıyla tendon ve eklemlere yönelik girişimsel metotlar uygulayabilir. Ayrıca fizik tedaviden ve ilaçlardan da faydalanılmaktadır. Bu kapsamda sıklıkla uygulanan yöntemler İlaç tedavisi, eklem aspirasyonları ve enjeksiyonları ve fizik tedavidir.
 

Tıbbi Biyokimya Nedir?​

İnsan, hayvan ve bitkiler ile mikroorganizma formundaki canlıların yapısında bulunan kimyasal maddeleri ve canlı yaşamı boyunca süregelen kimyasal süreçleri inceleyen bilim dalına biyokimya adı verilir. Tıbbi biyokimya ise hastalıkların teşhisi, hastalık süreçlerinin incelenmesi ve benzerlerinin birbirinden ayırt edilmesi için vücudun çeşitli dokularının, salgılarının ve sıvılarının moleküler yapı düzeyinde incelendiği bilim dalıdır.

Klinik ortamda hastalık tanısını gerçekleştirebilmek için, ortaya çıkarılan veriler ile biyokimyasal analizlere ait sonuçların bütüncül sistemle değerlendirilmesi gerekir. Bu kapsamda tıbbi biyokimya laboratuvarında elde edilen negatif ya da pozitif sonuçlar, hastalığa dair tanı sürecinde yol gösterici, destek verici veya öncü olabilir. Böylece klinik bulgular ile biyokimyasal analiz sonuçlarına ait bulguların birbirini tamamlamanın ötesinde, bütünleşmiş bir olay olarak değerlendirilmektedir.

Tıbbî biyokimya, hastalıkların tanınma sürecinde tamamlayıcı rol oynar. Bunun yanı sıra koruyucu hekimlik bakımından da son derece önemlidir. Kişilerin daha hastalık belirtilerini yaşamadan, tıbbi biyokimyasal açıdan incelemeye alınmaları sonucu elde edilen bulgular, ilerleyen zamanlarda ortaya çıkabilecek hastalıkların önceden saptanmasına yardımcı olur. Tıbbi biyokimya laboratuvarında, çeşitli hastalıkların tanı ve tedavi süreçlerinde yapılan rutin testlerin dışında pek çok test uygulanır.

Tıbbi Biyokimya Bölümünde Uygulanan Başlıca Testler​

Kalıtsal (Herediter) Kanser Genetik Taramaları: Kanser, genlerde ortaya çıkan bazı değişimlerden kaynaklanan yani genetik temelli bir hastalıktır. Gen değişimleri çoğunlukla kişinin gen yapısında yaşamı boyunca meydana gelen değişimlerden kaynaklanır. Başka bir deyişle, gen değişimleri için edinseldir denilebilir. Kanser türlerinin çok az bir kısmı kalıtsaldır. Edinsel ya da kalıtsal olarak, kişinin gen yapısında ortaya çıkan değişimler hücre mekanizmasının çoğalması, farklılaşması ya da ölümü gibi süreçleri bozduğu için, hücrelerin kontrolsüz çoğalmaya başlamasına, böylece de kansere neden olur.

Herediter kanser genetik tarama paneli sayesinde kanda yer alan PAL, NBN, MUTYH, MSH6, MSH2, MLH1, MEN1, MET, EPCAM, CHEK2, CDH1, CDK4, BRCA2, BRIP1, BMPR1A, BRCA1, ATM ve APC genleri taranır ve kişinin kanser ile bağlantılı olabilecek mutasyonları taşıyıp taşımadığı saptanabilir. Özellikle kadınlarda BRCA1 ve BRCA2 Mutasyon Analizi ile meme kanseri ve yumurtalık kanseri olan hastaların ailesindeki riskleri spesifik olarak değerlendirilebilir.

Herediter kanser genetik tarama testi, kişinin kendi isteği ile yaptırması önerilmez. Ancak kanser tanısı konmuş birinci dereceden akrabası varsa, ailesinde kanser tanısı konulmuş iki ya da daha fazla akrabası varsa, ailenin farklı bireylerinde aynı kanser türü izlenmişse, ailede aynı bireyde birden fazla kanser türü mevcutsa ya da 50 yaş altındaki aile bireyine kanser tanısı konulmuşsa mutlaka bir onkolog ya da tıbbi genetik uzmanı ile görüşülmesi gereklidir. Gerekli test istemleri, doktor tarafından ailenin ayrıntılı öyküsü alınarak yapılır ve ilgili testler ile sonuçlar konusunda kişi detaylı olarak bilgilendirilir.

İmmünoterapi Tedavisi İçin Antikor Tayini: İmmünoterapi, kanser konusundaki son gelişmelerden biridir. Temelde, kişinin kendi bağışıklık sistemini yine kendi tedavisi için kullanma amacını taşıyan bu tedavilerden biri de "Racotumomab"dır. Racotumomab, akciğer kanseri hücresinin dış yüzeyinde bulunan bir antijen olan N-Glikol GM3 Gangliozid'e yönelik bir antikor aşısı olarak tanınmaktadır.tıbbibiyokimya bölümü, bu aşının uygulandığı hastalarda tedavi başarısının ölçülebilmesi için Racotumomab IgG ve Racotumomab IgM testlerini inceler.

Tümör Belirteçleri: Kanda izlenen ve kanser taraması, teşhisi, tasnifi, ilerleme durumu ile tedavi başarısının değerlendirilmesi ile tekrarlaması durumlarında takip edilen protein, enzim, antijen ve hormon yapılarının test edilmesidir. Başlıca tümör belirteçleri şunlardır:

Nükleer Matriks Protein (NMP-22): Mesane kanseri tanısı için kullanılır.

Kalsitonin: Tiroid kanserleri tanısı için kullanılır.

Alfa-fetoprotein (AFP): Testis tümörleri ile karaciğer kanseri tanı ve tedavilerinin izlenmesinde kullanılır.

Koryonik Gonadotropin (HCG): Testis tümörleri ile trofoblastik tümörlerin tanı ve tedavilerinde kullanılır.

CA 19-9: Pankreas ve bağırsak kanserleri ile ilgili tümör belirtecidir.

CA 72-4: Bağırsak ve mide kanserleri ile ilgili tümör belirtecidir.

Human Epidydimis Protein (HE4) ve CA 125: Yumurtalık ve rahim kanserleri ile ilgili tümör belirtecidir.

Karsinoembriyonik Antijen (CEA): Bağırsak, mide ve pankreas kanserlerinin teşhisi, evrelenmesi ve tedavisinin takibinde kullanılır.

Prostat Spesifik Antijen (PSA): Prostat kanseri taraması, teşhisi, evrelenmesi ve tedavisinin takibinde kullanılır.

Biyokimya - Elektrolit Test Grupları

  • Açlık ve tokluk kan şekeri,
  • ALT,
  • GGT,
  • LDH,
  • Glukoz tolerans testleri,
  • HDL ve LDL kolestrol,
  • Trigliserid,
  • Total kolestrol,
  • Kolinesteraz,
  • CK-MB,
  • Kreatin kinaz (CK),
  • Kalsiyum,
  • Magnezyum,
  • Ürik asit,
  • C-reaktif protein (CRP),
  • Demir bağlama kapasitesi,
  • Total ve direkt bilirubin,
  • Sodyum, potasyum, klor, lityum, demir vb.
Hormon - Seroloji Test Grupları

  • TSH,
  • Free T3 ve Free T4,
  • Prolaktin,
  • İnsülin,
  • HCG,
  • Kortizol,
  • HOMA-IR,
  • Troponin I,
  • ACTH,
  • HBsAg,
  • Anti HIV,
  • Anti HCV,
  • Parathormon,
  • Vitamin B12,
  • BNP,
  • Ferritin,
  • Homosistein,
  • Prokalsitonin,
  • Progesteron,
  • Testosteron vb.
Nöroinflamatuvar Panel

  • Anti Nükleer Antikor,
  • Anti NMDA Antikor,
  • Anti AMPA Antikoru,
  • ENA Profili.
Hematoloji

  • Sedimantasyon,
  • Tam kan sayımı.
Koagülasyon

  • Fibrinojen,
  • D-Dimer,
  • APTT,
  • PT
İdrar ve Gaita Analizleri

  • 24 saatlik idrar analizi (total protein, kreatinin klirensi),
  • Gaita mikroskobisi,
  • Gaitada gizli kan,
  • Gaitada parazit incelemesi,
  • Rutin idrar tahlili.
Toksikoloji Analizleri

  • İleri toksikoloji ve doğrulama analizi,
  • Acil toksikoloji testi.
İlaç Düzeyleri

  • İlaç kan düzeyi ölçümü (TDM)

Tıbbi Biyokimya Hangi Hastalıklara Bakar?​

Tıbbî biyokimya uzmanı, hasta test sonuçlarını değerlendirmek, raporlamak, onaylamak ve uygunsuz testlerin tekrarlanmasını sağlamakla görevlidir. Ayrıca gerektiğinde kan, idrar ve diğer vücut içi boşluklardan alınan örnek sıvıların laboratuvar testlerini manuel yöntemler ile yapmak, diğer doktor ve ekip görevlileri ile hastaya ait test sonuçları hakkında konsültasyon yapma görevine sahiptir.
 

Tüp Bebek Nedir?​

Kadından alınan yumurta ile erkekten alınan spermin, laboratuvar ortamında birleştirilmesi (döllenmesi) sonucu elde edilen embriyonun rahim içerisinde yerleştirilmesine tüp bebek adı verilmektedir. Tüp bebek (IVF) yöntemi, doğal yollardan çocuk sahibi olamayan çiftler için yardımcı bir üreme tekniğidir. Günümüzde de en çok tercih edilen kısırlık tedavilerinin başında gelmektedir.

Tüp bebek yönteminde, laboratuvar ortamında döllenen yumurtalar, ilk gelişim aşamalarını (embriyo) yine laboratuvar ortamında geçirir ve sonrasında anne adayının rahmine yerleştirilir. Bu işlemden sonra elde edilecek olan gebelik, doğal gebelikten farklı değildir. Tüp bebek yönteminde yumurtaların dölleme işlemi iki şekilde yapılır:

  • Laboratuvar ortamında, spermler yumurtaların yanına bırakılır ve kendi kendilerine yumurtanın içine girip (klasik tüp bebek- IVF) dölleme işlemini gerçekleştirmesi beklenir.
  • Sperm hücresi, bir pipet yardımı ile mikroskop altında direkt yumurtanın içine (mikroenjeksiyon) enjekte edilir.
Tüp bebek uzmanları, her iki yöntem arasında en uygun olanı çiftlerin özelliklerine göre belirler. Temel amaç en yüksek başarı şansını yakalamaktır.

Aşılama Yöntemi

Bazı durumlarda tüp bebek tedavisinden önce aşılama tedavisi de uygulanabilir. Özellikle erkek kaynaklı olan ve nedeni açıklanamayan kısırlık durumlarında tüp bebek yöntemine başvurulmadan önce aşılama tedavisi de tercih edilmektedir.

Aşılama işleminde, aynı tüp bebek tedavisinde olduğu gibi kadın yumurtalığı uyarılır. Yumurtalar çatladıktan sonra erkekten alınan sağlıklı sperm hücreleri bir kanül yardımı ile rahim içine transfer edilir ve doğal yoldan döllemenin oluşması beklenir.

Aşılama tedavisinin başarılı olabilmesi için kadına ait tüplerden en az birinin açık olması ve gebeliğin tutunma ihtimalini düşürecek bir endometrial patoloji (endometriozis) olmamalıdır. Tabii ki bunların dışında erkeğin sperm analizi sonuçları normal veya normale yakın olması gerekmektedir.



Tüp Bebek Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Yardımcı üreme tekniği olan tüp bebek tedavisi, nedeni açıklanamayan kısırlık, anne adayında enfeksiyon ve tüplerdeki tıkanıklık, ileri yaş, erkeklerde ise sperm kalitesi düşüklüğü ve sayısının azlığı ile obezite gibi problemler nedeniyle çocuk sahibi olamayan çiftlere yardımcı olma amacını taşımaktadır.

Tüp Bebek Tedavi Süreci Neleri Kapsar?​

Adet dönemleri düzenli olan kadınlarda her ay tek bir yumurta oluşmaktadır. Tüp bebek tedavisi başladığında, dışarıdan verilen hormon ilaçları yardımı ile bu sayı artırılmaya çalışılır. Her bir tedavi prosedürü farklılıklar gösterse de temel amaç yumurta gelişimini sağlayan ve erkek yumurtlamayı engelleyen hormon tedavileri paralel olarak uygulanmaktadır. Hormon ilaçlarının kullanım süresi boyunca yumurta gelişimi takip edilir ve gereken durumlarda doz ayarlamaları yapmak için kan testleri ve ultrason incelemeleri yapılmaktadır. Bu şekilde takip eden süreç sonunda istenilen olgunluğa erişen yumurtalar, çatlatma iğnesi ile toplanmakta ve laboratuvar şartlarında erkekten alınan sperm hücreleri ile döllenmektedir.

Döllenen yumurtalar, 2 ila 6 gün arası laboratuvar şartlarında ısı ve atmosfer kontrolü yapılarak kültür ortamında gelişmeye bırakılır. Belirlenen süre sonunda en iyi gelişimi gösteren embriyolar seçilir ve rahim içerisine yerleştirilir. Transfer edilmesi istenen embriyo sayısının belirlenmesi hususu çiftler ile detaylı olarak görüşülür. Çünkü embriyo sayısı gebelik şansına ve çoğul gebelik riskine direkt olarak etki eden bir faktördür.

Tüp Bebek Tedavisinde Yaş Sınırı Nedir?​

Tüp bebek tedavisi süreci, kadının yumurtalık rezervlerinin değerlendirilmesi ile başlar. Adetin 3. gününde yapılacak olan ultrasonografi ve birtakım hormon testleri sayesinde yumurtalık rezervi değerlendirilebilir. Bu incelemeler sonucunda yumurtalık rezervinin iyi durumda olduğu belirlenirse, 45 yaşına kadar tüp bebek tedavisi uygulanabilir.

Tüp bebek tedavisinde ileri yaş durumunun bazı kromozomsal etkilerinden dolayı embriyonun detaylı olarak incelenmesi gerekmektedir. Ayrıca 38 yaş ve sonrasında tüp bebek tedavisine başlayacak olan kadınlar için preimplantasyon genetik tanı metoduna başvurması, embriyo durumunun değerlendirilmesi açısından önemlidir. Bu nedenlerden dolayı kadınların ileri yaşları beklemeden tedaviye başlamaları önerilir.

Tüp Bebek Tedavisinde Başarı İhtimali Nedir?​

Tüp bebek işleminde anne adayının yaşı ile embriyo kalitesi başarı oranını doğrudan etkileyen faktörler arasındadır. Yaşa yönelik istatistiklerin yanı sıra, tüp bebek tedavisinin başarı oranını etkileyen faktörler şunlardır:

  • Yüksek kilo (Vücut Kitle Endeksi Değeri'nin 30'un üzerinde olması)
  • Azalmış yumurtalık rezervi
  • Sperm kalitesi
  • Spermin tutunma sorunu ve sayısında azalma
  • Rahim ve fallop tüplerinde bulunan sorunlar
  • Sperm ve yumurtalıklara zarar veren bağışıklık sistemi problemleri
  • Rahimde tutunmayı engelleyen polip, yapışıklık endometriozis gibi durumların varlığı
  • Kadın ve erkek için sigara kullanımı
  • Stres, dengeli beslenme ve alkol kullanımı
 
Geri