Tıbbi Birimler

  • Kullanıcı Abaris
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Sağlık Konuları
Konu sahibi son olarak 1725 gün önce görüldü

Beyin ve Sinir Cerrahisi Nedir?​

Hastanelerin veya diğer sağlık kuruluşlarının beyin ve omurilik bölgesinde gerçekleşen damar tıkanıkları, yaralanmalar ile vücudun bu bölgelerinden kaynaklanan bel ve boyun fıtığı gibi hastalıklara tıbbi müdahale edilmesini sağlayan birimine, beyin ve sinir cerrahisi adı verilmektedir. “Nöroşirürji” adıyla da bilinen beyin ve sinir cerrahisi biriminde çocukluk döneminden yetişkinliğe kadar farklı yaş gruplarındaki sinir sistemi hastalıklarına sahip olan bireylerin tanı ve tedavi işlemleri gerçekleştirilmektedir.

Beyin ve Sinir Cerrahisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Beyin ve sinir cerrahisi birimi vücudun beyin de dahil olmak üzere sinir sistemini kapsayan bölgedeki hastalıkların ve bu bölgedeki hasarlara bağlı gelişen çeşitli rahatsızlıkların tedavisi ile ilgilenmektedir. Tümör ve damar hastalıkları, beyin ve sinir sisteminde gerçekleşen travmalar, omurga hastalıkları gibi çeşitli hastalık gruplarında beyin ve sinir cerrahisi birimi hizmet vermektedir. Aşağıda beyin ve sinir cerrahisi biriminin ilgilendiği hastalıklar sınıflandırılarak detaylı bir şekilde ele alınmıştır.

1. Beyin Kanamaları​

Beyin kanaması, beyindeki atardamar duvarının yırtılması ve beyin dokusuna doğru sızan kanın bu bölgede doku hasarına yol açması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Herhangi bir kaza, darbe, yaralanma vb. durumlara bağlı olarak ya da kendiliğinden ortaya çıkabilen beyin kanamaları, acil müdahale gerektiren bir hastalıktır. Genellikle ameliyat gerektiren beyin kanamaları vakalarının tedavisinde hastanelerin veya diğer sağlık kuruluşlarının beyin ve sinir cerrahisi biriminin müdahalesi gerekmektedir.

2. Beyin Tümörleri​

Tümör, iyi veya kötü huylu olan vücudun çeşitli yerlerinde baş gösterebilen bir kitledir. Tümörlerin kötü huylu olanları “kanser” adıyla bilinmektedir. Beyinde oluşan tümörler ise kişide “bulantı, kusma, denge problemleri, unutkanlık, bayılma, görme bozuklukları (çift görme vb.), kol ve bacaklarda hissizlik” gibi semptomlar görülmesine sebep olmakta ve bu belirtiler kişilerin yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu şikayetleri yaşayan kişilerin beyin ve sinir cerrahisi birimine başvurması gerekmektedir.

3. Beyin Damar Hastalıkları​

Beyin damar hastalıkları inme, bel ve boyun fıtığı, parkinson gibi hastalıkları kapsamaktadır. Bu hastalıklar kişilerde felç, bilinç bozukluğu, görme ve konuşma bozuklukları, denge bozuklukları gibi sorunlar görülmesine yol açabilmektedir. Bu sebeple bu tip belirtileri yaşayan kişilerin derhal beyin ve sinir cerrahisi birimi ile temasa geçmesi gerekmektedir. Aşağıda beyin damar hastalıkları kategorisinde incelenen ve dolayısıyla beyin ve sinir cerrahisi biriminin de ilgi alanında yer alan diğer hastalıklar sıralanmıştır:
  • Beyin zarı veya dokusunda meydana gelen beyin kanaması
  • Arteriovenöz Malformasyon
  • Boyun ve Bel Fıtığı
  • Omurilik Tümörleri
  • Beyin Tümörleri
  • Karotis Stenozu
  • Parkinson
  • Beyin damarlarının tıkanmasına bağlı olarak ortaya çıkan felç ve inme

4. Omurga Rahatsızlıkları​

Yaşa bağlı olarak ortaya çıkabilen omurga hastalıkları herhangi bir kaza, darbe veya yaralanma gibi bir travma sonucu da yaşanabilmektedir. Eklem- kas ağrıları, eğrilik, tümörler, lezyonlar, kamburluk (kifoz), skolyoz ve omurga bölgesinde gelişen enfeksiyon vakaları bu gruba dahil edilmektedir. Bu tip hastalıklar kronik ağrılara, uyuşma hislerine sebep olmakta ve kişilerin hareket kabiliyetini olumsuz etkileyebilmektedir.

5. İnme​

İnme, beyne giden kan akışının durması sonucu vücutta “kol ve bacakta güçsüzlük, şiddetli ve ani baş ağrısı, denge kaybı, konuşma ve anlama güçlüğü” gibi belirtiler görülmesi durumudur. Sonu ölüme kadar varabilecek derecede ciddi bir hastalık olan inme, tedavisi ertelenmemesi gereken bir hastalıktır.

6. Çeşitli Travmalar​

Düşme, yaralanma, kaza, silahlı yaralanma, spor faaliyetleri gibi etkenlerin yol açtığı hasarlar travma olarak adlandırılmaktadır. Vücudun omurga ve kafa bölgesinde ortaya çıkan travmalara acil müdahale gerekmektedir. Bu durumların tedavisinde beyin ve sinir cerrahisi birimi önemli rol oynamaktadır.

7. Çocukluk Çağı Beyin ve Sinir Hastalıkları​

Beyin ve sinir cerrahisi birimi çocukluk döneminde ortaya çıkan beyin ve sinir hastalıklarıyla da ilgilenmektedir. Anne karnından 18 yaşa kadar görülen beyin ve sinir hastalıklarını kapsayan bu vakalar ise şöyle sıralanmaktadır:
  • Kafatası şeklinde görülen bozukluklar,
  • Beyinde su toplanması,
  • Beyin omurilik sıvısı artışı,
  • Doğumdan gelen sinir sistemi bozuklukları,
  • Doğumdan gelen beyin kanamaları,
  • Epilepsi ve hareket bozuklukları,
  • Omurilik tümörü,
  • Beyin tümörü,
  • Omurilik ve damarsal hastalıklar,
  • Omurilik kapanma kusurları
Alıntı.
 

Acil Servis Nedir?​

Acil servis, hastanelerin ve diğer sağlık kuruluşlarının acil tıbbi yardım gerektiren hastalara hizmet vermek amacıyla kurulan bir sağlık birimidir. Acil servisler, hastanın şikayetine ve sağlık durumunun aciliyetine göre kendi içinde çeşitli birimlere ayrılarak faaliyet göstermektedir. 1960’lı yıllardan itibaren acil servislerdeki yoğunluğun artmasının ardından bu birim, 3 gruba ayrılarak hizmet vermeye başlamıştır. Bu gruplar hastanın taşıdığı belirtilere göre sınıflandırılmakta olup şu şekilde sınıflandırılmaktadır:
Kırmızı alan: Bu grup, öncelikli acil hastaları ilgilendirmektedir. Kırmızı alan birimi, hayati tehlike taşıyan ağır yaralanma ya da ağır hastalık geçirme durumları ile ilgilenmektedir. Kırmızı alana dahil edilen hastalar en acil durumu gerektiren sınıfta yer almaktadır. Kalp krizi belirtileri, ciddi solunum sorunu, kesici-delici alet yaralanmaları ve çoklu travma gibi sorunları olan kişilere yapılacak olan tıbbi müdahaleler, kırmızı alan biriminde gerçekleştirilmektedir. Ayrıca ambulansla acil servise getirilen hastalar da bu gruba dahil edilmektedir.
Sarı alan: Kişinin geçirdiği bir kaza, travma vb. sonucunda vücudunda kalıcı hasar oluşma riski olan hastalıklara sahip olması durumunda yapılacak tıbbi müdahale için sarı alan birimi hizmet vermektedir. Sarı alana yönlendirilen hastalar, müdahaleden önce bir süre bekleyebilmektedir.
Yeşil alan: Hafif yaralanma ve hastalık durumlarında yeşil alan birimi hizmet vermektedir. Yeşil alandaki hastaların sağlık durumu, sarı ve kırmızı alandaki hastalara göre daha az aciliyet barındırmaktadır. Bu sebeple, bu gruptaki hastalar özellikle kalabalık hastanelerde uzun süre bekleyebilmektedir.
Hastaların triyaj (acil servislerde tıbbi müdahale önceliklerini belirleme sistemi) işlemi gerçekleştirildikten sonra yukarıda açıklaması yapılan ilgili birimde müdahalesinin yapılması gerekmektedir.

Acil Servis Hangi Hastalıklara Bakar?​

Acil servis, yukarıda belirtildiği üzere hafif hastalıklardan ağır hastalık ve yaralanmalara kadar geniş bir yelpazede hizmet vermektedir. Solunum sıkıntısından kulak ağrısına, kanamadan boğaz ağrısına kadar pek çok sağlık sorunu ile acil servis ilgilenmektedir. Acil servis kapsamında müdahale edilen hastalıklar, triyaj kategorilerinin tanımı çerçevesinde şu şekildedir:
Kırmızı alan biriminin kapsamında yer alan hastalıklar şu şekilde sıralanmaktadır:
  • Şok
  • Kalp durması (Kardiyopulmoner arrest)
  • Koma
  • Havayolu tıkanması
  • Solunum sıkıntısı
  • Çoklu travma
  • Anafilaksi (Sonu ölüme kadar varabilen alerjik şok)
  • Febril konvulsiyon (Özellikle 3-5 yaş arası çocuklarda sık görülmektedir)
  • Ciddi ağrılı durumlar
  • Zehirlenme
  • Vücudun çeşitli yerlerinde kontrol edilemeyen kanamalar
  • Doğum
Sarı alan biriminin kapsamında yer alan hastalıklar şu şekilde sıralanmaktadır:
  • Karın ağrısı
  • Yutma zorluğu ile boğaz ağrısı
  • Orta derece yanıklar
  • Renal taşlar (böbrek taşları)
  • Uzun kemik ya da kalça kırıkları
  • Vücutta ampütasyon ile olmayan kesikler
  • Çoklu ya da açık kırıklar
  • Ateşsiz ciddi baş ağrısı
Yeşil alan biriminin kapsamında yer alan hastalıklar şu şekilde sıralanmaktadır:
  • Burkulmalar
  • Kronik eklem ağrıları
  • Kronik baş ağrısı
  • Döküntü
  • Yara bakımı
  • Vajinal akıntı
  • Soğuk algınlığı şikayetleri
  • Minör kulak ağrısı
  • Minör izole ekstremite (uzuv) yaralanması
  • Anafilaksi oluşturmayan (alerjik şok etkisi yaratmayan) böcek ısırıkları
  • Sütür alımı (dikişlerin alınması)
Uluslararası parametreye göre acil servisin ilgilendiği hastalıkların listesi ise aşağıda sunulmuştur:
  • Terör, sabotaj, kurşunlanma, bıçaklanma, kavga, vb
  • Tecavüz
  • İntihar girişimi
  • Trafik kazası
  • Ciddi yanıklar
  • Bilinç kaybına neden olan her türlü durum
  • Üremik ve diyabetik koma [Böbrek yetersizliğinin ve diyabet (şeker hastalığı)nın yol açtığı bilinç bulanıklığından başlayıp tam bilinç kaybına (koma) kadar yaşanabilecek durumlar]
  • Menenjit, ensefalit, beyin absesi
  • Ani felçler (inme)
  • Ciddi alerjiye bağlı vakalar (Bu durumlarda kalp ritminde bozulma, solunum yollarında tıkanmaya yol açabilecek ciddiyette alerji ya da tansiyon düşmesi gibi belirtiler gözlenebilmektedir)
  • Migren ve/veya kusma, bilinç kaybıyla birlikte görülen baş ağrıları
  • Donma, soğuk çarpması
  • Dalgıç (dekompresyon) hastalığı (Halk arasında “vurgun yemek” adıyla bilinir)
  • Yüksekten düşme
  • Ciddi göz yaralanmaları
  • Aşırı saldırganlığa yol açan akut psikotik vakalar
  • Ciddi iş kazaları, uzuv kopması
  • Alt ekstremite ve omurga kırıkları: büyük dış veya iç kanamaya yol açan bacak kırıkları ve her türlü omurga kırıkları.
  • Renal kolik
  • Travmaya bağlı ortaya çıkan hayati tehlike taşıyan iç ya da dış kanamalar (akut masif kanamalar)
  • İçi boş organların (mide, barsak vb) tıkanması, delinmesi, iltihaplanması ya da düğümlenmesi (akut batın)
  • Elektrik çarpması
  • Kalp krizi, aritmi (kalp ritminin düzensizleşmesi), hipertansif (yüksek tansiyonla ilgili) krizler (Bu gibi durumlar beyin kanamasına sebebiyet verebilmektedir)
  • Astım krizi, akut solunum problemleri
  • Suda boğulma
  • Sıcak çarpması
  • Zehirlenmeler
  • Genel durum bozukluğun ile birlikte seyreden diyaliz hastalığı
  • Yenidoğanda bilinç kaybı
  • Enfeksiyon hastalıkları, sıcak çarpması, zehirlenme gibi çeşitli sebeplerle ortaya çıkabilen yüksek ateş sorunu (Kalp ritim bozukluğu, havale gibi sorunlara yol açabilmektedir. Ateş, ortalama 39,5 ve üzerindedir)
  • Su kesesinin boşaldığı, başlamış doğum faaliyetleri
  • Yetersiz bakım, ağır hastalık, yeterli beslenmeme, yaşlılık gibi nedenlerden kaynaklı genel sağlık durumunun tehlikeli boyutlara varan derecede bozulması
Alıntı
 

Ağız ve Diş Sağlığı Nedir?​


Hastanelerin ve benzeri sağlık kuruluşlarının ağız, diş, diş eti ve çene bölgesiyle ilgili hastalıklara gerekli tıbbi müdahalenin yapılmasından sorumlu birimine ağız ve diş sağlığı birimi adı verilmektedir. Bu birimde çalışan sağlık görevlileri başhekim, diş hekimi, diş teknisyeni, diş protez teknisyeni, röntgen teknisyeni, hemşire, sterilizasyon hemşiresi şeklinde sıralanmaktadır.
Ağız ve diş sağlığı sorunları çok çeşitli şekillerde yaşanabilmektedir. Genetik yapı, yaş, kişisel bakım ve hijyen kurallarına dikkat etme/etmeme, beslenme şekli gibi pek çok etkene bağlı olarak ağız ve diş sağlığı sorunları yaşanabilmektedir. Bu durum, ağız ve diş sağlığı bölümünün pek çok alt biriminin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu bölümler; ortodonti, periodontoloji, pedodonti, ağız ve çene cerrahisi, endodonti ve estetik diş hekimliği şeklinde sınıflandırılmıştır. Bu birimlerden her biri ayrı bir hastalık ile ilgilenirken kimi zaman kompleks durumlarda alt birimler arasında iş birliği kurulabilmektedir.
Ağız ve diş sağlığı biriminde hastanın şikayeti ilgili sağlık hizmeti veren kişi tarafından ayrıntılı bir şekilde dinlenmekte ve ardından gerekli testler yapılmaktadır. Bu esnada doktorun muayenesi, hastanın sağlık geçmişini dinlemesi önem taşımaktadır. Hastanın verdiği bilgiler ve test sonuçları ışığında teşhis konulmaktadır. Yapılan teşhise göre uygulanacak tedavi yöntemi hasta ile paylaşılmalıdır. Tedavi yöntemleri, yaşanan ağız ve diş sağlığı problemine göre farklılaşmaktadır.

Ağız ve Diş Sağlığı Hangi Hastalıklara Bakar?​

Yukarıda belirtildiği üzere, ağız ve diş sağlığı sorunları çeşitli olabilmektedir. Buna bağlı olarak ağız ve diş sağlığı birimi, kendi içinde gruplara ayrılarak faaliyet göstermektedir. Aşağıda ağız ve diş sağlığı biriminin hangi hastalıklarla ilgilendiği sınıflandırılarak açıklanmıştır.

Koruyucu Diş Hekimliği:​

Özellikle gençlik ve çocukluk döneminde diş ve ağız sağlığı önem taşımaktadır. Bu dönemde kişinin düzenli kontrol yaptırması ve kişisel hijyen kurallarına dikkat etmesi gerekmektedir. Bu yaş grubundaki kişilere azı dişlere fissür örtücü uygulama, topikal flor uygulama gibi yöntemler uygulanabilmektedir.

Ortodonti:​

Dişlerde çarpıklık, alt ve üst çene uyumsuzlukları, ağız kapanışında dişlerde görülen bozukluklar ortodonti biriminin alanına girmektedir. Dişlerde görülen bu tip bozukluklar kişilerin hem dış görünüşünün estetiğini bozabilmekte hem de çiğneme sorunu gibi problemlere davetiye çıkarabilmektedir. Halk arasında tel tedavisi diye bilinen ortodontik tedavi, bu ve benzeri ağız ve diş sağlığı hastalıklarında kullanılmaktadır.

Periodontoloji:​

Periodontoloji birimi, diş eti hastalıklarıyla ilgilenmektedir. Diş eti iltihabı ile başlayan diş eti hastalıkları, diş dökülmesi, diş taşı, diş eti çekilmeleri, periodontitis (dişleri destekleyen dokular ile alveol kemikte hasar oluşması) gibi sorunlara yol açmaktadır. Diş eti hastalıklarının belirtileri aşağıdaki gibi sıralanmakta olup bu belirtilere sahip olan kişilerin periodontoloji birimine başvurması gerekmektedir:
  • Diş eti kanaması,
  • Diş etinde kızarma ve şişme,
  • Dişlerin sallanması, uzaması,
  • Diş ile diş eti arasından gelen iltihap,
  • Dişlerin yer değiştirmesi,
  • Diş eti çekilmeleri ve buna bağlı olarak açığa çıkan kök yüzeylerinde görülen hassasiyet,
  • Ağızda kötü koku ve tat,
  • Dişlerin arasında ya da diş etinin kenarlarında diş taşlarının yol açtığı siyah alanlar.

Pedodonti:​

Çocukluk döneminde görülen ağız ve diş sağlığı sorunları pedodonti biriminde tedavi edilmektedir. Bu birim, 0-15 yaş arası hastaları kabul etmektedir. Bu yaş grubundaki hastaların dişsiz dönem, süt dişlerinin çıkmaya başladığı dönem, karışık dişlenme dönemi (süt dişlerin ve sürekli dişlerin bir arada görüldüğü dönem), sürekli dişlerin tamamlanma dönemi gibi evrelerde yaşadıkları ağız ve diş sağlığı sorunları, pedodonti biriminde değerlendirilmektedir.
Pedodonti biriminde diş çürükleri, erken dönem diş kayıpları gibi var olan problemler tedavi edildiği gibi aynı zamanda önleyici ve koruyucu sağlık hizmetleri de verilmektedir. Bu hizmetler arasında protez, yer tutucular, fissür örtücü, fluorid jeli ve fluorid verniği gibi uygulamalar yer almaktadır.

Ağız ve Çene Cerrahisi​

Çene kemiklerinde kist ve lezyon oluşumu, diş ve çene kırıkları, implant tedavileri, çene kemiklerinde görülen boyut kayıpları gibi hastalıkların tedavisinde ağız ve çene cerrahisi birimi rol oynamaktadır. Bu hastalıkların tedavisinde kemik tozu (greft) uygulamaları, sinüs lifting (sinüs yükseltilmesi), apikal rezeksiyon gibi tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Yapılan işlemler sırasında lokal anestezi uygulanmaktadır.
Ayrıca ağız içerisinde yumuşak ve sert dokularda (damak, dil, yanak, dudak, kaslar; kemikler ve dişler) meydana gelen tümör veya kist oluşumlarının tedavisinde de ağız ve çene cerrahisi birimi görev almaktadır.

Endodonti:​

Dişlerde sinir ile damar paketlerinin bulunduğu pulpa dokusunun hasar görmesi sonucu dişlerin canlılığını yitirmesi sorununun tedavisinde endodonti birimi görev almaktadır. Tedavi ihmal edildiği takdirde diş dökülmeleri ve diş köklerinde lezyonlar gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir.
Kök kanal tedavisi, dental travma tedavisi, kök kanalı boşluğuna (kuronal restorasyon işleminin yapılması için) post yerleştirilmesi ve benzeri endodontik uygulamalar, bu birimin çatısı altında ele alınmaktadır.

Estetik Diş Hekimliği:​

Dişlerde çarpık görüntü, diş yüzeyinde ya da şeklinde bozulmalar, diş etleri ile diş arasındaki fiziksel uyum, çürük, renklenme gibi sorunlar estetik diş hekimliği biriminde tedavi edilmektedir. Hastaya daha estetik bir gülüş kazandırma amacıyla kompozit veya porselen lamine, porselen veneer, beyazlatma, diş eti düzenlemeleri gibi uygulamalara başvurulmaktadır.
Alıntı
 
Algoloji (Ağrı Polikliniği) Nedir?
Vücudun farklı bölgelerinde çeşitli nedenlerle ortaya çıkan kronik ağrı ve nedeni bulunamayan şiddetli ağrıların tanı ve tedavi işlemlerini gerçekleştiren, hastanelerde ya da diğer sağlık kuruluşlarında bulunan birime algoloji (ağrı) polikliniği adı verilmektedir.Kronik ağrı kapsamında değerlendirilen 3 ay ya da daha uzun süreli yaşanan ağrıların tanı ve tedavisinin gerçekleştirilmesiyle ilgilenen tıp dalına algoloji denilmektedir. Algoloji, kişinin ağrı nedeniyle bozulan günlük yaşam kalitesini iyileştirmeyi hedeflemektedir. Hastanelerin ve benzeri sağlık kuruluşlarının algoloji birimlerinde kişilerin vücutlarındaki her çeşit ağrı tıbbi müdahale yoluyla iyileştirilmektedir.
Algoloji (Ağrı Polikliniği) Hangi Hastalıklara Bakar?
Algoloji birimi, yukarıda sözü edildiği üzere vücuttaki ağrıların tedavisinden sorumludur. Bu birimde tedavi edilen ağrı çeşitleri; bel ve sırt ağrılarından romatizmal ağrılara, baş ağrılarından psikosomatik ağrılara kadar geniş bir aralıkta ele alınmaktadır. Aşağıda algoloji (ağrı polikliniği) biriminin ilgi alanına giren hastalıklar gruplandırılarak ele alınmıştır.

Yüz ve Baş Ağrıları

Baş ağrısı, algoloji biriminin ilgilendiği yaygın görülen şikayetlerden biridir. Bu grupta en çok görülen ağrı türleri şu şekilde sıralanmaktadır: Gerilim tipi baş ağrısı, migren, kronik yüz ve baş ağrısı tipleri, omurga ile ilgili olan baş ağrıları, yüz nevraljisi (en yaygın görüleni ‌trigeminal nevraljidir).
Kasık ve Karın Ağrıları
Karın ve kasık ağrıları, algolojinin alanına giren bir diğer ağrı çeşididir. Kasık ve karın ağrıları; karın bölgesi iç organları ağrıları, sinirlerin kaslara sıkışması, sırt ve bel ağrılarının yol açtığı yansıma ağrıları şeklinde sıralanmaktadır.Kasık ağrıları stres, kabızlık, fıtık, spiral kullanımı, apandisit, idrar yolu enfeksiyonu ve dış gebelik gibi sebeplerden dolayı ortaya çıkabilmektedir. Karın ağrısı ise ağrının görüldüğü bölgeye göre farklı nedenlerden dolayı meydana gelebilmektedir. Ağrıların günlük yaşamı etkilediği durumlarda mutlaka bir hekim yardımına başvurulmalıdır.

Sırt ve Göğüs Ağrıları

Özellikle masa başı çalışan kişilerde yaygın olarak görülen sırt ağrıları, toplumumuzda sıkça görülen bir şikayettir. Algoloji biriminin ilgi alanında yer alan sırt ağrıları; boyun fıtığı, skolyoz, osteoporoz, kalp ve akciğer hastalıkları ve fibromiyalji gibi hastalıklardan dolayı ortaya çıkabilmektedir.Göğüs ağrıları ise reflü, kas ya da kaburgaların sıkışması gibi sebeplerden dolayı baş gösterebileceği gibi kalp, akciğer gibi göğüs bölgesindeki iç organlardaki sorunlardan dolayı da yaşanabilmektedir.

Bel ve Bacak Ağrıları

Kronik bel ve bacak ağrıları, sırt, bel ve bacakta görülebilmektedir. Bu ağrıların temel kaynakları arasında omurga ile ilgili sorunlar yer almakta olup bu sorunlar bel fıtığı, siyatik ve disk dejenerasyonu şeklinde yaşanabilmektedir. Bu tip ağrıların görülmesi halinde mutlaka bir uzman yardımı alınmalı ve algoloji birimine başvuru yapılmalıdır.

Omuz, Boyun ve Kol Ağrıları

Genellikle omurgadan kaynaklı sorunlar (boyun fıtığı, boyun düzleşmesi gibi) nedeniyle ortaya çıkan boyun, omuz ve kol ağrılarının tedavisinde ilaç ve fizik tedavi yöntemi uygulanmaktadır. Hastanın tedaviye cevap verememesi halinde algoloji birimine başvurması önem arz etmektedir.

Damar Tıkanıklığına Bağlı Ağrılar

Vücuttaki bazı ağrılar damar tıkanıklığına bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Hipertansiyon, şeker hastalığı gibi hastalıklar nedeniyle atardamarların organlara yeterli kan taşıyamaması sonucunda vücutta çeşitli ağrılar görülebilmektedir. Örneğin bacağa giden damar tıkandığı takdirde bacak ağrısı, kalp damarının tıkanması sonucunda göğüs ağrısı gibi belirtiler çıkmaktadır.

Kanser Ağrıları

Bu ağrı türü; kanserin özellikle ileri evrelerinde olan hastaların sık şikayet ettiği bir sorundur. Ağrının kontrol edilmesi işleminde algoloji ve onkoloji birimi birlikte hareket etmektedir.Şeker Hastalığına Bağlı Nöropatik AğrılarDiyabet (şeker hastalığı), kan damarları ile birlikte sinir liflerine de zarar vermektedir. Sinir liflerinin hasar görmesi sonucunda hastada nöropatik ağrı belirtileri görülmeye başlamaktadır.

Sebebi Bilinmeyen Ağrılar

Algoloji biriminin ilgi alanına giren ağrılar arasında sebebi bilinmeyen ağrılar da yer almaktadır. Sebebi bilinmeyen ağrılar, pek çok hastayı endişelendirebilmektedir. Bu tip ağrıların sebebini bulmak zor olsa da girişimsel yöntemler sayesinde teşhisinin yapılması mümkün olmaktadır. Ağrının kaynağının saptanması işlemi için görüntüleme yöntemlerinden faydalanılarak sinir sistemine kateter yerleştirilmektedir. Bu yöntem sayesinde ağrının sebebi bulunmaktadır.Özetle algoloji (ağrı polikliniği) biriminin tedavi ettiği ağrı çeşitleri aşağıda açıklanmıştır:
Kronik ağrılar
Baş ağrıları
El bileği ağrıları (karpal tünel sendromu gibi)
Kanser ağrısı
Romatizmal hastalıklar
Zona ağrısı
Trigeminal nevralji
Boyun ağrıları
Sırt ağrıları
Bel ağrıları
Fibromyalji
Kalça, diz, ayak bilek ve ayak ağrıları
Omuz, kol ve el ağrıları
Boyun ve bel fıtığı ameliyatı olduktan sonra görülen ağrılar (Bu ağrılar, önceden yaşanan ağrılardan farklı olabilmektedir.)
Diyabetik nöropati (şeker hastalarında ortaya çıkan el ve ayaklarda yanma, elektrik çarpması hissi ve batma)
Siyatalji (Bel bölgesindeki omurlar arasından çıkan ve topuğa kadar uzanan en uzun en kalın sinir olan “siyatik sinir”de görülen ağrıdır).
Travma sonrasında oluşan yaralanmalardan ya da kırıktan sonra ortaya çıkan ağrılar
Herhangi bir ameliyat işlemi sonrasında dinmeyen ve kronikleşmeye başlayan ağrılar
Psikosomatik ağrılar (Psikolojik rahatsızlıkların bedene yansıması şeklinde görülebilmektedir.)
Alıntı
 

Anestezi ve Reanimasyon Nedir?​



Hastane ve diğer sağlık kuruşlarında bulunan, hastanın ameliyat öncesinden ameliyat sonrasına kadar tansiyon, nabız ve nefes gibi değerlerini kontrol etmekle görevli olan birime anestezi ve reanimasyon ismi verilmektedir.

Daha çok kısaca “anestezi” olarak bilinen bu birimin reanimasyon kolu ise temelde hastanın hayata geri döndürülmesi anlamını taşımaktadır. Reanimasyon, durmuş olan solunum ya da dolaşım sistemini yeniden işlevsel ve canlı hale getirmek amacıyla yapılan bir işlemdir. Bu işlem ameliyat öncesinde, sırasında ya da sonrasında gelişen komplikasyonları önlemek ve hastanın sağlığını korumak açısından önem arz etmektedir. Anestezi ve reanimasyon birimi, özellikle ameliyat sırasında ortaya çıkabilecek bu tip olası sorunları gidermek açısından büyük öneme sahiptir.

Anestezi ve reanimasyon birimi, az önce de belirtildiği üzere ameliyat sürecinin her aşamasında görev almaktadır. Aşağıda bu birimin görev kapsamı detaylıca anlatılmaktadır:

  • Ameliyat gerçekleşmeden önce hastanın ve yakınlarının anestezi işlemi hakkında bilgilendirilmesi ve hazırlanması sağlanmaktadır. Bu esnada hastaya gelişebilecek olası komplikasyonlar ve uygulanabilecek anestezi seçenekleri hakkında bilgi verilmektedir.
  • Ameliyathaneye taşınan hastaya uygun anestezi verilmekte ve hastanın ameliyat sırasındaki ağrıyı en az seviyede hissetmesi için hasta, çeşitli anestezi yöntemleri sayesinde uyutulmaktadır. Bu esnada anestezi uzmanının belirlediği dozajda ilaçlar kullanılmaktadır.
  • Anestezi ve reanimasyon birimi ameliyat sırasında hastanın uygun duruşa getirilmesinde de hekimlere yardımcı olmaktadır.
  • Ameliyat süresince hastanın damar ve hava yolunun açık olmasını sağlamaktadır.
  • Ameliyat sırasında diğer hekimler cerrahi işlemleri hallederken anestezi ve reanimasyon birimi ise hastanın nabız, tansiyon gibi hayati fonksiyonlarını kontrol etmektedir.
  • Ameliyat sırasında hastanın kan, ısı ve sıvı kaybını engellemektedir.
  • Anestezi ve reanimasyon birimi, hastanın anestezi başlangıcından bitişine kadar fizyolojik değerlerini takip etmekte ve kayıtlarını tutmaktadır.
  • Ameliyat bitiminde anestezinin sonlandırılması ve hastanın odasına yönlendirilmesi konusunda görev almaktadır.
  • Uyandırılan hastaları kalp, solunum, şuur durumu ve olası komplikasyon durumları açısından değerlendirmektedir.
  • Kalp ve solunum durması durumlarında solunum tüpü takarak hastaya tıbbi müdahale uygulamaktadır.
  • Durumu ağır ve kritik olan hastaların yoğun bakım ünitesinde takip edilmesi ve tedavisi hususunda anestezi ve reanimasyon birimi önem taşımaktadır.
  • Ayrıca tüm bunlar haricinde anestezi ve reanimasyon birimi, gerekli durumlarda ilgili doktorlarla iş birliği halinde çalışmaktadır.

Anestezi ve Reanimasyon Hangi Hastalıklara Bakar?​

Anestezi, hastanın ameliyat sırasında yaşayacağı ağrıyı en az seviyede hissetmesini sağlamak amacıyla ilaç verilerek uyuşturulması yöntemine verilen isimdir. Anestezinin genel, bölgesel ve lokal olmak üzere temelde üç ayrı çeşidi vardır.

Genel anestezi hastanın tüm vücudunun uyuşturulup bilincinin kapatılması yoluyla yapılmaktadır. Genel anestezi şu gruptaki hastalar haricinde herkese uygulanmaktadır: kol, bacak, karın gibi bölgesel ameliyatlarda, hastanın solunum sorunu yaşaması ve kalp ile akciğer hastalıklarına sahip olması durumları.

Bölgesel anestezi ise kol, bacak gibi bir bölgeyi ya da bedenin belden aşağısını kapsayan ameliyatlarda uygulanmaktadır. Kalça- diz protezleri, omuz- el- kol ameliyatı, kasık fıtığı, normal ya da sezaryen doğum, idrar kesesi ya da anal bölge ameliyatı vakalarında bölgesel anestezi yöntemi tercih edilmektedir.

Lokal anestezi ise bölgesel anesteziye oranla daha küçük bir bölgenin ameliyat işlemi öncesinde uygulanan yöntemdir. Örneğin vücuttaki benlerin alınması gibi işlemlerde yaşanabilecek ağrının en az düzeyde hissedilmesini sağlamak için lokal anestezi tercih edilmektedir. Lokal anestezi, vücudun bu tip küçük bölgeleri haricinde kalan ameliyatlarda kullanılmamaktadır.

Ayrıca anestezi uygulanamayacak olan kişiler, ameliyat öncesinde hastadan alınan anamnez ve yapılan testler sonucundan belirlenebilmektedir. Testlerin anestezi yapmaya elverişsiz sonuçlar göstermesi halinde anestezi işleminin uygulanması doğru olmamaktadır. Ancak bu ve yukarıda belirtilen durumlar haricindeki hastalara anestezi işlemi uygulanmaktadır.

Anestezi ve reanimasyon biriminin reanimasyon kolu ise kalp masajı görevini üstlenmektedir. Kalp masajı, kişinin solunum ve dolaşım sisteminin durması durumunda uygulanmaktadır. Kardiyak arrest (kalbin ve vücuttaki kan dolaşımının durması) öncesinde hasta bazı belirtiler göstermektedir. Bu belirtilerin iyi okunması, kişinin kısa sürede hayata döndürülmesinde önem arz etmektedir.
Alıntı
 

Beslenme ve Diyet Birimi Nedir?​

Sağlıklı yaşamın anahtarlarından biri doğru beslenmekten geçmektedir. Dengeli ve düzenli beslenme, pek çok hastalığın önüne geçen bir etmen olarak değerlendirilmektedir. Hastanelerde ve diğer sağlık kuruluşlarında kişilerin yaşam kalitesini artırmak amacıyla sağlıklı ve dengeli beslenmeleri ile vücutlarının metabolizma faaliyetlerine uygun bir beslenme planı uygulayarak daha sağlıklı bir bedene kavuşmaları amacıyla hastalara ve danışanlara hizmet veren birime beslenme ve diyet birimi adı verilmektedir.

Beslenme ve diyet birimi sağlıklı kilo alma- kilo verme, diyabet (şeker hastalığı) hastalarının doğru beslenmesini sağlama, hamilelik döneminde doğru beslenme gibi pek çok hastalık ve durum için danışanlara hizmet vermektedir.

Beslenme ve Diyet Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Az önce de belirtildiği üzere beslenme ve diyet biriminin ilgi alanı geniştir. Bu birimde çocukluk çağından hamileliğe, çeşitli hastalıklardan kişiye özel beslenme uygulamalarına kadar geniş çapta hizmet verilmektedir. Beslenme ve diyet birimi hangi hastalıklara bakar sorusunun yanıtı aşağıda daha detaylı bir şekilde sunulmaktadır.

1. Sağlıklı Kilo Verme​

Pek çok kişinin yakındığı sağlık sorunlarının arasında kilo problemi gelmektedir. Kilo problemi, pek çok hastalığa davetiye çıkarmaktadır. Hemen her yaşta görülen fazla kilo sorunu, bir beslenme ve diyetetik uzmanının uygulayacağı diyet planı doğrultusunda çözülebilmekte ve kişilerin hayat standardı bu sayede yükselebilmektedir.

2. Sağlıklı Kilo Alma​

Fazla kiloların yanı sıra aşırı zayıf olma durumlarında da mutlaka bir beslenme ve diyetetik uzmanının yardımına başvurulmalıdır. Kilo alamamak, sağlık açısından riskli bir durum olup kişinin kaslarının zayıflamasına, kemiklerinin güçsüzleşmesine ve organlarında hasar oluşmasına sebep olabilmektedir. Dolayısıyla kilo alamama sorunu yaşayan kişilerin kas-kemik yoğunluğu dengesini sağlamak, kan değerlerinin normale dönmesini sağlamak açısından sağlık kuruluşlarının beslenme ve diyet birimine başvurması önem taşımaktadır.

3. Hamilelik ve Emzirme Dönemi Beslenme Sorunları​

Hamile olan kadınların bebeklerinin sağlıklı gelişimi açısından beslenmelerine gereken özeni göstermesi gerekmektedir. Hamileliğin her evresinde uygulanması gereken beslenme planı farklılaşmakta olup yaş, boy-kilo oranı gibi faktörlere bağlı olarak hamilelerin hangi besinleri hangi oranda tüketmeleri gerektiği değişmektedir. Bu durumda kadınların sağlıklı bir hamilelik süreci geçirmeleri açısından beslenme ve diyet birimi önem arz etmektedir.

Hamilelerin bebeklerini doğurduktan sonraki süreçte emzirme döneminde de düzenli ve dengeli beslenme kurallarına uyması gerekmektedir. Anne sütünün bebeğin gelişimi için yeterli miktarda besin değerlerini içermesi bakımından annenin emzirme döneminde beslenme ve diyet birimine başvurması, dikkat edilmesi gereken bir husustur.

4. Çocukluk Dönemi Beslenme Sorunları​

Çocukluk çağında tip 2 diyabet, obezite, hiperkolesterolemi gibi sağlık sorunları yaşanabilmektedir. Yanlış ve düzensiz beslenmenin büyük rol oynadığı bu hastalıkların önlenmesinde ve tedavi sürecinde beslenme ve diyet birimi görev almaktadır. Ayrıca çocukların fiziksel ve zihinsel döneminin önem taşıması itibariyle de zararlı gıdalardan uzak durması gerekmektedir. Bu açıdan beslenme ve diyet birimi çocukluk dönemi beslenme problemleri ve bu problemlere bağlı ortaya çıkan hastalıklarla mücadele etmede hizmet vermektedir.

5. Diyabet Hastalarının Beslenme Sorunları​

Diyabet ya da yaygın bilinen adıyla şeker hastalığı, yanlış beslenmeden kaynaklanan hastalıklar arasında yer almaktadır. Yetersiz, düzensiz ve dengesiz beslenme sonucunda ortaya çıkan hastalıklardan kabul edilen diyabet, doğru beslenmeyi öğrenmeyi gerektiren bir hastalıktır. Vücudun ihtiyacı olan besin değerlerinin tespit edilmesi ve vücutta bu değerlerin daha sağlıklı bir düzeye getirilerek hastanın yaşam kalitesinin iyileştirilmesi açısından beslenme ve diyet birimi önem taşımaktadır.

6. Mide ve Bağırsak Hastalıklarında Beslenme Problemleri​

Kronik veya akut bağırsak ile mide rahatsızlıklarının tedavisinde ve önlenmesinde beslenme ve diyet birimi görev almaktadır. Gastrit, ülser, hazımsızlık gibi mide sorunları yaşayan ve ishal, kolit, emilim bozukluğu gibi bağırsak problemleri yaşayan kişilerin hangi besinleri tüketmesi ve hangi besinleri tüketmemesi gerektiği hususunda mutlaka bir beslenme ve diyet birimine başvurarak yardım alması gerekmektedir.

7. Yatan Hastaların Beslenme Problemleri​

Hekimler kimi zaman çeşitli sağlık sorunları nedeniyle hastanede yatarak tedavi gören hastaların tedavilerine güç kazandırmak amacıyla beslenme ve diyet birimiyle iş birliği içinde çalışmaktadır. Doktorların uygun gördüğü durumlarda beslenme ve diyetisyen birimi uzmanları tarafından hastanın genel sağlık durumuna göre yeni bir beslenme programı hazırlanmaktadır. Beslenme programın hasta tarafından düzenli olarak uygulanıp uygulanmadığının takip edilmesinde de beslenme ve diyet birimi rol üstlenmektedir.

8. Kişiye Özel Beslenme Uygulamaları​

Beslenme ve diyet birimine dengeli ve sağlıklı beslenme açısından rutin kontrollerini yaptırmak, kilosunu kontrol altında tutmak isteyen danışanlar da başvurmaktadır. Bu amaçla başvuran kişilere beslenme ve diyetisyen uzmanı tarafından kişinin vücut özelliklerine göre hangi yiyecekleri tüketmesi gerektiği konusunda bilgi verilmekte ve bu kişilere uygun bir beslenme programı çıkartılmaktadır. Ayrıca danışanın bu programa uyup uymadığı ve bu süreçte ne kadar gelişme kaydettiği beslenme ve diyet birimi tarafından takip edilmektedir.

9.Sporcu Beslenmesi​

Spor fiziksel olarak performans gerektiren bir aktivitedir. Performansın yüksek seviyede kullanılması için düzenli antrenman yanında sağlıklı, düzenli ve kaliteli gıdalardan oluşan bir beslenme planının yapılması ve uygulanması çok önemlidir.

Medicana Sağlık Grubu beslenme ve diyet uzmanları sporcunun yaptığı spor dalını, vücut komposizyonu ölçüm sonuçlarını, kişisel özelliklerini ve büyüme ve gelişme döneminde olup olmama durumlarını göz önünde bulundurarak beslenmesini planlamakta ve takibini yapmaktadır. Sporcuların hem antrenman dönemlerinde, hem müsabaka öncesi ve sonrasında beslenme ihtiyaçlarını belirleyip, beslenme programını düzenlemektedir.

10.Alerji - Besin İntoleransı ve Beslenme​

Besin alerjileri, bebeklik döneminden başlayarak insan hayatını etkilemektedir. Bu nedenle alerjisi olan bireylerin beslenmesine, çok küçük yaşlardan itibaren dikkat edilmelidir. Beslenme ve diyet uzmanları bireylerin besin alerjileri nedeniyle diyetlerinden çıkardıkları besinlerin, yetersiz ve dengesiz beslenme durumuna yol açmaması için bireylerin sağlıklı şekilde beslenmesini planlamaktadır.



11.Yeme Davranış Bozukluklarında Beslenme​

Yeme bozukluğu ( anoreksiya, bulumia vb ) tedavisinde amaç; bozulmuş yeme davranışını değiştirerek yemek konusuna farklı bir yaklaşım getirmek ve yeni bir yeme düzeni kurmaktır. Medicana Sağlık Grubu diyetisyenleri yeme bozukluğunun tanımlanmasında, tedavisinde, izlenmesinde, hastanın desteklenmesi ve rehabilitasyonunda multidisipliner ekip içerisinde çalışmaktadır.

Alıntı
 

Biyokimya Laboratuvarı Nedir?​

Hastanelerin ve diğer sağlık kuruluşlarının hastalıkların ve genel sağlık durumunun analiz edilmesi, tanı- teşhis- tedavi süreçlerinde biyolojik analizlerin yapılması ile bu amaçla yapılan testlerin yorumlanması süreçlerinde hizmet veren birimine biyokimya laboratuvarı adı verilmektedir. Biyokimya laboratuvarlarının hastalıkların incelenmesinde pek çok işlevi bulunmaktadır:

  • Doktorların hastanın söylediği şikayetlere uygun teşhisi belirlemesi ve gerekli tanıyı koyabilmesi için bazı testlere başvurması gerekmektedir. Bu testlerin yapılmasını sağlayan birim ise biyokimya laboratuvarıdır.
  • Doktorların önerdiği testlerin sonuçlarının yorumlanması sürecinde biyokimya laboratuvarları görev almaktadır.
  • Öte yandan hastalara uygulanacak testlere karar verme sürecinde de biyokimya laboratuvarları rol oynamaktadır.


Biyokimya laboratuvarları, klinisyenler ve doktorlarla iş birliği içinde çalışmaktadır.

Biyokimya Laboratuvarı Hangi Hastalıklara Bakar?​



Biyokimya laboratuvarı, vücuttan alınan sıvı örneklerinin (kan, idrar ve vücut içi boşluklarından alınan sıvılar vb.) test edilmesi ve sonuçlarının raporlaştırılması görevini üstlenmektedir. Bu birim, genellikle doktorların istediği testleri yapmakta ancak kimi zaman hastalıklara doğru teşhis ve tedavi yöntemlerinin uygulanması için kendisi de test önerebilmektedir. Bu durumda biyokimya laboratuvarının uyguladığı testler şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Rutin biyokimyasal testler
  • Tam kan sayımı testleri
  • Kan gazları
  • Kardiak (kalple ilgili) belirteçler
  • Tümör belirteçleri
  • Koagulometrik (pıhtılaşma ile ilgili) testler
  • İlaç düzeyleri
  • Metabolik tanı ve tarama testleri
  • Toksikoloji testleri
  • İdrar testleri
  • Elektrolitler
  • Elektroforez testleri
  • Hormon testleri
  • Enzim testleri
  • RIA testleri (Tam adıyla radyoimmün test olarak bilinmekte olup genellikle endokrinolojide hormon testleri yapmak amacıyla kullanılan bir yöntemdir.)
Buradan hareketle biyokimya laboratuvarının hemen her hastalığın tanı, teşhis ve tedavisinde görev aldığını söylemek mümkün olmaktadır. Endokrinoloji, dahiliye (iç hastalıkları), nefroloji, gastroenteroloji, jinekoloji, genel cerrahi, beslenme ve diyet, nöroloji, onkoloji ile kalp ve damar hastalıklarının ilgi alanına giren hastalıklar için yapılacak testlerin analizleri ve yorumlanması hususunda biyokimya laboratuvarı görev almaktadır. Ayrıca biyokimya laboratuvarları yenidoğandan yaşlılara kadar her yaş grubunun tedavisi için hizmet vermektedir.
Alıntı
 

Check-up Nedir?​



Hastaneler ve diğer sağlık kuruluşları bünyesinde,rutin sağlık kontrollerinin yapılması, olası hastalıkların önlenmesi, hastalık riski taşıyan kişilerin tespit edilmesi gibi amaçlarla vücudun tamamı üzerinde sağlık muayenesi yapan birimine Check-up adı verilmektedir.

Check-up, sadece önleyici amaçlı hizmet vermemekte olup hastalıkların üç evresinde de görev almaktadır. Bu görevler şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Olası hastalıkların önlenmesi amacıyla kişinin genel sağlık durumunun kontrol edilmesi
  • Hastalıkların risk faktörlerinin tanımlanması (Bu sayede ciddi hastalıkların ortaya çıkma riski düşürülmektedir.)
  • Hastalıkların teşhis edildikten sonra kontrol altına alınması (Hastalığın tekrar nüksetmemesi için yapılmaktadır.)
Check-up birimi her yaştan danışana ve hastaya hizmet vermektedir. Check-up taramaları, yaşamın her döneminde belli aralıklarla uygulanmaktadır.

Check-up Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Check-up birimi, yukarıda da belirtildiği üzere hastalıkların erken teşhis edilmesinde önemli rol oynamaktadır. Özellikle koroner kalp hastalıkları ve kanser (meme kanseri, rahim ve rahim ağzı kanseri, yumurtalık kanseri, prostat kanseri, akciğer kanseri, kolon kanseri, pankreas kanseri) gibi riskli hastalıkların erken teşhisinde Check-up birimi önemli bir görev üstlenmektedir. Bu birime sadece sağlıklı kişiler değil teşhisi konmuş hastalar da başvurmaktadır.

Check-up biriminde yapılan taramalar kapsamına göre sınıflandırılmaktadır ancak genel olarak bütün Check-up yöntemlerinde şu testler yapılmaktadır: kan testi, tam idrar testi, akciğer grafisi, kolestrol ve lipid seviyeleri, troid fonksiyon testi, sedimentasyon (iltihapları tespit etmek amacıyla uygulanır), hepatit (sarılık) testi, tüm batın ultrasanografi, elektrokardiyografi ve dışkı testi. Ancak kapsamlı Check-up taramalarında beyin, üreme, göz, kalp gibi organların fonksiyonları da analiz edilmektedir. Özellikle ileri yaşlarda göz Check-up’ın yapılması önem arz etmektedir.

Check-up biriminin görev kapsamında yer alan hastalıklar şu şekildedir:

  • Metabolizmaya bağlı ortaya çıkan hastalıklar
  • Kalp- damar hastalıkları
  • Böbrek hastalıkları
  • Beyin- damar hastalıkları
  • Sinir hastalıkları
  • Troid bezi hastalıkları
  • Kansızlık ve vitamin eksikliği gibi bazı kan hastalıkları
  • Kolesterol
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Kalp ve kapak hastalıkları
  • Nefes darlığı
  • Romatizma
  • Hepatit virüsüne bağlı olarak ortaya çıkan karaciğer hastalıkları
  • Kanser (Akciğer, kalın bağırsak, karaciğer, pankreas, mesane, prostat, meme, rahim ve rahim ağzı kanserleri)
  • Kemik erimesi
  • Karaciğer hastalıkları
  • Dalak hastalıkları
  • Safra kesesi hastalıkları
  • Pankreas hastalıkları
  • Kemik hastalıkları
  • Göz hastalıkları
Yukarıda belirtilen bu hastalıkların erken teşhis edilmesinde Check-up birimi hizmet vermektedir.Ancak kronik tanı almış hastaların takibinde(hipertansiyon,diabet,guatr,insülin direnci,tıkayıcı damar hastalıkları vb.) ve bu hastaların yeni risk faktörlerinin araştırılmasındada check-up polikliniği aktif rol oynamaktadır.
Alıntı
 

Çocuk Alerjisi Nedir?​

Hastanelerde ya da diğer sağlık kuruluşlarında çocukluk çağında çeşitli sebeplerden dolayı ortaya çıkan alerjik reaksiyonların tedavi edilmesinde görev alan birime çocuk alerjisi adı verilmektedir. Alerji, bağışıklık sisteminin temelde zararsız olan alerjenlere aşırı tepki göstermesi sonucu ortaya çıkmakta olup çocuk alerjisi ise bu hastalıkların çocukluk döneminde ortaya çıkan türüne verilen isimdir.

Çocuklarda hayvan tüyleri, toz, küf mantarı, polen, bazı besinler ve böcek zehirleri gibi çeşitli nedenlerden dolayı ortaya çıkabilen alerji hastalıklarının tanı, teşhis ve tedavi işlemleri çocuk alerjisi biriminde gerçekleştirilmektedir.

Çocuk Alerjisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Çocuk alerjisi birimi, alerjik sebeplerden dolayı ortaya çıkan çocukluk dönemi hastalıklarının tanı, teşhis ve tedavisinde görev almaktadır. Çocuk alerjisi biriminin kapsamında yer alan hastalıklar şu şekilde ele alınmaktadır:

  • Bronşiyal astım
  • Alerjik nezle
  • Alerjik rinit
  • Atopik dermatit (Egzama)
  • Ürtiker (Halk arasında kurdeşen olarak bilinir)
  • Ağır alerjik reaksiyonlar (Anafilaksi)
  • Besin alerjileri
  • Böcek alerjileri
  • İlaç alerjileri
Bu hastalıklar genellikle ciltte kızarıklık ve kaşıntı şeklinde kendini gösterebileceği gibi burun akıntısı, nefes darlığı, hırıltılı nefes alma, ishal, karın ağrısı, kusma, kuru öksürük, dışkıda kan ya da mukus gibi belirtilerle de ortaya çıkabilmektedir. Çocuk alerjisi birimi ise bu belirtilerin anlaşılıp gerekli test yöntemlerini kullanarak hastalığın teşhis edilmesinde görev almaktadır. Bu esnada çocuk alerjisi birimi hastadan kan testi, yama testi, provokasyon testi, deri testi veya solunum fonksiyonu testleri isteyebilmektedir. Bu durumda hastanın gerekli testleri hastanenin ilgili sağlık birimi aracılığıyla yaptırması ve elde edilen test sonuçlarını doktorun değerlendirmesi gerekmektedir. Test sonuçları ve hastanın var olan şikayetleri doğrultusunda teşhis konulur ve teşhise uygun olarak tedavi yöntemi belirlenip uygulamaya konulur. Bu birimde uygulanan tedavi yöntemleri arasında ilaç tedavisi, alerji aşısı ve alerjen maddeden uzak durma yer almaktadır.
Alıntı
 

Çocuk Cerrahisi Nedir?​

Hastanelerin ya da diğer sağlık kuruluşlarının 0- 16 yaş arası çocukların ürolojik sorunları ile cerrahi tedavi gerektiren hastalıklarının iyileştirilmesinde görev alan birime çocuk cerrahisi adı verilmektedir. Çocuk cerrahisi biriminde vücudun solunum ve sindirim sistemine bağlı hastalıklar, göğüs, baş, boyun, travma, endokrin cerrahisi ile jinekolojik rahatsızlıklar tedavi edilmektedir. Bu birim, genel cerrahiden farklı olarak çocuk hastalıkları ile ilgilenmektedir. Ek olarak böyle bir birimin kurulma sebebi ise çocuklara gereken cerrahi müdahalenin yapılması sırasında kullanılan yöntemlerin farklılaşabilmesidir.

Çocuk Cerrahisi Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Çocuk cerrahisi birimi, cerrahi müdahale gerektiren hastalıklar ile ilgilendiği için geniş bir kapsama sahip olmaktadır. Bunun yanı sıra, çocuk cerrahisi birimi pek çok hastalığı kapsayan bir birim olduğu için kimi zaman diğer sağlık birimleri ile iş birliği halinde çalışabilmektedir. Bu birimin kapsamına giren hastalıklar şu şekilde gruplandırılmaktadır:

1. Çocukluk Çağı Solunum Sistemi Hastalıkları​

Çocukluk döneminde görülen solunum sistemi hastalıklarının çeşitleri vardır. Soluk borusuna kaçan yabancı maddelerin çıkarılması, soluk borusu hastalıkları, akciğer enfeksiyonları, akciğer hastalıkları ve göğüs kafesi rahatsızlıkları bu grupta ele alınmaktadır.

2. Baş ve Boyun Cerrahisi​

Çocuklarda kimi zaman vücudun baş ve boyun kısmında doğuştan var olan ya da sonradan ortaya çıkan kistler veya sinüslerle ilgili rahatsızlıklar görülmektedir. Bu tip hastalıkların tedavisinde de çocuk cerrahisi birimi hizmet vermektedir.

3. Çocukluk Çağı Sindirim Sistemi Hastalıkları​

Sindirim hastalıkları, çocukluk çağında sık görülen ve cerrahi müdahale gerektirebilen hastalıklar grubudur. Bu hastalıklar arasında mide darlığı, ince bağırsak tıkanıklığı, iltihaplı bağırsak hastalıkları, makatta fistül ya da çatlak, göbek fıtığı, kasık fıtığı, hemoroid, ülser, gastroözofagial reflü, karaciğer kistleri, basur (hemoroid) ve polip tümör gibi rahatsızlıklar yer almaktadır.

4. Çocukluk Çağı Hormonal Hastalıklar​

Çocuklarda kimi zaman hormon bozukluklarından dolayı bazı hastalıklar görülebilmektedir. Bu hastalıklar arasında yer alan pankreas, tiroit bezi ve böbrek üstü bezleri hastalıklarına gereken cerrahi müdahalenin yapılmasında çocuk cerrahisi birimi hizmet vermektedir.

5. Çocukluk Dönemi Kanser Hastalıkları​

Kanser, günümüzde çocuklar da dahil olmak üzere pek çok yaş grubunu olumsuz etkilemektedir. Çocukluk döneminde görülen yumuşak doku, akciğer, testis, yumurtalık, lenf bezi, böbrek ve karaciğer tümörlerinin tedavi edilmesinde çocuk cerrahisi birimi görev almaktadır. Bu hastalıkların tedavisinde disiplinler arası bir yaklaşım tercih edilerek hastanın iyileştirilmesi sağlanmaktadır.

Öte yandan yenidoğan çocuklarda görülen ekstrofi kloaka, gastroşizis, omfalosel, anorektal malformasyonlar, mekonyum ileusu, konjenital diyafram hernisi, infantil hipertrofik pilor stenozu, jejunoileal atrezi, ekstrofi vezika, özofagus atrezisi ve doğuma bağlı ortaya çıkan doğumsal duodenal tıkanıklıklar da çocuk cerrahisi biriminin tedavi alanında yer almaktadır.

Çocuk cerrahisinin ilgi alanına giren diğer hastalıklar ise şu şekilde açıklanmaktadır:

  • İdrarı penisin üstünden ya da altından yapma durumu
  • Bir veya iki testisin keseye inmemiş olması durumu
  • Sünnet işlemi ile sünnet derisinin yapışık olması durumu
  • Karın ağrıları (Apandisit de dahildir)
  • Karın bölgesinde ortaya çıkan iltihaplar
  • Göğüs kafesinde şekil bozuklukları
  • Doğum hasarları
  • Cerrahi müdahale gerektiren her türlü travma (bıçak, silah vb. aletlerle yaralanma, trafik kazası, düşme, darbe alma ile vücut dokularının yaralanması buna dahildir)
  • Dil bağı
  • Kabızlık
  • Guatr
  • Fıtık
  • Göbek akıntıları
  • Makat kanamaları ile dışkıda kan görülmesi durumları
  • Sırtta görülen şekil bozuklukları
  • Boyun şişlikleri ve eğrilikleri
  • Endoskopik işlemler
  • Organ nakli (transplantasyon) işlemi
  • Alıntı
 

Çocuk Endokrinolojisi Nedir?​

Vücutta yer alan iç salgı bezleri, hormon salgılama görevini üstlenmektedir. Tüm iç salgı bezlerinin yer aldığı sistem ise endokrin sistemidir. Salgılanan hormonların büyüme, gelişme, üreme, dışarıya verilen tepkileri kontrol altına almak gibi çeşitli görevleri bulunmaktadır. Salgı bezlerinin doğru ve düzgün çalışmaması ile ortaya çıkan hastalıklarla ilgilenen birim dalı ise endokrinolojidir. 0-18 yaş grubunda yer alan tüm çocukların hormonal bozuklukları ve bu bozukluklar karşısında ortaya çıkan hastalıklar ile ilgilenen birim ise çocuk endokrinolojisidir.

Çocukların özellikle büyümesinde ve gelişmesinde önemli olan hormonlardan doğacak herhangi bir endokrin sorununun erken tanı ile tedavi edilmesi gerekmektedir. Çocuklar sürekli gelişim gösterdikleri için bu süreçte tedavi edilmeyen hastalıklar ileriki yaşlarda kalıcı sorunlara yol açabilmektedir. Bu yüzden de çocuk endokrinolojisinin ayrı bir önemi bulunmaktadır.

Çocuk Endokrinolojisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Erken Ergenlik​

Hipofiz bezinden salgılanan bezler ile çocukluktan ergenliğe geçiş dönemi başlamaktadır. Bu süreçte diğer salgılanan cinsiyet hormonları ise o cinsiyete özgü özelliklerin gelişmeye başlamasını sağlamaktadır. Kız çocuklarında göğüs, erkek çocuklarında testis büyümesi ile kendini gösteren ergenlikte çocuklar sadece bedensel olarak değil ruhsal olarak da değişmektedir.

Kız çocukların ergenliğe geçişi 8-13, erkeklerin ise 9-14 yaş aralığında olmaktadır. Eğer çocuklar 8 ve 9 yaşından önce bu belirtileri gösteriyorsa ergen ergenlik yaşıyorlar demektir. Erken ergenlik salgılanan hormonlardan kaynaklanabileceği gibi altında başka nedenler de barındırabilmektedir. Erken ergenlik kontrol altına alınmadığı ya da altındaki hastalık tedavi edilmediği zaman çocukta büyümenin erkenden durmasına sebep olabilmektedir. Kemik gelişimi ve boyu etkileyen erken ergenlik için çocukların, çocuk endokrinoloji doktoru kontrolünden geçmesi gerekmektedir.

Büyüme Geriliği​

Kemiklerin ucunda bulunan büyüme plakları ergenliğin sonuna kadar işlevini sürdürmektedir. Büyüme, her çocuğa göre değişse de burada ebeveynlere önemli görev düşmektedir. Çocuk endokrinoloji uzmanı tarafından çocuğun kemik yaşı ve genetik faktörler göz önüne alınarak büyüme grafiği çıkartılmalı ve bu grafiğe göre de ailelerin gelişimi takip etmeleri gerekmektedir. Büyümeyi etkileyen faktörler arasında anne ve babanın boy oranlarının yanı sıra ergenliğe giriş yaşı bulunmaktadır. Bu faktörlere ek olarak beslenme, organların sağlıklı işlemesi ve hormonlar da büyümede önemlidir.

Obezite​

Vücut kitle endeksine göre vücuttaki yağın artış göstermesi obezite yani şişmanlıktır. Alınan ve harcanan kalori arasındaki bozulma sonrasında oluşan obezitenin farklı sebepleri bulunmaktadır. Genetik yatkınlık, hareket azlığı, hazır yemek tüketimi ve şekerli gıdalar obeziteye yol açan nedenler arasında yer alsa da hormonal bir hastalık da çocukların obezite olmasına neden olabilmektedir. Erken yaşlarda kontrol altına alınmayan ve tedavi edilmeyen çocukların ileriki yaşlarında diyabet, kalp ve tansiyon gibi çeşitli hastalıklar görülebilmektedir. Bu yüzden de hem çocuğun hem de ebeveynlerin çabası ile obezitenin önüne geçmek mümkündür.

Diyabet​

Pankreas, kandaki şekerin hücreler tarafından enerjiye dönüştürülmesi için insülin salgılamaktadır. İnsülinin doğru salgılanamaması ise ortaya diyabet rahatsızlığını çıkarmaktadır. Yeteri miktarda salgılanamayan insülin sonrasında kan şekeri yükselir çünkü kandaki şeker hücreler tarafından kullanılmamıştır.

Diyabetin iki türü bulunmaktadır. Tip 1 ve Tip 2 diyabet seçeneklerinden çocuklarda görüleni Tip 1’dir. Diyabet çocuklarda çok erken yaşlarda çıkabileceği gibi ergenlik döneminde de kendini gösterebilmektedir. Diyabetin tedavisi insülin iler gerçekleşmektedir. Bu yüzden de yetişkinlik dönemine kadar çocukların, çocuk endokrinoloji uzmanı kontrolünde olması gerekmektedir.

Tiroit ve Guatr​

Vücudun metabolizma hızını kontrol altına alan, kas ve beyin gelişimini etkileyen hormonlardan biri de tiroit hormonudur. Tiroit bezinin olması gerekenden daha az çalışması hipotiroit, çok çalışması ise hipertiroit olarak adlandırılmaktadır. Tiroit bezinin büyümesi ise guatr hastalığına sebep olmaktadır. Çocuğun tiroit bezinin doğru işlemesi birçok açıdan önemlidir. Erken tanı ile teşhis edilemeyen tiroit bozuklukları çocuklarda zekâ ve beyin gelişimini olumsuz etkilemektedir. Bunun yanı sıra kilo alma, aşırı uyku hali, kabızlık, gelişme geriliği, cilt kuruluğu ve halsizlik de yine görülebilecek diğer hastalıklardır.

Raşitizm​

Raşitizm, çocuklarda eksik D vitamini eksikliğinde ortaya çıkan bir kemik rahatsızlığıdır. Doğduğu andan itibaren gerek güneş gerekse de besinlerden yeteri kadar D vitamini alamayan çocuklarda; diş çıkmasında, oturmada, yürümede gecikme yaşanabileceği gibi bacaklarda eğrilik, kafa şekil bozuklukları da görmek mümkündür. Kemiklerin yeteri kadar vitamin alamaması güçsüzlüğe yol açacağı için kırılmalar da olası rahatsızlıkların arasında bulunmaktadır. Anne karnında başlayan ve doğduktan sonra da takip edilmesi gereken bu süreç çocuk endokrinoloji uzmanı ile kontrol altına alınmalıdır.

Turner Sendromu​

Erkeklerin yakalanmadığı turner sendromu, doğan her 2 bin 500 kız çocuğundan birinde görülmektedir. Bu hastalığı oluşturan sebep ise kromozom bozukluğudur. Her insanda 46 adet kromozom bulunmaktadır. Kızlarda 2 adet X kromozomu; erkeklerde 1 adet X, 1 adet Y kromozomu vardır. Kızlarda bulunan 2 adet X kromozomundan bir tanesinin bulunmaması turner sendromunu ortaya çıkarmaktadır. Bu tanı anne karnında konulabileceği gibi çocuğun dünyaya geldiği anda da konulabilmektedir. Boyun kalınlığı, şiş el ve ayaklar bu aşamadaki ilk belirtilerdir.

Çocuklarda bu hastalık daha sonraki yaşlarda da görülebilmektedir. Boy kısalığı hastalığın en sık rastlanan belirtilerinden biri olsa da kişiye göre değişebilmektedir. Turner sendromunun; kalptan çıkan ana damarda daralma, eldeki 3. ve 4. parmağın diğerlerine göre daha kısa olması, göz kapağı ve gözde anormallik, şaşılık ve yakını görememe gibi belirtileri de bulunmaktadır. Bu hastalık aynı zamanda birçok çocukta çölyak hastalığı, kulak iltihabı, ters meme başı, alt çene düşüklüğü gibi diğer hastalıklara da sebebiyet vermektedir. Turner sendromu, evlilik çağına kadar her yaşta görülebilmektedir. Bu yüzden de çocukta izlenen değişik herhangi bir durumda çocuk endokrinoloji doktoruna başvurulmalıdır.

Bu hastalıkların yanı sıra cinsel gelişim bozuklukları, aşırı tüylenme, penis sorunları (mikropenis) , böbreküstü bezi hastalıkları, hipofiz bezi hastalıkları, adet düzensizlikleri, gecikmiş ergenlik, kalsiyum ve fosfor metabolizma bozuklukları da yine çocuk endokrinolojisinin ilgilendiği hastalıklar arasındadır.

Cinsel Gelişim Bozuklukları​

Anne karnında yaklaşık 5. Haftaya kadar dişi ve erkek gonad ayırımı mevcut değildir. Erkekte testis oluşması gebeliğin yaklaşık 7.haftasında başlar. Gonadın erkek yumurtalığına farklılaşması dişilerden daha erken olmaktadır. Gebelik süresince olgunlaşma sürecini devam ettiren yumurtalıklar gebeliğin son 2/3 periodunda torbaya inerler. Zamanında doğan çocukların yaklaşık %95 inden fazlasında, prematürelerde ise % 80 civarında yumurtalıklar torbada gözlenir. Ancak bazı durumlarda yumurtalıkların torbaya iniş süreci 1 yıla kadar uzayabilir.

Dişilerde ise gonadın dişi yumurtalığına farklılaşması daha geç başlar. Bununla birlikte doğuma kadar yumurtalarda yaklaşık 2 milyon hücre oluşur.

Dış genital organların belirginleşmesi ise erkeklerde hamileliğin 9. Haftasında başlayıp 13. Haftasında sona erer. Erkeklerde dış genital organların farklılaşması erkek yumurtalığı olan testislerden salgılanan testesteron hormonu ile olmaktadır. Sekonder seks karakterleri denen sakal, bıyık çıkması gibi durumlardan da testesteron ve onun yan ürünü olan dihidrotestesteron hormonları sorumludur. Bu hormonlar beyinde hipofiz denen ve birçok hormonun salgılandığı keseden salgılanan LH ve FSH hormonlarının etkisi ile yumurtalıklardan salgılanır ve etkilerini gösterirler.

Anne karnında iken başlayan cinsel farklılaşma kişinin erkek ya da dişi olmasını belirlemekte, bazı hormonların etkisi veya eksikliği ile kişinin cinsel yapısı olgunlaşmakta ve nihayetinde cinsel kimliğin, cinsel rolun ve cinsel yönelimin belirlenmesi söz konusu olmaktadır.

Osteoporoz (Kemik Erimesi)​

Rikets; çocukluk çağında görülen bir kemik hastalığı olup özellikle uzun kemiklerin epifiz dediğimiz uç kısımlarında mineralizasyon eksikliğine bağlı genişlemeler, erimeler ve şekil bozukluğu ile kendini gösterir. Ülkemizde rikets 3 yaş altı çocuklarda %6 oranında görülmektedir. Riketsli bir çocukta klinik olarak görülebilecek bulgular şunlardır;

Bıngıldağın büyük olması, geç kapanması veya kapanmaması,

El bileklerinin normalden geniş olması,

Kafasının arka tarafının elle bastırıldığında pinpon topu gibi çökmesi

Kaslarda zayıflık, kemik ağrıları,

Çocuk yürümeye başladıktan sonra bacaklarda içe doğru eğilme,

Diş çıkmasında gecikme,
Alın tı
 

Çocuk Gastroenteroloji Nedir?​

Yemek borusu, mide, bağırsaklar, karaciğer, pankreas ve safra kesesi sindirim sistemini oluşturan organlardır. Sindirim sistemi içerisinde bulunan tüm organları ve bu organlardan kaynaklı hastalıkları inceleyen bilim dalı da gastroenterolojidir. 0-18 yaş arasındaki tüm çocukları bu alanda kontrol ve tedavi eden birim ise çocuk gastroenteroloji birimidir.

Farklı hastalıklardan dolayı oluşabilecek gastroenterolojik sorunların belirtileri arasında en sık rastlananlar kusma, ishal, karın ağrısı, kabızlık, sarılık ve iştahsızlıktır. Doğduktan sonra başlayan kontrol sürecinde anne ve babaların herhangi bir sorun ile karşılaştıklarında çocuk gastroenteroloji bölümüne başvurması gerekmektedir. Her hastalıkta olduğu gibi gastroenterolojik hastalıklarda da erken teşhis ile çocukların tedavi edilmesi gerekmektedir. Erken teşhis, ileride yaşanacak çeşitli rahatsızlıkların önüne geçmeyi sağlamaktadır.

Çocuk gastroenteroloji doktorları aynı zamanda çocukların beslenme düzeni ile ilgili olarak da hizmet vermektedir. Beslenme bozukluklarının neden olduğu rahatsızlıkların önüne geçmek amacıyla verilen bu hizmete ek olarak gerekli görüldüğünde endoskopi ya da gastroskopi gibi işlemler de yapılabilmektedir. Tıbbi görüntüleme cihazları ile yapılan bu işlemler teşhis ve tedavi sürecinde önemli rol oynamaktadır.

Çocuk Gastroenteroloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

Kabızlık​

Çocuklarda kabızlığa oldukça sık rastlanmaktadır. Karın ağrısı ve iştahsızlık belirtileriyle kendini gösteren kabızlık, kimi çocuklarda zorlanmadan dolayı hemoroid rahatsızlığına da yol açmaktadır.

Kabızlığın her zaman altında bir sebep bulunmamaktadır; ancak bazı kabızlıkların altında farklı hastalıklar yatabilmektedir. Bunlardan bazıları tiroit bezinin az çalışması, kalsiyum düşüklüğü ya da yüksekliği, çölyak hastalığıdır. Bebeklikten tuvalet eğitimine geçiş sürecinde de kabızlık ile karşılaşmak mümkündür. Erken başlanan tuvalet eğitimi çocuğun ruhsal ve bedensel olarak hazır olmamasından dolayı kabızlığı doğurmaktadır.

İshal​

Kabızlık kadar ishal de çocuklarda yaygın bir hastalıktır. Çocukların yaşına göre değişen dışkılama sayısının üstüne çıkıldığı zaman doktora başvurulmalıdır. Susuzluktan kaynaklanan akut ishaller 3-4 gün içerisinde sonlanabilmektedir. Ancak susuzluğun yanı sıra tuz kaybı, dengesiz ve yetersiz beslenmeden kaynaklı kronik ishal, bağışıklık sistemini zayıflamaktadır. 14 günü bulan kronik ishallere; orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu, menenjit gibi rahatsızlıklar da sebep olabilmektedir. Çocuklarda karın ağrısı, ateş, gaz gerginliği gibi belirtilerde geç kalınmadan doktora başvurulmalı ve ishale sebep olan nedene göre tedavi sürecine başlanmalıdır.

Reflü​

Yiyecek ve içeceklerin midede oluşturduğu asidin, yemek borusuna ya da ağıza geri gelmesine reflü denmektedir. Asit kimi zaman geri geldiği yoldaki dokulara da zarar verebilmektedir. Çocuklar yetişkinlere oranla daha sık beslendikleri için erken yaşlarda reflünün görülmesi oldukça doğaldır. Olması gereken büyümenin görülmemesi, yemek öncesi ya da sonrasında huzursuzluk, yemek yerken acı çekmesi, ağız kokusu, horlama, ağız açık uyuma, ses kısıklıkları, geniz etinin büyümesi, diş problemleri reflünün göstergeleri arasındadır; ancak her çocukta bu belirtiler farklılık göstermektedir.

Sarılık​

Halk arasında karaciğer iltihaplanması olarak bilinse de sarılığın başka nedenleri de olabilmektedir. Yenidoğan bebeklerde sarılık da oldukça yaygın bir hastalıktır. Doğduğu andan itibaren 1 aya kadarlık dönemde görülebilen yenidoğan sarılığı, doğal bir durum olarak kabul edilip çoğu zaman başka bir hastalığa yol açmamaktadır. Karaciğer ya da kan hastalıklarından dolayı oluşan ve 2 haftadan uzun süren bir sarılık mevcutsa çocuk gastroenteroloji doktorları tarafından gerekli tetkikler yapılmaktadır.

Karaciğere bağlı sarılığın önüne geçmek için çocuklara doğar doğmaz hepatit A ve B aşısı yapılmaktadır. Bu aşılar sayesinde ülkemizde neredeyse hiç hepatit B’ye sahip olan çocuk görülmemektedir.

Çölyak Hastalığı​

Sindirim sistemi hastalıklardan biri olan çölyak hastalığında; kişi glütenli yiyecekler yediğinde bağışıklık sistemi ince bağırsağa zarar vermektedir. Doğum, gebelik, stres, enfeksiyon gibi sebepler bu hastalığa neden olsa da genellikle genetik bir hastalık olarak bilinmektedir. Uzun süre anne sütü ile beslenen kişilerde bu hastalık diğerlerine oranla daha geç görülebilmektedir. Herkeste aynı belirtiyi göstermeyen hastalık sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da karşımıza çıkabilmektedir. Çölyak hastalığının; kronik ishal, açık ve kötü kokulu dışkı, kilo kaybı, kansızlık, karın ağrısı, boy kısalığı, büyüme geriliği, davranış değişikliği, diş çürükleri gibi farklı belirtileri bulunmaktadır.

Kanda glütene karşı antikor seviyesini ölçmek bir teşhis yoluyken ince bağırsak biyopsisi kesin tanı olarak kabul edilmektedir.

Laktoz İntoleransı​

Süt ve süt ürünlerinde bulunan laktozun sindirilememesinden dolayı meydana gelen laktoz intoleransı, 10 insandan 1’inde görülebilmektedir. Sadece süt ve süt ürünlerinde değil anne sütünde de bulunan laktozu sindiremeyecek kadar laktaz enzimi eksikliğinde ortaya çıkan bu hastalığın gaz, ishal, bulantı, karın ağrısı, şişkinlik gibi belirtileri vardır. Bu belirtiler genellikle laktozlu ürünlerin tüketilmesinden 30 dakika ila 2 saat arasında kendisini göstermektedir. Hidrojen nefes testi laktoz intoleransı teşhisinde kullanılan yöntemken bu yöntem bebeklerde pek sık kullanılmamaktadır. Bunun yerine hastalık, dışkıda laktoz şekerinin görülmesi ya da dışkının asidik özelliğine göre teşhis edilmektedir.
Alıntı
 

Çocuk Gelişim Danışmanı Nedir?​

Çocukların zihinsel, fiziksel ve sosyal gelişimlerini inceleyen ve takip eden kişiler çocuk gelişim danışmanlarıdır. Bebeklik, oyun, okul ve ergenlik dönemine göre çocukları değerlendiren çocuk gelişim uzmanları; sadece çocukları değil ebeveynleri de yönlendirmektedir. Çocuklar, yaşlarının getirdikleri hareketlerin yanı sıra aynı zamanda sosyal çevrede ve ailede bulunan kişilerin davranışlarında da etkilenmektedir. Çocuk gelişim danışmanları tüm bu etmenleri de göz önünde bulundurmakta ve çocuk üzerinde yapıcı ve sağlıklı yönlendirmeler yapmaktadır.

Çocuk gelişim danışmanları sadece sağlıklı çocuklarda değil aynı zamanda normalden farklı gelişim gösteren, engelinden dolayı özel gereksinimleri olan çocuklara da danışmanlık yapmaktadır. Bu aşamada çocuk gelişim danışmanları çocuklara psikolojik danışmanlık vermekle kalmamakta onların fiziksel becerilerini geri kazanmasında ya da geliştirmesinde de yardımcı olmaktadır.



Çocuk gelişim danışmanları aynı zamanda hastanede yatan ve tedavi gören çocuklarla da ilgilenmektedir. Hastane sürecinde çocukların psikolojileri tedavi için oldukça önemlidir ve bu aşamada alanında uzman çocuk gelişim danışmanlarımız hizmet vermektedir.



Yetişkinlik dönemine geçerken sağlıklı ve kendi bakımını kendi yapabilecek çocuklar yetiştirmeyi amaçlayan çocuk gelişim danışmanları, doğru çocuk yetiştirmek için özenle çalışmaktadırlar.



Çözümünde sadece çocukla olan iletişim değil aile desteği de oldukça önemlidir. Tedavi sürecinde ebeveynler ve öğretmenlere büyük rol düşmektedir. Çocuk ile iletişim halinde olmak, tutarlı davranmak, onu dinlemek, çocuk ile vakit geçirmek ve en önemlisi de bu tedavi sürecinde çocuğa destek olmak gerekmektedir.



Çocuk gelişim danışmanları görevleri dahilinde çocuklara zekâ ve dikkat testi de uygulamaktadır. Zihinsel beceri testleri çocukların hangi seviyede olduklarını ölçmek için önemlidir. Çocuklar okul dönemindeyse bu testlere ayrıca okuldaki başarısını destekleyecek programlar da eklenmektedir. Danışmanlar aynı zamanda bu test ve programları da dikkatle takip etmektedir.



Çocuk, oyun çağındaysa danışmanlar ailelere oyuncak seçiminde de yardımcı olmaktadır. Seçilen oyuncaklar çocukların gelişimini hızlandıracak ve onları eğitecek oyuncaklardır.



Özellikle ergenlik birçok anne ve babada endişe yaratmaktadır. Çocukların davranışları ya da fiziksel değişikliklerine destek olmak amacıyla çocuk gelişim danışmanları ailelere danışmanlık yapmaktadır. Bu süreçte çocuğa nasıl davranılacağını ve nasıl tepkiler verileceğini bilmek önemlidir.

Çocuk Gelişim Danışmanı Hangi Hastalıklara Bakar?​

Her çocuğun birbirinden farklı sorunu olabilmektedir. Ailelerin ve öğretmenlerin takibi ile ortaya çıkan sorunlar için çocuk gelişim danışmanlarından destek almak oldukça önemlidir. Çocuk gelişim danışmanlarının ilgilendiği durumlar şu şekildedir:



  • Duygusal ya da davranışsal olarak devam eden sorunlar
  • Yalan söylemek
  • Korku
  • Uyku problemleri
  • Alt ıslatma
  • Tuvalet eğitimi
  • Geç konuşma
  • Saldırgan davranışlar
  • Okul korkusu
  • Kardeş kıskançlığı
  • Parmak emme
  • Takıntılar
  • İçe kapanıklık
  • Dikkat eksikliği
  • Öğrenme güçlüğü
  • Konuşma zorluğu
  • Okuma ya da yazmada zorluk çekme
  • Gelişim geriliği
  • Yeme problemi
  • Hiperaktivite bozukluğu
  • Ders başarısızlığı
  • Depresyon
  • Madde bağımlılığı
  • Obezite
  • Sınav kaygısı
  • Sosyal fobi
  • Stres ile başa çıkamama
  • Öfke kontrolünü sağlayamama
  • İştahsızlık
Özel durumlarda süreç yönetimi (Boşanma, evlat edinme sonrasında vb.)



Özel Yetenekli ya da Engelli Çocuklar​

Çocuk gelişim danışmanına başvurulması gereken diğer noktalardan birisi de çocuğun özel yetenekleri ya da engelli olmasıdır. Her iki durumda da farklı bir eğitim haritası belirlenmelidir; bu açıdan profesyonel yönlendirmeler oldukça önemlidir.



Alınan danışmanlık ile bazı yetenekler geliştirilebilmekte, kazandırılabilmekte ve doğru şekilde yönlendirilebilmektedir. Çocuğun eğer farklı ya da üstün yetenekleri varsa da ailelerin bu konuda gerekeni yapması gerekmektedir. O yetenek üzerine danışmanlık gözetiminde daha fazla çalışılmalıdır.



Tüm bu süreçlerde alınacak danışmanlık desteği çocukların hem ruhsal hem de fiziksel olarak sağlıklı bir şekilde gelişmesini sağlamaktır. Çocukların okul, sosyal çevre ve aile içerisindeki ilişkilerini doğru altyapı ile sağlamlaştırmak ileriki yaşlarda onlar için oldukça önemli olacaktır.
Alıntı
 

Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Nedir?​



Vitamin, hormon, oksijen ve besin maddeleri gibi organların ve dokuların ihtiyacını taşıyan kan, yaşamsal bir sıvıdır. Kan ve kemik iliği ile ilgili ilgilenen dal ise hematolojidir. “Kan bilimi” olarak da bilinen hematoloji, kanda oluşan sorunlar ya da hastalıkları teşhis ve tedavi etmektedir. Kan hastalığı olarak bilinen bazı hastalıklar çocukluk döneminde meydana geldiği için çocuk hematolojisi oldukça önemlidir.

Çocukluk çağı kanserleri; vücut hücrelerinin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ile ortaya çıkan, farklı bölgelerde gelişebilen ve dolaşım yoluyla tüm vücuda yayılarak sağlığı bozan ve hayatı tehdit eden bir hastalık grubudur. Çocuklarda görülen en sık ölüm nedeni arasındadır.

Gerek kan gerekse de kanser ile ilgili hastalıklarda erken tanı büyük bir önem teşkil etmektedir. Bazı hastalıklar bulguları ile erken tanıya sebebiyet verebildiği için çocukta gözlemlenen olumsuzlukta çocuk hematoloji ve onkoloji birimine başvurmak gerekmektedir. Bu dalların uzmanı olan doktorlar gözetiminde çocukların tedavisi yapılmakta ve en kısa sürede sağlıklı hayatına döndürülmesi hedeflenmektedir. Yenidoğandan yetişkinlik yaşına kadar tüm çocuklar için, çocuk hematolojisi ve onkolojisi biriminde; tanı, tedavi, kontrol, tarama ve korunma yolları konusunda hizmet verilmektedir.

Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Anemi​

Kan kaybı, alyuvar yıkımının fazla olması ve yetersiz alyuvar üretimi anemi hastalığının başlıca nedenleri arasında bulunmaktadır. Folik asit, demir ve B12 vitamini eksikliğinden de oluşabilecek anemiye, kimi zaman alyuvar üretiminde gerekli olan hormonların azalması da sebep olabilmektedir. Anemi, kanser ve kronik rahatsızlığı olanların dışında gebe olan kişilerde de ortaya çıkabilmektedir.

Anemi her yaşta olduğu gibi çocuklarda da sık rastlanan hastalıklardan biri olmaktadır. Erken doğmuş ya da demir ile beslenmeyen çocuklarda ilk 6 ay içerisinde görülebileceği gibi diğer yaşlarda da meydana gelebilmektedir. Çocukların büyüme aşamasında beslenmelerine ve aldıkları vitaminlere bu konuda dikkat etmek gerekmektedir.

Aneminin başlıca belirtileri yorgunluk, solukluk ve halsizliktir. İştahsızlık, ağlarken morarma, yutma güçlüğü ve gelişmelerinde duraklama da çocuklar arasında sıkça görülen belirtiler arasındadır. Çocukların demir eksikliği anemi hastalığının yanı sıra zekâ ve algılama yeteneğini de etkileyebilmektedir.

Aneminin teşhisinde gerekli testlerin yanı sıra aile ve çocuğun geçmişi de oldukça önemlidir. Akraba evliliği, ailede anemi rahatsızlığı olup olmadığı, beslenme, kronik ishal, kan değişimi gibi soruların cevapları da anemi tanısı koymak için sorulan sorular arasındadır.

Akdeniz Anemisi (Talasemi)​

Özellikle Akdeniz ülkelerini tehdidi altına alan Akdeniz anemisi bir kan hastalığıdır. Türkiye’de bu ülkeler arasında bulunmaktadır. Türkiye’de Akdeniz anemisi hastası olan 4 bin 500 kişi varken 1 milyon 300 bin kişi de taşıyıcıdır.

Önlenebilir bir hastalık olan Akdeniz anemisi, sadece anne ve babadan çocuğa geçmektedir. Aile bireylerinden bir tanesi bile taşıyıcı olsa çocuğun aynı hastalığa yakalanıp yakalanmama oranı yarı yarıyadır. Taşıyıcı sayısının yüksek olduğu ülkelerde her iki taşıyıcısın da evlenmesi yüksek olasılıktır. Özellikle akraba evliliğinden doğan çocuklarda da görülen bu hastalık öncesi, her iki tarafında gerekli kan testlerini yaptırması ve buna göre karar vermesi gerekmektedir.

Orta ve ciddi Akdeniz anemisi olan çocuklarda büyüme geriliği gözlenmektedir. Bunun yanı sıra kemiklerde daha çabuk kırılma, dalak, kalp ve karaciğer büyümesi de ortaya çıkmaktadır. Soluk bir görünüm, iştahsızlık, koyu renkli idrar, sarılık gibi belirtiler de görülebilmektedir.

Hemofili​

Kanın normal pıhtılaşmaması ile ortaya çıkan hemofili rahatsızlığı da kan hastalıkları arasında bulunmaktadır. Kanama bozukluğu olan hemofili hastası olan kişiler, yaralanma ya da kanama durumlarında diğer sağlıklı bireylere oranla daha uzun bir kanama süresi yaşamaktadırlar. Kanama kimi zaman sadece dışarıya değil içeriye de olabilmektedir. Bu da organların ve dokuların zarar görmesine sebep olmaktadır.

Hemofili kalıtsal bir hastalıktır. Anneden ve babadan geçen bu rahatsızlığı alan çocuklar, hemofili hastalığı ile dünyaya gelmektedir. Her hastada rastlanan bulgular farklı olabilmektedir. Hastalığın seviyesine göre değişkenlik gösterebilen belirtiler arasında vücut içi ya da dışında meydana gelen kanamaların yanı sıra sebepsiz burun kanaması, sünnet sonrası kanamamın durmaması, idrarda ya da dışkıda kan, diş çekilme sonrası kanamanın durmaması gibi belirtiler söz konusu olabilmektedir.

  • Kan hücreleri (eritrosit, trombosit ve lökositler) ile ilgili olan hastalıklar; lökositoz, lökopeni, nötropeni, trombositopeni, immun trombositopeni, trombositoz gibi.
  • Kanama Hastalıkları; hemofili, von willebrand hastalığı,

Lösemi​

Lösemi; kemik iliği içerisinde yer alan kök hücrelerinin kontrolsüz bir şekilde çoğalması ya da işlevini kaybetmesi ile bu hücrelerin kemik iliği, lenf bezleri, dalak, karaciğer, merkezi sinir sistemi ve beyne yayılmasıdır. Kan ya da kemik iliği kanseri olarak da adlandırılan lösemi, çocuklarda meydana gelen kanserler arasında ilk sırada bulunmaktadır. Lösemi her yaşta görülse de 2 ila 5 yaş arasında artış göstermektedir.

Löseminin sebepleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak radyasyon, genetik yatkınlık, kimyasal maddeler ve bazı viral hastalıkların lösemiye sebep olduğu yapılan testlerde görülmektedir. Çocuklarda lösemi hastalığının belirtileri arasında kansızlık, zayıflama, iştahsızlık, bacaklarda kemik ağrıları, burun ve diş eti kanamaları, cilt altında kanamalar ve ateş bulunmaktadır.

  • Çocukluk çağı iyi huylu tümörlerin, hemanjiomların tanı ve tedavileri
  • Çocukluk çağı lenfoma ve solid tümörlerin (beyin tümörü, nöroblastoma, wilms tümörü, kemik tümörlerinin) tanı ve tedavileri,
  • Tümör riski yüksek hastalıkların izlemi
  • Alıntı
 

Çocuk Kardiyolojisi Nedir?​



Bebeğin anne karnında geçirdiği zamandan başlayarak 18 yaşına kadar gelen tüm çocukların kalp problemleri ile ilgilenen bilim dalı çocuk kardiyolojisidir. Bu süreçte çocuklarda kalp rahatsızlıkları doğuştan olabileceği gibi daha sonradan da ortaya çıkabilmektedir. Çocuk kardiyolojisi bölümü sadece 18 yaşına kadar çocukların değil, doğumsal kalp rahatsızlığı (konjetinal) bulunan yetişkinlerinde tedavisi ile ilgilenmektedir.



Çocuk Kardiyoloji ilgi alanları;

  • Doğuştan olan kalp hastalıklarının tanı, tedavi ve izlemi
  • Sonradan edinilen kalp hastalıklarının tanı, tedavi ve izlemi
  • Ritim ve ileti bozukluklarının tanı, tedavi ve izlemi ( EKG, 24 saatlik ritim holter kaydı, Efor testi, Elektrofizyolojik çalışmalar)
  • Spor öncesi değerlendirme
  • Fetal ekokardiyografi
  • Göğüs ağrısı, üfürüm, çarpıntı, bayılma gibi bulgu ve şikayetlerin değerlendirilmesi

Çocuk Kardiyolojisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Çocuklarda kalp hastalıklarının bir kısmında hiçbir belirti olmaz veya belirtiler hafiftir, bir kısmı ise ağır seyirli olabilir. Bu belirtiler bebekte morarma, beslenme güçlüğü, emerken yorulma, hızlı soluk alıp verme, nefes darlığı, kilo alamama veya sık alt solunum yolu enfeksiyonu şeklinde ortaya çıkabilir. Daha büyük çocuklar çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma ya da yüksek tansiyon gibi yakınmalarla veya spor yapabilirlik açısından değerlendirilmek üzere kliniğimize başvurmaktadırlar.

Çocukluk çağında görülen bir çok hastalığın seyri sırasında dolaşım sistemi ve kalp de etkilenmektedir. Bu hastalıklar; doğumsal hastalıklar, romatizmal hastalıklar, enfeksiyon hastalıkları, karaciğer, böbrek ve diğer sistemlerin hastalıklarıdır.

Tıptaki yeni gelişmelere paralel olarak daha önceden ameliyat ile tedavi edilen bir çok hastalık ameliyat gerektirmeden kateter anjiografi işlemi sırasında tedavi edilebilmektedir.

Çocuklarda görülen kalp hastalıkları 3 ana başlık altında toplanmaktadır.



Doğumsal Hastalıklar​



Çocuklar arasında en sık rastlanan kalp rahatsızlıkları doğuştan gelen hastalıklardır. Bebekler kalp gelişimini anne karnındaki ilk 3 ay içerisinde tamamladığından kimi hastalıklar bu dönemden sonra teşhis edilebilmektedir. Gelişen teknoloji ile teşhis koyulabildiği gibi bebeğin doğumundan hemen sonra da hastalıklar tedavi edilebilmektedir.



Doğumsal kalp hastalığı olan çocuk doğurma oranı binde 8’dir. Bu oran ile Türkiye’de her yıl 10 bin ila 15 bin arasında bebek doğumsal kalp hastalığı ile dünyaya gelmektedir. Eğer annede ya da babada doğuştan gelen bir kalp rahatsızlığı varsa da bu oran yüzde 16’ya çıkabilmektedir. Bazı durumlarda anne karnında tedavi mümkün olmazken hamileliğin 16-20. haftaları arasında gelişmiş görüntüleme cihazları ile tespit edilebilmektedir.



Bebeklerde meydana gelen kalp rahatsızlıkları anne karnında teşhis edileceği gibi çocuğun 1 yaşına kadar olan süreçte de ortaya çıkabilmektedir. Doğumsal kalp hastalığının belirtileri; nefes darlığı, zor nefes alma, kas ve uzuvların az gelişmişliği, gelişme geriliği, göğüs ağrısı, bayılma, yavaş büyüme, kalp üfürümü, zatürreye eğilim ve sersemlik hissidir. Çocuğunda bu belirtileri fark eden ebeveynlerin en kısa sürede çocuk kardiyoloji doktoruna başvurması gerekmektedir. Çocuklarda yapılan erken tanı ile tedavide daha çabuk ilerlemek ve olası ölümlerin önüne geçmek mümkündür.



Doğumsal meydana gelen kalp hastalıklarının bazılarının sebepleri net olarak bilinmemektedir. Ancak çevresel faktörler, genetik yatkınlık, annenin hamilelikte yasal olmayan ilaçlar ve alkol kullanması, viral enfeksiyonlar, annenin hamilelikte radyasyona maruz kalması, akraba evliliği, annedeki beslenme bozukluğu ve annenin yaşam şekli bebeğin kalp rahatsızlığı ile doğmasına sebep olabilmektedir.



En sık rastlanan doğumsal kalp hastalığı kalpte oluşan deliktir. Kalbin kulakçık ya da karıncıkları arasında delikler oluşabileceği gibi kalptan çıkan ve kalbe gelen damarlarda anomaliler (sapaklık), karıncık veya kulakçıkların gelişme bozuklukları, koroner damarlardaki anomaliler, kalp kapakçılarında darlık veya yetersizliğe neden olan anomaliler doğumsal kalp hastalıkları arasında bulunmaktadır.



Romatizmal Hastalıklar​

En çok 5 ila 15 yaş arasındaki çocuklarda görülen romatizmal hastalıklar kalp romatizması olarak da bilinmektedir. A grubu streptokok adlı bakterinin yol açtığı boğaz enfeksiyonu ile ortaya çıkan bu hastalık tedavi edilmediğinde kalp romatizmasına yakalanma riski oldukça yüksektir.



Akut romatizmal ateş olarak da adlandırılan bu hastalık, boğaz enfeksiyonundan yaklaşık 2-3 hafta sonrasında kendini gösterebilmektedir. Diz, ayak ve el gibi eklemlerde şişlik, kızarıklık, ateş ile belirti vermeye başlayan akut romatizmal ateşin en önemli ve dikkat edilmesi gereken etkisi ise kalbedir. Akut romatizmal ateş, kalp kapakçıklarında şekil bozukluklarından dolayı darlık veya yetersizliklere sebep olmaktadır. Ciltte oluşan sorunlar da bu hastalıkta nadir olarak görülebilmektedir. Kimi çocuklarda ise huy değişiklikleri, davranış bozuklukları, el, yüz, bacak ve kollarda istemsiz hareketler de görülebilmektedir.



Romatizmal hastalıklarda da erken teşhis oldukça önemlidir. Bu hastalıklar erken dönemde kortizon, penisilin ve antibiyotikler ile tedavi edilebilmektedir. Ancak kimi zaman hastalığın kalıcı olma durumu söz konusudur. Bu yüzden de boğaz enfeksiyonu geçiren çocukların doktor kontrolünde olması ve gerekli testler ile bu hastalığa yol açan bakterinin olup olmadığı incelenmelidir.



Ritim ve İleti Bozuklukları​

Kalbin olması gerekenden daha yavaş, daha hızlı ya da duraklama ile düzensiz olarak çalışması ritim bozukluğudur. Çocuklarda doğumsal kalp rahatsızlıklarından biri olabilen ritim ve ileti bozuklukları kalp ameliyatından sonra da farklı nedenlerden ortaya çıkabilmektedir. Yasal olmayan ilaç kullanımı, hipertiroidi ya da hipotiroidi, kansızlık, kan şekeri düşüklüğü, kafeinli yiyecek ve içeceklerin tüketimi, kalbe etki edebilen enfeksiyonlar ya da genetik aritmi rahatsızlığı da çocuklarda ritim ve ileti bozukluklarına yol açabilmektedir.



Çocuklarda ritim bozukluklarının en önemli belirtisi çarpıntıdır. Ritim bozuklukları; nefes almada zorluk, göğüs ağrısı, çabuk yorulma, terleme, efor sonrası bayılma gibi şikâyetlere de neden olabilmektedir. Bebeklerde ise annelerin özellikle dikkat etmesi gereken noktalar bulunmaktadır. Bebeğin cilt renginde değişiklik, hızlı nefes alma, emerken çabuk yorulma ve halsizlik gibi belirtiler bulunuyorsa annelerin bu ataklar sırasında bebeklerinin kalp atışlarını kontrol etmesi gerekmektedir.



Spor Öncesi Kardiyolojik Değerlendirme​

Spor yapacak çocukların izlemi ile çocuklarda ortaya çıkacak ani ölüm riskinin belirlenmesi mümkündür. Genç yaşlarda “hipertrofik kardiyomiyopati” hastalık kalp kası kalınlaşması ile birlikte olan “hipertrofik kardiyomiyopati” adlı hastalık bayılma ve ani ölüme yol açabilir. Ani ölüme yol açan “Uzun QT sendromu” gibi birçok genetik hastalığın erken tanısı basit tetkiklerle konulabilmektedir.

Fetal ekokardiyografi denilen ultrasonografik görüntüleme metodu ile anne karnındaki bebeğin kalp hastalıkları erken dönemde saptanabilmekte ve bazılarına anne karnında iken müdahale edilebilmektedir.

Spor yapacak çocukların izlemi ile çocuklarda ortaya çıkacak ani ölüm riskinin belirlenmesi mümkündür. Genç yaşlardaki ani ölümün en sık nedeni olan “hipertrofik kardiyomiyopati” adlı hastalığın görülme sıklığı 1000’de 1 civarında olduğu ifade edilmektedir. Diğer bir genetik hastalık olan ani ölüme yol açan “uzun QT sendromu” hastalığının toplumdaki sıklığının yaklaşık 2500’de 1 olduğu bilinmektedir. Bu hastalıkların erken tanısı basit tetkiklerle konulabilmektedir.
Alıntı
 

Çocuk Kardiyovasküler Cerrahisi Nedir?​



Ülkemizde her yıl 3000'in üzerinde bebek doğumsal kalp hastalığı ile dünyaya gelmektedir. Bu bebeklerin yarısından fazlası uygulanan tedavi ve kalp operasyonları sayesinde ilerleyen yaşlarında normal bir hayat sürebilme şansına kavuşmaktadır.

Her yıl doğuştan kap hastalığı ile doğan bebeklerin en az yarısı kalp ameliyatına ihtiyaç duymaktadır. Doğumsal kalp problemlerinin nedeni tam olarak bilinemese de bazı hususların bu konuda etkili olduğu kabul görmüştür. Örneğin, anne, baba ya da akrabaların birinde doğumsal kalp hastalığı, özellikle gebeliğin erken döneminde bilinçsiz ilaç kullanımı, akraba evliliği, geçirilen enfeksiyon hastalıkları (kızamıkçık), gebelik döneminde annenin röntgen ışınlarına maruz kalması, gebelikte alkol kullanımı, annenin hormonal bozuklukları ya da annenin şeker hastası olması gibi faktörler bunlardan bazılarıdır. Bunlardan başka Turner Sendromu ya da Down Sendromu gibi genetik anomalilerde kalp hastalıklarının nedeni olabilir.

Erken tanı ve tedavinin son derece önemli olduğu çocukluk çağı kalp hastalıklarının büyük bir bölümü doğumdan sonra teşhis edilebilirken, günümüz tıbbî teknolojik sistemleri ile büyük çoğunluğu daha anne karnında iken fetal ekokardiyografi ile de teşhis edilebilir.

Çocuk Kardiyovasküler Cerrahisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Çocuk kardiyovasküler cerrahisi başlıca şu hastalıkların tanı ve tedavisi ile ilgilenir:

Siyanotik konjenital kalp hastalıkları

  • Büyük damar transpozisyonu
  • Triküspid atrezisi
  • Turunkus arteriozus
  • Fallot tetratolojisi
Asiyonatik (siyanozsuz) konjenital kalp hastalıkları

  • Atriyal septal defekt
  • Patent ductus arteriyozus
  • Ventriküler septal defekt
  • Aort koarktasyonu
  • Eisanmenger sendromu
Edinsel kalp hastalıkları

  • Konjestif kalp yetmezliği
  • Akut romatizmal ateş (ARA)
  • Romatizmal kalp kapak hastalıkları
  • Enfektif kalp hastalıkları (karditler: endokardit, miyokardit, perikardit)
  • Kalp ritim bozuklukları (aritmiler)

Çocuk Kalp Hastalıklarında Teşhis Yöntemleri​

Bebeklerde ve çocuklarda uygun tedavi sürecinin takibi açısından öncelikle doğru tanı koyulması gerekmektedir. Bunun için önce ailenin öyküsü dinlenir, daha sonra fizik muayene ve uzman doktorun gerek gördüğü bazı testler uygulanır. Sıklıkla uygulanan bazı testler şunlardır:

Kalp elektrokardiyografisi: Vücuda yapıştırılan elektrotlar yardımıyla kalbin elektriksel aktivitesi görülebilir. Ritim ve iletim problemleri ile kalp duvarının kalınlaşması gibi pek çok hastalık teşhis edilebilir.

Kalp kateterizasyonu ve anjiyografisi: Kalbin sağlıklı pompalama yapıp yapmadığını kontrol etmek için kullanılan bu test ile kalbin farklı alanlarına ait basınç ölçümü, anatomik problemler, kalp boyutu ve konumu izlenebilir.

Telekardiyografi: Kalbin boyutu, görünümü ve boşluklardaki genişlemelerini görüntülemek adına kullanılan yöntemdir.

Holter EKG: Göğse yapıştırılan elektrotlar ile 24 saat boyunca izlem yapılır. Bu yöntem ile kalp ritim bozuklukları, ani oluşan nefes darlığı, bayılma gibi durumlarda kalp durumu izlenir.

Ekokardiyografi: EKO olarak bilinen bu yöntem ile kalp boşluklarının ebatları, kalp kapakları, kalp içi basınç, kalp duvar hareketleri, bir kasılma esnasında atılan kan miktarı gibi olgular belirlenebilir.

Elektrofizyoloji: Diğer yöntemler ile bulgulanamayan çarpıntı, bayılma ya da ritim bozuklukları için kullanılır. Boyun ve kasık bölgesindeki damarlara ince kılıflar yerleştirilir ve kalbe elektrod kateterler ulaştırılır. Kalp içinden direkt alınan sinyaller ile iletim fonksiyonlarının sağlıklı ve normal olup olmadığı değerlendirilir.

Renkli Doppler Ekokardiyografi: Ultrasonik ses dalgaları yardımıyla kalbin renkli şekilde 2 ya da 3 boyutlu görüntülenmesi yöntemidir. Kalp kaslarının durumu, kalp için kanın akım hızı, yapısal kalp anomalileri ile kalpte bulunan boşluklardaki basınç ölçülebilir. Bu yöntem aynı zamanda anne karnındaki bebeğin kalp durumu için de kullanılır. Göğse yerleştirilen transduser adlı cihaz ile görüntüler elde edilmektedir.

Efor Testi: Göğüs bölgesindeki deri üzerine elektrotlar yapıştırma suretiyle uygulanan testtir. Doğumsal kalp hastalıkları, kalp kapasitesinin ölçümü, kalbin stres altındaki durumu ile aktivite esnasında oluşan semptomlar bu test ile gözlenebilir.

Çocuk Kardiyovasküler Biriminde Yapılan Ameliyatlar​

  • Arterial Switch Ameliyatları (TGA)
  • Norwood Ameliyatı
  • Ross Prosedürü:
  • Yenidoğan Tam Düzeltme Ameliyatları
  • Fontan Prosedürü
  • Kapak Onarımları
  • Atrial Septal Defekt Onarımları
  • Alıntı
 

Çocuk Nefrolojisi Nedir?​

Üriner sistemin en önemli ögesi olan böbreklerin herhangi bir akut veya kronik sebepten dolayı bozulmuş olan çalışma fonksiyonlarının cerrahi müdahaleye gerek kalmadan korunması ve iyileştirilmesi tıbbi ve medikal tedavilerin uygulanması ile mümkündür. Bozulmuş olan böbrek, üriner sistem bozukluklarının neden olduğu fonksiyon bozukluğu ile beraber vücudun asit - baz ve elektrolit dengesinin sağlanmasına yönelik teşhis ve tedavilerin yapıldığı uzmanlık dalı çocuk nefrolojisidir.

Çocuk Nefrolojisi Hangi Hastalıklara Bakar?​



Çocukların doğumsal veya sonradan oluşmuş olan böbrek ve idrar yolu hastalıklarının teşhis ve tedavisinden ‘‘Çocuk Nefrolojisi’’ birimi sorumludur. Böbrekler ve idrar yolları’nın (üriner sistem) bireyin sağlığının sürdürülmesi adına bir çok işlevi vardır. Bu işlevler kısaca: Metabolik artıkların vücuttan uzaklaştırılması, vücudun su-elektrolit (sodyum, potasyum; kalsiyum, fosfor, magnezyum gibi) ve asid- baz dengesini sağlaması yanında, aktif D-vitamini (kemik metabolizması) ve eritropoetin (kan yapımı için gerekli uyarıcı hormon) hormonları da sentezler. Ayrıca kan basıncının düzenlenmesinde de büyük katkısı vardır. Böbrek ve idrar yollarının doğumsal veya sonradan gelişen hastalıklarla; bu işlevlerin azalması, bozulması ve kaybı gibi durumlar olur. Bu da sağlıklı yasamın bozulmasına, fonksiyonlarının kaybına ve şikayetlerin gelişmesine neden olur. Ayrıca böbreklerin işlevsel rezervleri vücut sağlığının sürdürülmesi için gereğinden fazla olduğundan, bir hastalık durumunda bu işlev bozukluğunun şikayet olarak yansıması gecikmektedir. Kısaca böbrek hastalıkları belirtileri çok sinsi seyirli olmaktadır ancak işlev kaybı belirgin olunca fark edilen şikayetler ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle böbrek işlev kaybının gelişmesine sebep olan nedenlerin/ şikayetlerin çok iyi bilinmesi gerekir ki; böbrek işlev kaybı ve şikayetleri gelişmeden tanı ve tedavi imkanı sağlanmalıdır. Çünkü böbrek işlev kayıplarının bir kısmı (etkene, etkenin şiddeti ve süresine bağlı olarak ) geri dönüşümlü olmayabilir. Zamanında ve uygun tedavi yaklaşımı ile bu sağlıklı denge sağlanabilir.

Herhangi bir sebepten dolayı çocuklarda böbreklerin bu asli görevlerindeki bozulma durumunda böbrek yetmezliği sorunları ile karşılaşılır. Bu, akut veya kronik böbrek yetmezliği olarak iki şekilde olabilir. Akut böbrek yetmezliği nedenleri arasında;

  • İshal
  • Kusma
  • Aşırı yanık olayları gibi durumlarda vücudun susuz kalması
  • Doğumsal Nedenler
  • Genetik etmenler
  • Kistler
  • Üretra sorunları
  • İdrar yolları enfeksiyonu kaynaklı böbreklerin hasar görmesi gibi sebepler bulunur.
Kronik böbrek yetmezliği (KBY), glomerül filtrasyon hızı (GFR)’nın azalması ile karakterize geri dönüşümsüz böbrek fonksiyon kaybı şeklinde tanımlanabilir. Böbreğin geniş bir fonksiyon reservinin olması nedeniyle KBY gelişmesi için böbrek işlev kapasitesinin yarısından (nefronların % 50’sinden) fazlasının kaybı gerekir. Ortalama her yıl 0.6-1.6/milyon yeni çocuk hasta son dönem böbrek yetmezliği (ESRD) tablosu ile karşılaşmaktadır. Ülkelere göre değişiklik göstermesine rağmen 15 Yaşın altında ortalama her yıl 4-6/milyon çocuk destek ( renal replasman) tedavisine ihtiyaç duymaktadır.

Bugün son donem böbrek yetmezliği gelişen, dializ veya böbrek nakli gerektiren hastalarda, erken tanı ve uygun tedavi yaklaşımı ile %40 kadarının tedavisi mümkün veya yetmezliği gelişimi geciktirilebilir nedenlerle ilişkili olduğu yapılan çalışmalarla gösterilmiştir. Bu neden bu hastalarda erken tanı diğer hastalıklarda olduğu gibi büyük önem arz eder



Böbrek yetmezliğini böbreğin işlevini gerçekleştirip gerçekleştirememe ölçüsüne göre beş evreye ayrılmıştır. Bu evreleme dereceleri tedavi şekillerini belirlemede çok önemlidir. Tedavi planlamaları hayati öneme sahip olan bütün bu işlemler, çocuk nefrolojisi birimi tarafından takip edilmekte ve gerçekleştirilmektedir.

Çocuk nefrolojisi birimi kapsamında uygulanan tedavi seçenekleri arasında ilaç tedavisinin yanı sıra hemodiyaliz, periton diyaliz, hemofiltrasyon ve organ nakli de bulunur. Böbrek hastalıklarında; tanısal değerlendirme ve tedavileri yapılmaktadır

  • Hipertansiyon
  • Glomerüler Hastalıklar
  • Renal Tübülopatilere Yaklaşım
  • Sıvı- Elektrolit Bozuklukları Ve Tedavisi
  • Asit Baz Dengesi Ve Bozuklukları
  • Trombotik Mikroanjiyopatiler
  • Böbreği Tutan Vaskülitler Hastalıklar
  • Üriner Sistem Taş Hastalığı Ve Nefrokalsinozis
  • İdrar Yolu Enfeksiyonları Ve Yapısal Böbrek Anomalileri
  • Kistik Böbrek Hastalıkları
  • Kronik Böbrek Hastalığı (KBH) İzlemi
  • Böbrek Yerine Koyma (Destek) Tedavileri
  • Böbrek Nakli
  • Alıntı
 

Çocuk Psikolojisi Nedir?​

Çocuk psikolojisi; çocuğun zihinsel, ruhsal ve davranışsal olarak sosyal hayata uyum sağlama ve zihinsel olarak sağlıklılık durumunun incelenmesi olarak tanımlanabilir. Bu uyumun sağlanamaması durumunda ise uyum bozukluğunun nedenlerinin araştırılması gerekmektedir. Zihinsel, ruhsal ve davranışlar üzerindeki bütün davranış karakterleri psikolojinin çalışma alanı içerisindedir.

Geleneksel adı ile ruh bilimi olan günümüzde ise kısaca davranış bilimi olarak tanımlanan psikolojinin çalışma alanları çok çeşitlidir. Ancak çocuk psikolojisi bunların içerisinde en önemli olanıdır. Çocukluk döneminde var olan bir sorunun zamanında tespit edilerek tedavisinin sağlanması mümkündür.

Çocuk Psikolojisi Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Çocuk psikolojisi biriminin ilgilendiği konular arasında;



  • Dikkat eksikliği
  • Okuma bozukluğu
  • Öğrenme güçlüğü
  • Konuşma bozukluğu
  • Kekemelik
  • Yeme bozukluğu
  • İletişim eksikliği
  • Öfke kontrol sorunları
  • Uyku bozuklukları
  • Altını ıslatma
  • Tırnak yeme
  • Obsesif kompulsif bozukluklar gibi rahatsızlıklar bulunmaktadır.


Bu gibi rahatsızlıkların tümü çocuk psikolojisi biriminin çalışma sahasına girmektedir.



Zihinsel ve ruhsal nedenlerden dolayı yaşanan sıkıntılar çocuk psikolojinin çalışma alanlarıdır. Her aile çocuğunu en iyi ve donanımlı şekilde hayata hazırlamak istemektedir. Ancak bu durum her zaman kolay olmayabilir. Ebeveynler çocuklarında herhangi bir zihinsel ve davranışsal sıkıntı gözlemlediklerinde bir çocuk psikologundan yardım istemelidir. Gözlemlenen sıkıntıların sebeplerinin neler olabileceği ve bunlarla nasıl baş edileceği konusunda yardım almak çocuğun bu konudaki rahatsızlıkların giderilmesine büyük katkı sağlayacaktır.
Alıntı
 

Çocuk Romatolojisi Nedir?​



Cocuk romatolojisi;0-18 yas arasındaki bireylerin romatizmal hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalıdır. Çocukluk romatizmal hastalıkları özellikle kas-iskelet sistemi (eklemler ve kaslar), damarlar, ve cildin akut ve kronik inflamasyonuyla karakterize multisistem hastalıklardır. Çocuk polikliniklerine başvuran hastalar irdelendiğinde romatizmal hastalıkların ilk 5 neden arasında yer almaktadır. Ülkemizde ailevi Akdeniz ateşi (FMF) 1/1000, juvenil romatoid artrit (çocuk çağı romatoid artriti) 6/10.000 sıklığında görülmektedir.

Çocukluk çağındaki romatolojik hastalıkların tanı ve tedavisi erişkin çağından farklılıklar göstermektedir. Bu hastaların bir çoğunda kas ve eklem bulgularına ek olarak sistemik bulgular da ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkların tedavi ve izlemleri ekip çalışmasını gerektirir; çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanlığı üzerine romatolojik hastalıklarda uzmanlaşmış hekim (pediatrik romatolog), fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı, göz hastalıkları uzmanı, ortopedi uzmanı, sosyal çalışma uzmanı, hemşire ekibin parçalarıdır.

Romatizmal hastalıkların neden olduğu şikâyetler ve bulgular bir çok hastalıkta örtüşmektedir. Bu hastalıkların tanısal yaklaşımına özgün laboratuvar bulgularda yoktur olmadığı için tanı koymada gecikmelere neden olmaktadır. Diğer bütün hastalıklarda erken tanı önemli olduğu gibi romatizmal hastalıklarda da erken tanı ve tedavi önemlidir.

Bu hastalıklarda tanı konulmasında gecikme, tedavi ve izlem dönemlerindeki mevcut yetersizlikler ve yanlış tedavi, kalıcı eklem bozuklukları, cerrahi gereksinimler, sekonder amiloidoz, kronik böbrek yetmezliği, körlük, yaşam kalitesinde bozulma (dolaylı olarak iş gücü kaybı, ruhsal ve sosyal sorunlar, ayrıca aile dinamiğinin bozulması) ve ölüme neden olmaktadır. Bu sorunlar hem aileye ve erişkin hayatta çocuğa manevi yük hem de devlete ciddi maddi yüke yol açmaktadır. Romatizmal sikayetleri olan hastaların çocuk romatoloji uzmanına gecikmeden müracaatları uygun olur. Çocuk romatolojisi şemsiyesi altında yer alan hastalıklar aşağıda kısaca tanımlanmıştır.



Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF)

Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF); Genelde, çocuklar tekrarlayan karın ağrısı ve ateş gibi belirli bir atak tipinden yakınır. Ancak sikayetler, karın ve/veya göğüs ağrısı ve/veya eklem ağrısı ve şişliğinin eşlik ettiği tekrarlayan ateş nöbetleri seklinde de olabilir. Kalitsal /genetik bir hastalıktır. FMF atakları hastaların yaklaşık %90’ında 20 yasından önce başlar. Yarıdan fazlasında hayatın ilk 10 yılında ortaya. Bu sikayetleri olan cocugun aile hikayesinde; Hastalık genellikle akrabaların başka bir çocugunda, kuzende, amcada ya da uzak bir akrabada görülür.Hasta tedavi almadigi takdirde yillar icinde farkinda olmadan bobrek yetmezligine goturecek amyloid denen made birikimi olur.

Genetik Bir Bozukluğa Bağlı Tekrarlayan Ateşler

Tekrarlayan ateşle seyreden bazı nadir hastalıkların genetik bir bozukluğa bağlı olduğunu göstermiştir. Bunların bir çoğunda ailenin diğer bireylerinde de tekrarlayan ateş olabilmektedir.

Ana yakinma ates; tekrarlayan ataklar seklinde gelir, 2-3 hafta kadar sürebilir, ateş ile ona eşlik eden gövde ve kollarda şiddetli kas ağrıları, kırmızı ve ağrılı deri döküntüleri ortaya çıkabilir. Yaygın karın ağrısı, bulantı ve kusma oldukça sıktır.



Juvenil idiopatik artrit (JIA)

Juvenil Romatoid Artrit (Çocukluk Romatizması)


kalıcı eklem iltihabı ile karakterize kronik bir hastalıktır. Eklem iltihabının tipik bulguları ise ağrı, şişme ve hareket kısıtlılığıdır. Cocuklarda her eklem sisliği, agrisi ve hareket kisitliligi JIA değildir. Bu gun bu eklem sikayetlerine neden olabilecek 100 fazla hastalik tanimlanmistir.

JIA ve benzerleri, diğer çocukluk cagi romatizmal hastaliklarin kesin nedenleri tanimlanmamis olmakla birlikte vücudunun kendi organlarına zarar veren bağışıklık sistemi sonucu ortaya çıkmaktadir. Eğer doğru tedavi edilmezse, eklem iltihabı sonucu eklemde hasarlanmaya ve işlev kaybına/ sakatlanmaya kadar gidebilir.

Psoriatik artrit

Artrit; mikrobik olmayan eklem iltihablanmasi, sedef hastalığı (psöriasis) ile ilişkili olursa bu ismi alır. Sedef hastalığı; çoğunlukla diz ve dirseklerde yerleşen yama şeklinde deride pulanma,soyulma kizariklik ve kasinti ile giden bir deri hastalığıdır. Bazen tırnaklarda da değişikliklere yol açabilir. Deri hastalığı artritin görülmesinden sonra ya da önce olabilir. Hastalığın bu tipi klinik bulgular ve prognoz açısından değiskenlikler gösterir. Ailede sedef hastalığı olan başka birisinin olması da bir risk faktörü oluşturur.

Entezit ile ilişkili artrit:/ Juvenil Spondiloartropati

Entezit, kaslarin sonlandigi bağların (tendonların) kemik dokuya yapistigi tutunma noktası olan entezislerin iltihabıdır. En sık bulgusu özellikle, alt ekstremitelerinin büyük eklemlerini etkileyen, entezits ve/veya ilgili eklemlerde de sislik ve agrinin gelişmesi ile ortaya cikar. Ülkemizdeki JIA hastalarının çoğu bu gruba girer. Bu tipte ağrının en sık görülme yeri ayakta topuğun arkasında ya da altındadır. Hastalik daha cok 7-8 yaşından sonra başlar, seyri değişkenlik gosterir. Bazı hastalarda hastalık iyileşme gösterirken diğerlerinde ilerleyerek, sakroiliak eklemlerin (omurga ile leğen kemiğini birleştiren eklemler) tutulumundan baslamak üzere omurganın tümünü etkileyebilir. Gerçekte, hastalığın bu tipi, yetişkinlerde daha sık görülen ve omurgayı etkilediği için spondiloartropati olarak adlandırılan hastalık grubuna aittir.



Sistemik lupus eritamatozus (SLE)

Sistemik lupus eritamatozus (SLE) deri, eklemler, kan ve böbrekler gibi vücudun farklı organlarını tutabilen kronik, bir hastalıktır. Değişik çevresel faktörlerle birlikte çok sayıda kalıtımsal risk faktörünün anormal bağışıklıktan sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bir başka degis ile Vücudunun kendi organlarına zarar veren bağışıklık sistemi sonucu ortaya çıkmaktadir. İltihaplanan vücut kısımları, örneğin eklemler sıcak, sis ve bazen hassas hale gelir. SLE’de olabileceği gibi, iltihap uzun sürerse dokular hasar görür ve işlevleri bozulur. Bu nedenledir ki, SLE’de tedavinin temel amacı iltihabı baskılamaktır.

Cocukta bir veya birkaç organın tutulumunun yol açtığı özgün yakınmalar gelişebilir. Deri ve mukozal tutulum çok yaygındır. Bunların arasında değişik deri döküntüleri, ışığa duyarlılık (güneş ışığının döküntüyü tetiklemesi) ile burun ve ağız içinde (mukoza) ülserler bulunabilir. Burun etrafında ve yanaktaki tipik “kelebek” döküntü, etkilenmiş çocukların üçte biri ile yarışında görülür. Bazen saç dökülmesi (alopesi) olur. Bazı çocuklarda ise soğukta parmak uçlarında önce kızarma, beyazlaşma sonra morarma şeklinde renk değişimi ortaya çıkar (Raynaud). Yakınmalar arasında eklem şişliği ve katılığı, kaş ağrısı, kansızlığa bağlı şikayetler, baş ağrısı, epilepsi nöbeti ve göğüs ağrısı da olabilir. SLE’li çocukların çoğunda değişik derecelerde böbrek tutulumu olur ve bu tutulum hastalığın seyrini belirleyen başlıca faktördür .Böbrek tutulumunun en yaygın belirtileri yüksek kan basıncı, idrarda kan ve özellikle ayak, bacak ve göz kapaklarında şişliktir.

Vaskülitler

Vaskülit damar iltihabı anlamına gelir. Vaskülitler birçok hastalığı kapsar, hastaligin bulgusu, olabildiği gibi, sadece damarlari tutan nedeni beli olmayan damarsal romatizmal (Birincil vaskülitler) hastaliklarda vardir. Bu gurup vaskulitler tutulan damar capina gore siniflandiriliyor olmakla birlikte, bulgu, sikayet ve hayati cidiyeti değişiklikler gösterir. Birincil vaskülitlerin bazıları çocukluk çağıdan sık görülen hastalıklarıdır (Henoch-Schönlein purpura veya Kawasaki hastalığı).

Henöch Schonlein Purpura

Henoch-Shoenlein purpurası (HSP), küçük kan damarlarının (kapillerlerin) iltihabıyla giden bir hastalıktır. Bu iltihap, vaskülit olarak adlandırılır ve genellikle deri, bağırsak ve böbreklerdeki küçük kan damarlarını etkiler. Bu iltihaplanmış kan damarları deri içine kanayarak purpura dediğimiz koyu kırmızı ya da mor renkteki döküntülere yol açabilir. Purpura genellikle alt ekstremiteler ve kalçada görülmekle beraber vücudun diğer bölgelerinde de (kollar ve gövde) ortaya çıkabilir. Hastaların büyük çoğunluğunda (%65) , dizler, ayak bileği, el bileği, dirsek ve parmaklarda, ağrılı eklem (artralji ) ya da hareketi kısıtlanmış ağrılı ve şişkin eklem (artrit) bulgusuna rastlanır. Bağırsak damarları iltihaplandığı zaman, hastaların %60’ından fazlasında göbek çevresinde aralıklarla ortaya çıkan karın ağrısı görülür ve bazen buna hafif ya da şiddetli sindirim kanalı kanaması eşlik edebilir. Böbrek damarları iltihaplandığında, %20-35 hastada kanama yapabilir ve hafiften şiddetliye kadar değişen derecelerde hematuri ve proteinuri (idrarda protein varlığı) gözlenebilir. Bu gibi olgularda bir nefroloji uzmanına (böbrek uzmanı) danışılması ve hastanın doktoruyla işbirliği yapması gereklidir.



Kawasaki Hastalığı

Orta capli damarlari tutan nedeni bilinmeyen bir damar iltihaplanmasıdır en cok korkulan durumu %20 oraninda kalpin koroner arterleri (kalbi besleyen atardamarları) tutmasidir. Koroner damarlari tutmasi durumunda hayati tehdit edecek derecede istenmeyen hasarlanmalar yapabilir. Hastaların %80’i 5 yaşın altındadır. En az 5 gün süren nedeni açıklanamayan yüksek ateşle başlar. gözlerde kızarıklık (konjunktivit), Hasta çocukta, kızamık, kızıl, ürtiker (kurdesen), papul ve benzeri tıpte değişik dokuntuler ortaya çıkabilir. Ağız değişiklikleri, parlak kırmızı çatlamış dudaklar, genellikle “çilek dili” olarak adlandırılan kırmızı dil ve boğazda kızarıklık bulgularını içerir. Eller ve ayaklarda, özellikle el ayaları ve ayak tabanlarında şişlik ve kızarıklık bulguları görülür. Hastaların yarıdan fazlasında boyun bölgesi lenf düğümlerinde büyüme görülebilir. Sıklıkla 1.5 cm’ den büyük tek bir lenf düğümü de ele gelebilir. Bazen, eklemlerde ağrı ve/veya şişlik, karın ağrısı, ishal, huysuzluk, baş ağrısı gibi başka belirtiler de görülebilir.

Behçet hastalığı (BS),

Behçet sendromu ya da Behçet hastalığı (BS), tekrarlayan ağız ve genital (cinsel organlar) ülserlerle, göz, deri, eklem, damar ve sinir sistemi tutulumuyla giden, nedeni bilinmeyen bir vaskülittir (damar iltihabı). BS erişkinlere oranla çocuklarda daha nadirdir. Ergenliğe geçiş ile birlikte bazı farklılıklar görülür. Ergenlik sonrası çocuklarda hastalık daha çok erişkin hastalığına benzer. Yetişkinlere oranla çocuklarda daha fazla ailesel olguya rastlanır. Bazı istisnalara rağmen genel anlamda, çocuklardaki BS erişkin hastalığına benzer.

Göz tutulumu: Bu, hastalığın en ciddi tablolarından biridir. Hastaların çoğunda iki taraflıdır. Genellikle, gözler başlangıcından sonraki ilk 3 yıl içinde tutulur. Göz hastalığı, alevlenmelerle giden kronik bir seyir gösterir. Gözün hem on hem arka kamaraları tutulur (anterior ve posterior uveit) Her alevlenmede sonra, giderek görme kaybına neden olacak bazı yapısal hasarlar oluşur.

Nörolojik tutulum: BS’li çocuklarda nadir de olsa nörolojik tutulum görülebilir. Sara nöbetleri, artmış kafa içi basıncıyla ilişkili baş ağrısı ve beyin bulguları karakteristiktir. En ağır biçimi, erkeklerde görülür. Bazı hastalar, psikiyatrik problemler geliştirebilir.



Çocukluk çağı dermatomiyoziti (juvenil dermatomiyozitis)

Çocukluk çağı dermatomiyozit; kendi dokularına zarar veren bağışıklık sistemi hastalıgidir. Bu hastalikta kas ve deri dokusun beraber bazen kas dokusu bazende sadece deri dokusunun iltihablanmasina bagli sikayet ve bulgular cikar. Özellikle kalça ve omuz çevresindeki kaslarda güçsüzlüğe, yüzde, göz kapaklarında, el parmak eklemleri, diz ve dirseklerin dış yüzlerinde leylak kirmizisi renginde döküntülere yol açar. Fiziksel zindelik ve hareketliliği ileri derecede kısıtlayan yorgunluk, CDM’deki iltihabın sebep olduğu en belirgin kaş güçsüzlüğü belirtileridir.





Skleroderma

Skleroderma, Yunanca “sert deri” anlamına gelen bir kelimedir. Deri yapisinda bilinmeyen bir neden ile istenmiyen derecede fibroz doku artis olur buda derinin sertleşme ve gerginlemesine sebep olur bu gerginliğe bagli hareket kisitliligi ve doku kaybı gelisir. Deri sertleşmesi değişik bölgelerde ve farkli goruntulerde gelişebilir. Derideki bu doku degisikligi diğer butun organlarada yayginlik gösterirse buna bagli organsal işlev bozukluklari gelişir.

Sklerodermanın iki farklı tipi şunlardır:

Lokal skleroderma’da hastalık bölgesel olarak deri ve deri altı dokularıyla sınırlanmıştır. Yama (morfea) veya sıkı bir bant (lineer skleroderma ) şeklinde olabilir.

Sistemik skleroderma (veya sistemik skleroz)’da tutulum geniş çaplıdır ve yalnız deriyi değil iç organları da tutabilir. Bu, mide yanması, soluk darlığı veya yüksek kan basıncı gibi farklı yakınmalara yol açar.

Ağrı sendromları

Fibromiyalji, uzun süreli yaygın kas-iskelet ağrıları, yumuşak dokularda (kas ve tendon) hassas noktalar ve şiddetli yorgunlukla karakterize bir hastalıktır. Hastalık daha çok ergenlik çağında olmak üzere çocuklarda seyrek olarak bildirilir. Hastalar dokuların derinlerinde yaygın ağrıdan şikayetçidirler. Ağrının şiddeti değişkendir. Ağrı vücudun her iki kısmında, üst ve alt ekstremitede olabilir.

Hipermobilite sendromu;

Eklem gevşekliği veya halk arasinda cok esnek yapili olarak bilinen bu hastalarda doğumsal/genetik bag dokusundaki yapisal degisiklige bagli olarak bir veya daha cok eklemde normalin üzerinde eklem acikligi vardir. Bu neden ile eklem yüzeylerinde zaman içinde mikrotravmalarin etksi ile asinm ve zedelenmeler olmaktadır. Bu da hastada eklem agrilar bazan hareket kisitliligi hata fonksyon kayiplari olabilmektedir.
Alıntı
 

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Nedir?​



Çocuk sağlığı ve hastalıkları, yenidoğan döneminden 18 yaşına kadar tüm çocukların koruyucu sağlık hizmetileri, teşhis ve tedavilerinin yapan bilim dalıdır. Öncelikle sağlıklı çocukların takibi, gelişimlerinin izlenmesi, hastalıklara karşı koruyucu önlemlerin alınması esastır. Buna rağmen hastlalık gelişirse, tetkik tedavi ve izlemleri çocuk hastalıkları hekimleri tarafından yapılmaktadır.

Genel pediatri polikliniğinde bu hizmetler verilmekte iken pek çok yan dal polikliniğinde konu ile ilgili hekimlerimiz hasta kabul etmektedirler.



Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Hangi Hastalıklara Bakar?​



Gebelik sürecinde anne karnındaki bebekte oluşabilecek anomaliler veya rahatsızlıklardan başlayarak ileri yaşlara kadar pek çok farklı rahatsızlığın tanı ve tedavisinde titizlikle çalışan hekimler şu alanlarda hizmet vermektedir:

Çocuk Cerrahisi

Doğumsal anomaliler, cerrahi müdahale gerektiren yanık ve yaralanmalar, erkek çocuklarında sünnet, apandisit, makatta çatlak veya polipler, fıtık türleri, deride meydana gelen hemanjiom ya da lezyon gibi rahatsızlıklar ve daha pek çok farklı alan çocuk cerrahisi kapsamında yer almaktadır.

Çocuk Hematolojisi

Kan bilimi anlamına gelen hematoloji, tıbbın kan ve kemik iliği hastalıkları tanı ve tedavisi ile ilgilenen dalıdır. Çocukluk çağında görülen hematolojik hastalıklar yorgunluk, bitkinlik hali, sık tekrarlayan enfeksiyonlar, lenf bezlerinde büyüme, kemik ve eklem ağrıları, kanamalar, kilo problemleri, polisitemia, sarılık, lenfoma, lösemi ve Akdeniz anemisi gibi rahatsızlıkları kapsar.

Çocuk Nefrolojisi

Böbrek ve üriner sistem hastalıkları ile ilgilenen nefroloji dalı; idrar yolu enfeksiyonları, akut böbrek yetmezliği, diyaliz, antenatal hidronefroz, üriner sistem anomalileri, üriner sistem taş hastalığı, vezikoüreteral reflü ve böbrek nakli gibi süreçleri kapsamaktadır.

Çocuk Gastroenteroloji

Yemek borusu, mide, bağırsaklar, karaciğer, pankreas ve safra kesesi sindirim sistemini oluşturan organlardır. Sindirim sistemi içerisinde bulunan tüm organları ve bu organlardan kaynaklı hastalıkları inceleyen bilim dalı da gastroenterolojidir. 0-18 yaş arasındaki tüm çocukları bu alanda kontrol ve tedavi eden birim ise çocuk gastroenteroloji birimidir.

Başlıca bakılan hastalıklar; Kabızlık, İshal, Reflü, Sarılık, Çölyak Hastalığı, Laktoz İntoleransı başta olmak üzere diğer gastroenterolojik sistem hastalıklarıdır.

Çocuk Romatolojisi

Cocuk romatolojisi;0-18 yas arasındaki bireylerin romatizmal hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalıdır. Çocukluk romatizmal hastalıkları özellikle kas-iskelet sistemi (eklemler ve kaslar), damarlar, ve cildin akut ve kronik inflamasyonuyla karakterize multisistem hastalıklardır.

Başlıca bakılan hastalıklar; Ailesel Akdeniz Ateşi (FMF), Genetik Bir Bozukluga Bagli Tekrarlayan Atesler, Juvenil Romatoid Artrit (Cocukluk Romatizmasi), Psoriatik artrit, Entezit ile iliskili artrit:/ Juvenil Spondiloartropati, Sistemik lupus eritamatozus (SLE), Vaskülitler, Henöch Schonlein Purpura, Kawasaki Hastalığı, Behçet hastalığı (BS), Çocukluk çağı dermatomiyoziti (juvenil dermatomiyozitis), Skleroderma, Agri sendromlari, Hipermobilite sendromu başta olmak üzere diğer romatolojik sistem hastalıklarıdır.

Çocuk Kardiyolojisi

Bebeğin anne karnında geçirdiği zamandan başlayarak 18 yaşına kadar gelen tüm çocukların kalp problemleri ile ilgilenen bilim dalı çocuk kardiyolojisidir. Bu süreçte çocuklarda kalp rahatsızlıkları doğuştan olabileceği gibi daha sonradan da ortaya çıkabilmektedir. Çocuk kardiyolojisi bölümü sadece 18 yaşına kadar çocukların değil, doğumsal kalp rahatsızlığı (konjetinal) bulunan yetişkinlerinde tedavisi ile ilgilenmektedir.

Çocuk Endokrinolojisi

Vücutta yer alan iç salgı bezleri, hormon salgılama görevini üstlenmektedir. Tüm iç salgı bezlerinin yer aldığı sistem ise endokrin sistemidir. Salgılanan hormonların büyüme, gelişme, üreme, dışarıya verilen tepkileri kontrol altına almak gibi çeşitli görevleri bulunmaktadır. Salgı bezlerinin doğru ve düzgün çalışmaması ile ortaya çıkan hastalıklarla ilgilenen birim dalı ise endokrinolojidir. 0-18 yaş grubunda yer alan tüm çocukların hormonal bozuklukları ve bu bozukluklar karşısında ortaya çıkan hastalıklar ile ilgilenen birim ise çocuk endokrinolojisidir.

Başlıca bakılan hastalıklar; Erken Ergenlik, Büyüme Geriliği, Obezite, Diyabet, Tiroit ve Guatr, Raşitizm, Turner Sendromu, Cinsel Gelişim Bozuklukları, Osteoporoz (Kemik Erimesi) başta olmak üzere diğer romatolojik sistem hastalıklarıdır.



Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi

Tıp eğitiminin ardından çocuk ve ergen ruh sağlığı üzerine uzmanlaşmış hekimler tarafından 18 yaş altı bireylerin zihinsel, bilişsel, sosyal ve akademik alanlardaki gelişimlerini gözlemleyen ana bilim dalı çocuk ve ergen psikiyatrisi alanının uzmanlığı kapsamı altındadır. Çocuk ve ergen psikiyatrisi; dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon, otizm, öğrenme bozuklukları, travma, obsesif kompulsif bozukluklar, kişilik sorunları, uyku sorunları, yeme problemleri, konuşma bozuklukları ve cinsel gelişim gibi bozuklukların yanı sıra daha pek çok zihinsel sorunun tedavisinde danışanlarına yardımcı olmaktadır.

Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları

Normalde zararsız olan alerjenlere karşı bağışıklık sisteminin gösterdiği aşırı tepki olarak bilinen alerjik hastalıklar, bireylerin yaşam kalitesini aşağıya çekmektedir. Genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu oluşan bağışıklık sistemi ve alerjik hastalıkların tanı ve tedavisi ile çocuk immünolojisi ve alerji birimi ilgilenmektedir. Alerjik rinit, astım, egzama, atopik dermatit, besin alerjileri ve alerjik nezle gibi rahatsızlıkların tanı ve tedavisini yapan hekimler aynı zamanda arı sokması ve anafilaksi gibi vücutta büyük tepkimelere yol açan durumlar, bu birim kapsamında yer almaktadır.

Çocuk Onkolojisi

Vücut hücrelerinin kontrolsüz bir şekilde çoğalması sonucu meydana gelen kanserler yetişkinleri olduğu gibi çocukları da etkileyen ciddi rahatsızlıklar arasında bulunur. Bu alanda tanı ve tedavi yapan çocuk onkoloji doktorları lenfoma, lösemi ve farklı tümör çeşitleri gibi vücudun değişik bölgelerinde ortaya çıkabilen onkolojik rahatsızlıkları tanı ve tedavisinde etkili rol oynamaktadırlar.

Çocuk hastalıkları ve sağlığı doktorları yukarıda bahsi geçen hastalıkların yanı sıra bebek, çocuk ve adolasanlar için oldukça geniş bir alanda görev almaktadırlar. Hastanelerin acil servislerinden yoğun bakım ünitelerine, rutin bebek gelişimi kontrollerinden ciddi çocuk hastalıklarına kadar geniş bir alanda görev alan hekimler görevlerini titizlikle yaparak sağlıklı bireyler yetiştirmeyi hedefler.
Alıntı
 
Geri