Tıbbi Birimler

  • Kullanıcı Abaris
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Genel Sağlık Konuları
Konu sahibi son olarak 1727 gün önce görüldü

Dermatoloji Nedir?​

Deri bilimi olarak tanımlanan dermatoloji, ciltteki hastalıklar ve bunların tedavisi ile ilgilenen bir tıp disiplinidir. Bu bilim dalında insan vücudu için son derece hayati bir organ olan derinin her türden rahatsızlığı incelenmekte ve tedavi edilmektedir.

Halk arasında cildiye olarak da bilinen dermatoloji deri haricinde; deri ekleri (saç, tırnak, ter bezleri), ağız içi gibi mukoza bölgeleri ve cinsel yolla bulaşan hastalıkların tanı ve tedavisinde etkili rol oynamaktadır. Derinin genel yapısı, işlevleri, deri bütünlüğünün ve sağlığının korunması, derinin alerjik hastalıkları, cinsel yolla bulaşan hastalıklar, enfeksiyöz hastalıklar, saç ve tırnak hastalıkları, neoplastik hastalıklar, metabolik-sistemik bazı hastalıkların deri bulguları gibi konularda uzmanlaşan hekimler kazandıkları bilgi ve becerilerle toplum sağlığı adına çalışmaktadırlar. En sık rastlanan deri hastalıklarından nadir görülen türlere kadar her konuda tam donanıma sahip olan dermatologlar gerekli olan vakalarda diğer uzmanlıklarla ortaklaşa çalışarak hastaları sağlıklarına kavuşturmayı hedeflerler. Bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaşta gözlemlenebilen cilt hastalıklarının tanı ve tedavisinde etkili bir rol oynayan dermatologlar kişiye özel iyileştirme yöntemlerine giderler.

Dermatoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

Fark edildikleri andan itibaren hastanelerin dermatoloji servislerine başvurulması gereken cilt hastalıklarının bazıları basit ilaç tedavileri ile kısa sürelerde önlenebilirken bazıları ise uzun dönem tedaviler gerektirir. Akneden cilt kanserlerine kadar çok sayıda hastalığın tanı ve tedavisinde çalışan dermatologların baktığı hastalıkların başlıcaları:

  • Sivilceler(akne)
  • Pruritus (kaşıntı)
  • Ürtiker (Kurdeşen)
  • Parazit kaynaklı deri hastalıkları (Bitler, uyuz vb.)
  • Mantar hastalıkları (tırnak, ayak, el, gövde, genital bölgei saçlı deri vb.)
  • Egzama rahatsızlıkları (temas egzamaları, seboreik egzama, atopik dermatit vb.)
  • Sedef, liken ve benzeri dermatitler
  • Saç hastalıkları (kepeklenme, saç derisi egzamaları, genetik saç dökülmeleri vb.)
  • Behçet hastalığı
  • Büllü hastalıklar
  • Deride iyi ve kötü huylu tümörler
  • Bağ dokusunda meydana gelen hastalıklar
  • Pigmentasyon bozuklukları (güneş lekeleri, vitiligo, çiller vb.)
  • Enfeksiyöz/bulaşıcı döküntülü hastalıklar (kızıl, kızamıkçık, su çiçeği, zona vb.)
  • Alerjik cilt hastalıkları (böcek sokmaları, gıda alerjileri, ilaç alerjileri vb.)
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıklar ( Genital siğil, uçuk, sifiliz gibi enfeksiyöz hastalıklar)
  • Güneş alerjisi
  • Hirşutizm (aşırı tüylenme)
  • Hiperhidroz (aşırı terleme)
  • Nasırlar ve siğiller
  • Benler
  • Damarsal deri hastalıkları
  • Tırnak hastalıkları
  • Dudak, dil ve ağız içi hastalıkları (aftlar, uçuklar ve ağız içinde oluşan diğer hastalıklar)
  • Beslenme ve metabolik bozukluklara bağlı cilt hastalıkları
  • Psikolojik sebeplere bağlı cilt hastalıkları
  • Sistemik hastalıklarda ortaya çıkan cilt bulguları
  • Genetik sebeplere bağlı deri hastalıkları
  • Fiziksel faktörlere bağlı rahatsızlıklar (sıcağa veya soğuğa tepkimeler, yabancı cisim tepkimeleri vb.)


Vücuttaki en büyük organ olması dolayısıyla oldukça fazla hastalık türüne sahip olabilen insan cildi; dış etkenlere karşı savunmasız olabilmektedir. Ciltte oluşan bazı hastalıklar estetik ve kozmetik açıdan istenmeyen görüntülere sebep olabilmekte, hatta kişilerin fiziksel görüntülerindeki sıkıntılar psikolojik sorunlara dahi yol açabilmektedir. Su dengesini sağlayan, güneşten gelen ultraviyole ışınlara karşı kalkan görevi gören, vücut sıcaklığını dengede tutan ve en önemlisi canlılığın devam etmesini sağlayan deri, insan yaşamı için son derece önemlidir. Bu sebeple dermatoloji uzmanları bu rahatsızlıkların yanı sıra daha birçok hastalığın tanı ve tedavisinde rol almaktadırlar. Dermatoloji kapsamında uygulanan bazı tanı ve tedavi yöntemleri:



Deri Biyopsisi: şüpheli görülen hastalıklı bölgeden tanıyı kesinleştirmek amacıyla çeşitli boyutlarda parça alınması işlemidir. Lokal anestezi uygulanarak gerçekleştirilen işlemde alınan materyal inceleme için patolojiye gönderilir.

Kriyoterapi: Derideki lezyonları tedavi etmek amacıyla uygulanan dondurma tekniğidir. -196 derece sıvı azot uygulaması ile siğiller, cilt kanserleri, nasırlar, güneş lekeleri, genital bölge siğilleri molluskum kontagiozum gibi çeşitli cilt rahatsızlıklarının tedavisinde kullanılır.

Elektrokoterizasyon: Elektrik akımı kullanılarak lezyonu tedavi amacıyla doku hasarı oluşturmak veya kanamayı durdurmak amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Et benleri, siğiller, sebase hiperplazi, pyojenik granülom, seboreik keratoz gibi hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır.

Dermatoskopi: Dermatoskopik muayene ile ben, pigmentsiz lezyonlar incelenebildiği gibi aynı zamanda ciltteki anormal yapılar, parazitler, deri tümorleri ve kan damarları ile alakalı rahatsızlıklar detaylı şekilde gözlemlenebilmektedir.

Vücut Ben Taraması: Sağlıklı bireylerin dahi düzenli olarak yaptırması gereken vücut ben haritalaması cilt kanserlerine karşı erken teşhiste büyük rol oynar.

Allerji testleri: Prick (Delme tesi), Patch (Yama testi) alerji şüphesi olan bireylerde hastalığın neye karşı ve hangi şiddette olduğunu tespit etmeye yönelik yapılmaktadır.

Fototerapi: Işık tedavisi olarak bilinen fototerapi, nedeni bilinmeyen kaşıntılar, vitiligo, sedef hastalığı tedavisinde kullanılabilmektedir.

Dermokozmetik işlemler

  • Botulinum toksin uygulaması: Kırışıklık ve el içi, ayak tabanı, koltuk altı terlemelerinin tedavisinde kullanılmaktadır.
  • PRP tedavisi
  • Kimyasal Peeling Uygulamaları: Ciltte oluşmuş istenmeyen lekeleri gidermek, deriyi canlandırmak, sivilce izlerini yok etmek ve görünüşü iyileştirmek için deriye uygulanan solüsyon işlemlerini kapsar.
  • Dolgu uygulamaları
  • Mezoterapi: Deri çatlakları, selülit problemleri, güneş lekeleri, saç dökülmeleri, gibi birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılan mezoterapi; minerallerin, vitaminleri, aminoasitlerin ve enzimlerin tek tek ya da farklı karışımlarla cilde enjekte edilmesi yöntemidir.
  • Alıntı
 

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Nedir?​

İç salgı bezlerinin yer aldığı sistem endokrin, ve bu salgı bezlerinde oluşan rahatsızlıkları inceleyen bilim dalı ise endokrinoloji olarak adlandırılır. Endokrin sisteminde yer alan iç salgı bezleri, hormon sentezlemeye ve salgı yapmaya yarayan organlardır. Bezlerin meydana getirdiği hormonların ise vücutta çeşitli görevleri bulunmaktadır. Üreme, gelişme, büyüme ve metabolizmaya olan katkısı dışında hormonlar tepkilerimizi de kontrol etmektedir.

Endokrin yani salgı bezlerinin vücutta bulunduğu yerler tiroid, pankreas, kadında yumurtalıklar, erkeklerde testisler, böbrek üstü bezi, paratiroid, hipofiz, hipotalamustur. Bu salgı bezlerinde oluşan sorunlar birçok farklı hastalığa yol açabilmektedir. Endokrinologlar yani bu konudaki uzman kişiler, salgı bezlerinden doğan hastalıkları önce teşhis sonrasında ise tedavi eder.

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları birimi, hormon ve metabolik bozuklukların tedavisi ilgilenmektedir. Bu birime dahil olan hastalıklar ise şöyledir:

Diyabet​

Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları arasında en çok görülen hastalık diyabettir. Diyabet; salgı bezlerinin bulunduğu pankreasın yeterli miktarda insülin üretememesi ya da üretilen insülini etkili bir şekilde kullanılamaması durumudur. Bu hastalık ömür boyu sürebilecek hastalıklar arasında bulunmaktadır.

Diyabet rahatsızlığı olan bir hastanın kanında çok fazla şeker yer almaktadır. Açlık ve tokluk şekerlerinin düzenli ölçümünden sonra diyabet teşhisi konulan hastalar en sık olarak “Tip 1” ve “Tip 2” olarak ikiye ayrılmaktadır. Hastalığın tipi belirlendikten sonra ise doktor kontrolünde ilaç ya da insülin tedavisi başlatılarak vücutta daha büyük hasarların oluşması önlenmektedir.

Obezite​

Halk arasında şişmanlık olarak da adlandırılan obezite, dünyada oldukça yaygın bir hastalıktır. Vücut endeksine göre çok fazla yağ barındıran kişilere konulan bu teşhisin çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Düzensiz ve sağlıksız beslenme, genetik problemler obeziteye yol açabileceği gibi insülin direnci, tiroit ve böbrek üstü bezi hastalıkları, yumurtalıklar ya da hipofiz bozuklukları da bir etken olabilmektedir. Endokrin sebebiyle oluşan obezite sonrasında doktor, uzman bir diyetisyen kontrolünde hastayı tedavi etme sürecine girmektedir.

Tiroit​

İnsan vücudundaki metabolizma hızının ana etmeni olan tiroit bezi, doğru üretilip depolanmadığında organların doğru çalışmamasına yol açmaktadır.

Tiroit hormonlarının fazla salgılanmasında; çarpıntı, asabiyet, aşırı kilo kaybı, terlemede artış, ellerde titreme, dökülen saçlar, ince ve nemli cilt belirtileri gözlenmektedir. Tiroit bezlerinin az çalışması durumunda ise yorgunluk, uyku hali, soğuğa karşı tahammülsüzlük, kabızlık, depresyon, eklem ağrısı, kuru cilt, düşük cinsel istek, adet düzensizliği görülmektedir.

Hipertansiyon​

Yüksek kan basıncı olan hipertansiyon kontrol edilemediği zaman ciddi rahatsızlıklara yol açan bir hastalıktır. Kalp, beyin ve böbreğe giden damarlara hasar veren hipertansiyon; kalp krizi, böbrek yetmezliği ve inme gibi sonuçlara yol açabilmektedir.

Kısırlık​

Dünya üzerinde çocuk sahibi olmayan milyonlarca çift bulunmaktadır. Bu süreçte çeşitli tedavi süreçleri denenmektedir. Endokrin hastalıklardan da kaynaklanan bu sıkıntılı süreçte doğru tedavi yöntemleri ile çocuk sahibi olmak mümkün olabilmektedir. Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları birimi adet düzensizlikleri, menopoz, cinsel güçsüzlük, polikistik over sendromu gibi sorunları çözüme kavuşturmaktadır.

Büyüme​

Vücutta bulunan hormonlardan birisi de büyüme hormonudur. Gerek çocuklarda gerekse de yetişkinlerde büyüme hormonuna etki eden bozukluklar tedavi edilmektedir. Büyüme hormonun düzeltilmesi, çocukların akranlarından daha kısa kalmamasını ve dengeli büyümesini sağlar. Ergenlik ya da yetişkinler için de geçerli olan bu hastalık ileriki dönemlerde psikolojik olarak kişiyi etkileyebilmektedir.

Aşırı Tüylenme​

Hirşutizm adı ile de bilinen aşırı tüylenmenin, farklı sebepleri bulunmaktadır. Bunlardan birisi de kadınlardaki erkeklik hormonunun artışıdır. Ses kalınlaşması, adet düzensizliği, erkek tipi saç dökülmesi, âdemelmasının büyümesi, göğüslerde küçülme gibi sorunlara yol açan bu hormonal bozukluk ilaçlar ile tedavi edilebilmektedir. Aşırı tüylenme, menopozdan ya da doğumdan sonra kısa sürede kilo alan kadınlarda da görülebilmektedir. Böbrek üstü bezleri ya da yumurtalık tümörüne bağlı olarak ortaya çıkabilecek bu hastalık, bazı ilaçların yan etkisi arasında da görülebilmektedir.

Osteomalazi ve Raşitizm​

Osteomalazi yetişkinlerde, raşitizm ise çocuklarda geçerli olan bir kemik yumuşama hastalığıdır. Hormonal bozuklukların yanı sıra D vitamini yetersizliği ya da eksikliği de bu hastalığa neden olabilmektedir. Yaşlanma ve menopoz hastalığı da tetikleyen diğer etmenler arasında bulunmaktadır. D vitamini, güneşten günün belirli saatlerinde alınabileceği gibi ek ilaçlarla da takviyesi mümkündür. Ancak bu hastalığın önüne geçmek için doktor kontrolünde olmak gerekmektedir.

Adrenal (Böbrek üstü bezi) Hastalıklar​

Kortizol, böbrek üstü bezinden salgılanan bir hormondur. Kortizolün fazla salgılanması ya da dışarıdan alımı ile oluşan hastalık ise “Cushing sendromu” olarak adlandırılmaktadır. Bu hastalık kadınlarda daha sık görülse de nadir rastlanan bir hastalıktır. Kilo alma, ciltte çatlama, böbrek taşları, ense bölgesinde yağ birikimi, kadında kıllanma, kan şekeri yüksekliği bu hastalığın bazı belirtileridir. Cerrahi ya da ilaç ile tedavi edilecek bu hastalığın dışında böbrek üstü bezinde başka hastalıklar da mevcuttur. Adrenal kitle, adrenal bez yetersizliği (Addison hastalığı) de endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları altında kontrol ve tedavi edilmelidir.
 

Enfeksiyon Hastalıkları Nedir?​



Virüs, bakteri, parazit, mantar vb. mikroorganizmaların vücuda girip çoğalması ile ortaya çıkan enfeksiyon hastalıkları, birçok organa ya da dokuya tutunabilmektedir. Ayrıca bazı mikroorganizmalar vücut dışında veya vücut içine içine girdikten sonra çoğalmaları sonrasında bazı toksinler salgılayarak hastalık oluşturabilmektedir. Enfeksiyon, vücudun savunma mekanizması ile de doğru orantılı çalışmaktadır. Eğer savunma mekanizması düzgün çalışmazsa vücuda giren mikroorganizmalar enfeksiyon hastalıklarını başlatmaktadır. Savunma mekanizmasını düşüren etmenler; beslenme bozukluğu, hijyen koşullarının kötülüğü, bağışıklık sistemi yetmezlikleri, kronik hastalıklar, bebeklik ya da yaşlılık, yetersiz aşılanma, tıbbi ve cerrahi tedavilerdir.





Enfeksiyonlar hava yolu ile bulaşabileceği gibi doğrudan ya da dolaylı temas ile de bulaşabilmektedir. Yiyecek, su, plazma, kan, serum, dışkı da ara kaynak olarak enfeksiyonu taşıyıcı etmenlerdir. Özellikle tropikal bölgelerde görülen pire, kene, sivrisinek gibi hayvanlar da mikroorganizmaları insan vücuduna taşıyabilmektedir.



Dünyada ve Türkiye’de en çok rastlanan hastalıklardan biri olan enfeksiyon hastalıkları, ölümlere yol açabilen hastalık grupları arasında bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde teknoloji ve hızlı tanı ile bu ölüm oranları azaltılırken gelişmemiş ülkelerde aksini söylemek mümkündür.



Enfeksiyon Hastalıkları Hangi Hastalıklara Bakar?​

Enfeksiyon hastalıkları birimi gripten idrar yolu enfeksiyonuna, AIDS’ten sarılığa, tüberkülozdan ishale kadar birçok hastalık ile ilgilenmektedir. Bazı enfeksiyon hastalıkları belirti göstermezken bazılarında ise birçok belirtiyi görmek mümkündür. Enfeksiyon hastalıkları belirtileri arasında en yaygın olan ise “ateş” kabul edilmektedir. Çeşitli hastalıkların ilk belirtisi olan ateş sonrasında doktor muayenesi ve tetkiklerden sonra enfeksiyon hastalıklarının tanısını koyarak tedavi etmek mümkündür. Doktorlar bu aşamada tüm tetkikleri (kan , idrar, grafiler v.b.) ve geçmişi inceleyerek tanı koyma ve tedavi etme sürecine girmektedir.

Hastalıkların yanı sıra enfeksiyon hastalıkları birimi seyahat hekimliği hizmeti de vermektedir. Seyahat öncesi aşılanma için enfeksiyon hastalıkları birimine başvurmak gerekmektedir. Enfeksiyon hastalıkları biriminin bir diğer görevi ise hastane enfeksiyonlarını kontrol altına almaktır. Özellikle yoğun bakım ünitelerinde görülen dirençli mikroorganizmalar için enfeksiyon doktorları çeşitli çalışmalar yapmakta, diğer doktor ve çalışanları bu konuda eğitmektedir.



Enfeksiyon hastalıkları birimine dahil olan başlıca hastalıklar şöyledir:



Grip​

Enfeksiyon hastalıkları arasında grip oldukça yaygındır. Bulaşıcı olan grip, genellikle mevsim geçişlerinde görülmektedir. Ateş, boğaz ağrısı, burun akıntısı gibi belirtileri olan gripten korunmak için aşılanmak gerekmektedir. Gripten korunmanın diğer yolları arasında ise hijyen ve grip olan kişiler ile yakınlık kurmamak da bulunmaktadır.



Koronavirüs​

2020 yılında tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 (Koronavirüs) ciddi bir enfeksiyon hastalığıdır. 1 ila 14 gün arasında ateş, yorgunluk, kuru öksürük, iştahtan kesilme gibi belirtiler gösterebilmektedir. Bulaşıcı olan bu hastalık, ölüm gibi ağır sonuçlar gösterebilmektedir. Belirtilerden herhangi birini gösterenin en kısa zamanda hastaneye başvurması gerekmektedir.



İdrar Yolu Enfeksiyonları​

Grip kadar idrar yolu enfeksiyonları da oldukça yaygındır. Kadınlarda erkeklere oranla daha çok görülen bu hastalığın belirtileri arasında sık idrara çıkma, idrar çıkışında zorlanma ve ateş bulunmaktadır. Ağrı da kimi zaman belirtiler arasında görülmektedir. İdrar yolu enfeksiyonlarında tedavi genellikle antibiyotikler ile yapılmaktadır. Testler sonucunda ortaya çıkan bu hastalığın doktor kontrolünde tedavi edilmesi gerekmektedir.



İshal​

İshal de grip ve idrar yolu enfeksiyonları kadar yaygın olan ve birçok mikroorganizmanın sebep olduğu acil bir durumdur.

Bağırsak enfeksiyonu olan ishal; ateş, karın ağrısı, mide bulantısı, kusma ve baş ağrısı gibi belirtiler göstermektedir. Bu belirtiler kısa süreceği gibi uzun soluklu da olmaktadır. Uzayan ishaller vücutta bir süre sonra su kaybına yol açabilmektedir. Su ve besinden alınan mikroorganizmalar ile ortaya çıkan ishalin ileriki aşamasında su kaybı kaynaklı kötü kokulu idrar, ağız kuruluğu, çökük gözler görmek mümkündür.

ishal;



Hepatit (Bulaşıcı Sarılıklar)​

Hepatitin A, B, C, D ve E türü bulunmaktadır. Karaciğer iltihabı olan hepatit virüsleri, genellikle kan ve cinsel temas ile bulaşmaktadır. Hepatit B; sarılık, yorgunluk, güç kaybı gibi belirtiler göstermektedir. Aşı ile bu virüsten korunmak mümkünken kimi hastaların hastaneye yatış ve kontrolü gerekmektedir. Hepatit C de B kadar karaciğere zarar veren bir hastalıktır. Sarılık dışında diğer belirtiler C virüsü için de geçerlidir. %70’inde bu hastalık kronik olarak devam etmektedir. Tedavi edilmeyen/verilmeyen hepatit D, hepatit B ve hepatit C’de yıllar sonra siroz ya da karaciğer kanserine yakalanma oranı yüksektir.



Menenjit​

Menenjit, omurilik ve beyin zarının iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Çeşitli bakteri, virüs ve parazitler bu hastalığa neden olabilmektedir. Yüksek ateş, kusma, şiddetli baş ağrısı hastalığın ilk belirtileri arasında bulunmaktadır. Çeşitli yaşlarda görülen menenjit, özellikle çocuklar için oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Acil müdahale gerektiren menenjit, fark edilmediğinde ölüme yol açabilmektedir. Özellikle ebeveynlerin çocuklarını sık sık kontrol etmesi ve belirtilerden herhangi birini gösteriyorsa hızlı bir şekilde hastaneye gitmesi gerekmektedir.



HIV ve AIDS​

HIV ve AIDS terimleri oldukça karıştırılmaktadır. Yaygın olarak ikisi de aynı hastalık sanılsa da aslında birbirlerinden farklıdır. HIV; bir virüs olup, korumasız cinsel ilişki ve kan ile vücuda bulaşan ve bağışıklık sistemini düşüren bir virüstür. Boğaz ağrısı, ateş, döküntü, ishal, baş ağrısı, kusma gibi belirtileri ile kendini gösteren HIV eğer tedavi edilmez ise yıllar içinde bağışıklık sistemini bozar ve fırsatçı mikroorganizmaların (normalde vücudumuzda sessiz durup hastalık yapmayanlar) belkide ölüme kadar gidebildiği hastalıkların oluştuğu AIDS dönemine ilerler. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) 2017 yılında tedavi verilmek şartı ile HIV enfeksiyonunu ölümcül bir hastalık olmaktan çıkartmıştır.



Bağışıklık sistemi ciddi hasar almadan tedavi edilerek vücudu enfeksiyonlara karşı savaşabilir hale getirmek mümkün olabilmektedir. HIV virüsüne karşı koruyucu bir aşı geliştirilmediğinden dolayı kişinin yaşam tarzına dikkat edip vücut direncini düşürmemesi gerekmektedir. Teşhisin konulmasından sonra hasta, düzenli olarak doktor kontrolünden geçmelidir.



Tifo​

“Salmonella typhi” bakteri ile oluşan tifo, sadece insandan insana bulaşan bir hastalıktır. Tifo; vücuda girdikten 1-2 hafta sonra yorgunluk, baş ağrısı, ateş, kabızlık, iştahsızlık, halsizlik, boğaz ve kas ağrısı gibi belirtiler ile kendini belli etmektedir. Kaynağı bilinmeyen ya da yeteri kadar klorlanmayan sular, iyi pişirilmemiş et ve pastörize edilmemiş yumurta, süt ve süt ürünleri gibi gıdalar ile bulaşabilen tifo, enfekte olmuş kişilerin idrarından da çevreye yayılabilmektedir. İdrar, dışkı ve kan tahlilleri ile tanısı konulan hastalığın tedavisi doktor kontrolünde gerçekleştirilmelidir. Tifo aşısı yüzde 50 oranında kişiyi koruyabilse de en önemli koruma yöntemi hastanın hijyen koşullarına ve yiyecek-içeceklere dikkat etmesidir.
Alıntı
 




Evde Bakım Hizmetlerimizin Kapsamı​

Evde Bakım Hizmetlerimiz​

• Ameliyat sonrası bakımlar
• Yaşlı hasta bakımı
• Evde Check Up
• Evde Laboratuvar (e-Lab) Hizmetleri
o Kültür Tetkikleri (Boğaz ve İdrar Kültürleri vb.)
o Biyokimya Tetkikleri
o Kan Sayımı
o EKG
o Evde Covid 19 Test Uygulama Hizmeti (PCR, Igg, Igm)


•Pansuman
•Evde Doktor Hizmeti
•Evde Hemşirelik Hizmeti
•Evde Bebek Bakımı Hizmeti
•Evde Yaşlı Bakımı Hizmeti

Evde Doktor Hizmeti​

Evde bakım hekimi hastanın muayenesini ve kontrollerini evlerinde yapar, gerekli testleri isteyerek, tedavisini planlar ve yürütür.
Hekim tarafından istenen testler, evinizde, deneyimli hemşireler tarafından alınır.
Tetkik sonuçları çıktığında tıbbi durumunuzu ayrıntılı olarak incelenir, akut tıbbi durumunuzun çözümünü bir an önce sağlanırken, kronik hastalıklarınız ve sağlığınızın takibi için gereklilikler sizinle paylaşılır.
Evde bakım doktorumuz çağrınız üzerine anlık doktor ziyaretleri de yapabilir.
Bununla birlikte ihtiyacınız halinde düzenli doktor ziyaretleriyle sağlığınızı ve kronik hastalıklarınızı yakından takip ederek, koruyucu hekimlik anlayışıyla hastalıklarınızın ve olası risklerinizin erken tespiti ve gerekli önlemlerin alınmasıyla yaşam kalitenizi artırır.

Evde Hemşirelik Hizmetleri​

Evde Bakım hemşirelik hizmetlerini, konusunda deneyimli hemşireler ile yürütmekteyiz.
Evde muayene sonucunda gerekli görülen tedavilerin uygulanmasını sağlamakla birlikte, kronik hastalığı olan uzun süreli hemşirelik hizmetine ihtiyaç duyulan durumlarda 24 saat hemşirelik hizmeti verilmektedir.


•Evde Enjeksiyon ( SC, IM, IV)
•Evde IV İlaç Uygulama
•Evde Kan alma
•Evde Pansuman
•Evde Yatak yarası bakımı
•Evde Serum Uygulaması
•Evde Aşı Uygulaması
•Evde Yara Bakımı
•EKG

Evde Bebek Bakım Hizmeti​

• Annenin emzirme tekniği hakkında bilgi verir ve kontrolünü yapar
• Bebeğin fizik kontrollerini yapar
• Sarılık ölçümünü yapar
• Bebeğin kilosunu ölçer
• Bebeğin deri tonu, ağız ve göbek kontrollerini yapar
• Aileye gerekli eğitimleri verir
• (Emzirme teknikleri, gaz çıkarma teknikleri, alt temizliği, göbek bakımı, banyo eğitimi, süt sağma ve saklanması, bebek giydirme ve oda sıcaklığı, göz-burun ve tırnak bakımı, bebek tutuş pozisyonları)*



Evde Bakım Paketlerimiz​

Kalp ve Damar Ameliyatı Evde Bakım Paketimiz​


Kalp ve Damar Ameliyatı Evde Bakım Paketimiz, ameliyat sonrası evde bakım sürecinde karşılaşabileceğiniz zorluklarda size destek olabilmek için oluşturulmuştur.
Hedefimiz, bakım ve tedavinizin devamlılığını sağlayarak sizi en kısa zamanda sağlığınıza kavuşturmak. Bu dönemde doktorunuz elde ettiği bulgulara dayanarak durumunuzdaki gelişmeleri izleyecek ve tedavinizde bir sonraki adımı belirleyecektir.
10 gün için 5 pansuman hizmeti ve yara kontrolü,
Solunum egzersizi,
INR değerlendirme

Ameliyat Sonrası Evde Bakım Paketimiz​

Ameliyat Sonrası Evde Bakım Paketimiz ile ameliyat sonrası evde bakım sürecinde karşılaşabileceğiniz zorluklarda size destek olabilmek için oluşturulmuştur.
Hedefimiz, bakım ve tedavinizin devamlılığını sağlayarak sizi en kısa zamanda sağlığınıza kavuşturmak. Bu dönemde doktorunuz elde ettiği bulgulara dayanarak durumunuzdaki gelişmeleri izleyecek ve tedavinizde bir sonraki adımı belirleyecektir. ileride oluşacak doku kaybını önlemek, dokunun tekrar canlanmasını sağlamak, fizyolojik iyileşmeye en yakın formu yakalamak ve enfeksiyon riskini önlemek için yara bakım hizmetini bulunduğunuz yerde sunuyoruz.

Doğum Sonrası Anne Bebek Paketimiz​

Bebeğinizle Birlikte Yaşam Öykünüz Evinizde Başlar
İlk günlerde bebek çok hızlı bir şekilde değişir ve büyür. Aslında bu ilk günler sadece yeni doğmuş bir bebeğin dünyaya adaptasyon süreci değil, tüm ailenin, aralarına yeni katılan bireyle hayatının değiştiği bir dönemdir.
Siz ve bebeğiniz için kritik öneme sahip bu dönemi, profesyonel bir destekle daha rahat atlatabilirsiniz.
Alıntı
 
Son düzenleme:

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Nedir?​

Fizik tedavi ve rehabilitasyon; kaza, travma, doğuştan gelen rahatsızlıklar ya da başka sebeplerle meydana gelen fonksiyonel bozuklukları ya da kayıpları çeşitli yöntemler ile tedavi eden ve hastayı günlük yaşamında rahatlıkla hareket edebilir hale getiren bir tedavi yöntemidir. Kemik ve kasla ilgili birçok hastalığın tedavisinde kullanılan fizik tedavi ve rehabilitasyon, kişiye göre değişebilen bir tedavi yöntemidir.

Fizik tedavi, diğer tedavi yöntemlerinin yanı sıra tek başına da uygulanabilmektedir. Fizik tedavi; ışın, ısı, egzersiz, elektrik akımları, sıcak-soğuk uygulamalar ve fiziksel ajan ile yapılabilmektedir.

Rehabilitasyon kelimesinin ise onarma, yeniden yerine koyma, iyileştirme gibi anlamları bulunmaktadır. Fizik tedavi ile yürütülen rehabilitasyon çalışmalarında amaç; hastanın fizyolojik, sosyal, ruhsal ve meslekî olarak bağımsız bir şekilde yaşamanı sürdürmesidir. Rehabilitasyon çoğu zaman fizik tedaviye göre daha uzun sürebilmektedir.

Fizik tedavi ve rehabilitasyonda uygulanan bazı yöntemler bulunmaktadır. Termoterapide (sıcak uygulamalar ile tedavi) ultrason, kısa ve mikro dalgalar, laser, sıcak paketler, helioterapi (güneş ışınları ile tedavi), parafin banyosu, kızılötesi ışınlar kullanılmaktadır. Kriyoterapi adı verilen soğuk uygulamalar ile tedavide ise soğuk paketler ve kompresler, soğutucu spreyler, buz masajı ve torbaları uygulanmaktadır.

Sıcak su küveti, kaplıca, girdap banyoları ile hidroterapi de bir tedavi yöntemiyken doğru ve alternatif akımlar ile elektroterapi de fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri arasında bulunmaktadır. İlaç tedavisi, mekanik yöntemlerle tedavi (masaj, manuel terapi, traksiyon vb.) ve egzersiz uygulamaları da diğer yöntemler arasındadır.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hangi Hastalıklara Bakar?​

Ağrı Problemleri​

Boyun, bel, sırt, ayak, diz vb. vücutta bulunan kas ve iskelet sisteminde oluşan ağrılar fizik tedavi ve rehabilitasyon yöntemleri ile tedavi edilebilmektedir. Hastalık veya travmaya bağlı doku hasarı ile oluşan yani akut ağrılar bu birimin uzmanlık alanında bulunmaktadır. Nörolojik ya da psikolojik olarak sürekli devam eden kronik ağrılar ise uzun soluklu bir tedavi sürecine girmektedir.

Spor Yaralanmaları​

Kas zedelenmeleri, menisküs, kırık ve diğer spor yaparken meydana gelen yaralanmalar cerrahi olarak tedavi edilebileceği gibi fizik tedavi ve rehabilitasyon ile de eski haline getirilebilmektedir. Hastanın, ameliyat olması gerekiyorsa da fizik tedavi bu süreçten sonra önem arz etmektedir. Sorunlu olan bölgenin tekrardan eski sağlığına kavuşması için doktor kontrolünde egzersizlerini yapması ve aksatmaması gerekmektedir.

Parkinson​

Özellikle ileriki yaşlarda görülen Parkinson hastalığı, dopamin hücrelerinin azalması sonucu meydana gelmektedir. Nöroloji uzmanı kontrolünde kullanılan ilaçların yanı sıra hastanın düzenli olarak egzersiz yapması da gerekmektedir. Ellerde titreme, yürüme güçlüğü, konuşma bozukluğu vb. belirtileri bulunan bu hastalığa uygulanacak fizik tedavi ve rehabilitasyon ile hastanın hareket kabiliyetinin artması ve yaşam kalitesini yükseltmesi amaçlanmaktadır.

Romatizmal Hastalıklar​

Kas, eklem ya da kemiklerin etrafında hissedilen ağrı ya da acıları tanımlamak için kullanılan romatizma, tek bir hastalık değildir. Romatizma içerisinde yüzlerce hastalık bulunmaktadır. İltihaplı ve iltihapsız romatizmaların içerisinde kemik erimesi, eklem romatizması, topuk dikeni, tenisçi ve golfçü dirseği, kalsifik tendinitler,kireçlenmeler , omuz sıkışma sendromları, omuz kas yırtıkları, yumuşak doku romatizması, gut hastalığı, Akdeniz ateşi, bağ dokusu hastalıkları, romatoid artrit, akut eklem romatizması gibi çeşitli hastalıklar yer almaktadır. Şişlik, eklemi kullanmada zorluk, sürekli ağrı, sıcaklık artışı ya da kızarıklık romatizmal hastalıkların belirtileri arasındadır. Hastalığın şiddetine göre ilaç kullanabileceği gibi birçok romatizmal hastalıklar fizik tedavi ve rehabilitasyon ile tedavi edilmektedir.

İnme​

Beyin damarlarında meydana gelen hasardan sonra ortaya çıkan inmede, hasta vücudunun belirli bir kısmında hareket kabiliyeti kısıtlanmaktadır. Fizik tedavi ve rehabilitasyon; hastanın iyileşme sürecini hızlandırmak, kendi ihtiyaçlarını karşılayacak duruma getirmek, sosyal yaşantısına geri döndürmekte önemli bir tedavi yöntemidir.

Kırıklar​

Burkulma, kırık ya da çıkıklarda hastada çeşitli şikayetler görülmektedir. Hareket edememe, şişlik, ağrı, morarma gibi belirtiler sonrasında hasar alan bölge alçı ile tedavi edilebileceği gibi kimi zaman cerrahi müdahale de uygulanabilmektedir. Hasarlı bölgenin bu yöntemler ile tedavisinden sonra ise fizik tedavi ve rehabilitasyon alması gerekmektedir. Uzun süre hareketsiz kalan bölgelerde kas zayıflı ve güçsüzlüğü meydana geldiğinden dolayı yapılacak egzersizler ve farklı yöntemler ile hastanın eski sağlığına kavuşması sağlanmaktadır.

Boyun ve Bel Fıtığı​

Omurlar arasında yer alan disklerin bütünlüğünü kaybetmesi fıtığa yol açar. Boyun ve bel bölgesinde meydana gelen bu fıtıklar yanlış hareket, travma, kaza, kireçlenme ve stresten dolayı oluşmaktadır. Yaş ilerledikçe ortaya çıkan kemik güçsüzlüğü, fazla kilo almak ve gebelik de fıtığın diğer sebepleri arasında gösterilmektedir. İlaç tedavisinin yanı sıra fizik tedavi ve rehabilitasyon fıtıklarda oldukça kullanılan bir tedavi yöntemidir. Ancak bu yöntemler hastalığın seviyesine göre değişmektedir. İlerleyen fıtıklar kimi zaman cerrahi operasyonlar ile tedavi edilmektedir.

Lenfödem​

Lenfödem doğuştan (primer) veya sonradan edinilen (sekonder) lenf sıvısının doku içinde anormal toplanması ve lenf sisteminde meydana gelen yetersizlik sonucunda sıvı birikimidir.Bu durumda manuel lenf drenajı , fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümünün diğer uygulama alanları arasındadır.

Manuel lenf drenajı ile, sıvı akışı yavaşlamış lenf yolları aktif hale getirilerek, lenfatik sistemin yeniden çalışması sağlanır. Sonrasında bandajlama yöntemi uygulaması yapılır. Gereken durumlarda bası giysisi uygulanabilir. Manuel lenf drenaji klasik masaj ile karıştırılmamalıdır, bu drenajın özgün uygulama teknikleri vardır ve bu konuda eğitim almış fizyoterapistler tarafından uygulanmalıdır.
<Alıntı
 

Gastroenteroloji Nedir?​

Sindirim sistemi kanalında yer alan yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak (kolon), anüs denilen makat bölgesi, sindirim sistemi ile ilgili olan karaciğer, safra kesesi, safra yolları, pankreas gibi organlarımız ile karın içi boşluğunu saran zar olan peritonun hastalıkları ve tedavisi ile ilgilenen bilim dalına ‘Gastroenteroloji’ denilir.

Gastroenterolog Kimdir?​

Gasteroenteroloji bilim dalında uzmanlaşmış doktorlara ‘Gastroenterolog’ adı verilir. Bir başka deyişle gastroenterolog, 6 yıl tıp eğitimi ve 5 yıl süren İç Hastalıkları uzmanlık eğitimi üzerine en az 3 yıl süre ile sindirim sistemi (gastrointestinal sistem) hastalıkları ve bu hastalıkların endoskopik teşhis ve tedavi yöntemleri konusunda üst ihtisas yapan tıp hekimlerine verilen addır.

Gastroenteroloji Hangi Hastalıklara Bakar?​

Sindirim sistemi (gastrointestinal sistem) ile ilgili tüm hastalıkların tanı ve tedavisi gastroenteroloji bölümü tarafından yapılmaktadır. Tanı ve tedavi amaçlı olarak kullanılan üst gastrointestinal sistem endoskopisi (gastroskopi), kolonoskopi, ERCP (endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi), endoskopik ultrasonografi (EUS), enteroskopi gibi tüm endoskopik işlemler bu konuda uzmanlaşmış gastroenterologlar tarafından uygulanan tanı ve tedavi yöntemleridir. Gastroenterolojinin ilgilendiği hastalıkları kısaca özetlemek gerekirse;

  • Gastrit
  • Dispepsi (Hazımsızlık)
  • Peptik ülser hastalığı
  • Mide kanseri
  • Gastroözofageal reflü hastalığı
  • Yemek borusu kanseri
  • Yağlı Karaciğer Hastalığı
  • Hepatitler (hepatit B, hepatit C, otoimmun hepatit, Wilson hastalığı, hemokromatozis, primer biliyer siroz, primer sklerozan kolanjit, alkolik hepatit )
  • Karaciğer sirozu
  • Pankreas hastalıkları (pankreas kanseri, kisti, pankreas iltihapları)
  • Safra kesesi ve safra yolu taşları, kanserleri
  • Huzursuz bağırsak sendromu (İrritabl bağırsak sendromu)
  • Kabızlık
  • İnflamatuar Bağırsak Hastalıkları (Ülseratif kolit, Crohn hastalığı)
  • Çölyak hastalığı
  • Kalın bağırsak (kolon) kanseri
  • Hemoroid, anal fissür, anal fistül
  • Periton (karın zarı) hastalıkları

Gastroenteroloji Bölümünde Uygulanan İşlemler?​

Gastroenteroloji Bölümleri bünyesinde bulunan endoskopi üniteleri ve laboratuvarlarımızda uygulanan ileri teknoloji teşhis ve tedavi seçeneklerimiz;

  • Üst Gastrointestinal Sistem Endoskopisi (Gastroskopi)
  • Kolonoskopi
  • ERCP ( Endoskopik Retrograd Kolanjiopankretografi)
  • Endoskopik Ultrason (EUS)
  • Karaciğer Transient Elastografi (Fibroscan)
  • Gastrointestinal (sindirim) sistemi darlıklarının balon ve buji ile dilatasyonu (yemek borusu, mide, ince ve kalın bağırsaktaki darlıkların balon veya buji yöntemiyle genişletilmesi)
  • Gastrointestinal (sindirim) sistemi darlıklarına endoskopik stent yerleştirilmesi
  • Gastrointestinal kanamalarda skleroterapi, hemoklips, argon lazer plazma uygulaması
  • Özofagus varislerine bant ligasyonu uygulanması
  • PEG ( Perkutan Endoskopik Gastrostomi)
  • Mide balonu ve mide botoksu
  • pH metre, Manometre
  • Karaciğer biyopsisi
  • Alıntı
 

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Üniteleri Nedir?​

İnsanlık tarihinde klasik tıp yöntemlerinden daha eski dönemlere dayanan geleneksel tıp yöntemleri dünyanın birçok bölgesinde yaygın tedavi seçeneği olarak insanlar tarafından kullanılmıştır. Zaman içerisinde Uzak Doğu ülkeleri başta olmak üzere her geçen gün bu yöntemler kuşaktan kuşağa artarak günümüze kadar gelmiştir. Bu ülkelerde günümüzde de söz konusu yöntemler sıklıkla uygulanmaktadır.

Modern tıbbın gelişmesi ile bir miktar azalsa da günümüzde yakın zamana kadar hala geleneksel tamamlayıcı tıbbi yöntemler ile hasta tedavileri sistemsiz ve yer yer bilinçsiz bir şekilde yapılmaya devam etmekteydi. Ülkemizde 2014 yılında Sağlık Bakanlığının girişimi ile daha sistemli bir şekilde yapılmasının yolu açılmış oldu. Sağlık kurum ve kuruluşlarında tamamlayıcı tıp üniteleri diğer bir adı ile geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) üniteleri açılarak bu çatı altında hizmet verilmeye başlanmıştır. Sağlık Bakanlığına bağlı Devlet Hastaneleri, Eğitim ve Araştırma Hastaneleri ile Özel Sağlık Kuruluşlarında bu hizmetleri vermenin yolu açılmış oldu. Geleneksel ve tamamlayıcı tıp alanında eğitim sertifikalı doktorlar ve diş hekimleri aracılığı ile bu tedaviler yapılmaya başladı. Modern tıp tedavilerinin yanında isteyen hastalara tamamlayıcı tıp ünitelerinde poliklinik hizmetleri prosedürleri ve tamamlayıcı tıp teknik ve yöntemleri uygulanmaya başladı. İnsanlar fiziksel ve ruhsal sağlıklılık hallerinin devamı veya var olan hastalıklarının tedavisi amacı ile bu tamamlayıcı tıp imkânlarından daha sağlıklı ve verimli bir şekilde faydalanmalarının yolu açılmış oldu. Hastane şartlarında Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı sertifika sahibi eğitimli doktorlar tarafında Tamamlayıcı tıp ünitelerinden bu hizmetlerden faydalanmak isteyenlere hizmet verilmektedir.

Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Üniteleri Hangi Hastalıklara Bakar?​

Sağlık kuruluşlarımızda tamamlayıcı tıp modern tıbba alternatif olarak değil modern tıp ile birlikte bazen ise modern tıbbın tamamlayıcısı olarak hizmet vermektedir. Bu yöntemler Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı yaklaşık 15 yöntem kullanılarak yürütülmektedir. Bunlardan sıklıkla kullanılan bazı yöntemler var olmakla beraber ihtiyaca göre diğer yöntemler de bulunmaktadır.

Akupunktur tedavisi: Belli noktalara özel iğneler aracılığı ile yapılan iyileştirme tedavileri.

Mezoterapi tedavisi: Doğal bitkiler ve vitaminler uygulanarak yapılan tedaviler.

Kupa tedavisi: Kupa kullanılarak uygulanan, negatif basınç oluşturarak ağrılı bölgelerde kanlanma sağlanarak yapılan tedavi yöntemi.

Hacamat tedavisi: Yaş kupa olarak da bilinen vücudun belli bölgelerine çizikler atılıp haftanın belli günlerinde yapılan tedaviler.

Ozon tedavisi: Ozon gazı kullanılarak virüs, mantar ve bakterilerin oksitlenip parçalanması sağlanarak bağışıklık sisteminin aktif edilmesi tedavileri.

Sülük tedavisi: Mikrovasküler damarların tıkanıklıklarının veya kanamalarının tedavisi.

Apiterapi tedavisi: Arı ve arı ürünleri kullanılarak (Balmumu, polen, arısütü) yapılan tedaviler.

Hipnoterapi tedavisi: Hipnoz tekniği kullanılarak yapılan tedaviler.

Fitoterapi tedavisi: Bitkiler kullanılarak bazı hastalıkların tedavisi.

Larva(Maggot) tedavisi: Yeşil sinek larvalarının steril hale getirilerek hastalıklı bölgenin iyileştirilmesi tedavisi.

Prolotepapi tedavisi: Proliferat solüsyonlar kullanılarak akut veya kronik eklem ağrılarının tedavisi.

Osteopat tedavisi: Osteopatik manipülatif tedavi olarak bilinen vücudun yalnızca elle tedavisi sağlanarak kendi kendini iyileştirme tekniği tedavisi.

Rekleksoloji tedavisi: Vücutta bulunan belli sinir noktalarına basınç uygulayarak yapılan tedavi.

Hemopati tedavisi: Minimal miktarda tek doz homeopatik solüsyonlar kullanılarak vücudun kendini iyileştirmesinin sağlanması tedavisi.

Tamamlayıcı tıp yöntemleri kullanılarak tamamlayıcı tıp üniteleri polikliniklerinde iyileştirme sağlanmaya çalışılmaktadır. Tamamlayıcı tıp ünitelerinde yapılan tedaviye yönelik uygulamalar modern tıbbın alternatifi (yani alternatif tıp olarak) değil tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır. Bu uygulamaların tercih edilme nedenleri arasında yapılan hiçbir yöntemin kişinin sağlığı üzerinde herhangi bir yan etki oluşturmamasıdır. Yarar-zarar dengesine bakıldığı zaman bu yöntemlerde fayda sağlandığına dair geri dönüşler hem hastalar hem de doktorlardan sıkça alınmaktadır. Özellikle kronik hastalıkları olan hastaların yalnız başına bu uygulamaları almalarının yanında ilaç tedavisine ek olarak da doktor kontrolünde uygulanması yapılmaktadır. Yüzyıllık bir geçmişe sahip bu tedavi yöntemleri bizim ülkemizde de kullanılmaktaydı. Örneğin Osmanlı döneminde ruhsal hastalıkların tedavisinde müzik ile tedavi ve aromaterapinin ruhsal rahatsızlıkların tedavisinde kullanılmıştır.

Günümüzde çoğu Batı toplumlarında olduğu gibi ülkemizde de tamamlayıcı tıbba karşı ilginin artması nedeni ile suistimallerin ortadan kaldırılması adına bu hizmetlerin sağlık kuruluşları aracılığı ile yapılması ve kontrollü bir şekilde sağlık kuruluşlarında tamamlayıcı tıp üniteleri tarafında bu hizmetlerin verilmesi ile daha güvenilir hale gelmiştir. Sağlık hizmetleri bir bütün olarak yürütüldüğü zaman daha olumlu geri dönüşler olmaktadır. Farklı toplumlarda farklı tamamlayıcı tedavi yöntemleri daha sıklıkla tercih edilebilir. Bazı ülkeler bazı yöntemleri daha sıklıkla kullanmakta, bazılarında belli yöntemlerde tarihten gelen uzmanlıktan kaynaklı popülerlik bulunmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından da en eski geleneksel tıp yöntemi olarak kabul edilen tamamlayıcı tıp yöntemleri modern tıbba tamamlayıcı olarak kullanılmaktadır.

Belli bir bilgi ve tecrübe ile günümüze kadar aktarılan bu yöntemler doğru ellerde ve doğru merkezde uygulanması ve geleneksel tamamlayıcı tıp üniteleri tarafından geliştirilerek uygulamanın gelecek kuşaklara aktarılması için AR-GE çalışmalarını da yürütülerek bu yöntemlerden daha fazla fayda alınması sağlanmaktadır. Alanında uzman ve deneyimli ekipler tarafından uygulanan geleneksel ve tamamlayıcı tıp üniteleri ile modern tıbba destek olacak şekilde tedavi imkanları bulunmaktadır. Fiziksel ve ruhsal sağlığın korunması ve tamamlanması adına hiçbir yan etkisi bulunmayan tamamlayıcı tıp hizmetlerine sağlık merkezlerimizden ulaşabilirsiniz.
Alıntı
 

Genel Cerrahi​

Medicana Hastaneler Grubu, Genel Cerrahi alanında uzmanlaşmış doktor ve tıbbi personeli ile ameliyat ve ameliyat sonrası bakım süreçlerinde yüksek kalite standartlarında hizmet vermektedir. Farklı illerde yer alan tam teşekküllü hastane, ameliyathane ve yardımcı tıbbi bakım üniteleri ile ameliyat süreçlerinin en sağlıklı biçimde tamamlanmasını başarıyla sağlamaktadır. Farklı cerrahi konularda uzmanlaşmış doktor kadrosu sayesinde, Genel Cerrahi alanına giren tüm hastalıkların iyileştirilmesinde, maksimum pozitif sonuçlar hedeflenmektedir.

Genel Cerrahi Nedir?​



Genel cerrahi, ilaçla ya da diğer tıbbi yöntemlerle tedavi edilemeyen hastalıkları, ameliyat yoluyla onarmak ya da hastalıklı organı kesip çıkararak iyileştirme esasına dayanan bir disiplindir. Kökeni Latince “chirurgiae” kelimesine kadar uzanan ve “el işi” anlamına gelen “cerrahi” terimi, günümüzde birçok hastalığın ameliyat yoluyla tedavi edilmesinde kullanılmaktadır. Farklı çalışma alanları bulunan Genel Cerrahi bölümü, onkoloji, endokrinoloji, travmatoloji gibi farklı konularda uzmanlığı bulunan birimlerle iş birliği içindedir. Yeni nesil tıp uygulamalarının en sık kullanıldığı alanlardan biri olan Genel Cerrahi, robotik teknolojinin de yoğun biçimde kullanıldığı ve başarılı sonuçlar elde edildiği bir tedavi sistemidir.

Genel Cerrahi Hangi Hastalıklara Bakar?​



Ameliyatların yapılacağı organlar ya da bağlı bulunduğu sistemler, tedavinin Genel Cerrahi’nin hangi bölümü tarafından yapılacağının da belirleyicisi olmaktadır. Tiroid bezi (Guatr) ameliyatları, endokrinoloji bölümü hastalarının ameliyatla tedavi gerektiren hastalıklarını gidermek amacıyla gerçekleştirilir. Genel Cerrahi, birden farklı bölümle birlikte çalışmaktadır. Sindirim sistemi hastalıklarının tedavisi için yemek borusu (özofagus), ince ve kalın barsaklar, mide, rektum, karaciğer, safra kesesi gibi ameliyatlar, Genel Cerrahi tarafından yapılmaktadır. Ameliyatlar açık ya da kapalı yöntemlerle gerçekleştirilir. Kapalı ameliyat yöntemleri arasında sıklıkla kullanılan endoskopik ve laparoskopik sistemler, ameliyat sonrası iyileşmenin hızlı ilerlemesinde olumlu yönde katkı sağlamaktadır. Bu nedenle, son dönemlerde kapalı ameliyat yöntemleri doktor ve hastalar tarafından daha fazla tercih edilmektedir.

Meme şikayetleri, kadınların ve bazı durumlarda erkeklerin de muzdarip olduğu önemli sağlık problemleri arasında yer alır. Memede oluşan iyi ya da kötü huylu oluşumların ameliyat yöntemiyle alınması, Genel Cerrahi’nin konuları arasında yer almaktadır. Özellikle meme gibi takip süreci gerektiren bazı durumlarda, Genel Cerrahi koruyucu hekimlik yönüyle de işlev sağlamaktadır. Koruyucu hekimlik yöntemleri ile hasta takip edilerek ameliyata gerek kalmadan sorunun giderilmesi esastır.

Genel Cerrahi hastalarının önemli bir bölümünü, Onkoloji hastaları oluşturmaktadır. Vücudun farklı bölümlerinde meydana gelebilen tümör oluşumları, Genel Cerrahi ve ilgili organın bağlı bulunduğu bölgede uzmanlaşmış doktorların iş birliği içerisinde ortadan kaldırılmaktadır. Onkoloji hastalarının tanı ve tedavi yöntemleri, Genel Cerrahi ve ilgili bölümün uzman doktorları tarafından eş zamanlı olarak planlanır ve uygulanır. Ameliyat ve sonrasındaki tedavi yöntemleri, Patoloji, Radyoloji, Medikal Onkoloji gibi farklı birimlerle birlikte sürdürülmeye devam edilmektedir.

Tedavi edilecek hastalıklara göre Genel Cerrahi’nin bölümleri şu şekildedir:

  • Gastrointestinal Sistem
  • Karın İçi
  • Sindirim Sistemi
  • Cilt ve Yumuşak Doku Ameliyatları
  • Meme Hastalıkları
  • Endokrin Sistem
  • Cerrahi Onkoloji
  • Cerrahi Yoğun Bakım
  • Travmatoloji
  • Vasküler Cerrahi
  • Transplantasyon Cerrahisi
  • Kalp ve Damar Cerrahisi
  • Çocuk Cerrahisi
  • Çocuk Kardiyovasküler Cerrahi
  • Göğüs Cerrahisi
  • Plastik Cerrahi
  • Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi
  • Ortopedi ve Travmatoloji
  • Obezite Cerrahisi
Genel Cerrahi biriminin alanına giren hastalıklar şu şekilde sıralanabilir:

  • Tiroid hastalıkları,
  • Apandisit,
  • Memede ağrı, şişlik, sertlik ya da acı hissi
  • Karın bölgesinde ağrı ya da şişlikler
  • Ortopedik sorunlar (Kangren dahil)
  • Hemoroid (Basur)
  • Kıl dönmesi
  • İnce ve kalın bağırsak sorunları
  • Karaciğer problemleri
  • Mide
  • Cilt problemleri (Et beni, yağ bezesi)
  • Büyük dışkıda kan görülmesi,
  • Karın ağrıları
  • Sürekli tekrarlanan ishal ve kabızlık,
  • Sağ kaburga altında oluşan ağrı, baskı hissi ve sağ kürek kemiğine kadar uzanan ağrılar. Sağ omuz bölgesinde gerginlik hissi,
  • Göbek bölgesi ve çevresinde oluşan ağrı ve şişlikler,
  • Kasık ağrıları ve kasıkta oluşan şişlikler,
  • Acil vakalar,
  • Kazada yaralanma ve travmalar,
  • Safra kesesinde ağrı ve rahatsızlık,
  • Pankreas sorunları,
  • Kistler,
  • Cilt yüzeyinde oluşan ve alınması ön görülen benler,
  • Fistül.
  • Alıntı
 

Girişimsel Radyoloji Nedir?​

Radyolojik görüntüleme yöntemlerini cerrahi tekniklerle birleştirip hastalıkların tanı ve tedavisine katkı sunan uygulamalara Girişimsel Radyoloji denilmektedir. Girişimsel Radyoloji uygulamalarının etkinliği, yüksek teknoloji görüntüleme cihazlarının kullanılması ile daha da artmıştır. Cilt üzerinde küçük kesiler açılarak gerçekleştirilen tanı ve tedavi işlemlerinde, hedef organa müdahale damar içinden veya damar dışı yoldan olabilir. Tedavi bölgesine Ultrason, Bilgisayarlı Tomografi, MR, veya Anjiyografi gibi birden fazla görüntüleme yönteminin birlikte kullanılması ile ulaşılır. Tedaviler, özellik isteyen vücuda zararsız malzemeler ile yine görüntüleme yöntemleri kılavuzluğunda gerçekleştirilir. İşlemler lokal anestezi ve damardan hastayı rahatlatıcı ilaçlar eşliğinde hastada ciddi bir ağrı oluşturmadan gerçekleştirilir.

Tedavisi cerrahi açıdan riskli veya uygun olmayan olgularda, çok daha ağrısız ve daha az travma ile hedefe yönelik tedaviler yapılabilmektedir. Yatış süresinin kısalması, hastanın daha erken sosyal hayatına dönmesi gibi hekim ve hasta açısından önemli avantajları mevcuttur.

Girişimsel Radyoloji bu konuda eğitim almış uzman hekimler ve yardımcı ekip tarafından gerçekleştirilmektedir. Alanında uzman girişimsel radyolojik yöntemleri uygulayan doğru hekimi bulmak daha zahmetsiz ve hedefe yönelik tedavinin anahtarı olmaktadır. Sağlık kuruluşlarımızda bulunan girişimsel radyoloji işlemleri, alanında uzman ve deneyimli personel tarafından gerçekleştirilmektedir.

Girişimsel Radyoloji Birimi Hangi Özellikli İşlemleri Yapar?​

Beyin damar hastalıkları​

  • Beyin ve boyun damarlarında meydana gelen darlık ve tıkanıklığın açılması
  • İnmeli olgularda damar içi pıhtının çıkarılması
  • Baloncuk (anevrizma) veya damar yumağı nedeniyle kanamış veya kanamamış damarların tedavisi

Vücut Atar ve Toplar Damar Hastalıkları​

  • Tıkalı olan bacak kol damarlarının açılması, balon stent uygulamaları
  • Böbrek, barsak, akciğer gibi organ damar tıkanıklıklarının açılması.
  • Aşırı genişlemiş (varis gibi) toplardamarların veya doğumsal damar yumaklarının yok edilmesi.
  • Bacak ve büyük toplardamarlardaki pıhtının temizlenmesi gerekirse pıhtının akciğerlere gitmesini önleyen filtrelerin yerleştirilmesi.

Travma sonrası kanamalar - Diğer iç Kanamalar​

  • Hayati tehdit oluşturan kanamalarda standart tedavilerle ve cerrahi ile sonuç alınamadığı durumlarda damar yoluyla kanama odağına ulaşılıp kanamanın durdurulması
  • Siroz kanamalarında basıncı düşürücü karaciğer damarı ile ana toplardamarı arasında yol açılması (TIPS işlemi)

Tümör Embolizasyonu​

  • Cerrahi öncesi damardan zengin tümörlerin damar içi tıkama yöntemi ile küçültülmesi
  • Ağrılı, kanamalı rahim myomlarının rahim alınmadan tedavisi
Diyaliz ve Kalıcı Damar yolu İşlemleri

  • Diyaliz hastalarının tıkanan fistüllerinin açılması
  • Fistül açılmamış hastalara öncesinde kalıcı diyaliz kateteri yerleştirilmesi
  • Kanserli hastalarda deri altı damar yolu yerleştirme işlemi (Port kateter)

Kanser​

  • Embolizasyon işlemi, kanserli organdaki tümör bölgesine damar yoluyla ulaşılıp tümörü besleyen damar içinden kemoterapi veya radyoaktif madde uygulayarak yapılan tedavileri içerir.
  • Tümör ablasyonu, tümörü yok etme işlemidir. Ablasyonda tümoral dokuya ciltden yapılan küçük kesilerle görüntüleme yardımı ile ulaşılır. Ablasyon işleminde tümör dokusunda radyofrekans, mikrodalga, kriyoterapi ve Elektroporasyon (IRE) gibi yöntemler kullanarak tümörü yok etmek mümkündür. Her yöntemin avantaj ve üstünlükleri farklıdır. Kanser tedavisinde girişimsel radyolojik işlemler birçok kanserli organa uygulanabilmektedir (Karaciğer, pankreas, akciğer, böbrek, prostat, meme, tiroid, kemik gibi).

Kist-abse-sıvı drenajları​

Hastalıklar zemininde vücutta gelişen kist-apse gibi drene edilebilir sıvı birikimlerinin tedavisi

Karaciğer dalak kist hidatiği gibi paraziter kistlerin tedavisi

Safra Kanalı drenajları​

Taş veya tumor tarafından tıkanmış safra kanallarının açılması balon ve stentlenmesi

İdrar yolu Drenajları​

Tıkanan idrar drenajını düzeltici girişimler: Nefrostomi Sistostomi ve DJ stentleme gibi uygulamalar

İğne Biyopsiler​

Tanı konulması amaçlı patolojik, mikrobiyolojik veya genetik çalışmalar yapılabilmesi için gerçekleştirilen doku, sıvı, hücre örnekleri elde etme, organ biyopsileri (Akciğer-karaciğer-pankreas-böbrek-kemik-tiroid, lenf.
Alıntı
 

Göğüs Cerrahisi Nedir?​

Göğüs cerrahisi bölümü boğaz ile başlayıp karın bölgesinin üst bölümüne kadar olan karın içerisinde yer alan meme ile kalp hariç diğer organların hastalık teşhis ve tedavisini yapan tıbbın bir uzmanlık dalıdır. Soluk borusundan başlayıp yemek borusu, mediasten, akciğer ve göğüs duvarı ve ilgili alanların hastalıkları göğüs cerrahi bölümü uzmanının çalışma alanlarıdır. Bu bölgelerin hastalıklarının teşhis, tedavi ve cerrahi müdahaleleri göğüs cerrahi uzmanları tarafından yapılır. Kalp ve meme dışında kalan diğer organ ve bu organlara bağlı olarak gelişen hastalıklar göğüs cerrahi uzmanları tarafından takip ve tedavi edilir.

Göğüs Cerrahisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Göğüs cerrahisinin çalışma alanına giren çok sayıda hastalık bulunmaktadır. Akciğer başta olmak üzere onu çevreleyen organların doğumsal veya işlevsel birçok göğüs cerrahi hastalıkları vardır. Bunlardan bazıları;

  • Akciğer kanserleri
  • Göğüs duvarı kanserleri
  • Trekea tümörleri
  • Akciğerin su toplaması
  • Akciğer zarı iltihapları
  • Akciğer delinmesi
  • Mediasten tümörleri
  • Yemek borusu hastalıkları
  • Akciğer tüberkülozları
  • Akciğer mantarları
  • Amfizem
  • Kronik akciğer hastalıkları (KOAH)
  • Toraks (göğüs kafesi) travmaları
  • Hiperhidroz (Aşırı terleme)
  • Doğumsal göğüs kafesi hastalıkları sayılabilir.
Göğüs cerrahi teşhis ve tedavi yöntemleri çeşitlidir. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle bunlar çeşitlenmiş ve gelişmiştir. Göğüs cerrahi sahası içerisinde bulunan göğüs kafesi, akciğer, soluk borusu, yemek borusu gibi organların hastalıklarının tedavisi için doğru teşhis önemlidir. Teşhis için ise birçok tahlil ve tetkikler uygulanır. Bu bölüm hastalıklarının teşhisi için kan ve idrar tahlilleri, görüntüleme işlemleri (MR, ultrason, akciğer filmi, tomografi), biyopsi gibi teşhise yardımcı olacak yöntemler kullanılarak hastalıklar teşhis edilir. Yapılan bu tahlil ve tetkikler neticesinde yapılacak tedavi ve cerrahi yöntemler değerlendirilir. Göğüs cerrahisi bölümünde ilaçla tedavinin yanında genellikle cerrahi yöntemler kullanılır. Bunlar hastalığın ilgili organına yönelik cerrahi tedavi işlemlerdir. Ameliyatların büyük bir bölümü robotik ve minimal invazif cerrahi teknikleri kullanılarak yapılır. Bu cerrahi işlemlerden bazıları;

  • Akciğer ameliyatları
  • Soluk borusu ameliyatları
  • Yemek borusu ameliyatları
  • Mediasten ameliyatları
  • Akciğer hacmi küçültme ameliyatları.
  • Trakeal stend uygulamaları.
  • VATS (Videotorakoskopi) yöntemleri
  • Göğüs kafesi ameliyatlarıdır. Bunlar dışında da hastanın durumuna bağlı olarak çeşitli cerrahi işlemler uygulanabilir.
Akciğer, soluk borusu, yemek borusu, mediasten tümör hücrelerinin çıkarılması, yemek borusu darlıkları için stend uygulaması ile tedavi edilmesi, doğuştan veya sonrasından travma nedeni ile oluşan göğüs kafesi sorunlarının NUSS tekniği ile tedavisi, akciğer tüberkülozlarında enfekte akciğer yüzeyinin çıkarılması ile tedavi edilmesi, amfizem hastalarında hacim küçültme ameliyatlarının yapılması, hiperhidroz (aşırı terleme) hastalıklarının EPS yöntemi ile tedavisi, akciğer delinmelerine yönelik ameliyatlar ile acil toraks yaralanmaları müdahaleleri yapılmaktadır.

Göğüs cerrahisinde teşhis ve tedavi için çok sayıda teknik kullanılır:

Bronkoskopi: Fleksibl bronkoskopi ve rijit bronskopi olarak bronş sistemi ve trake içerisindeki rahatsızlıklar ve tümörlerin teşhisi ve tedavisi için yapılır.

Medianoskopi: Akciğer ve lenf bezlerine yönelik tümörlerin teşhisi ve tümörlerin evrelenmesi için yapılır.

Torakotomi: Göğüs kafesinin açılması.

Lobektomi: Hastalık olan bölgenin bir kısmının çıkarılması.

Pnömonektomi: Bir taraf akciğerin tümör temizlenmesi için çıkartılması işlemidir.

Göğüs cerrahi alanında yapılan ameliyatların büyük bir bölümü artık kapalı ameliyat tekniği ile yapılmaktadır. Artık açık ameliyatlar oldukça az tercih edilmektedir. VATS (Videotorakoskopik) yöntemi ile açık ameliyatlar yerini video yardımlı bu ameliyatlara bırakmıştır. Bu yöntemler sayesinde hastaların iyileşme süresinin kısalması, kesi yerlerinin az olması, daha erken taburcu olması gibi birçok avantaj söz konusu olmuştur.

Vücudumuzun en önemli organlarından bir olan akciğerlerin sağlığı hayati öneme sahiptir. Özellikle son yıllarda artan kanser vakaları içerisinde akciğer kanserleri bütün kanser vakalarının en başında gelmektedir. Akciğer kanserlerinde erken teşhis tedavi şansını doğrudan etkileyen en önemli etmendir. Zamanında teşhis edilmiş bu kanserlerde tedavi şansı her geçen gün gelişen ilaç ve teknolojiler sayesinde olumlu iyileşmeler getirmiştir. Bu Akciğer ve akciğere bağlı akciğer zarı kanser vakalarındaki artışta genetik yatkınlık etmen olmakla beraber en büyük nedeni sigara kullanımının fazla olmasıdır. Ülkemizde hastanelerin en yoğun polikliniklerinden birisi olan göğüs hastalıkları bölümü hastalarının büyük bölümü sigara ve sigaraya bağlı kronik akciğer yetmezliği olan hastalar oluşturmaktadır. Akciğer sağlığının korunması adına neden her ne olur ise olsun bu nedenlerin ortadan kaldırılması, olası akciğer hastalıklara karşı erken teşhis için göğüs hastalıkları bölümlerinden belli periyotlarda kontrollerin yapılması ihmal edilmemelidir.
 

Göğüs Hastalıkları Nedir?​

Göğüs hastalıkları akciğer ve solunum sistemi hastalıkları ile ilgilenen ana bilim dalıdır. Solunum sistemine ait şikayetleri olan hastaların teşhis ve tedavisinin yapıldığı bölümde astım, bronşit, akciğer embolisi, alerjik hastalıklar, uyku esnasında gelişen solunum bozuklukları, tüberküloz, zatürre, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve sigara bağımlılığı ile buna bağlı olarak gelişen hastalıklar tedavi edilir. Tedavi sürecinde göğüs hastalıkları hekimleri, multidisipliner yaklaşım ile çalışarak, gerekli durumlarda diğer birimler ile konsülte haldedirler.

Göğüs Hastalıkları bölümünde hastalıkların tanı ve tedavisinde, gerekli hallerde laboratuvar testleri, ileri radyolojik görüntüleme tetkikleri, solunum fonksiyon testleri, alerji testleri, difüzyon testi gibi pek çok farklı tanı yöntemi kullanılır. Öte yandan solunum nedeniyle gelişen uyku bozukluklarının teşhis ve tedavisi için uyku laboratuarı ve çeşitli hastalıkların tanısında ileri seviye görüntüleme hizmetlerinin sunulduğu bronkoskopi ünitesi de bölüm hekimlerince kullanılmaktadır.

Uzman hekim, göğüs hastalıkları bölümüne başvuran hastaların öncelikle kapsamlı öyküsünü dinler. Daha sonra fizik muayene yapar ve gerekli görülen durumlarda laboratuvar testleri ve radyolojik görüntüleme de isteyebilir. Hastalığın tanısı koyulduktan sonra uygun tedavi yöntemi belirlenir ve yatarak ya da ayakta tedavi başlar.

Sık Görülen Göğüs Hastalıkları ve Tedavileri​

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), amfizem ve kronik bronşiti kapsayan bir rahatsızlıktır. Bireyin hayat kalitesini azaltan ve günlük aktiviteleri esnasında bile solunum güçlüğü yaşamasına neden olan bu hastalık aynı zamanda öksürük ve balgamlı seyreden ilerleyici kronik bir hastalıktır.

Akciğer Kanseri, akciğer hücrelerinin kontrolsüz ve hızla çoğalması sonucu oluşur. Kanlı balgam, nefes darlığı ve göğüs ağrısı şikayetlerine neden olan hastalığın tedavisinde kemoterapi, ışın tedavisi, immunoterapi ile ameliyat yöntemleri kullanılır.

Astım ve Alerjik Akciğer Hastalıkları, ile alerjinin doğal bir bağlantısı mevcuttur. Bağışıklık sisteminin tehdit olarak gördüğü herhangi bir alerjenin vücuda girmesi sonucu solunum yollarında daralma, mukus yapımında artış, öksürük ve hırıltı karşımıza çıkar.

Kronik Öksürükler, 3 haftadan daha uzun süren, uyku kalitesini düşüren, halsizliğe yol açan ve kişinin hayat kalitesini azaltan öksürüklerdir. Sıklıkla daha ciddi bir hastalığın belirtisi olabilen kronik öksürüklerin sebebi belirlenmeli ve tedavisi bekletmeden yapılmalıdır.

Zatürre (Pnömoni) akciğerlerde bakteri, virüs ya da mantar nedeniyle enfeksiyon gelişmesi zatürre (pnömoni) olarak bilinir. Oluşan enfeksiyon, alveol adı verilen hava dolu keselere dolar ve nefes almada güçlük başlar. Ateş, öksürük, terleme, göğüs ağrısı, titreme ve hatta nefes darlığı ile kendini gösteren zatürrenin zaman kaybetmeden tedavi edilmesi gerekir.

Akciğer Sönmesi (Pnömotoraks) başka bir hastalığın sonucu olarak ya da tıbbî müdahale esnasında ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda sebepsiz yere oluştuğu da gözlenmektedir. Göğüs ağrısı, öksürük ve nefes darlığı belirtileri veren hastalığın acilen tedavi edilmesi gerekir.

Akciğer embolisi (Pulmoner emboli), vücudun farklı alanlarında oluşan ve kan yolu ile akciğere kadar ulaşabilen kan pıhtısı, başta akciğer atar damarı olmak üzere diğer damarları da tıkayabilir. Göğüs ağrısı, terleme, çarpıntı, kanlı balgam ve nefes darlığı belirtileri gösterir.

Sarkoidoz, bağışıklık sisteminin anormal çalışmasından kaynaklanan, kalp, karaciğer, dalak, beyin, göz, lenf düğümleri ile özellikle akciğeri etkileyen sistemik bir hastalıktır. Bulaşıcı olmayan bu hastalığın tam olarak nedeni belli değildir. Hastalığın teşhisi için kan ve idrar tahlillerinin yapılması ,akciğer röntgeni ve akciğer tomografisi gerekir.

Plörezi, akciğer zarları arasındaki boşluğun çeşitli nedenler ile olması gerekenden fazla sıvı ile dolmasıdır. Plörezi, başlı başına bir hastalık olmasından çok, farklı bir hastalık belirtisi olarak kabul edilmelidir. Verem, akciğer kanseri, akciğer zarı kanseri, akciğer apsesi ile zatürre gibi hastalıklar sıvı birikimine sebep olabilir.

Sigara ile İlgili Hastalıklar ve Bırakma Yöntemleri: Sigaranın insan sağlığına olan pek çok etkisi olsa da en ciddi sonuçların görüldüğü başlıca alan göğüs bölgesidir. Bu nedenle göğüs hastalıkları biriminde sigara kaynaklı oluşan hastalıkların tedavisi yapılmaktadır. Öte yandan sigara bağımlılığı olan bireyler için sigara bırakma yöntemleri anlatılmakta ve kişi kabul ettiği taktirde tedavi için süreç başlatılmaktadır.

Uyku Apnesi, uyku esnasında solunumun durması anlamına gelir. Gündüz artan uykululuk hali ve horlama gibi belirtiler uyku bozukluklarının sık görülen belirtisidir. Kesin tanı için hasta, uyku laboratuarında bir gece değerlendirilir. Bu esnada solunum eforu, uyku evreleri, hava akımı, elektrokardiyografi, elektroensefalografi, elektromiyografi, arousal ve oksijen satürasyonu ögeleri kayıt altına alınır. Böylece apne olup olmadığı, varsa sıklığı, ne kadar sürdüğü ve apnenin genel vücut fonksiyonlarına olan etkisi değerlendirilmiş olmaktadır.

Göğüs Hastalıkları Hangi Hastalıklara Bakar?​

Göğüs Hastalıkları, akciğer ve solunum yolu hastalıklarının teşhis, tanı ve tedavisine yönelik poliklinik ile yatan hasta takip hizmeti sağlamaktadır. Tedavi edilen başlıca hastalıklar şunlardır:

  • Solunum yolları enfeksiyonları
  • Akut enfeksiyonlar (bronşit, grip, nezle, soğuk algınlığı, trakeit)
  • Kronik enfeksiyonlar (bronşiektazi, tüberküloz, kronik bronşit)
  • Alerji testleri
  • Astım tanı, takip ve tedavisi
  • KOAH
  • Akciğer kanseri erken teşhis ve tedavisi
  • Sigara ile mücadele programları
  • İnterstisyel akciğer hastalıkları
 

Göz Hastalıkları Nedir?​

Göz hastalıkları çevresel, genetik ya da yaş ile ilgili faktörlere bağlı olarak görme duyusunun bozulmasına ya da tamamen yitirilmesine sebep olan hastalıklardır. Bedenin en önemli ve hassas duyu organları arasında gelen gözlerde ortaya çıkabilecek bu rahatsızlıklar hastanın yaşamını son derece olumsuz bir şekilde etkileyebilmektedir. Bazı göz hastalıkları erken evrelerinde herhangi bir belirti vermezken, çoğu göz hastalığı şiddetli yanma ve kaşıntı hissi, görmede azalma veya daralma, renk seçememe, aşırı çapaklanma, ışıktan rahatsız olma gibi problemlerin bir ya da birkaçıyla kendini gösterebilmektedir.

Göz hastalıklarından korunma adına alınabilecek önlemlerin ilk sıralarında düzenli doktor kontrolü gelmektedir. Düzenli kontrollerini yaptıran ve erken teşhis sayesinde gerekli tedaviyi hastalık ilk evrelerdeyken almaya başlayan bireylerde birçok göz hastalığı tedavi edilebilmektedir.

Göz Hastalıkları Birimi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Katarakt​

Katarakt göz merceğinin doğal saydamlığını yitirip sertleşmesi sonucu ortaya çıkan ve tedavi edilmediğinde görme duyusunun kaybedilmesine sebep olabilecek bir göz hastalığıdır. Katarakt büyük çoğunlukla ilerlemiş yaşa bağlı olarak orta yaş ve üzerindeki bireylerde görülmekle beraber; toksik maddeler, radyasyon, yüksek voltajlı elektrik, genetik bozulmalar ve kortizon içeren bazı ilaçlar da yaştan bağımsız olarak katarakta sebep olabilmektedir. Işığa hassasiyet, gece görüşünde azalma, renklerin soluklaşması gibi belirtilerle kendini gösteren hastalığın tek tedavisi artık işlevini kaybetmiş olan göz merceğinin ameliyatla çıkartılıp yerine yeni bir göz merceğinin yerleştirilmesiyle yapılmaktadır. Fakoemülsifikasyon cerrahisiyle 20-30 dakika içinde gerçekleştirilen ameliyatlarda hasta ilk günden itibaren sağlıklı bir görme duyusuna tekrar kavuşabilmektedir.

Diyabetik Retinopati​

Diyabetik retinopati, nadiren genç diyabetiklerde de görülebilmekle beraber büyük çoğunlukla beş yıldan daha uzun süren diyabet hastalıklarının bir sonucu olarak, gözlerdeki retina tabakalarında yer alan kılcal damar yapılarının bozulmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Dünyada tedavi edilebilen körlük sebeplerinin başlıcalarından olan diyabetik retinopati, erken evrelerinde çoğunlukla herhangi bir belirti göstermemektedir. Hastalığın ilerlemesinin erkenden önlenmesi amacıyla diyabet hastalarının yılda en az bir defa olmak üzere düzenli olarak detaylı göz dibi muayenelerini yaptırmaları gerekmektedir.

Glokom​

Glokom ya da göz tansiyonu, göz içi basınç yüksekliğinin göz sinirlerine zarar vermesi sonucu oluşan ve ilerleyen evrelerde görme kaybı yaşanmasına sebep olabilecek bir hastalıktır. Hastaların büyük bölümünde erken evrelerde herhangi bir belirti ya da bulgu olmaması glokom hastalığının tespitini zorlaştırmaktadır. Ailede bulunan glokom öyküsü, ilerleyen yaşlardaki diyabet ya da guatr hastalıkları, uzun süreli kortizon kullanımı, göz iltihapları, miyop ve migren glokom riskini arttıran faktörlerdir. Bu risk gruplarında bulunan bireylerin göz muayenelerini düzenli olarak yaptırmaları ve göz içi basınçlarını düzenli olarak ölçtürmeleri hastalığa karşı erkenden önlem alabilmek adına son derece önemlidir. Glokomun kendini yenileyemeyen göz sinir hücrelerinde tahribat oluşturması sebebiyle hastalık tamamen iyileştirilememekte; tedavi süreci hastalığı kontrol altında tutma ve görme duyusunun kaybını engellemek amacıyla yürütülmektedir. Glokom tedavisinde göz içi basıncını düşüren göz damlaları günlük olarak kullanılmakta ve glokom tipine göre değişmekle beraber ameliyat ya da lazer operasyonu uygulanabilmektedir.

Şaşılık​

Şaşılık, gözlerin birbiri arasında paralelliği sağlayan kaslardaki uyumsuzluk veya eksikliğe bağlı olarak göz senkronunun bozulması sonucunda ortaya çıkan, sürekli ya da zaman zaman kendini gösteren bir hastalıktır. Erken teşhisin son derece önemli olduğu şaşılığın tedavisinde hastanın yaşına ve hastalığın durumuna bağlı olarak birçok farklı yöntem kullanılmaktadır. Detaylı bir göz muayenesinin ardından şaşılık; özel gözlük kullanımı, bilgisayar destekli göz egzersizleri ya da cerrahi bir operasyon sonucunda giderilebilmektedir.

Gözyaşı Kanalı Tıkanıklığı​

Gözyaşı kanalı tıkanıklığı, gözlerin temizlenmesi ve sağlıklı bir görme duyusu için son derece gerekli olan gözyaşının, gözyaşı kanalı aracılığıyla burun boşluğuna ulaşamaması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır. Erken yaşta teşhisin oldukça önemli olduğu hastalık kendini gözlerde aşırı sulanma, sık çapaklanma ve burun kökünde şişlik gibi belirtilerle göstermektedir. Gözyaşı kanalı tıkanıklığı tedavisi bebeklerde burun kökünde bulunan gözyaşı kesesi üzerine gün içinde düzenli olarak yapılan masajlarla sağlanırken, yetişkinlerde hastalığın ve bireyin durumuna bağlı olarak probing, cerrahi müdahale (DSR), ya da lazer tedavisi uygulanmaktadır.

Blefaroplasti​

Göz kapağı estetiği olarak da bilinen blefaroplasti, göz kapaklarında bulunan ve cildin yaşlanmasına bağlı olarak sarkmış deri ve kas dokusunun cerrahi bir müdahaleyle düzeltilmesi işlemidir. Blefaroplasti çoğunlukla deri sarkması sonucu kısmen görme kaybı yaşayan 35 yaş üstü bireylere uygulanırken, ihtiyaç görülen durumlarda her yaş grubu için gerçekleştirilebilir.

Refraktif Cerrahi​

Refraktif cerrahi miyop, hipermetrop ve astigmat gibi ışığın yanlış kırılması sonucu oluşan görme kusurlarının gözlük ya da kontakt lens kullanımı yerine cerrahi bir operasyonla kalıcı olarak düzeltilmesi işlemidir. Lazer göz ameliyatı olarak da bilinen refraktif cerrahide kullanılan yöntemler detaylı bir göz muayenesi sonrasında kararlaştırılmakta, bireyin göz yapısına ve görme kusuruna göre değişim göstermektedir. Kronik rahatsızlığı bulunmayan, 18 yaşından büyük, kornea kalınlığı ve göz numaraları uygun bireyler refraktif cerrahinin sunduğu faydalardan yararlanabilmektedirler.
 

Havacılık Tıp Merkezi Nedir?​

Havacılık Tıp Merkezi (Aero Medical Center-AMC), uçuş ve havacılık personeli ile adayların ilk muayeneleri ile periyodik muayenelerini yapmak üzere, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü (SHGM) SHT-MED mevzuatına göre belirlenen uçuş hekimleri, yardımcı personel, gerekli malzeme ile teçhizata sahip olan ve yine SHGM tarafından yetkilendirilmiş sağlık kuruluşlarıdır.

Sivil pilotların ilk ve periyodik sağlık muayeneleri, tüm dünyada olduğu gibi Uluslararası Sivil Havacılık Organizasyonu ICAO ve Avrupa ülkelerini kapsayan Avrupa Havacılık Emniyeti Ajansı (EASA) sağlık kurallarına göre yapılır. Havacılık Tıp Merkezleri, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'na bağlı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün verdiği yetkiyi kullanır. Buna göre bünyesinde bulunan Kulak Burun Boğaz, Göz Hastalıkları, Psikiyatri, Nöroloji ve Dahiliye branşlarının uzman hekimleri ile uzman uçuş hekimlerinin oluşturduğu sağlık kuruluna sahiptir. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından yetkilendirilen "Uçuş Hekimi (Aero Medical Examiner)" ilgili sağlık kuruluşuna başkanlık yapar ve uzman hekim kararlarının ICAO ve EASA kurallarına göre uygunluğunu sağlamaktadır. Uzman doktorların birey hakkında verdiği kararlar, sonuçlar, raporlar ve sertifikaların değerlendirilmesi ile imzalamasından da uçuş hekimi sorumlu tutulur.

Uçuş hekimlerinin varlık nedeni olarak gösterilen problemlerin ana başlıkları şunlardır:

  • Hipoksi (irtifalara göre değişen oksijen azlığı),
  • Görsel illüzyonlar,
  • Jet-lag,
  • Uçak tutması,
  • Dekompresyon hastalıkları (basınç azalması),
  • Disoryantasyon ve vertigo (denge ve idare bozuklukları),
  • G kuvveti kaynaklı bozukluklar (tünel görüşü, bilinç kaybı, görüş kararması-blackout),
  • Vibrasyon,
  • Gürültü,
  • Uçuş korkusu vb.
Daha da genişletilebilecek olan listedeki hastalıklar, uçucu kişilerin emniyetli ve etkin bir uçuş yapmasını zorlaştırmaktadır. Aynı zaman da tıbbî bozukluklar ile uçuş kazalarına neden olabilir. Uçuş kazalarında insan faktörünün %80 oranında olduğu düşünülürse uçucu personelin sağlık durumu, havacılık tıbbı eğitimi alan hekimlerin kontrolüne bırakılmış, havacılık tıbbı birimi uçuş emniyetinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

Havacılık Tıp Merkezleri, bütün havayolu şirketleri, üniversitelerin havacılık bölümleri, uçuş okulları, balon işletmeleri ile balon pilotu okulları, hava meydanları ve amatör sportif havacılık işletmelerine bağlı olan aşağıda unvanı geçen uçuş ve havacılık personeli ve/veya adaylarına ilgili mevzuat gereği hizmet vermektedir.

  • Pilot,
  • Kabin memuru,
  • Hava trafik kontrolörü,
  • Uçuş harekât uzmanı (dispatcher)
  • Load master teknisyeni,
  • Uçak bakım teknisyeni,
  • Uçucu teknisyen,
  • Hava trafik emniyeti elektronik personeli (ATSEP),
  • Uçuş test mühendisi,
  • Amatör sportif havacı,
  • IHA 2 ve IHA 3 pilotları
  • Hava Polisi
  • Havacılık Bölümü Öğrenci Muayeneleri


Havacılık Tıp Merkezi'nde yapılan muayene sonucunda, standart tıbbî evraklar ile yapılan tetkikler ikişer nüsha olarak düzenlenmektedir. Nüshalardan biri Havacılık Tıp Merkezi'ne ait arşivde depolanır. Diğer nüsha müracaat eden kişiye verilir. Kişinin tüm muayene evrakları Bilgi Yönetim Sistemi (BYS) aracılığı ile Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'ne gönderilir.

Havacılık Tıp Merkezi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Uçucu personelin yüksek irtifa şartları, düşük ısı ve basınç koşulları, sürat ve ivmeli hareketler ile kozmik radyasyon durumlara maruz kaldığı anlarda tıbbî, fizyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilir. Havacılık Tıp Merkezi bu tür sorunlara karşı teşhis, çözüm üretimi, koruyucu hekimlik ve eğitim çalışmaları yapma misyonuna sahiptir.

Muayene Sürecinde Bilinmesi Gerekenler​

  • Muayene için önceden randevu alınması şarttır.
  • Kan ve idrar tahlilleri için aç olunması gerekmektedir. Hatta kolesterol seviyelerini etkileyeceğinden bir gün önce saat 23.00'ten sonra herhangi bir şey yenmemesi gerekir.
  • Muayeneye gelirken mutlaka eski sağlık sertifikası, nüfus cüzdanı, 3 adet fotoğraf, kullanıyorsanız gözlük ve yedek gözlük / lensler getirilmelidir.
  • Uçucu personel muayeneleri ortalama 08.30'da başlar. Kayıt işlemlerinden sonra Havacılık Tıp Merkezi hostesi eşliğinde ilk önce laboratuvar tahlilleri için kan ve idrar verilir. Kahvaltı sonrasında doktor muayeneleri başlar ve yoğunluğa göre tüm işlemler öğleden sonra tamamlanmaktadır.
Muayene Aşamaları ve İşlemler

Laboratuvar Tahlilleri:
Tam idrar tahlili, tam kan sayımı, açlık kan şekeri, sedimantasyon, üre, ürik asit, SGPT, SGOT, kolesterol, trigliserid, HDL kolesterol.

Akciğer Grafi: Göğüs kafesi yapısı, kalp büyüklüğü, akciğer havalanması, varsa geçirilmiş / geçirilen akciğer enfeksiyonu.

EKG (Elektrokardiyografi): Kalp atım hızı ve ritminin düzenliliği, kalp damar tıkanıklıklarının kontrolü.

İşitme Testi (Odyometre): Çeşitli frekans aralıklarındaki minimum işitme eşiklerinin tespiti, konuşmayı anlamlandırma ve ayırt etme seviyeleri.

SFT (Solunum Fonksiyon Testi): Solunum kapasitesi, hava akımı kısıtlaması, alınıp-verilen hava hacmi.

Göz Muayenesi: Görme keskinliği, renk görüşü, derinlik algısı, ön ve arka segmentlerinin incelenmesi, göz tansiyonu, anjiyografi incelemeleri.

Görme Alanı: Merkezî ve çevresel görme alanı incelemesi, görmede kayıp ve daralma kontrolü.

Kulak Burun ve Boğaz: İşitme değerlendirmesi, kulak zarı, burun tıkanıklığı yapabilecek, konuşmanın anlaşılmasını engelleyecek problemlerin kontrolü

Psikiyatri Muayenesi ve Psikozlar: Mental durumun ve varsa anomalilerin değerlendirmesi, alkolizm, psikotropik ilaçların kullanımı.

Nörolojik Muayene: Denge kontrol testi, refleks kontrolü, duyu kontrolleri, kas gücü, baş sinirleri, yürüme bozukluğu testi.

Dahiliye Muayenesi: Tüm tahlil sonuçları, EKG, akciğer röntgeni, solunum fonksiyon testi gibi incelemelerin toplanarak incelenmesi.



1.Sınıf Muayenelerde İncelemelerin Geçerlilik Süreleri​

Akciğer grafisi: İlk Muayene sonrası gerek görülürse yapılır.

Solunum Fonksiyon Testi: İlk Muayene sonrası 40 yaşa kadar 5 yılda bir / 40 yaş ve üstünde 4 yılda bir yapılır.

EKG: İlk Muayene sonrası 30 yaşa kadar için 5, 30-39 yaş için 2, 40-49 yaş için 1 yılda bir. 50 yaş ve üzeri her muayenede yapılır.

Odyometre: İlk Muayene sonrası 40 yaş ve altı için 5 yıl / 40 yaş ve üstü için 2 yıl da bir yapılır.

Görme Alanı: İlk Muayene sonrası 40 yaş ve altı için 5 yıl / 40 yaş ve üstü için 2 yıl da bir yapılır.



2.Sınıf Muayenelerde İncelemelerin Geçerlilik Süreleri​

Akciğer grafisi: İlk Muayene sonrası gerek görülürse yapılır.

Solunum Fonksiyon Testi: İlk Muayene sonrası 40 yaş üstü için 4 yılda bir yapılır.

EKG: İlk Muayene sonrası 40-49 yaş için 2 yıl / 50 yaş ve üstü için 1 yıl da bir yapılır.

Odyometri: İlk Muayene sonrası 40 yaş altı için 5 yıl / 40 yaş ve üstü için 2 yıl da bir yapılır.

Görme Alanı: İlk muayene sonrasında uzman hekimin gerekli gördüğü durumlarda tekrarlanır.
 

Hematoloji Nedir?​



“Kan bilimi” anlamına gelen hematoloji; kan, kan yapıcı organlar ve buralarda meydana gelen rahatsızlıklar ile ilgilenen multidisipliner bir tıp dalıdır. Hastanelerin iç hastalıkları biriminde yer alan bu bilim dalındaki hekimlere ise hematolog denir.

Yaşamsal bir sıvı olan kan; vücuttaki oksijeni, vitaminleri, hormonları, besin maddelerini ve antikorları dokulara taşıyarak canlılığın devamını sağlar. Embriyo döneminde başlayan kan üretimine tıpta ‘hematopoiesis’ adı verilmektedir. Hematopoiesis; medüller hematopoiesis ve ekstra medüller hematopoiesis olmak üzere ikiye ayrılır. Medüller hematopoiesis kemik iliğinde meydana gelen kan üretimini ifade ederken, ekstra medüller hematopoiesis ise karaciğer ve dalak gibi organlardaki kan üretimi anlamına gelmektedir. İnsan hayatı için son derece mühim olan bu kan ve kan yapıcı organları konu alan hematoloji bilimi çok sayıda branş ile iç içe çalışmak durumundadır. Hematologlar, gerekli olan durumlarda, dâhiliye uzmanları, biyokimya uzmanları, immünoloji uzmanları, pediatri uzmanları, fizyologlar, antropologlar, patologlar ve laboratuvar uzmanları gibi farklı birimler ile iş birliği yaparak hastaları tedavi etme yoluna giderler. Hastalıkların tanı koyulması aşamasında birbirinden farklı testlere başvuran hematologlar elde ettikleri bulgular sonucu hastalarına bireysel tedavi yöntemleri uygularlar. Tam kan sayımı bunlardan en sık kullanılan ve kişinin genel sağlık durumunu detaylı bir şekilde gösteren testlerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Hücre yapılarına göre 3 farklı gruba ayrılan kan değerlerinde meydana gelen düşüşler ya da yükseklikler farklı rahatsızlıklara işaret etmektedir. Kan hücreleri alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pıhtılarından oluşmaktadır. Alyuvarlar denilen eritsositler, kanın neredeyse yarısını oluştururlar ve eksikliği durumunda anemi denilen kansızlık meydana gelirken, yüksek olması durumu da ciddi bir rahatsızlığı işaret ediyor olabilmektedir. Akyuvarlar denen lökositler ise vücudun mikroplara ve zararlı etkenlere karşı korunmasında görev alan beyaz kan hücreleridir. Lökositler hücrelerinde meydana gelen yükselmeler enfeksiyonlara, bağışıklık sisteminde meydana gelen hastalıklara ya kemik iliğinde meydana gelen lösemi gibi ciddi hastalıklara belirti olabilir. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit hücrelerinde meydana gelen yükseklik ya da düşüklükler birtakım komplikasyonlara ya da problemlere yol açabilmektedir. Beyin felci ya da kalp krizi gibi ciddi patolojik durumlar bunlardan bazılarıdır.



Hematoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​



Kanda oluşan hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreci ile ilgilenen hematoloji genel itibari ile iyi huylu ve kötü huylu hastalıklar olmak üzere iki alanda yoğunlaşır. Bu rahatsızlıkların en sık karşılaşılanları şu şekilde sıralanabilir:

Anemi: Halk arasında kansızlık olarak da bilinen anemi alyuvarlarda meydana gelen hemoglobin düzeyinin azalması ile oluşan bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla demir eksikliği sebebiyle meydana gelen kansızlıkta kişiler halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, saç dökülmesi, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi şikâyetlerle hastanelere başvurabilirler. Yapılan tetkikler sonucu hematologlar doğru beslenme önerileri ve takviye edici ilaçlar ile kandaki hemoglobin seviyesini normal düzeylere getirerek bu rahatsızlığı ortadan kaldırabilmektedir.



Akdeniz Anemisi: Talasemi olarak da bilinen Akdeniz anemisi kalıtsal sebeplerle oluşan ve hayat boyu düzenli tedavi gerektiren bir hastalıktır. Talasemi majör, talasemi intermedia, talasemi minör ve talasemi minima olmak üzere 4 farklı şekli görülen bu hastalıkta talasemi majör olan ağır bir hastalık çeşididir. Kalıtsal yolla geçen bir hastalık olması dolayısıyla genellikle bebeklik döneminde belirti vermeye başlar. Bu belirtiler halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, ciltte belirgin solukluk gibi farklı durumlar olarak ortaya çıkmaktadır. Düzenli kan nakli gerektiren Akdeniz anemisini hematoloji uzmanları ömür boyu gözlem altında tutmaktadırlar.



Lösemi: Vücuttaki beyaz kan hücrelerinde oluşan lösemi kan kanseri ya da kemik iliği kanseri olarak bilinmektedir. Çocukluk çağında daha sık rastlanan lösemi kemik iliği içerisinde hücrelerin kontrolsüz ve aşırı çoğalması ile oluşan ciddi bir hastalıktır. Kan üretim sistemini etkileyen lösemi çocuklarda olduğu kadar 55 yaş üzeri yetişkinlerde de görülebilmektedir. Kan kanserleri hücre tiplerine ve hastalığın süresine göre iki çeşide ayrılır. Hücre tipine göre miyeloid veya lenfoblastik olan lösemiler, ilerleyiş sürelerine bağlı olarak da akut ya da kronik olarak ikiye ayrılır. Akut tip lösemi en yaygın görülen türdür ve kişide belirtiler aniden ortaya çıkarak hızla kötüye doğru ilerler. Kansızlık nedeniyle ciltte rahatlıkla gözlemlenebilen solukluk, sık tekrarlayan yüksek ateş, iştahsızlık, diş etlerinde ağrılar ya da kanamalar, burunda kanama gibi farklı belirtilen veren rahatsızlıkta erken teşhis hayati önem taşımaktadır.



Hemofili: Bir çeşit pıhtılaşma hastalığı olan hemofili vücuttaki kanın normal şekilde pıhtılaşmaması sonucu oluşan nadir sıklıkla rastlanan genetik bir hastalıktır. Hemofili hastaları herhangi bir yaralanma durumunda sağlıklı bireylere oranla daha uzun süreli kanama yaşarlar. Pıhtılaşmayan kan bazen dış yaralanmalarda olduğu gibi içe doğru da görülebilir ve yaşamı tehdit eden boyuta ulaşabilmektedir.



Lenfadenopati: Vücudun savunma sistemi olan lenf düğümlerinin normalin üzerinde şişerek anormal büyüklüğe ulaşması anlamına gelen lenfadenopati, altta yatan farklı hastalıklardan ötürü oluşabilen bir rahatsızlıktır. Lenfadenopatinin altında viral enfeksiyonlar, bakteriyel enfeksiyonlar, paraziter enfeksiyonlar, mantar enfeksiyonları ya da lenfoproliferatif yani kanser hastalıkları olabilmektedir. Her büyüyen lenf bezi ciddi bir hastalığa işaret etmemekle birlikte genel olarak enfeksiyon kaynaklı olanlarda gözlemlenen bulgular; ağrı ve lenfin yer aldığı cilt yüzeyinde kızarıklık şeklinde oluşur. Enfeksiyon ve yaralanmalara karşı oluşan lenfadenopiti rahatsızlıkları sıcak kompres uygulamaları ya da ilaç tedavileri ile kontrol altına alınabiliyorken otoimmün kaynaklı olanlar kişiye özel farklı tedavi yöntemleri gerektirir.
 

Hematoloji Nedir?​



“Kan bilimi” anlamına gelen hematoloji; kan, kan yapıcı organlar ve buralarda meydana gelen rahatsızlıklar ile ilgilenen multidisipliner bir tıp dalıdır. Hastanelerin iç hastalıkları biriminde yer alan bu bilim dalındaki hekimlere ise hematolog denir.

Yaşamsal bir sıvı olan kan; vücuttaki oksijeni, vitaminleri, hormonları, besin maddelerini ve antikorları dokulara taşıyarak canlılığın devamını sağlar. Embriyo döneminde başlayan kan üretimine tıpta ‘hematopoiesis’ adı verilmektedir. Hematopoiesis; medüller hematopoiesis ve ekstra medüller hematopoiesis olmak üzere ikiye ayrılır. Medüller hematopoiesis kemik iliğinde meydana gelen kan üretimini ifade ederken, ekstra medüller hematopoiesis ise karaciğer ve dalak gibi organlardaki kan üretimi anlamına gelmektedir. İnsan hayatı için son derece mühim olan bu kan ve kan yapıcı organları konu alan hematoloji bilimi çok sayıda branş ile iç içe çalışmak durumundadır. Hematologlar, gerekli olan durumlarda, dâhiliye uzmanları, biyokimya uzmanları, immünoloji uzmanları, pediatri uzmanları, fizyologlar, antropologlar, patologlar ve laboratuvar uzmanları gibi farklı birimler ile iş birliği yaparak hastaları tedavi etme yoluna giderler. Hastalıkların tanı koyulması aşamasında birbirinden farklı testlere başvuran hematologlar elde ettikleri bulgular sonucu hastalarına bireysel tedavi yöntemleri uygularlar. Tam kan sayımı bunlardan en sık kullanılan ve kişinin genel sağlık durumunu detaylı bir şekilde gösteren testlerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Hücre yapılarına göre 3 farklı gruba ayrılan kan değerlerinde meydana gelen düşüşler ya da yükseklikler farklı rahatsızlıklara işaret etmektedir. Kan hücreleri alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pıhtılarından oluşmaktadır. Alyuvarlar denilen eritsositler, kanın neredeyse yarısını oluştururlar ve eksikliği durumunda anemi denilen kansızlık meydana gelirken, yüksek olması durumu da ciddi bir rahatsızlığı işaret ediyor olabilmektedir. Akyuvarlar denen lökositler ise vücudun mikroplara ve zararlı etkenlere karşı korunmasında görev alan beyaz kan hücreleridir. Lökositler hücrelerinde meydana gelen yükselmeler enfeksiyonlara, bağışıklık sisteminde meydana gelen hastalıklara ya kemik iliğinde meydana gelen lösemi gibi ciddi hastalıklara belirti olabilir. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit hücrelerinde meydana gelen yükseklik ya da düşüklükler birtakım komplikasyonlara ya da problemlere yol açabilmektedir. Beyin felci ya da kalp krizi gibi ciddi patolojik durumlar bunlardan bazılarıdır.



Hematoloji Hangi Hastalıklara Bakar?​



Kanda oluşan hastalıkların tanı, tedavi ve takip süreci ile ilgilenen hematoloji genel itibari ile iyi huylu ve kötü huylu hastalıklar olmak üzere iki alanda yoğunlaşır. Bu rahatsızlıkların en sık karşılaşılanları şu şekilde sıralanabilir:

Anemi: Halk arasında kansızlık olarak da bilinen anemi alyuvarlarda meydana gelen hemoglobin düzeyinin azalması ile oluşan bir rahatsızlıktır. Çoğunlukla demir eksikliği sebebiyle meydana gelen kansızlıkta kişiler halsizlik, yorgunluk, nefes darlığı, çarpıntı, saç dökülmesi, baş ağrısı ve baş dönmesi gibi şikâyetlerle hastanelere başvurabilirler. Yapılan tetkikler sonucu hematologlar doğru beslenme önerileri ve takviye edici ilaçlar ile kandaki hemoglobin seviyesini normal düzeylere getirerek bu rahatsızlığı ortadan kaldırabilmektedir.



Akdeniz Anemisi: Talasemi olarak da bilinen Akdeniz anemisi kalıtsal sebeplerle oluşan ve hayat boyu düzenli tedavi gerektiren bir hastalıktır. Talasemi majör, talasemi intermedia, talasemi minör ve talasemi minima olmak üzere 4 farklı şekli görülen bu hastalıkta talasemi majör olan ağır bir hastalık çeşididir. Kalıtsal yolla geçen bir hastalık olması dolayısıyla genellikle bebeklik döneminde belirti vermeye başlar. Bu belirtiler halsizlik, huzursuzluk, iştahsızlık, ciltte belirgin solukluk gibi farklı durumlar olarak ortaya çıkmaktadır. Düzenli kan nakli gerektiren Akdeniz anemisini hematoloji uzmanları ömür boyu gözlem altında tutmaktadırlar.



Lösemi: Vücuttaki beyaz kan hücrelerinde oluşan lösemi kan kanseri ya da kemik iliği kanseri olarak bilinmektedir. Çocukluk çağında daha sık rastlanan lösemi kemik iliği içerisinde hücrelerin kontrolsüz ve aşırı çoğalması ile oluşan ciddi bir hastalıktır. Kan üretim sistemini etkileyen lösemi çocuklarda olduğu kadar 55 yaş üzeri yetişkinlerde de görülebilmektedir. Kan kanserleri hücre tiplerine ve hastalığın süresine göre iki çeşide ayrılır. Hücre tipine göre miyeloid veya lenfoblastik olan lösemiler, ilerleyiş sürelerine bağlı olarak da akut ya da kronik olarak ikiye ayrılır. Akut tip lösemi en yaygın görülen türdür ve kişide belirtiler aniden ortaya çıkarak hızla kötüye doğru ilerler. Kansızlık nedeniyle ciltte rahatlıkla gözlemlenebilen solukluk, sık tekrarlayan yüksek ateş, iştahsızlık, diş etlerinde ağrılar ya da kanamalar, burunda kanama gibi farklı belirtilen veren rahatsızlıkta erken teşhis hayati önem taşımaktadır.



Hemofili: Bir çeşit pıhtılaşma hastalığı olan hemofili vücuttaki kanın normal şekilde pıhtılaşmaması sonucu oluşan nadir sıklıkla rastlanan genetik bir hastalıktır. Hemofili hastaları herhangi bir yaralanma durumunda sağlıklı bireylere oranla daha uzun süreli kanama yaşarlar. Pıhtılaşmayan kan bazen dış yaralanmalarda olduğu gibi içe doğru da görülebilir ve yaşamı tehdit eden boyuta ulaşabilmektedir.



Lenfadenopati: Vücudun savunma sistemi olan lenf düğümlerinin normalin üzerinde şişerek anormal büyüklüğe ulaşması anlamına gelen lenfadenopati, altta yatan farklı hastalıklardan ötürü oluşabilen bir rahatsızlıktır. Lenfadenopatinin altında viral enfeksiyonlar, bakteriyel enfeksiyonlar, paraziter enfeksiyonlar, mantar enfeksiyonları ya da lenfoproliferatif yani kanser hastalıkları olabilmektedir. Her büyüyen lenf bezi ciddi bir hastalığa işaret etmemekle birlikte genel olarak enfeksiyon kaynaklı olanlarda gözlemlenen bulgular; ağrı ve lenfin yer aldığı cilt yüzeyinde kızarıklık şeklinde oluşur. Enfeksiyon ve yaralanmalara karşı oluşan lenfadenopiti rahatsızlıkları sıcak kompres uygulamaları ya da ilaç tedavileri ile kontrol altına alınabiliyorken otoimmün kaynaklı olanlar kişiye özel farklı tedavi yöntemleri gerektirir.
 

İç Hastalıkları Nedir?​



Hastalıkların erken teşhis ve tedavi yöntemlerinin yeni teknolojilerle gelişmesiyle birlikte, birçok hastalık ilerlemeden tedavi edilebilmektedir. Laboratuvar tetkikleri, ileri görüntüleme teknikleri (MR, ultrasonografi, röntgen, bilgisayarlı tomografi, kemik yoğunluğu ölçümü), EKG gibi birçok teknolojik yöntem sayesinde, hastalıkların teşhisi son derece kolaylaşmıştır. Birçok hastalığın tanı ve tedavisinde ortak birim görevi yürüten iç hastalıkları bölümü; MEDİCANA Sağlık Grubu’nun en detaylı ve geniş kapsamlı birimlerinden biridir. Diğer adıyla dahiliye olarak da bilinen iç hastalıkları bölümünde, hastalıkların teşhis ve tedavisi için titiz ve detaylı bir araştırma gerçekleştirilerek, hastalıkların erken evrede teşhis edilmesi, tedavi için ilgili birimlere yönlendirme yapılması sağlanmaktadır.



15 yaş üzeri hastaların iç organlarındaki sıkıntıları teşhis ve tedavi eden bölüm olan iç hastalıkları (Dahiliye) birimi, hastalıkların erken evrede teşhisinin yanı sıra hastalıklardan nasıl korunmak gerektiğine dair koruyucu bilgilendirmeyi de yapmaktadır. Hastayı olabilecek şikayetlere karşı bilinçlendirme, mevcut hastalıkların tedavi sürecinde yaşanacak olan evreler ve gerekirse farklı birimlere yönlendirme gibi fonksiyonları bulunmaktadır. Hastanelerin en yoğun bölümlerinden biri olan iç hastalıkları birimi, sıklıkla hastaların hastalık belirtileri nedeniyle başvurdukları bir klinik niteliği taşımaktadır. İç hastalıkları; hipertansiyon, alt ve üst solunum yolu hastalıkları, şeker hastalıkları, tiroid, böbrek ve bağırsak hastalıkları gibi birçok hastalığın teşhisinde ilk başvuru yapılan kliniktir. Hastanın muayene ve tetkikleri sonrasında, gerekli görüldüğü hallerde hasta ilgili birimlere iç hastalıkları uzmanı tarafından yönlendirilmektedir.



İç Hastalıkları Hangi Hastalıklara Bakar?​



Medicana Hastaneler Grubu, iç hastalıkları uzmanları ve tam teşekküllü hastane ortamı bakımından birçok hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlar elde edecek donanıma sahip bulunmaktadır. İç hastalıkları bölümünün uzmanlık alanında olan ve tedavi edilebilen hastalıklar şu şekilde sıralanmaktadır:

Solunum Yolu Enfeksiyonları: Alt ve üst solunum yolu hastalıkları olarak iki gruba ayrılmaktadır. Alt solunum yolları rahatsızlıklarında daha çok akciğerler, bronşlar ve bronşiyoller gibi organlar etkilenmektedir. Üst solunum yolu hastalıklarına göre daha ciddi sonuçlar doğurabilen bu bölgedeki rahatsızlıkların tedavisinde, iç hastalıkları uzmanlarının yanı sıra KBB ve göğüs hastalıkları klinikleri de katkıda bulunmaktadır.

Enfeksiyon Hastalıkları: Üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarının dışında birçok farklı bölgede de enfeksiyon gelişebilme riski bulunmaktadır. Bunlar arasında en fazla şikayet edilen enfeksiyonlar, idrar yolları, cilt, ishal, Hepatit türleri, paraziter hastalık çeşitleri, bruselloz, influenza ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar, eklem ve kemik iltihaplanmaları gibi hastalıklardır. Bu tip hastalıklar bulaşıcılık özelliği taşıdığından, yatarak tedavi sürecinde izolasyon büyük önem taşımaktadır. Hastalığın çeşidine ve özelliklerine göre sadece iç hastalıkları ya da diğer ilgili birimlerle ortak bir tedavi protokolü gerçekleştirilmektedir.

Hipertansiyon: Kalp, pompaladığı kanı vücudun bütün organlarına damarlar yoluyla ulaştırmaktadır. Pompalanan kanın damar çeperlerine uyguladığı basınç, tansiyon olarak adlandırılmaktadır. Yetişkin bir bireyde sistolik kan basıncı 120 mmHG’dır. Distolik kan basıncı ise 80 mmHG’nin altında olması gerekmektedir. Bu değerlerin üzerinde seyreden kan basıncı, hipertansiyon olarak adlandırılan ciddi bir hastalığa neden olmaktadır. Hipertansiyon, ciddiye alınması gereken bir hastalık olup, gerekli tedavi ve koruyucu önlemlere dikkat edilmediği taktirde damar hasarı, böbrek yetmezliği, beyin hasarı gibi çok sayıda önemli organa da zarar verebilmektedir. İç hastalıkları kliniklerinde, bu hastalığın kontrol altında tutulabilmesi için tıbbi diyet ve ilaç tedavisi uygulanmaktadır.

Diyabet: İç hastalıkları kliniklerinde Tip1 ve Tip2 adı verilen diyabetik hastaların tedavisi yapılmaktadır. Diyabet hastalığı, insülin hormonunun yeterli olarak salgılanmadığı durumlarda veya dokular tarafından glikozun kullanılamadığı durumlarda ortaya çıkmaktadır. İnsülin tedavisi, antidiyabetik ajanlar gibi etkin tedavi yöntemleri ile insülin seviyesinin belirli bir seviyede tutulması hedeflenmektedir. İlaç tedavisinin yanı sıra tıbbi diyet, hastalığın seyri ve yaşam kalitesinin arttırılması bakımından büyük önem taşımaktadır.

Tiroid Hastalıkları: Vücudun metabolizma hızını belirleyen organlardan biri olan tiroidin düzgün çalışmaması, bazı tiroid hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Tiroid bezinin yetersiz ya da gerekenden fazla çalışması, tiroid kanserleri ve bazı otoimmün hastalıklar, vücudun hormonal dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tiroid hastalıklarının tedavisi, iç hastalıkları ve endokrinoloji klinikleri ile birlikte yürütülmektedir.

Kolesterol: Sağlıksız beslenme ya da kalıtsal nedenlerle kolesterol, trigliserid gibi kan lipidleri seviyesinin normalin üzerinde seyretmesi, kolesterol hastalıklarını meydana getirmektedir. Kolesterol düzeyinin sağlıklı bir vücut işleyişi için dengede tutulması önemlidir. Hastalığın önlenmesi ve tedavi sürecinde, beslenmeye büyük özen göstermek zararlı yağlardan ve aşırı beslenme şeklinden uzak durmak tedavi sürecini kolaylaştırmaktadır.

Karaciğer, Mide ve Safra Kesesi Hastalıkları: Sindirim sistemi organlarında meydana gelen hasarlar ve işlev bozuklukları da iç hastalıkları kliniğinin uzmanlık alanına girmektedir. Karaciğer yağlanmaları, kistler, hepatit türleri, siroz, mide ülserleri, mide fıtıkları, gastrit ve reflü, safra kesesinde taş ve kum oluşumu, iltihaplanmalar, iç hastalıkları uzmanları tarafından tedavi edilen hastalıklardır. İlaç tedavileri, tıbbi diyetler ve yaşam tarzında uygulanan değişiklikler, hastalığın tedavi sürecinde büyük yarar sağlamaktadır. Cerrahi yöntemler de gerekli görüldüğü hallerde zaman zaman bu tedavilere ilaveten uygulanmaktadır.

Akciğer Hastalıkları: Akciğerlerde meydana gelen astım, KOAH, akciğer zarında sıvı birikmesi gibi hastalıkların teşhis ve tedavisi, iç hastalıkları kliniklerinin uzmanlık alanındadır. Başlangıç evresinde fark edilen küçük problemler, iç hastalıkları uzmanları tarafından gözlem altında tutulmakta ancak daha ileri safhada, detaylı tetkik ve tedavi gerektiren hastalıklar ise göğüs hastalıkları bölümüne yönlendirilerek takip edilmektedir.

Böbrek Hastalıkları: Böbrek sorunları, iç hastalıkları bölümüne başvuruda bulunulan en sık şikayetlerden biridir. Böbrek iltihaplanmaları, taş ve kum oluşumları, kistler, akut ve kronik böbrek yetmezlikleri, tedavisi acilen yapılması gereken rahatsızlıklardır. Vücutta kalıcı organ hasarına varabilen etkisi bulunan böbrek hastalıkları, iç hastalıkları bölümünde ve gereken hallerde nefroloji kliniklerine yönlendirilerek tedavi edilmektedir.

Kansızlık ve Kan Hastalıkları: Kandaki önemli bazı değerlerin eksikliği ile ortaya çıkan kansızlık (anemi) gibi hastalıklar, Akdeniz anemisi, kanın pıhtılaşma bozuklukları gibi farklı şekillerde görülmektedir. Kandaki hemoglobin, demir ve hematokrit seviyelerinin beslenmeye bağlı olarak düşmesi, demir, B12 ve folik asit gibi elementlerin vücuda yetersiz olarak alınması, çeşitli kan hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. İlaç tedavileri ile kontrol altına alınarak tedavi edilen kan hastalıkları, bazı durumlarda Hematoloji kliniklerine yönlendirilerek de tedavi edilebilmektedir.

Romatizmal Hastalıklar: Yumuşak doku romatizmaları, fibromiyalji, kireçlenme, çeşitli eklem ağrıları, iltihaplı romatizma, gut ve Behçet hastalığı, ailesel Akdeniz ateşi, bel ve boyun ağrıları, bu tip hastalıklar arasında yer almaktadır. Hastalığın tedavisi uzun bir süreç olup, daha çok hastanın yaşamını daha konforlu hale getirmeyi amaçlamaktadır. Gerekli hallerde hasta romatoloji kliniklerine de yönlendirilmektedir.

Kas ve İskelet Sistemi Hastalıkları: Vücudun farklı yerinde ortaya çıkan ağrılar, kireçlenmeler gibi şikayetler, iç hastalıkları tarafından takip ve tedavi edilmektedir. Menopoz sonrası ve ileri yaşlarda ortaya çıkan kemik erimeleri de iç hastalıkları klinikleri tarafından tedavi edilen hastalıklar arasında yer almaktadır.
 

Jinekolojik Onkoloji​

Jinekolojik onkoloji, kadın üreme sisteminde görülen kanser ve kansere neden olabilen lezyonlarla ilgilenmektedir. Meme kanserinden sonra kadınlarda en sık görülen jinekolojik kanserler erken tanı ve etkin yöntemler ile tedavi edilmektedir.

İlgilendiği Hastalıklar Nelerdir?​

Jinekolojik onkoloji cerrahisi pek çok farklı kanser türünde başarılı tedavi yöntemleri uygulamaktadır.

Vulva Kanseri​

Rahim, rahim içi ve yumurtalık kanserlerinden sonra en sık görülen kanser türü olan vulva kanserleri kadın üreme organının dış kısmında görülmektedir. Vajina girişi ve klitorisi de içine alan deride görülen kanser oldukça yavaş bir şekilde seyretmektedir. Bazı durumlarda hastalarda çok küçük semptomların dışında belirti görülmemektedir. Vücudun en hassas bölgelerinden biri olan vulvada özellikle cinsel ilişki sırasında ve regl dönemlerinde ağrıların görülmesi normaldir. Bununla birlikte, bazen aylarca süren ağrılar görüldüğü takdirde mutlaka bir uzmana başvurmak gerekmektedir. Bu sayede kanserin öncüsü olan lezyonlar önceden fark edilmiş olmaktadır.

Dış genital bölge kanseri olarak da bilinen vulva kanserinin nedenini günümüzde tam olarak söylemek mümkün değildir. Hücre mutasyonları ve HPV (Human Papilloma Virus) virüsünün vulva kanserine neden olduğu tahmin edilmektedir.

Vulva kanseri hastalarda çeşitli belirtilere neden olmaktadır. Bu belirtiler arasında;

  • Cinsel ilişki sırasında görülen ağrı ve kanamalar,
  • Genital bölgenin dışında görülen kaşıntılar, şişlikler ve yanmalar,
  • Regl dönemi dışında gelişen kanamalar,
  • Siğil,
  • İdrar sırasında ağrı,
  • Kasıkta iyileşmeyen yaralar oluşması,
  • Genital bölgede deri döküntüleri.

Yumurtalık (Over) Kanseri​

Yumurtalık kanseri, en geç tanı koyulabilen kanser türlerinden biri olduğu için tedavisi de zordur. Genel olarak yumurtalığın ana bölümlerini oluşturan epitelyum ve embriyonik hücrelerde ortaya çıkmaktadır. Bu hücrelerde görülen anomaliler ve çoğalmalar yumurtalık kanserine neden olmaktadır. Bununla birlikte, yumurtalık kanserinin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Hiç doğum yapmamış olmak, genlerdeki değişiklikler ve genetik faktörler bu kanserin nedenlerinden bazılarıdır.

Yumurtalık kanserinin geç teşhis edilmesinin en önemli nedenlerinden biri genel ve her kadında görülen semptomların olmamasıdır. Genellikle şişkinlik ve karın bölgesinde görülen ağrılar şeklinde kendini göstermektedir. Fakat bu belirtiler çoğu hasta tarafından fazla dikkate alınmamaktadır. Kitlenin büyümesi ile birlikte ilerleyen dönemlerde ise bağırsak sorunları görülmektedir. Bazı hasta gruplarında görülen diğer şikayetler ise vajinada görülen kanamalar, hazımsızlık, iştahsızlık ve hızlı kilo verme, normalden sık idrara çıkma ve kabızlık olsa da yumurtalık kanseri ile özdeşleşen ilk belirti karında ağrı ve şişliktir.

Bu kanser daha çok menapoz döneminden sonra görülmektedir. Bu yaştaki hastalarda kanser epitelyum dokularında oluşmaktadır. 20 yaş altındaki bireylerde de görülebilen yumurtalık kanserinde ise genellikle embriyonik dokular tümör altındadır.

Tanısı genellikle geç konulan yumurtalık kanserinin tedavisinde cerrahi yöntemlerden yararlanılmaktadır. Özellikle ilerleyen safhalarda farklı organlara da sirayet etmesi nedeniyle tümörlü tüm dokular çıkarılmakta ve hastalara kemoterapi uygulanmaktadır.

Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri​

Büyük çoğunluğu HPV virüsü ile ilişkilendirilen rahim ağzı kanseri, dünya genelinde kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir. Cinsel yolla bulaşan bir virüs olan HPV, kadınlarda genital bölgede enfeksiyonların oluşmasına neden olmaktadır. Dış genital bölge ve üreme kanallarında kansere neden olan ve genellikle çok fazla belirti göstermeyen HPV virüsü oldukça bulaşıcı bir özelliğe sahiptir. Semptomların belli belirsiz olması ise hem bulaşıcılığın artması hem de bu enfeksiyonun bazı durumlarda yıllarca taşınması anlamına gelmektedir.

HPV virüsünün yanı sıra bazı faktörler de rahim ağzı kanserinin nedenleri arasında gösterilmektedir. Zayıf bağışıklık sistemi, sigara kullanmak, birden fazla doğum yapmak ve cinsel ilişkide sık sık partner değiştirmek bu nedenler arasında bulunmaktadır.

Genellikle 30, 40 ve 50’li yaşlarda görülen kanser nadir de olsa ileri yaş kadınlarda da görülmektedir. Belirtilerin oldukça ilerleyen safhalarda ortaya çıkması ise tanı koymayı zorlaştırmaktadır. Çoğu uzman jinekolog erken dönemde rahim ağzında olağandışı bir duruma rastlamamaktadır. İlerleyen dönemlerde ise regl dönemi dışında ya da cinsel ilişki sırasında görülen kanamalar, bacak ve sırt ağrıları, iştahsızlık ve kilo kaybı, idrarda yaşanan sıkıntılar rahim ağzı kanserinin belirtileri arasında bulunmaktadır. Bu dönemde kitle tespit edilmektedir.

Rahim ağzı kanserinden korunmanın en kolay yollarından biri 12 yaşından itibaren HPV aşısı olmaktır. Bu aşıların rahim ağzı kanseri ile birlikte vulva kanseri ve vajinal kanserlere karşı da koruyuculuğu bulunmaktadır.

Rahim (Uterus) Kanseri​

Hem Türkiye’de hem de dünya genelinde kadınlarda meme kanseri ile birlikte en sık görülen kanser türlerinden biri rahim kanseridir. Uterus kanseri olarak da bilinen rahim kanseri, rahim içinde kontrolsüz bir şekilde çoğalan ve bölünen hücreler nedeniyle meydana gelmektedir. Uterusun içinde ortaya çıkan kanserli hücreler zaman içinde çevre dokulara ve organlara yayılmaya başlamaktadır. Bununla birlikte, erken dönemde teşhis edilebilen bir kanser türü olması nedeniyle yayılmanın önüne geçilebilmektedir.

Rahim kanseri genel olarak östrojen seviyesinin yüksek olması ile ilişkilendirilmektedir. Bu hormonun yüksek seyretmesinde 12 yaşından önce başlayan menstrüasyon dönemi, doğum yapmamış olmak, diyabet ve obezite ve ileri yaş önemli etmenlerdir. Rahim kanseri risk gruplarından öne çıkan ise menapoz sonrası döneme giren ileri yaştaki kadınlardır.

Rahim kanserinin en önemli belirtisi normal olmayan vajinal kanamalardır. Kanamaların yanı sıra genital bölgede görülen kitleler, pelvik bölgede ağrı, iştahsızlık ve kilo kaybı ve karın bölgesinde şişlikler diğer belirtiler arasında gösterilmektedir.

Erken teşhis konulabilen rahim kanseri büyük oranda tedavi edilebilen bir hastalıktır. Cerrahi yöntemlere ek olarak radyoterapi, kemoterapi ve hormon tedavisi ile hastaların yaşam kalitesi artırılmaktadır.

Tüp (Tuba Uterina) Kanserleri​

Belirtileri yumurtalık kanseri ile benzerlik gösteren tüp kanseri oldukça nadir görülmektedir. Tuba olarak da adlandırılan tüp bölümü rahim ve yumurtalık arasında yer almaktadır. Amacı, spermleri yumurtalığa iletmek olan tüpün kendisinde kanser hücreleri görülebildiği gibi çevre dokulardan bulaşma da olabilmektedir.

Tıpkı yumurtalık kanseri gibi geç teşhis edilen tüp kanseri nadir görülse de ölümcül olabilmektedir. Hastalığın çok hızlı seyretmesi de tanı koymada geç kalınmasına neden olmaktadır. Bu nedenle belirtiler mutlaka dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte, tüp kanserinin belirtileri kişiden kişiye değişmekte ve hastalar bu semptomları farklı rahatsızlıklarla ilişkilendirilmektedir. Karında şişlik ve ağrı, hazımsızlık, idrar yolu rahatsızlıkları ve bel ağrıları bu kanserin belirtileri arasında bulunmaktadır. En önemli belirti ise anormal kanamalar ve akıntılardır. Belirtilerin dikkate alınmaması nedeniyle tüp kanseri tanısı genellikle tesadüfen konulur.

Vajinal Kanser​

Döl yolu kanserleri ya da vagen kanseri olarak da bilinen vajinal kanserler doğrudan vajinadan kaynaklanabileceği gibi çevre dokulardan metastatik olarak bulaşmayla da kendini göstermektedir. Jinekolojik kanserler arasında en nadir görülen kanser türlerinden biri olan vajinal kanserler genellikle vajinanın iç kısmında görülmektedir. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte anne karnında maruz kalınan bir hormondan kaynaklandığı düşünülmektedir. Aynı zamanda vulva ve serviks kanserlerde olduğu gibi HPV virüsünün de bu kanser türü ile ilişkisi olduğu bilinmektedir.

Dünya genelinde hastaların büyük çoğunluğunu 45-65 arası ileri yaştaki kadınlar oluşturmaktadır. Cinsel ilişki esnasında ya da sonrasında görülen anormal kanamalar ise vajinal kanserin en önemli belirtisidir.

Tanı ve Tedavi Yöntemleri Nelerdir?​

Jinekolojik kanserlerde erken teşhis tedavinin başarılı olması için büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bazı kanser türlerinde belirtilerin kendini çok geç göstermesi ya da hastaların bu belirtileri farklı hastalıklarla ilişkilendirmesi ve semptomları önemsememesi tanı koymayı güçleştirmektedir. Bu anlamda, kadınların herhangi bir belirti göstermese de belli periyotlarla jinekolojik muayeneden geçmesi gerekmektedir. Kolposkopi, smear testi ve biyopsi de tanı yöntemleri arasında bulunmaktadır.

Tedavide ise kanserin türü ve hastalığın seyri büyük önem taşımaktadır. Bu etkenlere bağlı olarak bazı kanser türlerinde yalnızca cerrahi operasyon uygulanırken bazılarında ise bu operasyonlara ek olarak kemoterapi, radyoterapi ve hormon tedavisi de uygulanmaktadır.



Sık Sorulan Sorular​

  • Jinekolojik kanserlerden korunma yolları nelerdir?
Özellikle çevresel faktörlerden kaynaklanan jinekolojik kanserlerden korunmanın bazı yolları bulunmaktadır. Bunlardan en önemlisi rutin jinekolojik kontrole gitmektir. Özellikle tanısı geç konulan kanser türlerinde teşhisin erken yapılabilmesi için jinekolojik muayene büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte HPV taraması ve aşısı olmak, sigara ve alkol tüketimini sınırlandırmak ve genital belirtileri dikkate almak da korunma yolları arasında bulunmaktadır.

  • Hamilelikle HPV aşısı yaptırılır mı?
Uzmanlar gebelik döneminde HPV aşısının yapılmasını tavsiye etmemektedir. Genellikle hamileliğin sonlanmasının ardından HPV aşısı yaptırılmaktadır.

  • Kolposkopi nedir?
Rahim ağzının görüntüsünü büyüten ışıklı kolposkop cihazı, özellikle rahim ağzı kanserinin erken teşhisini sağlayan önemli yöntemlerden biridir. Bu cihaz sayesinde jinekolojik muayenede sorunlu hücre ve dokular çok daha rahat görülmektedir.

  • Doğum kontrol hapları jinekolojik kanserlerden korur mu?
Yapılan araştırmalar doğum kontrol hapı kullanımının özellikle yumurtalık ve rahim kanseri riskini düşürdüğünü göstermektedir.
 

Kadın Hastalıkları ve Doğum Nedir?​

Kadın hastalıkları ve kadın üreme organ yapıları ile ilgilenen Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlık alanı, bir tıp dalı olan "Jinekoloji ve Obstetrik" branşını ifade etmektedir. Jinekoloji; rahim, rahim ağzı, vajina, vulva, tüpler gibi kadın üreme organlarına ait her türlü hastalığın teşhis ve tedavisi, Obstetrik kısım ise, gebelik takibi ve gebelik sorunlarının giderilmesi ile ilgilenmektedir. Ayrıca kadın kısırlığı probleminin teşhisi , rahim filmi çekimi, yumurta takibi , aşılama ve tüp bebek yöntemleri aracılığı ile tedavisi yine bu bölümün ilgi alanına girmektedir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü, kadın hastalıkları ve gebelik dışında, pediatrik - ergen jinekolojisi, jinekolojik kanserler, ürojinekoloji, üreme sağlığı, yüksek riskli gebeliklerin takibi, cinsel fonksiyon bozuklukları, menapoz, jinekolojik operasyonlar gibi konularda modern tıbbın tüm olanakları ile hizmet veren bir bölümdür.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Hangi Hastalıklara Bakar?​

Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü, adet dönemi hastalıkları, cinsel fonksiyon bozuklukları, kısırlık, vajinal problemler, plasenta rahatsızlıkları, doğum problemleri, gebelik takibi, düşük, rahim hastalıkları, yumurtalık problemleri, doğum kontrol yöntemleri, dış genital organlar, kist ve miyom operasyonları, normal ve sezaryen doğum gibi pek çok kadın hastalığı ile gebelik süreci işlemlerinin takibi, hastalıkların teşhisi ve tedavisini gerçekleştirir.

Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde incelenen, teşhis ve tedavi süreci takip edilen hastalıklar şunlardır:

Kadın Hastalıkları (Jinekoloji)​

  • Periyodik jinekolojik muayeneler,
  • Meme hastalıkları
  • Ultrasonografik incelemeler
  • Hormonal bozuklukların tanı ve tedavisi
  • Kanser taramaları (ultrason, kan tahlilleri, smear testi, HPV testi )
  • Kişiye özel aile planlaması yöntemleri (Rahim içi araç uygulaması, doğum kontrol hapı, sterilizasyon girişimleri)
  • Evlilik öncesi jinekolojik muayene

Gebelik ve Doğum​

Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde, gebelik öncesi gerekli muayene ve bilgilendirmeler yapılmaktadır. Gebelik süreci detaylı ve özenli şekilde takip edilir, anne ve bebek sağlığına titizlikle önem verilmektedir. Sağlıklı nesillerin devamı için doğum konusunda yapılması gerekenler hakkında bilgilendirmeler yapılır, önlemler alınır ve gerekirse müdahale edilir. Ayrıca akraba evlilikleri ile gelişebilecek risklerin önlenmesi, genetik rahatsızlıklara karşı tarama, kromozom analizi gibi konular da bu bölüm içerisinde yer almaktadır. Bu kapsamda verilen hizmetler şu şekilde özetlenebilir:

  • Gebelik öncesi danışma, bilgilendirme ve muayene,
  • Anne sağlığının kontrolü ile gerekli laboratuvar tetkiklerinin incelenmesi,
  • Abdominal ve/veya transvajinal ultrason ile 5. haftadan itibaren gebeliğin tespiti ile gelişim sürecinin yakından takibi,
  • Bebeklerde ailesel sakatlıklar ya da doğumsal problemlerin tespiti için ultrasonografik fetal anomali taraması,
  • Gebelik diyeti, ikili ve üçlü-dörtlü tarama testleri, genetik testlerin yapılması, amniyosentez,
  • Yapılan testler sonucu gebelik sürecinde problem tespit edilen anne adayının yüksek riskli gebelik izlemine alınması,
  • Gebelik süresince anne adayına ruhsal, fiziksel ve beslenme gibi konularda uyum sağlama ile doğuma hazırlanma gibi destekleyici hizmetlerin verilmesi,
  • İlerleyen gebelik haftalarında fetal monitör cihazı( NST) ile bebeğin kalp atışlarının izlenmesi ve iyilik durumunun tespiti,
  • Bebeğin doğumdan itibaren yeni doğan uzman ekibi tarafından gerçekleştirilen bakımı,
  • Doğumdan sonra uygun korunma yönteminin belirlenmesi.
  • İnfertilite durumlarında nedenlerinin tespit edilmesi.

Ürojinekoloji​

Kadınlarda sıklıkla görülen rahim sarkması, idrar kaçırma ve idrar torbasının sarkması gibi hastalıklar ciddi problemlerdir ve mutlaka tedavi edilmelidir. Bu tür şikayetler ile gelen hastaların şikayet yoğunluklarına bağlı olarak muayene, klinik değerlendirme ve ürodinamik incelemeler Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümünde yapılır. Hastaya uygun tedavi yöntemi belirlenir:

  • İlaç tedavisi,
  • Kegel egzersizi,
  • İdrar torbası eğitimi (davranış tedavisi)
  • Vajinal konlarla egzersiz yöntemi,
  • Pesser,
  • Botoks,
  • Ameliyat.

Jinekolojik Onkoloji​

Tüm dünyada kanser kaynaklı kadın ölümlerinde meme kanseri, rahim ağzı ve yumurtalık kanserleri ilk sırada yer almaktadır. Oysa ki kadınların yıl içerisinde yaptıracakları birkaç basit test jinekolojik kanser türlerinin büyük oranla erken teşhisini sağlar ve daha büyük problemlerin önüne geçer. Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü, kadın üreme organlarına ait kanserler ile ilgilenmektedir:

  • Rahim ağzı kanseri,
  • Rahim kanseri,
  • Meme kanseri,
  • Dış genital organlarda görülen kanser türleri,
  • Yumurtalık kanser taraması ve tanısı
  • Rahim ağzı kanseri aşısı için bilgilendirme ve uygulama.
Androloji (Üreme Sağlığı)

  • İnfertilite (Kısırlık),
  • İnfertilite tahlilleri,
  • Yumurtlama takibi,
  • Yumurtlama sorunları,
  • Endometriozis,
  • Histereskopi,
  • Kanal tıkanıklıkları,
  • Ultrason ve doppler.

Menapoz​

Kadın sağlığı için çok önemli bir dönem olan menapoz döneminde düzenli jinekolojik kontrollerin aksatılmaması gerekmektedir. Kadın vücudunda meydana gelen kanserlerin %45'inin genital organlardan kaynaklandığı ve bu rahatsızlıkların en sık görüldüğü yaşların 40-55 arası olduğu düşünülürse, menopoz döneminde çok daha dikkatli olunması gerekir. Meme kanseri, yumurtalık kanseri, rahim kanseri, rahim ağzı kanseri ve dış genital organ kanserlerine karşı yapılacak düzenli kontroller, bu dönemde hastalıkların erken teşhisi açısından önem taşımaktadır. Menopoz döneminde yapılması gerekenler;

  • Periyodik jinekolojik muayene,
  • Kemik yoğunluğu ölçümü-65 yaş sonrası tarama,
  • Meme ultrasonu ve Mammografi,
  • Gerekli ise hormon replasman tedavisi.

Pediatrik ve Ergen Jinekoloji​

Kız çocukları ile genç kızların jinekolojik sorunları ve doğal süreçler ile ilgili kontroller ve bilgilendirme yapılması önemlidir. Kadın Hastalıkları ve Doğum bölümü sadece jinekolojik hastalıkların tedavisinin değil, gerekli bilgilendirmelerin de yapıldığı bir bölümdür. Örnek vermek gerekirse, adet sancısı çeken kız çocuklarına aydınlatıcı bilgi de jinekolog hekim tarafından verilmektedir.

Jinekolojik Operasyonlar​

  • Kist operasyonları,
  • Miyom operasyonları,
  • Kısırlık operasyonları,
  • İdrar yolu operasyonları,
  • Dış gebelik,
  • Laparoskopik , abdominal, vajinal histerektomi,
  • Kanser operasyonları,
  • Endometriozis,
  • Septum ve yapışıklıkların açılması,
  • Polip ve miyomların çıkarılması,
  • Endometrial rezeksiyon ve diğer cerrahi ameliyatlar.
 

Kalp ve Damar Cerrahisi Nedir?​

Vücudumuza oksijenden zengin kanı ve besin maddelerini dolaşım sistemi içinde hareket ettiren, temel görevi kan pompalamak olan organımız 'Kalp' tir. Güçlü kas yapısı ile dakikada ortalama 60-80 kez kasılan ve yaklaşık 4-6 litre kanı organlara pompalayan, hiç durmadan çalışan bir pompadır. Birlikte çalıştığı en önemli sistem 'damar sistemi' dir. Kanı toplardamar sistemi ile vücudumuzdan toplar, akciğerlere oksijenlenmesi için gönderir ve oksijenden zengin kanı tekrar vücudumuza atardamarlar aracılığıyla pompalar. Kalp ve Damar Cerrahisi bölümü, kalp ve birlikte çalıştığı damar sistemini ilgilendiren hastalıkların (doğuştan veya sonradan oluşan) ilaç veya ameliyat ile tedavisini gerçekleştiren tıbbi birimdir.

Hem ülkemizde hem de dünyada, kalp ve damar hastalıkları ciddi ölüm nedenleri arasında yer almaktadır. Modern tıbbın sürekli ilerlemesi sayesinde pek çok hastalık erken teşhis ile kontrol altına alınmaktadır. Cerrahi işlem gerektiren kalp ve damar hastalıklarında, hastalarımızın tedavisi alanında uzman doktorlar tarafından yürütülmektedir.

Kalp ve Damar Cerrahisi Hangi Hastalıklara Bakar?​

Kalp ve Damar Cerrahisi kalp ve birlikte çalıştığı damar sistemini ilgilendiren hastalıkların tedavisini gerçekleştirmektedir.

  • Koroner byp-pass ameliyatı / Çalışan kalpte by-pass ameliyatı
  • Kalp kapak ameliyatları (kapakların değişimi veya tamiri)
  • Minimal invaziv kalp cerrahisi
  • Aort anevrizması ameliyatları (Klasik ve Endovasküler (Kapalı) yöntem)
  • Kalp tümörleri
  • Periferik arter hastalıklarının Cerrahi ve Endovasküler (stent, balon) tedavisi
  • Akut ve kronik atardamar hastalıklarının tedavisi (Embolektomi, trombektomi)
  • Karotis Arter (Şah damarı) Hastalıkları ve tedavisi
  • Varis tedavisi (Endovenöz Lazer ve Radyofrekans Ablasyon, Skleroterapi / Köpük skleroterapisi)
  • Derin Ven Trombozu Tedavisi
  • Kalp zarı (Perikard) hastalıkları
  • Vazospastik damar hastalıkları, Buerger hastalığı, bazı inflamatuvar damar hastalıkları, kalp ve damar yaralanmalarının tedavisi

Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümündeki Ameliyatlar​

Koroner By-Pass Ameliyatı: Kalbi besleyen atardamarlara "koroner arter" adı verilir. Bu damarlarda oluşan darlık ve tıkanıklık kalp krizine (miyokard enfarktüsü) neden olmaktadır. Yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara kullanımı, şişmanlık, stres, hareketsizlik ve ailesinde koroner arter hastalığı bulunan kişilerde gelişen hastalık yaşam kalitesini bozmaktadır. Kritik darlık veya tamamen tıkanmış koroner damarlara açık kalp ameliyatı ile koroner bypass işlemi uygulanmaktadır. Bypass ameliyatında, vücudun başka bir yerinden alınan damarlarla darlık gelişmiş veya tamamen tıkanmış koroner damarların daha ilerisine köprü oluşturularak kan akımı tekrar sağlanır.

Kalp Kapak Cerrahisi: Kalp kapakçıkları kalbin odacıkları arasında yer alan, kanın akış yönüne doğru açılıp daha sonra eski konumuna dönerek kanın geriye doğru kaçmasını önleyen yapılardır. Kalp kapakçıklarında ortaya çıkan ileri derecede yetersizlik veya ileri derecede daralma (romatizmal hastalık) nedeniyle ameliyat gerekmektedir. Kaakçıklarda oluşan hastalığa balı olarak (yetersizlik veya daralma) açık kalp ameliyatı ile kapakçıklar değiştirilmekte ya da tamir edilmektedir.

Kalp Tümörlerine Yönelik Cerrahî Girişimler: Kalp dışındaki organlardan sıçrayan ya da kalpten kaynaklanan iyi / kötü huylu kitlesel yapılara kalp tümörü denilmektedir. Genellikle rastlanan iyi huylu tümörlere miksoma, kötü huylu tümörlere ise anjiyosarkom ve rabdomiyosarkom adı verilir. Tümörlerin çıkarılmasına yönelik cerrahi girişimler, klasik yöntem dışında minimal invaziv denilen meme altından açılan minik kesiler yolu ile de yapılmaktadır.

Periferik Damar Cerrahisi: Kalp ve beyin dışında, vücuttaki diğer organlar ile dokuları besleyen atar damarlara periferik arter adı verilir. Bu damarlarda görülen darlık ve tıkanıklık sonucu oluşan hastalıklar, periferik bypass veya endarterektomi denilen cerrahi yöntemler ile tedavi edilmektedir. Periferik bypass ameliyatlarında vücudun başka bir alanından toplardamar ya da yapay damar kullanılmaktadır. Bypass yapılamayacak kadar ileri derecede damar sertliği olan hastalarda bazen damar içindeki sertleşmiş, kireçli plak damar duvarından soyularak çıkarılmakta, damarın içi temizlenmektedir. Bu işlem 'endarterektomi' olarak bilinir. Damarın içi temizlendikten sonra açılan bölge hastanın kendi toplardamarı ya da suni bir damar ile yama yapılarak kapatılır. Periferik damar hastalıklarında açık cerrahi yöntem dışında kapalı, endovasküler yöntemler kullanılarak da tedavi seçenekleri mevcuttrur.

Minimal İnvaziv KVC: Minimal invaziv kalp damar cerrahisi, operasyonlarda küçük kesilerin kullanıldığı ve hızlı iyileşme sağlayan ameliyat yöntemidir. Bu tür operasyonlarda travma, kan kaybı, operasyon sonrası ağrı ve enfeksiyon riski daha azdır. İyileşme süresinn daha hızlı olması ve daha iyi bir kozmetik görünüş sağlaması avantajlarıdır.

Küçük Kesiler ile By-Pass İçin Damar Çıkarma: By-pass ameliyatlarında kullanılacak olan damarlar hastanın bacak ya da kol gibi vücudun başka alanlarından alınmaktadır. Klasik yöntemde büyük kesiler ile damar alınırken, endoskopik yöntem ile küçük kesiler yardımıyla da damarlar alınmaktadır.

Sol Ventrikül Anevrizma Tamirleri: Kalbin sol karıncık (ventrikül) bölgesindeki kalp kasının herhangi bir bölümünde kalp krizi sonrasında oluşan balon şeklindeki genişlemeye sol ventrikül anevrizması adı verilir. Genişleyen, anevrizma gelien bölgedeki kap kası kasılamaz ve kan pompalama işlemine katkı sağlayamaz. Anevrizma içinde pıhtı gelişebilir, ritim bozukluklarına ve kalp yetmezliğine neden olabilir. Oluşan pıhtının beyine atması sonucu felç de gelişebilir. Anevrizma, oluştuğu bölge ve boyutlarına göre farklı teknikler kullanılarak düzeltilebilir.

Aort Anevrizması Ameliyatları: Kalpten çıkan ve vücuda temiz kanı dağıtan ana atardamara 'Aort' adı verilir. Aort damarı kalpten çıktıktan sonra seyri boyunca farklı isimlerle adlandırılır. Kalpten çıktıktan sonraki bölmüne çıkan (asendan) aorta, devamında kavis yaptığı alana ise arkus aorta, göğüs boşluğu içindeki kısmına inen (descendan) aorta ve karın içindeki bölümüne ise abdominal aorta denilmektedir. Aort damarının bu bölgelerinde kese şeklinde anormal genişlemeler meydana gelebilir. Anevrizma adı verilen bu rahatsızlıklar yakından takip edilmeli, büyüme gösteren veya yırtılma tehlikesi olan hastalar cerrahi olarak tedavi edilmelidir.

Koroner Anjiyografi: Kalbi besleyen koroner damarların kontrast madde verilerek görüntülenmesi işlemidir. Kasık ya da el bileğindeki atardamarlardan özel kateterler ile girilerek işlem gerçekleştirilir.

CGM Testi: Kardiyogonyometri olarak da bilinen CGM testi, kalbe giden damarların elektriksel aktivitesini üç boyutlu olarak görüntülenmesini sağlayan bilgisayar temelli bir testtir. 3D-EKG olarak da bilinen bu yöntem, hasta istirahat halinde iken, sırt ve göğse bağlı elektrotlar yardımı ile kısa sürede yapılabilir. Uygulama esnasında kimyasal madde ya da radyasyon kullanılmaz. CGM testi, klasik yönteme göre kalp krizi riskini çok daha hızlı gösteren test olarak bilinmektedir.

ABI Testi: Ankle-Brachial Index olarak bilinen ve Türkçe'ye "Ayak bileği-kol indeksi" olarak çevrilen test, periferik atardamar hastalığı teşhisinde kullanılmaktadır. Periferik atardamar hastalığına sahip olan kişilerde, kol veya bacakları besleyen atardamarlarda daralma ve buna bağlı dolaşım bozuklukları görülmektedir. ABI testi, bacak ve kollara tansiyon manşonu bağlanarak elde edilen tansiyon değerlendirilmesiyle hesaplanan bir ölçüm yöntemidir.
 

Hepatopankreatobiliyer (HPB) Cerrahi Birimi Nedir?​


Karaciğer, pankreas, safra yolları ve safra kesesinin cerrahi hastalıklarının tanı ve tedavi uygulamaları Hepatopankreatobiliyer (HPB) Cerrahi Birimi tarafından yapılmaktadır. Genel cerrahinin ana kollarından biri olan bu birim, karaciğer, pankreas, safra kesesi ve safra yollarının iyi ve kötü huylu hastalıklarının tanı ve tedavisinde uzmanlaşan aynı zamanda damar cerrahisi, mikrocerrahi ve cerrahi onkoloji alanında deneyimli genel cerrahi uzmanlarından oluşur.
Ülkemizde henüz resmi olarak genel cerrahi yan dalı olarak kabul görmemiş olsa da HPB Cerrahisi konusunda yetişmiş uzmanlara her geçen gün daha fazla oranda ihtiyaç duyulmaktadır. HPB’nin açılımı, karaciğer, pankreas ve safra yollarının latince adları olan hepato, pankreato ve biliyer kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Hepatopankreatobiliyer hastalıklar, bu organlarda ve ilişkili oldukları sistemlerde görülen hastalıklardır. Hepatopankreatobiliyer cerrahi ise bu organlar ile ilgili hastalıkların tedavisinde kullanılan cerrahi girişimlere verilen isimdir. Karın boşluğunun sağ üst kısmında bulunan karaciğerin hemen bitişiğinde, safra yolu kanalları ile karaciğere bağlanan safra kesesi bulunur. Safra yolları, karaciğerden başlayarak önce safra kesei kanalı ve daha sonra pankreas kanalı ile birleşerek onikiparmak bağırsağına (duodenum) bağlanır. Bu organ ve kanallarda görülen hastalıklar tüm sindirim sistemi yanında kanama-pıhtılaşma sistemini ve boşaltım sistemini etkiler. Bu nedenle bu organların hastalıkları bir bütün olarak ele alınmaktadır.
Hepatopankreatobiliyer cerrahinin önemi giderek artmaktadır. Teknoloji ve tıbbın gelişmesi ile hepatobiliyer hastalıkların tedavisinde alternatif ve farklı yöntemler kullanılmaya başlanmıştır. Hastalıkların kesin tanısı, görüntüleme yöntemleri yardımıyla koyulmaktadır. Tedavide ise her hastanın kendine özgü durumu belirlenmekte ve tedavisi kişiye/hastaya özel olarak seçilerek uygulanmaktadır. Her tedavi planının hastaya özel kurgulanması nedeniyle alınan sonuçlar da iyi yönde değişmektedir. Karaciğer ve pankreasın nakil edilebilen organlar haline gelmesi tedavi süreçlerini bambaşka boyutlara taşımıştır.
Bu alanda, hastalara multidisipliner (birden fazla tıbbi branşın birarada değerlendirme yapması ve tedavi kararı vermesi) yaklaşımla tanı ve tedavi uygulanmaktadır. Medicana Hepatopankreatobiliyer (HPB) Cerrahi Birimi, birçok farklı birimle uyum içinde çalışmaktadır. Tanı ve tedavide aşamalarında HPB Cerrahisi-Genel Cerrahi koordinatörlüğünde; anestezi, enfeksiyon hastalıkları, girişimsel radyoloji, gastroenteroloji-hepatoloji, gastrointestinal endoskopi, patoloji, medikal onkoloji, mikrobiyoloji, mikrocerrahi ve plastik cerrahi, nükleer tıp, tanısal radyoloji, radyasyon onkolojisi ve yoğun bakım uzman hekimleri ile ortak çalışılmaktadır. Tanı ve tedavide mükemmeliyet seviyesine ancak bütün bu bölümlerin birlikte uyum içinde çalışması ile ulaşılabilmektedir.
Karaciğer, safra yolları, safra kesesi, pankreas cerrahisi ve karaciğer nakli uzmanı Prof. Dr. A. Cem İbiş önderliğinde, Medicana Bahçelievler Hastanesi’nde kurulan Hepatopankreatobiliyer (HPB) Cerrahi Birimi’nde hastalarımızın ihtiyaç duydukları sağlık hizmetini, uluslararası standartlara uygun şekilde doğruluk, kalite ve güvenilirlik ilkelerinden ödün verilmeden almaları sağlanmaktadır.

Hepatopankreatobiliyer (HPB) Cerrahi Birimi Hangi Hastalıklarla İlgilenir?​


Hepatopankreatobiliyer cerrahi biriminde karaciğer, pankreas, safra kesesi ve safra yollarında ortaya çıkan hastalıkların tanısı koyularak ve uygun tedavi planı oluşturulur. Genel olarak kendini yenileyebilme ve iyileştirebilme özelliğine sahip olan karaciğer, bazı durumlarda altta yatan hastalık nedeniyle işlevini yerine getiremeyebilir. İlerleyen hastalık aşamalarında karaciğerde yetersizlik ortaya çıkabilir. Bu durumda tek seçenek karaciğer nakli haline gelebilir. HPB Cerrahlarının büyük bir çoğunluğu karaciğer nakli eğitimi de alarak bu alanda da aktif olarak çalışmaktadır. HPB Cerrahi Biriminin en önemli görevi karaciğer hastalığının (akut ya da kronik viral hepatit, iyi huylu ve kötü huylu tümörler, kistler ve karaciğer kanseri…vb gibi) tanısının doğru ve zamanında koyulmasının sağlamak ve her hastaya özel şekilde en uygun tedavi yöntemini seçip uygulanmasını sağlamaktır.
Karaciğer tümörleri iyi huylu (benign) ya da kötü huylu (malign) özellikte olabilirler. Karaciğerde en sık görülen iyi huylu tümör hemanjiomdur. Karaciğerin en sık görülen kötü huylu tümörü ise hepatosellüler kanserdir (HCC). Sayı olarak bakıldığında aslında karaciğerde en çok görülen kötü huylu tümörler karaciğere diğer organlardan metastaz(yayılım) yoluyla gelen tümörlerdir. Bu durumda cerrahi operasyonların yanı sıra radyoterapi, kemoterapi, transarteryel kemoterapi (TAKE), transarteryel radyoterapi (TARE), radyofrekans (RF) veya mikrodalga ablasyon yöntemlerinden de yararlanılmaktadır.
Karaciğerin ülkemizde oldukça sık görülen kistik hastalıklardan birisi de karaciğer kist hidatiğidir. Karaciğer kist hidatiği, çoğunlukla bulaşlı besinlerle alınan echinococcus granulosus paraziti nedeniyle ortaya çıkar. Hızlı bir şekilde büyüyen kist, çevresinde bulunan doku ve organlara baskı yaparak fonksiyonlarını etkiler. Kistin yırtılarak karın içine dökülmesi, veya kistin yırtılarak safra yollarının içine boşalması sonucunda safra yollarında tıkanıklığa ve ağır safra yolu enfeksiyonuna (kolanjit) yol açması hayatı tehdit edecek boyutlarda ciddi hale gelebilir. Genel olarak hastalığın tedavisinde ilaç, girişimsel radyoloji yardımıyla cillten kateterle boşaltım işlemi ve cerrahi yöntemden biri veya birden fazlası birlikte kullanılır. Cerrahi tedavi açık veya laparoskopik (kapalı) olarak cerrahi ekibin hastalığın durumuna göre yapacağı tercihe göre yapılmaktadır.
Karaciğerden ayrı olan fakat ona yapışık şekilde vücutta bulunan safra kesesinde en yaygın görülen hastalıkların başında safra kesesi taşları gelir. Bu hastalık kolelityaz olarak da adlandırılır. Safra kesesi taşları, çoğunlukla belirti göstermediği için tesadüfen fark edilmektedir. Sadece safra kesesinde taş tespit edilmiş olması ameliyat olma gerekliliği anlamına gelmemektedir. Cerrahi tedavinin ön planda sadece belirti veren safra kesesi taşları olan hastalara uygulanması tavsiye edilirken nadiren bazı özellikli durumlarda belirti vermeyen safra taşları olan hastalara da cerrahi müdahale önerilebilmektedir. Safra kesesinde görülen akut iltihaplanma olan “akut kolesistit” sık rastlanan hepatobiliyer hastalıklardan biridir. Safra kesesinde iltihaplanmaların görülmesinin en sık nedeni safra kesesi taşlarıdır (kolesistolityaz). Şikayetlerin başlaması ile hastaneye başvuru arasında 72 saatten daha az süre geçen akut kolesistit tanısı koyulan hastalarda acil şartlarda laparoskopik kolesistekomi (kapalı yöntemle safra kesesinin çıkarılması ameliyatı) önerilmekte iken diğer gruba giren hastalarda ilaç tedavisi uygulanması ve atak geçtikten 4-6 hafta sonra safra kesesi ameliyatının yapılması bir diğer yaklaşımdır.
Pankreas kanseri ise genel olarak geç belirti veren ve bu nedenle tanıda gecikmelerin olduğu hızlı seyirli ve çevre dokulara yayılarak cerrahi tedaviyi güçleştiren ve hatta bazen imkansız hale getiren kanser türlerinden biridir. Pankreas başında yerleşmiş olan kanserlerde yapılan Whipple ameliyatında (pankreatoduodenektomi) pankreas başı, karaciğer dışı safra yolları safra kesesi, oniki parmak bağırsağının (duodenum) tümü ve bazı durumlarda midenin bir kısmı çıkarılmaktadır.
Girişim gerektiren karaciğer, pankreas, safra yolları ve safra kesesi hastalıklarında tedavi, açık ameliyat, kapalı ameliyat (laparoskopik cerrahi) ve radyolojik girişim uygulamaları ile yapılmaktadır. Abse, kist ve bazı tümörler ise diğer girişimsel yöntemlerle tedavi edilebilmektedir. MEDICANA HPB Hastalıkları Birimleri’nde aşağıdaki hastalıkların tanı ve tedavisi yapılmaktadır:

Karaciğer​

  • Karaciğer kanseri
  • Karaciğer tümörleri (iyi huylu ve kötü huylu)
  • Karaciğer metastazları
  • Karaciğer yağlanması
  • Karaciğer kistleri
  • Karaciğer abseleri
  • Viral hepatitler (akut ve kronik hepatit)
  • Karaciğer kist hidatiği
  • Karaciğer sirozu
  • Karaciğer nakli

Pankreas​

  • Akut pankreatit
  • Kronik pankreatit
  • Pankreas kanseri
  • Pankreas tümörleri, kistleri (iyi huylu ve kötü huylu)

Safra Kesesi ve Safra Yolları​

  • Safra kesesi taşları (kolelityazis)
  • Safra kesesi iltihabı (kolesistit)
  • Safra kesesi tümörleri
  • Safra yolu tümörleri
  • Safra yolu kistleri (Koledok kistleri)
  • Safra yolu darlıkları
  • Safra yolu yaralanmaları (Kolesistektomi ameliyatına bağlı)

Alıntı​

 
Geri