Bu adamları ülkemize 'de facto' yoldan zorla bizler getirdik. Kendi ülkelerindeki savaşları körükleyerek, sınırları cihatçı örgütlere açarak çoğunun kentlerine köylerine savaşı ihraç ettik. ÖSO gibi örgütlere eğitimler verdik, silah, gıda, tıbbi vb. yardımlarda bulduk ve rejime karşı savaşa yolladık. Verdiğimiz desteği "ümmete yardım" adı altında meşrulaştırmaya çalıştık. "Önemli olan" siyasi çıkardı ve bu açıdan her türlü argüman kullanıldı. Dini görev dendi, milli görev dendi, insanlık görevi dendi, bilmem ne görevi dendi ve bu yolla başka bir ülkenin egemenlik hakkını ihlal ettik. "4 adam gönderirim, Türkiye'ye bilmem ne kadar füze attırıp savaş gerekçesi yaratırım" gibi kan dondurucu sözlerle insan hayatı üzerinden rant sağlanmaya çalışıldı. Savaşın kaçınılmaz sonucu olarak da bu adamlar göç etmek zorunda kaldı. Bir çoğunun akrabası öldü, kadınları kötü yola düştü, bazıları fiziki olarak, birçoğu da ruhsal olarak yaralı kaldı. Bunca olumsuzluğun vebali bu hale getirenlerin boynunadır.
Yaşadığımız bu sorunlar ve yurttaşlarımızın rahatsızlık duyduğu bu durum çok sıra dışı durumlar değil. Her savaşın kaçınılmaz sonucu "insani dramdır" yada diğer adıyla mülteci sorunudur. Adamları hem bu hale getireceğiz hem de "niye böyle yapıyorlar" cinsinden öyküneceğiz. Bence ülkemizde sorun çıkaran Suriyelileri suçlamak bir noktadan sonra yetersiz kalıyor.
Birileri "Suriye'ye gireceğiz"derken koca Suriye'yi ülkemize soktu. Kaçınılmaz olan şeyleri araplığa yada "savaştan kaçan vatan hainleri" gibi şeylerle parlatmak doğru değildir, temelsizdir.