SunSet'in Karalamaları

Konu sahibi son olarak 3095 gün önce görüldü
Zihnimin bulantılarını kusacak en güzel yöntemim çoğu zaman kalemimdir. Bazı bulantılar var ki dilimi geçtim kalemim bile lal kalıyor. Sanırım zamanı değil henüz bazı şeylerin dile gelmesi kaleme düşmesi.
Bu aralar pek fazla sorguluyorum kendimi, hayatımı, nerde olduğumu ve nerede olmam gerektiğini sanırım her geçen gün biraz daha çalıyor umutlarımdan hayat denen hırsız…..
Kendi hayatımın sığıntısıyım sanki yabancı geliyor her şey kendi hayatıma yabancılaşmış gibiyim. Bir kaza geçirmiş hafızamın gelecek kısmını kaybetmiş şimdimden önceki her anı hatırlar gibiyim….
Sıcak dost geceleri vuruyor ansızın beyimin tam ortasından. Doyasıya gülüşlerimiz, omuz omuza söylenen türküler, içilen kahveler, sırlar, düşler, sırt sırta uyuduğumuz geceler şimdi hepsi birer anı. Hayat hepimizi farklı yollara sevk etti hayatın koşuşturmasına daldık kilometreler girdi araya artık telefon ardından hissediyoruz o sımsıcacık yürekleri o en içten kahkahaları büyük galiba artık….
Yani demem o ki hayat dostlarım ile arama mesafe koysa da varlıklarını bir şekilde hissetmek yüreğimi ısıtan tek şey sanırım bu günlerde…


Sevgilimi dedin??
Sevgilinin yüz güldürdüğü nerde görülmüş allah aşkına tamam yüreği ısıtıyor ısıtmakla da kalmıyor yakıyor ama yüz güldürenine henüz rastlamadım. Gerçi yani sanırım ben sadece dostlarımla mutluyum onlar ile huzurluyum….

Neyse konumuz bu değil konumuz çıkmazlar yani sanırım…

Aslında konuyu bende bilmiyorum öyle boşluğa ne geçerse zihnimden parça parça döküyorum işte…
Sanırım şuan da zihnim dağılmakta toplayamıyorum parçaları bir araya getirip bir düşünce bir var oluş çekip çıkartamıyorum. Sadece birazcık yorgunum biraz vazgeçmiş belki de çokça kırgınım kırgınlıklarımı toparlıyorum dönüp bakıyorum koskoca bir hiç elde etmiş oluyorum….
Sanırım ağır geliyor bazı şeyler…
Düşünüyorum bazen neden şimdi buradayım diye hep birilerini suçlamaya alışmışız ya artık gerçek suçluyu bulsam da inanasım gelmiyor… Soruyorum kendime hadi eğitim hayatını batıran babandı, aileyi dağıtan babandı peki şuan çabalamamanın sebebi ne bu pes etmişlik niye koskoca 7 yıl dimdik durup ideallerim hayallerim diyerek savaş açan ben neden şimdi bu kadar bezgin neden bu kadar pes etmiş haldeyim….

Yenik mi düştüm yoksa….

b.t

24/10/2013
00/25
 
neler sıgdırmışım 21yıllık ömrüme acı tatlı ne cok şey yaşamışım nelerden vazgeçmişim nelere gögüs germişim ne cok yormuş beni hayat ne cok almış benden ne çok yakmış yıkmış ya verdikleri nerede bazen bir dost gülümsemesinde annemin gözlerinde hem şükürler olsun diyip hem lanet okumak tamda insan oğluna göre galiba hiç bir zaman tam anlamıyla sükredemeyecegiz yaralar geçiyor izleri kalıyor bin bicak darbesi sırtta bazen agır aksak bazen koşar adım gidiyoruz peki nereye bu yolculuk ya tambuldum derken kaybettiklerimiz onlar nerede soruguya çekiyorum bu gece kendimi ay ışıgı gardiyanım ...

b.t
 
bu ara fazla duygusalım sanırım ot .oka gözlerim doluyor uzaklaşmak istiyorum herşeyden olmuyor...
offff kafam allak bullak...
 
geçer diyorlar hangi biri geçti ki içimin ağrıları geçsin....
yağmur yağsa diyorum aralıksız yangınlarımı söndürene kadar durmak sızın yağsa,
ama öyle ahmak ıslatan felan değil şakır şakır bardaktan boşalırcasına.
Islansam sırılsıklam gözlerimi kapatsam dans etsem yine yağmur altında
sonra bi açsam gözlerimi karşımda sen başını yana yatırmış gülüyor olsan halime
bende gülsem...
sonra hasta olacaksın diye kızsan bana
umursamasam o an hiç bir şeyi sonra her yer kararsa
anlasam bu bir RÜYA....
b.t
 
Güzel bir bahar sabahına uyanır gibi uyandım bugün
Kararlı adımlarla yürüdüm içimde gizlendiğin odaya
Keskin düş kırıklıklarıyla bezediğim senli hayallerimi
Gözümü kırpmadan geçirdim boynuna
Ve çektim ayaklarının altından deli sevdalı kadını
İçimde can çekiştikçe sen
Yeniden hayat buldum
Yeniden tanıdım kendimi
Sen tükendikçe içimde
Ben sen olmaktan çıktım kendime döndüm
Beni bende bulamayıp kapıdan döndüğüm günlere inat
Bütün ışıklar açık
Perdem rüzgarla dansta
Bu defa kendimi bekliyorum
Senden geçmiş yüreğim
Artık baktığım yerde seni değil kendimi buluyorum
sen tükendikçe içimde
yarınlara umut türküleri yolluyorum…



b.tunçel
 
Görmüyor musun çocuk dikenli tellerle çevrili yaralarım
Bir dokunsan parça parça olacak parmakların
Dokunma çocuk hüznüme kanar ellerin
Görmüyor musun çocuk kanıyor ruhum
Bir dokunsan sana da geçecek hüznüm
Dokunma çocuk yaralarıma dokunma senide kaplar elem
Görmüyor musun çocuk yüreğim pas tutmuş
Bir dokunsan parmaklarından nefret akacak
Dokunma çocuk yüreğime kirlenir yüreğin
Görmüyor musun çocuk solmuş renklerim mavi değil gelecek
Bir dokunsan kap kara olacak parmakların
Dokunma çocuk kararır düşlerin
Görmüyor musun çocuk kurumuş topraklarım
Bir dokunsan nadasa durur toprakların
Dokunma çocuk yakma yeni yeşermiş umutlarını
Dokunma çocuk hasat zamanın elbet gelecek
Toplayacaksın sabrının ürünlerini
Beni bırak çocuk benden ne köy olur ne kasaba
Çatlamış topraklarıma fayda etmez senin yağmurun
Beni bırak çocuk benden ne köy olur ne kasaba
Ruhum çekilmiş benim baharı taşıyamazsın bana
Dokunma çocuk bana dokunma
Senide çekerim yangınlara…
Dokunma çocuk bana dokunma
Küçüksün daha incinirsin…

b.t
 
simdilik sizlerle eski yazılarımı paylaşacağım zaman zaman araya yenileride girecektir öyle hergün karalayan biri değilim malesef:)
 
Kalp ağrısı zamanlarda düşlerimi esir vermişim karanlığına
Çaresiz kabullenilmişlik varlık ile yokluk arasında gidip gelişlerin
Dokunduğum ten içimdeki adamın gölgesi
Işıl ışıl sandığım gözler karanlık bir tünelde hızla gelen otomobil
Bu aşkın kazası kaçınılmaz sevgili
Şimdilerde kalbim ağır yaralı
Can kaybediyor yokluğunun çıkmazlarında
Hafif bir rüzgar esiyor denizden
Eylül bahçeleri solmuş yapraklar hüzne dair ne varsa tabloda
Fonda usul usul içime sızan şarkı

Neydi bir arada
Tutan şey ikimizi
Birleştiren neydi ellerimizi..

Sahi neydi bir arada olmamıza neden olan
Neydi bizi bağlayan
Yaşamın kendisi saydığımız vazgeçmişlik mi?
Yoksa yağan yağmura inat delice ıslanmak isteyişimiz mi?



Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi
Sevmek bir çok şeyi göze almaktı


Sahi neleri göze alabildik tertemiz bir sevda uğruna
Nelerden vazgeçe bildik biz olmak adına


Baksana geçmişe
Ne çok anıyla yüklü
Nerde o taverna nerde sinema
Harcanmış zamanlar
Yeniden yaşanmaz ki
Geç kaldıktan sonra
Arama boşa





Şimdi geride kalan onca anıyla baş başa bırakıp beni
Farklı yollara girmiş olmanın verdiği buruk sevinçle koşar adımlarla gitmektesin sevgili
Boşa harcadığımız ömrün telafisi yoktur bilesin
Girdiğimiz yolun dönüşü yok sevgili
Ben bana bıraktığın hüzünleri büyütürken
Sen sende kalan anılarıma iyi bak sevgili
Yolun açık olsun…

b.t
 
bazen düşünüyorum da güvendiğim değer verdiğim insanlar benim verdiğim değerin %10nu bile vermiyorken ben nasıl oluyorda bu kadar iyi niyetle hiç birşey yokmuş gibi davrana biliyorum kırgınım bazılarına sonra bir kaçına cümleler kuracak halim bile yok verdikleri sözleri tutmayanlarda var tabi içlerinde onlara sadece gülüyorum ve cigerinizi biliyorum demekle yetiniyorum gerçekten cigerini bildiklerim var ama neden hala müsemma gösteriyorum bilmiyorum neyse konu derin aslında ve ben derine inecek halde değilim...
 
NERDEYSE EKSİKSİZ

Biliyorsun, ölüm diye bir şey yok, diyor adam kadına.
Biliyorum, evet, artık öldüğüme göre, diyor kadın.
İki gömleğin de ütülendi, çekmecede,
sadece küçücük bir gül benim özlediğim.

Yannis Ritsos
 
kalbimin ağıtlarıydı tüm çığlıklarım...
çırpınıyor yüreğim ha battı ha batacak gece zehir gece cüzam gece ertelenmiş mutluluklar ha koptu fırtına ha kopacak...Sıkı giyin derdi annem üstünü açma terlermişim uykumda hasta olurmuşum sonra yüreğim annem yüreğim terliyor benim en çok ona bir çaren var mı? Yüreğin teri gözden akar derler yüreğimin sırtı gözlerimdir o halde.Terlediğim de sırtıma havlu koyardın annem peki gözlerime havluyu kim koydu?
göremiyorum annem insanların sahteliğini.Yüreğim çırpınıyor annem içimde yine o bilindik telaş avaz avaz susuyorum suskunluklarım büyüyor büyüdükçe dahada susuyorum içimi kaplıyor içimin başı dönüyor iki büklüm çok desibelli ortamlara düşüyor sonra yüreğim çığlık çığlığa kalıyor kalbimin ağıtları düşüyor geceye bir kıvılcım düşüyor yüreğimin ucu alev alıyor içimin suları çekiliyor yüreğimin teri kuruyor gözümden akmıyor artık biriken her damla içime içime akıyor yinede sönmüyor yangınım çığlıklarımı duyan anlamıyor yüreğimin dilinden anlayacak olan duymuyor sonra gecenin en ince yerinde biri geliyor içimdeki son türküyü susturuyor plağı başa sarıyor alevler şiddetleniyor yüreğim küle dönüyor olmuyor bir türlü kabuk tutmuyor yaralar sonra ağıtlar yakıyorum geceye düşler fısıldıyorum dinmiyor.....
B.T
 
uzun zaman sonra özlemişim bu şarkıyı...

Zaman unutup beni
Bırakır sokaklara
Sessiz oluyor insan
Böyle durumlarda

Yürüdüğüm yol değil
Gidişin üşütür beni
Konuşamıyor insan
Böyle havalarda

Her şey değişir ama
Eskimiyor acılar
Yaşayan bilir ancak
Nasıl acıtır akşamlar

Bedenimde yaşamak
Zor geliyor artık bana
Sözlerim kalın sis
Ruhuma anlam kat

Sevmek yarı ölmektir
Böyle demiştin giderken
Her gün ölüyor insan
Hatırlayınca

Anlatınca eskir
Bilirsin yaşananlar
Susarım o zaman ben
Düşlerim başlar

Sen yine seni sev
Ben içimde kalayım
Çekil yolumdan artık
Ben olayım

murat yılmaz yıldırım sen yine seni sev:)
 
zihnimi bulandıran bir sürü şeyle mücadele etmek sanırım fazla yoruyor beni mutlumuyum onuda bilmiyorum kendimi dinlemekten kaçıyorum bu aralar sanırım cevapları bildiğimden yada her neyse işte sadece yorgunum bil istedim...
 
Hayli zaman olmuş sana iki satır yazmayalı hüzün prensi 25 ekim 2010 seni ilk görüşümdü değil mi? Çocuksu gülüşlerinle bakıyordun yüzüme çok çabuk kaynaşmıştık fazla muhabbetimiz mi getirdi ayrılığı sahi? Gözlerinde hüzün sakladığını o ilk bakışta anlamıştım her fırsatta gözlerinin büyüsüne saklanmaya gelirdim yanına bi heves dinlerdim anlattıklarını her biri sanki bir hazineymiş bir sırmış gibi…
Epey zaman oyaladım kalbimi geçmedim sularından atlamayı göze alamadım ilk ne zaman kabullendim ne zaman telsim oldum o kalp yarası gözlerine hatırlamıyorum ….
20 haziran 2011 ….Başlangıcımıydı bu sevdanın yoksa cenaze törenimi emin değilim defalarca kovulduğum kapıyı kendi ellerinle açmıştın sen davet etmiştin içeri şaşkındım titreyen kalbimle senin hayatının içinde bir yer aradım durdum kendime fazla kalabalık değildin oysa bir sen birde o vefasızın vardı aslında fazla dağınık da değildi üstelik neresine sığdıramadın beni el kadar yüreğinin…
O vefasızındı ben yaralarının sargısı böyle geçi günler ömrümün hüzün tarlası….




Gelişlerin gidişlerin oldu sonra durmak sızın bir var bir yok oldun tüm masallar böyle başlamamışmıydı zaten sonra bir gün hiçte beklenmediğin yokluğunun yaratığı boşluğa sımsıkı sarılmış farkında bile değilken geçen günleri bir mesajla tekrar çıktın gizlendiğin yerden…
11 ağustos 2013…
Gecenin hüznüne mi yenik düştün alkolün etkisine mi bilmem yıkılmış dağ gibi dediğim adam
Koşar adım geldi bu defa sen çaldın kapımı sığınak arıyordun aklına gelen ben olmuştum
Limanım olmuşsun yüzüm yok sana gelmelere diye diye sindin yine içime nasıl dönebilirdim ki sırtımı sana yeni bi gelecek inşa etmeye başladık hayaller kurduk o kadar emin konuşuyordun ki kendinden şaşkındım elim ayağıma dolaştı seni ağırlamanın bu denli bocalatacağını bilemedim ne var ne yoksa serdim yine önüne bu defa tamam bu defa herşey düzelecek diye düşünürken yine gittin…
Geldin yağmaladın elimde avucumda kalan ne varsa aldın ve gittin…
Bravo hüzün prensi bu defa hak ettiğin yerdesin boşlukta… Çok güzeldi değil mi sana olan sevgim koşulsuz şartsız sevilmek çok güzeldi değil mi üzgünüm hüzün prensi kaybettin bu defa sadece giden olmayı değil nefret edilen olmayı mide bulandıran olmayı seçtin yine döneceksin biliyorum hani bana bilmediğim bir şeyler söyle diyordun ya şimdi sana bilmediğin bir şey söyleyeyim mi bu defa kapıda kalacaksın bana ulaşa bileceğin tüm yollar bu defa kapalı hüzün prensi üzgünüm
ARADIĞINIZ KADINA SUANDA ULAŞILAMIYOR LÜTFEN KAPIYI GİDERKEN ÇEKİNİZ VE GELDİĞİNİZ YOLU UNUTARAK GİDİNİZ….!
 
İçimin kırıklıklarını topluyorum şimdilerde
Yorgunum boşa kürek çekmelere
Fazla dağılmış sanki parçalarım
Savrulmuş uzaklara uzaklarda yakın olur mu bir gün
Yüreğime saplanmış şimdilerde yelkovan
Vakit özlemi vuruyor
Sahi gelir mi özlenen günler
Kanadı kırık kırlangıç misali
Her çırpınışta acıyla düşüyorum bilinmez zamanlara
Dilim lal şimdilerde yürek kor
Acının hançeri en derinde söküp alır mı hüznümü
Kabuk tutar mı oluk oluk kanarken yaralar
Gözerimden katre katre dökülen umutlarıma ne demeli
Ufuk çizgisi bu kadar uzak mı sahi
Hangi iklimin sağanakları bu duygular
Hangi vicdanın esiri gülümsemeler
Hangi dağın ardında kaldı güneşli günler…


B.T

subat 2011
 
Yol bitti…
İçimde fırtınalar
Söz susuyor…
Kalbim mühürlü
Yakamoz sessizliğe çağrıda…
O yüzden mi hep sustuk
Zifiri karanlık çökmüş yüreğime…
Cılız bir mum ışığı kadar bile aydınlığı yok
Çıkışları kendi ellerimizle mi kapattık sahi…
Yüreklerimize biz açtık yaraları
Simdi hangi tenler oyalar bizi…
Hangi masalarda unuturuz verdiğimiz sözleri
Ey sen tüm gitmeleri içinde barındıran adam…
Gidiyor musun öyleyse dinle
Ardında bıraktığın bu enkaz senin eserin
Bu ceset soğuklu bakışlar senin aynadaki yansıman
Sahteliğe bürünmüş bu süliyet senin eserin
Gurur duy kendinle böbürlen sevgili
Yaratığın bu duyguları buz tutmuş canavar senin eserin
Gurur duy kendinle böbürlen sevgili
Bu canavar senin eserin…
b.t
temmuz 2012
 
acının derinlikleri özlemlerin en büyüğünü yaşamakmış...

içimde her geçen gün büyüyen özlem rüzgarları ılık meltemlerle başlamıştı oysa kasırgalara döndü simdilerde mahşer yeri gibi kalabalık içim ateşe düşenlerin çığlıkları duyduklarım
duyduğum her çığlık bir parçama ayitmiş gibi kulaklarımı kapatmak istedikçe ellerimi bağlıyorlar sanki her çığlıkta biraz daha kaybediyorum kendimi en başa dönüyorum doğumuma nasıl oldu nasıl geldik buralara neydi bu noktaya gelmemizdeki sebep
avaz avaz bağırmak isterken neden bu delice susuşlar içimden kopanların hesabını kim verecek neydi özlediğim baba dediğim kişimi ömrümün kısacık bir döneminde dolu dolu var olduğu sonra bir koltuk bir yatak gibi evin demir baş eşyalarından farkı kalmayan adamımı özledim yada kısacık süren sevgisi sefkkati miydi özlediğim

dönüp arkama baktığımda hatırladığım ne var şimdi ne kalan elimde allak bullak bir zihinden başka büyüme çocuk demişler ya hani büyümemek elimizdeymiş gibi..


şimdi nerde kaldı masallar beklide uyandık yada pamuk prenses öldü prens hiç gelmedi yedi cüceler zaten düşmandı …

şimdi neresindeyiz hayatın nerde bize öğretilenler hani sevgi merhamet hani ilk önce insan olmalıydık sahi neydi insanlık

korkuyorum allahım çok korkuyorum sırtımızı hiç düşünmeden dayayacak kimsenin kalmamış olmasından korkuyorum ve yine korkuyorum bencilce düşüncelerin kurbanı olmuş beyinlerden ve daha nice şeylerden korkuyorum allahım bir gün senin bile sesimizi duymayacağından…


b.t
 
Hayal kırıklığının çemberiydi oysa varlığın
seni insandan sayışım
vazgeçilmez oluşun
ve bir gece hiç beklenmeyen bir anda bana koşuşun
görememişim sahteliğini
güvenmişim gözüm kapalı
ve sırtıma indirdiğin binlerce bıçak darbeleri
ve yağmur olup gidişin
bir dost bir sevgili bir can yoldaşı işte böyle kaybedildi
sisli bir gece ardında bırakarak...

b.tunçel (eski dostum hoş çakal serisinden..)
 
Onca zaman sonra niye geldin..
Kabuk tutmuş yaramı kanatmaya mı?
Yoksa hala içinde kanayan yarana
Ben basmaya mı?
Eh hoş geldin de beni alt üst ettikten sonra
Köşene çekilmen niye…
Yoksa Yaramı tekrar tekrar kanatıp gitmek mi?
Peki ya ben kanayan yaralarıma ne basacağım
Gözyaşı… Sigara dumanı… Fırtınalı bir gece…
Başka senler mi?
Sahi başka senler var mı?
Başka bırakıp gidenler…
Başka terk edenler
Başka yalancılar
Peki ya başka senler bastığımda yarama onlarda gitmeyecek mi?
Gidecek elbet!
O zaman ne olacak yeni yaralar açılmayacak mı?
Böyle mi sürüp gidecek
Hep aynı şeyler gelenler gidenler…
Yaralarımın tuzu olmaktan ne zaman vazgeçeceksin
Ne zaman tam anlamıyla gideceksin
Unuttuğum gibi kalsan
Yaşandığın gibi güzel
İmkansızlığın kadar sıra dışı….
B.TUNCEL

Ocak 2012
 
Gecenin kızıllığına sığınırdı gözyaşlarım
Soluksuz esen asi rüzgâra fısıldardım adını
Geceme gam düşerdi deli sessizliğine bulaşınca ellerim
Ellerimi alamazdım sessizliğine uzanan yollardan
Sis kaplardı her yanımı aklıma düşüşünde
Yabancılaşmış olurdu dünya o an
Yeni bir gezegen çizilirdi beynimin azizliğinde
Ne güneşe yakın ne yıldızlara
Karanlık kapkaranlık
Bir mumun titrek ışığı aydınlatırdı Gezegenimi
Sonra biden dönerdim dünyaya
Beynimin azizliği bu ya
Uzun bir seferden dönmüş kadar yorgun
Çığ altında kalmış kadar soğuk
Çaresizlik tatmış kadar hüzün dolu
Kaybolurdum sessizliğinin zindanında
Uzatırdım ellerimi elerine tutamayacağımı fark edene kadar
Ve dokunmak isterdim sıcak gülüşlerine
Onlarda uzaktı uzanamayacağım kadar uzak
Ve bilirdim parmak uçlarımı eritecek kadar sıcaktı
Esir düştü gülüşlerine yüreğim
Ve halinden şikâyetçide değildi hiçbir zaman…


b.t
 
Geri