SunSet'in Karalamaları

Konu sahibi son olarak 3104 gün önce görüldü
sevdiğim bir kahraman tazeoğlu şiiridir kendileri galiba bende hep kendimi öldürdüm...

ben hep kendimi öldürdüm

ben hep kendimi öldürdüm.
her gece aynı saatte düşünce bu şehrin tenha sokaklarına gölgem ceketimin iç cebinde sakladığım paslı makası sıkıca kavrayıp sapladıkça göğsüne asil sevdalarımın;
ben hep kendimi öldürdüm ..
ben hep kendimi öldürdüm.
terkettikçe kendimi bu ıssız karanlıklarda adandıkça çoktan dost hanesinden çıkmış isimlere defterimden seçip seçip yeniden.
kendimden başka herkesi defalarca bağışladıkça.
yeniden hep yeniden yepyeniden acıdıkça; ve doymadıkça ısrarla adına sevmek dediğim bu intiharlara; ve direndikçe anlamsızca ömrümün kalan taraflarını incelikle isteyen gözlerine çocuksu hilesiz çıkarsız savunmasız bir sevdayı iliştirip kapıma gelen bir acemi sevdalıya; bu küflenmiş acıya da aşk gibi hızla alıştıkça; gözlerim ağlamanın büyüsüne bedenim bu ölümcül raksın ritimlerine ayak uydurdukça; ve aşağıladıkça içimde kolay kazanılmış zaferleri mutlu biten gündelik öyküleri huzurlu bahar resimlerini ve hüznün içinden geçmediği tüm şiirleri; ben hep kendimi öldürdüm ..
ben hep kendimi öldürdüm.
yüreğim yenilenmedikçe baharda içimden halka halka çürüdüm.
bu fırtınalar için yaratılmış kasırgalar için hayata hazırlanmış güçlü dallarım sırf yeterince inanmadığımdan sırf bu sessizliğe olan sonsuz düşmanlığımdan sırf sıradan olmaya koyduğum garip tavırdan toprağa çevirdiler yüzlerini çaresiz günden güne usuldan.
şimdi yeniden güneşe uzanmaya çalışınca anlıyorum tutulan kaslarımın eğilen dallarımın dönüşsüz bir yolda ilerlediğini. yalnızca denemediğimden neleri göze alabilirim; hiç bilemediğimi.
şimdi yaşama tutunmaya karar verince fark ediyorum.
içimdeki çocuğu yıllarca yalnız bıraktım.
kendimi atıp tüm savaşlarımda ortaya anlamsızca hasarlar aldım.
çok kanlı çok yananlı yıllar geçirip bir yığın yanlışı içime gömdüm.
zafer kazanmak için silahımı her dolduruşumda her basışımda tetiğine sözcüklerin;
ben hep kendimi öldürdüm ..
ben hep kendimi öldürdüm.
varsayımlar üzerine sevdalar kurdukça korkaklığımdan uzakta yürekler seçtikçe geçmişimin tek bir anına dahi dokunulmasına tahammülsüz olan bencil yanımdan ve yaklaşan herkesi
yaktıkça kendi kapılarımda yalnız bıraktıkça tuzaklarımda boğdukça ve dönüp arkama bakmaksızın hep aynı kişiye hep aynı zamana hep aynı çıkmaza geri döndükçe kendi kendimi kanatırken suçüstü yakaladım.
en çok kendimden yana yaralar edindim.
herkesin hayatından öfkeyi ayıklarken kendi gözlerimde nefreti gördüm; ben hep
kendimi öldürdüm..
ben hep kendimi öldürdüm.
şizofren sevdalarımdan sıyrılmayı reddedip elimde kalan tek şeye ;sadakate sığındım.
an geldi kimi kiminle aldattığım kime ısrarla sadık kaldığım bile karıştı.
en büyük ihaneti kendime ettim.
en büyük yalanı da içime söyledim sanırım.
kendimi bu yüzden hiç affetmedim. inatla sevgi; dedikçe bu saplantılara içimin odalarından dışa kovuldum.
sevmeyi de adamakıllı sevilmeyi de (bir otobüs koltuğunda unutur gibi şemsiyemi ) hatırlamadığım bir yerinde geçmişin unuttum.
alışmaya çalıştım bu yüreksiz halime.
düşlerimden bile zamansız kovuldum.
en iyi bildiğim şeyi yaptım böyle zamanlarda.
yaralarımın kabuklarını kaldırıp en azından kandan resimler çizdim.
karşısına geçip tuallerimin yüzümü geceye kanarken gördüm.
cinayet sandığım bu cinnet anlarında ben hep kendimi öldürdüm ..


kahraman tazeoğlu.
 
meleğim;
yaşımı durduramıyorum akıp gidiyor zaman küçükken düştüğümde tutardın ellerimden yaralarımı sarardın titreyen ellerinle kocaman oldu kızın hala düştüğünde koşulsuz şartsız yanında olan sensin yine ellerimi tutan artık dizlerimde değil yaralarım yüreğimde yürektende öpüle bilirmiş bir insan bunu öğrettin kızına öğrettiğin daha nicesi hafızamda zaman zaman uygulayamasamda toyluğuma ver annem büyük umutlar biriktirdik birlikte el ele verip bir çok şeyin üstesinden geldik hayat bize iki seçenek sundu ya her şeye meydan okuyacak ayağa kalkacaktık yada olduğumuz yerde sayacaktık meydan okumayı sectik önümüze cıkan tüm zorluklara iyiki annem iyiki benim annemsin nasıl ödenir hakkın rabbim başımdan eksik etmesin seni rabbim esirgesin seni iyi ki varsın annem...


anneme mektuplar /1
aralık 2011
 
bu gece anladım bu gece bir kez daha anladım iki eksik bir bütün olur mu umut bu köye uğrarmı demişti uğramazmış inancım hep yarımdı bi tarafım varlığına inanırken diğer tarafım yokluğunu biliyordu kabul etmiyordum belkide artık tamam vakit yol ama vaktiymiş bu defa gerçekten anladım olsun be çocuk sen yine gül bilirsin beceremem kin tutmayı kırgınlıklarımı da unuturum kızgınlıklarımı da dileyecek bir şeyde bulamıyorum artık sen artık benim toplayamayacağım kadar dağılmışsın sen artık o vicdan denen duyguyu toprağa vermişsin artık ifla olmassın hüzün prensi ne hayaller kalmış nede planlar hafızada daha bi bencil olmuşsun haksız da sayılmazsın hani ne çok isterdim senin gibi olabilmeyi hani olurda denk gelirsin bir gün okursun bunları yine görmemezlikten gel susuşların kaçışların görmedim bilmiyorum tavırların hiç bir zaman aptal olmadım hepsinin farkındaydım her şeyin 3 yılda cigerini bildim senin hesap adamısındır bilirim hesaba katmadığın yada hesaba katmak istemediğin birşey vardı bende taparcasına sevmek onuda götürürmüsün beraberinde nelere göz yumdum sesiz kaldıysam onun eseriydi ben bu kadar düşmemiştim ben bu kadar alçalamazdım iğrenmezdim kendimden aynalara bakmaktan korkmazdım bunlarada olsun hüzün prensi tecrübe oldu taparcasına sevmenin bedeli oyuncak olmakmış ah etmiyorum kötü bir kelamımda yok sana dedim ya beceremem kin tutmayı yolun açık olsun hüzün prensi dilerim gönlünden geçen herşey bir bir gerçekleşir dilerim gönlün gibi olur her günün....


eylül 2013
 
1959359_726306830735764_1367101762_n.jpg


sevdim seni cihad kök!
 
uzun zaman sonra içimi ısıtan bir cümle işitsem de kolay değil öyle yaklaşmak ateşe...
/hayallerimiz bile aynıyken hayatlarımız neden ayır? O.Y
 
Uzun zamandır kayıpsın artık çık nerelerdesin
Aradım sordum kimleri yordum bilemezsin
Uzun zamandır kayıpsın artık çık nerelerdesin
Aradım sordum kimleri yordum bilemezsin

Kaderimle oynayacak kadar sevgilim olmuşsun meğer
Ben seni kabullenmeyip ben yapmaya çalışırken
Yokluğun çirkin de yapmış beni
Geçen gün aynada gördüm tesadüfen

Malum ortada halim
Eminim ben bu kadını ömrümde görmedim
Olurda duyarsan özür dilerim çok çok
Olurda duyarsan özür dilerim

Uzun zamandır kayıpsın artık çık nerelerdesin
Aradım sordum kimleri yordum bilemezsin
Uzun zamandır kayıpsın artık çık nerelerdesin
Aradım sordum kimleri yordum bilemezsin

Kaderimle oynayacak kadar sevgilim olmuşsun meğer
Ben seni kabullenmeyip ben yapmaya çalışırken
Yokluğun çirkin de yapmış beni
Geçen gün aynada gördüm tesadüfen

Malum ortada halim
Eminim ben bu kadını ömrümde görmedim
Olurda duyarsan özür dilerim çok çok
Olurda duyarsan özür dilerim....


bumudur bu dur!
 
yine yaramın kabuğunu kaldırdılar hüzün prensi ince sızıyken yine başladı oluk oluk akmaya sevdamın izleri adını anmaya mecalim yokken ne diye deşer dururlar anlamam ki ne diye çekiştirir durur insanlar işte bu yüzden yeni birini tanımak iliklerime kadar sızlatıyor çok geç hüzün prensi dönüşü olmayan yola girileli çok oldu adına başlayan hikayelerimin sonunu yazalı çok oldu prens öldü kül kedisini eve hapis ettiler...

biliyorum gelemeyeceksin ama hatırlatmadan duramıyorum olduğun yerde kal ne sana nede bir başkasına vere bilecek ne yürek kaldı bende ne sevda


şimdi sormasın kimseler adını dahi kimseler yaklaşmasın yamacıma dikenli tellerle çevirdim ben sevda bahçelerimi bir kuş uçsa takılır kanatları tellere....
 
Kaç hayat yaşayınca yorulur insan? Kaç seneden sonra yaşlı, kaç hezimetten sonra bezgin, Kaç sevdadan sonra kalpsiz, Kaç kelimeden sonra lal olur kişi ?...
- Elif Şafak
 
Bir kere bozdun mu doğruluk orucunu,
Sonrasında yediklerini hesap etmezsin artık.
Bir kere bozdun mu dilinin namusunu,
Küfür senin için sıradan bir şeydir artık... (B.Gökçe)
 
ne zamandır şiir gecesi yapmıyorduk iyi geldi değil mi yüreğim özlemişim yorumlarını mimiklerini sevdiğim Akif abiyi..
çokça zaman olmuş Okan abinin satırlarında yokluğumla iyi geçinmeye bak deyişini

Yokluğumla İyi Geçinmeye Bak

Senden her vazgeçişimde, artık bu sayfa tamamen kapandı dediğimde, alıştığımda senden kalan boşluğa, tam da ileriye bakmayı beceriyorken nasıl oluyor da canlandırıyorsun kendini? Nasıl oluyor da hissediyorsun seni öldürmek üzere olduğumu...? bana ilginç gelen tek şey bu... Aramızda var olan ama bugüne kadar ikimzinde çözemediği bir çekim mi var? ... ilk gidişinde de böyle olmuştu. “tamam artık bu herşeyiyle ayrılıktır” dediğimde çıkıvermiştin karşıma tekrar. Unutmuyorum o akşamı. Odama çekilip kitabımı okuyorken, çalan telefona pek aldırmamıştım... “kim olacak ki bu saatte” gibisinden şaşkınlığı belirten bir duygu belirmişti beynimde. Açtığımda telefonu sendin karşımdaki. “neyapıyorsun” diye sorduğunda, şaşkınlığım biraz daha artmıştı. “tam da seni öldürmek üzereydim” diyemezdim. Sanki bir acelen varmış gibi hızlı hızlı dökülüveriyordu ağzından sözler... “tek istediğim sensin, deliler gibi özledim seni” dediğinde, elimdeki kitabın az önce okuduğum bir cümlesi çarpmıştı gözüme; “Görmüyor musun? Bocalıyor insan, aranıyor hep,yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi...” telefonum çalmadan birkaç saniye önce okuduğum bu sözde canlanmıştın birden. Susuyordum... Oysa sen gurur yapıp ağırdan aldığımı düşünüyordun, çoktan pişman olmuştun söylediklerin için. Atamıyordun çünkü “yükünü”... sana belli etmesem de heyecanlandırmştın beni. ama bu heyecanı paylaşamazdım senle. Biliyordum çünkü yine kayıplara karışacağını...

O kaybettiğin neşeyi, o çok eskiler de kalmış mutluluğu özlüyordun sen aslında. Ben sana, o anlarını hatırlatmaktan öteye gitmeyen birisiydim sadece. Bunu sen de biliyordun, başlamakla bitirmek arasında kaldığın o sayısız günlerin, bir türlü kurtulamadığın bu tutarsızlığın sebebi de buydu işte, sen beni değil bende hatırladığın o eski neşeyi, o deli dolu günlerini özlüyordun... Ama bilirsin sen; benim için ya hep ya hiçtir... ya tam vardır ya da hiç yoktur... O yüzden beni yok sayman için elimden geleni yaptım. Bunu içim kanaya kanaya yaptım. Mecburdum buna, çünkü ben bir saniye olsun kalamazdım senin olduğun yerde, ben senin gel-git seanslarının içinde mutlu olamazdım. O akşam telefonda ağzından dökülen hiçbir şeyi yaşatamadın bana. Çünkü sen o akşam benimle değil, düşlerinle konuşuyordun. Beni düşlerinle eşitlemek istediğinde ise hiç başaramıyordun bunu... Başarsaydın eğer; kendini şimdilerde olduğu gibi hatırlatmak zorunda kalmayacaktın. Belki de hiç unutulmayacaktın...

Benim de hisettiğim bir şey var, seninkinden farklı.... sen nasıl unutulmaya- hatırlanmamaya yüz tuttuğunda, bunu fark edip kendini birşekilde hatırlatıyorsan; Ben de sana, sen de var olan bir şeyi hatırlatıyorum bu günlerde. Sen pişmansın... Bunu hissediyorum. Vicdanın soluğunu kesiyor bazı geceler... ve o, zamanında atamadığın yükün daha da artmış gibi... yoksa neden kendini öyle yada böyle hatırlatmak zorunda kalasın ki? her şey bitmişken... ayrılık kelimesinin hakkını tam olarak vermişken... ve bir mucize olmadan, bir araya gelmemizin imkansız olduğunu bile bile kendini neden hatırlatasın ki? ! işte senin belirli aralıklarla, farklı yollarla kendini ortaya çıkarma gerekçen bu... rahat değilsin.. istediğin gibi gitmiyor hayat. Benim bunu bildiğimi, bunu hissettiğimi biliyorsun. Anlıyorsun bunu. Tetiktesin o yüzden. Bir yanın o mucizenin gerçekleşmesi için duacıyken, bir yanın da (nispeten kendi güçlü hissettiğin zamanlar) bu nasıl olsa olmaz, hayata geçmez, hatalarımı kabullenip önüme bakmalıyım diyor. Bunu uzun bir süre başaramazsın. Çünkü vicdan sızısı insanı kolay kolay terk etmez. O yüzden önüne bakmayı beceremediğin her an, aklına o mucizenin gerçekleşmesi için ettiğin dualar gelecek, tazelenecek dün'ler... ve günden güne artan o yükünü boşaltmadıkça önüne bakamayacaksın. Baksan bile ileriye doğru bir adım atamazsın. Çünkü tutuyorum seni! Vicdanın oldum içine girdim. Ben olmasam bile benim duygularımdır ya da senin yok ettiğin anlamsız kıldığın umutlarımdır her gece soluğunu kesen, vicdanın olup içine giren.... Uykularını kemirip de kendini bana hatırlatmana sebep olan belki de benim....? işte bu yüzden YOKLUĞUMLA İYİ GEÇİNMEYE BAK! .....


sonra Pelin ablayı...


Bodrum boyunca../...seni düşünürken

- dilimde tutulan ay'a-

(sen hep uzakta kalacaksın ve ben sevgimle seyredeceğim aygın yüzünü)


Güvercinlik’de okşadım güvercin kanatlarını gecenin
seni düşündüm, düş müsün diye
aklım almadı, aklıma kızdım
yürüdüm Bodrum boyunca
iki dirhem bir çekirdek yokluğum, iz üstünde
aranıyorum, arasana sesimi sende
unutulduğum günlerin kimliğinden sıyrılmalıyım Ege’de

“ dilhun olurum yad-ı cemalinle senin ben../..çıkmaz gözümün nuru gözün didelerinden”
bu şarkı iyi geldi Aze, yanımızda misafir etsene..eski zamanlardan geliyor, ona da bira söylesene”

Gümbet’de gün doğum yapıyor, saçlarımda güneş kırığı
tuzlu suda yıkanan yüzümden akıyor cennet düşleri
çay istiyorum, peynir, nane ve zeytinyağı
bu sabah gülerek uyanmalı pelin sohbetleri
bekletme, bahar dallarında çiçeklenen renklerimi

“ beni de alın ne olur koynunuza hatıralar../..dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar..”
bu şarkı içli geldi Aze, acısını alsana...çok yıkılmış belli, ellerini tutsana..

Yalıkavak’da yalınayak yalnızlığım
ve sen yakamoz güzelliği göz pınarlarımda
ıslatır dudağı ouzo, rembetiko dilde
Yaka köy’de yakama taktığım şarkılar sana gidiyor
hadi delirelim! Vaktimiz varken,
palamarı çözüp mavide yürüyelim

“ ayrılık yarı ölmekmiş, o bir alevden gömlekmiş../..o alevin bağrımda yeri, ben böyle sensiz olurum deli../..nerdesin ey sevgili..! ”
bu şarkı bağrımı deldi Aze, diksene...yüreğimde delirdi özlem, onunla dertleşsene..

Gümüşlük’de gümüş balıklarını bekliyorum
temizlendi vedaların kılçığı, dile batmıyor artık
rüzgar camlara vuruyor, camlar kanıyor, korkuyorum
burada olmalı ve esir almalıydın sarhoşluğumu
eridi mumlar, sigaram intihar etti, kurtaramadım
gümüş bir dilim var, kulağına takıyorum
sesimi taşı.

“içimde kim var bir bilebilsen../..sen seni bulursun kalbime girsen”
bu şarkı çok geldi Aze, yarısını alsana..başım dönüyor, yüzünde tutamıyorum..Bodrum’a yüreğimi sen anlatsana..

atladım sevdanın bükünden Göltürkbükü’ne
kaygılarım denize düştü, bulamadım
fransız öpücüğü şarkılar titretiyor dinginliği
sana uzak değilim, alargadayım nicedir
kimseler görmesin diye istiridyenin içinde saklanıyorum
bul ve öp içimdeki inciyi
deniz öyle inatçı ki, bırakmıyor bendeki senli yüzleşmeleri

“ gözlerinin içine başka hayal girmesin../..bana ait çizgiler dikkat et silinmesin”
bu şarkı gözlerimi titretti Aze, sarılsana...biraz şefkat iyi gelir, saçlarımı okşasana..

sonra yine Pelin abla

sus dilim diyor sus...


Sus Dilim

Sus dilim, kanatma dudağı daha fazla, yaralanma. Kayıplar töreninden geçiyoruz,
alkışsız yürüyüşler ayağımızda. Şiir uzun yola çıktı, sevilen kırgın ve sessiz.
Bitirdim diyor, bizde nelerin başladığını bilmeden. Sus dilim, herkes
susarken konuşmak acıtıyor değerleri.

İşte bir şarkı daha yanaştı gözyaşına. Bir gece daha yalnız ve uykusuz. Bir
ayrılık daha kapıda, eli kolu dolu, güler yüzlü, duygusuz. Bir tek vedalar
seviyor bizi, çok seviyor hem de, terk etmiyor. Onlarla yaşamaya alıştığımız
için belki de. Bak işte, bir kadeh daha boşalıyor, devriliyor şişeler, anason
kokulu ve zil zurna umutsuz.

ah dilim! Ben sana seviyorum deme demiştim.

Gidelim ne olur, kalmayı beceremiyoruz işte. Nedendir bu ısrar ve inat. Kalk
gidelim, biz gitmeyi biliyoruz, çok güzel biliyoruz, en güzel biliyoruz. Yürü
gidelim, kalınca dağlanıyoruz, üstümüze yapışıyor bize ait olmayan
suskunluklar. Duyuyor musun dilim, davran gidelim. Kalmayı istesek de, tek
taraflı istekler doyurmuyor yüreği. Hadi diyorum sana, gidelim. Topla ucunda
biriken sevgileri, yalnızlığı, sarılmaları. Neyi bekliyorsun, herkes kal
diyemeyecek kadar meşgul, acelesi var öpüşmelerin. Seven affeder, diyorsun,
demek ki sevilmemişiz. Yürüsene dilim...

of dilim! Nereye gideceğiz?

Elde avuçta kalan sevgiyi şiirlere ayırdım. Hüznüm uyandırdı bu sabah, alnımdan
öptü. Demli bir yalnızlıkla karşıladım günü. Telefonuma baktım, ne mesaj ne de
cevapsız arama, süs eşyası olarak büfeye kaldırdım. Geceyi
benimle geçiren bir şarkının dudaklarına asıldım, kanattım. İçimde incinmiş bir
çocuk, boş gözlerle bakıyor etrafına. Hatasını kabullenen bir yürek daha kaç
zaman yaşayabilir sessizlik içinde? ..Ve hatalar insanlara mahsusken, çocuklar
neden cezalandırılır sadece sevgi bekleyen yüreklerin gözünde? ...

aman dilim! Bir daha hiç konuşmasan diyorum.

Şehir suskun ve mavi. Sokakların telaşı insanların yüzüne vurmuş. Ne çok insan
var, ne çok yalnızlık, ne çok yetişmeme korkusu, ne çok acı...Hiçbir şeye
inanmıyoruz artık. İnançları zedelenen ne çok insan var. En ufak bir hatada,
silip atıyoruz değer verdiklerimizi. Paylaşılan onca zaman ve sevgi bile
görünmez oluyor. Sevgi, artık tek başına birleştiremiyor ayrılan elleri.
Şehir...suskun ve mavi. Her şeye rağmen sevgiden korkma diyor. Şehirler acımızı
hisseder gibi kollamaya çalışıyor.

ay dilim! Acıyor...

ahh unutmamak gerek Ümit Yaşar Oğuzcan....
insanlar içinde bir tek sana inandım....
...
İnsanlar içinde bir sana inandım
Bir seni sevdim kendimden başka
Uykularımın bölündüğü saatlerde
Sendin düşündüğüm soluk soluk
Sivri bıçaklar gibiydin karanlığımda
Gözümü yumsam seni görüyordum
Oynak türkülere benziyen yürüyüşünle
Sen çıkıyordun karşıma
Karanlığımda
İki yıldızdı ellerin görülmedik
Karanlığımda
Bir orman yangınıydı dudakların

İstesen hayat verirdim bu karanlıklara
İstesen gökyüzünü bir mendil gibi yırtardım
Denizlerden göllerden nehirlerden
Sana görmediğin renkler yaratırdım
Zamanın ötesinde
Yeni bir dünya kurardım sana
İnsansız Tanrısız kedersiz
Severdin
Dağ rüzgarlarının serinliğince
Yaşardın
Bu sefil dünyamızdan uzak
...

daha nicesinin satırlarına ulaşmayı ne çok özlemişiz yüreğim...
 
ne kasvetli bir havadır bu böyle
samsun hıçkırıklarını tutamayan bir çocuk gibi adeta..
aklıma geldi yine....

Yağmurlu bir günde uyandım her şeye
Yağarken anlattı çoğu hikaye
İçim yanarken yalanlar içinde
Yağan kar olsa bile nafile
Yağ yağmur deli deli her yere
Es rüzgar fark etmez gel gönlüme
Değsin ne varsa soğuk tenime
İnsandan fazlamı zarar gelir be
İnsandan daha mı zarar gelir be
Yağmur bile ağladı benimle
Kıyamadı götürdü seliyle
Dedim bakmam artık ben o yüzlere
Dedi derdin insanken nafile

Bir gün uyandım mevsim bahardı yazdı
Herkes bir renge boyanmıştı gerçek sandım
Yalanlar ! geldi Eylüller, Ekimler,Kasımlar
Yağdı yağmurlar herkes gerçek rengine boyandı
İnanamadım yağmurlarla ağladım

neslihan yağmurun hikayesi
 
turgut uyardan bahsetmişken sevgim acıyor demeden olmaz..
ACIYOR

Mutsuzlukdan söz etmek istiyorum
Dikey ve yatay mutsuzluktan
Mükemmel mutsuzluğundan insansoyunun
Sevgim acıyor

Biz giz dolu bir şey yaşadık
Onlarda orada yaşadılar
Bir dağın çarpıklığını
bir sevinç sanarak

En başta mutsuzluk elbet
Kasaba meyhanesi gibi
Kahkahası gün ışığına vurup da
öteden beri yansımayan
Yani birinin solgun bir gülden kaptığı frengi
Öbürünün bir kadından aldığı verem
Bütün işhanlarının tarihçesi
sevgim acıyor

Yazık sevgime diyor birisi
Güzel gözlü bir çocuğun bile
O kadar korunmuş bir yazı yoktu
Ne denmelidir bilemiyorum
sevgim acıyor
Gemiler gene gelip gidiyor
Dağlar kararıp aydınlanacaklar
Ve o kadar

Tavrım bir çok şeyi bulup coşmaktır
Sonbahar geldi hüzün
İlkbahar geldi kara hüzün
Ey en akıllı kişisi dünyanın
Bazen yaz ortasında gündüzün
sevgim acıyor
Kimi sevsem
Kim beni sevse

Eylül toparlandı gitti işte
Ekim filanda gider bu gidişle
Tarihe gömülen koca koca atlar
Tarihe gömülür o kadar

Turgut UYAR
 
bu gecede kayahan gecesi olsun hadii bakalımmmmmmmm
...
Bir gün pembe kutularında mutluluğu getireceğim kapına
Önce saçlarından sonra yanaklarından ve sonra alnından öpeceğim
Sonra acılarını alıp çok uzak bir yerlere gideceğim
Belki güneşe ereceğim
Yaz bir kenara yaz bebeğim yaz bir kenara
...

söz güzel kayahan...
 
pisleteyim buraları :D şiir yazcam.

batarken ufukta, bir akşam güneşi. .

çalıyordu radyoda,
güzel söylemişti orhan baba,
geçmişten gelen yorgunlu yüküyordu sanki omuzlarına,
sadece 3 dakikalık bir müzik aslında,
yaşayana çok şey, yaşanmışlıklara çok anlam katıyordu,

hergünün sona ermesi gibi,
her gecenin zifiri karanlığının bitmesi gibi,
her sevdanın sonu gibi,
her başlangıcın bir sonu olacağı gibi,
her güneş gibi, batıyorduk ufukta.
 
pisleteyim buraları :D şiir yazcam.

batarken ufukta, bir akşam güneşi. .

çalıyordu radyoda,
güzel söylemişti orhan baba,
geçmişten gelen yorgunlu yüküyordu sanki omuzlarına,
sadece 3 dakikalık bir müzik aslında,
yaşayana çok şey, yaşanmışlıklara çok anlam katıyordu,

hergünün sona ermesi gibi,
her gecenin zifiri karanlığının bitmesi gibi,
her sevdanın sonu gibi,
her başlangıcın bir sonu olacağı gibi,
her güneş gibi, batıyorduk ufukta.


istediğin gibi karala pislet yaz ciz :) hiç sorun değil senden kıymetlimi :)
 
heç yani. :D afferin.
 
Geri