Sonsuzluk için; güneşimden vazgeçtim.

Konu sahibi son olarak 1032 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
[YOUTUBE]qu4rP0ZIohs[/YOUTUBE]

Bir şarkı...

Gözlerini açıyorsun ve o bulanıklık yok olduktan sonra bakmışsın ki 3 yıl öncesindesin.

Hayat daha kolay, değil mi? Daha acı verici ama daha kolay.

Henüz çirkinleşmemişsin, henüz arkadaşlarını kaybetmemişsin, henüz dışlanmamışsın.

Emin olmamakla birlikte seviliyorsun bile.

Geçen her gün mutlu olmamızı biraz daha zorlaştırırken; belki mutluydum ben, eskiden...

Üzüntün, üzüntüm...

Bunu söylemekten memnun değilim ama hayallerimin gerçek olacağına hiçbir zaman inanmadım.

Şarkı bitiyor, ben de öyle.

...

"Sev beni, güneşi sevdiğin gibi."
 
"Gökyüzü üzerime düşmüş gibi hissediyorum."

Başkalarının üzüntülerine katlanmak kendiminkilerden bile zor.

Dışarı çıkmak istemiyorum, birileriyle konuşmak istemiyorum, acılara ortak olmak isterken kendimi tüketiyorum.

Acıdan kaçış yok.

Yıllardır saklanıyorum, beni bulması hiç de zor olmuyor.

Keşke sadece beni bulsa, keşke başka hiçbir insana dokunmasa, dokunmayacak olsa.

...

Ben, güneşimi yitireli çok uzun zaman oldu.
 
İnsanlarla tekrardan iletişim kurmam bir hataydı sanırım.

Beni üzecek olmalarına olanak sağlamamdan başka bir işe de yaramıyor.

Tam da şu an fark etmiş oldum, epey geç de olsa...

Hayatıma giriyorlar ve çıkıyorlar.

İlk günde mutluluk kaynağım oluyorlar, ertesi günü beni üzmekten başka bir şeye yaramıyorlar.

Bu kadar kırılgan olmaktan vazgeçeceğim.

...Eğer becerebilirsem.

Şimdilik gidiyorum.

Mutlu olduğum tek yere.
 
"Sevgili gece, lütfen neşemi dindir.
Bezgin yaprakların düşüşünü hiçbir zaman sevememiştim zira."

Duyguları kelimeler ile eşleştirme konusunda tam bir fiyaskoyum.

Beynimin içinde -belki de kalbimin içinde- dolaşıp duruyorlar ve ben dayanamama raddesine -gün geçtikçe- yaklaşıyorum.

Kendimi notaların arasında kaybetmeyi tercih ediyorum çoğu zaman.

Öyle ki, tekrardan bulamıyorum kendimi, bulmak umurumda da olmuyor gerçi.

Hissiz olmak çok kötüymüş, her anlamda. Hatta kelimenin tam anlamıyla hissiz olmak...

Geçecek diyordum.

Şimdi emin olamıyorum.
 
Yaşıyor olduğuma inanmam için bir şeyler, belki bir belirti gerek, arıyorum...

Zaman artık ileriye akmıyor benim için, geçmişe ve kötü olduğum günlere bir geri dönüş bu belki.

Yükselişim sona ermiş olmalı, ne zaman bitecek diye -ve bu kadar geç olmasına hayret ederek- bekliyordum şu lanet sonu, ve işte geldi.

Düşler ve ihanet, birbirlerini takip ediyorlar. Ben ise bu kaos ortamında, hâlâ yaşıyor olduğuma inanmak için bir neden arıyorum.

Bulamamaktan korkuyorum, bulmaktan korktuğum kadar.

Küçük acılar birleşip dayanılmaz hale gelirken o küçük mutluluklar neden yeterli olamıyor benim için.

Artık olamıyor.

Kalabalıktan çok sıkılıyorum ama yalnızlığın dayanılmazlığının yanında sadece bir hiç bu sıkıntı.

...

Şimdilik bir neden arıyorum, ya da aradığımı sanıyorum...
 
Sağ olun...

...Bundan nefret etmeme rağmen beni yalnız bırakanlar, bilerek ya da bilmeyerek beni üzenler.

Belki de istediğiniz şey oldu, delirdim.

Gülmemi engelleyemiyorum, ağlamak istediğim zamanlarda kendimi kahkaha atarken buluyorum.

Çok sağ olun.

En sevdiğim insan beni böylesine üzüyor iken diğerlerinin ne yaptığı umurumda olmuyor çoğu zaman.

Annem şu halimi görse: "O kim oluyor da seni üzüyor?" derdi.

Acaba annem mi haklı yoksa bu insan, çektiğim acılara bile değer mi?

...

En büyük hobim oldu aldatılmak.

Hayır, o anlamda değil.

"Aldatmak: Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak."

Daha ne dökülebilir, dökülmeye cesaret edebilir bu parmaklardan?
 
Yazmak zorundayım, yine.

Acıma duygusunu kaybetmiş insanlara ne demeli acaba?

Biliyorlar, beni nasıl üzeceklerini çok iyi biliyorlar.

Gerçek olmayan bir yerde gerçek arkadaşlar aradım ben, yaptığım en büyük hatanın bu olduğunu bilerek.

Hayatımdan gelip geçen onca insan...

Hikayemi dinlemiş, en başta acımış fakat sonrasında beni üzmekten çekinmemiş onlarca insan.

Canlarını acıtmak isterken bir türlü beceremiyorum.

"İstekler boş vermişliğe dönüşüyor."

Ve ben acıyı hissetmiyorum artık...
 
Birggün Kendi Günlüğüm Diye Senin Günlüğe Yazıcam Valla. Sureklı Nickini Ella Diye Okuyorum:dyg:
 
Huzurlu geçen günlerin neden hep bir sonu var?

Halbuki amma neşeliydim dün gece. "Her şey güzel olacak" temalı hayallerin kollarına bırakmıştım kendimi.

Neden gerçeklik bu kadar boğucu, yorucu, üzücü?

Hayatımız elimizden kayıp gidiyor ve ben sadece izlemekle yetinmek zorunda kalıyorum.

Niye buradayım ki ben? Niye bu kadar uzakta ve etkisiz bir eleman gibiyim?

Güzel haberler duymaya ihtiyacım var, hayatta kalmaya devam edebilecek gücü bulmam için.

Tanrı beni duysun, acizliğimi görsün ve acısın tekrar bana, acısın ki normale döndürsün hayatımı.

Asla duyamayacak olmamdan ölümüne korktuğum o güzel haberi bekliyorum şimdi.

Çok küçük bir istek, Tanrının bu dileği gerçekleştirebilecek olması hiç de zor olmamalı.

Peki ya yapar mı?

Dünyanın en mutlu insanı olacak olmamı sağlar mı?

Bilemiyorum.
 
4 aydır -kafanı yastığa her koyduğunda- daldığın hayaller dünyasının yerle bir olmasını anlatacak, o acıyı tanımlayacak bir kelime bulamamışlar.

Ne yazayım ben?

Üzüldüğüm zaman yazarım hep, kelimeler birbiri ardına sıralanır, içimde kalmasındansa yazmayı tercih ederim.

Bu nasıl acı?

Yazamıyorum...

Annem üzülmesin diye -hıçkırıklarla ağlamak isterken- gülümsüyorum...

O merak ediyor sadece, neden bu kadar sık tuvalete gidiyorum ve çıktığımda neden gözlerim ıslak oluyor diye...

Kocaman gülümsüyorum, uykum var annecim esniyorum, ondandır diyorum.

İnanıyor, şu ana kadar herkes inandı.

Güçlüymüşüm ben, bunca acıyı içimde barındırırken yıllarca ayakta kalabilmişim.

Ama bitti, yıkılma raddesine geldim.

Ve her şeyin -benim için- bitmesini istiyorum, tam da bu gece.
 
Kendimle çok büyük bir savaş içerisindeyim...

Delirmek ile aşırı mutlu olacak olmak arasındaki o kısacık mesafeyi arşınlıyorum sürekli.

Bir gün birine yaklaşmışım, ertesi gün diğerinde olmama ramak kalmış...

Anlam veremiyorum hiçbir şeye, o kadar savunmasızım ki herkes üzebilir beni.

Ama o üzüyor sadece, üzmesini asla istemediğim kişi. Beni üzmesinden delice korktuğum o insan...

Dayanamıyor gibi gözüküyorum ama dayanacağım, nasıl 3 ay sonra mutlu olacaksam dayanacağım, zorundayım.

Temeli sağlam atılmamış bir binanın yıkılmaya yer araması gibi hayallerim de yıkılmak üzere.

Hepsini bir arada tutmaya çalışıyorum, sadece işkenceyi uzatan o umudu içimde hep taşıyorum ben.

Normale dönmeliyiz.

Normale döneceğiz.

Dönmek zorundayız.
 
Bu ben miyim?

Sırf üzülmemek için müzik dinlemeyi bırakan kişi? Ben?

Hem de geçmişte tam aksini yapmışken...

Acının insana yaptırdığı şeyleri tahmin bile edemezmişiz gerçekten de.

Asla yapmam dediğim şeyleri yapmaktan çok zevk alıyorum sanırım...

...

"Mutluyum" yazmıştım buraya, o kelimeyi yine yazabilmek istiyorum.

O mutluluğun değerini anlayamadım ben, yok olduğunda ne hale geleceğimi göremedim.

Elimde tutmayı beceremedim işte.

Eğer her gün böyle geçecekse.

Eğer her gün böyle berbat geçecekse...

Nasıl dayanacağım bunlara?

Sevgisizliğe?

Evet, sevgisizliğe...
 
Çok sık uğrar oldum buraya...

Bunun ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz, keşke bilmeseydik...

Kendimi mutsuz ediyor olmam zerre umurumda değil, yeter ki sevdiklerimi rahatsız etmeyeyim.

Öyle bir duruma gelmişim ki aydınlıkta bile yolumu bulmakta zorlanıyorum.

Kendime güvenmiyorum.

Yapabileceğim şeylerin büyüklüğü beni korkutuyor.

Onları yapacak kadar çok cesaretimin olması beni korkutuyor.

Ya da direkt aklımı yitirmekten korkuyorum.

Hadi ama...

Her şey güzel olacak temalı umutlarıma da ne oldu?

Her nereye kayboldular ise beni derhal bulsunlar.

Yeni hayallere ihtiyacım var.
 
Mutsuz olmama serisini bozdum, elimde olan bir şey değildi...

Aylardır beklediğim şey, uğruna her şeyi feda edecek olduğum şey, hayallerimi süsleyen o lanet şey...

Beni yarı yolda bıraktı. En ufak bir şey bile istediğim gibi gitmedi ve ben ilk saniyede yıkıldım.

Çevremdeki herkes normal bir hayat yaşıyormuş gibi, mutlulukları beni rahatsız ediyormuş gibi.

Nadiren oyalanacak şeyler buluyorum, kısa süreliğine unutuyorum acılarımı.

Kısa süreliğine...

Anlık...

Ben şu ana kadar hiçbir şey için bu kadar uğraşmadım, hiçbir şeyi bu kadar istemedim.

Ne olur sanki yarın istediğim gibi geçse?

Ağrılardan ve acıdan uzak sakin bir gün olarak bitse.

Ben sonsuzluk için güneşimden vazgeçmiştim.

Ya mutlu olmak için?

Neleri feda ederim?
 
Mutluyum...

Bunu yazabilecek cesareti buldum kendimde, en sonunda...

Mutlu olmamın üzerinden yıllar geçmiş gibi, bu çukurun içinde yıllardır debelenmiş gibiyim.

İnsanın ölmeden önce iyi hissetmesi gibi bir şey mi yoksa ızdırabın sonuna mı geldim?

Göz yaşlarının seni terk ederken mutlu olmaları... Bu duyguyu tatmayı hak ediyordum.

Tekrardan hayal kurabilmek...

O cesareti kendinde bulabilmek.

Umut etmek.

Umutla beklemek.

İyi hissetmek.

Sevmek...

Körelmiş duygularım idi bunlar, kalbimin tekrardan atmaya başladığını hissedebiliyorum.

Gözlerimi kapattığımda karşı karşıya kaldığım şey...

...o şey kör bir karanlık değil artık.
 
Nabzım soluyor git gide.

5 dakika önce 70 civarı iken şimdi 50'lerde...

Hayatımın acısını yaşıyorum ama acıyı hissedemiyorum.

Kendimi yerden yere atıp deliler gibi ağlamam gerek, kendime ya da başka bir şeye zarar vermem gerek.

Ama bir damla yaş bile terk etmiyor gözlerimi. Sadece oturuyorum, etrafa bakıyorum.

Bir daha "mutluyum" yazmayacağım, olamıyorum çünkü.

Bu acının dışarı çıkması gerekir zira çok yavaşladı nabzım, dingin gibiyim, olmamam gerekirken.

Demiştim ya hani "hayat bana çok fazla şey verdi, daha da fazlasını geri aldı" diye...

İşte almadan önceki o kısacık zaman diliminde kapıldım ben mutlu olacağım fikrine, ne kadar yanlış...

Bu acıları bu yaşta yaşamam gerekmezdi, büyüdükçe atlatmam daha kolay olurdu ama neden bu kadar erken?

Annem için hayattayım yoksa bu hayat terk etmeye bile değmez.
 
Kendi dertlerimin içinde boğuluyorum.

Söyleyemediğim şeyler içimi öylesine işgal etmiş ki ileriye bakacak cesareti bulamıyorum kendimde.

"Gecenin hiçbir ölümü senin ışığının parlaklığını solduramaz."

Bunu söylemek isterim ama asla söyleyemeyeceğimi de bilirim.

Günlerim soluyor, mutlu uyanmak nasıl bir duygu unutuyorum git gide...

Bir ay sonra her şeyin mükemmel olacağına dair çok büyük bir umudum vardı.

Var olan son umudumu da kaybettim artık.

Her şeyi değiştireceğine emin olduğum insanların bana ne kadar da çok yanıldığımı göstermesine tanık oluyorum artık.

Katlanmaya çalışıyorum ama ne kadar uzun süreceği hakkında hiçbir fikrim yok...

Yok olmamak için çabalayacağım...

"Kalbime doğru esen rüzgar beni son kez titrettiği güne kadar."
 
Her şeyi yitirdim, bir şeyler yazma cesaretimi yitirdiğim gibi...

Bu son reddedilişim olacak...

Çünkü dönüyorum ait olduğum yere, karanlığıma, umutsuzluk ile birlikte.

Hiçbir şeye tahammül edemiyorum, yaşamaya da tahammül edemiyorum.

En nefret ettiğim şehirden daha da çok nefret ediyorum, beni yalnızlığım ile buluşturacak olmasından nefret ediyorum.

Martılara tahammül edemiyorum, ölürken attıkları acı çığlıklara kapamak istiyorum kulaklarımı ama beceremiyorum.

Tanrının bu kadar kötü olduğuna inanmak istemiyorum. Beni anlık mutluluklar ile oyalayıp dibe batırdığına inanmak istemiyorum.

Böyle bir gerçeklik ve acımasızlığın içinde yaşamak istemiyorum ama zorundayım.

"Hiçbir yere gidiyorum. Bütün yollar hiçbir yere çıkıyor..."
 
"Neden bu kadar fazla bu acı?"

Böyle demiştim, kendimi Lamentos'un büyüsünde kaybederken.

Acının içime işlemesi için her şeyi yapıyorum sanırım, kendimi cezalandırıyorum.

Yeniden umut ettiğim için cezalandırıyorum.

Bu ağustos gecesinde sanki aralıktaymışız gibi üşüyorum.

Gözlerimi kapıyorum ve geleceğimi düşünüyorum, belki de hiç olmayacak geleceğimizi.

Geçiremeyeceğimiz güzel günler...

"Ufak bir yalan en tatlı gerçeğe dönüştü." Ve ben hayattan çok korkuyorum artık.

Yarın da mutsuz olmamı sağlayacak olmasından korkuyorum.

Onun gülüşünü tekrardan görmem için korktuğumu göstermemeliyim ona.

En büyük sırrımı yine kendimle paylaşacağım, seneler sürecek olsa da hep içimde tutacağım onu.

Sonsuzluğumu da yitirdiğim o gün gelesiye kadar...
 
Güneş ışığını elimde tutabilseydim belki mutlu olmamızı sağlayabilirdim.

Kendi karanlığımda kaybolmuşken umut etmenin her gün daha da zorlaştığının farkına varmak beni güçsüzleştirmekten başka bir işe yaramaz olmuş.

"Denemeye cesaret bile edemiyorum, biliyorum ki yalnızca kaybedebilirim."

Ne olduğumu bilmiyorum ama ne olmadığım konusunda eminim: mutlu.

Hiç olamamışım da, anlık şeyler mutluluk değildi. Onlar sadece yanılsama idi. Görmek istediğim şeyleri gördüm. Olmak istediğim şeyi olduğumu sandım.

...

Özlemek yeterince berbat bir duygu iken sabırla özlenmeyi beklemek her nefes alışımda beni yok ediyor.

Ama bunun gerçekleşmeyeceğini biliyorum, asla yeteri kadar sevilmeyeceğini bildiğim gibi.

Bu yaşta böyle olmayı ben seçmedim.

Mutlu insanlara bakıp onlar gibi olmadığım için üzülüyorum.

Acı çeken insanlara baktıp onların acıları için üzülüyorum.

Ben hep üzülüyorum.

Değişmek benim elimdeymiş... Ben yazının sonunu bile getiremezken bunu başarmamı bekliyorlar benden.

Duygularımı kelimelere dökme yeteneğim... Bunu da kaybetmişim. Başka neyim kaldı ki?
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri