Sonsuzluk için; güneşimden vazgeçtim.

Konu sahibi son olarak 1031 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Bir köşede dursun bu. Bazen düşüncelerimi yazacak yer bulamıyorum.

Merhaba dert ortağım, ben geldim. Yine!​
 
Öyle tuhaf şeyler hissediyorum ki, yine. Bilmemkaçıncı geleneksel manyama günüm geldi sanırım. Neyse. Yarın merkeze gideceğim günlük. Hediyelik eşya fuarı var, Alsancak'ta. Merkez daha sıcak olur, en azından üşümem 1 günlüğüne de olsa. Öyle işte.
 
El altında okunmayı bekleyen kaç kitabın var? )

Günlüğün uğurlu olsun...​
 
El altında okunmayı bekleyen kaç kitabın var? )

Günlüğün uğurlu olsun...​

Bunu utanarak söylüyorum fakat 100 kadar vardır, okunmayı bekleyen kitaplarım. Bir kısmı tamamlayamadıklarım, bir kısmı da henüz başlayamadıklarım...
Okunmayı bekleyenlerin büyük bir çoğunluğu üzerine kafa yorulması gereken kitaplar olduğundan, şu an okuyup da geçiştirmekten ve onlara gerekli önemi verememekten korkuyorum, üzerine çokça düşünüp sindirerek okumayı tercih ederim ki bu; şu an mümkün değil.
Bu, bir bahane gibi görülebilir ama inanın bana bu konuda samimiyim.

Teşekkür ederim bu arada! (:
 
Merhaba dert ortağım!

İyi başlayıp kötü bitirmek niyetindeyim yazımı.

Evet, birkaç ay aradan sonra nihayet gidebildim merkeze ve o kadar sıcaktı kii, bizim burada kıçımız donar iken Bornova/Karşıyaka/Alsancak sıcacık vallahi kıskandım. :hih:

O kadar güzel şeyler aldım ki arkadaşlarıma, keşke çok param olsa da daha çok alabilsem. Başkalarını mutlu etmeyi öylesine seviyorum ki.

Gelelim kötü habere... Tam 3 yıl olmuş, farkına varmamıştım. Dile cidden kolay, 1000'den fazla gün... Bazı tarihler vardır üzerinden değil 3 ya da 30, 300 yıl geçse bile aynı acıyı verebilecek olan... 22 Aralık 2010 ve tam da 21.17...
 
Merhaba!

Çok sevdiğim bir arkadaşımın güvenini boşa çıkarmış olmanın verdiği utanç ile başlıyorum yazıma. Çok küçük ve basit bir şey ama öylesine üzüldüm ve defalarca özür diledim ki...

Gönlünü almak zorundayım, o bana hiçbir şekilde kızmamış olsa da...

Neyse, bugün andaç için fotoğraf çekimi vardı, klasik mezuniyet fotoğrafları.

Her zaman olduğu gibi kızlar yine boya küpüne düşmüş gibi ve saçlar yapılı geldi çekime, ben ise bildiğin okula gelir gibi, gayet doğal ve paspal. Ve kendi bildiğini okuyan dengesiz saçlarım ile.

Makyajın, bir bayanın kendine yapabileceği en büyük kötülük olduğunu düşünüyorum.

Neyse işte oldu, bitti. Ve söylemek istediğim bir şey daha var. Forumda sevdiğim bir insanı rüyamda gördüm dün gece, onun hakkında bildiğim tek şey yaşı olsa ve daha önce onu kesinlikle görmemiş olsam da dış görünüşünün ve sesinin rüyamdaki gibi olduğuna adım gibi eminim. Umarım onu tanıma şansını da bulabilirim...
 
Geçmişe duyulan özlem... Hiç bu kadar zor durumda bırakmamıştı beni...

Neyin iyi neyin kötü olduğunu kestiremediğimden onlarca hata yapıyorum, bıkmadan, usanmadan.

Arkadaş seçimlerim bile kötü şu sıralar. Eskiden kolayca arkadaş edinirdim, şimdi onu da beceremiyorum.

Neden bilmiyorum ama depresif bir gün idi benim için, umarım ertesi gün de böyle olmaz, olmamalı...
 
Kaç senedir bu bedende yaşamama rağmen neden hâlâ kendimi tanıyamadım?

En ufak şeye kırılmak da neyin nesi... Çok fazla değişiyorum, düşüncelerim değişiyor, zevk aldığım şeyler değişiyor... Duygularım değişiyor.

Öz eleştiriyi bile doğru düzgün yapamıyorum, kendime gelmem gerek!
 
Bu dünyada ufak da olsa bir iz bırakmak istiyorum, bundan dolayı sanırım huzurlu olamayışım...
 
Merhaba!

Ufak ama tatlı ailemize yeni birisinin katılmasının verdiği feci büyük bir mutluluk ile başlıyorum yazıma bugün.

Şöyle ki, yeni bir muhabbet kuşuna sahibim.

8-9 yaşındaki eşek kuşum Boncuk (ne klasik bir isim ama, bu ismi verdiğimde 9 yaşındaydım. :p ) yetmezmiş gibi bir de Paşa'mız oldu.

Arkadaşım artık ona bakamadığını söyledi ben de hemen atladım, aldım geldim. İkisi de erkek, huzursuzluk olur diye endişe ettim ama sorun yok.

Benimki bir yandan "kuşumcuğum" "kız eşek" "boncuş" vb. bir sürü şey söylerken Paşa'mız da öbür yandan "şapşik paşa" "aşkım paşam" diyor.

Ve ben bütün bu gürültünün ortasında yaşamaya çalışıyorum. :p

Hayvanları insanlardan daha çok sevdiğim doğrudur.

Ve cesaret edip de saçlarımı kestirdim, sonuç çok güzel, şimdilik...

Öyle işte, falan filan.
 
Hayır! Bu kadar kötü olmamalı. Bunlar çok fazla bizim için...
 
Ne kötü bitirdim 2013'ü... Babam işten ayrıldı ve üstüne birkaç tatsızlık da yaşandı dün gece...

Ve bana şeker/tuz yasak iken yılbaşına özel olarak o yasağı çiğnedim bir şeyler yedim ama hay yemez olaydım, midem alt üst oldu.

Anlayacağın, dün bayağı kötü geçmişti, dert ortağım.

Neyse ki iş konusu tatlıya bağlandı, rahatladık.

Eskisi kadar çok kitap okuyamıyorum şu sıralar...

Kafam almıyor çünkü, dikkatimi veremiyorum. Ve okunmayı bekleyen kitaplarım cidden ağır kitaplar.

ASOIAF'ın ilk iki kitabının İngilizce olanına sahibim, ona başlamayı düşünüyorum, kendi dilinde okumak çok çok iyi, zira çevirisi öyle mükemmel de değil.

"Buz ve Ateşin Şarkısı" serisi benim için fazlasıyla değerli. Keşke dizisi yapılmasaydı diye düşündüğüm çok oldu. İlk kitabını daha önce okumuştum, dizisinin yapılacağını duyunca başta sevindim ama bu kadar ünlü olacağını bilemezdim.

Keşke televizyona aktarılmasaydı da o büyü bozulmasaydı diye düşünüyorum... Ancak bazı yönlerden de iyi oldu, çünkü dizi olmasaydı devamı Türkiye'de asla yayımlanmayacak bir kitap serisiydi, en azından önümüzdeki 5 sene içerisinde.

Diziyi de takip ederim, diğer dizilere göre çok üst seviyede fakat kitabın yanında bir hiç.

Geçen gün arkadaşımla oturup tüm kitapları, tüm olayları, tüm karakterleri en ince ayrıntısıyla ele aldık ve ağlayacaktım resmen, öyle duygulandım ki...

Bu seri benim her şeyim olmuş, öylesine bağlanmışım ki, bitince boşluğa düşmüş gibi olacağım...

Ve sonu...

O kadar merak ediyorum ki.

GRRM'den mutlu bir son beklemiyorum zira kitapları şu felsefeye göre yazmış;

large.gif



Ama, ama, ama... Bilemiyorum. Çok buruk bitecek. Ondan adım gibi eminim.

Bugünlerde gündemimde bu seri var, günlüğüm. Hayatımı değiştiren kitaplar listesinin ilk 5'ine rahatlıkla yazabileceğim bir seri.

Ve, içinde yüzlerce arkadaşımı barındıran muhteşem bir seri...
 
Bazılarının duyguları benimkilerden bile hızlı değişiyor.

Tuhaf günler de yaşıyorum sanki, çok kötü şeyler ile aksi çok iyi şeyler aynı anda başıma geliyor.

Geceleyin yatıp da düşündüğümde sanki birbirlerini eşitlediklerini fark ediyorum.

Sonuç; ertesi güne hepsi unutuluyor.

Tuhaf günler... Geçip gitsin de istiyorum, hiç bitmesin de.

Ha, aklımdayken de söyleyeyim;

Mutluluk sadece birisiyle paylaşıldığında anlam kazanıyormuş, çok iyi anladım.
 
Bir saniye! Mutsuzluğu tanımlamaya çalışacağım.

...

Mutsuzluk, evet... D&R'dasın, elinde bir sürü kitap var, yaklaşık 1 - 1,5 saattir içeridesin ve artık acele etmelisin, otobüsü kaçıracaksın.

Son bir kez albümlerin oraya gidersin ve olmayacağını bile bile gözlerin arar bir grubun herhangi bir albümünü...

2005'te dağılmış olan bir grubun, şu an çoğu kişinin bilmediği grubun...

O da ne?

...

İşte orada duruyor!

Frozen albümü hem de!

Sentenced'ın 1998'de çıkardığı Frozen albümü, en güzeli.

Ve sınırlı sayıda üretilmiş olanı...

Annen seni izliyordur şaşkınca, ne olduğunu anlamaya çalışıyordur.

Ellerin titreyerek gösterirsin albümü, okumaya çalışır üzerindekileri, nihayet anlar, nasıl bir vaziyet içinde olduğumu hemencecik kavrar...

Arkasını çevirirsin ve resmen dünyan yıkılır, fiyatı görünce...

Aldığın tüm kitapları bıraksan bile yanında o kadar para yoktur, olsa gözünü kırpmadan verebileceğin halde...

O çaresizlik, umutsuzluk nasıl anlatılır ki...

Arkasını çevirdin ya albümün, okumaya başlarsın şarkıların isimlerini...

Kaamos, Farewell, Dead Leaves, For the Love I Bear, One With Misery...

One With Misery?

O da ne?

Tam o anda mağazanın içinde çalmakta olan şarkıda da one with misery cümlesi geçti...

O an kopma noktası oldu zaten, gözlerimde durmakta direnen göz yaşları artık sözümü dinlemedi, engellemedim de zaten.

Annem eminim ki benden fazla üzüldü, kendimi yerine koydum ve onun için de ağladım.

Bir albüm, çok basit gelebilir ama bana binlerce şey ifade ediyor...

Bir umut, sakladım onu arkalara, kim almak ister ki o albümü, üzerinden kaç sene geçmiş zaten...

Anca 20 gün sonra gidebileceğim oraya, doktor kontrolüm var, oraya da uğrayacağım.

Tanrım, lütfen hâlâ orada olsun, hayatımda hiçbir şeyi bu kadar çok istememişimdir.

...

İşte, mutsuzluğu tanımladım.

Umarım 20 küsur gün geçtikten sonra bu sayfaya gelip mutluluğu da tanımlayabilirim.

Umarım...
 
Merhaba!

Ufak ama tatlı ailemize yeni birisinin katılmasının verdiği feci büyük bir mutluluk ile başlıyorum yazıma bugün.

Şöyle ki, yeni bir muhabbet kuşuna sahibim.

8-9 yaşındaki eşek kuşum Boncuk (ne klasik bir isim ama, bu ismi verdiğimde 9 yaşındaydım. :p ) yetmezmiş gibi bir de Paşa'mız oldu.

Arkadaşım artık ona bakamadığını söyledi ben de hemen atladım, aldım geldim. İkisi de erkek, huzursuzluk olur diye endişe ettim ama sorun yok.

Benimki bir yandan "kuşumcuğum" "kız eşek" "boncuş" vb. bir sürü şey söylerken Paşa'mız da öbür yandan "şapşik paşa" "aşkım paşam" diyor.

Ve ben bütün bu gürültünün ortasında yaşamaya çalışıyorum. :p

Hayvanları insanlardan daha çok sevdiğim doğrudur.

Ve cesaret edip de saçlarımı kestirdim, sonuç çok güzel, şimdilik...

Öyle işte, falan filan.

Ölüm ne kötü şey, ölüm...

Bizden uzak dur artık.
 
Vee seneye kaldım, böyle diye diye kaldım.

45 günde olacak iş değil bunlar, artık bir yaş küçüklerle okuyacağım ama olsun...
 
Yaşadıklarım mı ağır yoksa ben mi fazla güçsüzüm anlam veremiyorum.

[YOUTUBE]QsKXNE02Ez4[/YOUTUBE]

Kırılma noktası da bu oldu.
 
Vee seneye kaldım, böyle diye diye kaldım.

45 günde olacak iş değil bunlar, artık bir yaş küçüklerle okuyacağım ama olsun...

Yine depresif bir Seren, ne çok değişiyor duygularım böyle.

Duygu değişimlerini de bayağı bir fırtınalı geçiriyorum sanırım...

Sanal alemde günlük tutmak, hele ki diğerlerinin okuyabileceği bir günlük yazısı yazmak çok saçma gelmiştir hep. Ama buradayım ve yazıyorum, ki burayı birilerinin okuduğunu da sanmıyorum.

Yaklaşık 3 senedir tuttuğum yas nihayet sona erdi, berbat bir şekilde de olsa artık üzülmek yok.

Sadece bunu söylemek istedim.
 
Keşke tüm ailem bir arada olsa da şu lanet internet ortamına bir daha hiç girmesem.

Annemin çalışmadığı günleri özledim, babamın en azından iki günde bir evde olduğu günleri özledim.

...

Abimin her gün yanımda olmasını özledim en çok da...

Beraber çizgi film izlemeyi, kitap okumayı, film izlemeyi, gezmeyi, yemek yemeyi bile özledim.

Ah...
 
Umarım 20 küsur gün geçtikten sonra mutluluğu tanımlayabilirim demiştim ya, olmadı. Çok fazla da konuşmak istemiyorum çünkü yeterince üzülmüşüm bugün.

Öyle bir şey ki bugün kitapçıya gittiğimde canım kitap almak bile istemedi, bu sene, malum... Dikkatimi yeteri kadar toplayıp bir şeyler okuyamıyorum, bir yerden sonra kopuyor her şey ve aynı sayfayı 2-3 kez okumak zorunda kalıyorum.

Kitap almaktan vazgeçemiyorum, okuyamayınca da bir sürü kitap birikiyor. Kitaplığımı düzenlerken, ne zaman aldığım hakkında hiçbir fikrimin olmadığı kitaplar buluyorum bazen, bunu telafi etmeye çalışacağım, sınav denilen şu illeti bir atlatayım da...

...

Duygu değişimlerini de benim yaşıyor olmam gerekirken benden neredeyse 10 yaş büyük insanlar, üstelik benimkinden çok şiddetli yaşıyorlar, anlam veremiyorum, kafa yapıları henüz olgunluğa erişmemiş mi? Hâlâ çocukça hareketler sergileyenler oluyor.

Neyse işte, tahlil sonucunu bekliyorum, gerginlikle. Umarım olumlu olur, benim için...

Günlük yazmayı hâlâ sevmiyorum ama içimde taşıdığım çok şey var, bari birkaç tanesi azalsın diyorum.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri