Sonsuzluk için; güneşimden vazgeçtim.

Konu sahibi son olarak 1033 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Günler geçiyor ve ben o çok sevdiğim saçlarımın vedasına tanık oluyorum.

Mutluluk duyuyorum, anında üzülüyorum, endişe, korku, neşe, umursamazlık, gerginlik, keder. Hepsi bir araya toplanmış, çok güzel ve aynı oranda kötü günler bunlar.

Aşırı üzülmeye artık dayanamadığımın farkına vardım geçenlerde, uyumanın da tek çare olduğunun...

...Ve bir şarkının beni böylesine eskiye götürebileceğine, kötü yapabileceğine tanık oldum...
 
Olmamalı, engeller diyorum.

Binlercesi hem de, yok olmalı bir gecede.

Keşke edebi bir kişilik olsam da kelimelerin tuşlara oradan da ekrana dökülmesi kolay olsa...

Çaresizliğimin farkındayım, karşımdaki de farkında.

Gel gelelim ki ikimiz de ne yapmamız gerektiğini, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmiyoruz.

Sanırım mesleğimi "kendini kandırmak" olarak değiştirmeliyim.

Zira bundan iyi yaptığım bir şey yok.
 
Mutluluk hormonunun gereğinden fazla salgılandığı bir gün daha.

Öylesine fazlaydı ki önümüzdeki 5 gün içinde ölümüne depresif bir insan olmam pek bir muhtemel.

Sanırım 3-4 aydan beri ilk kez huzurla kapayacağım gözlerimi, bu hayata.

Her gün böyle olsa ya.
 
Hayret ediyorum, hem de ne hayret...

Hâlâ mutluyum ve mutluluk tükenmeyecek gibi gözüküyor.

Garipsiyorum açıkçası.

Bu arada; üniversite sınavına üniversitede girecek olmak da neyin nesi, psikolojim altüst olacak. :/

Yıllardan sonra ilk defa kendimi normal bir insan gibi, mutlu hissediyorum. Tanrım, eğer var isen bunun bozulmasına izin verme...
 
Mutluyum.

[YOUTUBE]nkR9ELR6cpM[/YOUTUBE]

Bağıra bağıra söylüyorum bu şarkıyı. Bu saatte.

Hiçbir insan zerre kadar da umurumda değil, sabaha karşı son ses dinledikleri iğrenç müziklerin yerine tutsunlar.

Evet, mutluyum. En nihayetinde.

Beni üzmüş ve üzecek olan herkesin karşısına geçip yüzlerine tükürürcesine söylemek istiyorum: Çok mutluyum!

Sanırım bencil bir insan oldum ama bu da umurumda değil. İşin aslına bakarsak hiçbir şey umurumda değil.

"Hepinizin düşüşüne tanık olacağım!"
 
Bir an öylesine korktum ki, mutluluğum elimden alındı diye...

Hiçbir şey umurumda değildi resmen, uyanık kalıp o acı ile yüzleşmektense yüzyıllarca uyumayı tercih ederdim.

Neyse ki çok uzun sürmedi, neyse ki eski halime döndüm.

Sınava bir gün kalmışken sağ elime girip duran kramplara lanet ediyorum.

Sınavla bi' dalga geçip geleceğim, hadi bakalım. Hedefler de yüksek ama olsun artık o kadar...
 
Kaybediyorum.

Gün geçtikçe sevdiğim, beğendiğim, bana dair güzel olan her şeyi kaybediyorum...

...Tıpkı aşık olduğum saçlarımı kaybettiğim gibi. O saçların yerini beyazların alması gibi.

Olmayan güzelliğimi kaybediyorum/kaybettim.

Ne yapmam gerektiğini bilmiyorum, sırf bu yüzden insan içine adım dahi atamıyorum.

Dış görünüşümün günbegün kötüye gitmesinden nefret ediyorum.

Bu kadar.
 
Günlerin benim lehime geçtiğini düşünürken öyle olmadığını fark etmek çok acı.

O kahrolası günler birbiri ardına sıralanıyor ve ben sürekli yaptığım yanlışları yinelemekten çekinmiyorum.

Bilerek ya da bilmeyerek, fark eder mi?

...

Hiçbir zaman elde edemeyeceğim şeylere bakarak günlerimi geçiriyorum ve hâlâ bir icraat yapmıyorum.

Ama değişiyorum...

Bu değişimin sonu iyi bitmek zorunda.

Aksine dayanacak olmak çok zor zira.
 
Cennetimizde sinsice dolanan yılanı görmemiştin, görememiş...

Bu, 32 ay boyunca aralıksız olarak acı çekmeme neden oldu sadece. Olumlu tarafı mı? O bende kalsın.

Çok şey kaybettim, geri kazanmamın mümkün olmadığı pek çok şey.

Arkadaşlarım, sağlığım, eğitim hayatım, saçlarım, olmayan güzelliğim, sevgim. Hepsini kaybettim.

Kendi hayatımı her gün aynı şekilde yaşamaktan ziyadesiyle bıkmıştım.

Solmak üzere olan nabzımı eskisinden de iyi hale getiren bir şey ile karşılaştım birkaç ay önce: sevgi.

"Artık hiçbir şeyin yarısı beni bir bütün yapamaz." demiştim. Keşke tüm yanılgılarım bu kadar güzel olsa...

Toparlanıyorum, her anlamda. Her gün mutlu uyanmak nasıl bir duygu bilmiyordum. Tanımlayamıyorum...

Garip. Tek söyleyebileceğim bu sanırım, çok garip.
 
Bazı zamanlar, beni izliyormuşsun gibi hissediyorum...

...

Gözlerimi öyle bir açtım ki bugüne, hayatımda ilk defa ölmüş olabileceğimi düşündüm. Bu, kelimelere dökmenin mümkün olmadığı, iyi mi yoksa kötü mü olduğundan emin olamadığım bir ton duygu ve düşünce silsilesinden oluşuyor, tek diyebileceğim bu.

Hevesli ve heyecandan ölüyor olmam gereken bir günde, üstelik bu saatlerde, ruhumun ölmüş olabileceği ihtimalini de ekliyorum o sonsuz listeme.

"Açıklanamazdan affedilmeze..."

Hâlâ çok fazla şeye üzülüyorum, aynı oranda mutluluk da duyuyorum.

Şu an böyleyim, bir saat sonra -eminim ki- yine döneceğim, o eski ve mutlu halime.

Birkaç saatlik üzüntü molası?

Evet.
 
Yine ben.

Bugün, şu an, tam da şu saatte buraya yazmıyor olmayı dilerdim. Ama...

Şu an moralimi bozan şey nedir?

-Hevesimin kaçması?

-İmkansızlıklar?

-Özlem?

-Hepsi?

Uyumak istiyorum, günlerce. Belki haftalarca.

Kendime gelebilmem lazım zira evde yalnız kaldığım günlerde kafayı yeme raddesine geliyorum.

Dışarı çıkmak istiyorum.

Bulutların arkasına saklanmasına rağmen hâlâ canımı acıtabilen o güneşle yüzleşmek istiyorum.

Böyle olmak istemiyorum, yeterince üzüldüm.
 
Mutlu olduğumda mutsuzum, mutsuz olduğumda da mutlu.

Dikkat! 17 yaşındaki bir kızın en büyük sorunu: ilgi eksikliği.

4 gün öncesinde, kendimi mutluluğun zirvesinde hissediyorken son 3 gündür afili bir düşüş gerçekleştiriyorum. Ama o mutluluğa değerdi, her acı değer.

Beni, dinlediğim şarkılar en iyi ifade ediyor diyorum ya: akıntıya bıraktım kendimi, nehrin beni nereye sürüklediğini göreceğiz.

Bu günler bitecek mi? 2011'in kopyası gibi bu sene. Üzülüyorum, seviniyorum, ağlıyorum, yine mutlu oluyorum...

Yazıya depresif başladım fakat şu an tebessümüme engel olamıyorum.

Geçecek.

"Söylediğim, yaptığımdır."
 
Dayanıyor olmak çok zor.

16 nisan 2014... Sabahında dedim ki kendime: bundan daha güzel bir gün yaşayamam.

Nitekim öyle de oldu, yaşayamadım.

Her gün kendi kendimi tüketiyorum.

Asla yerine ulaşamayacak mektuplar yazıyorum, kendimle konuşuyor olmak da denilebilir buna.

Tanrı beni yalnız kalmakla mı lanetledi yoksa?

Çok şey yapıyorum, hiçbir şey yapmıyorum.

Asla gerçekleşmeyecek olan bir diyaloğun provalarını yapıyorum, yüzlerce kez.

Hayallerimde her şey yoluna giriyor, mutlu bitiyor hep.

Gerçekte böyle olmayacağının farkında olmak da zor şey.

Birini çok sevmenin acısını çekiyorum.

Tanrı'nın lanetlerinden bir diğeri: sevgi.

Çok küçük şeylere takılıyorum, çok küçük şeylere üzülüyorum.

...

Karşındaki insanın sana olan sevgisini tüketip onu bıktırdığını öğrendiğin gün anlıyorsun ki......

Neyi anlıyorum?
 
Tuhaf...

Pek çok tuhaf şey.

İyileşmesine izin verilmeden sürekli yolunan yaralar, uzunlukları asla eşit olmayacak tırnaklar, ne idüğü belirsiz morluklar, 2 günde kaybedilen 2 kilo...

Fazla üzüntünün çok fazla yan etkisi var, doktor bunu da yasaklasa ya hadi.

Bir zamanlar dört gözle beklediğim mesajları şimdi okumaya korkuyorum. Ya yine üzülürsem?

Ya fazladan veya eksik yazılan bir kelimeye takılıp ağlarken çok mutluyum temalı bir şeyler söylemek zorunda kalırsam?

"Kazandım, kaybettim ve kaybettim, kazandım."

Ve oynadığımız oyun bitti sanırım.

Her şey iyi olacak umuduyla geçirilmeye çalışılan bir gün daha sadece, büyütecek bir şey yok.
 
Tahmin edemezdim ki.

Üzülmeyeyim diye böylesine büyük bir çaba sarf ediyor olacağımı tahmin edemezdim.

Çok şey yaşamış da olsam hâlâ çocuğum ben. Çocuklar üzülmemeli.

Hâlâ, parkta koştura koştura oynadıktan sonra annesinin hadi gidelim demesiyle üzülen bir çocuğum.

Senelerdir yüzümü, bedenimi var olan tüm insanlardan olabildiğince sakladıktan sonra artık bunu yenmenin bir yolunu arıyorum ısrarla.

Mutlu olmak için birçok nedenin birleşmesi gerekirken benim için sadece bir tanesi, ufacık bir tanesi bile yetiyor.

Beni üzmeyin, lütfen.
 
"Diğer alternatifin ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. Henüz değil, lütfen..."

Seneye yalnız kalacak olmayı kabullenmiş bir kızın parmaklarından dökülüyor artık bu kelimeler.

Yalnızlık yerine göre iyiydi, değil mi? Hatıralarım beni yanıltmıyor bu sefer.

Ama inan bana hiç yeri değil.

Kendimle birlikte karşımdakini de tüketmekten vazgeçmeyi becerebildiğim gündür belki de, yalnızlığa olan mahkumiyetimin sona erişi.

Yalnız bırakılmıyorum ama yine de yalnız oluyorum/uz.

"Bütün bu saçmalıklardan bıktığının ve pes ettiğinin farkındayım."

Bekle.
 
Bu sefer de berbat etmezsem eğer, hayatımın en güzel günlerini yaşamaya hazırlamalıyım kendimi.

Bazı zamanlarda, tüm o sevgimi kalbimin içinde nasıl tutabiliyorum diye kendime şaşırıyorum...

İyiye gidiyormuş gibi gözüküp daha da mı batıyorum acaba?

Hayır, bu sefer öyle olmayacak, kahrolası hayatım(ız)da ilk defa ciddi anlamda mutlu olacağım/ız.

O gün gelesiye kadar bekle, yine bekle...

"Kuşların hâlâ şarkı söylediği yerde..."
 
Kişilik bozukluğu yaşadığımı biliyorum.

Kişilik bozukluğu yaşadığımdan eminim.

Diğer benliğim beni aşağı çekmek mi istiyor? Neden bana kötü davranıp, olur olmadık yerlerde üzülmeme neden oluyor?

Hiçbir neden yokken ve mutluyken neden üzülecek şeyler bulmamı sağlıyor?

Ona direnemiyorum, elimden hiçbir şey gelmiyor...

...Uyumak hariç.

Tanrı bana arada acıyor sanırım, çok güzel rüyalar görüyorum.

En azından orada mutluyum, orada sevdiğim/sevdiklerim yanımda...

Hayal kurmaktan korkuyor olan ben, kendimi hayaller aleminde dolaşırken yakalıyorum sürekli.

Hayatta kalmam buna bağlıymış gibi...
 
"Kimse, kimseyi sevmiyor."

İnan bana.

Sevdiğini zanneden ne çok insan var çevrede... Ama ben seviyorum, sanki sevgi bu, içimdeki.

Kestiremiyorum bir türlü.

Sevginin getirisi: kalp kırıklığı.

Bu yüzden eminim sanırım, sevdiğime.

...

Yapabileceğim bir şey olmuyor çoğu zaman.

Eve gidip de yalnız yalnız oturuyor olmamak için yürüyorum. Nereye gittiğim ya da yolun nereye çıktığı önemli değil, sadece yürüyorum, bir şey düşünmeden.

Neden üzüyorlar ki beni, bir neden yokken?

Yanlışlarım var, bunu yüzüme vurun.

Yalvarırım yapın bunu.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri