Çocukluk yıllarımda odanın duvarlarına sevilen sanatçıların posterlerini asmak çok tutuluyordu.
Zengin havası katıyordu.
Eve gelen arkadaşlarıma duvardaki geyik desenli kilim yerine Hakan Peker'in "bu adam da hiç yaşlanmıyor" muhabbeti yapılamayan zamanlarının posterini gösterip ne kadar da avrupalıyım, dolapta da kutu kola var içebilirsiniz izlenimi veriyordum önemsemez tavırlarımla.
Oda tabi ki benim değildi. Misafir odasıydı. Sadece misafir geldiğinde kapısı açılan, kanepelerinde örtü olan, duvara yaslı koskocaman içi kahve fincanı ve envayi çeşit cam bardak bulunan vitriniyle bi çocuk odası olmadığı her yerinden belli olan bi oda.
Misafir geldiğinde odanın ortasına küçüklü büyüklü zigon sehpa serpiştirilir, üzerlerine birer tabak ve tabakların içine de evde yapılmadığı çok belli olan kurabiyeler, kuru yemişler ve gofretler olurdu. çaylar sürekli tazelenir, duvarda asılı olan Hakan Peker posterine, henüz Hakan Peker o yıllarda yaşlı olmadığından "bu adam da hiç yaşlanmadı he" geyiği yapılamadan her çay yudumlayışta bi bakış atılır sonra Ali Rıza emminin kooparetife girip ne kadar kâr ettiği, eğer biz de girersek ilerde çoluğumuzun çocuğumuzun ekmeğini yiyeceğinden bahsedilirdi.
Bense duvardaki Hakan Peker posterinin yerine artık, Yonca Evcimik posteri asma hayalleri kurup, iki kanepe arasındaki minderin üzerine kıvrılıp uyurdum.
bitti.