Seviyorsan Bence Git Sus Abi

Konu sahibi son olarak 2853 gün önce görüldü
Hep ütopik fikirlerimden kaybettim abi ben.
Azcık Mantıklı Konuş diyolla
 
Otobüste uyuyan gencin başında dikilip arada bi değdirerek genci uyandırmaya çalışan yaşlı gibiyim. Zorla yer kapmaya çalışıyorum hayatta.
 
Siyah önlük kuşağıyım ben de.
Daha rotring kalemlerin olmadığı, ucu ekmek bıçağıyla açılmış, kıç tarafında silgisi dişlenmiş parmak kadar kurşun kalemlerin revaçta olduğu zamanların çocuğuyum.

Küçük Emrah filmlerinde gözleri dolan, gazozu hemen bitmesin diye dilini şişenin ağzına dayayıp, dili asitten yanınca bi yudum içen, lastik ayakkaplı, bitlenmesin diye babaannesi tarafından saçları kör makasla sıfıra yakın kesilen, sınıfın en çirkin çocuğuydum. Haliyle sınıftaki en yakın arkadaşım da en az benim kadar çirkin ve tembeldi. teneffüslerde yerde bulduğumuz boş kola kutusunu ezip futbol oynardık. Ben Takoz Recep olurdum o kepçe kulaklardan dolayı Sergen. Onlar da çirkindi.
Derslerdeki başarım ise çarpım tablosu ve hızlı okuma yarışında iki 1.lik 3 tane de 2.lik.

Şimdi böyle bi çocuk nasıl hayata karıştı? dediğinizi duyar gibiyim.
Orta okulda rotring 0,5 mm uçlu kalem aldım kendime.
 
Bu konunun orcini seviyoran gel sarıl değil mi yahu?

Lakin seninki daha orcin, Hatem bir bokuda doğru yap, millet daha güzelini bulmuş.

Konun hayırlı olsun bu arada italyan
 
Hicbir dogrulugu olmayan bir yalandi.
Neresinden tutsan, elinde kalan..
Ne inandin, ne inandirdim.
Hicbir umidi olmayan sade bir yalan.
Iste tum bu sebepler isiginda ;
Guzel tespitler italyan.
 
İnsanın hayatta kendisine tam olarak dürüst olduğu sadece 1 saniye vardır, gerisi o 1 saniyenin yaşattığı travmadır.
 
-aa bak bu güzel işte, ama şu kıvrımları ters olsaymış ya abla
-gızııım gözlerim görümüyo benim kıvrım mıvrım görmedim ben. zor zati yapması

Ne yapıyordum ki?
Hastane koridorlarında oturmuş annemi beklerken 3 kadının bir dantel örneği hakkındaki sanatsal kaygılarını dinliyor bu küçük oturuma kulak misafiri oluyordum,
İçimden de bu tek düzelikten kurtulmaları, biraz daha post modern eserlere yönelmelerini geçiriyordum. Böylece dantel farkındalığı yaratılıp, kadınlar dışında diğer varlıkların da ilgisi çekilebilirdi. Geleneksel dantel bienalleri yapılır, fularlı ve pipolu adamların gerek yapıcı gerekse çekememezlikten kaynaklanan yıkıcı yergileri dinlenirdi.

Bunu onlara söylemeli miyidim bilmiyorum. Annemle paylaşsam o da "uğraşamam yavrım, şekerim çıkar benim" derdi.
Ben de bu fikrimi bir daha hiç açılmamak üzere tozlu fikir rafıma kaldırmaya karar verdim.
 
Hayatta tek hayır diyebildiğim daha doğrusu hayır diyemeyip ışık hızıyla bahane üretebildiğim tek şey ev taşıma teklifi.

Hayır taşımak mesele değil ama eşyaların biçimsizliği ve dar merdivende çekyat ve buz dolabı gibi tek kişiyle taşınamayacak ama iki kişiyle de taşınmasının zor olduğu eşyaların verdiği eziyet.
Bir de o gardırop yerleştirmesi...

kahverengi gibi değil ama sarı da diyemeyeceğim bi rengi vardı gardırobun. Tarif etmesi oldukça zor bi eşyaydı bu, neden bunu seçmişti anlamamıştım. Öyle çok büyük bi gardırop değildi ama gardırop olmasını engelleyecek kadar da kısa değildi. Yani görseni kesin bu gardırop dersiniz o konuda biraz huzur veren bi yapısı vardı ama alışılmış bi gardırop da değildi.
Boş odanın ortasına kurduk, türlü zahmetlerle, hangi parçayı nereye takacağımızı bulmak için sarfettiğimiz çabayı şimdi anlatamıycam. Adeta tranformırsın başkanı optimus praym dı. Neyse kapısını ayarlayamadığımız için eğreti duran gardırobun etrafında dönerek inceliyorduk.
Herkesin bu gardırop hakkında söyleyebileceği şeyler muhakkak vardır, insanları bir biriyle iletişime geçiren, tartışmaya iten bi gardırop bu.
Nereye koyarsan koy oraya ait olmadığını açıkça gösteren bir şey.

Resmen parasıyla kendine bi bela satın almıştı. Yatağın ucuna koyduk "olur burda ya" dedik.
Olmadı.
yatağın yanına koyduk "burda olur" dedik. yine olmadı. Çünkü kişi yatağın üzerinden çirkin bi halde uzanıp üzerine eşya koyabilirdi. Bi gardırobun üstüne bu şekilde bi eşya koyulamamalıydı.
Bizim evdeki gardıroba baktığımda aklıma hiç böyle şeyler gelmiyordu, çünkü uzun bi gardıroptu bizimki. Bu da o kadar kısa değildi ama gardırobun üstüne bişey koyulmamış olsa içinizden "acaba bunun üstü neden boş bırakılmış acaba" derdiniz ama üstünde eşya olsa "ulan bi gardırop nasıl böyle kullanılabilir" derdiniz.

Herşeyden önce bi gardırop kimseyi bir eşya olduğuna inanıdıramıyordu.

Şimdi diyeceksiniz ki yarım saattir bize gardırop anlattın, yok mu kıssadan hisse?
Yok. dağılın !
 
Herşeyi elime yüzüme bulaştırıyorum, insan olamıyorum. Sayemde mutlu olan çok kişi yokken benim ne haddimeydi mutluluğu istemek? Yanlış zaman mı yoksa yanlış insan mıyım? bilmiyorum.

Damarlarımda dolaşanın kan olmadığını anladım bugün.
 
Uzun süreli ses kısıklığı yazıp entır tuşuna bastım gugılda bugün.
-Ses kısıklığını ciddiye alın
-ses kısıklığına dikkat!
-ses kısıklığı hastalık alarmı olabilir
-Uzun süreli ses kısıklığı, gırtlak kanserinin habercisi

Hemen hepsi üst solunum yolu enfeksiyonu, sesin kontrolsüz kullanımı ve daha önemlisi kanser sebep olabilir, diyordu.
Kanser sebebinin dışındaki belirtiler yoktu bende. 2 haftayı geçen kısıklıklarda risk artıyormuş. 3 hafta oldu.
Hayırlısı diyelim.
 
Zamanı durduramam belki ama Zamanı bize uydurabilirim. Saatlerin ayların hiç bir önemi yok, biz ona değil zaman bize yetişecek.
Zamanın "Y" halindeyiz. İki ayrı zamanın kesişip tek zamanda birleştiği.
 
Ölsem sesimi duyar mısınız? Ya da çok uzaklara gitsem hoş gelir miyim? hoş bulur muyum?

Haklıymışım , To live is to die
 
Bi kaç gündür beni en iyi anlatan fotoğraf bu.

g1.milliyet.com.tr-.-Detail-.-2015-.-06-.-13-.-bazen-bir-kare-fotograf-anlatmaya-yeter-anlamli-kareler-tek-bir-kare-tek-kare-1502584.jpg.jpg
 
Bu konunun orcini seviyoran gel sarıl değil mi yahu?

Lakin seninki daha orcin, Hatem bir bokuda doğru yap, millet daha güzelini bulmuş.

Konun hayırlı olsun bu arada italyan

Lan olm sen niye böyle bi çocuk oldun?

konunu kirlettiğimiz için özür dileriz italyan. Bu sığırın kusuruna bakma. seviyosan git şaap bence
 
Çocukluk yıllarımda odanın duvarlarına sevilen sanatçıların posterlerini asmak çok tutuluyordu.
Zengin havası katıyordu.
Eve gelen arkadaşlarıma duvardaki geyik desenli kilim yerine Hakan Peker'in "bu adam da hiç yaşlanmıyor" muhabbeti yapılamayan zamanlarının posterini gösterip ne kadar da avrupalıyım, dolapta da kutu kola var içebilirsiniz izlenimi veriyordum önemsemez tavırlarımla.
Oda tabi ki benim değildi. Misafir odasıydı. Sadece misafir geldiğinde kapısı açılan, kanepelerinde örtü olan, duvara yaslı koskocaman içi kahve fincanı ve envayi çeşit cam bardak bulunan vitriniyle bi çocuk odası olmadığı her yerinden belli olan bi oda.
Misafir geldiğinde odanın ortasına küçüklü büyüklü zigon sehpa serpiştirilir, üzerlerine birer tabak ve tabakların içine de evde yapılmadığı çok belli olan kurabiyeler, kuru yemişler ve gofretler olurdu. çaylar sürekli tazelenir, duvarda asılı olan Hakan Peker posterine, henüz Hakan Peker o yıllarda yaşlı olmadığından "bu adam da hiç yaşlanmadı he" geyiği yapılamadan her çay yudumlayışta bi bakış atılır sonra Ali Rıza emminin kooparetife girip ne kadar kâr ettiği, eğer biz de girersek ilerde çoluğumuzun çocuğumuzun ekmeğini yiyeceğinden bahsedilirdi.
Bense duvardaki Hakan Peker posterinin yerine artık, Yonca Evcimik posteri asma hayalleri kurup, iki kanepe arasındaki minderin üzerine kıvrılıp uyurdum.
bitti.
 
Geri