Şahsi kütüphanem

  • Kullanıcı Elia
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kitap Kulübü
Konu sahibi son olarak 1036 gün önce görüldü

Sonuçta kitap alıyoruz. Önemli olan taşıma da kitaplara zarar verilmemesi ki 20 kitap baya büyük bir koli oluşturur ve taşıma da bunun sorumlusu kargo firmasıdır. Bazı firmalar gerçekten mimli bu konuda, tabi bu apayrı bir konu.
Kitapyurdu sanırım alternatifleri çoğaldıkça, kemik okuyucu kitlesine sahip olmanın verdiği güven ile fiyat konusunda pek bir düzenlemeye gitmedi. Hoş, çok farklar oynadığına şahit olmadım ama 10 dan fazla kitap aldığınızı düşünürsek bu baya bir fark yaratır elbette. Ben İdefix ' in DNR ile aynı gruba ait olduğu için DNR dan dolayı daha fahiş fiyatlarda satış yaptığına şahit oldum.

Bir şeyler bu sitenin önüne geçti ki eskisi kadar tercih edilmiyor. Babil mesela çok hızlı yükseldi ve sene boyunca fiyatları hep olabildiğince düşük tutuyor. Örneğin kolinin içinden çıkan eşantiyon hiçbir işe yaramayan bir kalem bile müşterinin gözünde o firmayı yükseltir. Müşterilerine değer veriyor algısı oluşturur. Maalesef kitapyurdu bu alışkanlığını kaybetti. Gerçi bilemeyiz belki eskisinden daha iyi satış yapıyor ama insanların gözündeki izlenimleri yavaş yavaş değişiyor maalesef.
 


Bir şeyler bu sitenin önüne geçti ki eskisi kadar tercih edilmiyor. Babil mesela çok hızlı yükseldi ve sene boyunca fiyatları hep olabildiğince düşük tutuyor. Örneğin kolinin içinden çıkan eşantiyon hiçbir işe yaramayan bir kalem bile müşterinin gözünde o firmayı yükseltir. Müşterilerine değer veriyor algısı oluşturur. Maalesef kitapyurdu bu alışkanlığını kaybetti. Gerçi bilemeyiz belki eskisinden daha iyi satış yapıyor ama insanların gözündeki izlenimleri yavaş yavaş değişiyor maalesef.
Rekabete ayak uyduramıyor demek ki. O küçük sürprizleri genele yaysalar keşke o halde.
Konunuz her ne kadar alışveriş sitelerinin kıyaslandığı bir konuya dönüşse de sayemde, oldukça güzel ve faydalı.
 

Rekabete ayak uyduramıyor demek ki. O küçük sürprizleri genele yaysalar keşke o halde.
Konunuz her ne kadar alışveriş sitelerinin kıyaslandığı bir konuya dönüşse de sayemde, oldukça güzel ve faydalı.

İdefix mesela kitapların yanında Sabikfikir gönderir birden günüm şenlenir. Eminim bu tür minicik şeyler insanların seçimlerini de etkiliyordur. Bu arada konum kitaplarla ilgili olan her şeye açık, sayfalarca bunun hakkında konuşabilirdik de. Çok teşekkür de ederim, tek isteğim sevdiğim şeyleri paylaşmak burada. ^^
 


İdefix mesela kitapların yanında Sabikfikir gönderir birden günüm şenlenir. Eminim bu tür minicik şeyler insanların seçimlerini de etkiliyordur. Bu arada konum kitaplarla ilgili olan her şeye açık, sayfalarca bunun hakkında konuşabilirdik de. Çok teşekkür de ederim, tek isteğim sevdiğim şeyleri paylaşmak burada. ^^
Aslında bir ara Ayraç dergisi gönderiyordu KY, şimdilerde ise belirli bir satın almada 1 TL ye sunuyor. Açıkçası kalem, kahve vb şeyler değil de yine aylık dergi falan ekleseler fena olmazdı. Bilmiyorum ben belkide çok siteyle uğraşmak istemediğimden ve daha çok birbirlerine çok yakın oldukları için değiştirmiyorum alış veriş yaptığım siteyi.

Çok katılımda bulunmadığımdan diğer konulara, ilgimi alanıma girdiğinden mütevellit uzadı sohbet güzel de oldu.
 
Elia selam canım :p
Bir konuda Fi'yi bitirdim yazmıştım. Ben de Fi'ye başlamıştım; ancak ben e kitap olarak telefondan okuyorum. Kitapta yazım yanlışları falan dikkatimi çekti. Kitabın orijinal halinde de var mı bu acaba?

Bir de Çi ve Pi serilerini okumayacak mısın? Devamı niteliğinde sanırım o iki kitap da.

Kitap hakkındaki fikirlerini de merak etmiyor değilim.
 

Aslında bir ara Ayraç dergisi gönderiyordu KY, şimdilerde ise belirli bir satın almada 1 TL ye sunuyor. Açıkçası kalem, kahve vb şeyler değil de yine aylık dergi falan ekleseler fena olmazdı. Bilmiyorum ben belkide çok siteyle uğraşmak istemediğimden ve daha çok birbirlerine çok yakın oldukları için değiştirmiyorum alış veriş yaptığım siteyi.

Çok katılımda bulunmadığımdan diğer konulara, ilgimi alanıma girdiğinden mütevellit uzadı sohbet güzel de oldu.

Bir de şey, diğer siteler yüklü miktarda alışveriş yapılınca büyük indirimler yapıyor. Enpara ile anlaşıp yarısını iade etme, BKM Ekspress kullanınca hediye çeki verme vs. Bunlar da siteyi geriletti. Ve evet keşke aylık dergi gönderseler. Bazı siteler minicik kitap ön okumaları gönderiyor o bile güzel. Bu arada her zaman beklerim konuma. ^^

Elia selam canım :p
Bir konuda Fi'yi bitirdim yazmıştım. Ben de Fi'ye başlamıştım; ancak ben e kitap olarak telefondan okuyorum. Kitapta yazım yanlışları falan dikkatimi çekti. Kitabın orijinal halinde de var mı bu acaba?

Bir de Çi ve Pi serilerini okumayacak mısın? Devamı niteliğinde sanırım o iki kitap da.

Kitap hakkındaki fikirlerini de merak etmiyor değilim.

Merhabaa. :dyg:
Ve evet yeni bitirdim Fi'yi, henüz yazacak vaktim olmadı. Yazım yanlışlarına gelirsek eğer, evet gözüme çarpan birkaç şey vardı ama çok umursamadım. Bir şey yerine birşey ya da bişey yazıldığını gördüm. Ya da falan yerine filan. Bunlara çok fazla takılmıyorum çünkü yanlış bilmiyorsam şeylerin ayrı yazımı son zamanlarda getirilmiş bir kural. Mesela eski kitaplarda (özellikle Oğuz Atay'ınkilerde) hep birleşik yazılmış. Bu tür hatalar redaksiyon aşamasında editörün inisiyatifinde. Belki yazar değiştirilmemesini istemiştir. Çünkü basit bir hata değil ve gözden kaçmış olduğunu sanmıyorum. Üstelik 200 küsur baskı yapmış kitapta mümkün değil gözden kaçması.

Onun dışında, seriye devam edip etmeme konusunda kararsızım çünkü kitap büyük soru işaretleri bıraktı kafamda. Üşenmezsem bir iki gün içinde onun hakkında da yazacağım. ^^
 


Bir de şey, diğer siteler yüklü miktarda alışveriş yapılınca büyük indirimler yapıyor. Enpara ile anlaşıp yarısını iade etme, BKM Ekspress kullanınca hediye çeki verme vs. Bunlar da siteyi geriletti. Ve evet keşke aylık dergi gönderseler. Bazı siteler minicik kitap ön okumaları gönderiyor o bile güzel. Bu arada her zaman beklerim konuma. ^^



Merhabaa. :dyg:
Ve evet yeni bitirdim Fi'yi, henüz yazacak vaktim olmadı. Yazım yanlışlarına gelirsek eğer, evet gözüme çarpan birkaç şey vardı ama çok umursamadım. Bir şey yerine birşey ya da bişey yazıldığını gördüm. Ya da falan yerine filan. Bunlara çok fazla takılmıyorum çünkü yanlış bilmiyorsam şeylerin ayrı yazımı son zamanlarda getirilmiş bir kural. Mesela eski kitaplarda (özellikle Oğuz Atay'ınkilerde) hep birleşik yazılmış. Bu tür hatalar redaksiyon aşamasında editörün inisiyatifinde. Belki yazar değiştirilmemesini istemiştir. Çünkü basit bir hata değil ve gözden kaçmış olduğunu sanmıyorum. Üstelik 200 küsur baskı yapmış kitapta mümkün değil gözden kaçması.

Onun dışında, seriye devam edip etmeme konusunda kararsızım çünkü kitap büyük soru işaretleri bıraktı kafamda. Üşenmezsem bir iki gün içinde onun hakkında da yazacağım. ^^

Şey sözcüğü ben bildim bileli ayrı yazılıyor. Takıldığım kısım mesela yapacağım yerine yapıcam şeklinde yazılmış. Sokak ağzında yapıcam şeklinde çıkar da orijinallik ve özgünlük adına mı bozuldu diye düşünmüştüm. Bir de e kitap olmasından da mı kaynaklı acaba demiştim.

Kitap ucuz aşk romanı gibi duruyor ama bırakamıyorum da okumayı. Garip bir tılsımı var gibi hissettiriyor. Can Manay'a biraz bayıldım karakter olarak falan ondan mı bilemedim ama sen çok hızlısın. Ben çok üstüne düşmüyorum.
 
Şey sözcüğü ben bildim bileli ayrı yazılıyor. Takıldığım kısım mesela yapacağım yerine yapıcam şeklinde yazılmış. Sokak ağzında yapıcam şeklinde çıkar da orijinallik ve özgünlük adına mı bozuldu diye düşünmüştüm. Bir de e kitap olmasından da mı kaynaklı acaba demiştim.

Kitap ucuz aşk romanı gibi duruyor ama bırakamıyorum da okumayı. Garip bir tılsımı var gibi hissettiriyor. Can Manay'a biraz bayıldım karakter olarak falan ondan mı bilemedim ama sen çok hızlısın. Ben çok üstüne düşmüyorum.

Hayır hayır. Lisedeyken bana dil bilgisi hocam söylemişti. TDK bu konuda çok kararsız, eskiden vurguyu tek bir kelimeye almak istediğinden birleşik yazılırdı fakat sonradan tüm şeylerin ayrı yazılması kararı alındı diye. Kurallar o kadar çabuk değişiyor ki biz öğretmenler bile zor ayak uyduruyoruz demişti.
Ve evet o sokak ağzı kısmı aklımdan çıkmış. İlk gördüğümde bu ne böyle ergen wattpad kitabı mı okuyorum demiştim ama karşılaştıkça aslında anlamı pekiştirdiğini fark ettim. O cümleyi bir de olması gerektiği gibi okudum ama o anlam uçuverdi sanki. Ha, hâlâ onaylamıyorum böyle yazılmış olmasını ama dediğim gibi fena da durmamış.
Kitap konusunda cidden çok kararsızım ya. Buraya yazmadan önce uzun uzun düşüneceğim hakkında bakalım devam edecek miyim..
 
Merhaba herkese. Bolca serzenişte bulunacağım memnuniyetsizlik dolu bir yazıya hoş geldiniz. :hıı:

Tembelliğimden ve bayram telaşından dolayı yine birkaç gün yazamadım ve bu süreçte 3 kitap bitirmişim.Yine toplu bir yazı olacak ki hiç bu kadar isteksiz olmamıştım yazmak için. Bitirdiğim bu 3 kitabın hiçbiri beni tatmin etmedi. Bir şeylerin havada kaldığını ya da eksik olduğunu hissettirdi. Lafı uzatmadan kitaplara geçeceğim.

nWrgq1.jpg


Öncelikle Fi'den başlayalım. Daha önceden kitaba önyargı ile baktığımı ve alıp okumayı hiç düşünmediğimi yazmıştım. Ve yazarı araştırınca fikrimin değiştiğini de. Aldığım günden beri elim sürekli gidiyordu okumak için fakat hem seri oluşu hem de hacmen epey büyük bir kitap oluşu beni başlamaktan alıkoyuyordu. Geçtiğimiz günlerde ani bir kararla başladım. Başlamadan önce konusu hakkında en ufak bir fikrim de yoktu zira arka kapağında konuya dair bir şeyler yazmıyor. Okudukça şaşırdım aslında böyle bir konu beklemediğimi söylemeliyim. Kitap hakkında tek emin olduğum şey, tuhaf olması. Tuhaf çünkü içinde olay anlamında çok bir şey olmamasına rağmen kitap bir şekilde akıyor, kendini okutuyor. Bir diğer tuhaf bulduğum şey ise kitabı merak etmiyor oluşum. Ne olacağını merak etmeden okuduğumuz kitapları genelde sıkıcı olarak tabir ederiz ve yalnızca bitirmiş olmak için okuruz. Ama bu kitap kendini merak ettirmeden 600 sayfayı nasıl okuttu hiçbir fikrim yok. Bu kitabı klasik bir saplantılı aşk romanından ayıran şey nedir? Alt metinlerde çok güçlü cümlelere yer veriliyor fakat yalnızca bu yeterli midir diğerlerinden ayrılmasına? Belki henüz çok erkendir bunlar hakkında konuşmak için.. Zira Çi ile seri devam edecek ve aslında beni çeken şeylerden birisi de kitabın sonunda/Çi'nin başında yazan o cümle: İyi bir hikaye asıl bittiğinde başlar. Bu kitabın tuhaf bir çekimi var ve bu çekim bana Çi'yi okutacak güçte. Bakalım ileride bu görüşlerim değişecek mi..

İkinci kitaba gelelim, Gertrud. Bu ve diğer kitap hakkında çok bir şey yazmak gelmiyor içimden ama kendimi zorlayacağım. Gertrud benim için hayal kırıklığı oldu çünkü beklediğim hikayeden tamamen alakasız bir şeyle karşılaştım okurken. Yalnızca kapağına bakarak beklenti duyduğum şey, çevresiyle sorunları olan ruh hastası ama müthiş zeki bir müzisyenin hayatı iken karşılaştığım şey, sıradan sayılabilecek bir müzisyenin Gertrud ismindeki bir kadına beslediği dostluk temalı aşk hikayesi oldu. Ama hakkını vereyim eğer yazarın adını bilmeden okusaydım direkt söyleyebilirdim bir Hermann Hesse kitabı olduğunu. Maalesef hafif silik bir kitap olarak tanımlayacağım bunu. Demian kitabı çok daha felsefi ve eğitici bir kitaptı, onu daha çok sevmiştim. Bir noktaya daha değineyim. Kitabın sonlarına doğru basım hatasından ötürü 4 yaprak eksikti. Zaten kitaba alışamamış olan ben, bunu görünce delirdim. Yayınevine bu konu hakkında mail attım. Geri dönüşlerini bekliyorum, bir değişiklik olursa buraya yazarım.

Gelelim üçüncü kitaba, Acı Çikolata. Öncelikle söyleyeyim, kapağına bayıldım. Can Yayınları'nın sevdiğim özelliklerinden birisi şu tek tip beyaz kapaklı kitapları ve ünlü ressamların resimlerini kullanmaları idi. Fakat son zamanlarda bu geleneği bırakıp özellikle çoksatan kitaplarının kapaklarını yeniden tasarladılar. Buraya bir parantez açayım, yenilerin asla kötü olduğunu düşünmüyorum çünkü çok başarılı tasarımcılar ile çalışıyorlar ama ben bu eski geleneği özleyeceğim. Neyse kitaba geri dönelim. Aslında kitaba bir yemek tarifleri kitabı diyebilirim. Malzemeleri verdikten sonra yapılışa geçerken arada akışı bozmadan bir hikaye de anlatıyor. Çok değişik bir anlatım şekli aslında, daha önce görmemiştim. Kitabın ana karakteri sürekli mutfakta olduğu için bu şekilde anlatmayı tercih etmiş olmalı yazar, eğlenceli buldum. Meksika devrimi esnasında küçük bir ailenin sıradan bir hikayesini konu alıyor aslında kitap, asi bir kadının anlatımıyla. Bana pek bir şey katmadı ama okuduğuma pişman oldum da diyemem.

*

Son zamanlarda kitap seçimlerini yanlış yaptığımın farkına vardım, bu konuda bir düzenlemeye gideceğim. Okuyanlara teşekkür ederim. ^^
 
Merhaba Elia müsadenle sayfana giriş yapacağım.^^ Çok güzel bir sayfa öncelikle onu belirteyim.

Acı Çikolata'nın filmi de var ilginizi çekerse. Kitabı okumadım ne derece farklılıkları var, bire bir mi bilemiyorum ama yine de haberiniz olsun. Filme gelince, başlarını sevsem de sonradan benim için azap halini aldı. Filmin teknik olarak eleştirisinden söz etmiyorum. Filmin hikayesi sonlara doğru beni "neden izliyorum ben bunu" kıvamına getirdi. Kitabı okumayı düşündüm. Ancak hikaye aynıysa tamamıyla, o hissi yaşarsam diye bir tereddütüm yok değil.
Gözünüze sağlık efendim. Okuyun, yazın. Yazın, okuyalım.
 
kısaca bu fi ne anlatıyor . epey baskısı olmuş . genellikle tarih ve din alanında kitap okumayı tercih ediyorum
 
Merhaba Elia müsadenle sayfana giriş yapacağım.^^ Çok güzel bir sayfa öncelikle onu belirteyim.

Acı Çikolata'nın filmi de var ilginizi çekerse. Kitabı okumadım ne derece farklılıkları var, bire bir mi bilemiyorum ama yine de haberiniz olsun. Filme gelince, başlarını sevsem de sonradan benim için azap halini aldı. Filmin teknik olarak eleştirisinden söz etmiyorum. Filmin hikayesi sonlara doğru beni "neden izliyorum ben bunu" kıvamına getirdi. Kitabı okumayı düşündüm. Ancak hikaye aynıysa tamamıyla, o hissi yaşarsam diye bir tereddütüm yok değil.
Gözünüze sağlık efendim. Okuyun, yazın. Yazın, okuyalım.

Merhabalar Larien Hanım, hoş geldiniz öncelikle. :dyg:
Haberim yoktu bir filmi olduğundan, şaşırdım. Baktım şimdi IMDB'den; vallahi konusu, oyuncu kadrosu aynısı. Kitabıyla birebir olduğunu düşünüyorum ben. İzlemek ister miyim emin olamadım ama konusu çok klasik bence. En azından kitapta bir hareketlilik vardı şu bahsettiğim yemek tarifleri sayesinde. Ama iyi oldu öğrendiğim. ^^ Bu arada çokça teşekkür ederiim, hep beklerim konuya. <3

kısaca bu fi ne anlatıyor . epey baskısı olmuş . genellikle tarih ve din alanında kitap okumayı tercih ediyorum

Yazdığım gibi, saplantılı bir aşk ve bunun etrafında dönen psikolojik alt metinler. Evet gerçekten de çok fazla baskı yapmış, mesela benimkisi 263. baskı. Ama zannediyorum ki tek seferde basılan kitap sayısı az olduğu için bu kadar yüksek bir sayıya ulaşmış. Yoksa etiket fiyatı 32 lira olan bir kitabın bu denli çok satacağını düşünmüyorum.
 
Merhabalar tekrardan. ^^ Şu okumuş olduklarımın listesi sürekli gerilerde kalıyor, keşke forumlarda da sabitlenmiş ileti diye bir şey olsa.. Neyse, kopyalıyorum yeniden.

Ocak

1- Barbarın Kahkahası - Sema Kaygusuz
2- Mürebbiye - Stefan Zweig
3- Anayurt Oteli - Yusuf Atılgan
4- Belki Yine Gelirim - Ahmet Telli
5- Harry Potter ve Felsefe Taşı - J.K. Rowling
6- Ophelia'ya Mektular - Fernando Pessoa
7- Trendeki Kız - Paula Hawkins
8- Muhteşem Gatsby - F. Scott Fitzgerald
9- Pulbiber Mahallesi - Didem Madak
10- Mucizeler Çağı - Karen Thompson Walker
11- Uzaklıklar, Eski Denizler - Fernando Pessoa
12- Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali
13- Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk - Wilhelm Genazino

Toplam: 13 kitap

Şubat

14- Posta Kutusundaki Mızıka - A. Ali Ural
15- Ateşin Şarkısı - Tess Gerritsen
16- Ermişin Bahçesi - Halil Cibran
17- Bakışın Kirlettiği Ayna - Mehmet Erte
18- Korku - Stefan Zweig
19- Kim Bağışlayacak Beni - Birhan Keskin
20- Öyle Miymiş? - Şule Gürbüz
21- Eşref Saat - Şevket Rado
22- Seçme Şiirler - Emily Dickinson
23- Beşinci Düğme - Naime Erkovan
24- Rüya Günlüğü - Hakan Bıçakcı
25- Her Şey Bitmek İçin Başlar - Cicero
26- İvan İlyiç'in Ölümü - Tolstoy

Toplam: 13 kitap​

Mart

27- Narcissus'un Zencisi
28- Ölmek İçin Güzel Bir Gün - Semra Aktunç
29- Rüyanın Öte Yakası - Ursula K. Le Guin
30- Alice Harikalar Ülkesinde - Lewis Carroll
31- Daktiloya Çekilmiş Şiirler - Nilgün Marmara
32- Seçme Hikayeler - Katherine Mansfield
33- Androidler Elektrikli Koyun Düşler Mi? - Philip K. Dick
34- Yalnız Kadınlar Arasında - Cesare Pavese
35- Kırmızı Karanfil - Gülten Akın

Toplam: 9 kitap​

Nisan

36- Kafes - Josh Malerman
37- Ruhumu Öpmeyi Unuttun - İnci Aral
38- Körler Ülkesi - H. G. Wells
39- 1002. Gece Masalları - Çeşitli Yazarlar

Toplam: 4 kitap​

Mayıs

40-Yeni Öyküler (Öykü Yıllığı 2017) - Çeşitli Yazarlar
41-Fakir Kene - Birhan Keskin
42- Peter Schlemihl'in Olağanüstü Öyküsü - Adelbert von Chamisso
43- Bir Cinayet Romanı - Pınar Kür

Toplam: 4 kitap

Haziran

44- Nagazaki - Eric Faye
45- Hayatı Sevme Hastalığı - Sibel K. Türker
46- İtiraflarım - Tolstoy
47- Sıfır Noktasındaki Kadın - Neval El Seddavi
48- Hayaletin Hatası - Joseph Delaney
49- Hayalet Ağrı - Ayça Şen
50- Ah, Rüzgarda Giden Aşk - Federico Garcia Lorca
51- Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
52- Fi - Azra Kohen
53- Gertrud - Hermann Hesse
54- Acı Çikolata - Laura Esquivel
55- Açlık - Knut Hamsun
56- Otel Paranoya - Hakan Bıçakcı
57- Aylak Köpek - Sadık Hidayet

Toplam: 14 kitap

Temmuz

58- Ben, Robot - Isaac Asimov
59- Bir Çift Yürek - Marlo Morgan
60- Kesik Baş/Ölüm Bir Kurtuluş Mudur? - Hüseyin Rahmi Gürpınar
61- Beyaz Geceler - Dostoyevski
62- Medyum - Stephen King
63- Küskün Kahvenin Türküsü - Carson McCullers
64- Doğmuş Olmanın Sakıncası Üstüne - Cioran
65- Dövüş Kulübü - Chuck Palahniuk
66- Beyaz Gemi - Cengiz Aytmatov
67- Sonun Geldi Sevgilim - Tuna Kiremitçi
68- Bir Delinin Anı Defteri - Gogol
69- Cânân - Peyami Safa
70- Otomatik Portakal - Anthony Burgess
71- Fareler ve İnsanlar - John Steinbeck
72- Aşk Üzerine - Alain de Botton

Toplam: 15 kitap

*

Son zamanlarda havaların da iyice cehenneme dönmesinden dolayı tüm gün kitap okumaktan başka bir şey yapmıyorum. Kitapları biriktirmeyeyim okuduğum gibi hemen buraya yazayım diyordum ama ince kitaplar olduğu için yine birikti, ufaktan başlayayım.

Dd3jvy.jpg


Sırayla gidecek olursak önce Açlık'ı bitirdim. Daha önce kitap seçimlerimi epey yanlış yaptığımdan bahsetmiştim. Nihayet bu kitapla o zinciri kırdım. Bana bir şeyler düşündüren, bir şeyleri sorgulatan kitaplar her zaman en sevdiklerimin arasında olmuştur. Açlık ile boğuşan bir yazarın psikolojik dünyası.. Kitap kahramanının ruh hali öylesine dalgalı ki delirmenin eşiğinde olduğunu/olduğunuzu hissediyorsunuz. Bu kitap aslında daha önce okumuş olduğum iki kitabı anımsattı bana. Birisi Gogol'ün Palto'su diğeri Zweig'ın Olağanüstü Bir Gece'si. Her bir kitapta çok benzer psikolojik tahlillere yer verilmiş. Mesela Palto'da da açlıkla boğuşan fakat hayalleri uğruna her şeyi yapan bir adam konu edinilmişti. Olağanüstü Bir Gece'de ise kendine ait olmayan paranın getirdiği huzursuzluk. Genel olarak baktığımda bu üç kitabı da sevmiş olduğumu fark ediyorum. Hayata hiç bakmadığımız açılardan bakmamızı sağlıyor.

Gelelim ikinci kitaba, Otel Paranoya. Burada önce yazardan bahsedeceğim biraz. Afili filintalar'dan itibaren bu gençliğe yönelik ben farklıyım, karanlığım, herkesten aykırıyım tarzında yazan yazarlar çoğalmıştı. Çeşitli dergilerin de yardımıyla bu sokak edebiyatı dediğimiz kavram oluştu ki genelde beş para etmez yazılardan oluşur ve çok büyük yazarları popülerizmin kurbanı yaparlar. İşte, bu kategoride değerlendirilse de buraya hiç yakışmayan bir yazardan bahsediyorum, Hakan Bıçakcı. Son zamanlarda psikolojinin karanlık taraflarını kurguya döküp bu denli başarılı bir şekilde karşımıza çıkaran bir yazar görmemiştim. Kısacık, absürt ve korkutucu hikayeler yazar Hakan Bıçakcı, Otel Paranoya da bunlardan bir tanesi. Adamı bu denli seviyorum çünkü 3 ya da 4 defa karşıma çıktı ve söyleşilerine katılıp sohbet ettim. Çok güzel şeyler anlatıyor denk gelirseniz siz de gidin. Bir sürü kitap da imzalattım. Bu arada, belki bir gün imzalı kitaplarımla ilgili bir yazı da yazarım, aklımda bulunsun.

Bir sonraki kitap ise Aylak Köpek. Çok çarpıcı bir isme sahip, değil mi? Sadık Hidayet okumuşsanız eğer bu isimlerin kitabın çarpıcılığı yanında bir hiç olduğunu biliyorsunuzdur. Diğer okuduğum kitaplarının isimleri de aynen böyleydi: Kör Baykuş, Üç Damla Kan, Diri Gömülen. Sadık Hidayet'i bu denli seviyorum, ama neden seviyorum? Modern bir yaşam ile hurafelerin arasında sıkışıp kalmış ve bu huzursuzluğu bize müthiş kitaplar yazarak yansıtmış. İranlı bir yazar. Hayatının bir kısmını da Paris'te geçirmiş ve yanlış hatırlamıyorsam orada intihar etmiş. Daha önce okuduğum kitaplarda yaşadığı yerin (ve doğunun) geri kalmış yönlerini, hurafelerini, batıl inançlarını çok sert bir şekilde eleştirmişti. Fakat bu kitap değişik. Yazılış sırasına bakmadım ama Paris'te yaşadığı dönemlerde yazdığı kesin denilebilir. Daha modern, daha içsel. Bir toplumu değil de insanın içindeki karanlık yönleri irdelemeye başlamış. Ve çok rahatlıkla söylüyorum ki şu ana kadar okuduğum en iyi Sadık Hidayet kitabı olabilir. Kör Baykuş'tan da güzel. Çok başarılı hikayelerden oluşuyor. Denk gelirseniz mutlaka alın derim incecik kitap zaten okuması birkaç saat sürüyor.

Ve son olarak da Ben, Robot. Gözlerim dolu dolu oluyor Isaac Asimov'u düşününce. Çünkü çağını aşmış bir yazar. Onunla tanışmam bir hikayesini okumam ile başladı. The Last Question. Şu ana kadar buraya yazdığım her kitabı objektif bir şekilde değerlendirmeye çalıştım ama şu an objektif olamayacağım ve hatta biraz abartacağım. The Last Question şu ana kadar okuyup okuyabileceğim en iyi hikayelerden biri. Hatta en iyi hikaye diyebilirim. Arkadaşlarım benim kadar sevmese bile, hatta aranızdan biri okuyup "bu ne böyle ne var bunda bu kadar?" dese bile bu hikayenin bendeki yeri değişmeyecek. Hele o son cümlesi... Okumak isteyen olursa diye buraya linkini de bırakıyorum: https://www.physics.princeton.edu/ph115/LQ.pdf
Gerçekten gözlerim dolu dolu oldu.. Neyse, kitaba geri dönelim. Bilindiği üzere robotları konu edinen tüm bilim kurgu kitaplarının babası sayılıyor bu kitap. Üç Robot Kanunu'ndan dolayı. Yazar aslında çok basit gibi görünen bir konuya (robotların doğuşu, işleyişi) değinse de aslında çok güçlü bir felsefi konuyu ele alıyor, özellikle bir hikayesinde. Tanrı kavramı. Fazla bahsetmek istemiyorum çünkü eğer okumayı düşünüyorsanız keyfinizi kaçırmış olurum. Kısaca şöyle diyeyim, bir felsefe kitabı okuyormuşcasına üzerinde düşündüm.

*

Elimden geldiğince uzun yazmaya çalıştım, çoğu zaman planlamadan yazdığım için asıl bahsetmek istediğim konulardan da tamamen uzaklaşabiliyorum, affola. Son zamanlarda epey hızlı okuduğum için bir süre ara vermeyi düşünüyorum çünkü kitaplığımdan kitap seçerken çok zorlanmaya başladım. Okuyacağım ama okuma hızımı biraz düşürerek. Okuyan herkese çokça teşekkürler. ^^
 
Yeniden merhaba herkese. Kısacık bir şey yazmak için geldim. Yine beni çok tatmin etmeyen bir kitabı bitirmiş bulunmaktayım.

RP1zq6.jpg


(Bu arada bundan sonra fotoğraflarımda limon ağacımı arka plan olarak kullanacağım sanırım, çok sevdim. :p)

Sanırım ben henüz lisedeyken İngilizce hocam bu kitabı öyle çok övmüştü ki resmen kutsal kitap kategorisinde değerlendiriyordu kendi için. Ta o zamanlar merak edip almıştım fakat 30. sayfasında sıkılıp okumayı bırakmışım.

Geçenlerde gözüme ilişti yeniden merak edip başladım. Öncelikle kitabın arkasındaki yazılardan başlayayım. Birkaç gazetecinin kitap hakkında yorumları var, öyle yüceltmişler ki kitabı haliyle sizin beklentiniz de çok fazla yükseliyor. Belki kitabı bu denli beğenmememin sebebi budur.

Şimdi gelelim asıl soruya: neden beğenmedim? Beğenmedim çünkü bana çok Amerikanvari geldi. Hani şu son zamanlarda çıkan 40 yaş üstü kadınlara yönelik sıcacık dostluk temalı kitaplar gibi geldi. Halbuki değindiği konu güzeldi, aborijinler. (Bu arada sık kullanılanın aksine aborjin değil aborijinmiş.)

Kitap, bir kabile ile uzunca bir zaman geçiren Amerikalı bir kadının deneyimlediği şeyleri anlatıyor. Kitabın kötü yanı şuydu, çok fazla hayal unsuru içeriyordu. Mesela bacağı kırıldıktan sonra kemiği dışarı fırlayan bir adamı birtakım sözler ve ilaçlar ile hemencecik iyileştiren şifacılar vardı. Tamam, kurgu olduğu için bunlara laf söylemem yersiz ama daha gerçeğe bağlı olabilirdi. Yine de aborijinler hakkında neredeyse hiçbir fikrim yokken bu kitap bana bir şeyler kattı, bu da iyi yanı. Okumayın demiyorum ama okusanız da çok bir şey beklemeyin. Belki o zaman sevebilirsiniz..

*

Kısacık bir ekleme daha yapayım. Geçenlerde Yapı Kredi Yayınlarına mail attığımı söylemiştim, Gertrud kitabının hatalı basımından dolayı. Bugün geri dönüş yapmışlar. Kitabı karşı ödemeli göndermem durumunda değişim yapacaklarını söylemişler. Onlar için belki minicik bir şey ama bu benim gözümde yayınevini epey üst sıralara taşıdı.
Şimdilik bu kadar diyeyim. Teşekkürler okuyanlara. ^^
 
Merhabalar. Birazcık geciktirdim fakat yine bitirdiğim kitapları yazmak için buradayım. Neden geciktirdim peki? Fikirlerine değer verdiğim bir arkadaşım, okuduğum kitapları ve dolayısıyla beni çok sert bir şekilde eleştirdi. Çöp diye nitelendirdiği şeyleri okuyor olduğumu iddia etti. Bu da haliyle beni kırdı. Hiçbir kitabın (birkaç tanesini tenzih edebilirim) boş yere yazılmadığına ve bize bir şeyler katacağına inanırım her daim. Hayatımızın en azından bu kısmında ön yargıyı kaldırmalıyız bence. Kaldı ki epey gereksiz olarak nitelendirdiğim ve buna rağmen okumayı düşündüğüm kitaplarım var elimde. Bakarsınız bana pek çok şey katarlar.

Her neyse, okuduklarımı yorumlamaya geçelim.

qWWy8D.jpg


Öncelikle, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kitabıyla başlayalım. Lise zamanında Tanzimat başta olmak üzere eski dönem kitaplarına çokça ilgi duyup okumaya başlamıştım fakat bu yazardan nedense hep uzak durmuşum. Geçenlerde bir arkadaşımın "ya okusana inanılmaz eğlenceli şeyler yazıyor" demesiyle bu kitabını edindim. Kaldı ki Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç ya da Gulyabani kadar ünlü değil ama elim o an bu kitaba gitmiş işte. Kitap aslında iki ayrı uzun hikayeden oluşuyor. Kesik Baş bir polisiye hikayesi. Kuyuda bulunan bir kesik baştan sonra etrafı tahlil ederek katilin bulunmasını konu ediniyor. Erken polisiye dönemi için gerçekten başarılı bir kurguya sahip. Hele hikayenin en başındaki sarhoş adamın sayıklamaları beni öyle eğlendirdi ki, kitap okurken gülmemiştim uzun zamandır. Kitap eski dönemlerde yazıldığı için eski sözcükleri okumak iyi oluyor, sözcük dağarcığımı genişletiyor. Gelelim ikinci hikayeye: Ölüm Bir Kurtuluş Mudur? Aslında önce biraz felsefi bir hikaye olduğunu düşündüm fakat tam olarak öyle değildi. İnsanları intihardan vazgeçirmeyi amaçlamış bir doktoru konu ediniyordu. Bana biraz zayıf bir hikaye gibi geldi çünkü bir anda tamamen alakasız bir olayı anlatmaya başlıyor durduk yere. Ama genel olarak baktığımda fena bir kitap değildi. Elbette Hüseyin Rahmi'nin daha iyi kitapları vardır, okumaya devam etmeyi düşünüyorum.

Ve Beyaz Geceler.. Tahmin ettiğimden de kısa sürdü bu kitabı bitirmek, yaklaşık 4-5 saatimi almıştır. Sanırım geçen sene bir kitap fuarında stant görevlisi ile uzun uzun muhabbet ettikten sonra bana "Siz iyisi mi Beyaz Geceler'i okuyun, tam size göre naif bir hikaye" demişti. Aylar geçti bu kitaba ancak başlayabildim ve adamın ne kadar doğru bir laf ettiğini ancak anlayabildim. Naif bir hikaye. Tam olarak böyle demeliyim, en iyi bu şekilde tanımlayabilirim kitabı. Aslında hikayeler bütünü, beş ayrı hikayeden oluşuyor kitap. Bu sefer hikayelerin içeriğinden bahsetmek istemiyorum çünkü alıp kendiniz okuyun istiyorum. Öylesine güzel. Aynı zamanda acıklı ve coşkulu. Aslında klasik bir Rus edebiyatı örneği. Yalnızca bir hikayesini anlamakta zorluk yaşadım zira çok fazla karakter vardı ve bilirsiniz Rusların hitap edilecek üç farklı ismi ve birer lakapları olur. Özellikle lakap konusunda çok zorluk yaşıyorum kim kimdir anlayamıyorum. Yine de çok büyük bir dert değil, ileride hikayeyi tekrar okurum anlamak için. Ve son olarak kitapta kendimi bulduğum, bana pek çok şey hissettiren iki alıntıyı buraya eklemek istiyorum. Belki okuyunca size anlamsız gelecektir fakat beni derinden etkiledi bu coşku.

"Fakat mutluluk ve neşe insanı nasıl güzelleştiriyor! Yürek sevgiyle nasıl da kaynıyor! Sanki kendi yüreğini alıp bir başkasının yüreğine dökmek istiyorsun, herkesin neşelenmesini, herkesin gülmesini istiyorsun. Mutluluk nasıl da bulaşıcı!"

"...şu gökkube altındaki bütün düşmanların durup dururken barışmasını, herkesin mutluluktan kendini sokaklara atıp buraya, bu daireye seni ziyarete gelmesini isterdin.
...
Sen mutlusun diye herkesin, tam anlamıyla herkesin birdenbire mutluluğa boğulmasını istiyorsun. Tek başına mutlu olmak sana azap veriyor, zor geliyor!"

Ah, işte bu cümleler tam anlamıyla benim mutluluk tanımımı dile getiriyorlar. Ne de güzeller..

*

Kafam biraz dağınık, umarım düzgün bir şekilde yazabilmişimdir kafamdan geçenleri. Stephen King'in Medyum kitabını da bitirdim ama ona da diğer yazımda yer veririm. Teşekkürler okuyanlara..
 
Merhaba.

Bu sefer biraz geciktirdim sanırım. Okumuş olduğum kitapların üzerine biraz düşündüm ne yazabilirim diye. Baştan söylemeliyim, biraz kısır bir yazı olacak zira ketum diye nitelendirdiğim kitaplar okumuşum. Bahsedeceğim üç kitaptan iki tanesi özellikle bir şey anlatmıyor ve sizin bir şekilde çıkarım yapıp anlamanızı bekliyor. Bu yüzden biraz zorlanacağım yazmakta.

Bir diğer mesele şu ki, okuma hızımı azaltmak için bir diziye başladım. Epey sardı da. Şimdilik kitap ve diziyi dengeleyebiliyorum, iyi de oldu hem.

Madem kısa bir yazı olmasını planlıyorum, hadi başlayalım.

nWJn5R.jpg


Öncelikle Medyum'u okudum. Hatta itiraf etmeliyim ki yarım bıraktığım Mahşer kitabından sonra hiç Stephen King okumamışım. Lafı gelmişken anlatayım. Üniversiteye hazırlandığım sene bir arkadaşımla birlikte bu devasa (1200 sayfalık) kitabı okumaya başlamıştık. Birbirimizle eş zamanlı şekilde okuyorduk ve her bölümün sonunda hikayeyi analiz ediyorduk. Yanlış hatırlamıyorsam 800 küsur sayfa okumuştuk ki tercih sonuçları açıklandı. Haliyle ikimizi de üniversite telaşı sardı ve kitabı bıraktık. Şimdi de her olayı her karakteri unutmuş bir vaziyetteyim. Aranızda kitabı okuyan birisi varsa bana ulaşsın ki kitabı hatırlayıp kaldığım yerden devam edebileyim. :( Neyse konuyu dağıttım. Medyum'a geri dönelim. Stephen King okumanın en kötü yanı kitapların gidişatı ve sonunu tahmin edebiliyor olmam. Buna rağmen okumayı seviyorum. Kitabı bilirsiniz, The Shining filminin çıkış noktası. Filmi izlemedim, hep önce okuyayım derdim. Ama bana biraz yetersiz geldi çünkü çok çok klasik bir konu etrafında dönüyor olaylar. Lanetli/katil bir otel. Tuhaf. Yine de kötü diyemiyorum kitaba. Aksine, filme olan merakımı arttırdı. Belki mükemmel bir şekilde aktarılmıştır beyaz perdeye. Göreceğiz.

İkinci kitap hakkında ne yazacağımı pek bilmiyorum. Küskün Kahvenin Türküsü. Aslında bu kitabın isminin çevirisi biraz tuhaf geldi zira orijinali The Ballad of the Sad Cafe. Kısa kısa hikayelerden oluşuyor. İlk okuduğumda bu ne böyle demiş olabilirim ama bazılarının etkisi sonradan geliyor sanırım. Buruk hikayeler genelde, insanın yalnızlığını eşeleyen şeyler. Bilhassa ilk ve son hikayeyi sevdim diyebilirim. Hele son hikayede sevmekle ilgili konuşan adam beni çok etkiledi. Sevmeliyiz; bir ağaçtan, bir kuştan ya da bir taştan başlayıp her şeyi sevmeliyiz. Bu kitaba biraz mesafeli kalmamın bir nedeni de Amerikan edebiyatına pek aşina olmamam. Seneler geçti pek çok kitap okudum bu edebiyata dair ama hâlâ ısınabilmiş değilim.

Gelelim son kitaba. Daha önce Cioran okumuş olduğumu (ve sevdiğimi) belirterek başlayayım. Ama bu kitapta bir şey vardı. Gözyaşları ve Azizler gibi bu da bir aforizma kitabı. Ama konular birbirinden öyle kopuktu ki o kısa kısa şeyleri okudukça kafam karıştı. En azından kategorilere ayrılsa ve her bir bölüm bir konu hakkında olsaydı çok daha anlaşılır bir kitap olurdu. Aforizma kitaplarını sevmememin nedeni bu. Koskoca düşünceden yalnızca bir ya da birkaç cümleyi öne çıkarmak ne denli doğru? Ama bu kitabın derleme olmadığını ve direkt böyle yazıldığını düşünüyorum. Daha da kafa karıştırıcı. Bunu araştıracağım. Elimde bir sürü aforizma kitabı var. Onları nasıl okuyacağım, bilmiyorum.. Ve bu tür felsefe altyapılı metinleri okumanın bir diğer kötü yönü de okudukça bilgileniyor değil kendinizi daha aptal daha aciz hissediyor olmanız. Kitap, içinde geçen konularla (doğmuş olmaya yergi, insan olmanın ağırlığı, bilincin sakıncası vs.) sizi daha da aşağı noktalara çekebilir, dikkat etmekte fayda var.

*

Umarım düzgün bir şekilde yazabilmişimdir. Senelik 120 kitap okuma hedefime uzak değilim ama ağustosun sonuna kadar 80-85 kitap okumuş olmayı umuyorum. Bakalım zaman ne gösterecek. Okuyanlara en içten teşekkürler..
 
Merhaba herkeslere. ^^

Cookies sorunu ile boğuşmakta olan forumumuz yüzünden bir iki gün gecikmeli olarak yazıyorum. Sanırım yukarılarda bir yerde; yazın daha fazla kitap almayacağımı, aldığım kitapları bitirmem gerektiğini yazmıştım.

Bilin bakalım ne oldu? Kitap aldım. :u1:

Doktor kontrolüm için merkeze gitmiştim. Hatta gitmeden önce de kendime tembihlemiştim: kitapçıya gireceksin ama almayacaksın diye. Bu seferki kontrolümün sonuçları pek iyi çıkmadı diye moralim epeyce bozuktu ve ben de düzelsin diye bir şeyler aldım.

Şimdi gelelim kitaplara:

8dzbM7.jpg


Direkt şunu söyleyeyim, Görünmez Adam'ın kapağı aşırı güzel değil mi sizce de? :ask

Alsancak'taki Kitapsan'dan aldım bunları. İstanbul'da Mephisto ne ise, İzmir'de de Kitapsan odur benim için. Fiyat politikalarını pek desteklemesem de gereksiz kitaplar yerine bunu gerçekten hak eden kitaplara yer veriyorlar vitrinlerinde.

Fiyat politikalarını desteklemiyorum dedim ya, çünkü indirim denen şeye pek alışık değil bu mağazalar. Arada nadiren de olsa görünce böyle atlayıp alıyorum ben de. ^^

(Bu arada D&R, rekabeti önlüyor gerekçesiyle ceza almış diye duydum. Sevindim.)

Neyse yine dağıttım konuyu, kitaplara dönelim.

Cthulhu'nun Çağrısı'nı nihayet alabildim! Asırlardır istiyordum ama fiyatı yüzünden alamıyordum. İçinde The Music of Erich Zann diye bir hikaye var ki enfestir, okunmasını tavsiye ederim. Onun dışında, Cthulhu hakkında hiçbir şey bilmiyordum (oyunlar ve çizimler dışında) ve öğrenmek için de can atıyordum. En kısa sürede okumayı planlıyorum.

Görünmez Adam.. Bu kitabı almamın en büyük sebebi Kitap Hırsızı filmde geçiyor olması. (O filme/kitaba bayılıyorum bu arada) H. G. Wells çağını hak etmeyen inanılmaz ileri görüşlü bir insan. Zaman Makinesi kitabını bitirmek üzereydim ki final dönemi yüzünden yarım kalmıştı. O kitabına da geri döneceğim tekrardan.

Son olarak, Stefan Zweig hakkında pek bir şey yazmama gerek yok sanırım. Daha önce çokça bahsettim. İş Bankası ve Can Yayınları hikayelerini farklı isimlerde kitaplaştırıyorlar o yüzden ben de İş Bankası Yayınlarını seçip buradan devam ediyorum. Umarım tüm kitaplarını bir an önce çıkarmış olurlar.

*

Sözün özü, kitap almayacağım deyip aldığım onlarca yazıdan ilki oldu bu. Okuyanlara bolca teşekkürler. ^^
 
Selamlar!

Yaz geldi geleli şöyle beni etkileyen 'vay be!' dediğim kitap sayısı ancak bir ya da iki tanedir. Kitap tercihlerimi biraz bilinçsiz yaptığımı söylemiştim fakat bu elimden gelen bir şey değil.

Okunmayı bekleyen kitaplarımı belli başlı kategorilere ayırabilirim:

*İlköğretim ya da lise döneminden kalan sırf indirimli diye aldığım çerezlik kitaplar. (Okumayı düşünmüyorum)
*Yine aynı dönemde aldığım fakat okunmaya değer kitaplar. (Uzun zaman geçtiği için elim bir türlü gitmiyor bunlara)
*Severek alıp başlamama rağmen bir türlü akmayan/yarım bıraktığım kitaplar. (Okumak için ilahi bir itim gücüne ihtiyacım var sanırım)
*Hacmen büyük olduğu için beni korkutan kitaplar. (Birisiyle eş zamanlı şekilde okunduğunda hemencecik bitiyor bu kitaplar)
*ve diğerleri.

Yazın başından beri bu 've diğerleri' diye adlandırdığım kitapları okuyorum. Bazen büyük beklentilerle başladığımdan mıdır nedir, etkilenemiyorum. Etkilenmediğim kitabı da haliyle sevmiyorum.

Ben istiyorum ki bir kitaptan etkileneyim, sonra gelip burada henüz heyecanım tazeyken uzun uzun anlatayım. Heyecanım olmayınca yazasım da gelmiyor, kendimi zorluyorum.

Lafı uzattım, yine beni çok da etkilemeyen 3 kitap ile buradayım.

okXkBR.jpg


Öncelikle Dövüş Kulübü'nü okudum ve hakkında pek fazla şey yazmak istemiyorum. Ama kısaca bir özet geçeyim. Ben yeraltı edebiyatı sev-mi-yo-rum. Bu kadar basit sanırım. Lise döneminde başlamıştım bu edebiyat türünü okumaya. Bakın seneler geçti, onlarca kitap okudum bu türde ama bana öylesine itici ve yapmacık geliyor ki. Halbuki tam tersini yaptıklarını iddia ediyorlar. Evet, amaçlarını biliyorum. Neleri vurgulamak istediklerini de. Ama bu tür şeyler insanların kafasını bulandırmaktan başka bir işe yaramıyor. Hakkını vereyim, kitap çok rahat okunuyor. En azından Ölüm P.ornosu (kahrolsun sansürler) gibi bomboş ve zorlama bir kitap değil. Palahniuk kitaplarının arasında en iyisi diyebilirim. Filmini daha önce izlemiştim ve çok tahmin edilebilir olduğu için sevmemiştim. Kitap daha belirsiz ve bu daha iyi. Özet olarak, yeraltı edebiyatı okumaya devam etmeyeceğim. Buna karar verdim.

Sonraki kitabım, Beyaz Gemi. Aslında yazının başında haksızlık ettim, bu kitabı sevdim. Tek kötü yanı şuydu, bu kitaba yaklaşık 5-6 senedir tam 4 defa başlayıp yarım bıraktım. Halbuki uzun bir kitap değil, bir oturuşta okunması gerekir. Kırgız isimlerinin karmaşık olması biraz zorlamıştı beni ilk okuyuşumda. Bu sefer inat ettim ve hiç ara vermeden tek seferde bitirdim. Sevdim. Ana kahramanı çocuk olan her kitabı sevdiğim gibi. Ama sanki bu diğerlerinden farklıydı. O çocuğun kalbinin temizliği, saflığı o kadar güzel yansıtılmış ki babasına anlattığı Beyaz Gemi bölümünde çok duygulandım. Ah keşke sonu bu denli üzücü bitmeseydi. Ama bu kitabı güzel bir kitap yapan da o sonuydu, belki. Bana bir şeyler hissettirdiği için minnettarım bu kitaba..

Gelelim son kitaba. Sonun Geldi Sevgilim. Daha önce hiç duymamıştım, itiraf edeyim. Alma nedenim de şuydu; 249 liralık sepetimin 250 lirayı aşması gerekiyordu hediye kitap için, bu kitap da şansıma 2 liraydı. Açıkçası hiçbir beklentim olmadan başladığım için çok da sıkmadı beni. Ama kafamda şu soru dönüyor: bu kitabı diğerlerinden ayıran şey neydi? Cevabım, hiçbir şey. O yüzden aşırı sıradan bir kitap olarak değerlendiriyor ve pek sevmediğimi itiraf ediyorum. Çok klasik bir modern Türk edebiyatı örneği. Aslında son zamanlarda yazılmış her kitap birbirine benziyor. Ayşe Erbulak, Esra Pekin, Semih Gümüş, Ayça Şen, Şule Gürbüz (Kambur kitabı hariç), Zülfü Livaneli, Mahir Ünsal Eriş vs. hep birbirine benzeyen şeyler yazıyor. Bu liste epey uzayabilir fakat ilk aklıma gelenleri yazdım. Güçlü sayılabilecek bir hikaye sıradan diyaloglarla basitleştiriliyor. Kabul edeyim, bazen iyi sonuçlar da çıkıyor zira yukarıda yazdığım yazarların da sevdiğim kitapları var. Ama çoğu zaman 'ben bunu neden okudum?' diye düşünmeye itiyor sizi. Sonun Geldi Sevgilim de tam olarak böyle bir kitaptı işte.

*

Sayfayı takip edenler varsa, kitap önerilerinizi beklediğimi belirteyim. Şu dünyada en sevdiğim şeylerin başında gelir kitaplar hakkında biriyle sohbet etmek. Önerin ki benim de okuma zevkim gelişsin. Teşekkürler herkese. ^^
 
Geri