Qasem'ce Okumalar

Konu sahibi son olarak 780 gün önce görüldü
Dikkat...
Qasemin Zihin Dünyasında yolculuğa çıkıyorsunuz...
Okumak ve yazmak benim en büyük yeteneğim... Okumalarım kendimce kendi çalışmalarımdır...

Dergi...
Makale...
Gazete...
Kitap...
Araştırma dosyaları..
Soruşturma doayaları...
Sözlük...

Vs. Vs..

Okumalarımdan sizlerle kesitler paylaşacağım yer olsun burası...

Not: Kişisel Sayfa değildir...

Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
.....Elbette ölüm bir şekilde gelecek ve baki olan Allah’tır. Ancak meydana gelen bu facia birilerinin eliyle, ekmeğini yerin yüzlerce metre altında arayan, emeğini alın teriyle karmış maden işçilerine kurulmuş bir tuzak gibiydi. 1999 yılında yaşadığımız ve binlerce cana mal olan Marmara depreminde para kazanma hırsıyla insanlara ev yerine mezar yapan müteahhitleri unutmadık. Yaptıkları inşaatlarda deniz kumu kullanarak binlerce insanın katili olan kapitalist caniler 13 Mayıs’ta Soma’da hortladı. Aslında binlerce işçinin canına mal olan iş kazaları Soma’daki feci kazaya kadar fazlaca gündem olmuyordu. Oysa yapılan araştırmalara göre 12 yılda 14 bine yakın işçi, iş kazalarında vefat etmiş. Bunların tamamına yakını gerekli iş güvenliği alınmamasından kaynaklanıyor...

___________________________________

.... Bununla birlikte ölen bir polis veya askerin cenazesinde bir hükümet yetkilisi “Zaten mesleği gereği tehlike altındalar bu nedenle bu ölümler hep beklenebilir!” diyemiyorsa Başbakan’ın da yaptığı konuşmada böyle bir ifade kullanması çok yanlıştı. Facianın diğer ülkelerde meydana gelen kazalarla karşılaştırılması ise daha vahimdi. Olayın, 1876 yılında İngiltere’de, 1905 yılında Almanya’da, 1936 yılında Çin’de meydana gelen kazalarla karşılaştırılması aceleyle yapılmış ve madende mahsur kalmış işçi aileleri için yıkım gibiydi. Bunu kimseye açıklayamazsınız. Bu ülkelerdeki kazaların üzerinden neredeyse 100 yıl geçmiş ve sonrasında alınan önlemler ve işletme sahiplerine verilen cezalar sonucunda yaşanan ölüm olayları neredeyse sıfırlanmış. Keşke Başbakan o yıllardan sonrasındaki kaza istatistiklerine bir kez olsun bakmış olsaydı.*....


___________________________________

....İşletme, olaydan 15 gün önce iş sağlığı uzmanlarınca incelenmiş ve olumlu rapor verilmiş....

__________________________________

....Soma’daki ocaklarda yapılan incelemelerde karbon monoksit oranının tehlike oluşturacak oranda olmadığı raporu verilmiş. Oysa iddialara göre birçok sensörün çalışmadığı veya sadece denetimlerde açıldığı iddia ediliyor. İşletme Müdür Yardımcısının savcılık soruşturmasında verdiği ifade de karbon monoksit değerinin kritik seviyede ölçüldüğü ancak çalışmalara devam edildiği yönünde....

___________________________________

.....Eğer yangına neden olan, linyitin içten yanması sonucu tavan bloğunun çökmesi ve sonucunda ortaya çıkan yoğun gaz ise yaşanılan ölümler bir kazadan çok bir cinayeti işaret ediyor. Çünkü kömürün içten yanarak çökmesi birkaç günlük kısa bir sürede değil tedbir alınabilecek uzunca bir sürede olur. Kaldı ki trafolar, çökmelere neden olabilecek yerlerde değil beton bölmeler içerisine yerleştirilirler. Bununla birlikte trafonun yanması sonucunda elektriklerin verilemediği ve ortaya çıkan karbon monoksitin tahliye edilemediği iddiasına karşılık neden trafolar yedekli değildi sorusu hiç sorulmuyor. Bu tür iş kollarında hayati öneme sahip ekipmanların yedekli olması faciaları önleme açısından son derece önemli. Ancak şirketler her şeyden para kazanma hırsıyla işçilerin kullandıkları ekipmanlarla ocakta kullanılan ekipmanları kalitesi düşük, maliyeti az olanlardan tercih etmekteler....


____________________________________


....Emekli işçi sayısının azlığı ile şirketlerin verdikleri ücretlerin düşüklüğü karşısında özellikle tehlikeli iş kollarında vasıflı insanların çalışmamaları sonucu şirketler vasıfsız işçi çalıştırmak zorunda kalıyorlar. Daha fazla para kazanma hırsıyla hareket eden şirketler de zaten bu yönde bir strateji izliyorlar. Ölüm oranlarının artması da işte bu nedenle oluyor. İşte tam da bu nedenle taşeronlaştırmaya en kısa zamanda bir son verilmesi ya da ekonomik, sosyal ve sağlık (iş güvenliği) açısından işçi lehine düzenlemelerin acilen yapılması gerekmektedir....

_____________________________________

....ABD’de 2011 yılında meydana gelen bir maden kazasıyla ilgili ölen 29 maden işçisi için şirkete verilen ceza kişi başına 1,2 milyon dolar, oysa Türkiye’de yaklaşık 229 milyon TL. Verilen bu ceza da eğer şirkete kusur bulunursa. Burada sorumluluk yalnızca hükümetin değil elbette. Yargının, sendikaların, maden odalarının da sorumluluğu var. 1 Mayıs’ın Taksim’de yapılması için yeri göğü birbirine katanların, İstanbul’a yapılacak havaalanının durdurulması için mahkeme mahkeme gezenlerin de bu ölümlerde payı var düşüncesindeyim....

_____________________________________


....*Türkiye’de yapılan sendikacılık faaliyeti işçilerin haklarını korumaktan çok tribün liderliği mesabesinde olduğu için bu konuda olumlu sonuçlar almak zor...

_____________________________________


.....*Eğer alt yapısı oluşturulmamış özelleştirmeye devam ederseniz, taşeronlaşmayı bugünkü haliyle devam ettirirseniz bir süre sonra Soma için yaktığımız ağıtları başka Somalar için yakmaya devam edeceğiz. Ve sizler, mazlumların sırtından ekonomik rant elde edenlerin suçlarına ortak olmuş olacaksınız. Unutmayın ki; “Allah zalimleri sevmez.” Zira sermayenin tek amacı vardır: Kâr elde etmek. Sermaye, kâr etmek ve kârını sürekli artırmak zorundadır. Piyasa, ölümüne rekabete dayalı olduğu, ayakta kalmak için kârını artırmak zorunda kaldığı için, hiçbir ahlaki sorumluluk taşımaz. Teknolojiyi geliştirmek, emeği istismar etmek, insanları yaşayabilmek için razı olacağı ücrete mecbur etmek, çevreyi kirletmek en doğal karakteridir....

_____________________________________


....Bunları inceleyecek A sınıfı ehliyete sahip personelin yetersizliği de ölüm oranlarının artmasına neden oluyor. Denetimler hep bir ahbap çavuş ilişkisi içerisinde devam ettiriliyor. İşin özeti “tuz kokmuş”....

_______________________________________


.....İşçilerin her türlü felakete karşı yaralanma ve ölüm risklerini en aza indirecek olmasına karşın Soma'da ve Türkiye'nin birçok yerinde işletilen maden ocaklarının çoğunda sözleşme maddelerine maliyeti yükseltiyor gibi kapitalist bir anlayışla yaklaşılmaktadır. Oysa insan hayatı dünyevi her şeyin üzerindedir....

_____________________________________

.....Oysa kaçış odaları olmadan işçilerin herhangi bir kazaya karşı ocaklara indirilmemesi gerekiyor. Şirket, kapitalist körlük içerisinde kaçış odası olmayan ocaklara işçileri indirerek büyük bir suç işlemiş ve yüzlerce insana ocakları mezar etmiştir....

______________________________________

....*İşsizlik ve adaletsiz paylaşım ölümlerin devam etmesine neden olacaktır. Özelleştirme ve taşeronlaşma yeniden gözden geçirilmeli. Taşeronlaşmaya son verilmeli. Özelleştirme, zenginler ve patronlar kulübü lehine değil, bu ülkenin yükünü sırtlayan işçiler, memurlar ve alın teri sahipleri lehine olmalıdır.*...

_____________________________________

....Yapılan uyarılar, ihmaller ve para kazanma hırsıyla insan hayatının ucuzlaştırılmasının önüne geçmek, güçsüz düşürülmüşlerin ayağa kalkmasını sağlamak ve davranırken adaletle davranmak adına yapılmaktadır. Zira "Allah günleri aramızda evirip çevirmektedir" ve ölüm çok da uzakta değildir. Ahiret gününde vereceğimiz hesabın ne de çetin olacağının bilinciyle yaşamamız ve verdiğimiz hükümlerde adaletli olmamız gerekir....







Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
Ulu tayyip " ölüm bu işin fıtratında var " dedi bir kere .. Yetmedi 1870'li yılların avrupa da meydan gelen maden kazalarından örnekler verdi .. Tayyibanlar için bu söylenenler kafidir ..
 
Çay ın yanında en güzel okunacak şey otobiyografidir...

d4585214782eab161da4eda4353a3415.jpg


Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
Uyku öncesi Son okuma....



....Twitter’e erişimin geçici olduğunu düşünenler, DNS ve VPN üzerinden girişlerin bloke edilmesiyle devlet ve kişilerin hak ve özgürlüğü mücadelesinin aslında ne denli çetin olduğunu gördüler. Teknik olarak, Türkiye Devleti ilk defa yasağı bu denli etkili şekilde uygulanır kılmak istiyordu...

_________


....25 Mart itibariyle, üniversitelerde konuştuğumuz öğrencilerden bazıları Twitter yasağına karşı olduklarını ancak bu yasağın kendilerini etkilemediğini, belli yollarla kolaylıkla siteye girebildiklerini söylediler. 26 Mart itibariyle Türkiye’den gönderilen twit sayısı saatte 1.200.000’den, 500.000’e düşmüştü...

_________


...Twitter ve Youtube yasağı, aynı zamanda Başbakan’ın ulusal medyayı hizaya sokma ve ‘Ulusçu-Cemaatçi’ muhalif unsurları ana akım medyadan mümkün mertebe dışarda tutma planının bir parçası olarak da okunmalıdır...

_______


....Peki, neden önce Twitter? Twitter, sosyal medya araçları arasında Türkiye’de en popüler haber yayma aracı. Abone sayısı Facebook kadar yüksek olmasa bile çarpan etkisi, yayılma hızı ve anlık mesaja dönüşme, algı yaratma ve kitleleri sokaklara mobilize etme yeteneği nedeniyle özenli bir hedef olarak seçildiği aşikâr. Youtube’un kapatılması ise bu süreçte Hükümetin daha zor verdiği bir karar. Normal zamanlarda, Youtube devlet ile işbirliği içinde şikâyet konusu linkleri kolaylıkla engelleyebiliyordu ancak son yasaklama olayı hızlı gelişti ve devlet yasağı hemen başlatarak, kayıtların yaratacağı sansayonel etkiyi bastırmaya çalıştı....

________


...*Küresel düzeyde, amaç porno ile mücadele olsaydı, Twitter veya Facebook pornosu için inandırıcı bir tepki şimdiye kadar verilirdi. Öyleyse asıl güdünün, sosyal medya siyasetini kontrol altına almak ve yönetmek olduğunu söyleyebiliriz...

_______

...ABD ile sosyal medya devleri arasındaki ilişkiler süt liman değil her zaman. Güçler arasında düz bir ‘Prism’ adlı casusluk programını, Yahoo, Google gibi websitesi kullananıcılarına sokarak NSA skandalını patlatan yine ABD’nin o doymak bilmeyen istihbarat toplama iştahıydı. Aynı ABD, külahı değiştirerek, kişi hak ve özgürlük havarisi kesilebiliyor. Yahoo geçen yıl FBI gibi istihbarat şirketlerinin baskısı altında yaşadıklarını ve kişilerin özel haklarının ihlalini engelleyemediklerini duyurdu...

_________

....Hedef; küresel nüfuz ve tabii kâr maksimizasyonu. Google ve Yahoo gibi şirketler görece bir direnişin ardından Çin’deki sansürü kabul ederek, Çin pazarında var olmayı kabul ettiler. Aynı Facebook, Suriye İntifadası için mücadele veren pekçok sayfayı ve hesabı açıklamasız kapatmış bulunuyor. Benzer yasakçı ve keyfi tutum Twitter tarafından da sürdürülüyor. Hesaplar kaldırılırken veya askıya alınırken nasıl bir dünya görüşü ve ölçüyle yaklaşıldığı da belirsiz. Ancak sosyal medya şirketleri sorumsuz hesap sahiplerine karşı mücadele çerçevesinde belli kriterlere sahip olduklarını da ifade ederler. Türkiye mercilerinin belli hesaplar ile ilgili bilgi taleplerine karşı gösterilen iletişim bunu gösteriyor. Oysa Türkiye’den böyle bir baskı gelmezden istedikleri gibi düzenleme yapıyorlardı. Sosyal medya şirketleri meydana çıkan sorunları hukuk alanında değil karşılıklı mahkemeye taşınmamış uzlaşmalarla çözmek ister...

________

....Fransa’da Yahudi karşıtı bazı sitelerin anti-semitizm gerekçesiyle kaldırılma talebi ülke çapında örgütlü Yahudi Öğrenciler Birliğinin desteğini aldı. Yükselen protesto dalgasına, Fransa hükümeti de omuz verince Twitter, Yahudi karşıtı görülen içerikleri kaldırmıştı. Bu örnek, sosyal medyaya karşı hükümet ve organizasyon düzeyinde temsilin nasıl bir ikna edici etken olduğunu gösteriyor....

________

....Kamuoyunda Twitter tartışılırken, Tayyip Erdoğan’ın büyük oğlu Burak Erdoğan’ın İsviçreli sevgilisiyle konuşma kasetleri Youtube’da yayınlandı. Youtube, bir gün sonra, 26 Mart’ta, linkin Türkiye’den izlenmesini engelledi. Yayınlanmasından kaldırıldığı ana kadar video Youtube’da yaklaşık 450.000 defa izlenmişti....

_________

...Hükümet kanadında, casusluk, vatan hainliği ve çok gizli devlet sırrının ifşası olarak değerlendirildi. Adeta savaş dönemlerinde görülecek bir teyakkuz hali yaşanıyordu. Kaset savaşları, savaşın kasetlerine dönüşmüştü artık...

_________


....Dünya basını o kadar duyarlıydı ki bu yasaklara, Youtube’a Suriye’ye müdahale kaydının düşmesinden sadece dakikalar sonra, BBC haberi ön sayfadan girdi. Aradan 1,5 saat geçtiğinde, Türkiye Devletinin Youtube’u kapatması, Kanarya Adalarında düşen İspanyol uçağından sonra BBC’de ikinci haber konumuna yükselmişti bile...

_______


...Özellikle Kemalist ve sol çevrelerin Twitter yasağına yaklaşım biçimleri manidardı. Özgür düşünce ve hakkaniyet adına Sözcü ve Aydınlık ya da SOL gibi gazetelerin nasıl bir düşünsel niteliklilik ve adil muhalefet sergilediklerini sormak gerekir. Çoğu kere slogancılık ve karalamadan öte gitmeyen düşünce kepazelikleri orta yerdeyken, ‘sansür ve yasaklamalar’ üzerine yazıp özgürlük havarisi kesilmek ve üzerine bolca ajitasyon sosu eklemekte üstlerine olmadığını bir kez daha sergilediler...

_______

...Türkiye’de seçim sürecinde ve ideolojik savaşların alabildiğine sertleştiği ortamda enforme etmekten çok, amaca hizmet eden her şey yöntem kabul gördü. Nifak da fesat da mebzul miktarda kendine bu münbit zeminde yer buldu...

_________

...Twitter’ın dünyada sadece 14 ülkede temsilciliği var ve çalışan sayısı sadece 2.700. Bu şirketin hantal bir yapısı yok. Daha önemlisi Twitter devletlerden gelen bazı baskılara karşı en azından zahiren, kişi bilgi ve kullanım ayrıntılarını vermekte gönülsüz davranmakla da maruf. WikiLeaks belgelerini sızdırmakla suçlanan Julian Assange’nin arkasındaki dört kişinin istihbarat detaylarını edinmek isteyen ABD, Twitter’dan ret cevabı almış ve ancak yasal düzenlemeyle bu bilgilerin toplanması mümkün olmuştu. Fakat pekçok örnek, şu anda ABD’nin genel çıkarları ile Twitter arasında paralellik olduğunu gösteriyor. Daha yerinde bir anlatımla, Twitter ve Google, ABD’nin hassas çıkarlarına halel gelmesi söz konusu olduğunda tercih hakkını ev sahibi ülkeleri aleyhine kolay kolay kullanmıyorlar...

__________

...tepeden inmeci ve yasakçı uygulamaların altyapısı, CHP-MHP gibi silme otoriter parti siyasetinin elinde bumerang gibi ters dönebilir. Bu nedenle, hak ve özgürlüklerde hukuk ve hak tanımlarının devletlerin maslahatına göre değil, gerçek hak ve usullere göre temin edilmesi gerekir...

_________

...Ancak internet gibi belli bir ülkenin veya gücün mutlak denetiminde olmaması arzulanan dijital dünyada, düzenleme ile ifade özgürlüğü alanının korunarak dengeye oturtulması gerekir. Her durumda Müslümanlar, inançlarının gereği olarak ahlaki bir özgürlüğün peşinde yorulmadan koşacaklardır.....

________


Uyku zamanı...

Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
Uzun günün kisa ozeti gibi.
Faydali olucaktir.
 
Akşam okuması... Yakın tarih okumaları..

_________

....16 Temmuz’dan itibaren sınırdaki Ceylanpınar’a komşu kent olan Rasul Ayn/Serekaniye’de PKK’nın Suriye kolu PYD’ye bağlı YPG militanları ile Cephetun Nusra savaşçıları arasında başlayan çatışmalar geniş bir bölgeye yayılmış durumda. Devam eden çatışmaların sadece bu iki örgütle sınırlı kalmadığı biliniyor. Cephetul Ekrad gibi Kürt örgütleri YPG ile birlikte davranırken, hem Özgür Suriye Ordusu içinde yer alan hem de ÖSO’ya dâhil olmayan Suriyeli bazı direniş grupları da Nusra ile birlikte hareket ediyor....

________

...PYD çevreleri yoğun bir propagandayla çatışmaların Nusra mensuplarının saldırısıyla başladığını iddia ediyorlar. Burada saldıran taraf olarak tanımlanan Nusra’nın nasıl olup da Serekaniye’de üstünlüğü PYD’ye kaptırdığı ise muamma. Bekleneceği üzere bu gariplik PYD güçlerinin kahramanlığı ile izah ediliyor! Yani Nusra hem saldırmış hem de elinde tuttuğu kenti rakip güce kaptırmış oluyor! Aynı şekilde Tel Abyad’da da kontrol İslami grupların elinde olmasına rağmen yine saldıran taraf olarak bu güçler gösteriliyor...

_______

.... *Yani, PYD’nin kısa vadede Cenevre Konferansında temsil edilme çabası ve uzun vadede bölgede hâkimiyet kurmaya yönelik girişimleri ayan beyan ortadayken her şeyin bir anda Nusra’nın saldırısıyla başladığı iddiasına herkesin inanması isteniyor. Doğrusu inanmaya hazır bir kitle olduktan sonra bunun hiç de sorun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz....

_________

...Bu tutum Türkiye’de “fanatik örgütlerin Kürtlere karşı savaşı” olarak sunuluyor. Bu sunumun sadece PKK taraftarı ve Kürt milliyetçi çevreleriyle sınırlı kalmaması ilginç. Liberal, sol ve Kemalist aydınlar arasında da geniş bir yankı bulabiliyor. Bizim açımızdan çok daha çarpıcı olan şey ise İslami aidiyete sahip olduğu düşünülen bazı çevrelerin de bu şablona göre hareket etmekte pek zorluk çekmemesi. Bunlar arasında Müslüman kimliklerinin içini Kürt ulusalcılığı ile mezcederek boşaltmış Kürt-İslam sentezcileri başı çekerken, muhalif takılma adına sola öykünmeyi, solun peşine takılmayı politika bellemiş omurgasız aydınlar da kendilerine ayrılan yerde arzı endam etmekteler.....

_________

....Rojava Kürtçede “batı” anlamına gelen bir kavram. Kürdistan coğrafyasının 4 parçaya bölündüğü ve bütünleşmesi gerektiğini savunan Kürt milliyetçiliği ideolojisi açısından bölünmüş ülkenin batı yakası anlamında kullanılıyor ve Suriye Kürdistanına denk düşüyor. Yani Rojava tarihsel ya da coğrafi bir gerçeklik olmaktan öte, ideolojik bir tanımlama. Bu yönüyle Rojava kavramının tercih edilmesi, “Rasul Ayn değil Serekaniye” ya da “Aynel Arab değil Kobani” tartışması gibi bir bağlama oturmaz. Doğrudan milliyetçi bir ideolojik söylemin kurgulamasına denk düşer. Ne var ki, ideolojik körlükle gelişen kavram kargaşası bazılarını komik duruma düşürebiliyor. Örneğin bir insan hakları derneğinin açıklamasında “Suriye'nin Rojava bölgesi” şeklinde bir ifadeyle karşılaşabiliyorsunuz. Bu noktada kullandığımız dilin kime ait olduğunun önemine bir kez daha dikkat çekiyor ve sadece düşüncenin dili değil, dilin de düşünceyi şekillendirdiği gerçeğinin altını çiziyoruz....

_________

....*Nusra ve diğer İslami örgütler hakkında PKK çevrelerinin kullandıkları “çeteler-çeteciler” kavramsallaştırmasının da medyada yaygın bir tarzda tekrarlandığını görmek dikkat çekici. Hedef ne? Bu örgütlerin her türlü kirli, zalim icraata imza atabilecek yapılar olarak tavsif edilmesinin altyapısını kurmak. Savaşan örgütler hakkında çete gibi tahkir edici bir kavramı benimsettiğinizde o yapıların eylemleri hakkında her türlü olumsuzluğun, karalamanın, iftiranın çok daha rahat bir zemin bulacağı açıktır...

__________


..... Mesela 1-2 Ağustos tarihleri arasında yazılı ve görsel basında ve daha yoğun olarak da sosyal medyada dolaşıma sokulan Nusra’nın Kürt köylerine saldırdığı ve hepsi sivil, kadın ve çocuklardan oluşan 70 civarında Kürdü öldürdüğüne ilişkin görüntüler sorgusuzca sahiplenilmiş, bu yalan baz alınarak bildiriler kaleme alınmış, eylemler tertip edilmiştir. Öyle ki, İslami camia içinde yer alan bazı şahıs ve kuruluşlar dahi bu seviyesizliğe alet olmuşlardır. Çarpıcı olan şudur ki, iddia edilen katliam görüntülerinin daha önce Baas rejimince gerçekleştirildiği gerçeği ortaya çıktıktan sonra dahi geri adım atılmamış, özür dilenmemiş, bilakis kurgulanmış yalan üzerine inşa edilmeye çalışılan bina yükseltilmeye devam etmiştir....

__________

...PKK ne de PYD tüm Kürtleri temsil etmez, sadece kendisine destek veren, bağlı olan bazı Kürtleri temsil edebilir. Ne var ki, Kürt ulusalcıları, diğer tüm ulusalcılar gibi, kendilerini içinden çıktıkları halkın biricik ve tek meşru temsilcisi gibi gördüklerinden sürekli biçimde böyle bir kavramsallaştırmaya giderek önce söylem düzeyinde, bilahare zihinlerde ve nihayet pratikte bir özdeşleşme sağlamayı hedeflerler....

________-

....Suriye’de Baas rejimine karşı savaşan İslami gruplar etnik temelde bir araya gelmiş, milliyetçi tutum sahibi yapılar değildir ki, Kürtlere ya da bir başka topluluğa karşı tavır alsınlar! Zaten bu yapılar içinde Kürtler vardır. PYD/YPG ile İslami gruplar arasında gelişen çatışma etnik-kavmî değil, ideolojik temelli bir meseledir. İslami grupların kendisini açıkça laik kimlikle tanımlayan ve şeriat düzeninin tesisine karşı mücadele konumuna oturtan PYD’yi Kürtlükle özdeş görmesi ya da Kürtlerin temsilcisi gibi algılaması söz konusu değildir...

_______

....Müslümanlar ulus devlet sınırlarını esas alan bir anlayışla hareket etmez, edemezler. Yeryüzünün tümünde zulmün ortadan kalkması ve hakkın ve adaletin hâkim olması için mücadele etmekle mükelleftirler. Dolayısıyla Türkiye’den, Mısır’dan, Çeçenistan’dan ya da Amerika’dan gelen bir Müslüman için Suriye yabancı bir yer değildir, Müslüman kardeşlerinin yaşadığı ve kendisinin de sorumlu olduğu bir beldedir. Bu yüzden Suriye’ye farklı coğrafyalardan bütünüyle saf ve halisane duygularla gelen Müslümanları “yabancı savaşçılar”, “teröristler” “cihadçılar” ve benzeri kavramlarla adeta ne idüğü belirsiz, tehlikeli yaratıklar şeklinde resmetmek çok çirkin ve de anlamsız bir karalamadır....

_________

....Nihai tahlilde Türkiye kökenli bir örgüt olmasına rağmen PKK’nın kendi saflarında pek çok Suriyelinin, İranlının yer aldığı; gerek kurucu gerek yönetici kadroları içinde Türk ya da Arap kökenli unsurların bulunduğu; hatta bünyesinde yer alan örneğin Alman savaşçılardan örgüt medyasında her zaman övgüyle söz edildiği bilinen bir durumdur. Ve tüm bu olgulara rağmen Allah yolunda ve mustazaf kardeşleri için Suriye’ye koşan mücahitler bu tiplerce “yabancı” kavramıyla değersizleştirilmeye, karalanmaya çalışılmaktadır. Bu yapının çelişik zihnini yansıtmak üzere şu örneği hatırlatalım: 30 Temmuz’da Kamışlo’da kimliği belirsiz kişilerce öldürülen PYD’nin önemli isimlerinden İsa İbrahim Hiso’nun Ferhat isimli oğlunun hikâyesi ilginçtir. PKK saflarında yer alan bu kişi 2005’te Trabzon’da güvenlik güçlerince öldürülmüştür. Acaba Kürt milliyetçileri Suriyeli bir Kürt’ün Türkiye Kürdistanını da geçtik, Trabzon’da ne işi var diye hiç sormuşlar mıdır?...

_________

....Salih Müslim “Savaşçılarımızı Şam’a savaşmaya göndermiyoruz diye suçlanıyoruz!” diye konuşmaktadır. Bu doğru değildir. Muhalifler PYD’den savaşçılarını Şam’a ya da bir başka bölgeye göndererek kendilerine destek olmasını değil, bulundukları bölgelerde Esed rejiminin güçlerine tavır almalarını istemektedirler. Oysa taraflar arasında bir tür “centilmenlik anlaşması” varmışçasına karşılıklı idare etme tutumu sergilenmektedir....

_________

...PYD tüm milliyetçi örgütler gibi kendisini “ulusun biricik temsilcisi” konumunda sunma gayreti içindedir. Elinde bulundurduğu silah gücü sayesinde de bu iddiasını basit bir tez olmaktan öteye götürüp, açık bir dayatmaya dönüştürebilmektedir....

_______

....Öncelikle tüm ulusalcı oluşumlar gibi PYD’nin temsil ettiği ideoloji ve kimlik Müslüman halkların doğasına, dokusuna aykırıdır ve reddedilmeyi gerektirir. Müslümanlar ideolojik/akidevi düzeyde ulusalcı bir şartlanma ve eğilim içinde olmamalıdırlar, olamazlar....

__________

....Özetle, Allah’ın izniyle Suriye’nin bütününde bir gün sona erecek Baas diktatörlüğünün küçültülmüş bir versiyonunu, Suriye’nin daraltılmış bir bölgesinde farklı isimlerle yeniden inşa ve icbar etmenin kimseye bir hayır getirmesi söz konusu olamaz. Arap ırkçılığına dayanan Baas zulmünden kurtulacak Suriye Kürtlerinin, Kürt Baasının pençesine düşmesinin pek büyük bir talisizlik olacağına kuşku yoktur....


________

Mola...



Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
Gecenin son okuması....

_______

...*savaşın bilançosunu görmezden gelenlerden bazıları kaynağı kesinleşmemiş birkaç görüntüyle hemen rengini ortaya koyarken, ilkesizliğiyle nam salan kimileri ise Suriye’deki savaşın centilmenliğine atıfta bulunarak hakemlik rolüne soyunuyor...

_______

...Düne kadar birbiriyle ideolojik, siyasi, itikadi, etnik, mezhebî hiçbir bağlantısı bulunmayan gruplar/kişiler (her biri kendince kutsadıkları birçok ulvi amaç gereği) iğrenç bir ittifaka tutuşarak önlerine gelen her fırsatta Suriye direnişini mahkûm etmek, yalnızlaştırmak ve karalamak için yoğun mesai harcıyorlar...

_______

...*Esed’e karşı münferit hadiseler hariç hiçbir cephede savaşmayan; Suriye Kürdistanında fırsattan istifade Esed ile iş tutarak bölgesel bir iktidar tesis etmek için muhalif Kürt gruplarının liderlerini öldürmeyi göze alıp baskı altında tutan PYD, 19 Temmuz 2012 tarihinde direnişçilerin Halep ve diğer bölgelerde Esed güçleriyle giriştikleri yoğun çatışma ortamını fırsat bilerek Baas güçlerinin desteğini de alarak bazı Kürt illerinde de-facto bir yönetim kurduğunu ilan etmiş ve bunu da “Rojava Devrimi” diye duyurmuştu....

_______

...Suriye'deki halk ayaklanmasının başlamasından itibaren Esed rejimine karşı barışçıl yollardan muhalefet etmeye çalışan bu Kürt partileri ile Esed rejiminin bölgenin kontrolünü kendisine bıraktığı PYD güçleri arasında PYD’nin iktidar ihtirası nedeniyle silahlı çatışmalar başlamıştı. 2012 Temmuz ayının başlarında Kürt ili olan Afrin’de PYD grubu ile diğer Kürt gruplar arasında çatışmalar yaşanmış; PYD'nin silahlı güçleri Afrin'de Esed karşıtı Kürt Özgürlük Partisinin (Azadî) Başkanı Mustafa Cuma’yı iki gün boyunca alıkoymuş, bölge halkının tepkileri üzerine serbest bırakmıştı. PYD’nin bölgedeki Kürt gruplar üzerinde kurduğu baskının dozu artınca Barzani’nin devreye girmesiyle SKUM Dış İlişkiler Temsilcisi Abdulhekim Beşer ile PYD arasında Erbil’de bir mutabakat imzalanmış, Suriye Kürdistanında Esed güçlerinin boşalttığı bölgelerde bütün Kürt gruplarının yönetime dâhil edilmesi kararı alınmıştı...

_______

...Bu anlaşma İslami gruplar tarafından da benimsenmiş ve maddelere uyulacağına yönelik şifahi taahhütlerde bulunulmuştu. PYD anlaşmaya kısa süreliğine riayet etse de geçtiğimiz günlerde anlaşmayı ihlal ederek direniş gruplarına saldırdı ve 16 Temmuz’dan itibaren Rasul Ayn (Serêkanî) ve Tel Abyad’da çatışmalar yeniden başladı. Bu iki bölgede üstünlük ve kontrol İslami gruplardayken PYD, buraları sözde özgürleştirmek adına Esed’in hava desteğinin ardından saldırmaya başladı...

________

...16 Temmuz’da başlayan çatışmaların ardından Türkiye’de bu durum “Rojava’da katliam var!” yalanı ile perdelenmeye çalışıldı ve “İslami gruplar Kürtlerin kazanımlarını engellemek için PYD’ye saldırıyor!” propagandası ile konu saptırıldı. Bu iki kurgunun asıl gayesi, Türkiye’de yaşayan Kürtlerin dikkatini Suriye Kürdistanına çekip toplumsal tabanı hareketlendirerek Kürt mazlumiyeti üzerinden milliyetçi duygularla aynı noktada buluşturmaktır. “Vahşi İslamcı örgütler, çeteler Kürtlere saldırıyor!” terkibi ile hem İslami gruplar ve mücadeleleri kötülenmekte hem de Suriye’de Esed canisinin işlediği katliamlara karşı toplumu umarsız kılmak hedeflenmektedir. “Rojava’da katliam var!” iddiasıyla ilgili ilk günlerde servis edilen video ve fotoğrafların çoğunun aslında Esed’in Suriye içinde işlediği katliama ait görüntüler olduğu ispat edilince PKK medyası tarafından Suriye’deki haklı direnişe destek veren tüm İslami kuruluşlara karşı yüksek yoğunluklu bir karalama ve hedef gösterme kampanyası başlatıldı...

_______

....Haksöz-Haber sitesi Esed yanlısı PYD’nin Rojava katliamı ile ilgili dezenformasyonlarını açığa çıkarmaya devam ediyordu. 6 Ağustos tarihli haberde, PYD’ye yakın kaynakların servis ettiği yeni görüntülerin de gerçek dışı olduğu belgeleniyordu.13*PKK yandaşlarının Esed bombardımanında hedef olan bir Arap çocuğunu Nusra savaşçılarının öldürdüğü bir Kürt çocuğu olarak sunduğu fotoğrafın saptırılmış hali (solda) ve aslı (sağda) aynı çocuğa aitti....

_______,

....Haksöz-Haber katliam belgesi diye takdim edilen bu görüntülerin yalandan ibaret propaganda malzemesi olduğunu ortaya çıkardığı için Özgür-Der bu kesimlerin dikkatini çekti ve sosyal medya üzerinden çok ciddi saldırılar başlatıldı. Özellikle Twitter hesapları üzerinden Kürt ulusalcıları “#katliamınortağıÖzgürder” şeklinde bir kampanya başlattılar. Düzeysiz ve seviyesiz üslubun göze çarptığı, gelişigüzel tehditlerin savrulduğu bu propagandanın nedenleri ve Özgür-Der’in neden hedef seçildiği konusunda kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla derneğin Genel Başkanı Rıdvan Kaya tarafından 6 Ağustos’ta*“Rojava’da Katliam Yalanının Savunucuları Esed Zulmünün İşbirlikçileridir!”*başlıklı bir basın açıklaması yapıldı.....

______


.....*Ulusalcı Kürt medyası, Rıdvan Kaya’nın yaptığı basın açıklamasını da her zaman yaptığı gibi baştan sona saptırarak*“Özgür-Der’den El-Nusra çetelerine destek!”17*başlığıyla duyurdu ve bunun üstünde günlerce durarak Özgür-Der’in açıkça hedef haline getirilmesi için ne gerekiyorsa hakkıyla yerine getirdi. ANF’nin bu haberi propaganda kanalı Stêrk TV başta olmak üzere PKK’ye yakın tüm basın kanallarında istenen amaca uygun tarzda kurgulanarak kullanıldı. Aynı gece sosyal medya üzerinden çok ciddi tehditler de gelmeye başlamıştı....

________

...Azadiya Welat’ın üstün gayretlerle bütün gerçekleri alt üst ederek hazırladığı haber sosyal medyada paylaşılarak Özgür-Der’e yönelik yeni bir linç kampanyası başlatıldı. Yoğun hakaret ve küfürlerin cazibesine kapılan lümpen tipler birbirlerini motive etme yarışına girerek sonunda Özgür-Der’i açıktan tehdit etme yolunu da tercih etmeyi ihmal etmediler. Sonrasında da YDG-H isimli PKK’nın gençlik örgütlenmesi bir grup Twitter marifetiyle Özgür-Der’e fiilî saldırıların başlayacağını duyurdu....

_______

...Özgür-Der tehditlere boyun eğmediği, dik durup savunduğu tezlerin sonuna kadar arkasında durduğu için, düşünceyle karşılık verme kudreti olmayan bu zevat fiilî şiddet sergilemeye devam etti ve Diyarbakır’da Özgür-Der Bağlar Temsilciliğine de 12 Ağustos sabahı molotof kokteyliyle saldırıldı. Can kaybının yaşanmadığı saldırının ardından Diyarbakır Bağlar Temsilciliği tarafından Diyarbakır Şubesinde, saldırıyı kınayan, lanetleyen bir basın açıklaması yapıldı.26*Açıklamada bu şiddetin Rojava’da yaşandığı iddia edilen katliam iddiasının Özgür-Der tarafından boşa çıkartılması ve açık-net biçimde Esed zulmünün karşısında bir bütün olarak Suriye direnişinin yanında olunması nedeniyle Özgür-Der’in hedef seçildiği, bunun sorumlusunun da PKK medyası olduğu vurgulandı. Bağlar Temsilciliğine saldırıyı kınayan ve “Özgür-Der’e Saldırılar Acziyet ve Tutarsızlığın İtirafıdır!”27*başlığı taşıyan yazılı bir basın açıklaması da Genel Merkez tarafından yapıldı ve saldırıyı besleyen saiklere yönelik benzer vurgular yinelendi....

________

....Katliam iddialarını temellendirmek için hiçbir çaba sarf etmeyen ulusalcı Kürt medyası, katliama delil sayılabilecek bir tek gerçek görüntü yayınlayamadı. Sunduğu bütün görüntü ve fotoğrafların sahte olduğu ortaya çıkarıldı. Hatta katliamın yapıldığı öne sürülen köye haber yapmak üzere giden Rudaw gazetesi yetkililerinin köye girişine PYD güçleri tarafından müsaade edilmedi. Bütün bunlarla birlikte PYD medyası 1983 yılında yaşanan Erzurum depremine ait ödüllü fotoğrafı da katliam görüntüsü olarak rahat rahat kullanmaktan gocunmamıştır.....

________

Selametle kalınız...



Tevhid - Adalet - Özgürlük
 
Cuma okumaları....
--------------------------------
.....Tarih boyunca firavunlar ve köle ruhlu insanlar rollerini oynamış, zulüm ve katliamla ayakta kalmaya, iktidarlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Musalar ve takipçisi müminler ise yeryüzünde adalet ve ıslahın tesisi için ağır bedellere rağmen tavizsiz mücadelelerini sabırla sürdürmüşlerdir.....

-----------------------------------------

Müslüman Kardeşlerin kurucu önderi ve imamı Hasan el-Benna sokak ortasında infaz edildi. Seyyid Kutub ve Abdulkadir Udeh idam edildi. İhvan mensuplarına ağır işkenceler yapıldı. Uzun süreli ağır zindan koşullarında on binlerce Müslüman tutsak edildi. Her türlü yasak ve yasadışı ilan edilmelerle yok edilmek istendi.

------------------------------------------

...Firavun: “Ben size izin vermeden iman ettiniz ha, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim, sonra da bilin ki, sizi astıracağım.” demişti. Ama iman eden sihirbazlar, Firavun’un tehditlerine aldırmadan; “Şüphesiz o takdirde biz Rabbimize döneceğiz. Senin bize kızman da sırf Rabbimizin ayetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı Müslüman olarak al.” dediler....

-----------------------------------

...Muhammed Bedii, içine konulduğu korku kafesinden; “Beni bir değil, bin kere de asacak olsalar, asla yolumdan dönmem!” diyerek o onurlu sedanın taşıyıcısı olduğunu gösterdi...

----------------------------------

...Her zalim korkaktır. Ölmekten ve öldürülmekten korkar. Saldırgan oluşları, insanları ağır cezalara uğratmaları, korkaklıklarındandır...

---------------------------------------------

...Esir alınan Müslümanlar, mahkeme denilen tiyatrovari salonlarda kafeslerin içinde ve söz hakkı bile verilmeden, hâkim cübbesi giydirilen cellât tarafından idama mahkûm edilmektedirler...

-------------------------------------------

...Sisi, Başkan Mursi karşısında dindar postuna bürünen korkak bir hain. Başkanına alçakça ihanet etti. Halkına ihanet etti. Ümmete ihanet etti...

------------------------------------

Onlar için “Hukuku ihlal ediyorlar!” demek abestir. Darbeci ile hukuk kavramını birlikte kullanmak bile insanı rahatsız eder. Onların kanunları olabilir ama hukukları asla olmaz.....

-----------------------------------

... Mısır’da devrilen sadece Mübarek oldu. Firavunî sistem bütün kurumları ile ayakta kaldı. Mübarek kabinesinin üçte ikisi Mursi'nin kabinesinde yer alıyordu. Darbeci Sisi ve katliamcı İçişleri Bakanı Mursi’nin bakanları idi. Yargı, ordu, bürokrasi, polis ve diğer kurum kadroları aynen devam ediyordu....

---------------------------------------

...Darbeci hain, “devlet başkanı seçildikten sonra ilk yurtdışı gezisini Suudi Arabistan’a yapacağını, Kral Abdullah'ın, Arapların hikmet sahibi bir büyüğü olduğunu” söylemiş. Bu beyanla, birinci derecedeki destekçisinin Kral Abdullah olduğunu açıklamış oluyor. Bu darbenin hazırlayıcı işçileri; Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri'ydi....

--------------------------------------

...Bel’amlık rolü ciddi bir destektir. Şehit Ali Şeriati’nin ‘dine karşı din’ tezini doğrulayan bir örnektir.....

--------------------------------------------

...Darbe karşısında sessiz kalmak, darbeye verilen en büyük destektir....

------------------------------------------

...Dün Afganistan’a, Irak’a, Somali’ye, Libya’ya müdahale eden demokrasi pazarlayıcısı Batı dünyası, Mısır’a kör ve sağır kaldı. Zaman zaman kısık sesli kınamalar olsa da ciddi hiçbir adım atılmadı....

------------------------------

...Mısır’da çok enteresan bir koalisyon var. NATO, BM Güvenlik Konseyi, İslam İşbirliği Teşkilatı, ABD, AB, Rusya, Çin, İsrail, Suud, Körfez Ülkeleri, Filistin Kurtuluş Örgütü, Ürdün, Lübnan, Şam kasabı ve hatta İran. Yani Türkiye ve Katar kısmen de Tunus hariç neredeyse dünyada hiçbir yönetim, darbecilere karşı Mısır’ın meşru yönetimine destek vermiyor...

---------------------------------------

...Bu tavırları anlamak için, Müslüman Kardeşlerin tarihini ve İslami mücadeledeki etkisini doğru okumak gerekir. Bugün Avrupa’nın bazı metropollerinde yer alan sinagogların duvarlarına nakşedilen ‘Yahudi Tarihindeki Önemli Olaylar’dan biri olarak, ‘Müslüman Kardeşlerin Kurulması’ olayı yer almaktadır. Bu çok anlamlı bir kayıttır....

--------------------------------------

... Dışarıda bu kadar ciddi sorunlarla boğuşan hükümet, içerde de eski müttefikinin komploları ile uğraşmaktadır. Karargâhı Amerika’da kurmuş eski müttefikin harekete geçmesinin temel sebeplerinden biri de Erdoğan’ın ‘Türk Dünyası’ndan çok ‘İslam Dünyası’ ile ilgilenmesidir...

-------------------------------------

...Mesela; “Irak'ı Özgürleştirme Operasyonu” ile Irak’ta gerçekleştirilen işgal nedeniyle kayıp sayısının 1 milyonu geçtiği söylenmekte...

....Yine “Afganistan’da Kalıcı Barışı Sağlamak Operasyonu” adı ile Afganistan’da gerçekleştirilen işgal nedeniyle kayıp sayısının on binleri bulduğu tahmin edilmektedir...

-----------------------------------

....Arakan, Mali, Orta Afrika, Türkistan gibi birçok bölgede binlerce, on binlerce Müslüman katledildi. Toplu katliamlar ve göçler yaşandı. Onlar gözden ıraktı....

--------------------------------

...Mısır’da haklarında idam kararı verilenlerin sayısının Suriye’de öldürülenlerle kıyaslanması sağlıklı bir yaklaşım değildir. Acı da olsa savaşlar öldürücüdür...

---------------------------------

...Cübbeli cellâtlar, kafesli mahkemelerinde idam yağdırdılar...

----------------------------------

...Nasır-Sedat-Mübarek firavunî iktidarlarında İhvan’ı yok etmek için; yasaklama, sokak ortasında infaz, idam, ağır işkence, uzun tutuklama gibi engellemelere rağmen İhvan hâlâ dimdik ayakta. Sisi gibi diktatör de tarihin tozlu sayfalarında yer alacak. Ama Mursi, Bedii, Rabia’nın şehitleri ümmetin kalbinde ve insanlığın onurlu sayfalarında yerlerini alacaklardır....

-------------------------------------------
 
Vahy Okumaları..

En'am Suresi Ekseninde Düşünmek...

5f69486fbd9380d54f04e93b8b2449bb.jpg


a398e2b964396814d360dbbaf00cbe29.jpg


C6603 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
 
Sabah okumaları....

Değerli forumsal üyeleri bilmelisiniz ki ; Dağlara tırmanmayı göze alamayan kişiler sonsuza değin çukurda yaşamaya mahkum olurlar!!!

0a6a43e77295c0c56e42d86ebe919d3b.jpg


BİLGİ - İNANÇ - EYLEM
 
Aslında hayatımız hep böyledir. Kocaman gerçekler 3,4 cümle ile nasıl da yüzümüze vurur.
Teşekkürler, sabah ve akşam okumalarla yüzümüze tazyikli su tuttuğun için.
 
Sabah okumaları...

Siyasi okumalar / Demokratik Modernite dergisi üzerine okumalar....
____________

Demokratik Modernite sayfalarında yayımlanan hemen her yazıda “Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın dediği gibi” şeklinde ifadelerin sıkça bulunması bu süreli yayının temel özelliğini ortaya koymaktadır. Kaldı ki, derginin basında gündeme gelmesini sağlayan husus da bu alıntı bombardımanı olmuştur. (Derginin değişik sayılarındaki makalelerde önderliksel çıkışın “peygamberane” çıkış, kadroların “insanı kâmil” olarak görüldüğüne dair bakış açıları hareketin metafiziğini kavramak açısından göz ardı edilmemelidir. Bunun yanında derginin her sayısında yer alan Abdullah Öcalan imzalı başyazılar, onun derginin kenarında değil merkezinde yer aldığının işaretidir.) Zira dergi çıktıktan bir süre sonra, dergide yer alan yazılarda “terör örgütü propagandası” yapıldığı iddiasıyla, derginin satış ve dağıtımı yasaklanıp, basılmış nüshalarının da toplatılmasına karar verilmişti. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi bu kararına, dergideki bir ilanda yer alan, Cengiz Çandar’ın Öcalan’ın İmralı Günleri isimli kitaba yazdığı önsözü gerekçe göstermiş, Çandar’ın “Abdullah Öcalan’ın İmralı serüveni dikkatle, satır satır, sözcük, sözcük bu kitapta okunduğu vakit birçok yerleşik kanaat sarsılacak, muhtemelen yerle bir olacak” ifadesiyle “PKK propagandası” yapıldığı savunulmuştu. Ayrıca yazılarda Abdullah Öcalan'a ait Medeniyetin Kökleri, Özgürlük Sosyolojisi, Türkiye'de Demokratikleşme Sorunları ve Kürdistan'da Çözüm Modelleri, Demokratik Uygarlık Manifestosu kitapları başta olmak üzere değişik kitaplardan “tek adam”lığı pekiştirecek alıntılar sıkça yapılıyor. Üstelik bu alıntılar sadece doğrudan Kürt siyasî hareketi odaklı yazılarda yapılmıyor. Dinin devrimselliği, devrimin dinselliği konulu yazılarda da karşımıza çıkıyor. Başka yazılarda ise İslâm, orijinal veya homojen bir dini ideoloji olmaktan ziyade, Ortadoğu’nun kültürel akışında bir dönüm noktası olarak ele alınıyor. DAİŞ başta olmak üzere selefi yapılar en büyük İslâm düşmanı yahut “karşı-İslâm” olarak kodlanırken, gerçek İslâm bu kötücül imge üzerinden “ne olsa gider” şeklinde özetleyebileceğimiz akışkan bir yapı olarak sunuluyor. Din ve inanç hakikatini maneviyatıyla ele almaktan yana olan dergi editörü, fiili olarak İslâm karşıtı olan el-Kaide, el-Nusra ve IŞİD gibi akımlara karşı durmanın günümüzün olmazsa olmaz görevlerinden biri olduğunu hatırlatmaktadır. (sayı:10, s.5) Kısacası, Türkiye’nin değişik düşün odaklarının metinlerinin ancak “ulu efendiye” yahut onun kavramlarına referans yaparak yer alabildikleri bir dergi Demokratik Modernite. Konuların bu haliyle işlendiği dergiler sanırım bu hareketin zıttı olarak görülen bir zamanların paralel yayın organları dışında yok gibi. Maalesef teker teker metinlerin ötesinde dergiye bütünsel olarak bakıldığında karşımıza çıkan manzara bundan farklı değildir.

_________

BİLGİ - İNANÇ - EYLEM
 
Demokratik Modernite okumalarına devam....

___________

Kapitalizmin “sol mezheplerine” dönüşen sol hareketlere ilişkin eleştiriler de yer alır dergide fakat bunlar İslâmcılık eleştirileri kadar yoğun ve polemikçi değildir. Sola dair eleştirilerde, kaba pozitivist yaklaşımlarla inançların yok sayıldığı sol söylem daha çok yer tutmaktadır. Buna karşın ilk sayının editör yazısında yer alan Mahir Çayan alıntısı başta olmak üzere 1970’lerin sol mirasına sahip çıkan metinler hayli yer tutmaktadır. Zamanla sosyalizme ilişkin dozu artan eleştiriler derginin 13. sayısında yoğunlaşmış durumdadır. Bununla beraber ara sırada olsa bazı makale ve alıntılarda sosyalizm vurgusunun yapılıyor olması, iki ayrı söylemin taşıyıcılığıyla ilişkilendirilebilir. Tercüme edilen yazarların metinleri nazarı itibara alındığında bu husus çok daha aşikâr bir hal almaktadır....

BİLGİ - İNANÇ - EYLEM
 
Demokratik Modernite üzerine okumalara devam...

=------------------------=-----------------------------l
Söz konusu dergilerin memleket sorunlarına karşı takındığı tavır ve sahip oldukları bakış açısı arasında farklılıklar olmakla birlikte belli konularda ortaklaştıkları görülmektedir. Buna karşın bu dergilerde dile getirilen devrimci, romantik, konseyci, ekolojik “milliyetçi olmayan ulusçu”, “dinci olmayan dinsellik” “cinsiyetçi olmayan toplumsallık”, “pozitivist olmayan bilimsellik” vb. türü yaklaşımların izi yeterince sürülmediği için PKK veya HDP üzerine kaleme alınan metinler, yaşanmakta olan ideolojik dönüşümü/savaşı kavrama sürecine katkı yapmamaktadır. Bugünler bir yana, gündemin büsbütün terörle yaptığı şeytan paktına teslim olmadığı geniş zamanlarda dahi bunların ihmal edilmesi medyatik cehaleti günden güne koyultmaktadır.

___________________________




BİLGİ - İNANÇ - EYLEM
 
Geri