PRoFessor'ün Not Defteri

Konu sahibi son olarak 631 gün önce görüldü
İnsan bazı seylerden mahrum kaldıysa kirasını ödeyip ucuz sarap içmek bile onun için büyük mutluluktur.
 
Hayatta kalmanın tek sebebi umuttur.hayatta olmanın aslıda o umudun peşinde koşmaktır.
 
Guzel seyler dusunmem
guzel seyler yazabılmem
herseyı guzel gorebılmem ıcın.
Bırkac kadeh birseyler icmem gerek.
 
Biz türkler çok sabırlıyız.ugradıgımız her tecavüzde zevk almasını biliyoruz.bravo.
 
Mega kentin mega isgencesı trafık.kontak kapattık durbunle trafıge bakıyoruz.
 
Sorun seçimlerimi hep iyi kötu arasında yapmak zorunda kalmamdı.seçilen ne olursa olsun bir parcamıdaha kesiyorlardı.kesilecek birşey kalmayana dek..
 
Biliyormusunuz genelde en sevdiklerimizin sonu kendi ellerinden olur.
 
Bugün istanbul trafiginde bir araç one gecmek için orasını burasını acıp erkek soforlere gosteren kadınlar gordum.cok ezıkce bır durum degılmı.bugunku dusuncem kadınların kullanımlık mal erkeklerınde enayi oldugunu gosterir.
 
Anlaşılan şanslı günümde degildim, şanslı bir hafta geçirdigim söylenmez.Ne de şanslı bir ay.Ne de şanslı bir yıl.Ne de şanslı bir hayat.nede nede...
Şanssız olduğmu düşünüp isyan edicegime kendi sansımı kendım yaratıyorum.benim için böylesi daha iyi birilerinden gelicek sansa ihtlyacım yok!
 
Yakında ölucegımı bılıyorum ve bunu garipsiyorum.gitmesini bilmek lazım.depodaki yakıttır ölüm.devam edebilmek icin ihtiyacımız var.hepimize lazım bana lazım size lazım.zamanında gitmezsek çevreyi kirletiriz.kanımca en tuhaf olan ölmüs birin ayakkabılarına bakmaktır.daha hüzün verici birşey tasarruv edemiyorum.kişilikler ayakkabılarda kalıyor sanki.giysiler hayır ayakkabılar.yeni ölmüs birinin ayakkabılarını yatagına koyun bir sure bakın delirirsiniz.yapmayın neyse onlar sizin bilemeyecegınız şeyler biliyordur belki..
 
Evime gelip biramı içen, yemeğimi yiyen ve yanlarındaki kadın yüzünden havalarından geçilmeyen şu allahın cezası devrimcilerin öğrenmeleri gereken şey şu: değişim içerden dışarıya doğru gerçekleşmeli. Sokaktaki adama yeni bir şapka verir gibi yeni bir rejim veremezsiniz. Karnını doyursanız, Dizzy Gillespie'nin tüm plaklarını hediye etseniz bile iki paralık alışkanlarından kolay vazgeçmeyecektir. Ortalıkta devrimin artık kaçınılmaz olduğunu haykıran bir sürü insan dolanıyor, ama bu kadar insanın bir hiç uğruna öldüklerini görmek istemem. Çoğu insanı öldürdüğüzünde hiçbir şey öldürmüyorsunuzdur gerçi. Ama birkaç iyi insan da gümbürtüye gidecektir. Ne geçecek elinize? Halkın üstünde olan yeni bir HÜKÜMET. Kuzu postuna bürünmüş eski diktatör. İdeoloji silah satışı üstüne kurulmuş.

Devrim sözcüğü kulağınıza hoş geliyor, değil mi? Ama hiç de öyle değildir, inanın bana. Devrimin ne olduğunu bilmek ister misiniz? kan, bağırsak ve delilik, yolunuza çıktığı için ölen çocuklar, dünyadan habersiz yavrular, yanınızdaki kaltağın, hatta karınızın gözünüzün önünde kasaturalanıp ırzına geçilmesidir, bir zamanlar miki fare filmlerine gülen erkeklerin birbirlerine işkence etmeleridir, böyle bir eyleme geçmeden önce eylemin ruhunun nerede olduğunu ve eylem bittiğinde nerede olacağını çok iyi düşünmek gerek. Dostoyevski'nin SUÇ ve CEZA'sına katılmıyorum, koşullar ne olursa olsun kimseyi öldürme meselesi, ama iyi düşünmek gerek, işin delirtici yanı tek bir mermi bile sıkmadan canlarımızı alıyor olmaları, para babalarının şişko oğulları Beverly Hills'de on dört yaşında kızların ırzlarına geçerken ben bir yerlerde asgari ücretle belimi kırıyordum, helada beş dakika fazla kaldığı için işten kovulan adamlar biliyorum, anlatmak istemediğim çok şey gördüm, ama bir şeyi öldürmeden önce yerine daha iyisini koyabileceğinden emin olmalısın, parklarda nefret palavraları sıkan siyasi fırsatçılardan daha iyi bir şeyler olmalı elinizde, bir şeyin bedelini ödemek canınıza okuyacaksa otuz altı aylık garantiden fazlasını arayın, devrime duyulan romantik özlemin dışında bir şey göremedim henüz, ne gerçek bir lider ne de şimdiye kadar her devrim sonrası gelen ihanetin önüne geçebilecek bir platform, şayet birini yok edeceksem o adamın yerine karbon kopyasının gelmesini istemem, tarihi bar helasında barbut oynayan ayyaşlar gibi harcadık, insan ırkından utanç duyuyorum, ama bu utanca katkıda bulunmanın da bir anlamı yok. Elimden gelirse utancı azaltmak isterim.

Vazgeçin demiyorum. İnsanlık ruhundan yanayım ben, ne demekse... Ama polis ortaya çıktığında sizi dualarınızla başbaşa bırakıp tabanları yağlayacak palavracılardan uzak durun. Parklarda avazları çıktığı kadar bağırarak sizi kahramanlığa çağıranlar mermiler vızıldamaya başladığında en önde kaçarlar, hayatta kalıp anılarını yazmak isterler.

Bir savaş varsa, ki ben olduğuna inanıyorum (Van Gogh'lar, Mahler'ler, Dizzy Gillespie'ler, Charley Parker'lar bu yüzden varlar) lütfen liderlerinizi dikkatli seçin, saflarınızda köşedeki benzin istasyonunu ateşe vermektense General Motors'a müdür olmayı yeğleyecekler var çünkü.



Değerlendirme diye buna denir.Tam bir zihin karmaşası.
 
"Her sabah bu duyguyla kalkıyordum yataktan. Şimdi kendime bir iş bulmam lazım, lanet olsun. Kahvaltı ediyor, kolumun altına bir kitap yerleştirip ceplerime kalem doldurduktan sonra kapıdan çıkıyordum. Merdivenden indiğim gibi kendimi dışarı atıyordum. Bazen sıcak oluyordu hava, bazen soğuk, bazen sisli, bazen açık. Koltuğumun altında kitapla iş aramaya çıktığım için önemi yoktu havanın.

"Ne işi, Arturo? Ha, Ha! Sana iş, öyle mi? Kim olduğunu bir düşünsene, oğlum! Yengeç katili. Hırsız. Elbise dolaplarında çıplak kadın fotoğraflarına bak, sonra da iş bulmayı umut et! Ne kadar gülünç! Ama gidiyor işte, salak, koltuğunun altında kocaman bir kitapla üstelik. Hangi cehenneme gittiğini sanıyorsun, Arturo? Neden o sokağa sapıyorsun da bu sokağa sapmıyorsun? Neden batıya gidiyorsun -neden doğuya değil? Cevap var bana, hırsız! Kim iş verir senin gibi bir domuza -kim? Ama kasabının öteki ucunda bir park var, Arturo. Banning Parkı adı. Harikulade okaliptüs ağaçları var orda, yemyeşil bir park, Arturo. Ne kitap okunur orda! Oraya git, Arturo. Nietzsche oku. Schopenhauer. O muhteşem adamlarla geçir zamanını. İş mi? Peh! Oraya git ve okaliptüs ağaçlarının altında kitabını oku iş ararken."

John Fante

mükemmel bir kitaptı
 
Bol bol bira içip kendimi çok iyi, Tanrılar benden yanaymış gibi hissettiğim bir gece…”
 
güzellik diye bir şey yok, özellikle insan yüzünde. fizyonomi dediğimiz şey. hatlar arası uyum söz konusudur, matematikseldir. burun fazla göze batmasın, yanlar modaya uygun olsun, kulak memeleri fazla iri olmasın, saçlar uzun. genellemelerden oluşmuş bir serap. kimileri bazı yüzleri harikulade bulur, ama gerçekte, son kertede, değillerdir. sıfıra eşitlenmiş cebirsel bir denklem. "gerçek güzellik", tabii ki, kişilikte yatar. kaşların biçiminde değil. pek çok kadın bana beni harikulade bulduklarını söylemiştir. oysa benim yüzüme bakmak bir kase çorbaya bakmaktan farksızdır
 
O kadar çok kadın var ki dünyayı kurtarmak isteyen,
ama kendi mutfaklarını bile idare edemezler.
 
Geri