Eski notlarımı karıştırırken, lâlettayin fakat samimi hisle yazılmış bir dörtlük ilişti gözüme;
Yer yüzündeki neria
efsunlu varlığıyla dolaşıyor
montsechia vidalii adeta
nefesi ile kendine çekiyor
Ayaküstü daha iyisi çıkmazdı benden, ilham perisiyle sevişsem de bu kadar, ötesi aşar.
Kime yazdığımı da hatırladım. Sonra daha eskileri, derken aile aklıma geldi. Çocukluğumda 173 gram ağırlığındaki imanımla ölmüşlere fatiha ritüelini gerçekleştirirken 3 kişi vardı, şimdi bir çırpıda sayamıyorum bile, unuttuğum ve saniyeler sonra aklıma düşenler oluyor, "Ha bak Gürcan ağabey var, 11..." derken buluyorum kendimi.
Ölümler ve hastalıklar yaşanılan şeyleri değerli kılmıyor bende, bilakis şeylerin kıymetsiz olduklarını hissettirip, daha da fütursuz olmamı tetikliyor.
Daha ne kadar fütursuz olabilirim? Hiçbir tahminim yok...