Osmanlı’ halifeleri zamanında Türk’e bakış

Konu sahibi son olarak 78 gün önce görüldü
O zaman ayriştigimiz konuyu irdeleyelim.

Osmanli milleti kavrami, şu an bizim kullandiğimiz Türk milleti kavraminin birebir aynisi. Sen boyle bir kavram hic olmadi diyorsun.

Ama çokme donemine yakin bir zamanda, benimsenmeye başlandi.

Pek tabi resmi kaynaklarda geçmiyor ama;
- tum insanlarin kanun onunde eşit olmasi,
- muslim - gayrimuslim ayriminin ortadan kalkmasi,
Gibi koruyucu maddeler var hem tanzimat fermaninda hem de ıslahat fermaninda.

Kaynaklara bakacak olursak;
1876 Kanun-i Esasi'nin 8. Maddesi


Bu madde hukuken herkesin Osmanli oldugunu kanitlar.

Dogrudan Osmanli milleti kavramini resmiyette goremezsin. Çunku o zaman millet kavrami şimdiki anlamda kullanilmiyordu. Millet diyince dini cemaat anlaşiliyordu.
I ıh katilmiyorum. Çok temel ama çok hayati bir ayrım var arada.

Osmanlı Kanun-i Esaside bu tanımı yaparken dahi milleti “Padişaha bağlı tebaa” olarak tanımladı. Yani yönetilecek bir topluluk olarak gördü. Oysa Cumhuriyet “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dedi.

Bir potada bir kaç milleti saymak ya da “herkes” demek tanımları sadece kağıt üstünde birbirine yaklaştırır. Değişkenleri hesaba katmazsan bu da özü gözden kaçırmaya sebep olur.

Osmanlıdaki millet ile ya da kanuni esasideki tanım ile Cumhuriyetteki millet ya da anayasadaki millet 180 derece farklı.

Kanuni esasideki millet padişaha bağlıdır Anayasadaki millet egemenliğin gerçek sahibidir devleti yönetendir.

Valla sayende Türk Hukuk Tarihi yıllarıma gittim. Üniversite 2 de 2 kez alınca bu dersi, bilgiler yer etmiş :d
 
I ıh katilmiyorum. Çok temel ama çok hayati bir ayrım var arada.

Osmanlı Kanun-i Esaside bu tanımı yaparken dahi milleti “Padişaha bağlı tebaa” olarak tanımladı. Yani yönetilecek bir topluluk olarak gördü. Oysa Cumhuriyet “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” dedi.

Bir potada bir kaç milleti saymak ya da “herkes” demek tanımları sadece kağıt üstünde birbirine yaklaştırır. Değişkenleri hesaba katmazsan bu da özü gözden kaçırmaya sebep olur.

Osmanlıdaki millet ile ya da kanuni esasideki tanım ile Cumhuriyetteki millet ya da anayasadaki millet 180 derece farklı.

Kanuni esasideki millet padişaha bağlıdır Anayasadaki millet egemenliğin gerçek sahibidir devleti yönetendir.

Valla sayende Türk Hukuk Tarihi yıllarıma gittim. Üniversite 2 de 2 kez alınca bu dersi, bilgiler yer etmiş :d
O anlamda demedim abi. Tabi ki ideolojik olarak ayni degil.

Ama olayı ummetcilikten milleiyetçiliğe çevirmiştir. Onu demek istedim.

Milliyetciliği hiç benimsememiş olsalar gayrimuslim haklarini niye onemsesinler? Kim olursa olsun herkes Osmanlidir ve ayni haklara sahiptir denmiş işte.
 
Bakınız Anadoluya Türkler nasıl geldi?

Öyle yürüye yürüye laylaylom şekilde gelmedi, gelemez de.

Çünkü Anadoluya hükmeden ve çok güçlü ordusu olan bir Bizans İmp. burayı yönetiyordu.

Anadoluya bir devlet olarak geldik.

Devlet ve devasa ordusu.

Romen Diyojen'e haber salındı, ordunu topla gel çık karşımıza diye.

Adamın da devleti var ve savaşmayı çok iyi bilen güçlü bir ordusu var.

Ordusu, Büyük İskender'in Makedon Falanksına da, Roma Lejyon taktiklerine de hakim.

Yani çok sağlam, savaşmayı yüzyıllardır iyi bilen bir ordusu var.

Sultan Alparslan da boş değil, atlı süvarileri, okçuları, piyadeleri çok iyi eğitimli.

Ee birde Orta Asyanın sert bozkırlarından, tehlikeli ve çetin İran topraklarından geliyorsun.

Alparslan , Diyojen ve ordusunu tokatlayıp Anadolu'ya girdikten sonra, peşinden yüzbinlerce sivil Türk'ü de getirip Anadolu'ya yerleştirdi.

Bu böyle iki yüzyıl falan sürdü, göçler falan.

Bu iki yüzyıl boyunca Türkler Anadolu'nun her yerine yayıldı.

Avrupalılar bu dönemlerde Anadolu'ya hep Türklerin diyarı, Türklerin ülkesi demişlerdir.

Neysee iki yüzyıldan sonra, Bu Anadolu'daki Türklerin yöresel devletçikleri (beylikler) ortaya çıkmaya başladı.

Türkler iki asırdan fazla Anadolu'da yaşadılar ama ortada bir imparatorluk yok.

1300 civarı bu beyliklerden birinin beyi olan Osman Bey, bütün beylikleri tek tek kendi hükümdarlığı altında birleştirmeye başladı.

Osmanlı İmparatorluğu, kendine kattığı diğer tüm Türk beylikleriyle beraber bir bütün olarak Anadolu'da ortaya çıkmış oldu.

Tamamen TÜRK bir lider (Osman Bey) ve Türklerin kurduğu bir devlet olarak ortaya çıktı.

600 yıl boyunca devasa coğrafyaya yayıldı ve başka milletleride hükümdarlığına dail etti.

Bugün Osmanlı Türk müydü? Türklere nasıl bakardı? diyenler için yeterince aydınlatıcı olmuştur umarım.

Olm Osmanlı Türk malı Türk. Türk'ün eseri. Türk'ün ürünü. Ama kafanızın karışması normal, çünkü yüzyıllar boyunca başka milletlerde bu imparatorluğun bir parçası oldular.

"Osmanlı eğer bu milletlere din, dil vb özgürlükler vermeseydi, bugün ne Yunanistan diye bir ülke olurdu yada Bulgarca, Sırpça diye bir dil, ülke, millet olurdu."

Bu son cümlede Osmanlıya emperyalist demeye çalışan tarih özürlüsü ahmaklara kapak olsun.
 
O anlamda demedim abi. Tabi ki ideolojik olarak ayni degil.

Ama olayı ummetcilikten milleiyetçiliğe çevirmiştir. Onu demek istedim.

Milliyetciliği hiç benimsememiş olsalar gayrimuslim haklarini niye onemsesinler? Kim olursa olsun herkes Osmanlidir ve ayni haklara sahiptir denmiş işte.
Anladım şimdi.

Ama ama ben önemsediklerine de inanmıyorum. Metin düzeyinde, kağıt üstünde öyleydi. Bunun siyasal sebeplerini biliyorsundur zaten, devleti kurtarmak için son çırpınışlar. Yani evet kağıt üstünde “hukuken” eşit sayıldı ama siyasal ve toplumsal olarak eşitlenmedi. Batıya bir manifestoydu sadece.

Yani bizim şimdiki halimizi düşün. Bizde de Aihm ve AYM kararları sözde bağlayıcı ve uygulanması gerekiyor ama Can Atalay hala cezaevinde.

Zaten bunu uygulayamadıkları içindir ki ittihatçılık güçlendi ve akabinde M.Kemal doğabildi. Uygulayabilselerdi belki doğmazdı..
 
"Eşcinsellerle derdin ne." Sevmiyorum, saygı duymak zorunda da değilim.
Ama onlarda senin gibi, hepimiz gibi Osmanlı torunları. İnsan kendi akrabasını sevmez mi, onlara saygi göstermezmi hiç? Ayıp ediyorsun ağam dedelerine karşı.
 
Anladım şimdi.

Ama ama ben önemsediklerine de inanmıyorum. Metin düzeyinde, kağıt üstünde öyleydi. Bunun siyasal sebeplerini biliyorsundur zaten, devleti kurtarmak için son çırpınışlar. Yani evet kağıt üstünde “hukuken” eşit sayıldı ama siyasal ve toplumsal olarak eşitlenmedi. Batıya bir manifestoydu sadece.

Yani bizim şimdiki halimizi düşün. Bizde de Aihm ve AYM kararları sözde bağlayıcı ve uygulanması gerekiyor ama Can Atalay hala cezaevinde.

Zaten bunu uygulayamadıkları içindir ki ittihatçılık güçlendi ve akabinde M.Kemal doğabildi. Uygulayabilselerdi belki doğmazdı..
Bazi tarihciler Osmanlinin batililaşma adimlari attigindan bahsederler.

Diplomayik niyetlerini bilemeyiz ve bunun görüş ayriliklari getirmesi de normal. Buradan tek bir dogru çikmaz. "Bence" diyip fikir beyan edebiliriz.

Belki alışılmadik götte don durmaz misali beceremediler, belki de batıya şirin gozukmek istediler muamma. Çöküş donemine girilmemiş olsa, yeni rejimle tanişmamiş olsak belki gerçek sonucu gorurduk ama goremedik. Çunku bu donem, son zamanlara denk geldi.

Hayirlisi diyelim :D
 
Bakınız Anadoluya Türkler nasıl geldi?

Öyle yürüye yürüye laylaylom şekilde gelmedi, gelemez de.

Çünkü Anadoluya hükmeden ve çok güçlü ordusu olan bir Bizans İmp. burayı yönetiyordu.

Anadoluya bir devlet olarak geldik.

Devlet ve devasa ordusu.

Romen Diyojen'e haber salındı, ordunu topla gel çık karşımıza diye.

Adamın da devleti var ve savaşmayı çok iyi bilen güçlü bir ordusu var.

Ordusu, Büyük İskender'in Makedon Falanksına da, Roma Lejyon taktiklerine de hakim.

Yani çok sağlam, savaşmayı yüzyıllardır iyi bilen bir ordusu var.

Sultan Alparslan da boş değil, atlı süvarileri, okçuları, piyadeleri çok iyi eğitimli.

Ee birde Orta Asyanın sert bozkırlarından, tehlikeli ve çetin İran topraklarından geliyorsun.

Alparslan , Diyojen ve ordusunu tokatlayıp Anadolu'ya girdikten sonra, peşinden yüzbinlerce sivil Türk'ü de getirip Anadolu'ya yerleştirdi.

Bu böyle iki yüzyıl falan sürdü, göçler falan.

Bu iki yüzyıl boyunca Türkler Anadolu'nun her yerine yayıldı.

Avrupalılar bu dönemlerde Anadolu'ya hep Türklerin diyarı, Türklerin ülkesi demişlerdir.

Neysee iki yüzyıldan sonra, Bu Anadolu'daki Türklerin yöresel devletçikleri (beylikler) ortaya çıkmaya başladı.

Türkler iki asırdan fazla Anadolu'da yaşadılar ama ortada bir imparatorluk yok.

1300 civarı bu beyliklerden birinin beyi olan Osman Bey, bütün beylikleri tek tek kendi hükümdarlığı altında birleştirmeye başladı.

Osmanlı İmparatorluğu, kendine kattığı diğer tüm Türk beylikleriyle beraber bir bütün olarak Anadolu'da ortaya çıkmış oldu.

Tamamen TÜRK bir lider (Osman Bey) ve Türklerin kurduğu bir devlet olarak ortaya çıktı.

600 yıl boyunca devasa coğrafyaya yayıldı ve başka milletleride hükümdarlığına dail etti.

Bugün Osmanlı Türk müydü? Türklere nasıl bakardı? diyenler için yeterince aydınlatıcı olmuştur umarım.

Olm Osmanlı Türk malı Türk. Türk'ün eseri. Türk'ün ürünü. Ama kafanızın karışması normal, çünkü yüzyıllar boyunca başka milletlerde bu imparatorluğun bir parçası oldular.

"Osmanlı eğer bu milletlere din, dil vb özgürlükler vermeseydi, bugün ne Yunanistan diye bir ülke olurdu yada Bulgarca, Sırpça diye bir dil, ülke, millet olurdu."

Bu son cümlede Osmanlıya emperyalist demeye çalışan tarih özürlüsü ahmaklara kapak olsun.
Güzel bir yazı güzel bir anlatım ancak başta Talas Meydan muharebesinden başlayan ilişkilerin boyutu Anlatılmamış. Ama yine de çok güzel tebrik ederim.

Ama onlarda senin gibi, hepimiz gibi Osmanlı torunları. İnsan kendi akrabasını sevmez mi, onlara saygi göstermezmi hiç? Ayıp ediyorsun ağam dedelerine karşı.
Ben onları sana bıraktım konken oynarsın🤣🤣🤣
 
“...Bekir Çavuş: – Biliyorum beyim sen de onlardansın emme. – Onlar kim? – Aha, Kemal Paşa'dan yana olanlar... –İnsan Türk olur da nasıl Kemal Paşa'dan yana olmaz? –Biz Türk değiliz ki, beyim. –Ya nesiniz? – Biz İslamız, elhamdülillah... Bekir Çavuş'la artık daha ziyade konuşmağa mecalim yok. Asılmış bir adam gibi başım göğsüme düşüyor. Bunalıp kalıyorum. Eğer, bize zafer nasip olsa bile kurtaracağımız şey, yalnız bu ıssız toprakla, bu yalçın tepelerdir. Millet nerede? O henüz ortada yoktur ve onu bu Bekir Çavuşlar, bu Salih Ağalar, bu Zeynep Kadınlar, bu İsmailler, bu Süleymanlarla yeni baştan yapmak gerekecektir.”

yaban'da bu durum güzel özetleniyor. millet yoktu ortada. türk çoğu zaman vergi ve asker kaynağıydı.
 
Eşcinsellerle derdin ne.
@kamil0920 ağam çocuklarından en az bir tanesinin dahi eşcinsel olabilme olasılığını çok iyi bildiği için evlenmiyorki çocukları olmasın. Düşün, aģam ve eşcinsel bir evladı. Dünya yıkılır vallahi. Oysa reisi diyorki iyi bir müslüman, vatanperver en az 4 çocuk yapmalı.
 
Öte yandan araplari cildirtan bir sürec idi.
Hilafetin Osman'liya gecmesi.
Her sey bakis acisi.
 
Öncelikle bazı hususların altını çizmek gerek. Osmanlı yüzyıllar boyunca tutarlı ve mutlak bir çizgiyi takip etmiş bir imparatorluk değil. Pek çok paradigma değişikliği yaşamış ve kendi meşru zeminini inşa ederken pek çok husustan faydalanmış bir imparatorluktan bahsediyoruz. O sebeple Osmanlı'nın "Türk"e karşı tek ve mutlak bir görüşü var diyemeyiz. Bu noktada bir diğer tartışma doğuyor, Türklük. Türk'ler, Orta Asya'nın steplerinden modern dünya devletlerine kadar kendinilerini boyları üzerinden tanımlamış bir millettir. Bunun yansımasını bugün Kırgız'larda, Kazak'larda ve Özbek'lerde pekala görebiliyoruz. Nitekim Osmanlı da bilhassa kuruluş dönemi denilebilecek dönemde kendini Türk olarak değil, Oğuz olarak konumlandırmıştır. Bu konumlandırmayı da doğal akışında değil, kimi tarihçilerin iddia ettiği üzere tarihe müdahale ederek bir anlatı inşa etmek suretiyle gerçekleştirmişlerdir zira kendilerini Oğuz olarak görerek ve bu pozisyonda konumlandırarak bir meşruiyet elde etmeye çalışmışlar ve neticede başarılı da olmuşlardır. Osmanlı'nın meşruiyetini Oğuzlara dayandırmaya çalışması boşuna değil zira Anadolu, daha ilk akınlardan itibaren Oğuz'larla dolmaya başladı ve bir noktada onların desteğini almak önem arz ediyordu. Öte yandan bu Oğuz anlatısının inşası kabaca 15. yüzyıl dolaylarına dayanıyor. Bu dönem bir imparatorluk zemininin atılmaya başlandığı dönem aynı zamanda. İstanbul'un fethi ile hem Roma geleneği hem de Oğuz geleneği üzerine inşa edilmiş bir imparatorluk anlatısı artık iyice kurumsal bir meşru zemin haline geldi. Bütün bunlar bağlamında Osmanlı, Türk değildi veya Osmanlı Türklere karşı mesafeliydi/kendini öyle tanımlamadı vs. demek yanlış bir bakış açısı. Bunları diyebileceğimiz kırılma tam olarak bu dönemden sonra yaşandı. Yeni bir soylu saray sınıfı doğdu. Yeni saray sınıfıyla yeni bir saray kimliği ve dili inşa edildi. Sarayda yeni bir kimlik inşası sürerken Anadolu Oğuz'ları ile saray arasındaki mesafe epey bir açılmaya başladı. Bu mesafe sosyal ve kültürel anlamda öyle bir noktaya erişti ki artık saray, kendini doğuran o Oğuz geleneğine neredeyse taban tabana zıt bir anlayışın hakim olduğu bir yer haline geldi. Nitekim halk, hem edebiyatıyla hem sosyal yaşantısı hem de inançlarıyla artık sarayın yaşadığından bağımsız ve sarayın ihtiyaçlarını karşılamak dışında önemsiz bir hale geldi. Ölmesi gerektiğinde öldü, sarayı doyurması gerektiğinde doyurdu. Nihayetinde saray o önemsiz kesime de bir kimlik inşa etti ve imparatorluğun neticesi olarak Anadolu'nun Oğuz'ları artık Oğuz/Türkmen/Türk vs. değil, reayanın bir parçası haline geldi.
 
Osmanlı nir hanedanlık dı asla Türk olmayı kabullenmedi belki kuruluşunda türkçü. bir yapıya sahip olsa da Yavuz selimden itibaren türkçülüğü düşmanlaştıran ümmet kavramını übenimseyen bir yapıya büründü
Şeyhül islam ibm-i Kemal fetvaları ile (geçmişte Osmanlı ordusunda takılan kızıl börk Orhan bey sonrası ak börke dönüştürülmüş)
Abdal Musa kızıl olan eski börkü takmaya devam etmiş bu sebeple kızıl börk başlık kullanan Türkmenlere kızılbaş ifadesi kullanmaya başlamış
Türklere “etrak” olmayanlara ise Ekrad denmiş
Kızıl başlık takan köylerde yaşayan Türkmenlere ise “Ekrad-ı türkmenan” deyimi kullanmiş
Bir çok Türkmen öz be öz kardeşi tarafından ümmetçi bir yapıyı benimsemedikleri için fetvalar yayınlayıp yüzlerce yıl boyunca katledilip aşağılanmışlar
Akabinde bu Türkmenler dağlara sığonmiş öz kardeşi olan Türk olarak gördüğü öz kardeşine adeta düşman olmuştur
Abdülhamid’in hamidiye alayları ise bu Türkmenlere son darbeyi vurmuştur
Kızılbaşlık takan bu Türkmenler Osmanlıyı (Etrak”ı düşman bellemiş onlara karşı şah İsmail’e katılmaya başlamışlardır
Pir sultan abdal bir deyişinde “Etrak” olarak gördüğü öz kardeşini düşmanlaştırmiştır
İslam adına (ümmet olmadıkları varsayımı ile) katliama tutılmuşlar bu lstliam ksmuni devrimdede ebussuud fetvaları le devam etmiş ta ki Abdülhamid’in “hamidiye alayları ile daha da azgınlaştırılmıştır
Bir hanedan koskoca Türk milletini kendisine düşmanlaştırıp bu saltanatı sürmüştür
Bir türkümüz bunu “yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar, aştı AŞ’yı memlekete kız vermesinler” deyişiyle haykırır
Daha söylenecek çok şey var canınızı sıkmak istemem

“inciinsende incitme”

saygılar!
 
Şahsıma “külhanbey” kelimesi sarfeden arkadaşa soruyorum
Hangi ifademde böyle bir kamıya vardınız ltfen açıklayın?

“Ümmet” ile Türk.milleti kavramını yarıştırmaya kalkarsanız tarih ilmi ile çatışmiş olursunuz
Tarih belgeye dayanır ilim dalıdır din ise kutsaldır inançtır İnsanoğlu istediği bir inancı yaşama hakkına sahiptir buna siz karar veremezdiniz
İnanç bir ilim olsa kızıldeniz nasil yarılmış yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunds me bir meyal parçadsı ya da tek bir insan ve at kemiğine rastlanırdı
“İncinsende incitme”
 
Öncelikle bazı hususların altını çizmek gerek. Osmanlı yüzyıllar boyunca tutarlı ve mutlak bir çizgiyi takip etmiş bir imparatorluk değil. Pek çok paradigma değişikliği yaşamış ve kendi meşru zeminini inşa ederken pek çok husustan faydalanmış bir imparatorluktan bahsediyoruz. O sebeple Osmanlı'nın "Türk"e karşı tek ve mutlak bir görüşü var diyemeyiz. Bu noktada bir diğer tartışma doğuyor, Türklük. Türk'ler, Orta Asya'nın steplerinden modern dünya devletlerine kadar kendinilerini boyları üzerinden tanımlamış bir millettir. Bunun yansımasını bugün Kırgız'larda, Kazak'larda ve Özbek'lerde pekala görebiliyoruz. Nitekim Osmanlı da bilhassa kuruluş dönemi denilebilecek dönemde kendini Türk olarak değil, Oğuz olarak konumlandırmıştır. Bu konumlandırmayı da doğal akışında değil, kimi tarihçilerin iddia ettiği üzere tarihe müdahale ederek bir anlatı inşa etmek suretiyle gerçekleştirmişlerdir zira kendilerini Oğuz olarak görerek ve bu pozisyonda konumlandırarak bir meşruiyet elde etmeye çalışmışlar ve neticede başarılı da olmuşlardır. Osmanlı'nın meşruiyetini Oğuzlara dayandırmaya çalışması boşuna değil zira Anadolu, daha ilk akınlardan itibaren Oğuz'larla dolmaya başladı ve bir noktada onların desteğini almak önem arz ediyordu. Öte yandan bu Oğuz anlatısının inşası kabaca 15. yüzyıl dolaylarına dayanıyor. Bu dönem bir imparatorluk zemininin atılmaya başlandığı dönem aynı zamanda. İstanbul'un fethi ile hem Roma geleneği hem de Oğuz geleneği üzerine inşa edilmiş bir imparatorluk anlatısı artık iyice kurumsal bir meşru zemin haline geldi. Bütün bunlar bağlamında Osmanlı, Türk değildi veya Osmanlı Türklere karşı mesafeliydi/kendini öyle tanımlamadı vs. demek yanlış bir bakış açısı. Bunları diyebileceğimiz kırılma tam olarak bu dönemden sonra yaşandı. Yeni bir soylu saray sınıfı doğdu. Yeni saray sınıfıyla yeni bir saray kimliği ve dili inşa edildi. Sarayda yeni bir kimlik inşası sürerken Anadolu Oğuz'ları ile saray arasındaki mesafe epey bir açılmaya başladı. Bu mesafe sosyal ve kültürel anlamda öyle bir noktaya erişti ki artık saray, kendini doğuran o Oğuz geleneğine neredeyse taban tabana zıt bir anlayışın hakim olduğu bir yer haline geldi. Nitekim halk, hem edebiyatıyla hem sosyal yaşantısı hem de inançlarıyla artık sarayın yaşadığından bağımsız ve sarayın ihtiyaçlarını karşılamak dışında önemsiz bir hale geldi. Ölmesi gerektiğinde öldü, sarayı doyurması gerektiğinde doyurdu. Nihayetinde saray o önemsiz kesime de bir kimlik inşa etti ve imparatorluğun neticesi olarak Anadolu'nun Oğuz'ları artık Oğuz/Türkmen/Türk vs. değil, reayanın bir parçası haline geldi.

Doğru. Güzel anlatmışsınız hocam.
Ben kuruluşundan bahsettim birazcık, siz ise sonraki olan bitenleri anlatmışsınız.
Ama bu biraz zaruriydi gibi geliyor bana. Dediğiniz gibi İstanbul'un fethinden sonra imparatorluk bilinci (geçmişteki o büyük Roma İmp. gibi olma hayali) daha fazla artmış olmalı.
Hanedanlık olayı da doğru. Buna benzer şeyleri Çin İmparatorluğu ve onun hanedanlık sülalesinde. Japon İmparatorluğunda, İngiliz, Fransız, hatta ve hatta o Roma İmaparatorluğu'nda bile görüyoruz. İşin doğası gereği böyle bir süreç işliyor demekki, bir devlet imparatorluğa doğru evrilince. Sonuçta merkezi bir otorite ve monarşi yönetimi var.
Ve ülkeyi kuran milletten (Oğuz Türkleri) sonra, işin içine bir sürü başka kültüre, dine, ait başka milletlerde dahil oluyor. Ortak bir zemin ve bir ekosistem oluşturmak zaruri yani, bütüüüünn o devasa coğrafyada hüküm sürebilmek için.
Hanedan, Türk kimliğininden öte İslam medeniyetini birleştiriciliğini vurgulayarak, diğer müslüman etnisiteyi kontrol edebilmiş.
Ve aynı Roma İmparatorluğu'nun bir benzeri olduğu görüşüylede, diğer gayrimüslimler kontrol edilebilmiş. Çok uluslu olmasına rağmen tüm etnisiteye özgürlüklerinin verildiği bir yapı olunduğu bütün gayrimüslimlere aşılanmış. Onlarda bu ekosistemde önemli makamlara gelebileceklerini bilerek sorun çıkarmadan yaşamışlar.
Yunan, Bulgar, Romen, Sırp, Macar, Hırvat, Gürcü, Ermeni vs. vs.
Mesela Sultan Süleyman'ın veziri İbraim Paşa aslında Rum kökenliydi. Bazı kriterler olsa da (müslüman olmak gibi) bir sürü yüksek mertebe devlet adamı yabancı kimselerden olabiliyordu.
Fransız ihtilalinden sonra milliyetçilik akımı bütün dünyada popüler olmaya başlayınca Osmanlı'da isyanlarla çok uğraşmış.
Yunanistan'ın ayrılışı.
Bulgaristan'ın ayrılışı.
Balkanlardaki diğer ayrılışlar.
Ve malesef Birinci Dünya Savaşı yüzünden Arap coğrafyasındaki hüküm sürme olayınının sonlanması.
Yinede devlet, ilk kurulduğu yerde, Anadolu'da kabuğuna çekilerek güçlü kalabildi.
O kadar ağır darbe almasına rağmen. Hani deriz ya yedi düvel birleşmiş üstümüze gelmişler diye.
Harbiden Osmanlı son dönemlerinde, tamamen bitirilmek için, o dönemin dünyadaki en büyük ve tek büyük gücü olan Britanya İmparatorluğu ve yancısı Fransa tüm gücüyle Osmanlı'ya saldırdı ona rağmen yıkamadılar. (Çanakkale Savaşı'ndaki aylar süren insanüstü direniş ve zafer).
Fırsattan istifade, 300 yıl dinlerine ve dillerine ,özgürlüklerine zerre karışmadığımız Yunanlılar ve Yunanistan Krallığı'da, Anadolu'ya işgal harekatı başlattı.
Her yerden düşmanların saldırdığı o korkunç dönemde bile onları Ege'ye geri püskürtebilmeyi başardı Türkler.
Yani bildiğin denize döküldüler.
Öyle böyle 1923 yılına kadar varlığını sürdürebildi Osmanlı.
Sonrası ise başka bir serüven, başka bir macera.
Ben Türkiye'yi, Osmanlı'dan bile muazzam güzel bir ülke olarak görüyorum.
Modern bir devlet. Daha iyi yerlere gelmeye müsait sisteme sahip.
Atatürk bence gelecekte bir gün Türkiye Cumhuriyeti'nin çok iyi yerlere geleceğini düşünüyordu ve ona uygun bir sistemle kurdu Türkiye'mizi.
 
Son düzenleme:
  • Beğen
Tepkiler: glu
Konumuz “ümmet” olsa bunun İslamiyet bölmende tartışırdık
Konumuz ilmi bir konudur, fizik kimya arkeoloji coğrafya sosyoloji hatta iklim şartları v.b gibi tüm ilim dallarını bünyesinde taşır
Tarih bu bilim dalının tümüyle ilgilenir
 
Türk “milli takımlar” da bulunan sporculara sen hangi inancın mensubusun diye sorsak aldğımız cevaba ben budistim cevadı aldığımızda bu başarılı sporcuyu takımdan atmamız mı gerekir?
 
Geri