Namaz

Konu sahibi son olarak 2616 gün önce görüldü
Namazı Bozan Şeyler

Konuşmak ve kendi işiteceği kadar gülmek. (Eğer yanındaki işitecek kadar gülerse hem namazı ve hem de abdesti bozulur.)

“Ah!” diye inlemek,

Ağlamak, (Eğer ağlamak Allâh korkusundan olursa namaza zarar vermez),


İsteği ile ve özürsüz öksürüp boğazını ayıklamak,


Sakız çiğnemek,


Bir rükünde üç kere kıl koparmak,


Bir rükünde, herhangi bir yerini elini kaldırmak sûretiyle üç kere kaşımak,


Bir rek’atta iki saf miktarı yürümek,


Saç veya sakalını taramak,


Aralarında bir adam sığacak kadar açık yer bulunmaksızın bir kadınla beraber durarak, aynı imamla, aynı namazı bir hizada kılmak,


Özürsüz, yüzünü ve göğsünü kıbleden çevirmek,


Namaz içinde imamından başkasının yanlışını söylemek,


Kur’ân’ı mânâ bozulacak kadar yanlış okumak,


Kasten selâm verip selâm almak, (Namazın sonu zannederek selâm verse namaz bozulmaz. Secde-i sehiv lâzım gelir.)


Avret mahallinin dörtte birinin üç tesbih okuyacak kadar açık bulunması, (Avret mahallini isteği ile açarsa o anda namazı bozulur.)


Secdede iken iki ayağı ile tepinmek, (Bir ayakla üç defa tepinirse namazı yine bozulur.)

Secdede iki ayağını birden yerden kaldırmak.
 
Göz Zinasının Namaza Olan Etkisi

Göz Zinasının Namaza Olan Etkisi Nedir ?

Kulak, göz ve kalp; bunların hepsi ondan sorumludur.’’ ( isra–36)

İnsan vücudunun tepeden tırnağa her hücresine hâkim olan ALLAH-u Teala her organımıza sınırsız özgürlük vermemiştir. Mesela işitmemiz için kulak vermiş, o kulaktan beynimize gıybet seslerinin iletilmesini yasaklamıştır… Bir mide vermiştir o mideye haram lokma girmesini yasaklamıştır. O haram lokma zemzem de olsa Medine hurması da olsa haram olduktan sonra izin vermemiştir… Oruçluyken sahur-iftar arası helal lokmanın bile mideye girmesine izin vermemiştir… Ve namaz kılan ya da kılmayan her hangi bir oruçluyu ikna edemezsiniz. İftardan önce bir şeyler yemesi mümkün değil…

Midemize hâkim olan ALLAH-u Teala gözlerimize de hâkim… Gözlere görme melekesi kazandıran ALLAH-u Teala İnsanlara büyük bir lütufta bulunmuş… Aksi halde güzellikleri göremezdik… Her organımızın helal dairesinde kullanma özgürlüğü vardır. Bu sınırları mülk sahibi belirler. Bizler bu organlarımızı kullanarak ya sevap işleriz ya da günah kazanırız… Güzel yaratılan bir çiçeğe bakarak ALLAH’ın (c.c) sanatını görür dil organıyla teşekkürlerimizi bildirip sevap kazanırız. Aynı gözü bakılması haram olan bir şeyde kullandığımızda ise haram işlemiş oluruz…

Bakılması haram olan bir şeye bakıp ; ‘Kime ne zararı var ki!‘ demek, ALLAH’ın (c.c) hükmünü beğenmemek ve ALLAH’ı gereksiz bir emir vermekle suçlamak olur. (Hâşâ!) ALLAH (c.c) bir şeye hüküm vermişse bakalım o hükme karşı nasıl bir tavır takınmamızı istiyor;

’ Bununla beraber ALLAH (c.c) ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de ALLAH (c.c) ve Resulüne asi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.’’(Ahzap–36)

‘… Kesinlikle bilen bir toplum için ALLAH'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?’ ( Maide–50)

Evet… ALLAH-u Teala hüküm verenlerin en güzeli… Şimdi de Harama bakmanın kalbe olan tesirlerine bakalım;

Kalp doktoruİbn-i Kayyım el-Cevziyye şöyle der:

ALLAH-u Teala gözü kalbin aynası kılmıştır. Göz, bakışını çektiğinde ( Bakışa hâkim olduğunda) kalpte isteklerini ve arzularını çeker ( Bunlara hâkim olur.) Göz, bakışını serbest bıraktığında kalpte arzularını serbest bırakır. Bakış, insanın başına gelen tüm olayların kaynağıdır. Zira bakış bir şeyin aklına gelmesine sebep olur. Akla geliş düşünceyi, düşünce arzu ve istekleri, arzu ve istekler de iradeyi harekete geçirir. Bu ise azmetmeye dönüşür ve sonunda fiil gerçekleşir. Bir engel çıkıp ta engellemediği sürece bu sonuç kaçınılmazdır. Denilmiştir ki: ‘Bakışı indirme konusunda sabır, sonrasında meydana gelecek olan acıya sabretmekten daha kolaydır.’ Şair şöyle der:

Her kötü şeyin kaynağı bir bakıştır

Ateşi büyüten şey kıvılcımı küçümsemek değil mi?

Nice bakışlar vardır kalbine saplanır sahibinin

Yaysız bir oktur sanki

Gözü mutlu eder ama ruha zarar verir

Hoş karşılanacak değildir zararı getiren ( Göz zinası-s,17)

‘ İmam İbnu’l Cevzi şöyle der: Bilinmelidir ki göz kalbe haberleri ileten, resimleri ona nakşeden bir habercidir. Böylece kişiyi ahiretle ilgili hayırlı ve faydalı konularda düşünmekten alıkoyan fikirler meşgul etmeye başlar. Bakışı yöneltmek kalpte hevanın oluşmasına sebep olduğu için şeriat, sonuçlarından korkulan şeylerden bakışı çekmeyi emretmiştir.’

Günah potasına giren günah işleyerek çıkar. Önemli olan potaya yaklaşmamaktır… Göz çok net çeken bir fotoğraf makinesidir. Çekilen her bir resim şeytanın arşivine kaydedilir. Eğer bakılan kişi çok güzel-yakışıklı- ise kolay kolay unutulmaz… Bazen namazda bazen Kur’an okurken bazen normal bir ibadet halindeyken resim arşivindeki en güzel resimleri izlettirir bize… Malzeme bizden izlettirmek şeytandan… Çok acı bir durum değil mi?

Kapitalist insanlar tüketimi artırmak için fizik olarak güzel olan bayanları ürün ile birlikte sergilerler… Göz, güzele bakarken bir ihtimal olur da ürünümüzü görürler mantığıyla kızların onuruyla oynarlar… Kızlar da olayı meslek ya da ekmek parası olarak algılarlar… İzlenen program haberler bile olsa göz mankene-spiker-e takılmaz mı? Göz kulaktan daha duyarlı değil midir? Her gün onlarca resim veriyoruz şeytana bundan haberimiz yok…

Namaz öncesi harama bakılmışsa namazın her karesinde o resim sıcağı sıcağına izlenir… Huşu falan olmaz namazda… Taze resim kolay kolay ekrandan düşmez… O sebepten 200 gram gelmeyen gözlerimizle haram işlemeyelim…

Unutmayalım ki, yaz ayları; imanın gözle olan imtihanında bütünlemeye kalma ihtimali yüksek olan aylardır… ALLAH Gözlerimize hakim olmamızı nasip etsin…(amin)


Feyzullah Birışık

 
Namaza Kendini Verememek.

Soru: Namaza bir türlü kendimi veremiyorum. Aklımda hep başka şeyler oluyor dalgınlık içinde namazlarımı kılıyorum. Ne yapmam gerekir tavsiyeleriniz nelerdir?
Namaza Kendini Verememek

Cevap: Bismillahirrahmanirrahim

Öncelikle derdinizin bu olması bile güzel bir şeydir. Kıldığı namazdan haz almayıp da bunu kendine dert edinmeyen kimse dağları sırtlanmış da haberi yok demektir.

Namazı bu dünyadan bu alemden göç edercesine kılmak mümkündür. Çünkü bunu başaranlar vardır. Başta Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz olmak üzere İslam büyüklerimiz bunu başarmışlardır. Vücuduna aldığı okun namazda çıkarılmasını isteyen büyüklerimizi bu sayede anlayabiliriz.

Ve bu kimseler bu seviyeye analarının karınlarında gelmediler. Çalıştılar bu yolda çaba sarf ettiler. Fikirleri neyse zikirleri de o oldu.

Namazın özüne baktığımız zaman üç şey karşımıza çıkar: Birincisi Allah Tealanın huzurunda saygıyla karışık bir korku içinde kalpte huzurun bulunmasıdır. İkincisi kişinin dil ile Allah’ı zikredip anmasıdır. Namazın üçüncü özü ise vücudun hareketler ile Allah Teala’ya saygı hürmet ve tazim göstermesidir.

Bu üç özün merkezinde ise kalp vardır. Çünkü dilsiz bir kimse ikinci özü yatalak bir kimse ise üçüncü özü yerine getiremez. Yani namazın özlerinin özü kalpte huşunun sağlanmasıdır.

Mevlana Hazretlerine “namazda iken nasıl olmak gerekir” diye sorulduğunda “namazda iken namazda olmak gerekir” diye cevap vermiştir.

Garip bir cevap gibi gelebilir. Tabi ya insan namazda başka nerede olacak?

Ama öyle mi? Namaz kılarken hangi işlerimizi yapmıyoruz ki? Çek alıp veriyoruz ocaktaki yemeğe tuz koyup koymadığımızı düşünüyoruz acaba yanına salata mı yapsam diyoruz şunun yanına giderim diyoruz.

Demek ki namazda iken namazda değiliz aslında. Bedenen namazdayız evet ama ruhen namaz kılmıyoruz.

İşin püf noktası şudur: Namazda iken namazda olabilmek için namaz dışındayken de namazdaymış gibi olmak gerekir.

Kişi herkesi kandırabilir ama Allah Teala’yı kandıramaz. Namaz dışında her türlü günahı işleyen gaflet içinde yaşayan bir kimsenin namaz vakti gelince namaza durup bunlardan sıyrılabileceğini düşünmek mümkün değildir. Elbette kişi bunları da yanında getirecektir.

Simsiyah bir kalbin namazda bembeyaz olmasını beklemek boş bir hayalden başka bir şey değildir.

Yani nasıl yaşarsak kıyama öyle dururuz.

Namazda huşu elde edilmez. Namazın huşusu önceden kazanılır. Namazda huşu namaz öncesinin sonucudur.

Namazda huşu ve huzur konusuyla ilgili geniş bilgi için Namaz 1 adlı risalemizi okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum.

Alıntı.
 
NAMAZLA ALAY EDİLMEZ

Sual: Bir hoca, (Müslümanlık, sadece yatıp kalkmak değildir, namazdan başka yapılacak çok iş vardır) dedi. Namaz için yatıp kalkmak tabiri uygun mudur?

CEVAP

Uygun değildir.Kelam, mantık ve matematiğe dair eserleri de olan büyük âlim Sarı Lütfi denilen Tokatlı Molla Lütfi, bir dersinde, insanların doğru namaz kılmadıklarını bildirmek için, (Bizim kıldığımız namaz, yatıp kalkmaktan başka şey değildir) demiş.

Onu çekemeyen muhalifleri, (Namaz için yatıp kalkma tabirini kullandı) diyerek şikâyet etmişler, yatıp kalkmak tabiri namazı önemsiz görmek kabul edildiği için Hatibzade Muhyiddin efendinin verdiği fetvaya istinaden mahkeme neticesinde Sultanahmet meydanında idam olunmuştur. (1495)

Yavuz Sultan Selim Han, Ahmed ibni Kemal paşaya (Tokatlı Molla Lütfi hocanız imiş. İlmi, irfanı yüksek, değerli, dört başı mamur bir ilim adamı iken idamına sebep ne oldu?) diye sordu. Kemal Paşazâde, (Hocam haset belasına uğradı. Tam bir âlim, kâmil, salih, dindar bir kişi iken, düşmanları haset ettiler, namaza önem vermiyor diyerek katline sebep oldular) dedi.

Şakadan da olsa, başka bir niyetle de olsa, namaza yatıp kalkmak dememelidir. Namazı doğru kılanın her işi düzgün olur. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar; çünkü zikrullah [Namaz kılmak] elbette en büyüktür ibadettir.) [Ankebut 45; Beydavi]

Bir genç, namaz kılar ve her türlü kötülüğü de yapardı. Bu gencin durumunu Resulullaha bildirdiler. Peygamber efendimiz, (Bir gün gelir namaz, onu diğer günahlardan alıkoyar) buyurdu. Aradan çok zaman geçmedi. O genç günahlarına tevbe etti, iyi hâl sahibi oldu. Bu bakımdan namazı doğru kılmalıdır!

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet, namazdır.
Namazı düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir. Namazı düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.)
[Taberani]

(Allahü teâlâ buyuruyor ki, "Söz veriyorum ki, namazlarını vaktinde, doğru olarak kılana azap etmem, onu sorgu-suale çekmeden Cennete koyarım")
[Hâkim]

(Namazı doğru kılanın, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi günahları dökülür.)
[İ. Ahmed]

Doğru kılınan namaz, bütün kötülüklerden uzaklaştırır. Yani insan namazı doğru kılarsa, dine tam uymuş olur. Dine tam uyan da, hiç bir kötülüğü işlemez, ayrıca dinimizin emrettiği iyi işleri yapmaya çalışır.

Namaz gibi çok önemli bir ibadet için yatıp kalkmak tabiri kullanılmamalıdır!

 
Bayram Namazları

Bayram namazları hicretin birinci yılında meşru kılınmıştır. Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bu namazlara devam etmiştir. Erkek ve kadınlara kılmalarını emrettiği müekked sünnetlerden biridir. Bayram namazlarına ait hususları aşağıda kısaca zikredelim:

1. Yıkanma, Kokulanma ve En Güzel Elbiseyi Giymenin Müstehab Olduğu
Ca'fcr bin Muhammed'in babasından, onun da dedesinden rivayet ettiğine göre; Nebî aleyhisselâm her bayramda en güzel hırkasını giyerdi. (Bu hadisi Şafiî ve Beğavî rivayet etmiştir.) Hasan'dan rivayeten; o demiştir ki:
"Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bulabildiğimiz en iyi elbiseyi giymemizi, bulabildiğimiz en iyi kokuyla kokulanmamızı, bulabildiğimiz en pahalı kurbanı kesmemizi emrederdi."
(Hadîsi Hâkim rivayet etti. Hadisin ravilerinden İbn lshâk ve İbn Berzah da vardır. Ezdî'nin zayıf saydığı bu zatı ibn Hibbân sika saymıştır.)
İbn Kayyım şöyle demiştir:
"Rasülüllah her iki bayramda en güzel elbisesini giyerdi. Onun iki bayram ve cum'a günü giymiş olduğu iki elbisesi vardı."

2. Ramazan Bayramına Çıkmadan Önce Yemek
Ramazan bayramında namaza çıkmadan önce tek olarak birkaç hurma yemek sünnettir. Kurban bayramında yemeği namazdan dönünceye kadar tehir etmek ve kurban kesmişse etinden yemek de sünnettir. Enes (r.a.) şöyle demiştir:
"Nebî aleyhisselâm birkaç hurma yemeden bayrama çıkmaz ve onları çok yapardı."
(Hadisi Buharî ve Ahmed rivayet etmiştir.)
Büreyde (r.a.)'den rivayeten:
"Nebî aleyhisselâm yemeden bayram namazına çıkmaz, Kurban bayramında ise, dönünceye kadar birşey yemezdi." (Hadîsi Tirmizî, İbn Mâce ve Ahmcd rivayet etmiştir. Ahmed'in rivayetinde şu ilâve vardır: "Kurbanın etinden yerdi.")
Muvaza'da Sa'îd b. Müseyyeb (r.a.)'den rivayeten şöyle denmiştir: "İnsanlar, bayram namazına çıkmadan önce yemek yemekle emrolunurlardı." İbn Kudâmc: "Ramazan bayramı günü yemeğe acele etmenin müstehab olduğunda bir ihtilâf bilmiyoruz," demiştir.

3. Namazgâha Çıkış
Bayram namazının mescidde eda edilmesi caizdir. Fakat yağmur ve benzeri gibi özür olmadığı müddetçe şehrin dışında musalla'da eda edilmesi daha efdaldir. Çünkü Rasülüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram namazlarını musalla'da kılardı. Sadece bir defa yağmur Özrü sebebiyle bayramı mescidde kılmıştır. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayclen: Bayram günü yağmur yağmış, Nebi aleyhisseîâm da bayram namazını onlara mescidde kıldırmışlı. (Hadîsi Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve Hâkim rivayet etmiştir. Yalnız senedinde meçhul bir kişi vardır. Hafız 'Telhis' kitabında "hadisin senedi zayıftır," demiş, Zehebî ise, "hadîs münkerdir," demiştir.)

4. Kadın ve Çocukların Bayrama Çıkması
Kadın ve çocukların bayram namazına çıkmaları meşrudur. Bu konuda genç ihtiyar, dul, bekâr ve haiz arasında fark yoktur. Ümmü Atiyye'nin hadisi şöyledir: "Bu durumda hayırları görsünler ve Müslümanların davetine katılsınlar diye, bayram günleri genç ve hayızlı kadınların bayrama çıkarı İmal arı yle emrolunduk. Ancak hayızlı kadınlar ayrı bir yerde dururlar." (Hadisi Buharı ve Müslîm rivayet etmiştir.) Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hanımlarını ve kızını bayram namazına çıkarırdı. (Hadisi Ibn Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.) Yine Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten; o şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselâm ile beraber ramazan ve kurban bayramına çıktık. Namaz kıldı, sonra hutbe okudu, sonra kadınların yanma gelerek onlara vaaz etti. Günün önemini hatırlattı ve sadaka vermekle emretti." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.)

5. Yol Değiştirmek
İlim ehlinin çoğu, bayram namazına gittiği yoldan değil de imam olsun, cemaat olsun başka bir yoldan dönmesinin müstehab olduğu görüşündedirler. Câbir(r.a.)'den rivayelen; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü başka bir yoldan eve dönerdi." (Hadisi Buharı rivayet etmiştir.) Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayrama çıktığı zaman çıktığı yolun dışında başka bir yoldan dönerdi." (Hadîsi Müslîm, Ahmed ve Tirmizî rivayet etmiştir.) Bayram günü, bayram namazına gidilen yoldan geri dönmek de caizdir. Ebû Dâvûd, Hâkim ve Buharî 'Tarih' kitabında Bekr b. Mübeşşir (r.a.)'den rivayeten; Bekr şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabıyla ramazan ve kurban bayramında musalla'ya çıkardık. Buthân vadisinden gider, musalla'ya gelince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile namaz kılar, sonra yine Buthân vadisinden evlerimize dönerdik." (Ibn Seken 'hadisin senedi iyi sayılır,' demiştir.)

6. Bayram Namazının Vakti
Bayram namazının vakti güneşin üç metre yükselmesinden zevale kadardır. Ahmcd b. Hasan el-Bennâ Cündüb hadisinden tahriç ederek şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem güneş iki mızrak yüksek iken bize ramazan bayramını kıldırdı. Güneş bir mızrak iken bize kurban bayramı namazını kıldırdı." Şcvkânî şöyle demiştir: "Bu hadis, bayram namazının vaktinin belirtilmesi konusunda gelen haberlerin en iyisidir. Yine bu hadîsten; kurban bayramı namazını acele kılmak ve ramazan bayramı namazını tehir etmenin müstehab olduğu da anlaşılmaktadır." İbn Kudâme; "Kurban kesme vakti geniş olsun diye, kurban bayramı namazını öne almak sünnet olduğu gibi, sadaka-i fıtr vaktinin geniş olması için ramazan bayramını uzak kılmak da sünnettir. Bu konuda başka zıt bir görüş bilmiyoruz," demiştir.

7. Bayram Namazlarında Ezan ve Kamet
Ibn Kayyım demiştir ki; "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem musalla'ya vardığı zaman ezan ve kamet getirmeden, "es-salâtü câmi'atün' demeden namaza başlardı. Sünnet oian bunların hiç birisini yapmamaktır. Ibn Abbâs ve Câbir (r.a.)'dcn yapılan rivayete göre; şöyle demişlerdir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında ramazan ve kurban bayramlarında ezan okunmazdı." (Hadîsi Buharî ve Müslîm rivayet etmiştir.) Müslim, 'Atâ'dan rivayeten şöyle demiştir: "Câbir bana haber verdi ki ramazan bayramı namazında imam çıktığı zaman veya imam çıktıktan sonra ezan, kamet, nida ve benzeri herhangi birşey yoktur. O gün nida etmek de yok, kâmet de yok." Sa'd b. Ebî Vakkâs (r.a.)'dan rivayeten: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ezan ve kâmetsiz bayramı kılmış, aralarını bir oturuşla ayırmadan ayakta iken arka arkaya iki hutbe okumuştur." (Hadisi Bezzâr rivayet etmiştir.)

8. Bayram Namazlarında Tekbir
Bayram namazı iki rek'attir. Birinci rek'atta; iftitah tekbirinden sonra, kırâetten önce yedi tekbir almak sünnettir. İkinci rek'atla; kıyam tekbiri hariç tekbir almak, her tekbirde elleri kaldırmak sünnettir. Amr b. Şuayb babasından, o da dedesinden rivayeten: "Nebi aleyhisselâm bayramda oniki tekbir almıştır. Birinci rek'atta yedi, son rek'atta beş tekbir almış, bayramdan önce ve sonra herhangi bir namaz kılmamıştır." (Hadîsi Ahmed ve Ibn Mâce rivayet etmiştir. Ahmed; "Ben bu görüşü benimsiyorum." demiştir.) Ebû Dâvûd ve Dârekutnî'nin rivayetine göre; Nebî aleyhisselâm şöyle buyurmuştur: "Ramazan bayramında birinci rek'atta yedi tekbîr, son rek'atta beş tekbir vardır. Her iki rek'atla tekbirden sonra kırâet vardır."
Bu görüş en kuvvetli görüş olup, sahabe, tabiin ve imamlardan ilim ehlinin çoğu bu görüşü benimsemiştir.
Ibn Abdilberr şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselam'dan bir takım ha-sen rivayetler varid olmuştur ki, bayram namazlarında birinci rek'atta yedi, ikinci rek'atta beş tekbir almıştır. Bu husus Abdullah b. Amr, Ibn Ömer, Câbir, Âişe, Ebû Vâkıt ve Amr bin Avf el-Müzenî'nin hadisinden rivayet olunmuştur. Bunun dışında kuvvetli veya zayıf bu hadise zıt bîr rivayet yoktur ve ilk olarak bu görüşle amel edilmiştir."
Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in, tekbirler arasında azıcık durup, herhangi bir zikir yaptığı varid değildir. Fakat Taberânî ve Beyhakî'nin Ibn Mes'ûd'dan kuvvetli bir senetle rivayet ettiğine göre; Ibn
Mes'ûd (r.a.) sözüyle ve fiiliyle Allah'a hamdeder, sena eder ve Rasûîül-lah sallallahu aleyhi ve sellem'e salâvat getirirdi. Aynı durum Huzeyfe ve Musa'dan da rivayet olunmuştur. Tekbîr sünnet olup kasden veya unutarak terkedilmesi ile namaz bozulmaz. İbn Kudâme; "bu konuda herhangi bir ihtilâf bilmiyorum," demiştir. Şevkânî ise; "tekbîrleri unutarak terke-derse unuttuğu için sehiv secdesi yapmaz," görüşünü tercih etmiştir.

9. Bayram Namazından Önce ve Sonra Namaz Kılmak
Bayram namazından önce veya sonra sünnet kılmak sabit olmamıştır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabı musalla'ya çıktıkları zaman bayram namazından önce veya sonra herhangi bir namaz kılmamışlardır. İbn Abbûs (r.a.) şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem bayram günü musalla'ya çıkıp iki rek'at namaz kıidı. Ondan önce veya sonra başka namaz kılmadı." (Hadîsi Buharı, Müslim, Tirmizî, Ebû Dâvûd, Nesâî ve İbn Mâce rivayet etmiştir. İbn Ömer (r.a.)'den rivayeten: Kendisi bayram günü musalla'ya çıktı. Bayramdan Önce veya sonra namaz kılmadı. İbn Ömer (r.a.) Nebi aleyhisselâm'm böyle yaptığını da ha-tırlaltı. Buharî'nin İbn Abbâs'dan zikrettiğine göre; bayramdan önce namaz kılmak mekruhtur. Ama mutlak olarak nafile kılmaya gelince; Hafız İbn Haccr 'Fetih' kitabında; "bütün günlerin kerahet vakitleri hariç, nafile kılmanın menedildiğine dair hususi bir delil mevcut değildir," demiştir.

10. Kimlerin Bayram Namazı Kılması Sahihtir
Bayram namazını erkek, kadın ve çocukların, misafir ve mukimin, cemaatle evde, mescidde ya da musallada kılmaları sahihdir. Cemaatle namazı kaçıran kimse, iki rek'at namaz kılar. Buharı; 'Bayram namazım kaçıran iki rek'al namaz kılar' başlığı altında şöyle demiştir: "Kadınlarla evlerde ve köyierde duranlar da aynıdır. Çünkü Rasûlüllah: "Bu bizim, islâm ehlinin bayramıdır," buyurmuştur." Enes b. Malik (r.a.), kölesi İbn Ebî Utbe'ye bir köşeyi hazırlamasını emredip, çocuklarını ve ailesini orada topladı. Şehirde oturanların namazı ve tekbîrleri gibi namaz kıldırdı. İkrime (r.a.) şöyle demiştir: "Sevad ahalisi bayram günü toplanır, imamın yaptığı gibi iki rek'at kılardı." 'Atâ: "Bayram kaçıran iki rek'at kılar," demiştir.

11. Bayram Hutbesi
Bayram namazından sonra hutbe okunması ve onun dinlenmesi sünnettir. Ebû Sa'îd (r.a.)'den yapılan rivayete göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem, ramazan ve kurban bayramı günü musallaya çıkardı. İlk önce namaza başlar, sonra bitince kalkar cemaatin karşısına geçerdi. Cemaat saflarında oturmuş olduğu halde onlara vaaz eder, tavsiyelerde bulunur ve onlara emirler verirdi. Eğer herhangi bir tarafa asker göndermek islerse gönderir, emredeceğini emreder, sonra dönerdi." Ebû Sa'îd (r.a.) devamla şöyle demiştir: "İnsanlar, Medine emiri olan Mervan'la birlikte kurban veya ramazan bayramına çıktığımız zamana kadar bu şekle devam ettiler. Mervan'la namazgâha çıkınca Kesir b. es-Sa'îd'in yaptığı minber karşımıza çıktı. Mervan kılmadan önce minbere çıkmak istedi. Elbisesini çektim. O da benden kurtularak minbere çıktı. Namazdan önce hutbe okudu. Ben de; 'Vallahi değiştirdiniz,' dedim. Mervan; "Ey Ebû Sa'îd, senin bildiğin devir geçti,' dedi. Ben de; 'Vallahi benim bildiğimden daha hayırlı bir şey bilmiyorum,' dedim. Mervan; 'Namazdan sonra cemaat oturup bizi dinlemiyor. Ben de hutbeyi namazdan önceye aldım,' dedi." (Bu hadisi Buharı ve Müslîm rivayet etmiştir.) Abdullah b. Sa'îd (r.a.)'den rivaycı olunduğuna göre: o demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber bayram namazında bulundum. Namaz bitince şöyle buyurdu: "Biz hutbe okuyacağız. Oturmak isteyen otursun. Gitmek isleyen gitsin." (Hadîsi Nesâî, Ebû Dâvûd ve İbn Mâcc rivayet etmiştir.)
Bayram namazlarında hutbe arasında imamın oturması hakkında varid olan rivayetlerin hepsi zayıftır. Nevevî şöyle demiştir: "Hutbenin tekrarı hakkında bir şey sabit olmamıştır. Hutbeye Allah'a hamd ile başlamak müstehabdır. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'den bunun dışında bir şey işitilmem iştir." İbn Kayyım demiştir ki: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem Bütün hutbelerinde Allah'a hamd ile başlardı. Bayram hutbelerine tekbîrle başladığına dair ondan bir badis rivayet edilmemiştir. İbn Mâce'nin "Sünen'inde, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in müezzini Sa'îd (r.a.)'den yaptığı rivayete göre; "Nebi aleyhisselam hutbenin bölümleri arasında tekbir alırdı, ve bayram hutbelerinde tekbîri çoğallirdı." Böyle yapması hutbeyi tekbîrle açlığına delâlet etmez. Bayram hutbelerinde ve yağmur duasının başlangıcındaki tekbîrinde insanlar ihtilâf etmişlerdir. Dendi ki; 'her ikisine de tekbîrle başlar.' Yİnc başka bir görüşe göre; 'yağmur duası hutbesine istiğfar ile başlar.' Bazıları ise; 'her ikisine hamd ile başlar.' demişlerdir." Şeyh-ül İslâm Takıyyüddin şöyle demiştir: "Doğru olan hamd ile başlamaktır. Çünkü Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Elhamdülillah ile başlanmayan her iş noksandır." Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem hutbelerin hepsine "Elhamdülillah" ile
başlardı. Birçok fakihlerin Rasûlüllah'ın yağmur duası hutbesine tekbîrle başladığına dair sözleri hakkında Nebî aleyhisselam'dan asla bir sünnet yoktur. Aksine sünnet bunun tersini gerektiriyor. O da Rasûlüllah sallalla-hu aleyhi ve sellem'in bütün hutbelerinde "Elhamdülillah" ile başladığıdır."

12. Bayram Namazının Kazası
Ebû Umeyr b. Enes şöyle demiştir: "Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in ashabından ve ensarın çoğundan duyduğuma göre şöyle demişlerdir: 'Şevval ayının hilâlini göremeyince oruçlu olarak sabahladık. Gündüzün sonunda bir kafile geldi. Rasûlüllah'ın huzurunda hilâli dün gördüklerine şahitlik etliler. Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem iftar etmelerini ve yarın için bayrama çıkmalarını emretti." (Hadisi Anmcd, Nesâî ve Ibn Mâce sahih bir senetle rivayet etmiştir.) Bu hadiste, 'eğer cemaat bir özür sebebiyle bayram namazını kaçınırsa, öbür gün namazgâha çıkıp bayram namazını kılar,' diyenlere delil vardır.

13. Bayramlarda Oynamak, Eğlenmek, Şarkı Söylemek ve Yemek Yemek
Mubah olan oyun, iyi eğlence, güzel şarkı; bunlar bayram günleri bedeni dinlendirmek ve istirahat etmek için Allah'ın meşru kıldığı dini alâmetler. Enes (r.a.) şöyle demiştir: "Nebî aleyhisselam Medine'ye geldiğinde Medine halkının oynayıp eğlendikleri iki günleri vardı. Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ bu iki gününüzü hayırlı iki gün olan ramazan ve kurban bayramı ile değiştirdi." (Hadîsi Nesâî ve îbn Hibbân sahih bir senetle rivayet etmişlerdir.) Yine Âişe (r.a.)'den rivayeten; o demiştir ki: "Bayram günü, iki cariye Boğas günü hakkında şarkı söylerken Ebû Bckr yanımıza girdi. Boğas, Evs ile Hazrec kabileleri arasında yapılan ve çok kişinin öldürüldüğü gündür. Ebû Bekr (r.a.); 'Ey Allah'ın kullan, şeytan çalgısını mı çalıyorsunuz?' dedi. Üç defa böyle söyleyince Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ya Ebâ Bekr, her milletin bir bayramı vardır. Bugün bizim bayramımızdır." Buharî'nin lâfzına göre Âişe (r.a.) şöyle demiştir: "Yanımda Boğas günü şarkısı söyleyen iki cariye olduğu halde Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem yanıma girdi, yatağın üzerine yaslandı, yüzünü çevirdi. Ebâ Bekr içeri girdi. Beni azarlayarak şöyle dedi: 'Nebî'nin huzurunda şeytan çalgısı ha!' Nebî aleyhisselam ona dönerek şöyle buyurdu: "Onları bırak." Rasûlüllah'tan bir an fırsat bulunca cariyelere işaret ettim, çıktılar. Bir bayram günü Sudanlılar kalkan ve harbe ile oynuyorlardı. Rasûlüllah'a sordum. "Bakmak istiyor musun?" dedi. 'Evet,' dedim. Yanağım yanağına dayalı olduğu halde beni arkasına durdurarak oynayanlara şöyle diyordu: "Ey Erfedeoğulları, haydi göreyim sizi." Nihayet bıktım. Rasûlüllah; "Yeter mi?" diye sordu. Ben de; "Evet," dedim. "Öyleyse git," buyurdu." Hafız 'Fetih' kitabında demiştir ki: Ebû'z-Zenâd, Urve ve Âişe (r.a.) yoluyla İbn'üs-Serrâc'dan rivayet olunan hadise göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem o gün şöyle buyurdu: "Medine yahudileri bilsin ki, bizim dinimizde genişlik vardır. Şüphesiz ben müsamahakâr Hanif dini ile gönderildim. Ahmed ve Müslim'in Nübeyşe (r.a.)'den rivayetine göre; Nebî aleyhisselam şöyle buyurdu: "Teşrik günleri yeme, içme ve Allah'ı zikir günleridir."

14. Zilhicce'nin İlk On Gününde îyi Ameller Yapmanın Fazileti
Ibn Abbâs (r.a.)'dan rivayeten Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "(Zilhicce'nin onunu kastederek,) Bu günlerde yapılan ameli salihlen Allah'a daha sevimli hiçbir gün yoklur." Ashab: "Yâ Rasûlallah, Allah yolunda cihaddan daha mı sevimlidir?" deyince, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem: "Evet, Allah yolunda cihaddan daha sevimlidir. Ancak bir kimse canıyla ve malıyla cihada çıkar da sonra ondan hiçbir şey geri dönmezse o müstesna." buyurdu. (Hadîsi Buharî, Tirmizî, Ebû Dâvûd ve tbn Mâce rivayet etmiştir.) Ahmed ve Taberânî'nin Ibn Ömer (r.a.)'dcn rivayetlerine göre; Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: "Allah katında bu on günde yapılan amelden daha sevimli hiçbir amel yoktur. Bu günlerde 'Lailâhe illallah, 'Allahuekber' ve 'Elhamdülillah'ı çoğaltınız,"
Ibn Abbâs: "Allah'ın ismini belli günlerde anarlar."(Hacc:28) âyetinden maksat Zilhicce'nin ilk on günüdür," demiştir. Ibn Ömer ve Ebû Hüreyrc (r.a.) on günde sokağa çıkarlar, tekbir alırlar, insanlar da onların tekbirle-riyle tekbîr alırdı. (Hadîsi Buharî rivayet etmiştir.) Sa'îd b. Cübeyr (r.a.) on gün girdiği zaman, çok ibadet eder. Hattâ ibadet yapmaya gücü yetmeyecek duruma gelirdi. Evzaî şöyle demiştir: "Bana ulaşan haberlere göre, on günde amel etmek, Allah yolunda gazveye çıkarken gündüzleri oruç tutmak, geceleri nöbet beklemek gibidir. Ancak şehitlikle hususi nimete eren müstesna." Evzaî devamla demiştir ki: "Bu hadisi bana bir adam Rasûlüllah'ıan rivayet ederek anlattı." Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Rasûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Zilhicce'nin on gününde yapılan ibadetten Allah'a daha hoş gelen başka bir günde yapılan ibadet yoktur. On günün her birinde tutulan oruç, bir senelik oruca denktir ve her gece kılınan namaz kadir gecesine denktir." (Hadîsi Tirmizî, Ibn Mâce ve Beyhakî rivayet etmiştir.)

15. Bayramda Tebrikleşmenin Müstehab Olduğu
Cübeyr b. Nüfeyr (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre; o şöyle demiştir: "Rasûlüllah'ın ashabı bayram günü karşılaştıklarında birbirlerine "Te-gabbel tninnâ ve minke" (Allah bizim ve sizin bayramlarımızı kabul etsin,) derlerdi."

16. Bayram Günlerinde Tekbir Getirmek
Bayram günlerinde tekbir sünnettir. Ramazan Bayramı için Allah şöyle buyuruyor: "Kaza borcunuzu tamamlayasınız da, size hidayet ettiği şekilde Allah'ı tekbirle yüceltesiniz. Gerek ki şükredersiniz."(Bakara: 267) Kurban Bayramı için ise: "Allah'ı sayılı günlerde zikredin." (Bakara: 203) buyuruyor. Yine; "Böylece sizi doğruya hidayet ettiği için Allah'ı tekbîr edesiniz diye, onlara (kurbanlıklara) sizin için boyun eğdirdi. "(Hacc:37)
Cumhur ulemaya göre Ramazan Bayramı'nda tekbîr, namaza çıkarken başlar, hutbeye kadar devam eder. (Her ne kadar Ibn Ömer ve diğer sahabelerden bu konuda sahih rivayetler varsa da, bu konuda bir takım zayıf hadisler de vardır.) Hâkim: "Bu, hadis ehlinin kabul ettiği bir sünnettir," demiştir. Ahmed, Ishâk ve Ebû Sevr de aynı görüştedir. Başka bir grup âlim; "Ramazan gecesinde tekbir getirmek, hilâli gördükten sonra başlar, ertesi gün namazgahta imam hutbeye çıkıncaya kadar devam eder," demişlerdir. Kurban Bayramı'nda tekbirin vakti, arefe gününün sabahından başlar, teşrik günleri'nin ikindisine kadar devam eder. Teşrik günleri; Zilhicce'nin onbir, oniki ve onüçüncü günleridir. Hafız 'Fetih' kitabında şöyle demiştir: "Bu konuda Nebi aleyhisseîam'dan bunların hiçbiri hakkında hadis sabit olmamıştır. Sahabeden varid olanların en sahihi Ali (r.a.) ile Ibn Mcs'ûd (r.a.)'m: "Arefe günü sabahından Mina'daki son günün ikindisine kadardır," sözleridir." Ibn Münzîr ve diğerleri de bunu tahric etmişlerdir. Şafiî, Ahmed, Ebû Yusuf, Muhammcd bu görüşü benimsemiştir. Ömer ve tbn Abbâs (r.a.)'ın görüşleri de budur.
Teşrik günleri'nde tekbîr, sadece bir vakte mahsus olmayıp, o günlerdeki bütün vakitlerde müstehaptır. Buharî demiştir ki: "Ömer (r.a.) Mina'da yüksek çadırında tekbîr getirir, mescid ehli bunu işitir, tekbîr alırlar, çarşıdakiler de tekbîr alırlardı. Mina tekbîrlerle çınlardı. îbn Ömer (r.a.) bu günierde, Mina'da namazların arkasında, yatağında, çadırında, oturduğu yerde, yürüdüğü yerde, her yerde tekbîr getirirdi. Meymune kurban günlerinin hepsinde tekbîr alırdı. Kadınlar, Eban b. Osman ve Ömer b. Abdülaziz ile beraber teşrik gecelerinde mescidde crkcklerie beraber tekbîr getirirlerdi." Hafız şöyle demiştir: "Bu rivayetler, bu günlerde na-rnazın sonunda tekbîrin mevcudiyetini kapsıyorsa da, bazı konularda alimler arasında ihtilâf konusu olmuşlardır. Bazıları namazların sonunda tekbîr getirmeyi, bazıları nafileler hariç, sadece farz namazlarda getirmeyi, kimisi kadınların değil erkeklerin getirmesini, tek başına kılanın değil cemaatle kılanın, kaza kılanların değil eda kılanların, misafirin değil mukim olanların, bazıları ise köydekilerin değil şehirde oturanların tekbir getirmesini gerekli görmüşlerdir. Buharî'nin seçmiş olduğu görüşün zahiri bütün rivayetleri içine alacak kadar şümullüdür. Tekbîr lafzına gelince; bu oldukça geniştir. Bu konudaki hadîslerin en sahihi, sahîh bir senetle Abdürrezzak'ın Seimân (r.a.)'dan rivayet elmiş olduğu hadistir. Selman (r.a.) şöyle demiştir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber kebîran" diye tekbîr getirin." Ömer ve Ibn Mes'ûd (r.a.)'den gelen rivayette ise tekbîr şöyledir: "Allahu ekber, Allahu ekber, Lâ ilahe illâ'llâhu va'llâhu ekber, Allahu ekber ve li'ilahi'l-hamd"
 
BAYRAM NAMAZLARI

Şevval ayının birinci günü fıtır, ya’nî Ramazan bayramının, Zilhicce'nin onuncu günü ise, Kurban bayramının birinci günleridir. Bu iki günde, güneş doğduktan sonra, iki rek’at bayram namazı kılmak, erkeklere vâcibdir.

Bayram namazlarının şartları, Cuma namazının şartları gibidir. Fakat, burada hutbe sünnettir ve namazdan sonra okunur.
Ramazan bayramında namazdan önce tatlı [hurma veya şeker] yemek, gusül etmek, misvak kullanmak, en iyi elbiseleri giymek, fıtrayı namazdan önce vermek, yolda yavaşça tekbîr okumak müstehabdır.
Kurban bayramı namazından önce bir şey yememek, namazdan sonra önce kurban eti yemek, namaza giderken yüksek sesle, özrü olan yavaşça tekbîr getirmek müstehabdır.
Bayram namazları iki rek’attir. Cemâat ile kılınır, yalnız kılınmaz. Ramazan ve Kurban bayramı namazlarının kılınışı aynıdır.

Bayram Namazı Nasıl Kılınır?

1- Önce “Niyet ettim vâcib olan bayram namazını kılmağa, uydum hazır olan imâma” diye niyet ederek, namaza durulur. Sonra “Sübhâneke” okunur.
2- Sübhânekeden sonra eller üç defa tekbîr getirerek kulaklara kaldırılıp, birinci ve ikincisinde iki yana bırakılır. Üçüncüsünde, göbek altına bağlanır. İmâm önce Fâtiha, sonra bir sûre okur ve beraberce rükû’a eğilinir.
3- İkinci rek’atta, önce Fâtiha ve bir sûre okunur. Sonra iki el üç defa tekbîr getirerek kaldırılır. Üçüncüde de yanlara bırakılır. Dördüncü tekbîrde elleri kulaklara kaldırmayıp, rükû’a eğilinir. Kısaca: iki salla, bir bağla, üç salla, bir eğil! diye ezberlenir.

Teşrik Tekbîri

“ALLAHÜ EKBER, ALLAHÜ EKBER. LÂ İLÂHE İLLALLAHÜ VALLAHÜ EKBER. ALLAHÜ EKBER VE LİLLÂHİLHAMD”

Kurban Bayramının arefesi günü, sabah namazından, dördüncü günü ikindi namazına kadar, hacıların ve hacca gitmeyenlerin, erkek, kadın herkesin, cemâat ile kılsın, yalnız kılsın, farz namazından sonra selâm verir vermez, bir kere “Teşrîk tekbîr”ini okuması vâcibdir.
Cenaze namazından sonra okunmaz. Camiden çıktıktan sonra veya konuştuktan sonra, okumak lâzım değildir.
İmâm tekbîri unutursa, cemâat terk etmez. Erkekler, yüksek sesle okuyabilir. Kadınlar yavaş söyler.
 
Hüsuf namazı nasıl kılınır

Hüsuf namazı nedir

Ay tutulduğu zaman kılınan namazdır.Herkes tek başına olarak güneş tutulması namazı gibi kılabilir, kıraati gizli veya açıktan okuyarak iki veya dört rekat olarak kılınır.

Bu namazın camide cemaatle kılınması da, caizdir.Bu namaz, iki rekat kılınırsa sabahın sünneti gibi, dört rekat kılınırsa ikindinin sünneti gibi kılınır.
 
BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?


bismillah-star.gif


Hadîs-i Şerîf: “Allâh’ın, kullarını Cehennem’den en çok âzâd ettiği gün arefe günüdür.”
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)​
Hicrî: 9 Zilhicce 1433 •Fazilet Takvimi

BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?

Bayram namazının her iki rek’atindeki üçer adet fazla tekbirlere “zevâid tekbirleri” denir. Vâcip olan bu tekbirler, birinci rek‘atte kırâatten önce, ikinci rek‘atte kırâatten sonra alınır. Bayram namazı şöyle kılınır:​

Bayram namazı kılmaya kalben niyet edilir. “iftitâh tekbiri”nden sonra eller bağlanır ve “Sübhâneke”den sonra imâm sesli, cemâat ise gizlice “Allâhü ekber” diyerek eller kaldırılır ve yanlara salınır; ikinci tekbir alınır ve eller yanlara bırakılır; üçüncü tekbir alınıp eller bağlanır. İmam açıktan Fâtiha ve zamm-ı sûre okur, cemâat dinler. Rükû ve secdeden sonra da ikinci rek‘ate kalkılır.​

İkinci rek‘atte imâm, önce Fâtiha sonra bir sûre veya üç âyet okur. Sonra birinci rek‘atin başında alınan tekbirler bu kez kırâatın sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir ile rükûa gidilir, namaz tamamlanır.​
Hicrî: 9 Zilhicce 1433 •Fazilet Takvimi

 
Namazın sünnetleri nelerdir ?

Namazın Sünnetleri


1) Bes vakit namaz ile Cuma Namazi için ezan ve kamet getirmek

2) Iftitah tekbirini alirken elleri yukariya kaldirmak

3) Sübhaneke ve Eûzu-Besmele'yi sessizce okumak

4) Sag eli sol el üzerine koymak

5) Fatiha'dan sonra gizlice 'amin' demek

6) Rükû ve secdeye egilip kalkarken alinan tekbirler

7) Rüku ve secde tesbihleri. ( Rukû'da üç defa "SÜBHANE RABBIYE'L AZÎM" ve her iki secdede üçer defa SÜBHANE RABBIYE'L ÂLÂ" demek.)

8) Rukü'dan dogrulunca "SEMIALLAHU LIMEN HAMIDEH" ve hemen arkasindan "RABBENA LEKE'L HAMD" demek.

9) Kiyamda bir özür bulunmadigi takdirde iki ayagin arasini dört parmak kadar açik bulundurmak.

10) Rukü'da parmaklar açiK olarak dizleri tutmak, dizleri, dirsekleri dik ve sirti bas ile dümdüz halde bulundurmak.

11) Secdeye varirken önce dizleri, sonra elleri, sonra yüzü vere koymak. Secdeden kalkarken önce yüzü, sonra elleri, sonra dizleri kaldirmak.

12) Tahiyyati sessizce okumak.

13) Selama sagdan baslamak

14) Sütre edinmek (Önü açik yerde namaz kilarken önüne sütre koymak)
 
Namazın Sünnetleri

Ezan okumak,

Namaza başlarken, ilk tekbirde erkeklerin ellerini kulakları hizâsına kadar kaldırması,

Tekbirden hemen sonra el bağlamak. (Kadınlar; göğsü üzerinde sağ eli sol eli üzerine koyar. Erkekler ise, sağ ellerinin baş ve serçe parmakları ile sol bileğine halka yaparak göbek altına bağlar.)

Sübhâneke okumak,

Eûzü ve besmele okumak,

Her rek’atta Fâtiha’dan önce besmele okumak,

Fâtiha’dan sonra “Âmîn” demek,

Rükû’a ve secdeye iner ve kalkarken tekbir almak,

Rükû’da üç kere tesbih okumak,

Erkekler, rükû’da ellerinin parmaklarını açık olarak dizleri üstüne koyup başları ile sırtlarını bir hizada tutmak. (Kadınlar başları ile sırtlarını düz yapmazlar)

Kadınlar, parmaklarını birbirinden ayırmaksızın ellerini dizlerinin üzerine koymak,

İmam, rükû’dan kalkarken “Semiallâhü limen hamideh” demek,

Cemâat, rükû’dan kalkarken “Rabbenâ leke’l-hamd” demek,

Yalnız kılanın her ikisini de söylemesi,

Secdede üç kere tesbih okumak,

Secdede elin parmaklarını kapalı tutmak,

Erkek, secdede karnını oyluklarından uzak tutup kollarını yerden kaldırmak,

Kadın ise, secdede karnını oyluklarına yapıştırıp kollarını yanına temas ettirmek.

Tahiyyâtta ve ka’dede ellerini oyluklarının üzerine koyup, parmaklarını kendi haline bırakmak.

Tahiyyâtta erkek sol ayağı üzerine oturup sağ ayağını dikmek,

Kadın ise iki ayağını sağ yana yatırarak sol oyluğu üzerine oturmak,

Selâma sağdan başlamak,

Son ka’dede Peygamber Efendimiz’e salevât okumak.

 
Namazın mekruhları nelerdir ?

Namazın Mekruhları

Namazın içinde sağa sola bakmak,

Elbise veya vücut ile oynamak, (Vücuda yapışan elbiseyi küçük bir hareketle silkelemekte bir beis yoktur.)

Özürsüz, parmağını çıtlatmak,

Secde yerindeki taşları temizlemek,

Elini böğrüne koymak,

Bir yerini bir veya iki defa kaşımak, (Namazda burun akıntısını silmek yere akıtmaktan evlâdır.)

Özürsüz bağdaş kurmak,

İnsan yüzüne karşı kılmak,

Kor halindeki ateşe karşı namaza durmak,

Bir kimsenin önünde, başı üzerinde, sağında, solunda arkasında veya elbisesinde bakan kimsenin kolayca görebileceği kadar belirgin resim varken namaz kılmak,

Gerinmek,

Esnemek,

Tehıyyatta ayak parmaklarını dikip, ökçelerin üzerine oturmak,

Kaynaklarını yere koyup dizlerini göğse çekerek veya elleri yere koyarak oturmak,

Yenisi ve güzeli varken eski ve kötü elbise ile kılmak. (Müstehap olan her zaman âdet olanı giymektir. Gecelikler, giyilmesi âdet olan elbiselerden olduğu için onunla namaz kılmakta kerâhet yoktur. N. İslâm.)

Başı açık kılmak, (Alçak gönüllülük maksadıyla olursa mekruh olmaz.)

Secdede veya secde dışında elinin veya ayağının parmaklarını kıbleden çevirmek,

Cemâatle namaza duracağında önünde yer varken safa girmeyip arkada durmak,

Kabre karşı namaz kılmak,

Necâsete karşı perdesiz namaz kılmak,

Kadınla, perdesiz bir hizada durup ayrı ayrı namaz kılmak,

Tuvalete gitme ihtiyacı varken sıkışık olarak namaz kılmak,

Secdeden kalkarken dizlerini ellerinden evvel kaldırmak,

Secdede bir ayağını kaldırmak,

İmamdan evvel rükû’a gitmek,

İmamdan evvel rükû’dan kalkmak,

İmamdan evvel secdeye gitmek,

İmamdan evvel secdeden kalkmak,

Secdeye giderken özürsüz olarak ellerini dizlerinden evvel yere koymak,

Özürsüz, yere veya duvara dayanarak kalkmak,

Namazda alnından toprak silmek,

Bir önceki rek’atte okuduğu zammı sûre ile, bir sonraki rek’atte okuduğu zammı sûre arasında sadece bir sûre bırakmak,

İkinci rek’atta evvelki rek’atta okuduğunun yukarısından sûre veya âyet okumak,

Farz namazlarda bir sûreyi bir rek’atta iki defa okumak, veya bir sûreyi her iki rek’atte okumak.

Farzın ikinci rek’atinde, birinci rek’atte okuduğundan üç âyet fazla okumak,

İmama uyanın imamla birlikte Kur’an okuması,

Özürsüz, alnındaki sarığın üzerine secde etmek,

Kıyamda iken özürsüz olarak duvara dayanmak,

Kıyamda sağa veya sola eğik vaziyette durmak,

Özürsüz, tek ayak üstünde durmak,

Namaz içinde âyet ve tesbihleri parmakla saymak,

Cemaatle namaz kılınırken yalnız namaz kılmak,

İmamın mihraptan başka yere durması,

İmamın bir zirâ (50 cm.) alçak yerde durup, cemâatin imamdan yüksekte durması,

İmamın bir zirâ (50 cm.)den yüksek yere durması; (Eğer imamın yanında bir kişi bulunursa mekruh olmaz.)

“Besmele” ve “âmin”i açıktan okumak,

Kırâatı rükû’a inerken tamamlamak,

Tekbirleri yerlerinde almamak, her zikir ve kırâati (okumayı) yerinde yapmamak,

Rükû ve secde tesbihlerini başını kaldırdıktan sonra söylemek,

Omuzu açık ve kolları sıvalı olarak namaz kılmak,

Önünde bir canlının geçmesi ihtimâli olan yerde önüne sütre (herhangi bir cisim) dikmeyi terk etmek,

Bir şeyi koklamak,

İşitilmeyecek derecede üflemek, (işitilecek derecede üflenirse namaz bozulur.)

Başa mendil ve benzeri bir şeyi sarıp tepesini açık bırakmak,

Ağzını ve burnunu örterek namaz kılmak,

İkinci defa toplanan cemâate imam olacak şahsın mihraba durması.

Bunlar namazın mekruhlarıdır.
 
İma ile Namaz Kılmak

İslâm dini, Müslüman’dan bir şeyi yapmasını istediğinde onun durumlarını göz önüne alarak her türlü kolaylıkları işaret eder. Yani sorumluluklar, kulun gücü ve içinde bulunduğu zaruri haller göz önünde bulundurularak belirlenmiştir.

Zaruri haller, sorumlulukları kolaylaştıran nedenlerdir. Hastalıklar da kolaylaştırma sebeplerinden biridir.


Bir hastalığından veya yaşlılığından ötürü ayakta namaz kılmaya gücü yetmeyen hasta veya yaşlılar namazlarını oturarak kılarlar. Rükû ve secde edemeyen kişiler de bu rükünleri ima ile yerine getirirler.

Ayakta duramayan, rüku ve secde yapamayan kişi oturabiliyorsa öncelikle yere (seccadeye) oturur, bükemediği bacağını veya bacaklarını kıbleye doğru uzatır ve namazını ima ile kılar.

Eğer yerde de oturamıyorsa o zaman bir sandalyeye veya tabureye kıbleye yönelik olarak oturur. Ellerini ve kollarını kullanabiliyorsa; normal şekilde olduğu gibi el bağlayarak namaza durur. Rükû ve secde edeceği zaman bu rükünleri başıyla işaret ederek yapar. Rükû için başını biraz eğer, secde için de başını rükudakinden biraz daha fazla olacak şekilde eğer. Buradayken baş bir yere dayanmaz, bir şey de başa kaldırılmaz. Bir şeyi kaldırarak ona secde etmek caiz değildir. Yani ima ile secde ederken baş boşluktadır. İma ile rükû ve secde yaparken eller, dizlerin üzerindedir.

Bir kişi, ayakta durmaya gücü yettiği halde, rüku ve secdeye gücü yetmiyorsa, yani bedeninin eğilme problemi varsa namazını; ayakta ve oturarak, rüku-secdeyi de tam eğilmeden ima ile kılabilir. Ancak her rekatta ayağa kalkmadan, kıyamı da oturarak ve rüku-secdeyi ima ile kılması daha uygundur.

Burada son zamanlarda camilerimizde sayıları çok artan sandalye ve kürsülere değinmeden geçemeyeceğiz. Öyle görünüyor ki küçük bir mazereti olan genç-yaşlı herkes sandalye üzerinde namaz kılmayı tercih eder oldu. İş böyle olunca her geçen gün sandalye ve kürsü sayıları safları doldurur oldu.
Gerçekten zamanımızda eklem problemleri oldukça fazla. Kimimiz belinden, kimimiz dizlerinden sorun yaşadığından eğilemiyor, doğrulamıyor, ayakta duramıyor, bunun için de hemen bir sandalyenin yardımına başvuruyor.

Fakat bir nokta atlanıyor: Ayakta duramayan, eğilemeyen kişi namaz kılmak istediğinde öncelikle seccadesine oturur ve sorunlu bacaklarını kıbleye doğru uzatır. Ama yerde oturmaya öncelik verilmiyor. Çünkü bu pozisyonda oturarak (ayaklarını kıbleye uzatarak) namaz kılmak ‘uygunsuz ve günah’ sanılıyor. Halbuki sanılanın aksine bir zaruretten dolayı ayakları kıbleye uzatarak namaz kılmak kişiye tanınan kolaylıktır.

Asla Allah’a (cc) saygısızlık değildir. Sonuç olarak denilebilir ki; namazda rüku ve secde edemeyen kişi öncelikle yere oturur. Ancak yere de oturamazsa o zaman bir sandalye veya kürsüden yararlanır. Ayrıca her rekatta kıyam için ayağa kalkmaması daha uygundur. Yani namazına oturarak devam eder.

 
Namaz kılmak kime zor gelir


Sual: Müslüman olmak isteyen gayrimüslimler, (Müslüman oluruz; ama günde beş kere namaz kılmak, yılda bir ay oruç tutarak aç kalmak ve daha başka emirler bize güç geldiği için Müslüman olmuyoruz) diyorlar. İbadet etmek niçin güç gelir?

CEVAP


Müslüman olana ibadetler güç gelmez. Müslüman olsalar böyle şeyler söylemezler.

İmam-ı Rabbani hazretleri, Mektubat’ında buyuruyor ki:

Allahü teâlâ, kullarına yapabilecekleri şeyleri emretmiştir. Güç yetiremeyeceği işleri emretmemiştir. İnsanları zayıf yarattığı için, kolaylık göstermiştir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruyor ki:

(Allah, size hafif, kolay emretmek istedi, çünkü insan, zayıf yaratılmıştır.) [Nisa 28]

Namaz, oruç kolaydır. Zekât için de malın tamamının değil, kırkta birinin verilmesini emretmiştir. Dinin diğer emirlerine dikkatle ve insafla bakılırsa, bu kolaylıklar görülür. Bununla beraber ibadet etmenin güç geldiği kimseler yok değildir. İbadetlerin zor gelmesi, Allahü teâlânın düşmanı olan nefstendir. Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak, ancak müminlere kolay gelir.

Kalbi kararmışlara zor gelir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Bu din [inanıp ibadet etmek] müşriklere güç gelir.) [Şura 13]

([Her çeşit günahtan çekinmek, oruç tutmak ve diğer ibadetleri yapmak için] Sabrederek ve namaz kılarak Allah’tan yardım isteyiniz. Sabır ve namaz, yalnız Allah’tan korkan müminlerden başkalarına zor gelir.) [Bekara 45]

Namaz kılmamak, imansızlıktan veya iman zayıflığından ileri gelir. İmanın kuvvetli olmasının alameti, dinimizin emirlerine severek, kolaylıkla uymaktır. Bedeni hasta olana bazı işleri yapmak güç geldiği gibi, kalbi ve ruhu hasta olana da ibadet etmek güç gelir. (1/191,289)

Kalbi temizlemek için, iman edip, Allahü teâlânın nimetlerine şükretmek gerekir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Allah’a iman edip, nimetlerine şükrederseniz, size niçin azap etsin?) [Nisa 147]

Allah’a şükretmek, Ona inanıp, emir ve yasaklarına riayet etmekle olur. (3/41)

Münafığın namazı

Sual:
Münafık da namaz kılar mı?

CEVAP

Münafık, Müslüman görünen kâfir demektir. Kâfir namaz kılmaz, ama namaz kılıyor görünür. Münafıklarla ilgili hadis-i şerifler:
(Münafıklar Kur'anı öğrenirler ve Kur'anla ilim ehliyle mücadele ederler.) [Taberani]

(Münafıklar ikindi namazını akşama doğru kılarlar.) [Hakim]

(Münafıklarla bizim aramızdaki eman namazdır.) [Hakim]

(Namaz aşikâre oldu, kabul ettiler [öyle göründüler] Zekat gizli oldu vermediler.) [Bezzar]

(Yatsı ve sabah namazına münafık devam edemez.) [Hakim]

(Bizimle münafıklar arasındaki alamet, yatsı ve sabah namazlarına gelmektir. Münafıklar her zaman bunu yapamazlar.) [Said bin Mansur]

İbadetin önemi


Sual: Beş vakit namaz kılmak, bazı kimselere neden güç geliyor? Namaz kılmak neden önemlidir?

CEVAP

Beş vakit namaz kılmak, kalbi hasta olanlara güç gelir. Çok namaz kılmakla kalbde Allah sevgisi hâsıl olur. Allah sevgisi zamanla kalbi doldurur. Saadetlerin en büyüğü, kalbe Allah sevgisini yerleştirmektir.

Haramla, mekruhla, malayani ile meşgul olanların, geçici olan dünya nimetlerine ve lezzetlerine kavuşmayı düşünenlerin kalblerinde Allah sevgisi azalır, zamanla hiç kalmaz. İnsanı bu felaketten kurtaran en kuvvetli ilaç, namazı doğru kılmaktır. Bunun için, Allahü teâlâ, sonsuz merhametinden dolayı, her gün bir vakit değil, beş vakit namaz kılmayı emretmiştir. Allahü teâlânın bu emri, insanlara sıkıntı vermek için değil, onları kalb hastalığından kurtarmak içindir.

Alıştığı bir işi yapmayıp bırakanın o işteki kabiliyeti azaldığı gibi, Allahü teâlâyı düşünmek ve Ona yapılan şükür azaldıkça, Ona giden yoldan uzaklaşılır. Hâlbuki her gün muntazam yapılan ibadet, Allahü teâlânın doğru yolunda istikrarlı şekilde ilerlemek demektir.

Her Müslümanın, Allahü teâlâyı çok hatırlaması, kalbine Allah sevgisini yerleştirmesi lazımdır. Kalb, Beytullah yani Allah’ın evidir. Bir eve sahibi sokulmazsa, eve de, sahibine de, düşmanlık edilmiş olur. Beş vakit namaz, insanı bu felaketten kurtarmaktadır. Dünya işlerine, dünyanın geçici zevklerine dalarak, Allah’ı unutan insana, namaz, Rabbini hatırlatmaktadır.

 
Namaz kılan için bu güzellikler varsa namaz kılmayanlar için bunun tam tersidir

SABAH NAMAZI...


Ölümün acısını hissettirmez...


ÖĞLE NAMAZI...


Mahşerin sıkıntısından kurtarır...


IKINDI NAMAZI...


... Kabrin karanlığından aydınlığa kavuşturur...


AKŞAM NAMAZI...


Sırattan hızla geçmemizi sağlar...


YATSI NAMAZI...


Cehennem azabından korur....


{namaz kılan için bu güzellikler varsa namaz kılmayanlar için bunun tam tersidir. Artık namaz kılmayanlar bir durup düşünsün ve ne kadar zararda olduklarının farkına varsın... }

 
NAMAZ HAKKINDA

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Kim ki abdestini güzel alır, namazını vaktinde kılar, rükû ve sücûdunu tamamlar, huşûuna riâyet ederse o namaz beyaz ve parlak olduğu halde yükselir ve benim hakkıma riâyet ettiğin gibi Allah da seni korusun der. Kim ki abdestini güzel almaz, namazı vaktinde kılmaz, rükû, secde ve huşûuna riayet etmezse, siyah ve karanlık olduğu halde yükselir ve beni zayi’ ettiğin gibi Allah da seni zayi’ etsin der, Allâhü Teâlâ’nın dilediği yere gittikten sonra bir paçavra gibi dürülür ve adamın suratına çarpılır.

Hz. Ali bin Ebi Talib (Kerrema’llahü vechehu) namaza duracağı vakit benzi sararır ve vücudu titrerdi. “Sana ne oluyor, yâ Emire’l-Mü’minin?” diye sorduklarında: “Allâhü Teâlâ’nın, yerlere, dağlara ve göklere arz edib de onların kabulünden kaçındıkları ve benim boynuma aldığım ilahi emaneti ödeme zamanı gelmiştir, nasıl korkmayayım?” diye cevab verirdi. Hz. Ali (r.a.) abdest alırken rengi solardı. Bunun sebebini sorduklarında: “Kimin huzuruna çıkmak için hazırlandığımı bilmiyor musunuz?” diye cevab verirdi.

Hatem-i Esam’a (r.h.) nasıl namaz kıldığı soruldu: “Vakit yaklaşınca güzelce abdestimi alır, namaz kılacağım yere gider, orada oturur, aklımı başıma alır, sonra namaz için ayağa kalkarım. Kabe’yi iki kaşım arasına, Sırat’ı ayaklarımın altına, cenneti sağıma, cehennemi soluma alır, Azrail’i tepemde ve bu namazı son namazım diye kabul eder, korku ve ümit ile huzur-i Rabbü’l-Âlemîn’de durur, tahkik ile tekbir alır, ağır ağır ve manasını düşünerek Kur’ân okurum, tevazu ile rükû eder, huşû ile secdeye kapanırım. Sağ ayağımı diker -sol ayağımı yatırır- üzerine otururum. Namazımı ihlas ile kılarım. Ondan sonra da yine kabul olup olmadığını bilemem, korkusunu duyarım.” diye cevab vermiştir.

(Abdullah) ibn-i Abbas (r.a.) manasını düşünerek huzur ve huşu ile kılınan iki rek’at namaz, gafil kalb ile akşamdan sabaha kadar kılınan namazdan hayırlıdır, buyurmuştur.
 
Namazın vacipleri hakkında

Namazın vacipleri nelerdir

Namazın Başlıca Vacipleri Şunlardır;

Namazın Vâcibleri

Namaza “Allâhü ekber” lafzı ile başlamak,

Fâtiha-i şerîfe okumak,

Fâtiha’dan sonra bir sûre veya kısa bir sûreye muâdil olacak kadar âyet okumak,

Kırâeti evvelki iki rek’ata tahsis etmek,

İki secdeyi birbiri ardınca yapmak,

Tâdil-i erkâna riâyet etmek. Yâni rükû ve secdeden doğrulunca ve diğer rükünler arasında mafsallar mutmain (her âzâ kendi mahallinde müstekar) oluncaya kadar beklemek,

Ka’delerde et-Tehıyyâtü okumak,

Namazın sonunda selâm vermek,

Öğle ve ikindi namazlarının farzlarında Fâtiha ve sûreleri gizli (sessiz) okumak,

Sabah, akşam ve yatsı farzlarıyla cuma ve bayram namazlarında imam olan kimse,

Fâtiha ve sûreleri cehrî (sesli) okumak,

Üç veya dört rek’atli namazlarda ikinci re’katten sonra oturmak,

Fâtiha’yı, zamm-ı sûre veya âyetten evvel okumak,

Namazda sehven terk edilen vâciplerden dolayı sehiv secdesi etmek,

Vitir namazında kunut okumak,

Secdeye alın ile birlikte burnunu da yere koymak.
 
Namazın önemi

Sual:
Bir arkadaş, (Namaz kılmakla Cennete girilemez) derken, başka bir arkadaş da, (Namaz kılmadan Cennete hiç girilmez) dedi. Hangisi doğru?

CEVAP


İki sözde de, doğruluk ve yanlışlık var. Cennete girmek için, namaz kılmak yeterli değildir. Namaz kılan, ehl-i sünnet itikadında değilse, mutlaka Cehenneme girecek, imanını kurtarabildi ise, sonunda Cennete girecektir. Fakat itikadı doğru olmayanın, iman ile ölmesi çok zordur. İtikadının bozukluğu küfre sebep olmuşsa, o zaman Cehennemde ebedi kalır.

Namaz kılmayan da, imanını kurtarabilirse, günahlarının cezasını çektikten sonra Cennete girebilir. Fakat namaz kılmayanın da iman ile ölmesi çok zordur. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Kıyamette önce, namazdan sorulacaktır. Namaz doğru ise, diğerlerinin hesabı, Allahü teâlânın yardımı ile kolay geçecektir. (2/67)
 
Namazın Esrarı

Osman ERSAN


Namaz, Allah teâlâ'ya yalvarışın yeri ve hâlis sevginin madenidir.

Esrarın meydanları namazda genişler ve ruhların ışıkları onda parıldar.

(Sadık Dânâ, Altınoluk sohbetleri, c. 5 s. 79)

Namazın bir şekli bir de ruhu vardır ki, her bir şartını rüknünü yerine getirmekle ruhuna eriler. Mesela namazın şartlarından birisi olan abdestin her bir farzında, sünnetinde, edebinde namazın dosdoğru kılınmasına insanı hazırlayan bir sır ve işaret vardır.

Abdestle dış organları temizleyen ve günahlardan arındıran kul, namazda nefsini ma'siyetlerden tezkiye, kalbini de kin, nefret, haset... gibi manevi hastalıklardan tasfiye eder. Namazda vücudunu Kabe-i Muazzama'ya çevirdiği gibi, kalbini de bütün varlığıyla Allah'a yöneltir.

Hangi namazı kıldığını ve kimin huzurunda bulunduğunu hatırlar.

Namazda "Allahü Ekber" diye tekbir alarak başlarken, "en büyük" vasfıyla Allah'ın büyüklükte eşsiz olduğunu, hiçbir mahlukun ibadetine olmadığını düşünür ve Allah'ın büyüklüğünü ve azametini de kalbinde hisseder.

Ellerini kulaklara kadar kaldırmak, kulun dünya işlerinin hepsini geriye atarak, dünyaya sırt çevirdiğine ve bütünüyle Allah'ın huzuruna vararak ilahi münacata yöneldiğine işarettir.

Tekbirden sonra kulun, efendisi önünde dikildiği gibi Allah'ın huzurunda durur. Ellerini bağlayarak gözlerini yere diker. Hiçbir uzvu kımıldamadan tam bir edeple "Sübhaneke" duasını okur. Tekbir Allah'ın huzuruna girmeye bu dua da Onunla konuşmaya başlamak olur.

Daha sonra şeytanlar, vesveseleriyle kalbi huzurdan ayırmaya, insanı şaşırtmaya çalıştıklarından; namaza girişin arkasından " Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım" diyerek gizli düşmanlar olan bu varlıkların şerrinden Allah'ın himayesine sığınır ve rahman ve rahim olan Allah'ın yüce ismiyle Fatiha suresini okumaya başlayarak Allah ile konuşmak şerefini kazanır. Artık kul, Allah ile mükâlemenin sonsuz lezzetini tadar. Bu süredeki mübarek duaların kabulü için "Amin" diyerek sözünü bitirir.

Biraz daha Kur'an okuduktan sonra onu yüce zatını saygıyla anıp tekbir getirerek rükûa varır. Rükûda kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayıp, bütün varlıkların kendisine muhtaç olarak sığındığı yüce rabbini "sübhane rabbiyel-azim" yani (yüce rabbimi tenzih ederim) diyerek azamet ve vakar duygusu ile üç defa tespih eder. Kul, bu hareketiyle "Rabbim! Günahkar vücudum senin huzurunda ve önünde eğilmiştir. Şüphesiz Sen ululuk sahibisin, Senin ululuğun önünde ben başımı eğiyorum." Demek ister.

sonra rükûdan doğrulur Rabbine hamdını sunar, tekrar tekbir alarak alnını yere koyar. Saygısı son haddine varınca üç defa "sübhane rabbiyel-ala" yani (en yüce olan rabbimi tenzih ederim) diyerek yüce rabbinin büyüklüğünü düşünerek arkası arkasına tespihlerle anar.

Bunun arkasından, Rabbine, büyüklüğüne layık bir şekilde hakkıyla ibadet edemediğini itiraf ederek tekbirle başını secdeden kaldırır.

(Hüseyin Cisri Efendi, Risale-i Hamidiyye, s 115).

Fakat secdeden başını kaldırınca, secde halinde daha şerefli ve faziletli bir ibadet olmayacağını düşünerek bir kere daha secdeye varır ve secde etmekten kaçınan şeytana tabi olmayacağını kuvvetle ifade etmek ister. Kul bu secdeleriyle şöyle söylemiş olur. "Ey rabbim! Benim bu en değerli ve şerefli organlarım senin huzurunda, senin bana lütfedip merhamet etmen için yerlere kapanmıştır."

Artık başını secdeden kaldırarak ta'zimle oturur. Ettahiyyatü'yü okurken; bir taraftan ondaki engin manaları tefekkür eder, diğer taraftan Hazret-i Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem- 'in miracından bir nasip almaya çalışır. Zira secdeden sonra teşehhüdde, enaniyyet perdelerinden kurtulmaya işaret olduğu gibi, Rabbani cezbelerle Hakkın cemalini görmeye vasıl olma işareti de vardır.

(Ramazanoğlu Mahmut Sami, Bakara suresi tefsiri, 28)

Daha sonra , namazı ümmetine bir hibe olarak getiren Peygamber-i zişana selam okur. Selam verirken sağdaki ve soldaki meleklere de selam verdiğini hatırlar. Sağa, sola selam verişte iki dare selam vermeye işaret bulunduğu gibi, sağdan cennet nimetlerine, soldan da lezzet ve şehvetlere davet eden her cahil davetçiye selama işaret vardır. Şekilciler namazı edadan selamla çıkarlar. Hakikat ehli ise, selamla namazı devam ettirmeye girerler. Nitekim Allah Teala: Onlar namazlarına devam ederler. Buyurmaktadır. (Mearic, 23)

Kulun Allah karşısında acizliğini sunan ilk hareketi, ellerini bağlayarak saygıyla durmasıdır. Bu ilerleyerek Allah'ın huzurunda baş eğme (Rükû) şeklinde gelişir. Bu, daha da ilerleyerek onun huzurunda yere kapanmak, başını yere koymak, alnını yere yapıştırmak (secde) şeklini alır. Namazın tamamı işte bu saygı ve duygudan ibarettir.

Namazın dış görünüşü içersindeki ruh budur. Bu yüzden de namaz, dünya ve ahiret saadetinin, huzurunun esasıdır.

 

Namazın Esrarının da Esrarı...

l - Farz olan namazların yani 5 vaktin rekâtlarının miktarı:

Sabah 2

Öğle 4

İkindi 4

Akşam 3

Yatsı 4 hepsi 17 rekâtdır,

Bunlara ilâveten farzlardan evvel ve sonra sünnetlerini Resulü Ekrem
vash etmiştir.

Sabah 2 evvel

Öğle 4 evvel 2 sonra

İkindi 4 evvel

Akşam 2 sonra

Yatsı 4 evvel 2 sonra hepsi 20 rekâtdır.

İkindi 4 evvel sünnet

Yatsı 4 evvel sünnet sünneti gayrı müekkede

Bunlar sünneti gayri müekkededir. Yani Resulü Ekrem bu sünnetleri bazen terk etmişlerdir.

Niçin: Diğerlerini terk etmemiştir. Onlar müekkede sünnetdir.Müekkede olanlardaki sırlar biraz evvelceki yazılarda izah edildi.Gayri müekkede sünnetleri bazen terk, Resulü Ekrem tarafından terkedilmesi en büyük sırdır ki bu gayrı müekkede sünnet çok mühimdir.Resul'ün terk etmesi meselesi de çok mühimdir.

Ömür boyunca bu gayri müekkede sünnetleri terketmeyenler de vardır ki bu nokta çok mühimdir. (Halvette söylenen sırlardandır.) İkindi vaktindeki gayri müekkede sünnetin kıymetini zedelemeye hiç gelmez. Yatsı da öyledir. Hiçbir sünnet namaz cemaatle kılınmaz. Kaza namazları da cemaatle kılınmaz.

İmam da seferi olsa, cemaatin hepsi seferi olsa seferi olarak cemaatle kılınmaz. Cemaatin hepsi seferi olsa, imam mukim olsa cemaat namazı imamla tam olarak kılmak mecburiyetindedir. İmam seferi olsa, cemaat mukim olsa, imam seferidir. Cemaat değildir. Cemaat namazı bozmadan tamamlar.

İkindi ve yatsı namazlarının 4 er rekât ilk gayrı müekkede sünnetlerinde 2. ve 1. inci kaidede (Ettahiyyatü) de Allahümme salli'ler okunur. Üçüncü rekâtda tekrar subahaneke okunur. Bunlar da gayrı müekkedenin sırrının anahtarıdır.

Resulü Ekrem'e namaz esnasında hiç vahiy nazil olmamıştır. Yalnız Kıblenin Kudüsten Mekke'ye çevrilmesi bir öğle namazının farzının üçüncü rekâtında çevril emri vahyolunmuştur. Namazı bozmadan bütün sahabelerle birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir.

Bir de ikindi ve yatsı namazlarının ilk gayri müekkede sünnetlerini kılarken vahiy gelmiştir. Namaz inkıtaa uğramıştır.

O sırada şu ayet inmiştir, (söylenemez) Kur'anın içine dalan ancak onu öğrenebilir. Bundan ötürü sünnet namazlar cemaatle kılınmaz.

Sabah namazı şükür namazı olduğundan sünnet evveldir. Akşam namazı hamd namazı olduğundan farz evveldir. Akşam namazı miraçta (Kabı kavseyn) de doğrudan doğruya Resul'e emrolunmuştur.

Kabı kavseyn: Bir yay miktarı Resulü Ekrem yanaşmıştır. Sabah ise miraçtan ayrılacağı zaman emrolundu. Sonradan ayet ile bildirilmiştir. Bu iki namazın emri sırasında vahiy meleği arada yoktur. Doğrudan doğruyadır.

Adatı ilâhiyede değişiklik ve istisna olmadığı için ayetle de te'kiden Cebrail ile miraçtan sonra bildirilmiştir. Hakiki namaz kılanın Resulü Ekrem'e en yakın olduğu zaman sabah namazının sünnetini kılarkendir.

Hak'la en yakın olduğu zaman, akşam namazının farzını kılarkendir. Onun için sabah namazının sünneti ile farzı arasında kelâm etme... Akşamın farzı ile de sünneti arasında kelâm etme. Bunları yapabilirsen her halde Cenabı Allah nasip eder namazın miraç olduğunu o zaman anlarsın, bize de dua edersin...

Sözümüzü dinle. Karıştırma... Hak'ka kasem ederim ki bu söz doğrudur. Biz lâf ile senin arana girmek selâhiyetimiz olmadığı gibi bir hiçiz ne oluyoruz. Bu esrar ledünni hareket ve fiillere girer. Ledünni manaya değil... Alıklaşma... Tehlikeli sırlardır burası...

Elhamdülillah...

Namaz beş vakittir niçin. Bu vakitlerde ne oluyor ki en kıymetli ibadet olan namaz bu tesbit edilen vakitlerde kılınıyor. Ve vakit de farzdır. Bunu da bilmek lâzımdır. Amma kime.. Onu bilen bilir. Fetvayı Hindide; farzın, sünnetin, vacibin kazası olur diye bir fetva vardır. Doğrudur. Yalnız gayri müekkede sünnetin kazası olmaz diye de bir işaret vardır. Bu niçindir.

Bozulan namazın kazası yoktur, iyadesi vardır. Bunu da unutma. Yukarda belirttiğimiz bu hususları daha iyi anlamak için şunları düşün Seher vakti neler oluyor. Hayvanlarda. Nebatlarda. Yıldızlarda. Havada. Bunlan evvelce izah etmiştik.

Akşam güneş battığında bulunduğun yerdeki olanları yukardaki düşünce ile yine düşün. Sabah yıldızı parıldar. Birden hareketsiz kalır. Hayvanlar melemez. Bir meltem eser on dakika. Şebnem düşer. Sonra horoz öter. Namaz vakitlerinde sabah akşam (vakitlerinde) az çok bariz birşeyler oluyor.

Diğer öğle ikindi yatsı vakitlerinde de seçilmesi çok güç yine birşeyler oluyor. Bu vakitler farzdır. Birçok sahabelerin namaz vakti geldiği zaman yüzleri solardı.

Resulü Ekrem'in mübarek yüzleri dolukurdu. Bu ne demektir...Cuma günü öğle vaktindeki vakte ikinci bir farz vakit yüklenir. Cuma yalnız erkeklere gibi görünse de kadınlara bu vaktin farzıyeti habersiz bir emir olarak bildirilmiştir.

Cuma namazı emrolunan Cuma suresini oku. Anlamaya çalış.Orada da gizli bir ayet vardır. Ondaki manayı anlamaya savaş.Çabalamadan olmaz bu. Bu işde armut piş ağzıma düş yok ağam.

Resulü Ekrem'in şu kat'i tavsiyesini de unutma:

Cuma günü bana çok salât getirin. O gün bana melekler selâtı hemen getirirler. Ne demektir bu... O da bunlan nereye gönderiyor bilir misin? Nereden bileceksin. (Makamı Mahmud). Bütün bu selâvatlarla birlikte kendi selâvatıyla gönderiyor.

Bundan dolayı şefaat Resulullah'a verilmiştir.

Namazda cesede ait tadili erkân vardır. Bu farzdır. Bu hareketler ledünni hareket ve fiillerdir.

Miraçta Resul Kudüs'e oradan semavata gitti. Bu beşeri dünyevi hareket değildir. Amma cesetle gitmiştir. Cesede ve ruha farz olanlar vardır. istikbali kıble Vakte niyet Ruha ait farzdır bunlar. Bu niyet daha ziyade nefse. Kıraat ise nefsin ruha bağlanmasıdır. Bu da ledünnidir. 9.4.1982 Cuma

Not: Yukarıdaki yazı M.Derman'ın "ALLAH DOSTU DER Kİ...YAZILMAMIŞ SIRLARIN İLKİ YAZILACAK SIRLARIN SONU 2. CİLT" eserinden alınmıştır.

 
NAMAZI İLK VAKTİNDE KILMAK

13271955481655.gif

Mâûn Sûresi: “O namaz kılanların vay hallerine ki onlar namazlarından yanılmışlardır (ehemmiyetinden gaflet edip vaktini tehir etmişlerdir).” (Mâûn Sûresi, âyet 4-5)​

Hicrî:
23 Safer 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]​


NAMAZI İLK VAKTİNDE KILMAK


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Namazın ilk vaktinde kılınmasında Allâh’ın rızâsı vardır, orta vaktinde kılınmasında Allâh’ın rahmeti, son vaktinde kılınmasında ise Allâh’ın affı vardır.”​

“Kul, namazını ilk vaktinde kıldığı zaman namazı, nurlu olduğu halde semaya yükselir, arşa kadar ulaşır.

Kıyâmet gününe kadar sahibine istiğfar eder ve şöyle der: “Beni muhafaza ettiğin gibi Allah da seni muhafaza etsin.”

“Kim tam bir abdest alır ve sonra namaza durur, rükûunu, secdesini ve kıraatini de tam yaparsa namazı o kimseye şöyle der:​

‘Beni muhafaza ettiğin gibi Allah da seni muhafaza etsin.’ Sonra parlak bir nur olarak semaya yükselir.

Semanın kapıları ona açılır ve Allâhü Teâlâ’ya kadar ulaşır, sahibine şefaatçi olur.​

Eğer namazın rükûunu, secdelerini ve kıraatini zayi eder (usulüne uygun olarak yapmaz) ise namaz şöyle der:​

‘Sen beni zayi ettiğin gibi Allah da seni zayi etsin.’

Sonra bir zulmet olarak yükselir, semaya kadar ulaşır.

Ancak semanın kapıları kapanır. Eski bir elbisenin dürüldüğü gibi dürülür ve sahibinin yüzüne çarpılır.”​

İbn-i Mesud (r.a.) anlatıyor:​

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e ‘Hangi amel daha faziletlidir?’ diye sordum.​

“Vaktinde kılınan namaz, ana babaya iyilik etmek ve Allah yolunda cihad etmektir.” buyurdular.

Hicrî: 23 Safer 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]​

 
Geri