Namaz

Konu sahibi son olarak 2631 gün önce görüldü
Sabır ve namazla yardım isteyiniz

Evet, her an her zaman, her yerde, her durumda Allah’tan yardım isteyeceğiz. Dileklerimizi-temennilerimizi Ona arz edeceğiz.

Ama nasıl?

Şartları var mı?

Varsa nelerdir?..

Zira şartlarına riayet edilmeden yapılacak istekler, müracaatlar karşılık bulmaz, talepler tahakkuk etmez.

İşte tam da bu noktada Rabbimiz bize, zatından yardımı nasıl, neyle istememiz gerektiğini açıklayarak buyuruyor ki:

“Ey İman edenler! Sabır ve namaz ile (Allah’tan) yardım isteyin! Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” (1)

Önce sabır ve kararlılığa alışınız; nimetlerin kendilerine göre zahmetleri de vardır. Allah''ın bütün nimetlerine, hele sonsuz nimetlerin tamamına anahtar olan iman ve İslâm nimetine şükretmek ve özellikle bunu “ihsan” mertebesinde eda edebilmek elbette kolay değildir. Siz bu girip yüreyeceğiniz yolda ebedi bir gayeye yürüyeceksiniz... Yürürken imtihanlar geçirecek, biri içte, diğeri dışta iki büyük düşmanla çarpışacaksınız.

Bir taraftan nefislerinizin heves ve arzusu, diğer taraftan kâfirlerin, hak düşmanlarının hücum ve eziyetleri ile uğraşacaksınız. Bunlara karşılık vermek ve kendinizi savunmak için cihada ve savaşa mecbur olacaksınız. Bazı zahmetler ve meşakkatler göreceksiniz.

Ruhen ve bedenen nefsinizi terbiye etmezseniz, sabır ve tahammüle, kararlı ve metin olmaya alışamazsınız, Allah''ın yardımının ilk sebeplerinden birini kaybetmiş olursunuz, tehlikeye uğrarsınız. En ufak bir sıkıntı, bir acı karşısında korkmaya, sızlanmaya başlarsınız. Ümitsizliğe ve gevşekliğe düşersiniz. Şunu biliniz ki; sabır, her başarının başıdır.

İmandan sonra takip edilecek yolun başı sabır, ahlâkın başı sabır, ilmin başı sabır, amelin başı sabır, kısaca varlık âlemini tanımanın başı sabırdır.

Sabırsızlık; acele etmek ve bir anda her şeyi istemektir. Halbuki yaratıklar, zamana bağlı olup, terbiye kanununa tâbidirler. Zaman ise peşpeşe gitmek, yavaş yavaş olmak demektir. Bunun için yaratıkların tam başarıya ulaşmaları derece derece bir silsile takip eder. Bu da sabra bağlıdır. Her şeyi bir anda istemek, hiçbir şey istememektir. Hatta yaşamak, sabretmektir.

Âlimler sabrı iki kısma ayırırlar:


1) Kötü şeylerin acısına sabır ve tahammül ile güzel sonuçlarını beklemek,

2) Çabucak gelecek olan lezzetten ve şehvetten uzak durmada sabırla, onların kötü sonuçlarından sakınmaktır.

Bunların biri müsbet/olumlu, diğeri menfi/olumsuz şekilde bir sabırdır. Birincisi, acı ilaçlarla tedavi gibi vazifeye atılmak; ikincisi, zehirli tatlılardan sakınmak gibi zararlı şeylerden kaçınmaktır.

Bununla beraber bazı durumlar vardır ki, orada sabır kötüdür, meşrû değildir. Öyle durumlarda hızla savunmak için hayatı feda etmek daha çok tercih edilir ve belki de vâcib olur.

Bu âyetteki “es-Sabru” kelimesinin “elif lâm”ı ahd-i hâricî olmak üzere burada sabrın çeşitlerinden oruç veya cihadın kastedildiği nakledilmektedir. Fakat muhakkik (araştırmacı) âlimlerin tercihine göre “lâm” cins içindir. Oruç ve cihad ile beraber diğer sabır çeşitlerini de içine alır.

Kısaca ahlâkta, imandan sonra sabır, ilâhî yardımın ilk celbedilme (kendine çekme, getirme) yoludur.

Namaz da böyledir. Ruhun düzelmesinin, bedenin intizama girmesinin, sabır ve vakarın, ruhî ve bedenî her vazifenin, dünya ve ahiretle ilgili her olgunluğun düzenleyicisi olan, gerek şahsî/kişisel ve gerekse içtimai-sosyal her özelliği içine alan ve ümmet teşkilatının en birinci ve en esaslı belirtisi bulunan namaz, imanın en büyük güçlendiricisi, bütün ibadetlerin ve amellerin başıdır. Müminlerin miracı, âlemlerin Rabbine beden ve candan durumlarını arz etmek suretiyle niyazları, kısaca zikir ve şükrü içine alan bir ibadet olduğu için, ilâhî yardımın en önde gelen ve en yakın celbedilme yoludur.

Kıblenin taşıdığı önem de ilk önce bunun içindir. Bu sebeple namaz, sabır gibi sade bir vasıta değil, aynı zamanda Allah''a bir kavuşma olmak üzere en büyük bir zevk gayesidir. Bu sayede Allah''tan başka tüm mâsiva (varlık âlemi)dan çıkılır; acılar, kederler silinir. Kul ile mabud buluşma meclisinde beraber olur.

Bunun içindir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Namaz göz aydınlığım kılındı.” buyurmuş, en büyük zevk ve sevincin namazda hasıl olduğunu göstermiştir.

Yukarıda kıblenin önemi hakkında gelmiş olan âyet-i kerimeler, onun mevzusu olan namazın Allah katında taşıdığı kutsal kıymeti anlatmış bulunduğundan burada yalnız sabrın kıymetini bildirmek için şöyle buyuruluyor:

Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir. O''nun en güzel isimlerinden biri de “Sabûr” ism-i şerifidir. Her kimde sabır varsa onda Allah''ın kudretinden bir tecelli kokusu vardır. Hele bu sabırlı kimseler bir araya gelip bir cemaat olurlarsa, mutlaka Allah''ın yardımına ererler. Allah onların daima dostu ve velisidir. Dualarına, isteklerine cevap vermek için Allah''ın yardımı daima onların yanlarında dolaşır. Bu beraberliği göstermeyen, gizleyen şey ise o sabırlı kimselerin dağınık bulunmalarıdır.

Yakınlık ve beraberlik ifade eden “ma'a” kelimesi çoğunlukla kendisine tabi olunanın başına gelir. Buna göre; “Allah sabredenlerin beraberindedir.” buyurulmasında Allah'ın, kullarına şeref bahşetmesindeki yüceliği gösteren büyük bir incelik vardır.

Ebussuud Efendi merhum, bu inceliğin açıklamasında demiştir ki: “Çünkü, sabırlı olmaya gerçekten girişenler, sabırlı kimselerin cemaatidir. Bu bakımdan bunlar, kendilerine uyulan kimseler olarak gösterilmiş oluyorlar...” Yani bu beraberlik, çalışıp elde edilecek şeylerde Allah''ın iradesinin, kulların iradesinin arkasından geldiğini ifade etmektedir. Böyle olunca Allah''ın “Rahîm” (çok merhamet edici) sıfatının hükmü olan bu ilâhî şerefi bahşetmenin, kullar hakkında ne büyük bir lûtuf olduğunu inceden inceye düşünmek gerekir. Sabır meselesinin bütün anahtarı bu noktadadır. Şunda da şüphe edilmemelidir ki, Allah''ın kullarına bu şerefi bahşetmesi, Onun iradesine bağlı bir lûtuftur.

İşte ey müminler! Bunu bilerek zikir ve şükür yolunda sabırla yardım dileyiniz. Bu yolda Allah''ın düşmanlarıyla, malla canla cihada ihtiyaç duyarsanız onu da yapınız. Bu uğurda kaybınız bulunursa onların acılarına, ayrılıklarına da katlanınız. (2)
* * *

Yine bir başka ayet-i kerimede Mevlamız buyuruyor ki,
“(Ey mü’minler!) Bir de sabır ile namaz ile Allah’tan yardım isteyin. Gerçi bu (namaz), nefislerinize ağır gelse de Allah’a saygılı kimselere ağır gelmez." (3)

Cenab-ı Hak’tan yardım istemek öyle sadece “Ya Rabbi, bize yardım et!” niyazıyla, ya da “Ya Rabbi şunu ver, bundan koru!” demekle olmaz.

Yardım isteyen kişi, öncelikle bütün zorluklara sabredecek; ayrıca temiz bir abdest alıp namaz kılacak. Başını secdeye koyup gözyaşı dökecek… Böylece kalben Allah’a arz-ı teslimiyette bulunarak maddi-manevi işlerinin hallini Allah’tan isteyecektir.

Sevgili Peygamberimiz bir hadisinde buna işaret ederek şöyle buyuruyorlar: “Eğer Allah’tan hakkıyla korkabilseydiniz, O, yanında cehil olmıyan gerçek ilmi size elbette öğretirdi. Ve Allah’ı gerektiği gibi bilebilseydiniz, tanıyabilseydiniz, o zaman elbette sizin dualarınız ile dağlar bile yerinden devrilir giderdi. (4)
* * *

ALLAH’TAN YARDIM NASIL İSTENİR?


1. Evvela Peygamberimiz (s.a.v.)…

Hz. Ömer (r.a.) anlatıyor:
İslâm’ın ilk harbi Bedir’de Allah’ın Resulü şöyle bir müşriklere baktı, birde kendi ordusuna... Onlar 1.000 kişi kendi ordusu sahabileri ise 300 kişiydiler. Onların birçoğu binekli, Rasûlüllah’ın ordusunda bineği olan ancak 3 kişi vardı. Bunun üzerine Peygamber (a.s.) kıbleye döndü (Demek ki duada kıbleye dönmek de Rasûlüllah’ın sünnetidir ve şarttır!) Ve Rasûlüllah ellerilni açarak “Ey Allah’ım! Bana olan va’dini bugün yerine getir. Ey Allah’ım! Bana va’d ettiğini ver. Ey Allah’ım! Şu bir avuç Müslüman topluluğu bugün mağlup ve helak olursa, yeryüzünde sana hakkıyla ibadet edecek kimse kalmıyacak.” Hz. Ömer devamla şöyle anlatıyor: Rasûlüllah Kıble’ye dönüp böylece yaptığı duasına gözyaşları içinde dakikalarca devam ediyordu. O kadar ki: Cübbesi omuzlarından düşmüş bunun farkında bile değildi. Hz. Ebu Bekir geldi: Ve onun cübbesini omuzlarına yerleştirdi. Sonra sırtını kendi göğsüne dayadı ve ona “Ey Allah’ın Peygamberi! Bu kadar iltica yeter, sen Rabbına yalvardın. O sana va’dini bugün –inşaallah- yerine getirecektir” dedi. Bunun üzerine Hz. Allah Cebrail’le (a.s.) ona, “Hani siz Rabbınızdan yardım istiyordunuz da, size “Ben işte ardı ardına 1.000 melek ile yardım ediyorum!” (5) ayetini gönderdi.

Bunun üzerine Rasûlüllah Efendimiz kıbleye döner, kendinden geçer, gözyaşlarını sel ederek isterse; ya bizim nasıl istememiz, nasıl yalvarmamız gerek?.. Öyle değil mi?

2. Hz. Ali Efendimiz ise, Bedir’de harbin en kızıştığı zamanda, Rasûlüllah’ı merak ettim. Acaba ne yapıyor? Bana bir emri olur mu, diye hurma dallarından yaptığımız çardağına yöneldim. Baktım ki içerde namaz kılıp secdeye kapanmış gözyaşları içinde, Rabbine iltica ediyor ve şöyle devam ediyordu: ‘Ya Rabbi! Eğer bu bir avuç Müslümanı bugün mağlup ettirirsen, senin İsm-i Celâl’ini anacak ve yükseltecek yeryüzünde kimse kalmıyacak. Ne olur zafer ihsan et Allah’ım!” Böyle yalvarıyordu. Gözyaşları ise, mübarek sakalından elbisesine doğru akıyordu...

3. Hz. Ömer zamanında İran’da muhasara edilen bir kale bir ay kadar dayanıyor, bir türlü düşmüyor ve teslim alınamıyordu. Çaresiz kalan ordu komutanı durumu Hz. Ömer’e bildirdi. Hz. Ömer ona: “Orduyu kontrol et, mutlaka içinde bir günahkâr var. Onu bul ve tevbe etmesini sağla” diye emretti. Komutan tek tek orduyu arattı. Sordu, soruşturdu; kimsenin belirli bir günahı yoktu. Tam umudunu kesmişti ki bir mücahit ayağa kalktı ve “Ben bu harbin başladığı gece, misvağımı kaybettim. O gün bugündür misvak kullanmıyorum. Böyle abdest alıp, namaz kılıyorum. Belki bu fethe mani olan günahkâr benim” dedi. Ve hemen bir misvak bulunup kendisine verildi, biraz sonra da kalenin fethi nasip oldu. (6)

Misvak ta ne ki demeyelim! Hz. Aişe Validemiz anlatıyor: “Rasûlüllah’ın dünyadan son arzusu, misvak kullanmak olmuştu. Ben de kardeşimden aldığım misvağı ağzımda yumuşattıktan sonra onun ağzına vermiştim. İşte Rasûlüllah ruhunu böyle teslim etti” buyuruyor.

Ve yine Rasûlüllah Efendimizin, misvak kullanmaya teşvik eden pekçok hadisleri vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:

“Ümmetime zor gelmeyeceğini bilseydim, her namazdan önce misvak kullanmalarını emrederdim. (7)

“Dört şey peygamberlerin (aleyhimüsselâm) sünnetlerindendir: Haya, güzel koku sürünmek, misvak ve nikâh.” (8)

“Misvak ağzı temizler, Rabbi râzı eder.” (9)

“Misvak kullanarak kılınan namaz, misvak kullanmadan kılınan namazdan 70 kat efdaldir.” (10)

“Cebrail (a.s.) misvak üzerinde o kadar ısrarla durdu ki, (ayet inecek) farz olacak diye korktum.” (11)

4. Kosovo’da Sultan Murad, Haçlı ordularına karşı otağını bir tepenin üstüne kurmuştu. Oradan haçlılara bakınca, onların çoklukları ve güçleri karşısında dehşete düşmüştü. Sabaha kadar uyumadı, namaz kılıp Allah’a yalvardı. Ve sonra ellerini açıp şöyle dua etti: “Ya Rabbi! Benim günahlarımın çokluğu sebebiyle Ümmet-i Muhammed’i düşmanlarımız karşısında mağlup, münhezim eyleme! Onlara zafer ihsan eyle ama bu zafere bir kurban lazımsa, sen beni bu zaferin kurbanı eyle Allah’ım!” Ve öyle de oldu...

5. Hz. Fatih İstanbul’un fethinde 58 gün fetih nasip olmayınca ve Akşemseddinin müjdesi de gecikince, Hz. Fatih daha fazla dayanamıyor, atını Akşemseddin Hazretlerinin çadırına doğru sürüyor ve bir kılıncı ile Akşemseddinin çadırını ikiye bölüyor. Bir de ne görsün, Akşemseddin’in secdede mübarek gözlerinden akan yaşlar çadırının dışına kadar çıkmış. Atından atlıyan Fatih üstazının ellerine ayaklarına kapanıyor. Derken, surlarda Abdulhalık-ı Gucduvanî (k.s.) ve bütün ervah-ı mukaddesse teşrif edip, tecelli ediyor. Abdulhalık Hazretleri “Biz de varız. İşte geldik, biz de buradayız." diyor.

Ya Allah bismillah, Allahu ekber sedaları ile Ulubatlı Hasan’ın surlarda İslâm’ın bayrağını dalgalandırdığını görüyor. Ve tekbirler surlardan Arş’a yükseliyor. Ve yine bu manzara karşısında iki Sultan yerlerdedir... Biri sürünüyor, öbürü ise secde...

Biri Kostantin, bu mağlubiyete ve hezimete dayanamıyor kendini askerlerinin atlarının ayakları altına intihar etmek için atıyor. İşte böylece yerdedir.

Diğeri ise Sultan Fatih, atından atlamış Allah’ın ihsan ettiği bu zafer karşılığında ve Rasûlüllah’ın müjdesine mazhariyete teşekküren secdeye kapanmıştır. O da secde-yi şükr etmekte ve sevinç gözyaşları sel olup akmaktadır.

6. İmam-ı Rabbani Hazretleri Mektubat’ında, “Gaza askeri (muzafferiyet için), dua askerinin duasına muhtaçtır” buyuruyor. Ama nasıl dua!

“Ağlıyarak, çeneleri üzerine (yüzleri üzerine) kapanırlar. Kur’an ise, onların huşuunu (tevauzuunu) arttırır." (12)

İşte böyle cihada hazırlanılır ve sonra da Allah’a gözyaşları içinde niyaz edilirse, Allah’ın da yardımı ile zafer muhakkak olur.

Nitekim Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Andolsun ki, biz senden önce kendi kavimlerine nice peygamberler gönderdik de onlara açık deliller getirdiler. (Onları dinlemeyip) günaha dalanların ise cezalarını hakkıyla vermişizdir. Mü’minlere yardım etmek ise, bizim üzerimize bir hak olmuştur, (yardım etmek de bize düşer)“ (13) Ama mü’min olmak, hakiki mü’min olmak öyle kolay mı?
* * *

ASHAB-I KİRAM’DAN BİR ÖRNEK


Rasûlüllah Zaturrikâ harbindedir (ayakları parçalayan harb ve bezler ile Ashabın ayaklarını sardığı harb olduğu için, bu ismi almıştır). İşte bu harpte bir kadın da esir alınmıştı. Bu kadının kocası dönüşte gizlice Rasûlüllah’ın ordusunu takip ediyor ve bir gece orduya yetişiyor. Ordu çok yorgun düşmüştü. Peygamberimiz, yorgun, bitap ve bitkin düşmüş Ashabına, “Bu gece bizi kim bekleyecek?” diye sormuş, Ashaptan Ammar bin Yasir ile İbad bin Beşir, “Biz bekleriz ya Rasûlellah!” demişlerdi. Ve izin alıp, beklemek üzere vadinin baş tarafındaki boğaza çıkmışlardı. İbad, Yasire: “Gecenin hangi kısmında beklemek istersin?” diyor Yasir de: “Sonunda beklemeyi tercih ederim” deyince, İbad nöbeti alır Yasir de istiharata çekilir. Ama İbad nöbetinde boş duracak değildir, hemen abdest alır namaza durur. Kadının kocası da saklandığı yerden ona bir ok atar ve saplar. İbad oku namazda çıkarır ama namazını bozmaz devam eder. Adam bir ok daha saplar, İbad yine namazını bozmaz adam bir ok daha atıp saplayınca, İbad, kan kaybından taakatının bitmek üzere olduğunu anlayınca, son gücüyle rukua secdeye gider, namazı bitirir ve Yasir’i kaldırır. Yasir İbad’ın durumunu görünce, hayret içinde ona: “Bu ne hal? Neden daha evvel beni uyandırmadın?” deyince, İbad: “Ya Ammar! Taakatımın yeteceğini bilseydim, namazda başladığım Kehf suresini bitirmeden selam vermez ve seni de uyandırmazdım” dedikten sonra sözlerine şöyle devamla ediyor: “Vallahi Rasûlüllah’ın korumayı emrettiği bu boğazı korumayıp, kaybetmiş olmaktan ve Rasûlüllah ile kardeşlerime zarar vermekten korkmasa idim, namazı bozmayacak, seni de uyandırmayacaktım.” Şehadet getiriyor ve ruhunu teslim ediyor. (14)

Bir hadis-i şerif:
“İmanın en faziletlesi sabırlı olmak ve güleryüzlü, iyi insan olmaktır.”

Bir başka hadis-i şerif de şöyledir:
“Muhakkak ki sabır, öfkenin ilk bastığı andadır.”

Zira insan bir anda öfkelenip, bir talak (boş ol) kelimesiyle mes’ud ailesini-yuvasını, yine kızgınlık halinde söyleyeceği bir küfür kelimesiyle de Allah’ın evi olan kalbi yıkar, harabeye çevirebilir.

Bunun için Rasûlüllah Efendimiz öfkelenen insanın hemen abdest almasını tavsiye ediyor. Ve “Öfke ateştir, onu abdest suyuyla söndürün” diye emrediyor.

Öfkeli insan bu tavsiyeye uyarsa, bu müddet zarfında öfkesinin gelip geçtiğini görecektir.
* * *

SABRIN KARŞILIĞI HESAPSIZDIR


Cenab-ı Hak Kur’an’ı Kerim’inde sabredenlere hesapsız mükâfat va’d ederek şöyle buyur
uyor: “(Resulüm) söyle: Ey inanan kullarım! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah''ın (yarattığı) yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenlere, mükafatları hesapsız verilecektir." (15)

Müfessirler, “bi gayri hisab”dan murad şudur diyor ve şu açıklamalarda bulunuyorlar: Sabredenlere Allah’ın vereceği nimet ve ecir, akıllara sığmaz ve bizim aklımız o mükâfatı kavrayamaz. Onun nev’inin-cinsinin ve miktarının ne olduğunu ancak Hz. Allah bilir, diyorlar.

Son devir dersiamlarından ve Nakşi yolu Müceddidin kolu silsilesinin 33. halkasını teşkil eden üstazım Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) hazretleri, “Bazı Ehlulullah ise bu ayete şöyle bir bâtıni mana vermişler ve buyurmuşlardır ki: Buradaki ‘ecir’ kelimesini ele alalım. ‘Elif’ten murat Allah’tır’, ‘Cim’den murat Cemâlullah: Allah’ın cemâli’, ‘Re’den murat: Ru’yetullah yani Allah’ın cemâlini görmektir. Ve o zaman mana şudur: Kim sabrederse, yarın mükâfat olarak Allahu Teala, cennetinde, ona bizzat cemâlini gösterecektir, demişlerdir.”

İşte bunun için Hz. Allah, “Sabredenlerin ecri hesapsızdır” buyuruyor. Çünkü insanların aklı bugün bunu almaz, anlayamaz.
* * *

SABIRLA ALAKALI BAZI KISA HADİSLER

“Muhakkak sabır dinin yarısıdır.”

“Sabır kurtuluşun anahtarıdır.”

“Sabır, cennetin anahtarıdır.”

“Sabreden mutlaka zafere erer.”
* * *

ASR-I SAADET’TEN GÜZEL BİR TABLO

“Bir gün Peygamberimiz 4 veziri (yardımcısı, yakın arkadaşları ile) toplandı ve Peygamberimiz onlara herkes dünyadan en çok sevdiğini söylesin buyurdu. Ve ilk sözü Peygamberimiz alarak şöyle buyurdu:

“Bana dünyanızdan 3 şey sevdirildi:


1. Temiz ve güzel olan her şey ve koku.

2. Hanımlar.

3. Namaz, ki o benim gözümün nuru kılındı.”

Dikkat: Ben dünyanızdan sevdim değil, bana (Allah tarafından) sevdirildi, buyuruyor.

Sonra Hz. Ebu Bekir söz alarak, “Bana da dünyadan 3 şey sevdirildi” diyor ve şöyle sıralıyor:

1. Senin yanında oturmak.

2. Senin mübarek yüzüne bakmak.

3. Bütün malımı Allah yolunda harcamak.

Sonra Hz. Ömer söz alıyor ve şöyle diyor: “Bana da dünyadan şu 3 şey sevdirildi:

1. İyiliği emretmek.

2. Kötülüğü önlemek.

3. Allah’ın emirlerini yerine getirmek.

Sonra Hz. Osman söz aldı: “Bana da dünyadan 3 şey sevdirildi ya Rasûlellah!” dedi.

1. Yemek yedirip, fakirlere ikram etmek.

2. Selamı yaymak.

3. İnsanlar uyurken, gece kalkıp namaz kılmak.

Sonra Hz. Ali, “Bana da dünyadan 3 şey sevdirildi ya Rasûlellah” dedi:

1. Misafire ve fakirlere ikramda bulunmak.

2. Sıcak yaz günlerinde oruç tutmak.

3. Senin önünde kılıncımla düşmanlarla harb etmek.

Bu anda Cebrail (a.s.) indi ve dedi ki: “Ya Rasûlellah! Bana da Allah dünyanızdan 3 şeyi sevdirdi:


1. Fakirleri yetimleri sevmek, korumak.

2. Emanetleri yerli yerine eda etmek.

3. Peygamberliği tebliğ etmek.

Bunun üzerine Cenab-ı Hak Peygamberi Muhammed Mustafa’ya (s.a.v.) şöyle vahy etti:

“Ya Muhammed! Ben de dünyanızdan 3 şeyi sevdim.

1. Sabreden bedeni (insan).

2. Zikreden dili.

3. Şükreden kalbi.

İşte bunun üzerine Peygamberimiz ellerini açıp şöyle dua etti:
“Allah’ım! Muhakkak ben senden zikreden bir dil, sükreden bir kalp ve sabreden bir beden istiyorum." (16)

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kıyamet günü dünyada belaya uğramış Allah’ın kulları huzura getirildiklerinde, onlar için ne amel defteri açılacak, ne mizan kurulacak, ne de sırattan geçirileceklerdir. Onların üzerine Allah’ın ecir ve mükâfatı akıtılmakla akıtılacaktır.”
* * *

NAMAZLA ALLAH’A İLTİCA


Peygamber Efendimiz, “Biriniz her hangi bir işte sıkıntıya düştüğünde temiz abdest alıp, iki rek’at namaz kılarak Allah’a iltica etsin” buyurmuşlardır.

Nitekim ceddimiz-dedemiz İbrahim (a.s.) Babil’den Şam’a hicret ederken, uğradıkları Babil şehrinin kolcuları (polisleri), hanımı Hz. Sariye’yi esir edip, meliklerine arz etmişler… Güzelliği karşısında hayran olan melikleri de, 3 defa Hz. Sariye’ye saldırmış. Perdeleri aradan kaldıran Hz. İbrahim, bu manzarayı görünce ve çaresiz kalınca namaz ile Rabbına iltica etmiş, her saldırıda zalimin eli kurumuş, hanımına tasalluta muvaffak olamamıştı.

Bunun İlahi bir mucize olduğunu anlamış, kendi cariyelerinden Hz. Hacer’i Hz. İbrahim’e hediye etmişti.
* * *

BEŞ ŞEYE SAHİP OLAN BEŞ ŞEYDEN MAHRUM OLMAZ

Hz. Ebu Hureyre (r.a) diyor ki: “Kime şu 5 şey nasip olursa, o kimse şu 5 şeyden mahrum olmaz:


1. Şükür: Kime ki, Allah’ın nimetlerine şükr etmek nasip olursa, mutlaka o kimse nimete daha çok mazhar olur. Çünkü Hz. Allah, “Hatırlayın ki Rabbiniz size: Celalim hakkı için, eğer şükredersiniz, elbette size ihsanınımı arttırırım. Ve eğer nankörlük ederseniz, bilin ki (o zaman) azabım çok şiddetlidir, diye bildirmişti.” (17)

2. Sabır: Kime ki musibete sabretmek nasip olursa, o kimseye mutlaka sevap ve mükâfat vacip olur. Zira Hz. Allah, “Muhakkak sabredenlere hesapsız mükâfat verilecektir” va’dinde bulunmuştur. (18)

3. Tevbe: Kime ki tevbe ve günahlardan pişman olup, Allah’a yönelme ve ona niyaz etme nasip olursa, ona da afv ve mağfiret nasip olur. Zira Hz. Allah, “Kullarının tevbesini kabul eden O’dur. O günahlarınızı afv eder ve her ne yaparsanız bilir” buyuruyor. (19)

4. Dua ve iltica: Her kime ki, Allah’a ihlâsla dua edip yalvarmak ve iltica etmek nasip olursa, o da er veya geç isabetten, icabetten, mahrum kalmaz. Arzusuna ulaşır. Zira Hz. Allah, “Rabbınız buyurdu: Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.“ (20)

5. İnfak:
Kime muhtaçlara yardım etmek nasip olursa, o kimse mutlaka ve en kısa zamanda Allah’tan karşılığını görür. Asla mahrum kalmaz, zira Hz. Allah buyurdu ki: “(Habibim) de ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden de) kısar. Siz hayıra ne harcarsanız, Allah onun yerine başkasını verir. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (21)
* * *

Velhasıl, duada sözünü, nazını-niyazını geçirmek için tıpkı oyuncak isteyen ve oyuncakçının önünden isteği alınmadıkça ayrılmayan ve gözyaşı döküp ağlayan çocuğumuz gibi, Allah huzurunda gözyaşı dökmeliyiz.

Veya aç kalan kedinin, mutfakta yemek pişiren kadının ayaklarına yüzünü-gözünü sürüp miyavlayarak yalvarması gibi yalvarmalıyız.

Dua ile dilekçeyi yazmalı;
ama o dilekçenin mührünün namaz, secde, gözyaşı olduğu asla unutulmamalıdır. (22)

KAYNAKLAR
(1) Bakara suresi, 153.
(2) Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, Eser Kitabevi, İstanbul, 1971, 1, 544-46.
(3) Bakara suresi, 45.
(4) Ramuzu’l-Ehadis, S. 357.
(5) Enfal suresi, 9; Buhari ve Müslim’den.
(6) Menakıb-i Cihar-i Yar-i Güzin, Hz. Ömer Bölümü.
(7) Buhari, Sahih, Cuma 8; Müslim, Sahih, Tahare, 2; Ebû Davud, Sünen, Tahare 25; Tirmizi, Sünen, Tahare, 18.
(8) Tirmizi, Sünen, Nikâh, 1; İmam Ahmed, Müsned, 5, 421.
(9) Buhari, Sahih, Savm, 27; Nesai, Sünen, Tahare, 4.
(10) İmam Ahmad, Müsned, 6, 272.
(11) İbn Mace, Sünen, Tahare, 7; Müsned, 5, 263.
(12) İsra suresi, 109.
(13) Rum suresi, 47.
(14) İslâm Tarihi, M. Asım Köksal, 4, 126.
(15) Zümer suresi, 10.
(16) Nesaihu’l-İbad isimli eserden.
(17) İbrahim suresi, 7.
(18) Zümer suresi, 10.
(19) Şura suresi, 25.
(20) Mü’min suresi, 60.
(21) Sebe’ suresi, 39; Tenbihu’l-Gafilin Tercümesi, C. 2, S. 599.
(22) el-Mevaizu’l-Mu’tebere, min Ayati’l-Mükerreme.
 
Cemaatle namaz hakkında

[FONT=verdana, geneva]Sual: Teheccüd namazı kılıyorum. Fakat sabah namazına camiye gelemiyorum. Bir mahzuru var mıdır?

[FONT=verdana, geneva]
CEVAP

[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Hazret-i Ömer, sabah namazında, camide Süleyman isimli bir genci göremeyince, nerede olduğunu sordu. Dediler ki:

[/FONT] [FONT=verdana, geneva](O, gece pek uyumaz. Teheccüd ve benzeri nafile ibadetle meşgul olur, belki şimdi uykuya dalmıştır.) [/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
Hazret-i Ömer buyurdu ki:

[/FONT] [FONT=verdana, geneva](Eğer bütün gece uyuyup da sabah namazını cemaat ile kılsaydı daha iyi olurdu.) [İmam-ı Malik][/FONT]

cemaat.jpg


[FONT=verdana, geneva]Cemaatle namaz kılmak Sünnet-i hüda, yani İslam’ın şiarı olan mühim sünnettir. Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan 25 veya 27 derece daha faziletlidir. Cemaatle namaz kılmanın önemi hakkında bildirilen hadis-i şerif meallerinden birkaçı şöyle:

[/FONT] [FONT=verdana, geneva](Beş vakit namazı cemaatle kılan, Sırat köprüsünü şimşek gibi geçer.) [Taberani][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Bir kimse, kırk gün sabah namazının ilk tekbirine yetişirse, kendisine iki berat yazılır: Cehennemden kurtuluş beratı ile münafıklıktan eminlik beratı.) [Ebuşşeyh][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](İlk tekbire yetişecek şekilde, kırk gün cemaatle kılana Cennet vacip olur.) [Ebu Ya’la][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Cemaatle namaz kılmak için bekleyen, hep namazda gibi sevap kazanır.) [Buhari][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Evi mescide uzak olanın [her adımına sevap verileceği için] sevabı daha fazladır.) [Buhari][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Peygamberin sünnetini [önem vermeyip] terk eden kâfir olur.) [Ebu Davud][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Cemaatin bir kısmı dua eder, ötekiler de âmin derse, o dua kabul olur.) [Hakim][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](İmam, namazı tamamlayıp cemaate yüzünü döndürünceye kadar onunla bulunan, gece ibadet etmiş gibi sevaba kavuşurlar.) [Tirmizi][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Namazlarını cemaatle kılanları Allahü teâlâ sever.) [Taberani][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](En kıymetli yer mescitlerdir. Cami ehlinin en efdali, ilk girip son çıkandır. Cemaate ilk gelen ilk müslüman olan gibi kıymetlidir.) [İ. Râfi’i][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Ezanı işitip de, cemaate gitmemek, münafıklık alametidir.) [İmad-ül-islam][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmamak münafıklık alametidir. Nasıl ki, yalan söylemek münafıklık alameti ise, cemaate gelmemek de münafıklık alametidir. Bu, cemaate gelmeyen münafık demek değildir. Kendisinde münafıklık alametinden bir alamet var demektir. Verdiği sözde durmamak da münafıklık alametidir. Sözünde durmayana münafık denmez. Fakat münafıklık alametinden birini işlemiş olur. Bu konudaki hadis-i şeriflerin mealleri de şöyle:[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
(Yatsı ile sabahı cemaatle kılmak, bizi münafıklardan ayıran alamettir. Münafıklar, yatsı ve sabah namazına devam edemezler.) [Beyheki][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Yatsı ile sabah namazını cemaatle kılmak, münafıklara çok ağır gelir. Eğer bundaki ecri bilselerdi, sürünerek de olsa, cemaate gelirlerdi. Namaza gelmeyenlerin evlerini yakmak istedim.) [Buhari][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Yatsıyı cemaatle kılan, gecenin yarısını, sabahı da cemaatle kılan, gecenin tamamını ibadetle geçirmiş olur.) [Müslim][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva](Yatsıyı cemaatle kılan Kadir gecesinden hisse almış olur.) [Taberani][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Fıkıh kitaplarında cemaate gitmemeyi mubah kılan mazeretler vardır. Böyle bir mazereti olmadan cemaate gitmemek caiz değildir. Bunlar evleri yakılmaya müstahak olan ve kendilerinde münafıklık alameti bulunan kimselerdir. Böyle kimselerden olmamaya dikkat etmeliyiz![/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Münafık, müslüman görünen kâfir demektir.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Bir mazereti olup da camiye gitmeyenlere de suizan etmemelidir![/FONT]
[/FONT]​
 
[FONT=verdana, geneva]Cemaatle namazın önemi[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Sual: Camide cemaatle kılınan namazın sevabının, evde cemaatle kılınan namazın sevabından 27 derece fazla olduğu söyleniyor. Bu, “evde cemaatle kılınandan” değil de, “evde veya camide yalnız kılınandan” olmayacak mı?[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
CEVAP[/FONT]


[FONT=verdana, geneva]Evet, “Evde veya camide yalnız kılınandan” olacak; çünkü Buhari ve diğer hadis kitaplarında bildirilen hadis-i şerifte, cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız kılınandan 25 ve başka rivayette 27 kat fazla olduğu bildirilmektedir. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:[/FONT]

[FONT=verdana, geneva](Başkasıyla birlikte kılınan namaz, tek başına kılınan namazdan daha çok sevabdır; iki kişiyle birlikte kılınan namaz da, bir kişiyle kılınandan daha çok sevabdır. Cemaat ne kadar çok olursa, sevabı daha çok olur.) [Tirmizi][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
namaz6.jpg


Camide kılmanın ise, ayrı bir sevabı vardır, yani camide namaz kılmak, evde kılmaktan daha sevabdır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:[/FONT]

[FONT=verdana, geneva](Evde kılınan namaza bir sevab, mahalle mescidinde yirmi beş sevab, Cuma namazı kılınan büyük camide beş yüz sevab, Mescid-i Aksa’da beş bin sevab, Medine’deki bu mescidimde elli bin sevab, Mescid-i haramda [Kâbe’de] yüz bin sevab vardır.) [İbni Mace][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Evde de cemaatle kılınsa, yalnız kılmaktan 27 derece fazla sevab alınır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:[/FONT]

[FONT=verdana, geneva](Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece daha faziletlidir.) [Buhari][/FONT]
 
[FONT=verdana, geneva]Sual: Camiye yani cemaate gitmemek için neler özür olur?

[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]CEVAP

[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Mazeretsiz cemaate gitmemek caiz olmaz. Çünkü bazı âlimler cemaate gitmeye vacip demişlerdir.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Şunlar, cemaate gitmemek için özür olur: [/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
1- Yağmur, çamur, şiddetli sıcak ve soğuk, gece şiddetli rüzgar, havanın çok kararması gibi hava muhalefeti.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]2- Felçli, yaşlı veya başka sebeple yürüyemeyen, bir ayağı kesik olan veya kör. [Bunların yardımcıları veya arabaları olsa da, gitmeleri gerekmez.][/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]3- Canına veya malına saldıracak düşman korkusu.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]4- Abdesti sıkışık olan.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]5- Hareket halindeki yolcu.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]6- Hastalığının artmasından veya uzamasından korkan hasta.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]7- Yerine bırakacak kimse bulunmayan hasta bakıcı.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]8- Nadir bulunan fıkıh dersini kaçırmak.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]9- Sofra hazır iken, sevdiği yemeği veya içeceği kaçırmak istemeyen.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]10- İmamın bid'at sahibi olduğunu veya abdestin, guslün, namazın şartlarını gözetmediğini bilen.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Cemaat ile kılınan namazın sevabı, yalnız kılınan namaz sevabından pek çoktur. Cemaatin bu kadar büyük fazileti, imamın namazının sahih olduğu takdirdedir.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]Eskiden İslamiyet kuvvetli olduğu zamanlarda, imamlara ve her müslümana hüsn-i zan edilirdi. Fakat şimdi, müslümanım diyenlerin ve imam olmak isteyenlerin bazısının, dinden, imandan haberi olmayan cahiller olduğu söz, hâl ve hareketlerinden anlaşılıyor.[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]
[/FONT]
[FONT=verdana, geneva]O halde, bugün Ehl-i sünnet itikadına karşı olduğu belli olmayan ve guslünü, abdestini ve namazını doğru yapabilen ve haram işlemekten sakınan imam bulup ona uymak lazımdır. Aksi takdirde cemaat sevabı değil, namazımız da elden kaçar. Fasık imamın arkasında kılınan namaz, Maliki’de sahih değildir. (Halebi) [/FONT]
 
Ayetlerin yanlış okunması namazın sıhhatini nasıl etkiler

ayet1.jpg


ayetler nasıl okunur kuran yanliş doğru nasıl okunacak

Ayetlerin yanlış okunması namazın sıhhatini nasıl etkiler


Ezberlenen ayet ve sûreler tekrar edilmediğinde yanlış okumaları da beraberinde getiriyor. Doç. Dr. Fatih Çollak, bu şekilde kılınan namazların sıhhatinin olumsuz etkilendiğini söylüyor. Çollak, namazların daha sahih olması için ayet ve sûrelerin doğru ezberlenmesini, sık sık tekrar edilmesini tavsiye ediyor.

Yıllar önce ezberlenen ayetler ve sûreler, gereği gibi tekrar edilmediğinde zamanla telaffuz yanlışları ortaya çıkıyor. Bu şekilde kılınan namazların da sıhhati olumsuz etkileniyor. Doç. Dr. Fatih Çollak, namazların daha sağlıklı eda edilmesi için ezberlerin doğru bir ağızdan öğrenilmesi gerektiğini ve sürekli tekrar yapılmasını söylüyor.

Çollak, tecvidin kalıplaşması, doğru telaffuzun kalıcı olması ve sürekli egzersizlerin yapılmasının, namaza karşı gösterilmesi gereken hassasiyetler olduğunu ifade ediyor. Ezbere okunan ayetlerin tekrar edilmediği durumda, ilk başta ufak bozuklukların olacağını, sonra da ciddi yanlış okumaları beraberinde getireceğini belirtiyor.

Fatih Çollak, namazda yanlış okunan ayetin Kur’an’da bir benzeri olmazsa namazın sıhhatini olumsuz etkileyeceğini aktarıyor. Eda edilen namazların daha sahih olması için namazda okunan ayetlerin doğru ezberlenmesini ve sık sık tekrar edilmesini öğütleyen hafız Fatih Çollak, doğru bir ağızdan dinlenilmeyen sûrelerde mahreç hataları olacağını, bu nedenle Kur’an öğrenirken bu işin uzmanlarından öğrenilmesi gerektiğini belirtiyor.

Ailelerin çocukların Kur’an eğitiminde çok hassas olmaları gerektiğine dikkat çeken Çollak, “Nasıl ki çocuğumuzun üniversiteyi kazanması için özel dersler aldırıyoruz. Bir sürü masraf ediyoruz. Aynı hassasiyetle çocuğumuzun Kur’an eğitimi için de aynı fedakârlığı göstermeliyiz. Çünkü çocuğumuzun bu dünyada kazanacakları için bu kadar çok uğraşıyorsak, ebedi hayatı kazanması için daha fazla çalışmalıyız.” diyor.

Kur’an öğrenmek kadar Kur’an okumanın da önemine değinen Çollak, bazı insanların toplum önünde Kur’an okurken utandıklarını ve bu utanma duygusunu Allah’a karşı olan mesuliyet duygusuyla yenmesi gerektiğini kaydediyor. Doç. Dr. Çollak, “Kur’an’ı okumak ve birine öğretmek Allah’ın emridir. Bu yüzden toplu ortamlarda sesli bir şekilde Kur’an okumak gerekebilir. Bu ortamlarda utanmadan ‘Bu bana Rabb’imin bir emridir.’ diyerek hareket etmek gerekir.” diyerek, sesli okumalarda oluşan utanma duygusunu yenmenin yollarını gösteriyor.

Kur’an okumadaki amaç, amel etmek olmalı

Kur’an okumanın üç aşamadan oluştuğunu aktaran Doç. Dr. Fatih Çollak, birinci aşamanın Kur’an’ı Arapça okuyup sevap kazanmak, ikinci aşamanın okunan ayetlerin anlamlarını öğrenmek ve üçüncü aşamanın okunan ayetlerle amel etmek olduğunu söylüyor. Kur’an okumadaki asıl amacın üçüncü aşama olması gerektiğini vurgulayan Çollak, “İnsanlar genelde birinci ve ikinci aşamaya takılır kalırlar. Ancak Kur’an okumadaki asıl amaç, Allah’ın bize yolladığı ayetleri ahlakımıza yansıtmak ve onlarla amel etmektir.” diye konuşuyor.

SÜMEYRA KIRCA-ZAMAN
 
Namazda öksürmek




Sual: Namaza durunca, önümden çocuk geçiyor. Ona mani olmak için, öksürmek yani öksürür gibi yapmak namazı bozar mı?

CEVAP

Evet, bozar. Çocuğun önümüzden geçmesi namaza zarar vermez. Büyük insan da geçse yine namaz bozulmuş olmaz. Günahı, geçene olur. Çocuğa zaten günah olmaz.


Namazda olduğunu bildirmek için öksürmek namazı bozar. (Halebi)


Boğazından, özürsüz, öksürür gibi ses çıkarmak namazı bozar. Kendiliğinden olursa bozmaz. (S. Ebediyye)


Çocuğa mani olmak için veya namazda olduğunu bildirmek için yahut birisi, (Orada mısın?) dediği zaman, orada olduğunu haber vermek için, öksürmek namazı bozar.
 
Beni terk etme namazım"

Ne olur sen bırakma beni, terk etme, İbrahim a.s, Musa a.s terk etmediğin gibi…

Ne Olur Terk Etme Beni

Ben unutkanım, cahilim, yanılanım…..

Ne olur sen bırakma beni, terk etme, İbrahim a.s, Musa a.s terk etmediğin gibi…

Nefsim ve şeytan uzaklaştırmaya çalıştıkça seni benden, sen daha da çok yaklaş bana, izin verme seni bırakmama…

Arkadaşım ol, canım ol, dostum ol…

Eyy dosta ulaştıran,

Sevgiliye götüren aracısız, araçsız Yaradan’a götüren…

Sessiz feryatlarımın içinde boğulmama izin verme, ben acizim unutuyorum, sen hatırlat bana Yaratıcının varlığını, sıkılmışlığımın, horlanmışlığımın, çaresizliğimin, bataklığa düşüşümün tam ortasında yakala kollarımdan izin verme düşmeme…

Ne olur terk etme beni…

Mahcupluğum, günahkar oluşumdan faydalanıp iş başında olan şeytana, esir olmama izin verme…Senden başkasına Yârim dedirtme…

Mahrum bırakma, beni senden, ben gidecekken sen tut beni…

Gözümün nuru, gönlümün ışığı, sevdalım, beş vakitte Cebrail a.s, Peygamberim ve Rabbimin konuşmasını hatırlatanım.

Örtüme bürünüp uyumama izin verme gündüze en yakın olan o anda… Beş dakika daha uyumama izin verme, gecenin en bereketli o anında şeytana yoldaş olmama izin verme, çünkü ben bir daha hiç o günde olmayacağım, gitmiş olacak giden…

Zayıfım, acizim, unutkanım, yanılırım, biçareyim, NE OLUR TERK ETME BENİ!!!

Gözyaşları mı barındır sularında, vuslatım ol her seferinde…sular gibi çağlasın yüreceğim beni her çağırışında…Alemlerin Rabbine kavuşturacağın her anda, koşar adımlarla geleyim sana…

Elimin tersiyle itekleyeyim tüm dünya telaşını, arkamda bırakayım... ‘ALLAHU EKBER’ derken… Rabbim bu bel bir tek senin huzurunda bükülür diyeyim seninle birlikte, bu alnım bir tek Sen’in huzurunda yere değer diyeyim…

Sen çağırdın… Ben geldim…. Huzura diyeyim. “Seninle birlikte gözümün nuru’

Arkadaş sohbetleri için seni kaçırmama izin verme…Alışveriş telaşı yüzünden senden uzaklaşmama izin verme…

Dünya’nın en tatlı geldiği anlarda, UNUTTURMA BANA KENDİNİ… Peygamberim ve dostları dizleri şişene kadar kılardı Seni… Bizler seni dizi keyfi için unutuyoruz… eriniyoruz….

Eyy hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyan, unutmaya ve gaflete düşmeye müsait bir yaratığım ben…hayatımın gerçek amacını unutturma bana… Rabbimle aramdaki o güçlü maneviyatın köprüsü, nefsime uyduğum anlarda, seni unutup dünyamın zindan olmasına izin verme….Koylarına her gelişimde Rabbimin heybetini, azametini hissettir bana…

Hani hz İsa diyor ya! : “Şüphesiz ben Allah'ın kuluyum. Bana Kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.” Nerede olursam olayım, beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe, bana namazı ve zekatı emretti. (Meryem Suresi, 30-31)

Ve İbrahim a.s: “Rabbim, beni namazımda sürekli kıl” (İbrahim Suresi, 40)

(Rabbim bizi de sende sürekli kılsın inşallah…AMİN )

Ben çabuk bıkarım, ağır gelebilirsin bazen bana…İstemesem de seni, sen iste beni, arkanı dönüp gitme sakın… Sıkıya gelemem bilirsin… uykumun en tatlı anında, sohbetin en koyu anında geldiğinde olur bana, İşte o anlarda, yaa kazaya bırakırsın ne olacak diyen şeytana inat… TUT VE SALLA BENİ… ne olur bırakma lanetlenmiş olana… Al götür beni Yaratana…

BAZEN AŞK İLE

BAZEN ERİNEREK

BAZEN SÜRÜKLEYEREK

BAZEN KOŞARAK

AMA GÖTÜR NASIL OLURSA OLSUN GÖTÜR BENİ

BENİ BIRAKMA, NE OLUR TERKETME BENİ

Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir (Bakara-153)

Rabbim hepimizi bir seccade boyu namazlardan korusun inşallah. Dosdoğru namazını kılanlardan olmak duası ile…
 
Namazı Seviyor musunuz?

Kendi kendimize şöyle bir düşünüp soralım ve samimi olarak cevap verelim; Bir Müslüman olarak namazı sevebiliyor muyuz? Her zaman için namazı seven bir insan mıyız? Namaz vakti gelse, ezan okunsa, namaz kılsam, canım namaz kılmak istiyor diyor muyuz hiç?

Midemizin açlık hissettiği ve bir şeyler yemek istediği gibi günün belirli vakitlerinde namazın açlığını hissedip namaz kılma arzusu geliyor mu içimizden? Karnımız iyice acıktığı zaman yanımızdakilerin konuştuklarını anlamaz duruma gelerek aklımızı yemeğe taktığımız gibi, namaza olan açlığımızdan dolayı da aynı durum meydana geliyor mu, kafamızı namaza taktığımız oluyor mu?

Bazen canımız bir şey istediğinden dolayı belirli bir öğün olmadığı halde mutfağa girip bir şeyler atıştırdığımız gibi, farz olan vakitlerin dışında gönlümüz namaz kılmak istiyor mu, durup dururken iki rekât namaz kıldığımız oluyor mu? Sözü uzatmadan söyleyelim; Allah Teala ile beraber olmayı arzu ediyor muyuz?
Ezan sesi bizde nasıl bir etki yapıyor, ezanı duyduğumuzda çok müthiş bir müjdeli haber almışçasına gözlerimizin ışığı parıldıyor mu? Ezanın sözlerini tahlil ettiğimiz oluyor mu, tekbirler, tevhidler ve şehadetler kulağımıza ulaştığında ruhumuzun derinliklerine kadar ulaşıyor mu?

Biraz sonra Allah Teala ile beraber olacağım, rabbimin huzuruna varıp samimi bir şekilde kendimi Ona arz edeceğim. Onun kelamını Ona okuyacağım ve O da beni dinleyecek. Her taraftan üzerime çullanan ve içerisinde boğulduğum atmosferden kurtulacağım, beni boğmaya çalışan şu karanlıktan sıyrılacağım, hepsini arkama atacağım, beni yaratanın huzuruna varacağım, Onunla yüz yüze geliyor gibi olacağım, Ona halimi arz edeceğim. Şu anda ne kadar mutluyum, ne güzel…

Evet, bu ve benzeri duygu ve düşünceler geçiyor mu içimizden? Samimi olarak cevap verelim.

Sonra bu düşüncelerimiz bir bir gerçekleşiyor mu? Yani Allah Tealanın huzuruna vardığımızda Onunla gerçekten sağlıklı bir bağlantı kurabiliyor, beraber olabiliyor muyuz? Bunun en önemli belirtisi olarak da Onunla olan bu beraberliğimizi uzatmak istiyor ve uzatıyor muyuz? Kıyamımızı, kıraatimizi, rükûmuzu, secdemizi ve son oturuşumuz, yani her bir rüknü kendi içersinde uzatıyor muyuz? Evet, sırf Allah Teala ile beraberliğimizden dolayı uzatabiliyor muyuz rükünlerimizi, yani namazımızı???

MEHMET GÖKTAŞ
 
Namaz Anne Kucağıdır



Namaz anne kucağıdır. Anne nasıl çocuklarının hepsini karşılıksız sever, onları kucağına alır, bağrına basarsa, namaz da bütün ibadetleri kucağına alır, şefkatle sinesine basar. Namaz kocaman bir kalptir. Bütün ibadetleri içine alır.
Namaz, ’ın varlığı ve birliğine inancın duygusal, zihinsel ve ruhsal tasdikidir. ’tan başka ibadet edilecek bir varlığın olmadığının itirafıdır. Böylece namaz, tevhidin hakikatini ifade eder.
Namazda yemeden-içmeden ve cinsel isteklerden vb. uzak kalarak, bütün olumsuz duygu, düşünce ve davranışların kaynağı olan nefis kontrol altına alınır. Böylece namaz, insanın zihnini kötü düşüncelerden, gönlünü kötü duygulardan, dilini kötü sözlerden, kulağını kötü seslerden koruması yönüyle oruç ibadetini içine alır
Namaz zamanı, canı, malı ’ın sevgi ve yakınlığını kazanma yolunda feda ederek ömrün hesabına hazırlanma olması sebebiyle zekât ibadetini içinde barındırır.
Eksi yirmi derecede Çeçen mücahidin arkasında bombalar düşerken namazına devam etmesi, namazın insanı, yolunda canını bile feda edebilecek bir ruh zenginliğine ulaştırabileceğini gösterir.
Namaz insanlar arasındaki kardeşlik, birlik ve bütünleşme duygularını kuvvetlendirmesi, sevgi ve güven duygularını yaygınlaştırması sebebiyle hac ibadetini de içine alır. Hacda kurban kesilir; namaz ibadetinde de nefsin olumsuz duygu, düşünce ve istekleri yolunda kurban edilir. Yine hacda, vakfe esnasında insan dua edip hatalarını sorgular, ’tan bağışlanma diler; namazda da kul, “O hesap gününün sahibidir” diyerek aynı ruh halini yaşar. Safa ile Merve arasında Rabbine ve yolunda mücadeleye koşan kul, namazda, “Bizi kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet” diyerek Rabbini tercih ettiğini ve O’na sonsuz muhabbet duyduğunu belirtir.

Namaz tesbih ve tenzihi de engin gönlünün içine alır. Namaz kılan kul, “Rabbimi övgüyle ve sonsuz bir şükürle anıyor, secdede yüceler yücesi Rabbimi tesbih ediyor, O’nu kullara ait bütün eksik sıfatlardan tenzih ediyorum.” diyerek bütün kâinatla beraber ’ı anmanın ayrıcalığına kavuşur.

Namaz müminin kalbinin ilâcı olan dua ibadetini de içine alır. Namaz kılan kul, “Beni doğru yola hidayet et” diyerek istikametini diler. Namaz kılan mümin, “’ım, Hz. İbrahim’in ailesine, dostlarına rahmet edip onları yücelttiğin gibi, Hz. Peygamber’in ailesine, dostlarına da rahmet edip onları yücelt” diyerek geçmiş ve gelecek bütün insanlık ailesi için duada bulunur. Namaz âşığı, “Rabbim, bana dünyada da ahirette de iyilik ver, beni ateş azabından koru; beni, annemi, babamı ve bütün inananları hesap gününde bağışla” duasıyla namazını tamamlar
 
Namaz Vakitleri

Sabah Namazı Vakit seher…Ufukta günün kızıl çiçeği açmak üzere.

Vaktin rahmine sabahın nutfesi düştü az önce.Gecenin toprağında saklı ışıktan tohumlar başlarını uzatıyor.

Şimdi hatırla ki, sen de bir zamanlar yokluğun karanlığında yitiktin.
Unutulmuşluk toprağına gömülü bir tohumdun.

Kimsenin adını bilmediği, hatırını saymadığı bir yetimdin.

Hatırla ki, unutulmuşluğun toprağında Rabbin seni unutmadı.

Rabbin seni sahipsiz de bırakmadı.Rabbin seni yokluk gecesinden varlığın ufkuna eriştirdi.Taze bir bahar gibi gün yüzüne çıkardı bedenini.Ete kemiğe
bürüdü ruhunu.Gülden tebessümler giydirdi yüzüne.

Şimdi seher vakti.Göz kapaklarının ardından kaç.Gafletin gecesinden uyan.
Aç gözlerini sehere.Aç kalbini Rabbine.Uyan...Uyan,yan ve an seni hiç
unutmayan Rabbini.Güneş ufukta yükselmeden,sen dualar ufkuna yüksel.
Herkes unutsa bile seni unutmayan Rabbini herkesin O'nu unuttuğu anda
ananlardan ol.

Haydi kalk!Kalk ve miracına eşlik et En Sevgilinin(asm)

Şimdi sabah!Şimdi sabah namazı vakti...

Öğle Namazı Vakit öğle...Gün ortası.Dünya telaşındasın.İşler yoğun.

Yarım kalmış ne kadar iş var!Sanki sensiz yürümüyor hiçbir şey.

Sanki sen olmasan işler hep yarım kalacak,belki hiç başlamayacak.

Ne kadar çok vazgeçilmezin var!Ne kadar vazgeçilmezsin!

Oysa dünya seni pek umursamıyor.Sessizce akıp gitmede sonsuz uzayda...
Telaşlarına inat uzakta bir kelebek yavaş yavaş kozasından çıkmada.

Ötelerde bir insan son nefesini vermekte sessizce...

Bir bebek ilk kez gülümsemekte annesine...

Vakit öğle...
O kadar gürültü var ki ortalıkta...Kalbinin sesini
duyamıyorsun bile.Ruhunun sonsuza uzanan emellerine kör olmak üzeresin.
Telaşların arasından sıyrıl,ruhuna yer ayır.Ebedî sükûnete hazırla
kendini.Kalbini sonsuzluğa bitiştir.Alnını secdeye değdir. Şimdi öğle
namazı vakti!

İkindi Namazı Vakit ikindi...Gün ihtiyarladı.
Güneş solgun rengini bırakıyor güller üstüne.

Zaman ırmağı ikindinin çağlayanından dökülüyor şimdi...
Ayrılığı söylüyor hece hece.Hüzün renkli bulutlar sardı göğü.Güneşin
saltanatı bitmek üzere.Zemhere doğru akıyor ışıklar.

Hatırla ki, sen de bir ömrün ikindisine yürüyorsun. Tenin soluyor.
Gözlerinin feri çekiliyor. Yüzünü bu dünyadan çevirmeye hazırlıyorsun.

Öbür kıyısındasın artık hayat nehrinin.

Bundan sonra vaadi yok sana zamanın. Yokuş aşağı akıyor kalbin.

Vakit ikindi...
Kalbini kanatıyor kuru gül yaprakları. Tutunacak dal arıyor
gibisin zamana karşı.Zamanın hükmü ağırlaşıyor üzerinde.Gün daha kısa
geliyor artık."Yemin olsun ki ikindi vaktine.Hüsrandadır insan." Şimdi
anlıyorsun. Çünkü,yokuş aşağı akıyorsun.Dalından kopuyorsun.Hoyrat bir
rüzgâr artık zaman.Geriye kalan ancak iman.

Şimdi ikindi vakti.Secdeye koy alnını.Eğil Zamanın Sahibinin önünde.O'na
konuş;dualarını fısılda.Sonsuzluğa tutun hece hece.

Akşam Namazı Vakit akşam...Gün ölmek üzere.

Güneş ışıklarını topluyor eşyanın
üzerinden.Kızılca kıyameti kopuyor dünyanın Kara kefenini giyiniyor gün.
Gülün rengi soluyor,eşyanın cezbesi yitiveriyor.

Hatırla ki, senin de akşamın olacak bir gün.Ömrünün ışıkları solacak.
Hayatının perdesi çekilecek.Senin de kıyametin kopacak.

Şimdi akşam.Ölmeden önce bil öleceğini ki, yaşatıldığını farkedesin.
Herkesin senden uzaklaşacağı ölüm anını hatırla ki, sen de şimdi herkesten
ve her şeyden uzaklaşıp Rabbine yanaşasın. Seni sen yokken de bilen Rabbin,
sen öldükten sonra da bilecek elbet.. Herkesin unuttuğu yerde seni bir O
hatırlayacak. Hatırını yalnız O bilecek. Sen de O'nu an şimdi.Şimdi akşam
namazı vakti…

Yatsı Namazı Vakit Yatsı...Gün çoktan öldü.

Güneş ışıklarını topladı. Gece hükmediyor âleme.Güneşin saltanatı bitti. Işıklar tükendi ufuklarda.
Renkler ellerini çekti eşyadan.Gül soldu, gün soldu.Göğe yöneldi gözler.

Hatırla ki,Sen de unutuşun kara gecesine yuvarlanacaksın. Bir adın kalacak
geriye.Bir mezar taşın hatırlayacak belki Seni. Belki o da unutacak.

Şimdi gece… Sabaha çok var. Işık uzaklarda. Yokluğun gecesinde, adın bile
unutulmuşken, kimden meded umarsın sor kendine? Kim sana hayat vermişse,
kurumuş kemikleri toplayıp dirilten de O elbette.

Söyle kendine.Söyle kendine ki,çoklarının seni unuttuğu bu gece,sen de
herkesi unut,O'nu hatırla.Söyle kendine ki,çoklarının ışıklara kanıp
sahte renklerin kuyularına daldığı bu gece,Rabbini an,Rabbine kan,Rabbine
uyan.

Şimdi yatsı zamanı vakti.

Senai Demirci
 
Namazlarımız bizden memnun mu?

Beş vakit namaza bir saat kâfi

Risâlelerdeki ‘yirmi dört altın’ örneği oldukça orijinaldir. Bu örnekte, günün her bir saati, bir altın olarak ele alınıyor.

İnsana her gün, yirmi dört altın veriliyor ve bir altın kendisine yatırım için, geri isteniyor. Ama insan kendisine yirmi dört altın Verene, bir altın vermiyor. Yani yirmi üç saatini dünyaya sarf eden, bir saatini, ahirete sarf etmeyen insan, akılsızlık içindedir.

Hazır azıcık lezzetler, gelecekteki çok lezzetlere tercih ediliyor. Kör hissiyat, akıl, kalp ve ruhu etkisizleştiriyor.

Hem çok kıymettar olan namaz çok kolay, çok ucuzdur. Her haldeki herkes, kendi durumuna göre namaz kılabilir. Ebedî saadeti temin eden bir hazineye her vakit ulaşabilir. Günün namazları, abdestle birlikte ancak bir saati almaktadır. Fâniyi verip, bâkiyi almak, tam bir kârdır. Dünyevî zaman dilimleriyle, uhrevî zamanlar almak akıllılıktır. Bir saate karşı, yirmi üç saati ve ebedî zamanları kazanmak, kâr içinde kârdır.

Namazdan çalarak,

bir şey kazanamaz insan

Kıldığı namazların hakkını vermeli insan. Ta’dil-i erkâna uymalı. Namazın namaz olabilmesi, rükünlerine uymaya bağlıdır. Onun için gerçek namaz, insanı korur, esirger ve olgunlaştırır. İnsanı, adam eder.

Onun için kılınan namazların niteliği önemlidir. Sağından solundan kırpılmış namazlar, namaz olmaktan çıkar. Huzurunda olmanın hazzı yaşanmadan kılınan namazlar, ruhunu kaybetmiş cesede benzer.

Namaz hırsızlığı, tam bir akılsızlıktır. Ebediyi fani için harcamaktır.

Namazın hakkını vermek, Hakkın rızasını almayı netice verecektir.

Namazı kılınmamış gün,
namazsız defin gibidir

Namaz, kılandan memnun olmalıdır. Onun için namazlar dosdoğru kılınmalıdır. Namaz sünnetlerini de eksik etmemelidir insan. Sünnetleri eksik namazlar; tuzsuz yemeğe benzer. Namaz anı, kulun Yaratıcıya en yakın olduğu andır. Onun için namaz, dinin direği olan çok büyük bir ibadettir. Bu muhteşem buluşma, tam bir şeytan çatlatma anıdır. Tabiî böyle bir buluşmada şeytan da boş durmayacaktır. Namaz, şeytanın çok yorulduğu ibadetlerdendir.

Namaz sünnetleri, Peygamberimize (asm) şefaat yetkisidir
Ne kadar sünnetimiz varsa, o kadar şefaat isteme hakkımız olacaktır. Şeytan da onun için sünnetleri terk ettirme çabası içerisindedir.

Kendi kendime şehirdeki işimi bahane ederek, hemen ikindi namazının farzını kılıp, araçla yola çıktım. Yolda lastik patladı. 45 dakika geciktim. Anladım ki, sünneti terk, amacımızın aksini sonuç veriyor.

Ey namazlarımız bizden memnun musunuz?

Başa gelenlerin, imtihan olduğu anlaşıldığında, o imtihan kalkarmış. Gün içinde önce, aslî görevler hakkıyla yapmalıdır.
Yaşananlar, Yaratıcı’nın insanla olan ilgisinden ve isimlerini okutmaktan başka bir şey değildir. Kısa dünya hayatında, ebedîyi fanî yolunda harcamamalı insan.

Yoksa, “Kazanmak için dünyayı verdik dinimizden / Dünya da gitti, din de gitti elimizden.” şeklinde ifadesini bulan, pişmanlıklar yaşanır.

Hakkı verilmeyen namazın, ahirette bir paçavra gibi insanın yüzüne çarpılacağı düşünüldüğünde işin ciddiyeti daha bir kendini gösteriyor.

Gecikmeden soralım, “Ey Namazlarımız! Bizden memnun musunuz?”

Alıntı
 
Münacaatın Zirvesi ve Tevhidi Eylem Biçimi Namaz

Duaların en düzenlisi olan namaz, Allâh 'a yakarışın ideal biçimlerine sahiptir. İbadetlerin özüdür. Allâh 'ın, arındırmasına ve yol göstermesine, kalbi ve bilinci açık tutmaktır (hidayet). (1/Fatiha, 5).

Namaz, Allâh 'a doğru (ileyni) bitmeyen bir yolculuğun azığıdır.

Namaz, tağut ile mücadelemizde sadece Allâh 'tan yardım dilemektir (istiane). (Bkz. Fatiha, 4).

Namaz, küfre karşı direnci diri tutmanın en düzenli, kararlı, istikrarlı yoludur (cihad).

Namaz, Allâh 'ın büyüklüğü karşısında kainatta bir nokta kadar bile olmayan yerimizi yakinen bilmektir (el-ilm).

Namaz, zaaf, eksiklik ve yetersizliğimizi bilmekten ileri gelen tevazu hislerimizi dile getirmek, istiğnadan ve istikbardan vazgeçmektir (takva). (Bkz. 96/Alak, 10-12).

Namaz, şeytanın unutturmalarına karşılık, yaratıcıdan manevi destek almak, O'nu her an hatırda tutmak, kalbin itminanının yegane yoludur (zikir). (Bkz. 13/Rad, 28).

Namaz, Allâh 'a doğru yönelişin O'ndan gayrısına değer vermeyisin, hayatı ve ölümü O'nu merkez alarak anlamlandırışın, feda ediş ve feda oluşun bir sembolüdür (kurban).

Namaz, subhan ismini anarak Rabbi yüceltmektir. O'nun ipinden tutmayan her şeyden vazgeçerek, sadece Yüceler Yücesinin kulpuna bağlanmaktır (akaid).

Namaz, egoizmden (bencillikten) vazgeçmek, nevaya karşı çıkmak, şahsi arzu ve tutkularımızı O'nun için feda etmek, fücura kul olmaktan korunmaktır. Çünkü hevasına kul olan Allâh 'a kul olmak istemez (ibadet). (Bkz. 45/Casiye, 23).

Namaz nefsin kötü arzularını örtüp takvanın aydınlığını ortaya çıkarmak, kalbi karartan günahlardan vazgeçip fıtratı kirleten suçlara karşı silahlanmak, nefsi tezkiye etmek (arındırmak)'tır. (Bkz. 87/Ala, 14).

Namaz, küfürden, şirkten kaçınmak, cahiliye toplumunun kirlerinden, pisliklerinden Allâh 'a göçmek, müslümanca var olmanın imkansız hale geldiği ortamı seleflerimiz gibi terk etmektir (hicret). (Bkz. 29/Anketbut, 56; 73/Müzzemmil, 10-, 74/Müddessir, 5).

Namaz; karayı, denizi ve havayı fesada uğratan, yeryüzünü, gökyüzünü kirleten müfsidlere karşı direnmek, kainatı ve dünyayı Allâh 'ın emaneti olarak görüp, kıyama elverişli bütün arzın, mescid olduğu bilinci ile yeryüzünü putlardan temizlemektir (hadesten taharet). (Bkz. 2/Bakara, 11, 12, 168; 7/Araf, 56; 30/Rum, 41).

Namaz Allâh 'ın temiz olarak bize bahşettiği fıtratı koruyup, gözleri bakılması yasak olandan çevirmek, iffeti korumaktır (setr-i avret). (24/Nur, 31).

Namaz hak bir fikir ve davranışta direnmek, sabırlı olmak, İslami mücadeleyi olgunlaştırmak, erken doğumun felaket olduğu bilinci ile hareket etmek, tepkisel duygusal hareketlerden kaçınmak, kıyamın zamanını beklemektir (vakit). (20/Taha, 130).

Namaz, yapacağımız her işi Allâh 'ın adı ile yapmak, Allâh 'ın rızasına uymayan eylemlerden kaçınmak, bir şey yapmadan önce düşünmek, karar vermek, ne yaptığının bilincinde olmaktır (niyet) (35/Fatır, 14).

Namaz, arınan insanın Rabbine yönelmesidir. Çünkü O'na arka dönülmez göz ve gönülle O'na yönelinir (kıble). (Bkz. 2/Bakara, 144).

Namaz, dünyanın geçici nimetlerini, yeryüzünün cazibeli putlarını reddedip, sadece Allâh 'ı büyüklemektir (tekbir).

Namaz, yeryüzünün putlarını reddedip, hürmet için sadece Allâh için ayağa kalkmak, zulme karşı direnip ayaklanmaktır (kıyam).

Namaz, tüm kainatta yer alan kevni, afaki ayetleri kendi bedenimizde yer alan enfusi ayetleri ve nebevi ayetleri, Allâh 'ın adı İle okumak, yaratıcımız ile konuşmak, dertleşmektir (kıraat).

Namaz, Allâh 'ın yüce isimlerini anmak, Rabbe karşı tazim için bütün bedenimizin saygıya uygun bir duruş alması, yaratanın önünde eğilmesidir (rüku).

Namaz, kulun Rabbine tevazusunun gereği olarak rükudan daha da eğilmek, başı O'nun yoluna koymak, her an O'nun için fedaya hazır olmaktır (secde).

Namaz, Allâh 'ı ve tarih boyunca tevhid dini İslam'ın temsilcilerini, sembollerini, elçilerini selamlamaktır (tahiyyat).

Namaz, şirke karşı ayaklanmak, Allâh 'tan başka bütün ilahları reddetmek, tevhidi yeryüzünde hakim kılmak, İslamı kurumlaştırmaktır (kuud, oturuş).



 
namaz kılmayanların dünyadaki ve ahiretdeki cezaları

Namaz Kılmazsak bakın Ne Oluyor?


Sabah namazını kılmayanın: Yüzünde nur kalmaz

- Öğle namazını kılmayanın: Rızkından bereketi kaldırılır


- Ikindi namazını kılmayanın: Vücudunda kuvvet olmaz

- Akşam namazını kılmayanın: Evladının hayrını göremez

- Yatsı namazını kılmayanın: Uykusunda rahat edemez


Dünyadaki cezası

- ömrü kısalır

- Salihlerin (nur) simasını yüzünden siler

- Yaptığı hiç bir amele sevap vermez


- Duası Allah katına çıkmaz


- Dünyadaki bütün mahlukat ona buğuz eder


- Salihlerin duasından nasibini alamaz


Ölür iken


- Zelil olarak ölür


- Aç olarak ölür


- Susamış olarak ölür (ne kadar içerse içsin susuzluğunu gideremez)


Kabirde

- Allah kabrini daraltır. (kaburgaları birbirine girer)
- Kabrinde ateş yanar

- Allah ona yılan musallat eder ki kiyamete kadar ona eşlik ederek (vurarak) kıyamete kadar azap eder


Kiyamette


- Allah ona yüzünün üzerinde sürünerek mulat eder ceheneme kadar

- Allah ona gazapla bakar ki yüzünün eti eriyip gider


- Allah onu en küçük günahlardan bile hesaba ceker, af etmez


Peygamber Efendimiz s.a.v.s.:

"Namazdan alı koyan işlere Allah bereket vermesin" diye beddua etmiştir
 
Namaz Kılmayanın Cezası

Ulu Allâh (C.C.) cehennemliklerden haber vererek söyle buyuruyor:

"Sizi cehenneme sürükleyen sebeb nedir? Derler ki, «Biz namaz kilanlardan degildik, yoksullara yemek vermezdik, batila dalanlar ile birlikte biz de dalardik."

(Müdessir Sûre-i Celilesi; 42-45)

Ahmed Ibni Hambel'in (R.A.) rivayet ettigine göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Kul ile küfür arasinda namazi terketmek vardir.»

Müslim'in rivayetine göre "Kulla sirk arasinda yahut kulla küfür arasinda namazi kilmamak vardir." Buyurmustur.

Ebû Dâvûd ve Neseî'nin rivayeti de söyledir:

«— Kul iLe küfür arasinda sadece namaz kilmamak vardir.»

Ayni hadisi Tirmizî söyle rivayet ediyor: «— Küfür ile iman arasinda namaz kilmamak vardir.»

Ibni MAce'nin rivayeti de söyledir: «— Kul ILe küfür arasinda namaz kilmamak vardir.» Bu hadis sahihtir, nitekim Tirmizî ile baskalari onu rivayet etmistir.

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Onlar ile aramizdaki sözlesmenin temeli namazdir, namaz kilmayan kâfir olur.»

Taberanî'nin zararsiz bir isnatla rivayetine göre:
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Kim kasden namaz kilmazsa açikça kâfir olur."

TirmizInin diger bir rivayetine göre hadis söyledir:

«— Kul ile sirk arasinda sadece namaz kilmamak vardir. Namaz kilmayan Allah'a sirk kosmus olur.»

Yine Tirmizfnin rivayet ettigine göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Isiâmin özü, dinin temeli üçtür, Islâm bunlara dayanir. Bunlardan her hangi birine yüz çeviren kimse, o yüzden kâfir olur; kani helâldir."

1 — Allah'dan baska ilâh yoktur» diye sehadet getirmek.

2 — Farz namazlar

3 — Razaman orucu.

Tirmizî'nin diger senedi güzel bir rivayetinde ifade edildigine göre:

"Bu temellerden birine yüz çeviren Allah (C.C)'i inkâr etmis gibidir. Onun hic bîr içtimaî tasarrufu ve adalet dagitimi ile ilgili görevi geçerli degildir. Kani ve malînin dokunulmazligi kalkmis olur.» seklindedir.

Taberanî ve diger bazi hadis kaynaklarin zararsiz iki isnatla rivayet ettiklerine göre, Ubade Ibni Samit (R.A.) der ki; «Dostum Muhammed (S.A.S.) bana yedi sey tavsiye etti:

1 — Kesilseniz, yakiisaniz., asilsaniz bile Allah (C.C)'a sakin ortak kosmayin.

2 — Mazeretsiz olarak sakin namazi terketmeyin. Kasden ve mazeretsiz olarak namaz kilmayanlar Islâm dininden çikmis olur.

3 — Allah (C.C)'a karsi gelmeye kalkismayiniz, çünki bu tutum Allah (C.C)'in gazabini kazanmaya yol açar.

4 — Içki içmeyiniz, çünki o bütün kötülüklerin basidir.

5 — Esinizden, malinizdan ayri düsmenizi isteseler bile ana - babaniza karsi gelmeyiniz.

6 — Bütün ordu kirilip da tek basiniza bile kalsaniz, cepheden kaçmayiniz.

7 — Evhalkiniza ve yakinlariniza iyilik ediniz. Yediginizden onlara da pay ayiriniz. Onlara el kaldirmayiniz, onlara Allah (C.C) korkusunu telkin ediniz.»

Tirmizî der ki. Peygamber´imizin (S.A.S.) sahâbieri namazdan baska hiç bir ibddeti terketmenin küfre yol açacagini ileri sürmezlerdi.»

«Kulla küfür ve imanin arasinda namaz vardir. Kul namazi terketti mi müsrik oldu demektir.»

Hadisi sahih'de Bezzar'in rivayet ettigine göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Namazi kilmayanin Islâm'dan payi yoktur. Abdesti olmayanin da namazi kabul edilmez."

Taberaniye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Emânete hiyanet edenin imani yoktur. Temiz olmayanin namazi kabul edilmez. Namâz kilmayanin dini yoktur. Basin vücûd da yeri ne ise namazin dindeki yeri de odur."

Bezzar'a ve diger bir koç hadis kaynagina göre Ibni Abbas der ki: "göz bebegim saglam olarak yerinde durdugu halde gözüm görmez olunca. Bana «bir kac günlügüne namaz kilmamak kaydiyle seni tedavi ederiz» dediler.

Ben de dedim ki: "Hayir, olmaz. Çünki Peygamber (S.A.V)´imiz bana:

«Namaz kilmayan kendisine karsi gazapli olarak Allah (C.C)'in karsisina çikar" buyurdu,

Taberani'nin zararsiz bir senetle Mütebekatda rivayet ettigine göre. Rasûlallah'a (S.A.S.) bir adam gelerek:

Ya Rasûlellah bana bir amel ögret ki onu isledigim zaman cennete gireyim dedi.

«— Eziyette görsen, yakinsan da hiç bir seyi Allah (C.C)'a serik kosma, anana babana itaat et. Velev ki seni malindan ve her seyinden etsinler. Namazi kasden terk etme. Cünki kasden namazi terk eden kimseden Allah (C.C)'in zimmeti beri olur.» buyurdular.

Diger senedi sahih, fakat minkatt bir rivayette söyle denilmistir.

Öldürülsen de, yakilsan da Allah (C.C)'a hiç bir seyi serik kosma sakin, annene babana âsi olma. Velev ki sona ailenden ve malindan olmayi emretsinler, sakin kasden farz namazi birakma, zira kasden farz bir namazi terk eden kimseden Allah (C.C)'in zimmeti beri olur. Sakin sarabi içme, cünki onu içmek her kötülügün basidir. Günah istemekten sakin, zira günah sayesinde Allah (C.C)'in gazabi hak edilir. Harp safindan kaçma velev ki insanlar helak olsun, onlar helâk olsa da sen yerinde dur. Varligindan âilece harca teed-düben sopani ontardan eksik etme. Allah (C.C) hususunda onlari korkut.»

Ibni Hibban'tn (R.A.) rivayet ettigine göre,
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Kapali havalarda sabah namazini erken kiliniz. Çünki namaz ki*mayanlar kafir otur.»

Taberani'nin Peygamber (S.A.V)´imizin azatlisi Ümeyme'den rivayet ettigine göre Ümeyme söyle demistir: «Rasûlellah (S.A.S.) in bosma su döküyordum. Bu arada bir adam gelerek. «Bana vasiyette butun» dedi.

O da: «Parcalansan da, ateste yakilsan da Allah (C.C)'a hiç bir seyi serik kosma, annene, babana âsi olma, velev ki sana aileden ve dünyadan olmani emretsinler. Sakin sarabi içme, cünki o her kötülügün anahtaridir. Sakin kasden namazi birakma, bu yapmandan Allah (C.C)'in ve Rasulü'nün zimmeti beri olur...» buyurdu.

Ebû Naim'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Mazeretsiz olarak ve kasden namaz kilmayanin adini Allah (C.C) cehenneme gireceklerden biri olarak cehennemin kapisina yazar."

Taberanî ve Beyhakî'ye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Namaz kilmayan kimse, ailesinin ve malinin dagilmasina yol açar»

Hâkimin Hz. Ali (r.a)'den rivayetine göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Vallahi ey Kureysliler! Ya namazinizi kilar, zekâtinizi verirsiniz. Yahut dinin emirleri geregince boynunuzu vurmak üzere üzerinize birini gönderirim.»

Ahmed Ibni Hambel'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Allah (C.C)Islâm'da dört seyi farz kilmistir: Hepsini birarada yerine getirmeyenin üçünü islemis olmasi kendisine hic bir fayda saglamaz: 1) Namaz, 2) Zekât, 3) Ramazan orucu, 4) Beytullâh'i ziyaret etmek.»

Isfahani'ye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Hic bir mazereti olmaksizin ve kasden namaz kilmayanin Allah (C.C)
bütün iyi amellerini siler, tevbe edip yeniden Allah (C.C)'a dönünceye kadar onun
île hic bir ilgisi kalmaz.»

(Burada ayni mealde bir kaç hadis atlanmistir.)

Peygamber (S.A.S)´imizin zamanindan beri gelen bütün ilim adamlarinin ortak görüsüne göre mazeretsiz olarak vakti cikincaya kadar bir namazi kilmayan kimse, kafir olur.

Eyüp der ki: Namazi terketmek küfürdür. Bunda ihtilâf yoktur

Ulu Allah (CC.) buyuruyor ki:

«— Sonra onlarin arkalarindan namazi savsaklayan ve nefislerinin azgin arzularina uyan bir nesil geldi. Onlan ileride cehennemin en derin yerini boylayacaklardir.

Fakat tevbe edip iyi amel isleyenler müstesna, onlar en ufak bir haksizliga ugramaksizin cennete girerler.»

(Meryem Sure-i Celilesi: 59-60)

Ibni Mes'ud (R.A) der ki: «Âyette gecen «savsakladilar» ifâdesi, «namazi bütün bütüne terkettiler» demek degil. «Onu vaktinde kilmadilar» demektir.

«Tabiin» tabakasinin imami olan Said Ibni Museyyeb (R.A.) ayni konuda der ki, «âyetteki «savsakladilar» deyimi, ikindi olmadan ögle namazini, aksam olmadan ikindi namazini, yatsi olmadan aksam namazini, sabah olmadan yatsi namazini, günes dogmadan da sabah namazini kilmamayi huy haline getirenler hakkindadir.
Iste bu huyunda israr ederek tevbe etmeden ölenleri. Allah (C.C)'in cehennemin derin ve azabi siddetli kuyusuna atacagini simdiden bildirmektedir.»

Allah (C.C.) buyuruyor ki:

"Ey mü'minler, mallariniz ve çoluk - çocugunuz sizî Allah'i anmaktan alakoymasin. Bunu yapanlar, zararlilarin ta kendileridir.»

(Münafikun Sûre-i Celilesi: 9)

Bir gurup tefsir âlimine göre âyetteki «Allah'i anmak» deyiminden maksat bes vakit namazdir .»

Buna göre ticaretle, sanatla veya çoluk - çocukla oyalanarak namazini kilmayanlar zararli çikarlar.

Onun icin
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Kiyamet Günü amelleri arasindan kul, ilk önce namazindan hesaba çekilir. Eger bu hesabi düzgün geçerse kurtulmus ve basariya ulasmis olur. Eger bu husûsdaki suâlde eksikleri çikarsa aldanmis ve zararli çikmis olur.»

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

"Kildiklari namazin önemini kavramadan namaz kilanlarin vay haline."

(Maun Sûre-i Celilesi: 4—5)

Peygamber (S.A.V)'imiz âyette gecen «Kildiktan namazin önemini kavramayanlar» ifâdesi ile, namazi vaktinde kilmayanlarin kasdedildigini bildirmektedir.

Ahmed ibni Hambel, Taberanî ve Ibni Hibban'a göre Peygamber'imiz (S.A.S.) bir gün namazdan bahsederken söyle buyuruyor:

"Kim namaza devam ederse o kendisine Kiyamet gününde Nur kilavuz ve kurtarici olur. Buna karsilik namazina önem vermeyenlere ne Nur, ne kilavuz ve ne de kurtarici olur. Böyfe bir kimsenin. Kiyamet Günü, arkadaslari Karun, Firavun, Haman ve Übeyy Ibni Half olur."

Alimlerden biri der ki; "Namaza önem vermeyenlerin Kiyamet Günü bu kimselere arkadas olmalarinin hikmeti sudur: Eger adam, varligi yüzünden namazi savsaklarsa Karun'a benzemis olur, o yüzden Mahser'de ona yoldas olur.
Eger saltanati yüzünden namazi savsaklarsa Firavun'a benzemis olur, o yüzden Mahser'de ona yoldas olur. Eger vezirligi yüzünden namazi savsaklarsa Hamam gibi olmus olur, o yüzden Mahser'de ona yoldas olur. Eger ticarete düskünlügü yüzünden namazi savsaklarsa Mekke kâfirlerinin tüccari Ubeyy Ibni Half gibi olmus olur. bu yüzden Mahser'de onun yoldasi olur."

Ebû Ya'lanin güzel bir senetle rivayetine göre Musab ibni Sa'd (R.A.) der ki, «Bir gün babama: «Babacigim! Ulu Allah (C.C)'in: «Namazlarinda hatâya düsen, kildiklari namaza önem vermeyen namaz kilicilarin vay haline!» mealindeki âyeti hakkinda görüsün nedir? Hangimiz kilarken yanlislik yapmaz, hangimiz namazda iken içinden baska seyler geçirmez» dedim.

Bana dedi ki: «âyetin maksadi senin sandigin gibi degil, namazi vaktinde kilmamaktir.»

Âyette geçen «Veyl»`in kelime mânâsi, agir azâbdir. Fakat bir görüse göre cehennemdeki bir vadinin adidir ki; oradan dünya daglari geçirilse erir, o kadar isi derecesi yüksektir, burasi namazi savsaklayanlarin, onu vaktinde kilmayanlarin yeridir, yalniz yaptiklarina pisman olup tevbe edenler hariç.

Hakim'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«Özürsüz olarak iki namazi bir vakitte birlestiren kimse, büyük bir günaha girmis olur.»

Basta Buhari ile Müslim olmak üzere diger dört hadis kaynagina göre Peygamber´imiz (S.A.S)

«ikindi namazini kaçiran kimse yuvasini dagitmis ve malini mülkünü yitirmis gibi olur.» buyuruyor.

Neseî´ye göre Peygamber´imiz (S.A.S) ikindi namazini kasdederek:

«Namazlar için de öyle biri var ki, onu kaçiran yuvasini dagitmis ve malini - mülkünü yitirmis gibi olur.» buyuruyor.

Müslim ve Nesâî'ye göre Peygamber´imiz (S.A.S) ikindi namazini kasdederek:

«Bu namaz sizden öncekilere sunuldu, onu savsakladilar. Simdi ona önem vererek devam edenlerinizin mükâfati iki kattir. Yildiz doguncaya hava kararincaya kadar. Ondan sonra namaz kilinmaz» buyurmustur.

Ahmed Ibni Hambel. Buhari ve Neseî'ye göre Peygamber'imiz (S.A.S):

«ikindi namazini kilmayanin iyi ameli silinir.» buyuruyor.

Ahmed Ibni Hambel ile Ibni Ebû Seybe'ye göre Peggamber'imiz (S.A.S) «Hiç bir mazereti olmaksizin ikindi namazini kilmayip kaçiranlarin bütün iyi amelleri silinir.» buyuruyor.

Abdürrezzak'a göre Peygamber (S.A.S)'imiz

«içinizden birinin yuvasinin dagilmasi, malinin mülkünün elden çikmasi, onun hesabina ikindi namazinin vaktini kaçirmaktan daha hafif bir zarardir» buyuruyor.

Taberanî ile Ahmet Ibni Hambel'e göre Peygamber (S.A.S)'imiz

«Mazeretsiz olarak ikindi namazini kilmayip günesin batisina kavusanlar, yuvasini dagitmis, malini mülkünü elden kaçirmis gibidirler» buyuruyor.

Imam-i Sâfi ile Beyhakî'ye göre Peygamber (S.A.S)'imiz

«Her hangi bir vakit namazi kilmaksizin vaktini geçirenler yuvasi dagilmis, malini mülkünü elden kaçirmis gibidirler.» buyuruyor

Buhâri'ye göre Semûre ibni Cündep (R.A.) der ki, Peygamber'imiz (S.A.S.) sahâbilere sik sik: «rüya göreniniz var mi?» diye sorar ve anlatilan rüyalari Allah (C.C)'in diledigince yorumlardi.

Bir sabah bize söyle dedi:

«— Bu gece bana iki kisi gelerek beni yataktan kaldirdilar ve «yürü gidelim dediler. On'ar ile birlikte yürüdüm. Yolda iki kisiye rastladik. Biri sirtüstü yerde yatiyordu, digeri basina tasla dikilmis elindeki kayayi arkadasrnin basina vuruyor, basini yariyordu.

Yuvarlanan kayayi alip geri gelinceye kadar arkadasinin basindaki tas yarasi kapaniyordu. O da ayni isi yeni bastan tekrar yapiyordu.
Onlara «Subhanallah, bu ne istir» dedim, Yürü gidelim» dediler.

Az ilerde yine iki kisiye rastladik. Biri basinin üstüne dikilmis, yerde yatiyordu. Öbürü basinca dikilmis, elinde demirden bir cengel var, demir çengeli arkadasinin yanaklarinin birine batiriyor, yari cenesini, burnunun bir deligini ve kaslari ortasindan alnini yariyordu. Derken öbür yanagina dönerek ayni sekilde basinin diger yansini darmadagan ediyor, bu araca dagitilmis olan ilk yanagin yaralari kapanip eski heline dönüyor ve bu is durmadan tekrar ediliyor.

Yammdakilere «Subhanallah, bu ne istir» dedim, bana «yürü, gidelim» dediler.
Yürümeye devam ettik, az ilerde karsimiza tandira benzer bir ates kuyusu çikti. Içinde — Zannederim gürultü patirdi vardi buyurdu. — Içine bakinca çirilciplak erkek ve kadinlar gördük, dalga dalga dipten yükselen alevler vücudlarini sariyordu.

Alevler dalgalaninca onlarin aci feryedlari da yükseliyordu. Yanimdakilere «bunlar nedir» diye sordum, «yürü, gidelim» dediler.

Yürümeye devam ederek bir nehrin yanina vardik. (Peygamber (S.A.V)'imizin nehri; «Kan gibi kirmizi» diye tarif ettigini saniyorum) Orada iki kisi ile karsilastik. Biri nehirde yüzüyordu, öbürü, iri bir tas yigini yaninda ve kenarda duruyordu.
Yüzen adam, kenara yaklasir yaklasmaz kenardaki adam yanindaki taslarden birini üzerine firlatarak onu geri döndürüyordu ve her dönüp geldikçe agzina tasi basiyordu.

Yanimdakilere «bu nedir» dedim. «Yürü, gidelim» dediler.

Yürümeye devem ederek görünüsü tiksinti uyandiran bir adam ile karsilastik. onun kadar çirkin ve tiksindirici görünüslü birini görmüs olamazsin. Adamin önünde bir atas yaniyordu, ates zayifladikça adam onu güclendiriyor ve durmadan etrafinda dolaniyordu.
Yammdakilere «bu nedir» dedim. «Yürü, gideiim» dediler.

Yürümeye devam ederek yüksek otlar ile kapli bir bahçe ile karsilastik. Bahçenin bahar çiçekleri vardi, ortasinda bazi göge degecek gibi uzun boylu bir adam vardi, edamin etrafini o ana kadar görmedigim kadar kalabalik sayida çocuklar çevrelemisti.
Yanimdokilere "bunlar nedir" dedim. "Yürü, gidetim" dediler.

Yürümeye devam ederek ulu bir agacin yanina vardik. O kadar ve muhtesem bir agaç ki, o ana kadar hic görmemistim. Yanimdakiler «bu agaca tirman» dediler. Hep birlikte agaca tirmana tirmana bir sehre ulastik, binalarinin tuglalari altin ve gümüsten idi. Sehrin kapisma dayanip açilmasini istedik, kapi açildi ve içeri girdik.

Bizi vücudlarinin yarisi gördügün en güzel, diger yarisi gördügün en çirkin bir takim kimseler karsiladi. Yanimdakiler onlara: «haydi kosun, su nehre dalin» dediler. Bir de baktim ki, nehir ters dönmüs suyu halis bembeyaz olmus akiyor. Bizi karsilayanlar nehre dalip çikarak yanimiza döndüler, vücudlarindaki çirkinlik kaybolmus, tepeden tirnaga en güzel bir görüntü kazanmislardi».

Yanimdakiler: «Burasi Adn Cennetidir, surasi da senin konagin» dediler. Bu arada gözlerimi yukari kaldirinca bakislarim beyaz bulut gibi bir kösk ile karsi karsiya geldi. Yammdakiler «iste konagin orasi» dediler. «Allah (C.C)'in bereketi üzerinize olsun, birakin beni de içine gireyim» dedim, «simdi olmaz, nasil olsa oraya gireceksin» dediler. Onlara «Bu geceden beri sasirtici seyler görüyorum, bu gördüklerim nedir» diye sordum, «sana anlatacagiz» deyip söyle söze girdiler.

Ilk karsilastigin, basina tas ile vurulan adam Kur'an'i Kerim´i bildigi halde uygulamayan ve farz namazi kilmaksizin uyuyan kimse idi.

Çenesi, burnu ve gözü demir cengele takilarak yirtilan adam, sabah evinden disariya adim attigi andan itibaren durmadan yalan konusup saga sola yayan kimse idi.

Tandir gibi bir kuyuya kapatilmis çiplak vücudlu kadin ve erkekler de zina edip erkek ve kadinlardi.

Kenara yaklasir yaklasmez üzerine tas atilan ve durmadan nehirde yüzer halde karsilastigin adam faiz yiyen kimse idi. Atesin yaninda gördügün o durmadan ates tutusturup çevresinde dolasan, çirkin görüntülü adam da cehennemin bekcibasisi idi.

Bahçedeki uzun boylu adam Hz. Ibrahim (A.S.) çevresindeki cocuklar da Islâm fitrati üzere ölen insan yavrulari idi.
(Bu sirada schabelerden biri: «Yâ Rasûlallah (S.A.V), müsriklerin çocuklari da dahil mi diye sorar. Peygcmber'imiz (S.A.S.) de ona: «Müsriklerin çocuklari da dahil» diye cevap verir.)

Vücudlannin yansi güzel ve diger yansi çirkin olarak gördügün kimseler ise hem iyi, hem kötü amelleri olan kimselerdi ki. Allah (C.C) onlarin kötü amellerini bagislayivermisti.

(Bezzar'in rivayetine göre hadis söyle sona ermektedir):

Arkasindan Peygamber (S.A.V)´imiz baslarina tas ile vurulup yarilan ve yarilir yarilmaz yaralari iyileserek ayni tas darbelerine yeni bastan hedef olan bir gurup ile karsilasti. «Ya Cebrail, bunlar kimdir» diye sordu. Cebrail de ona: «Bunlar baslari namaz ile hos olmayan kimselerdir» diye cevab verdi.

Hatib Ve Ibni Neccar'a (rahimehullah) göre Peygamber'imiz (S.A.S.)

«Islâmin
alâmeti farikasi namazdir. Bütün varliklarini vererek namaz kilanlar, vakitlerine, sünnetlerine ve ölçülerine titizlikle önem verenler, gerçekten mü'mindirler» buyuruyor.

Ibni Mâce'ye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Ulu Allah (C.C.) söyle buyurdu: «Ümmetine bes vakit namaz farz kildim ve bu namazlari her zaman vaktinde kilanlari cennete koyacagima dair söz verdim. Fakat bes vakit namazi savsaklayanlara verilmis hiç bir sözüm yoktur.»

Ahmed Ibni Hambel ile Hakim'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Namazi üzerine gerekli bir borç bilip yerine getirenler, cennete girerler.»

Tirmizî. Neseî ve Ibni Mâce'ye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Kiyamet Günü kul, ilk önce namazdan hesaba çekilir. Eger bu hesabi iyi geçerse kurtulmus ve basariya ulasmis olur.
Bu konuda iyi hesap vermeyenler aldanmis ve zararlidir. Eger kulun farz namazlarindan eksik çikarsa ulu Allah (C.C); «Bakin bakalim, kulumun eksik farzlarim tamamlayacak nafile ibadeti var mi» diye buyurur. Arkasindan ayni sekilde, kulun diger amellerle ilgili hesabi yapilir."

Nesei´ye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Kiyamet Günü kul ilk önce namazdan hesaba çekilir. Ilk görülecek insanlararasi dava: kan davasidir.»

Ahmed Ibni Hambel. Ebû Dâvud. Neseî. Ibni Mâce ve Hakim'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

"Kiyamet Günü kul, ilk önce namazdan hesaba çekilir. Eger kul namaz borcunu tam olarak yerine getirmis ise hesaplasmasinin sonucu tam olarak kaydedilir. Eger namaz borcunu eksiksiz olarak yerine getirmis degilse. Ulu Allah (C.C) meleklere «bakin bakalim, kulumun nafile ibadeti varsa farz borcunu karsilayan» diye buyurur. Arkasindan ayni sekilde zekâtin hesabina geçilir, sonra da ayni usul ile diger amellerin hesabi yapilir."

Taberânî'ye göre Peygamber`imiz (S.A.S):

"Kiyamet Günü kulun ilk hesâb konusu ve ilk gözden geçirilecek amel hanesi namazdir. Bu konudaki hesablasma iyi geçerse kul kurtulur, bozuk geçtigi takdirde ise aldanmis ve hüsrana ugramis olur." buyuruyor.

Ibni Asâkir'e göre
Peygamberimiz (S.A.S):

«Kul ilk önce namazindan hesaba çekilir. Bu hesab iyi geçerse, diger amelleri ile ilgili olan hesablasma da kolay geçer. Bu hesabda aksaklik çikarsa diger ameller ile ilgili hesablasma da ogirlastirilir. Sonra Ulu Allah (C.C) meleklerine: «Bakin bakalim, kulumun defterinde nafile ibâdet var mi?» diye emreder. Varsa onunla farz borcu karsilanir. Arkasindan diger farzlar da ayni sekilde hesablasma konusu yapilir» buyuruyor.

Ahmed Ibni Hambel, Ebû Dâvud. Neseî ve Hakîm'e göre
Peygamberimiz (S.A.S):

«Kiyamet Günü insanlar, amelleri arasindan ilk önce namazdan hesaba çekilirler. Ulu Allah (C.C) meleklerine: — Zaten her seyi bilir ya — «Kulumun namazina bakin bakalim, tamam mi, yoksa eksigi var mi» diye buyurur.
Eger tamam ise, tamam oldugu kayda geçer. Eger kulun namaz konusunda eksigi varsa Ulu Allah (C.C) meleklerine «bakin bakalim, kulumun nafile ibâdeti var mi? Eger varsa nafilesinden alarak farz borcunu karsilayin» diye buyurur. Arkasindan ayni biçimde diger ameller ele alinir» buyurur.

Tayalisî, Taberanî ve Ziya'ya göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Allah katindan Cebrail bana geldi ve söyle dedi: Yâ Muhammed. Ulu Allah buyuruyor ki:

«—Ben senin ümmetine bes vakit namaz farz kildim. Bu bes vakitlik namazi abdesti ile, vakit titizligi ile, rükû'u ile ve secdesi ile eksiksiz olarak yerine getirenleri cennete koymayi taahhüt ediyorum. Fakat namazda eksigi olarak katima gelenlere karsi hiç bir taahhüdüm yoktur, onlari dilersem azaba çarptirir, istersem kendilerine merhamet ile muamele ederim.»

Beyhakî'ye göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Namaz ile ilgili olarak terazi vardir, denk tartan mükâfatini tastamam alir.»

Deylemî (rahimehullâh) der ki, «Namaz, seytanin yüzünü karartir. Sadaka, belini büker. Allah (C.C) ugruna sevismek ve ilim yolunda kaynasmak, onun kökünü kazir. Bunlari yaparsaniz, dogunun batiya uzakligi gibi seytan sizden uzaklasir.»

Tirmizî. Ibni Hibban ve Hâkim'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Allah (C.C)'dan korkunuz, bes vakit namazinizi kiliniz. Ramazan ayinda
orucunuzu tutunuz, malinizin zekâtini veriniz, âmirlerinize itaat ediniz ki,
Rabb'inizin cennetine giresiniz.»

Buharî. Müslim. Ebû Dâvud. Neseî ve Ahmed Ibni Hambel'e göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Allah (C.C) katinda en sevimli amel, vaktinde kilinan namazdir. Ondan sonra
sirasiyle ana - babaya iyilik etmek ve Allah (C.C) yolunda cihad gelir.»

Beyhakî'ye göre Hz. Ömer (R.A.) der ki; «Bir gün adamin biri Peygamber (S.A.S)'imize gelerek: «Ya Rasûlallah, Islâmda Allah (C.C) katinda en sevimli amel nedir» diye sordu. Peygamber (S.A.S)'imiz adama su cevabi verdi:

«— Vaktinde kilinan namazdir. Namaz kilmayanin dini yoktur, namaz dinîn diregidir,»

Bu yüzdendir ki. Hz. ömer (r.a)'in sirtina hançer saplandigi zaman ezan okununca ona «namaza» diye haber verirler. O da «Namaz ne güzel seydir. Namazi terkedenin islâm ile hiç bir ilgisi yoktur» diye cevap verir ve yarasindan kan aka aka namazi kilar.

Zehebî'nin rivayetine göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

— Kul namazini vakti girer girmez kilinca, bu namaz, nur saçar halde göge dogru yücelerek Ars'a varir ve orada Kiyamet Gününe kadar sahibi için istigfar ederek:

«Beni nasil titizlikle gözetiinse Allah (C.C) da seni gözetsin» der.
Buna karsilik kut namazinin vaktini kaçirarak kilarsa bu namaz karanliga bürünerek göge dogru yükselir, varacagi yere» ulasinca eski bir paçavra gibi dürülerek sahibinin yüzüne firlatilir.»

Ebû Davud'a göre
Peygamberimiz (S.A.S):

«Allah (C.C), üc kimsenin namazini kabul etmez.» diye buyurduktan sonra onlardan biri olarak vakti geçtikten sonra namaz kilanlari saymistir.

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Namaza karsi titiz davrananlara Allah (C.C) su bes ikramda bulunur:

1 — Geçim darligini üzerinden kaldirir.

2 — Kabir azabindan kurtulur.

3 — Amel defteri sag taraftan verilir.

4 — Sirat'i simsek gibi geçer.

5 — Hesaba çekilmeden cennete girer.»

Namazi savsaklayanlara da Allah (C.C) besi dünyada, üçü ölürken, üçü kabirde ve üçü kabirden yeniden çikarken olmak üzere onbes çesit ceza verir.

Dünyadakiler sunlardir:

1 — Ömrünün bereketi kaldirilir.

2 — Yüzünden «iyiler» simasi silinir,

3 — Allah (C.C) hiç bir amelinin mükâfatini vermez,

4 — Duasi göge yücelmez,

5 — Iyilerin dualarinda payi bulunmaz.

ölürken çekilen cezalar sunlardir:

1 — Boynu bükük ölür.

2 — Aç olarak can verir.

3 — Bütün dünya denizleri girtlagina akitilsa kanmayacak sekilde susuzluk çeke çeke ölür.

Kabirde basina gelenler sunlardir:

1 — Kaburgalari birbirine geçecek sekilde sikisir.

2 — Kabrinde üzerine ates yakilir ve sabah - aksam bu atesin karalar üzerinde daglanir.

3 — Kabirde üzerine «Sucâul Akra» adinda gözleri ates ve tirnaklan demirden bir yilan salinir, her tirnaginin uzunlugu bir günlük yol kadar olur. Kulak zarini titreten gök gürültüsü gibi bir ses ile dile gelerek ölüye der kî:

«— Ben Sucâul Akra'im. Rabb'im bana sabah namazini günesin dogusuna kadar, ögle namazini ikindiye kadar, ikindi namazini aksama kadar, aksam namazini yatsiya kadar, yatsi namazini tan yeri agarana kadar geciktirerek savsaklamana karsilik seni her biri için ayri ayri dögmemi emretti.»

Yilanin her darbesi ile adam yetmis arsin boyu daha yere gömülür. Kiyamet Gününe kadar kabir azabi çekmeye devam eder.

Yeniden dirilip mezardan çiktiginda Kiyamet duraginda basina gelenler sunlardir:

«— Agir hesablasma, 2 — Rabb'in gazabi. 3 — Cehenneme girmek.»

(Diger bir rivayete göre hadisin son kismi söyledir:}

«— O Kiyamet Günü, alninda üç satir yazi ile Mahser'e gelir: Birinci satirda:

«Ey Allah hakkini zayi eden», ikinci satirda: «Ey hassatan Allah (C.C)'in gazabini hakkeden kimse», üçüncü satirda: «Dünyada Allah (C.C)'in hakkini nasil zayi ettinse bu gün sen de O'nun rahmetinden umud kes» diye yazilidir.»

(Namazi savsaklayanlara verilecek cezalarin toplami bu hadiste belirtildigi gibi on bese ulasmiyor, on dört oluyor. Anlasilan hadisi rivayet eden. on besinciyi unutmustur.)

Ibni Abbas'in (R. Anhuma) rivayet ettigine göre
Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Kiyamet Günü, adamin bîri getirilerek Allah (C.C)'in huzuruna dikilir ve Allah (C.C) onun cehenneme götürülmesini emreder. Adam: «Ya Rabb'i, beni ne yüzden cehenneme yolluyorsun» deyince Ulu Allah (C.C) ona: «Namazi vaktinde kilmadigin ve adima yalan yere yemin ettigin için» diye buyurur.»

Bazilari der ki Peygamber'imiz (S.A.S.) bir gün sahebîlerine:

«Allah'im, aramizdan hic kimseyi —mahrum kötü— eyleme. diye dua ediniz»

buyurduktan sonra onlara «mahrum kötü» kimdir, bilir misiniz?» diye sorar.
Sahabiler »kimdir, ya Rasûlallah?» derler. Peygamber (S.A.S.)´imiz. «Namaz kilmayan» diye cevap verir.

Söylendigine göre Kiyamet Günü ilk önce namaz kilmayanlarin yüzleri kararir. Cehennemde yilanlar ile dolu «Lemlem» adinda bir vadi vardir. Her bir yilan deve boynu kalinliginda ve bir aylik yol uzunlugundadir. Bu yilanlar namaz kilmayani isirinca zehirleri vücudunda yetmis yil boyunca kaynar, sonunda etleri çürüyerek dökülür.

Rivayet edildigine göre Israilogullarindan bir kadin bir gün Hz.Musa (A.S)'ya gelerek: «Ey Allah'in Rasûl'ü, büyük bir günah isledim, fakat tevbe ettim. Benim için Allah'a yalvar da tevbemi kabul ederek günahimi bagislasin» der. Hz. Musa (A.S) kadina «isledigin günah nedir» der.

Kadin Hz. Musa (A.S)'ya «Yâ Nebi Allâh, zina ettim, gayri mesru bir çocugum oldu, sonra da onu öldürdüm» diye cevap verir. Bunun üzerine hiddetlenen Hz. Musa (A.S) kadina: «Defol, ey fahise! Yoksa senin ugursuzlugun yüzünden gökten ates yagip bizi yakacak» der. Ve kadin, kalbi kirilarak yanindan çikar.

Hemen o sirada Cebrail (A.S.) inerek Hz. Musa (A.S)'ya der ki. «Allah sana: «Yâ- Musa, günahina tevbe eden kadini niye kovdun, ondan daha fenasini bulamadin mi» diyor. Hz. Musa (A.S), Cebrail (A.S)'e «Ondan daha fenasi kimdir» diye sorar. Cebrail (A.S),de «Hiç bir mazereti olmadigi halde bile bile namaz kilmayan kimse.» diye cevap verir.

Yine söylendigine göre eskilerden biri ölen bir kiz kardesini topraga verirken para kesesini mezara düsürür. Mezarliktan ayrilincaya kadar farkina varmaz.
Farkina varinca mezarliga döner, el-ayak çekilince kardesinin mezarini açar. Fakat içerde ates tutustugunu görür.

Tekrar kabri örterek aglaya oglaya annesine kosar. «Anacigim, bana kiz kardesim ve onun davranislari hakkinda bilgi ver» der. Kadin «Niye soruyorsun, oglum» der. Adam: «Anacigim, mezarinda ates yandigini gördüm de ondan soruyorum» der.

Bu defa annesi de aglamaya baslayarak «Oglum, kiz kardesin namazi savsaklar, vaktinde kilmazdi» diye cevap verdi.

Namazi vaktinde kilmayanin hali bu olunca hiç namaz kilmayanin akibetini var kendin düsün.

Allah (C.C)'dan dileriz ki, bize namaza karsi titiz davranmak, onu vaktinde ve eksiksiz kilmak üzere yardimci olsun. O cömert, kerim, esirgeyici ve merhamet edicidir.
 
NAMAZ






Hadîs-i Şerîf: “Rabbiniz Allâhü Teâlâ’dan (ona karşı gelmekten) sakının, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, mallarınızın zekâtını verin, idarecilerinize itaat edin. Böyle yaparsanız Rabbinizin cennetine girersiniz.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)​
Hicrî: 25 Rebîulâhir 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]​



NAMAZ

İngiliz'in, vakit vakit gemilerden, siperden...
Yine bolca gülle, bomba savurduğu bir gündü.​

Hızlı hızlı geçiyordum, tehlikeli bir yerden,
Birdenbire gözlerime büyük bir şey göründü.​

Böyle büyük görünen şey küçücük bir insandı,
Fakat bana çok dokundu, ayaklarım bağlandı.​

Ateşlerin yaladığı bu düzlükten geçenler,
Güllelerin cehennemlik yağmurundan kaçarken..​

Yolun biraz kenarında, tek başına bir nefer,
Pervasızca bombalardan, ateşlerden her şeyden..​

Kendisine, süngüsünden bir mihrâbcık kurmuştu,
Sonra onun karşısında namazına durmuştu.​

Ne havada ıslık çalan ve düştüğü yerlere
Kızgın çelik dahmelerle ölüm saçan gülleler...​

Ne semâda ifrit gibi vızıldayan tayyare...
Ne dünyalık bir düşünce, ne bir korku, ne keder​

Onun demir yüreğini oynatmaktan âcizdi,
Sanki toplar, şarapneller tehlikesiz... Sessizdi!​

Potinleri yanındaydı... Onun büyük saygısı,
Kunduralı ibâdeti görmüyordu muvafık,​

Böyle bir yüreğin bütün işi, kaygısı,
Elbet Hakk'ın rızâsına olmalıydı mutabık.​

Kuru toprak üzerinde, kundurasız kılınan
Bu namazın, pek uygun bir kubbesiydi âsumân! ….​

Hakk'ın büyük dîvânında, eli bağlı dururken,
Artık o, can kaygısını almıyordu hesaba.​

Allah Allah, bu ne yüksek bir îmândır yâ Rabbî
Bir Müslüman, ne büyük bir kahramandır, yâ Rabbî!​

Kahramandır, çünkü toplar etrafında patlarken,
Zerre kadar titremedi, namazını bozmadı...​

Böyle dalgın, düşünerek geçerken ben yanından,
Sağa sola selâm verdi, namazını bitirdi.​

Sonra, biraz kımıldandı, ellerini -Yaratan,
Allâh’ına duâ için- gökyüzüne çevirdi.​

Şimdi, artık Allâh’ına döküyordu derdini,
Gözlerini kapamıştı... Unutmuştu kendini...
(Çanakkale, Çamlıca Basım Yayın)​
Hicrî: 25 Rebîulâhir 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]​

%C3%87anakkale+sava%C5%9F%C4%B1nda+h%C3%BCcuma+kalkan+T%C3%BCrk+askerleri.jpg

Namaz

canakkalenp0.jpg

2011110189d306555614cf6f2beb54dc07e9fef6.jpg

35091_3.jpg

1341255518.jpg

sivilcumanamaz.jpg
 
NAMAZIN FARZLARINDAN: NİYET






Hadîs-i Şerîf: “Akıllı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kişidir.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)​
Hicrî: 24 Rebîulâhir 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]​


NAMAZIN FARZLARINDAN: NİYET

Niyet namazın şartlarındandır. Zira Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Niyetsiz hiçbir amel kâmil değildir (sevâbı yoktur).” buyurdular.

Niyet kalbin bir ameli işlemeyi irâde ve kasd etmesi ve kişinin hangi namazı kılacağını kalbiyle bilmesidir.
Kişiye hangi namazı kıldığı sorulsa hiç duraklamadan söyleyemezse namazı olmaz.

Niyette asıl olan kalbin amelidir. Bir kimse niyetinde kalbiyle öğle namazını kılmağa kasd edip de lisânından hata ile ikindi namazına diye çıksa öğle namazını kılmış olur.

Niyetle iftitâh tekbîri arasında namaza lâyık olmayan -yemek içmek gibi- bir amel işlenmemelidir.​
Niyetin en fazîletli vakti iftitâh tekbîrine yakın olanıdır.​
Beş vakit ve cuma namazı gibi farz-ı ayın, cenâze namazı gibi- farz-ı kifâye ve bayram namazı gibi vâcib namazlarda niyet ile hangisini kıldığını ta'yîn etmek lâzımdır.

Terâvîh ve beş vaktin sünnetleri gibi sünnetlerde ve nâfile namazda ise mutlak olarak namaza niyet kâfîdir.​
Tilâvet secdesinde dahi niyet şarttır.

Niyeti ‘vaktin farz namazına’ diye yapmak câizdir. Ancak Cuma namazı böyle değildir. Onda “Cuma namazına” diye tayin şarttır ve Cumadan sonra zuhr-i âhir diye; farziyyeti sâkıt olmayan son öğle namazı niyeti ile dört rek’at namaz kılmak güzel olur.​
Vitirde vitir namazına, bayramda bayram namazına niyet edilir.

Cenâze namazında ise “Allâh için namaza, şu er yahut hatun meyyit için duâya” diye niyet edilir.​
Eğer ölünün er yahud hatun olduğunu bilmezse “İmâmın cenaze namazını kıldırdığı kişi için duâya” diye niyet eder.

Bozulmuş olan nâfilelerin kazasında ise “Bozduğum nâfilenin kazasına” diye niyet eder.​
Hicrî: 24 Rebîulâhir 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]​

NAMAZDA UYANIK OLMAK


Namazın bütün rükünlarını uyanıklık üzere edâ etmek şarttır.

Uyuklayıp ne yaptığını bilmeyerek işlenen kıyâm, rükû ve diğer fiillere itibâr yoktur.

Rükünlerden biri böyle işlenirse uyanık olarak iâdesi lâzımdır.

Hicrî: 3 Cemâziyelâhir 1433 •[FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]
 
NAMAZA DÂİR BAZI MESELELER



13267973091258.gif


Hadîs-i Şerîf: “Kişinin namazı ve orucu sakın sizi aldatmasın. Dileyen oruç tutar, dileyen namaz kılar. Lâkin emânet(e riâyet)i olmayanın (kâmil) dîni yoktur.” (Hadîs-i Şerîf, Musannef-i Abdurrezzak)​
Hicrî: 20 Cemâziyelevvel 1433 • [FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]



NAMAZA DÂİR BAZI MESELELER

Selâm verirken; "Esselâmü aleyküm ve rahmetullâh" denildiğinde (Rahmetullâh'ın) sonundaki "he"ye hareke verilmez. İkinci selâmda sesi evvelkinden aşağı kılmak sünnettir.​
İkinci secdeden kalkarken özürsüz bir yere dayanılmaz, belki dizlerine dayanır ve oturmaksızın ayağa kalkar.​

Secde ederken veya kalkarken başındaki şey (takke) çıkarsa bir eliyle, amel-i kalil ile alıp başına giyip de kılmak başı açık kılmaktan faziletlidir.​
(Dışarıdan gören kimsenin namazda olmadığına hükmedeceği şey ameli kesirdir. Bunun aksi ise ameli kalildir.)​

Namazda sadece Fâtiha'nın okunduğu rek'atlerde (öğle namazının farzının üç ve dördüncü rek'atleri gibi) sehv ile zamm-ı sûre okunsa sehiv secdesi lâzım olmaz. Namazın rükunlarının tertib üzere edâ olunması lâzımdır.​

Selam verdikten sonra "Allâhümme entes-selâm ve minkes-selâm, tebârakte ya zel-celâli vel ikrâm" demek sünnettir.​
(Farz) Namaz kılarken kimsenin çağırmasına cevap için namazı kesmek câiz değildir. Anası ve babası dahi çağırsa böyledir.​
Ancak başlarına mühim bir şey gelip yardım isterlerse namazı keser.​
Bir kimsenin malını yahud canını bir zarardan korumak için de namazı keser.​
Hicrî: 20 Cemâziyelevvel 1433 • [FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]


willow.jpg


KİMSE MEKÂN TUTMAZ SENDE, VİRAN DÜNYA DEĞİL MİSİN?

Bir adamın gönlünün meyvesi oğlu ölmüştü. Adamın yüreği yanmış, bir yandan ağlıyor, bir yandan da:
"Ey dünyaya doyamadan ölen oğlum! Hiçbir şey göremeden âlemi bıraktın gittin." diyordu.

Onun bu sözlerini duyan ârif bir zât dedi ki:
"Farzet ki oğlunun dünyada tatmadığı zevk kalmamıştı. Bütün dilekleri yerine gelmişti. Ne değişecekti ki?


Sonunda yine herşeyi arkasında bırakıp gitmeyecek miydi?"
İnsan zamanının kıymetini bilmelidir. Saadete erebilmek için vakte dikkat etmek, fırsatı ganimet bilmek gerekir.

Hicrî: 20 Cemâziyelevvel 1433 • [FONT=&quot]Fazilet Takvim[/FONT]
 
AMELLERİN ASLI, DÎNİN DİREĞİ NAMAZ



13187699721352.gif



Hadîs-i Şerîf: “Biliniz ki sizin amellerinizin en hayırlısı namazdır.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî: 20 Cemâziyelevvel 1433 • [FONT=&quot]Fazilet Takvimi[/FONT]



AMELLERİN ASLI, DÎNİN DİREĞİ NAMAZ

Îmânın kemâli farz ameller iledir. Bütün farz amellerin aslı ve dînin direği beş vakit namazdır.

Farz olduğu pek çok âyet-i kerîme, hadîs-i şerîf ve icmâ-ı ümmet ile sâbittir.

Farz olduğu hakkındaki âyet ve hadîsler hiçbir suretle te'vîl edilemez.

Kur'ân-ı Kerîm'de pek çok âyet-i kerîmede geçen "salât" kelimesinden murâd beş vakitte edâ olunagelen mâlûm rükünlar ve mahsûs fiiller olduğu Peygamberimiz'in vakt-i saâdetinden sonra her devirde tevâtür ile inkârı mümkün olmayacak derecede kuvvetli olarak nakil olunmuştur.

Kur'ân-ı Kerîm ve hadîs-i şerîflerde namaz manasında geçen ‘Salât'tan murâd bu malûm rükünlar değildir, ancak zikretmektir ve düşünmektir." demek sapıklıktır.

Her akıllı ergenlik çağına gelen kimse, îmân olunacak şeyleri Ehl-i Sünnet itikâdı üzere bilip îmân ettikten sonra beş vakit namazın farzlarını, vâciblerini ve âdâbını öğrenmesi ve namazını Peygamberimizden geldiği üzere bütün işlerinden önce yerine getirmesi lâzımdır.

Ehl-i sünnet ve cemâatin icmâı şöyledir:
Namaz borcu tevbe ile ve diğer iyilikler ile ödenmez, kazâ edilmelidir.
Tevbe, ancak edasını te'hîr etmenin günâhını giderir.

Hâsılı namâzı kılmayıp zâyi edenlere büyük azâb olacağı Kur'ân-ı Kerîm'de ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiştir.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) "Kim farz namazlarını terk ederse kıyâmet gününde Allâhü Teâlâ'nın gazabına uğrar." buyurmuşlardır.

Emri altındakilere; âilesine ve evlâdına yedi yaşından sonra abdest, gusül ve namazı öğretmelidir. Namazı itiyad edinmesi, alışkanlık hâline getirmeleri için güzellikle ve takatlerine göre emretmeli ve namazı yanında kıldırmalıdır.​
Hicrî: 20 Cemâziyelevvel 1433 • [FONT=&quot]Fazilet Takvimi[/FONT]

32496.jpg
 
Gece Namaz Kılmanın Fazileti

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Hiç süphesiz, Rabb'in senin ve yanindakilerden bazilarinin gecenin üçte ikisinden biraz eksik veya yarisi, yahud üçte biri kadar ayakta kaldigini bilir. Gece ile gündüzü Allah düzenler, sizin onu saymayacaginizi bilir ve bunu size bagisladi.

Kur'ân'dan kolay geleni okuyun. Allâh içinizden hastalarin, O'nun fazlindan pay aramak üzere yer yüzünde yol tepecek olan digerinin ve O'nun yolunda çarpisacak olan baskalarinin oldugunu bilir.

Buna göre onan (Kur'ân'i Kerim´in) kolay gelenini okuyun. Namazi dosdogru kilin, zekâti verin, Allah'a karsiliksiz borç verin. Kendiniz için ne ayirirsaniz onu Allah Kati'nda daha hayirli, daha yüksek bir mükâfat olarak bulursunuz.
O hâlde Allâh'dan afv dileyin, cünki O, bagislayici ve esirgeyendir.»

(Müzemmil - 20)

"Muhakkak ki gece (ibadete) kalkan kisi nese bakimindan daha kuvvetli (Kur'ân'i Kerim) okuyus bakimindan daha saglamdir."

(Müzemmil - 6)


«— Vücûdlari yataklardan uzaklasarak Rabb'lerine korku ve ümidle yalvarir ve kendilerine ayirdigimiz riziktan verirler.»

(Secde - 16)

"(Bunlar mi) yoksa Allah'a itaatkâr, geceleri secde ederek ve ayakta durarak ahiretten çekinen ve Rabb'inin rahmetini dileyen kimseler mi daha hayirlidir? De ki, «Bilenler ile bilmeyenler hiç bir olur mu? Ancak derin görüs sahipleri bunu düsünür"

(Zûmer - 9)


«— Ve o kimseler ki, gecelerini secde ederek ve ayakta durarak geçilirler»

(Furkan - 64)


"Ey mü'minler, sabirla ve namazla Allâh'dan yardim dileyin, hiç süphesiz Allah sabredenler ile beraberdir."

(Bakara - 153)


Bir ifâdeye göre, son âyetteki «namaz» ´dan maksat, gece kilinan namazdir, bu namaza katlanarak nefse karsi verilen cihâdda destek saglanmis olur.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Seytan uykuda yatinca her birinizin ensesine «haydi uyu, sana uzun geceler» diyerek üç dügüm atar, insan uyanir ve Allah'in adini aninca dügümlerden biri çözülür. Eger kalkar, abdest alirsa bir dügüm daha çözülür. Namaz kilarsa bir dügüm daha çözülerek insan sevkli ve huzur içinde sabaha erer. Aksi halde bozuk bir hâlet-i ruhiye içinde ve miskin olarak sabahi bulur.»

Peygamberimizin huzurunda birinden bahsederek sabaha kadar uyudugu söylenince. Peygamber'imiz «O adam, seytanin kulagina isedigi biridir» diye buyurdu.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Seytanin burun damlasi, afyonu ve göz damlasi vardir. O birisine burun damlasi akittigi zaman kötü huylu olur. Ona afyon yutturdugu zaman dili kötü konusur. Gözüne damla akittigi zaman da sabaha kadar uyur."

Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Geceleyin kilinan iki rekâttik namaz. insanoglu için dünyadan ve dünyada bulunan her seyden daha yararlidir. Ümmetime zor gelmese iki rek'at gece namazini üzerlerine farz kilardim.»
"Gecenin öyle bir âni vardir ki, onu yakalayip da Allâh'dan hayirli bir sey dileyen müslüman'a, Allâh ne dilerse verir."

Mugire Ibni Sube buyurur ki;


«Peygamber'imiz bir gece ayaklari sisinceye kadar namaz kildi. Kendisine «Allâh senin geçmis - gelecek bütün «zelle» lerini afvetmedi mi» diye sorulunca «Ben sükreden bir kul olmayayim mi» diye cevab buyurdu.
Anlasiliyor ki, Peygamberimizin bu hareketi, daha yüksek bir mertebeye ulasmak hedefini güdüyordu. Cünki sükretmek, artis ve gelisme sebebidir.

Nitekim Ulu Allah
«Eger sükrederseniz, size daha fazla veririm» diye buyuruyor (Ibrahim - 7).
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Yâ Ebû Hureyre! Eger hayatta iken, ölünce, mezarda ve yeniden dirilince Allah'in rahmetinin seninle birlikte olmasini istiyorsan, geceleyin Allâh Rizasi için kalk, namaz kil. Ya Ebû Hureyre! Evinin köselerinde namaz kilarsan evinin aydinligi gökte takim yildizlari gibi ve dünya halki için de yildiz gibi olur."

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Geceleyin namaz kilmayi sakin ihmal etmeyin Cünki o sizden evvelki Iyilerin âdetidir. Geceleyin ibâdet etmek. Allah'a yaklastirici, günahlara kefaret sebebi, vücudu hastaliklardan koruyucu ve günahlardan alakoyucudur."

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Gece namaz kilmak isterken uykusu bastiran kimseye namazin sevabi yazilir ve uykusu da sadaka yerine geçer.»
Peygamber'imiz Ebû Zerr'e
«Bir yolculuga çikmak istersen onun için hazirlik yapar misin» diye sorar. Ebû Zerr «Tabii. Yâ Rasûlallah » diye cevap verir. Peygamber'imiz «Peki Kiyamet Günü yolculugu nasil olacak? Beni dinle, o gün sana yarayacak olani sana söyleyeyim mi» diye buyurur.

Ebu Zerr «Tabii, yâ Rasûlallah Anam ve babam yoluna feda olsun» der. Bunun üzerine Peygamber'imiz söyle buyurur. «Yeniden dirilme günü için çok sicak bir gün oruç tut. Kabir yalnizligi için gece karanliginda iki rek'at namaz kil. Kiyametin büyük olaylari için bir kere Hacc et ve muhtaca bir sadaka ver, ya hakli yere bir söz söyle, yâhud kötü bir söz söylemekten dilini alakoy.»
Anlatildigma göre, Peygamber'imiz zamaninda, bir adam vardi, herkes yataga girinceye uykuya dalinca kalkar, namaz kilip Kur'ân´i Kerim okur ve «Ey cehennemin Rabb'i, beni cehennemden koru» diye duâ ederdi.

Adamin bahsi geçince Peygamber'imiz «O duâ ederken bana haber verin» dedi ve adamin yanina varinca sözlerini duydu. Sabah olunca ona «Yâ filân kisi, Allâh'dan cenneti dileseydin ya!» diye buyurdu. Adam Peygamber'imize «Yâ Rasûlallah! Daha o kadar degilim. Amelim oraya kadar ulasmaz» diye cevap verdi.
Bu arada Cebrail (A.S.) gelerek buyurdu ki; «Filân kisiye bildir. Allah (C.C) onu cehennem'den âzâd ettigi gibi Cennet'e koydu.»

Anlatildigina göre, Cebrail (A.S.) Peygamber'imize «Ibni Ömer Iyi adam! Bir de gece namaz kilsa» dedi. Peygamberimiz de bu durumu ibni Ömer'e bildirdi. Ibni Ömer de O günden sonra devamii olarak geceleyin namaz kilmaya basladi.
Nâfi der ki; «Ibni Ömer geceleyin namaz kilar ve «Yâ Nâfi , sabaha vardik mi» diye sorardi, kendisine «hayir» demem üzerine yine namaza durur ve yine Nâfi . sabaha vardik mi» diye sorardi. Kendisine «Evet» diye cevap verince tanyeri agarincaya kadar oturur, Allah'a istigfar ederdi.»

Hz. Ali (K.V.) buyurur ki «Bir gece Hz. Yahya (A.S) arpa ekmegi yiyerek karnini doyurur ve uykuya dalarak zikrini ihmal eder, böylece sabah olur.

Bunun üzerine Ulu Allah (C.C) ona söyle vahyeder. «Yâ Yahya! (A.S.) Benim yurdumdan daha hayîrli bir yurd mu ve bana yakin olmaktan sana daha faydali bir çevre mi buldun? Ya Yahya! (A.S.) Izzet ve celâlim hakki için eger bir kereligine cennet ile yüzyüze gelsen, kapilacagin istiyak yüzünden yüreginin yagi erir ve nefsin mahvolurdu. Eger cehennemle bir defaligina karsilassan, yüreginin yagi erir, gözyasin yerine irin akar ve aba yerine deri giyerdin.»

Peygamber'imize «Falan adam geceleyin namaz kiliyor, gündüz olunca da hirsizlik yapiyor» dediler. Peygamber'imiz de
«Isledigi amel onu yaptigi kötülükten yakinda alakoyacaktir» diye cevap verdi.

Peygamber'imiz (S.A.S) buyuruyor:

«— Allah'in rahmeti o erkegin üzerine olsun ki, geceleyin namaz kilmaya kalkar ve sonra karisini kaldirir, o da namaz kilar, kadin kalkmak istemezse yüzüne su serper.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor:

«— Allah'in rahmeti o kadinin üzerine olsun ki. geceleyin namaz ki*maya kalkar ve sonra kocasini uyandirir da o da namaz kilar, kocasi kalkmak istemezse yüzüne su serper.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor:

«— Eger kisi geceleyin uyanip karisini da uyandirarak birlikte iki rek'at namaz kilarlarsa, Allah her ikisini de Allah'i çok çok zikredenlerden yazar.»
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
"Farzlardan sonra en faziletli namaz gece kalkarak kilman namazdir."

Hz. Ömer'den rivayet edildigine göre,
Peygamber'imiz buyuruyor ki:

— 491 —

"Kim zikrini yapmadan uykuya yatar da onu sabah namazi ile ögle namazi arasinda yaparsa gece zikretmis gibi yazilir."
Imâm-i Buharî'nin (Allah (C.C) O'ndan razi olsun) *** *** asagidaki iki beyti okudugu söylenir:

«Firsat eldeyken rüküun faziletini degerlendir.
Ölümün ansizin olabilir.

Nice hastaliksiz, sapasaglam kimseyi gördüm ki.

Saglam ruhu kus gibi uçuverdi.»
 
Namaz kılmayanın hali

Sual:
Namaz vakti çıkarken namazı kılmadığı için üzülmeyenin imanı gider mi?

CEVAP


Evet, imanı gider ama üzülmemek ne demektir? Namaz kılmayan, içki içen ve açık gezen, eğer ben de namaz kılsam iyi olur, içki içmesem iyi olur, açık gezmesem iyi olur diyerek günahlarına devam ediyorsa kâfir değildir. Bunları yapıyor bu arada oruç da tutuyorsa yine kâfir denmez. Biz de bazı günahları işliyoruz, gıybet ediyoruz. Hadis-i şerifte gıybet zinadan kötüdür buyuruluyor. Suizan ediyoruz vs. Ama yaptığımıza günahtır diyoruz. Namaz kılmayan da böyle diyorsa kâfir olmaz. Namaz kılmasam da açık gezsem de içki içsem de kalbim temizdir, içmeyenleri namaz kılanları görüyoruz, benim onlardan neyim aşağı diyorsa tehlikededir. Ben kapanırsam namaz kılarsam onlardan iyi olurum diye düşünüyorsa, yaptığının yanlış olduğunu biliyorsa küfür olmaz.
 
Geri