Namaz

Konu sahibi son olarak 2625 gün önce görüldü
Namazı kazaya bırakmak

Sual:
S. Ebediyye’de, Tergib-üs-salat kitabından alınarak, (Bir namazı özürsüz, vaktinden sonra kılan, seksen hukbe Cehennemde yanacaktır) mealindeki hadis-i şerif bildirilmektedir. Namazı kılmak niye günah oluyor?

CEVAP

Günah olan, namaz kılmak değil, namazı kasten kılmayıp kazaya bırakmaktır. Tevbe edip o namazı kaza ederse, cezadan kurtulur. Çünkü Mektubat’taki bir hadis-i şerifte, (Bir namazı bile bile, vaktinde kılmayıp, kaza etmeyene, Cehennemde seksen hukbe azap edilecektir) buyuruluyor. (m. 266)

Demek ki, tevbe edip kaza eden, hattâ kaza etmediği hâlde, şefaate yahut affa kavuşan cezadan kurtulur.
 
Namaz Kılmamanın Zararları

Namaz kılmamanın zararı

Namaz kılmamanın zararı nedir?

CEVAP

SeyyidvAbdülhakim Arvâsi hazretleri, Sefer-i Âhiret risâlesinde buyuruyor ki:


Namaz kılmayan, namaz kılmamakla bütün müminlere zulmetmiş bulunuyor. Zira her namazda (Esselamü aleynâ ve alâ ibâdillâhissâlihin) demekle bütün müminlere dua ediliyor. Her gün beş vakit namazda yirmi defa tekrar olunan bu duadan müslümanları mahrum bırakıyor. Yani hakları olan bu duayı terk ediyor. Kıyamet gününde bütün müminler bu haklarını namaz kılmayanlardan alacaktır. Namaza gevşeklik gösterenler, namazı önemsemeyip hafif tutanlar birçok cezaya uğrarlar:



Ömründen hayır ve menfaat görmez. Çeşitli hastalıklar, çeşit çeşit aşağılıklar, hakaretler ve zilletler içerisinde hayat sürer. Kimseden saygı görmediği gibi, çeşitli mahrumiyet ve zaruretlere mübtelâ olur. Sıhhatinden hayır ve menfaat görmez. Genel olarak kötü yerlerde bulunan kimseler, namazına devam etmeyenler veya namazında gevşeklik gösterenlerdir. Bu gibi yerlerde, ekseriya namazı terk edenler, namaza gevşeklik gösterenler görülür. Bunun gibi, zahmetli, yorucu ve ağır işlerde çalışanlar da çoğunlukla yine namaz kılmayanlardır. Namazı doğru kılanlar, salihlerin yanında hürmet ve haysiyet ve itibar sahibidir. Bu gibiler, arkadaşları ve akrabaları arasında seçilmiş ve saygılıdır. Aşağı, çirkin, süfli ve ezici işlerde çalışanlar genellikle namaz kılmayan veya namaza gevşeklik gösterenlerdir.



Cenâb-ı Hakkın hizmetinde bulunmaya yarar kimselerin simâlarında, kendi yaradılışlarındaki, güzellik ve cemâlden ayrı olarak bir başka güzellik ve cemâl vardır ki, namaza gevşek davrananlar her ne kadar güzellenme ve süslenme sebeplerine başvursalar da, her gün defalarca hamama girip çıksalar da, türlü türlü, çeşit çeşit ve yeni elbiseler giyseler de, yine bu güzellik ve cemâle kavuşamaz ve bu simaya bürünemezler. Her çeşit güzel kokular sürünseler de, kendilerinde hasıl olan yahudi kokusuna benzer kokuyu hissedebilenlerden gizleyemezler. Bu kokuyu duyanlar vardır. Nitekim yahudiler, yahudiliğe mahsus olan kokudan, İslama gelip İslam dininde karar kılmadıkça kurtulamayacakları gibi, namazı terk edenler de, namaza devam ve şartlarına riayet etmedikçe kurtulamazlar.



Simâ-i sâlihin ancak namaza devam edenlerde bulunur. Bunu anlayanlar vardır. Hattâ bu işin ehli olanlar, geçirilen namazın hangi vaktin namazı olduğunu da bilebilirler.
Namaza devam edenler, uzun zaman hamama gitmeseler de, yıkanmasalar da, bunun gibi hayli zaman çamaşır değiştirmeseler de, vücutları, elbise ve çamaşırları pis kokmaz. Namazı terk edenler, aksine sık sık hamama gitseler de ve çamaşır değiştirseler de, o nezafet, o tarâvet ve o zarafete sahip olamazlar.



Günde defalarca sadaka verse, birçok yetim sevindirse, yedirse, giydirse, günlerce Kur’ân-ı kerim hatmetse, birçok kere hacca gitse, buna benzer ibadet, tâat ve iyilikler yapsa, Cenâb-ı Hak ona zerre kadar bir sevap vermez. Bütün amelleri boştur.



Allahü teâlâ, o vakitleri namaza mahsus kıldığından bu vakitleri namazda geçirmeleri elbette lazımdır. Bu vakitleri Allahü teâlânın tayin ettiği şekilden düzenden çıkarmak zulmünde bulundukları için namazı terk edenlerin her işinden, dünyevi ve uhrevi yaptıklarından iyilik, hayır ve bereket kalkar.



Yâ Rabbi diyen kuluna, Allahü teâlâ, (Lebbeyk = söyle yapılsın) buyuruyor. Namaz kılmayan kimseye, böyle söylemez. Onun duası kabul olunacak makama getirilmez. Yani bir engel çıkar da geri bırakılır. Kabul olunacak yere ulaşamaz. Tıpkı dünya işinde, dilekçe yazanın, dilekçesinin bir yerde takılıp yerine ulaşamaması gibi.



Sâlihler, Allahü teâlâya yâr olanlar namaz kılanlardır. Ancak bunlar hayır ve berekete ve rahmete vesile olurlar. Namazda, Âdem aleyhisselamın yaratılmasından yeryüzünde bir tek mümin kalıncaya kadar, bütün müminlerin ve dolayısiyle bütün mahlukatın da hakları vardır. Namaz terk edilince, Hakkın rahmeti, örtülü kalır. Rahmetin gelmesine değil kesilmesine sebep olduğundan bütün mahlukat namazı terk edene buğz ve düşmanlık eder.



Müslümanların dualarının bereketinden mahrum kalır. Yani hisse, pay alamaz. Ölse, mezarı yanından geçen bir müslümanın okuduğu Fatihadan gerektiği kadar faydalanamaz. Allahü teâlâ böylelerini, uluhiyet makamında özel hizmet sayılan namaza almadığından, Hakka hizmetten kovulmuş ve bu hizmet için verilecek olan faydalardan mahrum kalmıştır.
Namaz kılmayan, görünüşü bozuk bir surette ve rahatsız olarak yatağa düşer. Üstünü başını, yorganını, karyolasını ve diğer şeylerini pisleterek berbat eder. Öyle olur ki, en yakınları olan çocukları ve hanımı, anası ve babası da ölümünden nefret eder. Beklenilen hürmet ve riâyeti gösteremezler. Dünyalık olarak çok büyük mesela padişah da olsa, yine ölüm zamanında şu veya bu şekilde ikrah olunur bir suret ve şekilde vefat eder ki, bütün etrafı ve yakınları ondan nefret ederler.



Namaz kılmayanın ölümünde; gözlerinde korku alâmetleri, telaş ve hüzün eserleri, gözünü göğe dikme işaretleri görünür. Gözlerinin rengi değişir. Yukarıya veya aşağıya doğru dikilir ki, bakmak mümkün değildir. Burun delikleri kurur. Kuş tüyü yataklarda, muhteşem karyolalarda, süslü odalarda ve saraylarda binbir ihtişam ve çeşitli debdebe içerisinde bulunsa da, yine zelil ve aşağı olur. Gittikçe zillete, alçalmaya doğru yol alır. Çünkü izzet, ancak Allahü teâlâya, Muhammed aleyhisselama ve müminlere mahsustur. Hz.Ömer bunun için: “Biz zelil bir kavim idik. Allahü teâlâ bizi İslam dini ile aziz eyledi. Eğer izzet ve şerefi, Allahü teâlânın bizi aziz ettiğinden başka yerde ararsak, eskisinden daha zelil ve aşağı oluruz” buyurdu.



Namaz kılmamakla iman zayıflar. Namazı kılmayanların imanları zayıf olduğundan, ne melekler, ne ruhlar, ne ölüler, ne diriler, ne de diğer mahlukat onu aziz tutmaz, ona hürmet ve riâyet göstermezler. Namaz kılmayan ölürken saçları ve sakalları sarkar. Sarkık, düşük, karışık bir manzara alır. Kısaca, hayatındaki şeklinde bulunmaz. Müminler ise ölümünde de hayattaki durumu bozulmaz, aynen canlı gibi kalır. Onun ölümünü gören, ölümünden haberdar değilse, uyuduğunu zanneder.



Ne kadar çok yemek yese de, yine açlık ızdırabı dinmez. Gittikçe şiddetlenir. Dayanılmaz, tahammül edilmez bir hâl alır. Ne kadar fazla, ne kadar kuvvetli ve iyi yemekler yedirilse, bu acı, bu ağrı, bu sızı dindirilemez. Bu ızdırap teskin olunamaz. Bu hasta yedirilmekle doyurulamaz. Boğazı, barsakları açlıkla acı çeker. Açlık bir orantı halinde yükselir, artar. Nihayet kıvrana kıvrana can verir. Çünkü namazı terk etmek büyük günahtır. Cezası da o nispette büyük olur. Açlık da mühim bir hastalıktır. Neticesi mutlaka ölümdür. Diğer hastalıklar gibi değildir. İşte namaz kılmayanlar açlık hastalığı ile kıvranıp öyle giderler. Her namaz kılmayan mutlaka aç olarak ölür.



Namaz kılan, güler yüzlü mütebessim, parlak ve nurani yüzlü olur. Sevinç ve neşe alâmetleri yüzünde ve gözlerinde âşikâr olur. Hak teâlâdan ve meleklerinden hayâ eder. Kendi kusurlarını ve Hak teâlânın lütuf ve ihsanını görür de, alnından terler dökülür, burnunun delikleri sulanır. Kulak altları ve burun delikleri hafif bir şekilde terler. Güzel bir şekilde kokar. Renginde lâtif bir güzellik olur. Etrafa güzel kokular yayılır. En lezzetli ve en nefis yemekler yemiş gibi tok ve kanmış olarak vefat ederler.
Namazın tamam olması ve kemâl üzere bulunması, fıkıh kitaplarında genişçe anlatıldığı şekilde namazın farzlarını, vaciplerini, sünnet ve müstehaplarını yapmaya, yerine getirmeye bağlıdır. Namazda huşu bu dört şeyde toplanmış ve kalbin hudu’u da bunlara bağlanmıştır. Müminle kâfir arasındaki fark namazdır. Mümin namaz kılar, kâfir kılmaz. Münâfık ise bazen kılar, bazen kılmaz.

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:


(İman, namaz demektir. Namaz için kalbini hazırlar ve namazı itinâ ile, vaktine, sünnetine ve diğer şartlarına riâyet ederek kılan, mümindir.) [İbni Neccâr]

(Kıyamette kulun ilk sorguya çekileceği ibadet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer amelleri kabul edilir, düzgün değilse, hiçbir ameli kabul edilmez.) [Taberani]

 
Namaz her iyiliğin anahtarıdır

Sual:
Ben namaz kılmıyorum; ama hiç günah da işlemiyorum. İçki içmem, kumar oynamam, hırsızlık etmem ve başka günahları da işlemem. Üstelik, çok sadaka veririm, yoksulları gözetirim. Bunlar yetmez mi?

CEVAP

Namaz kılmamak çok büyük günahtır. Hırsızlık etmekten, kumar oynamaktan, içki içmekten daha büyük günahtır. Birçok hadis-i şerifte, kasten namaz kılmamanın küfür olduğu bildirildi. Amel imandan parça olmadığı halde, namaz konusunda ittifak hasıl olmadı. Namazın imandan olduğunu bildiren âlimler de oldu. Bu bakımdan namaz kılmamak, çok büyük tehlikedir.

Bir insan her türlü kötülüğü işlese, namaz kılmaya devam etse, namazı doğru olarak kılsa, kötülüklerin çoğunu, hatta tamamını terk eder. Çünkü bir âyet-i kerime meali şöyledir:

(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45]

Namaz kılmanın fazileti çok büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:


(Namaz, her hayrın, her iyiliğin anahtarıdır.) [Taberani]

(Namaz kılan kıyamette kurtulacak, kılmayan perişan olacaktır.) [Taberani]

Namaz kılmayan, bütün dünyadaki yoksulları doyursa, her köye, her mahalleye cami, çeşme yaptırsa, namaz kılmamanın günahı bunların hepsinden fazla olur. Sadaka vermek, yoksul doyurmak, çeşme yaptırmak nafile ibadettir. Farz sevabının yanında denizde damla gibi bile değildir. Milyarlarca nafile, iki rekat farz namazın sevabına ulaşamaz.

 
Namazda Günahların dökülmesi



67183513394400974992.gif

هل تعلم اين توضع ذنوبك وانت في صلاتك؟

عن عبد الله بن عمر رضي الله عنهما قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم:(إِنَّ العَبْدَ إِذَا قَامَ يُصَلِّي أُتِيَ بِذُنُوبِهِ كُلّهَا فَوُضِعَتْ عَلَى رَأْسِهِ وَ عَاتِقَيْهِ ، فَكُلَّمَا رَكَعَ أَو سَجَدَ تَسَاقَطَتْ عَنْهُ) حديث صحيح - روا الالباني في صحيح الجامع.

Kul namaza durduğunda, bütün günahları getirilir.Başı ve omuzları üzerine konulur. Rüku ve secdeye gittikçe dökülür, o insandan ayrılır. [Taberani]

[FONT=&quot]1413 Ramuzulehadis [/FONT]
 
Ey namazı terk eden!!




208394452.gif


[FONT=&quot]﴿ يا تارك الصلاة ﴾[/FONT]

[FONT=&quot]Hamd, âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. Güzel âkibet, takvâ sahipleri içindir. Zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur.Salât ve selâm, insanlığın en hayırlısı ve en fazîletlisi, [/FONT][FONT=&quot]Peygamberimiz Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'e, O'nun âile halkına ve bütün ashâbına olsun.[/FONT]
[FONT=&quot]
Ey namazı terk eden!!

[/FONT]
[FONT=&quot]Aramızdaki bütün bağları kestiğin halde seninle ne şekilde konuşmaya başlayayım? [/FONT]
[FONT=&quot]Sana ne diyeyim?

[/FONT]
[FONT=&quot]Sana hangi yolla hitap edeyim?

[/FONT]
[FONT=&quot]Sana teşvik yoluyla mı, yoksa tehdit yoluyla mı hitap edeyim?

[/FONT]
[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!!

[/FONT]
[FONT=&quot]Sen, kendini ne zannediyorsun?[/FONT]


[FONT=&quot]Sen, seni yaratan ve sana şekil veren Rabbine secde etmekten alıkoyacak kadar O'ndan müstağnî misin? O'na ihtiyacın yok mudur?

[/FONT]
[FONT=&quot]Kibir, seni Rabbinin huzurunda zelîl ve huşû ile durmaya tenezzül etmeyecek bir duruma mı getirdi?[/FONT]


[FONT=&quot]Dinler misin Rabbin [/FONT][FONT=&quot]Allah Teâlâ[/FONT][FONT=&quot] ne buyuruyor:[/FONT]


يَا أَيُّهَا الْإِنسَانُ مَا غَرَّكَ بِرَبِّكَ الْكَرِيمِ

Yâ eyyuhel insânu mâ garreke bi rabbikel kerîm(kerîmi).

Ey insan! Kerim olan Rabbine karşı seni aldatan (mağrur kılan) nedir?


الَّذِي خَلَقَكَ فَسَوَّاكَ فَعَدَلَكَ

Ellezî halakake fe sevvâke fe adelek(adeleke).

O (senin Rabbin) ki, seni yarattı, sonra seni sevva etti (dizayn etti), sonra da düzen üzere seni dengeli, sağlıklı kıldı.


فِي أَيِّ صُورَةٍ مَّا شَاء رَكَّبَكَ

Fî eyyi sûretin mâ şâe rekkebek(rekkebeke).

Dilediği surette (şekilde) seni terkip etti (farklı genetik şifreleri biraraya getirip (her insana) farklı suretler verdi).


[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Sen, kişinin, İslâm dîninden sarılabileceği son şeyin namaz olduğunu (âhir zamanda İslâm'da onun dışında başka bir ibâdetin kalmayacağını), eğer onu kaybederse, dîninin tamamını kaybedeceğini bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]


[FONT=&quot](( لَيُنْقَضَنَّ عُرَى الْإِسْلَامِ عُرْوَةً عُرْوَةً، فَكُلَّمَا انْتَقَضَتْ عُرْوَةٌ تَشَبَّثَ النَّاسُ بِالَّتِي تَلِيهَا، وَأَوَّلُهُنَّ نَقْضًا الْحُكْمُ، وَآخِرُهُنَّ الصَّلَاةُ.)) [/FONT]
[FONT=&quot][ رواه أحمد والطبراني وابن حبان والحاكم وصححه الألباني ][/FONT]
[FONT=&quot]
"İslâm'ın hükümleri, mutlaka birer birer bozulacaktır [/FONT]
[FONT=&quot](insanlar tarafından terk edilecektir). B[/FONT][FONT=&quot]ir hüküm bozulunca, insanlar sonrakine tutunacaklardır. İlk bozulan hüküm[/FONT][FONT=&quot]; yönetim (Allah'ın indirdiği ile hükmetmek), sonuncusu ise namaz olacaktır."[FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Ahmed, Taberânî, İbn-i Hibbân ve Hâkim rivâyet etmişlerdir. Elbânî de hadis sahihtir, demiştir.[/FONT]






[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Sen, Allah'ın vermiş olduğu eman ve korumanın dünya ve âhirette namazı kasten terk edenden kalktığını bilmez misin? [/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]


[FONT=&quot](( لَا تُشْرِكْ بِاللهِ شَيْئًا وَإِنْ عُذِّبْتَ وَحُرِّقْتَ، [/FONT][FONT=&quot] أَطِعْ وَالِدَيْكَ وَإِنْ أَخْرَجَاكَ مِنْ مَالِكِ وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ هُوَ لَكَ،[/FONT][FONT=&quot] وَلَا تَتْرُكِ الصَّلَاةَ مُتَعَمِّدًا؛ فَإِنَّ مَنْ تَرَكَ الصَّلَاةَ مُتَعَمِّدًا، فَقَدْ بَرِئَتْ مِنْهُ ذِمَّةُ اللهِ، وَلَا تَشْرَبِ الْخَمْرَ؛ فَإِنَّهَا مِفْتَاحُ كُلِّ شَرٍّ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه الطبراني وقال الألباني: حسن لغيره ][/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot](Parça parça kesilerek) azap edilsen ve (ateşte) yakılsan bile Allah'a hiçbir şeyi ortak koşma.Malından ve sana âit olan her şeyden çıkarsalar bile anne ve babana itaat et.Namazı kasten terk etme.Zirâ kim, namazı kasten terk ederse, Allah'ın eman ve koruması ondan kalkmıştır.İçki içme.Zirâ içki, her türlü kötülüğün anahtarıdır."[/FONT][FONT=&quot] [FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Taberânî rivâyet etmiştir. Elbânî de hasen liğayrihi, demiştir.[/FONT]






[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Sen, namazı terk ettikten sonra artık sende İslâm'dan ne kalır? Namazın, İslâm'ın direği ve îmânın otağı olduğunu bilmez misin? [/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk etmenin küfür, şirk ve dalâlet olduğunu bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur[/FONT][FONT=&quot]:[/FONT]


[FONT=&quot](( بَيْنَ الرَّجُلِ وَ بَيْنَ الْكُفْرِ وَالشِّرْكِ تَرْكُ الصَّلاَةِ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه مسلم ][/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot]Kişi ile küfür ve şirk arasındaki sınır[/FONT][FONT=&quot],[/FONT][FONT=&quot] namazın terkidir[/FONT][FONT=&quot]."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Müslim rivâyet etmiştir.[/FONT]




[FONT=&quot]Yine, [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] şöyle buyurmuştur:[/FONT]


[FONT=&quot](( اَلْعَهْدُ الَّذيِ بَيْـنَناَ وَبَيْـنَهُمُ الصَّلاَةُ، فَمَنْ تَرَكَهاَ فَقَدْ كَفَرَ.)) [/FONT]
[FONT=&quot][ رواه أحمد والترمذي وصححه الألباني ][/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot]Bizimle onlar [/FONT][FONT=&quot](münâfıklar) arasındaki sözleşme, namazdır. Kim, namazı terk ederse, kâfir olur.[/FONT][FONT=&quot]"[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Ahmed ve Tirmizî rivâyet etmişlerdir.Elbânî de hadis sahihtir, demiştir.[/FONT]




[FONT=&quot]Ömer b. Hattab [/FONT][FONT=&quot]-Allah ondan râzı olsun- [/FONT][FONT=&quot]namazın terki konusunda şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot](( [/FONT][FONT=&quot]أَمَا إِنَّهُ لَا حَظَّ لِأَحَدٍ فيِ الْإِسْلَامِ أَضَاعَ الصَّلَاةَ.)) [/FONT][FONT=&quot][رواه ابن أبي شيبة وعبد الرزاق][/FONT]
[FONT=&quot]
"Dikkat edin![/FONT]
[FONT=&quot] Şüphesiz ki namazı terk eden birisinin İslâm'dan nasibi yoktur."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] İbn-i Ebî Şeybe ve Abdurrezzak rivâyet etmişlerdir.[/FONT]




[FONT=&quot]Abdullah b. Mes'ud [/FONT][FONT=&quot]-Allah ondan râzı olsun- [/FONT][FONT=&quot]şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot](([/FONT][FONT=&quot] مَنْ تَرَكَ الصَّلَاةَ فَلَا دِينَ لَهُ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه ابن أبي شيبة ومحمد بن نصر والطبراني ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Namazı terk edenin dîni yoktur."[/FONT]
[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] İbn-i Ebî Şeybe, Muhammed b. Nasr ve Taberânî rivâyet etmişlerdir.[/FONT]




[FONT=&quot]Ali b. Ebî Tâlib -Allah onlardan râzı olsun- şöyle demişlerdir:[/FONT]

[FONT=&quot](( [/FONT][FONT=&quot]مَنْ لَمْ يُصَلِّ فَهُوَ كَافِرٌ- وَفِي لَفْظٍ- فَقَدْ كَفَرَ.)) [/FONT]
[FONT=&quot][ رواه ابن أبي شيبة في كتاب الإيمان وفي المصنف والبخاري في تاريخه ] [/FONT]
[FONT=&quot]
"Namaz kılmayan, kâfirdir [/FONT]
[FONT=&quot]-başka bir rivâyette- kâfir olur."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1]

[/FONT]
[/FONT]
[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] İbn-i Ebî Şeybe; "Îmân" kitabı ve "Musannef". Buhârî; "Tarih" kitabında rivâyet etmişlerdir.[/FONT]




[FONT=&quot]Abdullah b. Abbas -Allah ondan ve babasından râzı olsun- şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot](([/FONT][FONT=&quot] مَنْ تَرَكَ الصَّلَاةَ فَقَدْ كَفَرَ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه محمد بن نصر المروزي وابن عبد البر ] [/FONT]
[FONT=&quot]
"N[/FONT]
[FONT=&quot]amazı terk eden, kâfir olur."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Muhammed b. Nasr el-Mervezî ve İbn-i Abdilber rivâyet etmişlerdir.[/FONT]




[FONT=&quot]Ebu Derdâ [/FONT][FONT=&quot]-Allah ondan râzı olsun- şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot](( لاَ إِيمَانَ[/FONT][FONT=&quot] لِمَنْ لَا صَلَاةَ لَهُ، وَلَا صَلَاةَ لِمَنْ لَا وُضُوءَ لَهُ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه ابن عبد البر ] [/FONT]
[FONT=&quot]
"N[/FONT]
[FONT=&quot]amazı olmayanın îmânı yoktur.Abdesti olmayanın da namazı yoktur."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] İbn-i Abdilber rivâyet etmiştir.[/FONT]




[FONT=&quot]Tâbiînden Abdullah b. Şekîk el-Ukaylî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot](( كَانَ أَصْحَابُ مُحَمَّدٍ [/FONT][FONT=&quot]ع[/FONT][FONT=&quot] لَا يَرَوْنَ شَيْئًا مِنَ الْأَعْمَالِ تَرْكُهُ كُفْرٌ غَيْرَ الصَّلَاةِ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه الترمذي ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in ashâbı, namazdan başka amellerden bir şeyin terkini küfür olarak görmüyorlardı."[/FONT]
[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Tirmizî rivâyet etmiştir.[/FONT]




[FONT=&quot]İbrahim en-Nehaî -Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot](([/FONT][FONT=&quot] مَنْ تَرَكَ الصَّلَاةَ فَقَدْ كَفَرَ.)) [/FONT]
[FONT=&quot]
"N[/FONT]
[FONT=&quot]amazı terk eden, kâfir olur."[/FONT]


[FONT=&quot]İmam Zehebî [/FONT][FONT=&quot]-Allah ona rahmet etsin- şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot]"Namazı vaktinden sonraya erteleyen, büyük günah işleyen kimsedir. Namazı tamamen terk eden, zinâ eden ve hırsızlık yapan kimse gibidir. Bir vakit namazı terk etmek veya kaçırmak büyük günahtır. Bunu birden fazla yaparsa, tevbe etmedikçe o kimse büyük günah sahibidir.Namazı terk etmeye devam ederse, o kimse, âhirette hüsrana uğrayanlar, bedbaht olanlar ve günahkârlardandır." [/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk etmenin nifak (münâfıklık) olduğunu bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]


إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُواْ إِلَى الصَّلاَةِ قَامُواْ كُسَالَى يُرَآؤُونَ النَّاسَ وَلاَ يَذْكُرُونَ اللّهَ إِلاَّ قَلِيلاً

İnnel munâfikîne yuhâdiûnallahe ve huve hâdiuhum, ve izâ kâmû ilâs salâti kâmû kusâlâ yurâunen nâse ve lâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ(kalîlen).

Muhakkak ki münafıklar, Allah'a hile yaparlar. Oysa O (Allah), onlara hile yapandır. Ve onlar, namaza kalktıkları zaman, üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allah'ı pek az zikrederler.




مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لاَ إِلَى هَؤُلاء وَلاَ إِلَى هَؤُلاء وَمَن يُضْلِلِ اللّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُ سَبِيلاً

Muzebzebîne beyne zâlike, lâ ilâ hâulâi ve lâ ilâ hâulâi. Ve men yudlilillâhu fe len tecide lehu sebîlâ(sebîlen).

Onlar, bunların (küfürle îmânın) arasında bocalayıp duranlardır. Ne bunlarla ve ne de onlarla olurlar. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa, artık sen onun için asla bir yol bulamazsın (onları asla Allah'a ulaştıracak olan Sıratı Mustakîm'e ulaştıramazsın).

[FONT=&quot]سورة النساء الآيتان: ١٤٢-143 ] [/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot]Münâfıklar[/FONT][FONT=&quot](zanlarınca)Allah’ı kandırmaya çalışırlar. Halbuki Allah, onların hilelerini başlarına geçirir.Onlar namaza kalktıkları zaman, üşenerek kalkarlar. Namazlarıyla insanlara gösteriş yaparlar.Allah’ı da pek az anarlar.O münâfıklar, küfürle imân arasında şaşkın bir şekilde bocalamaktadırlar.Ne mü’minlere, ne de kâfirlere bağlıdırlar.Allah, kimi[/FONT][FONT=&quot]([/FONT][FONT=&quot]n kalbini îmândan) saptırırsa (hidâyetten alıkoyarsa), artık ona, bir kurtuluş yolu bulamazsın.[/FONT][FONT=&quot]"[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Nisâ Sûresi:142-143[/FONT]



[FONT=&quot]Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur[/FONT][FONT=&quot]:[/FONT]

[FONT=&quot](( إِنَّ أَثْقَلَ الصَّلَاةِ عَلَى الْمُنَافِقِينَ: صَلَاةُ الْعِشَاءِ وَصَلَاةُ الْفَجْرِ، وَلَوْ يَعْلَمُونَ مَا فِيهِمَا لَأَتَوْهُمَا وَلَوْ حَبْوًا.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه البخاري ومسلم ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Şüphesiz ki münâfıklara en ağır gelen namaz; yatsı namazı ile sabah namazıdır. Eğer onlar [/FONT]
[FONT=&quot](münâfıklar) bu iki namazdaki ecir ve fazîleti bilselerdi, emekleyerek de olsa o bu iki namazı kılmak için gelirlerdi."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Buhârî ve Müslim rivâyet etmişlerdir.[/FONT]



[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Bak gördün mü? Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'in zamanında münâfıklar namaz kılıyorlardı. Ama gösteriş için namaz kılıyorlardı. Ama sen hiç kılmıyorsun!!![/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Kâinatta bulunan senin dışındaki her şey Rabbine secde etmektedir.[/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]

(SECDE ÂYETİ)

Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler, Güneş, Ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve (yürüyen) hayvanlar ve insanlardan çoğu; görmüyor musun (görmedin mi) ki Allah'a secde ediyorlar. (İnsanların) çoğunun üzerine azap hak oldu ve Allah, kimi zayıf düşürürse (alçaltırsa) artık ona ikram eden yoktur. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar.

[FONT=&quot][ سورة الحج الآية: ١٨][/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot]Göklerde [/FONT][FONT=&quot](bulunan melekler) ve yerde bulunan güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ile insanların bir çoğunun Allah'a secde ettiklerini görmez misin? İnsanların bir çoğu da azabı hak etmiştir.Allah kimi alçaltırsa; ona ikram edecek kimse yoktur.Şüphesiz ki Allah, dilediğini yapar."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Hac Sûresi:18[/FONT]



[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Eğer namaz kılmazsan, bilmelisin ki sen de[/FONT][FONT=&quot] azabı hak eden kimselerden olursun.[/FONT]
[FONT=&quot]
Ey namazı terk eden!![/FONT]


[FONT=&quot]Cansızların, hayvanların ve kâinattaki diğer varlıkların senden daha hayırlı ve daha akıllı olmasına râzı olur musun?[/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!!

[/FONT]
[FONT=&quot]Kıyâmet günü namaz kılmayan kimsenin başına zillet, korku ve alçaklık geleceğini bilmez misin? [/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]
يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

Yevme yukşefu an sâkın ve yud’avne iles sucûdi fe lâ yestetîûn(yestetîûne).

Gerçeklerin açığa çıktığı gün, secde etmeye davet olunurlar. Fakat (secde etmeye) güçleri yetmez.


خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا يُدْعَوْنَ إِلَى السُّجُودِ وَهُمْ سَالِمُونَ

Hâşiaten ebsâruhum terhekuhum zilleh(zilletun), ve kad kânû yud’avne iles sucûdi ve hum sâlimûn(sâlimûne)
.

Gözleri korkudan ürpermiş halde, onları bir zillet kaplar. Onlar, salimken (sağlıklı ve selâmette iken) secde etmeye davet olunmuşlardı.

[FONT=&quot][ سورة القلم الآيتان: ٤٢ [/FONT][FONT=&quot] ٤٣ ][/FONT]
[FONT=&quot]
"O gün, işler son derece güçleşir,[/FONT]
[FONT=&quot]baldır açılır[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] ve secdeye çağrılırlar. Fakat buna güç yetiremezler.[/FONT][FONT=&quot](Allah'ın azabından dolayı) gözler dönmüş olarak, yüzlerini zillet bürür. Oysa onlar (dünyada) sapasağlam oldukları zaman secdeye (namaza) çağırılmışlardı (fakat onlar büyüklenerek bundan kaçınmışlardı)."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][2][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot]O gün Allah Teâlâ, yarattıkları arasında hüküm vermek için gelir, benzeri olmayan mübârek baldırını açar.[/FONT][FONT=&quot] Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur: "Rabbimiz baldırını açacak, her mümin erkek ve kadın ona secde edecektir. Ancak dünyada iken gösteriş olsun ve desinler diye secde edenler o gün secde edemeyeceklerdir. Secde etmeye çalışacaklar fakat sırtlari tek bir parça haline gelecek ve secdeye eğilemeyeceklerdir." [Buhârî, Tefsir ul-Kur'an, Sûre: 68, bab: 2 , Tevhid, bab: 24. Müslim; Îmân, bab: 302, hadis no: 183] [/FONT]

[FONT=&quot][FONT=&quot][2][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Kalem Sûresi: 42-43[/FONT]



[FONT=&quot]Sen, namaz kılmamış bir halde ölürsen, senin pişmanlık ve nedâmetin ne kadar büyük ve çetin olacaktır!!![/FONT]

[FONT=&quot]Sen, kıyâmet günü namaz kılmamış bir halde yeniden diriltildiğinde musibetin ne kadar büyük olacaktır!!! [/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden! Namazı terk etmekle suçunun ne kadar büyük olduğunu bir bilsen!!![/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk etmenin gaflet ve kalp katılaşması olduğunu bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]

[FONT=&quot](( لَيَنْتَهِيَنَّ أَقْوَامٌ عَنْ وَدْعِهِمُ الْجُمُعَاتِ، أَوْ لَيَخْتِمَنَّ اللهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ، ثُمَّ لَيَكُونُنَّ مِنَ الْغَافِلِينَ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه مسلم ][/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot]Birtakım insanlar ya Cuma namazlarını terk etmeyi bırakırlar ya da Allah onların kalplerini mühürler de artık onlar gâfillerden olurlar."[/FONT]


[FONT=&quot]Müslim[/FONT][FONT=&quot]; Cuma[/FONT][FONT=&quot], 12, hadis no: 865[/FONT]



[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk edenin, "Sakar"da kâfirler ve fâcirlerle birlikte azap göreceğini bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Cehennem ehline şöyle sorulduğunda onların cevaplarına bakar mısın?[/FONT]

مَا سَلَكَكُمْ فِي سَقَرَ

Mâ selekekum fî sekar(sekare).

Sizi sekarın içine (alevli ateşe) sevkeden (sürükleyen) nedir?


قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلِّينَ

Kâlû lem neku minel musallîn(musallîne).

“Biz namaz kılanlardan olmadık.” dediler.


[FONT=&quot][ سورة المدثر الآيتان: ٤٢ [/FONT][FONT=&quot] ٤٣][/FONT]
[FONT=&quot]
"(Günahkârlara) sizi şu Sakar'a (yakıcı ateşe) sokan nedir? (diye sorarlar). Onlar: Biz, (dünyada) namaz kılanlardan olmadık, derler."[FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot]Müddessir Sûresi: 42-43[/FONT]



[FONT=&quot]Yine, Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]

فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا

Fe halefe min ba’dihim halfun edâus salâte vettebeûş şehevâti fe sevfe yelkavne gayyâ(gayyen).

Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal (zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî oldular. Artık yakında gayy (cehennemde en alt bölüm) ile karşılaşacaklar.

[FONT=&quot][ سورة مريم الآية: ٥٩][/FONT]
[FONT=&quot]"[/FONT][FONT=&quot]Ama onların ardından namazı bırakan ve şehvetlerine uyan bir nesil geldi. Onlar bu azgınlıklarının karşılığını [/FONT][FONT=&quot](cehennemde) göreceklerdir."[/FONT]

[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot]Meryem Sûresi: 59[/FONT]



[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk etmenin, dünya ve âhirette karanlık, helâk ve dalâlet olduğunu bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Nitekim [/FONT][FONT=&quot]Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-[/FONT][FONT=&quot] bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]

[FONT=&quot](( مَنْ حَافَظَ عَلَيْهَا كَانَتْ لَهُ نُورًا وَبُرْهَانًا وَنَجَاةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ، وَمَنْ لَمْ يُحَافِظْ عَلَيْهَا لَمْ يَكُنْ لَهُ نُورٌ وَلَا بُرْهَانٌ وَلَا نَجَاةٌ، وَكَانَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَعَ قَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَأُبَيِّ بْنِ خَلَفٍ.))[/FONT][FONT=&quot] [ رواه أحمد والدارمي وابن حبان والآجري ومحمد بن نصر المروزي والطبراني والبيهقي بإسناد صحيح ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Kim, şu beş vakit namazı muhafaza ederse [/FONT]
[FONT=&quot](onları vakitlerinde devamlı kılarsa),[/FONT][FONT=&quot] namazı, kıyâmet gününde onun [/FONT][FONT=&quot]için[/FONT][FONT=&quot](önünü aydınlatan) bir [/FONT][FONT=&quot]nur, burhan ve [/FONT][FONT=&quot](cehennemden)[/FONT][FONT=&quot]bir kurtulu[/FONT][FONT=&quot]ş[/FONT][FONT=&quot] olur.Kim de beş vakit namazı muhafaza etmezse [/FONT][FONT=&quot](onları vakitlerinde devamlı kılmazsa),[/FONT][FONT=&quot] kıyâmet gününde onun [/FONT][FONT=&quot]için[/FONT][FONT=&quot]ne [/FONT][FONT=&quot](önünü aydınlatan) bir [/FONT][FONT=&quot]nur, ne bir burhan, ne de [/FONT][FONT=&quot](cehennemden) bir [/FONT][FONT=&quot]kurtulu[/FONT][FONT=&quot]ş[/FONT][FONT=&quot] olur.Kıyâmet gününde de o, Kârun, Hâmân, Firavun ve Ubeyy b. Halef ile beraber olur.[/FONT][FONT=&quot]"[/FONT][FONT=&quot] [/FONT]


[FONT=&quot]İbn-i Kayyim -Allah ona rahmet etsin- "Kitabu's-Salât" isimli eserinde bu hadis-i şerifi naklettikten sonra şöyle demiştir: "Namazı terk edenin özellikle bu dört kişi ile beraber olacaklarının zikredilmesinin sebebi şudur: Bu dört kişi, küfrün ileri gelenleridir.Burada bedîi bir işâret vardır. Zira namazı terk eden kimse; malı, mülkü, riyâseti (başkanlığı) veya ticaretinin meşguliyeti sebebiyle namazı terk eder. Kim,malının meşguliyeti sebebiyle namazı terk ederse,"Kârun" ile beraber olur.Kim, mülkünün meşguliyeti sebebiyle namazı terk ederse, "Firavun" ile beraber olur.Kim, riyâsetinin meşguliyeti sebebiyle namazı terk ederse, "Hâmân" ile beraber olur. Kim, ticaretinin meşguliyeti sebebiyle namazı terk ederse, "Ubeyy b. Halef" ile beraber olur." (Çeviren)[/FONT]

[FONT=&quot]Ahmed (2/169), Dârimî; (2/301) ve İbn-i Hibban (1448), Âcurri; Şeria, (135), Muhammed b. Nasr el-Mervezî; Kitabu's-Salât, (58), Taberânî; el-Mu'cemu'l-Kebir, Beyhakî; Şuabu'l-Îmân'da sahih bir senedle rivâyet etmişlerdir.[/FONT]
[FONT=&quot]Münzirî'nin de dediği gibi, hadisi, Ahmed ceyyid bir isnadla rivâyet etmiştir.[/FONT]




[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Sen[/FONT][FONT=&quot], kıyâmet günü küfrün önderleri, inkâr, zulûm ve dalâletin liderleri ile beraber haşr olmak ister misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk etmenin, senin başına gelmiş olan en büyük belâ ve musibet olduğunu bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot](( اَلَّذِي تَفُوتُهُ صَلَاةُ الْعَصْرِ، كَأَنَّمَا وُتِرَ أَهْلَهُ وَمَالَهُ.)) [/FONT][FONT=&quot][ رواه البخاري ][/FONT]
[FONT=&quot]
"[/FONT]
[FONT=&quot]İkindi namazını kaçıran kimse, sanki âilesini ve malını kaybetmiş [/FONT][FONT=&quot](elinden kaçırmış veya elinden zorla alınmış) kimse gibidir."[/FONT]


[FONT=&quot]Buhârî; Mevâkitu’s-Salât, 552[/FONT]



[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Bu sadece ikindi namazını kaçırmış kimse hakkındadır.Peki ya bütün namazları terk eden kimse için durum nasıl olur?[/FONT]
[FONT=&quot]
Ey namazı terk eden!![/FONT]


[FONT=&quot]Namazı terk etmenin stres, can sıkıntısı ve geçim darlığına sebep olduğunu bilmez misin?

[/FONT]
[FONT=&quot]Nitekim Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyurmuştur:[/FONT]

وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyâmeti a’mâ.

Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz.

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا

Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ ve kad kuntu basîrâ(basîran).

(Kıyâmet günü şöyle) dedi: “Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben (daha önce) görüyordum.”


قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى

Kâle kezâlike etetke âyâtunâ fe nesîtehâ, ve kezâlikel yevme tunsâ.

(Allahû Tealâ): “İşte böyle, âyetlerimiz sana geldi fakat sen onları unuttun. Ve aynı şekilde (senin yaptığın gibi), o gün (de) sen unutulursun.” dedi.

[FONT=&quot][ سورة [/FONT][FONT=&quot]طه الآيتان: ١٢٤ [/FONT][FONT=&quot] ١٢٦ ][/FONT]

[FONT=&quot]"Kim, benim zikrimden yüz çevirirse bilsin ki; onun dar bir geçimi olur ve kıyâmet günü biz onu kör olarak haşr ederiz. O der ki: Rabbim! Beni niçin kör olarak haşr ettin? Halbuki ben [/FONT][FONT=&quot](dünyada) gören biriydim.Allah buyurur ki: Öyledir işte. Sana âyetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun (onlardan yüz çevirip onlara îmân etmemiştin).Sen (dünyada terk ettiğin gibi), aynı şekilde bugün de sen unutulursun (cehennemde bırakılırsın)."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]

[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Tâhâ Sûresi: 124-126[/FONT]



[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Vah ki vah! Yazıklar olsun sana! [/FONT]

[FONT=&quot]Kalbin, Rabbinden uzak bir halde, zamanın nasıl geçip gittiğini ve ömrünün tükenmekte olduğunu görmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Ey namazı terk eden!![/FONT]

[FONT=&quot]Nasıl olur da dünyada en hoş ve en güzel şeyi tatmadan ondan ayrılırsın?[/FONT]

[FONT=&quot]Şüphesiz ki dünyada en hoş ve en güzel şey, Allah -azze ve celle-'ye ibâdet etmek, O'nu anmak, O'na şükretmek ve O'nun için namaz kılmaktır.[/FONT]
[FONT=&quot]
Ey namazı terk eden!![/FONT]


[FONT=&quot]Namazın, gözünde sana hafif geliyorsa ve senin için bu kadar değersiz ise, o halde senin nezdinde Allah'ın dîninden kıymetli olan şey hangisidir?[/FONT]

[FONT=&quot]Namazı terk edenin, dînin diğer emirlerini daha önce terk edeceğini bilmez misin?[/FONT]

[FONT=&quot]Hasan Basri [/FONT][FONT=&quot]-Allah ona rahmet etsin-[/FONT][FONT=&quot] şöyle demiştir:[/FONT]

[FONT=&quot]"Ey Âdem oğlu! Namazın, gözünde sana hafif geliyorsa, peki hangi şey sana ondan daha değerli gelmektedir?"[/FONT]

[FONT=&quot]Ey gaflette olan! [/FONT]

[FONT=&quot]Namaz kılmamış bir halde ölüm sana gelmeden önce Rabbine tevbe etmelisin![/FONT]

[FONT=&quot]Sen, şöyle demeden önce Rabbine tevbe etmelisin:[/FONT]

حَتَّى إِذَا جَاء أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ

Hattâ izâ câe ehadehumul mevtu kâle rabbirciûn(rabbirciûni).

Onların birine ölüm geldiği zaman: “Rabbim, beni geri döndür.” dedi.


لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Leallî a’melu sâlihan fîmâ terektu kellâ, innehâ kelimetun huve kâiluhâ, ve min verâihim berzahun ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).

“Böylece (geri gönderdiğin taktirde) terkettiğim salih amelleri (nefsi tezkiye edici ameli) işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece (boş) bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah (engel) vardır.


[FONT=&quot][ سورة [/FONT][FONT=&quot]المؤمنون من الآيتين: ٩٩ [/FONT][FONT=&quot] ١٠٠ ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Rabbim! Ne olur beni [/FONT]
[FONT=&quot](dünyaya) geri gönder ki belki yapmadan bıraktığımı tamamlayıp salih amel işlerim."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot] Mu'minûn Sûresi: 99-100[/FONT]



[FONT=&quot]Sen, şöyle demeden önce Rabbine tevbe etmelisin:[/FONT]

يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي

Yekûlu yâ leytenî kaddemtu li hayâtî.

“Keşke ben hayatım için (yaşarken güzel ameller) takdim etseydim.” der.

[FONT=&quot][ سورة الفجر من الآية: ٢٤ ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Keşke [/FONT]
[FONT=&quot](âhiretteki) bu hayatım için bir hazırlık yapsaydım (bana fayda verecek ameller işleseydim)."[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot]Fecr Sûresi: 24[/FONT]



[FONT=&quot]Sen, şöyle demeden önce Rabbine tevbe etmelisin:[/FONT]

وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

Ve hum yastarihûne fîhâ, rabbenâ ahricnâ na’mel sâlihan gayrellezî kunnâ na’mel(na’melu), e ve lem nuammirkum mâ yetezekkeru fîhi men tezekkere ve câekumun nezîr(nezîru), fe zûkû fe mâ liz zâlimîne min nasîr(nasîrin).

Ve onlar, orada feryat ederler: “Rabbimiz bizi (buradan) çıkar, yapmış olduklarımızdan başka (amel) salih amel yapalım.” Size orada (dünyada), tezekkür etmek isteyen kimsenin, tezekkür etmesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size nezir gelmedi mi? O halde (azabı) tadın. Artık zalimler için bir yardımcı yoktur.

[FONT=&quot][ سورة فاطر من الآية : ٣٧[/FONT][FONT=&quot] ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Rabbimiz! Ne olur bizi buradan [/FONT]
[FONT=&quot](cehennemden) çıkarıp dünyaya geri gönder de, daha önce (dünya hayatında) yaptıklarımızdan başka, güzel işler yapalım!"[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot]Fâtır Sûresi: 37[/FONT]



[FONT=&quot]Sen, şöyle demeden önce Rabbine tevbe etmelisin:[/FONT]

إِنَّا أَنذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنتُ تُرَابًا

İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yenzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(turâben).

Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: “Keşke ben toprak olsaydım.” diyecek.

[FONT=&quot] [ سورة النبأ من الآية: ٤٠ ][/FONT]
[FONT=&quot]
"Ah ne olurdu, keşke toprak olsaydım[/FONT]
[FONT=&quot] (da yeniden diriltilmeseydim)!"[/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT]


[FONT=&quot][FONT=&quot][1][/FONT][/FONT][FONT=&quot]Nebe Sûresi: 40[/FONT]



[FONT=&quot]Allah Teâlâ, ölmeden önce bize ve size samimî bir tevbe nasip eylesin.[/FONT]
[FONT=&quot]Son duâmız, âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.[/FONT]

[FONT=&quot][FONT=&quot]&[/FONT][/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot]&[/FONT][/FONT][FONT=&quot][FONT=&quot]&[/FONT][/FONT]
 
Şükür Namazı

Insaniz, kuluz. Zaman zaman gerceklesmesini istedigimiz bir sürü dileklerimiz vardir. Bu dileklerimizin bazilari bir kac dakika icerisinde veya yillarca sonra gerceklesmektedir.

Hic bikmadan Yaradan'a günlerce, aylarca, yillarca dua ederiz kabul olmasini dileriz. Gerceklesen dileklerimizin gerceklesme zamani ne kadar uzunsa sevincimizde, mutlulugumuz da o kadar büyüktür. Insaniz, beklemedigimiz anda birisinden bir hediye alsak o kisiye tesekkür üzerine tesekkür ederiz.

Peki, insanlara minnettarligimizi göstermeyi iyi biliriz, neden asil verene sükretmeyiz? (Sükür; Rahman'a verdiklerinden dolayi tesekkür.) Sükretmenin tek yolu sükür namazi degil, oruc tutmak, sadaka vermek, namaz kilmak, Allah'i zikir etmek gibi..

Allah yolunda, Allah rizasi icin kilinan iki rekat sükür namazinin verdigi tat, diledigimizin gerceklesmesi kadar huzur ve mutluluk vericidir.

"Allah'im ben istedim sen verdin, hamd olsun."

Iki rekat sükür namazi yeri gelir bir baska muradimizin gerceklesmesine kapi aralar, yeri gelir bin türlü belayi basimizdan def eder, yeri gelir yeni kurulan yuvadan seytani uzaklastirir.

Kılınışı:

1. Rekat

Niyet (Niyet ettim Allah rizasi icin sükür namazi kilmaya)

Tekbir (Allahu Ekber)

Sübhaneke, Euzu Besmele, Fatiha- Zammi Sure

Ruku (Sübhanerabbiyelazim)

Secde (Sübhanerabbiyelala)


2. Rekat


Besmele, Fatiha Suresi, Zammi Sure

Ruku

Secde

Tahiyyat, Salli + Barik, Rabbena

Saga ve sola selam
 
Cuma Namazı

Cuma, müslümanlarca bir bayram günüdür. Bu mübarek günde müslümanlar mabetlerde toplanırlar. Okunacak hutbeleri dinleyerek faydalanırlar. Hep birlikte cuma namazını kılarlar. Sonra ya başka ibadetlerle uğraşır veya ziyaretlerde bulunur yahut günlük işleri ile uğraşmaya koyulurlar. Bir hadis-i şerifde buyuruluyor: "Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, cuma günüdür. Adem aleyhisselam O gün Cennet'e konulmuş, O gün Cennetten çıkarılmıştır. Kıyamet de o gün kopacaktır."

Bütün bu olaylar, nice hayırları ve; hikmetleri toplamaktadır.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hicretleri zamanında Medine'ye yakın bulunan "Salim İbni Avf" yurdunda "Ranuna" denilen vadi içerisinde "Beni Salim Mescidinde" ilk cuma hutbesini okumuş ve ilk cuma namazını kıldırmıştır.

Cuma namazının vakti tam öğle namazının vaktidir. Cuma namazı için minarelerde ezan okunur. Camilere gidince önce aynen öğle namazının sünneti gibi, dört rekat cumanın ilk sünneti kılınır. Ondan sonra cami içinde bir ezan daha okunur. Minberde cemaata karşı bir hutbe okunur. Bu hutbeden sonra ikamet alınarak cumanın iki rekat farzı cemaatle aşikare okuyuşla kılınır. Bir farzdan sonra yine öğlenin ilk dört rekat sünneti gibi, cumanın son dört rekat sünneti kılınır. Bundan sonra da "Zuhrü ahir" diye dört rekat namaz kılınır. Bu son öğle namazı, öğlenin dört rek'at farzı gibi kılınmakla beraber sünnetlerde olduğu gibi dört rek'atın hepsinde fatihadan sonra sûre okunması daha iyidir. Arkasından da "Vaktin sünneti" niyeti ile aynen sabah namazının sünneti gibi iki rekat namaz daha kılınır.

Cuma şartlarını kendilerinde toplayan kimseler için iki rekat cuma namazı "Farz-ı ayın"dır. Cuma namazının diğer namazlardan başka olarak kendisine özgü on iki şartı daha vardır. Bunların altısı vücubunun (farz olmasının), diğer altısı da edasının şartlarıdır.

Kaynak: Büyük İslam İlmihâli, Ömer Nasuhi Bilmen
 
Muvakkit - Vakitler, Namaz ve Ibadet

Muvakkit..

Muvakkit eskiden günese bakarak namaz vakitlerini belirleyen kisilere verilen ad idi..

Onlarin bransi meslegi de oydu. Günese bakiyorlar fikih kitaplarinda büyük mezhep alimlerin belirledikleri sekilde uygun vakte eristiginde namazin vaktinin girip girmedigine karar veriyorlardi. ve müezzinde ezanini okuyuveriyordu..

Eskiden namaz vakitleri muvakkitlerle belirlenirken, artik günümüzde günesin konumunu formülleri bir yil icindeki tüm hareketi belirleyip takvimlere döküyorlar..
 
BAYRAM NAMAZI NEDİR NASIL KILINIR HAKKINDA BİLGİLER

Konusu : Namaz

İçeriği : BAYRAM NAMAZI


Bayram namazı, biri ramazan bayramında diğeri kurban bayramında olmak üzere yılda iki defa kılınan iki rek‘atlık bir namazdır. Bayram namazı Hanefî mezhebinde, cuma namazının vücûb şartlarını taşıyan kimselere vâciptir. Şâfiî ve Mâlikîler’e göre müekked sünnet, Hanbelîler’e göre ise farz-ı kifâyedir.

Bayram namazının sıhhat şartları, Hanefîler’e göre, hutbe hariç, cuma namazının sıhhat şartları ile aynıdır. Sadece hutbenin hükmü bakımından aralarında fark vardır. Yani cuma namazında hutbe sıhhat şartı olduğu halde, bayram namazında sünnettir. Yine hutbe cuma namazında namazdan önce, bayram namazında ise namazdan sonra okunur.

Şâfiîler’e göre kadınlar da bayram namazı ile yükümlüdürler. Şu var ki bu namazın cemaatle kılınması şart olmayıp, münferiden de kılınabilir, fakat camide cemaatle kılınması daha faziletlidir.

Bayram namazının diğer namazlardan kılınış bakımından farkı, bunun her rek‘atında üçer fazla tekbir olmasıdır. Bu fazla tekbirlere “zâit tekbirler” denir. Bu ilâve tekbirler vâcip olup birinci rek‘atta kıraatten önce, ikinci rek‘atta kıraatten sonra alınır. Tekbirle birlikte eller kaldırılır ve yanlara bırakılır (ref‘ ve irsâl). İlk rek‘atta iftitah tekbirinden sonra eller bağlanır (itimâd) ve “Sübhâneke” okunur. Bundan sonra imamla birlikte zâit tekbirlere geçilir.

İmamın tekbiri diğer tekbirlerde olduğu gibi sesli, cemaatin tekbirleri ise alçak sesle olur. Allahüekber denilerek eller kaldırılır ve yanlara salınır, üç kere “sübhânellah” diyecek kadar beklendikten sonra yeniden tekbir alınır; aynı şekilde eller kaldırılır, yanlara bırakılır ve biraz beklendikten sonra bu rek‘attaki zâit tekbirlerin sonuncusu olan üçüncü tekbir alınır ve bu defa eller bağlanır.

Cemaat susar, imam gizlice eûzü ve besmele çektikten sonra açıktan okumaya başlar. Fâtiha’dan sonra bir sûre daha okur, rükû ve secdeden sonra ikinci rek‘ate kalkılır. İkinci rek‘atta imam, Fâtiha ve arkasından bir sûre okuduktan sonra üç defa tekbir alınır ve eller yanlara salıverilir. Dördüncü tekbir rükûa geçiş tekbiri olup bu tekbirle rükûya gidilir ve namaz tamamlanır.

Diğer mezheplerde tekbir sayısı ile ilgili farklı uygulamalar da vardır.

Namazdan sonra imam minbere çıkar ve hiç oturmaksızın hutbe okur. Cuma hutbesindeki hamdü senâya bedel olarak bu hutbede, Allâhü ekber, Allâhü ekber; lâ ilâhe illellâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd der, cemaat bu tekbirlerde imama eşlik eder. İmam, cuma hutbesinde olduğu gibi, hutbeyi iki hutbe yapıp arasını kısa bir oturuşla ayırır.

Bayram namazına giderken yolda tekbir getirilir. Bu tekbirler ramazan bayramında sessiz, kurban bayramında ise açıktan yapılır. Camiye varıldıktan sonra her ikisinde de namaz vaktine kadar hep birlikte tekbir alınır. Camide vaaz ediliyorsa oturup sessizce dinlenir.

Bayram namazının vakti, güneşin doğuşu sırasındaki kerâhet vaktinin çıkmasından sonradır. Bir mazeret sebebiyle bir beldede bayram namazı birinci gün kılınamamışsa, ramazan bayramı 2. gün, kurban bayramı ise 2. gün yine kılınamazsa 3. gün kılınabilir. Ancak bayram namazı özürsüz olarak terkedilmişse artık kılınmaz, kurban bayramı ise kerâhetle birlikte 2. veya 3. gün kılınabilir.

Bayram namazının ilk rek‘atına zâit tekbirlerin alınmasından sonra yetişip imama uyan kimse, iftitah tekbirini aldıktan sonra Sübhâneke okumaz, hemen zâit tekbirleri alır. Eğer imam rükûda iken yetişmiş ise bu takdirde, ayakta tekbir alıp imama iktidâ eder ve hemen rükûa gider ve rükû tesbihlerinin yerine zâit tekbirleri ellerini kaldırmaksızın orada yapar. Yetiştiremezse zâit tekbirler ondan düşmüş olur. İmama ikinci rek‘atta yetişmiş olan kimse ise imam selâm verdikten sonra, kılamadığı birinci rek‘atı kazâ etmek için kalktığında zâit tekbirleri kıraatten sonraya bırakır.

 
Teşrik Tekbirleri

Peygamberimizin, kurban bayramının arefe günü sabah namazından başlayarak bayramın 4. günü ikindi namazına kadar, ikindi namazı da dahil olmak üzere farzlardan sonra teşrik tekbirleri getirdiğine dair rivayetler bulunmaktadır. Ebû Yûsuf ve Muhammed’e göre arefe günü sabahından bayramın 4. günü ikindi namazına kadar 23 vakit, her farzın selâmından sonra teşrik tekbiri getirmek, kadın erkek ve seferî mukim ayırımı olmaksızın her mükellefe vâciptir. Hanefî mezhebinde fetvaya esas olan görüş budur. Teşrik günlerinde kazâya kalan namaz, yine o günlerde kazâ edilirse teşrik tekbirlerini de kazâ etmek gerekir. Bunun dışında teşrik tekbirleri kazâ edilmez.

Ebû Hanîfe’ye göre ise bu tekbirler, kurban bayramının arefe gününden 1. gün ikindi namazına kadar sekiz vakit, cemaatle kılınan farz namazlardan sonra vâciptir. Dolayısıyla bu vâciplik cemaate katılması gerekmeyen seferî ve mukim kişiler için söz konusu değildir.

Teşrik tekbirleri, Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre sünnet, Mâlikî mezhebine göre ise menduptur.
 
Kaza namazı kılmak







Sual: İbni Teymiye ve Selefiler, (Vaktinde kılınmayan namazları kaza etmek gerekmez, tevbe etmek yeterli olur) diyorlar. Namazları kaza etmek gerekmez mi?

CEVAP

Evet, İbni Teymiye, (Özürlü ve özürsüz terk edilen namazları kaza etmek gerekmez) diyor. (Mecmu-ul-Fetava 12/106.)

İbni Teymiye’nin sözü dinde senet değildir. Zaten birçok yanlış inancı yüzünden İslam mahkemeleri onu hapse mahkûm etmiştir. (Vaktinde kılınmayan namazları kaza etmek gerekmez) demek, dini yıkmak olur. O zaman kimse namaz kılmaz, zekât vermez, hacca gitmez, oruç tutmaz, sonunda da, (Tevbe edince oluyormuş) der.

Namazları vaktinde kılmak farz olduğu gibi, vaktinde kılınmayanı kaza etmek de farz olduğu, bütün fıkıh kitaplarında bildirilmiştir. Birkaçı şöyledir:

1- Farz namazı, özürsüz vaktinden sonra kılmak, büyük günahtır. Bu günah, yalnız kaza edince affolmaz. Kaza ettikten sonra, ayrıca tevbe veya haccetmek de gerekir. Kaza edince, yalnız namazı kılmamak günahı affolur. Kaza kılmadan, tevbe edilince, terk günahı affolmadığı gibi, tehir günahı da affolmaz, çünkü tevbenin kabul olması için, günahı terk etmek şarttır. (Dürr-ül-muhtar)

2- Farzlara önem verip tembellikle yapmayan kimse mürted olmaz. İmanı gitmez, fakat bir farzı yapmayan Müslüman, iki büyük günaha girer: 1- O farzın vaktini ibadetsiz geçirmek yani farzı geciktirmek günahı. Bunun affolması için tevbe etmek gerekir. 2- Bu farzı yapmamak günahı. Bu büyük günahın affolması için, bu farzı hemen kaza etmek lazımdır. Kazayı geciktirmek de, ayrıca büyük günah olur. (Berika)

3- Özürlü ve özürsüz olarak namazı terk edenin, bunun farzını kaza etmesi şarttır. (Halebî)

4- Unutarak veya kasten kazaya kalan namazı kaza etmek farzdır. (Hindiyye)

5- Özürlü veya özürsüz kazaya kalan farz namazları, hemen kaza etmek farzdır. (M. Erbaa)

Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Bir namazı vaktinde kılmayı unutan, hatırlayınca kılsın. Unutulan namazın bundan başka kefareti yoktur.) [Tirmizi]

(Uyuyarak veya unutarak bir namazı kılamayan, hatırlayınca kılsın!) [Buhari]

(Farzı unutan, imamla daha sonraki bir namazı kılarken hatırlasa, o namazını imamla kılsın, namazdan sonra, unuttuğunu kaza etsin! Sonra imamla kıldığını da iade etsin!) [Taberani]

Unutup da kılınmayan namaz kaza edilince, kasten kılınmayan niye kaza edilmesin ki? Unutunca namaz affolmadığına göre, terk edilince, nasıl kaza etmeden affolur ki?
 
Namazların Fazileti

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Hîç süphesiz, namaz müminler üzerine vakitleri belirli bir farzdir»

(Nisa Sûre-i Celilesi: 103).

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Bes vakit namaz, kullara farz kilinmistir, önem ve usûlünü hafife almadan, hiç bir yönünü ihmal etmeksizin bu bes vakit namaz farzini yerine getireni cennete koymak, Allah'in taahhüdüdür. Bes vakit namaz farzini yerine getirmeyenlere karsi Ise Allah (C.C)'in hiç bir taahhüdü yoktur, dilerse o kimseyi azaba çarptirir, dilerse cennete koyar.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Bes vakit namaz birinizin kapisi önünde akan bol ve tatli sulu bir nehir gibidir. Günde bes sefer böyle bir nehirde yikanan kimsenin vücûdunda kir kalir mi, ne dersiniz?»

Sahabiler: «öyle kimsenin vücûdunda hiç bir sey kalmaz.» diye cevap verirler. Peygamber (S.A.S.)´imiz sözlerine söyle devam eder: «iste o nehrin suyu vücûd kirini nasil giderirse bes vakit namaz da günahlari öyle giderir.»

Peygamberimiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Namaz, büyük günâhlardan sakinmak sarti ile, vakit aralarindaki günahlari siler.»

Nitekim ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— îyi âmeller kötülükleri giderir»

(Hûd Sûre-i Celîlesi; 114).

«Günahlari giderir» demek, «sanki hiç olmamislar gibi onlari ortadan kaldirir» demektir.

Basta Buhârî ile Müslim olmak üzere baslica hadis kaynaklarinin Ib-ni Mesûd'dan (R.A.) rivayet ettiklerine göre bir gün Peygamber (S.A.V)'imize yabanci bir kadini öpen biri geldi.

Günahini nasil sildirecegini sorar gibi bir eda içinde durumu Peygamber (S.A.V)'imize anlatti. Bu sirada

«Gündüzün besi ve sonu ile gecenin ilk saatlerinde namaz kil. Hiç süphesiz iyi ameller kötülükleri giderir. Bu. faydalanmasini bilenlere ögüttür.» âyeti indi (Hûd Sûre-i Celilesi: 115).

Adam «Yâ Rasülallah (S.A.V) , bu âyet beni mi kasdediyor?» diye sordu. Peygamber (S.A.V)´imiz:

«o ümmetimden kendisi ile amel eden herkes içindir.»

Basta Müslim ve Ahmed olmak üzere çesitli hadis kaynaklarinin Ebû Ümame'den (R.A.) rivayet ettiklerine göre adamin biri Peygamber (S.A.V)'imize gelerek:

«Yâ Yâ Rasülallah (S.A.V), bana Allah (C.C)'in' emrettigi haddi uygula.» dedi. Bunu bir iki defa tekrarladi. Peygamber (S.A.V)'imiz söylediklerine kulak asmadi.

Az sonra namaz kilindi, namazdan sonra Peygamber (S.A.V)'imiz «hani o adam nerede» diye sordu. Adam: «iste, benim» diye cevap verdi. Peygamber (S.A.V)´imiz ona «Düzgün abdest alip az önce bizim ile birlikte namaz kildin mi» diye sordu. Adam: «evet» dedi. Peygamber (S.A.V)'imiz ona «o halde sen su anda anandan dogdugun gün gibi günahsizsin, bir daha yapma» dedi.

Bunun üzerine Allah (C.C.) Resulüne: «Gündüzün basi ve sonu ile gecenin ilk saatlerinde namaz kil. Hiç süphesiz iyi ameller kötülükleri giderir.» mealindeki âyeti indirdi.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Münafiklar île aramizda iki açik fark, vardir, sabah ve yatsi namazlarinda gelmek, onlar bunlari yerine getiremezler.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Namazi ihmal etmis olarak Allah (C.C)'in huzuruna varanlarin, Allah (C.C) diger iyilikleri ile ilgilenmez.»

Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Namaz, dinin diregidir. Namaz kilmayan dinini yikmistir.» Peygamber (S.A.S.)'imize «en faziletli ibadet nedir» diye sorarlar. Peygamber (S.A.S.)`imiz «vakitlerinde kilinan namazlar» diye cevap verir. PeygAmber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki: "Eksiksizce temizlenerek bes vakitte namaz kilmaya devam eden
kimseye NAMAZ Kiyamet Günü bir nur ve kilavuz olur. Bes vakit namazi ihmal eden kimse, mahserde Firavun ve Haman üe birlikte olur.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Namaz cennetin anahtaridir.»

Yine Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Ulu Allah (C.C) Kelime-i Tevhid disinda, kullarina namaz kadar sevdigi bir ibadet farz kilmis degildir. Eger bundan daha çok sevdigi bir ibadet olsaydi, melekleri onu yaparlardi. Oysa ki, onlarin kimi ruküda, kimi secdede, kimi kiyamda ve kimi de kuud halindedirler."

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Bir namazi kasden terkeden kâfir olur.»

(Yani namazi kasden terkeden kimse, îman kulpundan eli ayrildigi ve îman diregi devirdigi için îmandan çikmaya yaklasir. Nitekim herhangi bir sehrin yakinma varan kimse için «sehre ulasti», hattâ «sehre vardi» denir.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

"Bir namazi kasden terkeden kimse Muhammed'în zimmetinden siyrilmistir."

Ebu Hureyre (R.A.) der ki: Kim düzgün abdes alir ve namaz kilmak niyeti ile evinden çikarsa, amaci namaz oldugu müddetçe o namazdadir. Attigi her iki adimin birine karsilik amel defterine bir sevap yazilir, öbürüne karsilik da bir günahi silinir. Buna göre biriniz ezani duyunca artik vakit geçirmemesi gerekir. Evi camiye en uzak olaniniz, en cok sevap kazananizdir.»

Ashap: «Nicin yâ Hureyre?» diye sorarlar.

Ebu Hureyre de: "Adim sayisinin çoklugundan dolayi" diye cevap verir.

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Gizli secde kadar kulu Allah (C.C)'a yakin kilan hic bir ibadet yoktur.»

Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:

«— Allah (C.C) icin secdeye varan her mü´mini Allah (C.C) onurla, bir derece yükseltir ve bir günahini da afveder.»

Sahâbilerden biri Peygamber (S.A.S.)´imize «Allah (C.C)'a yalvar da beni senin sefaatine nail olanlardan ve cennette seninle birlikte olanlardan biri eylesin» der.

Peygamber'imiz (S.A.S.) de ona «Cok secde ederek bana yardimci ol» diye buyurur.

Belirtildigine göre kulun Allah (C.C)'a en yakin bulundugu hal, secde halidir. Zaten

«Secde et ki, yaklasasin.» (Alâk Sûre-i Celilesi: 19) (((DIKKAT BU BIR SECDE AYETIDIR LÜTFEN HEMEN SECDE EDINIZ!!)))

mealindeki âyetin de mânâsı budur.

--------------------------------------------------------------------------------
Secde Ayetleri hakkinda!!

Kur'an-i Kerîm'de 14 yerde secde âyeti bulunmaktadir. Bu sure ve âyet nolari asagida verilmistir:

7. el-A'raf 206,

13. er-Ra'd 15,

16. en-Nahl 50,

17. el-Isrâ 109,

19. Meryem 58,

22. el-Hac 18,

25. el-Furkân 60,

27. en-Neml 25,

32. es-Secde 15,

38. Sâd 24

41. Fussilet 37,

53. en-Necm 62,

84. el-Insikâk 20,

96. Alak 19

Tilavet secdesi niyeti ile, eller kaldirilmaksizin "Allahü Ekber" denilerek secdeye varilir. Üç kere "Sübhane Rabbiye'l-ala" veya bir kere: "Sübhane Rabbena in kâne vadü Rabbina lemef'ulâ" denilir. Ondan sonra "Allahü Ekber" denilerek kalkilir.

--------------------------------------------------------------------------------

Ulu Allah (C.C.) buyuruyor ki:

«— Alinlarindaki nisan, secde izindendir.» (Feth Sûre-i Celilesi; 29)

Bir yoruma göre burcdaki «nisan» dan maksat, namaz kilanlarin alinlarina, secde ederken yerden yapisan toz, toprak gibi seylerdir. Diger bir yoruma göre âyetteki «nisan» dan maksat, içten disa vuran husu nurudur, bu yorum daha dogrudur. Bir baska yoruma göre de söz konusu «nisan» Kiyamet Günü abdestin izi olarak namaz kilanlarin yüzlerinde belirecek olan pariltidir.

Peygamberimiz (S.A.S) buyuruyor ki:

«— Ademoglu secde âyeti okuyup arkasindan secde edince seytan bir köseye çekilip aglar ve bana yaziklar olsun, su adam secde etmekle emredildi ve etti. ona cennet verilecektir. Oysa ben secde etmekle emredildigim halde isyan ettigim için bana cehennem vardir der.»

Rivayet olunduguna göre Ali Ibni Abdullah Ibni Abbas (R.A.) günde bin kere secdeye varirdi, bu yüzden ona «secdeci» adi verilmisti.

Bildirildigine göre halife Ömer Ibni Abdülâziz (R.A.) mutlaka toprak üzerinde secdeye varirdi.

Yusuf Ibni Esbat (R.A.) der ki: «Ey gençler, cemaati hastalanmadan önce sihhatine sagladigi imkânlari degerlendiriniz. Ben simdi sadece düzgün bir sekilde rukûa ve secdeye varabilenleri kiskaniyorum. Cünki sagligimin elverissizligi yüzünden ikisini de gerektigi sekilde yapamiyorum.

Said Ibni Cübeyr (R.A.) der ki. «Dünyada secdeden beska hiç bir seye hayiflanmiyorum.»

Ukbe Ibni Müslim (R.A.) der ki; "Allah (C.C)'in kulda en sevdigi meziyyet. O'na yakin olma özlemidir. Kulu Allah Allah (C.C)'a en çok yakin kilan an, secdeye kapanma halidir."

Ebû Hureyre (R.A.) der ki. «Kulun Allah (C.C)'a en yakin oldugu an, secde halidir, o anda çok duâ ediniz.»

 
NAMAZLARDA KUR'AN-I KERİM OKUMAK

Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Gündüz edâ edilen namaz, acma (gizli) dir"(191) Hadis-i Şerifini esas alan Hanefi fûkahası; imam olan kimse, öğle ve ikindi namazında Kur'an-ı Kerim'i gizli olarak kıraat eder hükmünde ittifak etmiştir. İmam-ı Merginani: "Sabah, akşam ve yatsı namazlarının ilk iki rek'atlarında imam olan kimse kıraatı aşikar olarak edâ eder.

Diğer rek'atlarda ise gizli yapar. Tevatür halindeki rivayet budur. Eğer mükellef yalnız olarak namaz kılıyorsa, aşikar veya gizli kıraat hususunda muhayyerdir."(192) İbn-i Abidin: "Yalnız kimse aşikare okunan (sabah, akşam ve yatsı) namazı kılıyor ise; gizli veya aşikar okumakta muhayyerdir.

Ama kıldığı namazın cemaat heyetinde olması için aşikare okuması efdaldir. Onun için bu namazı Ezân ve ikametle edâ etmesi efdal olur. Hadis'te rivayet olunduğuna göre, bir kimse yalnız namazı cemaat heyetinde edâ ederse, onun namazı ile birlikte birçok melekler saf olarak namaz kılarlar. Mezhebe göre gizli okunan namazlarda (Öğle ve ikindi) gizli okuması vacibtir. Bahır'da da böyle denilmiştir ve bununla inaye sahibine red cevabı verilmiştir. Çünkü inaye sahibi "Zahir rivayeye göre o kimse muhayyerdir" demiştir."(193) hükmünü beyan etmektedir.

Molla Hüsrev: "İmama uyarak namaz kılan kimse, imamın ardında okumaz. Velev ki imam herhangi bir rahmet veya azab ayetini okusa da!.. Muktedi sadece imamı dinler ve susar. Zira Allahû Teâla (cc) "Kur'an-ı Kerim okunduğu zaman onu dinleyin ve susun" (El Araf Sûresi: 204) hükmünü beyan buyurmuştur.

Müfessirlerin kahir ekseriyeti, bu Ayet-i Kerime'deki hitabın imama uyanlar için olduğu kanaatindedirler. Müfessirlerin bazıları da hutbe esnasındaki durumdur demişlerdir. Bu ikisi arasında herhangi bir ihtilâf yoktur. Hutbede imama uyanın namazı gibidir"(194) buyurmaktadır.

Alauddin El Haskafi: "Belki imam aşikare okuduğu vakit dinler; gizli okuduğunda dahi susar. Çünkü Ebû Hureyre (ra): "Biz vaktiyle imamın arkasında okurduk. Sonra: "Kur'an okunduğunda onu dinleyin ve susun" Ayet-i Kerimesi indi" demiştir. İmam tergib veya terhib ayetini okusa bile cemaat yine susar" hükmünü zikreder. İbn-i Abidin bu metni şerhederken:

İmam gizli okuduğunda cemaat susacağına göre, aşikar okuduğunda evleviyetle susar. Bahır sahibi diyor ki: "Ayetin, hülâsası şudur; onunla iki şey istenmektedir. Biri dinlemek, diğeri susmak. Cemaat bu emirlerin ikisiyle de amel eder. Dinlemek aşikara okunan namaza mahsustur. Susmak ona mahsus değildir.

O mutlak olarak yürürlüktedir. Binaenaleyh kıraat zamanında mutlak olarak susmak vacibtir."(195) hükmünü beyan eder. Malûm olduğu üzere namaz dışında da; Kur'an-ı Kerim'i dinlemek, mutlak sûrette vacibtir.

Namaz kılan kimse, sefer halinde iken Fatiha Sûresi'ni ve dilediği herhangi bir sûreyi okur. Zira rivayet olunmuştur ki; Resûl-i Ekrem (sav) sefer halinde sabah namazını edâ ederken Fatiha ve Muavvizeteyn'i (Felâk ve Nass Sûreleri'ni) okumuştur.(196) Feteva-ı Hindiyye'de: "Seferde ızdırar halinde kıraatın sünnet olan miktarı; namaz kılan kimsenin Fatiha'yı ve dilediği bir sûreyi okumasıdır"(197) hükmü kayıtlıdır. İmam-ı Merginani: "Zira sefer namazın kasrına tesir eden bir olaydır.

Elbette kıraatin hafiflemesine evleviyetle tesir eder. Bu ise seyrinin çok acele olduğu zamandır.

Eğer emniyet içinde ve geniş durumda ise; sabah namazında "Bürûc" ve "İnşirah" sûreleri gibi, sûreleri okur. Çünkü bu hafiflik sağlayacağı gibi, sünnete riayet etmeyi de mümkün kılar"(198) hükmünü zikretmektedir.

Mukim halde iken kıraatın sünnet olan miktarı; sabah namazında Fatiha Sûresi'nden sonra, iki rek'atta kırk veya elli Ayet-i kerime okumaktır. Câmiû's Sağir'de zikredildiğine göre, öğle namazındaki kıraat miktarı da sabah namazı gibidir. Asıl'da ise "ondan biraz daha aşağıdır" denilmiştir. İkindi ve yatsı namazlarında Fatiha'dan başka yirmi Ayet-i Kerime okumak sünnettir.

Akşam namazında ise; Fatiha'dan sonra ilk iki rek'atin her birinde kısa bir sûre okumak sünnettir.

Muhiyt'te de böyledir"(199) Molla Hüsrev: "Namazın caiz olması için, herhangi bir sûre tayin olunmamıştır. Yani "Filân sûre okunmadığı takdirde, namaz fasid olur" denilemez, böyle bir iddia caiz değildir. Zira Allahû Teâla (cc): "Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyunuz" (Müzzemmil Sûresi: 20) emrini vermiştir.

Bu kavil mutlaktır"(200) hükmünü beyan etmektedir.

Essah olan kavle göre; namaz için tayin etmek mekruhtur. Bunun sebebi; bazı sûreleri tayin edip, diğer sûrelerin okunmasını terk etmektir.

İbn-i Abidin: "Kendisiyle bil'ittifak namaz caiz olan Kur'an imamların mushaflarında mazbut olanlardır ki, onu Hz. Osman (ra) bütün şehirlere göndermişti. On kıraat imamının ittifak ettikleri de budur. İcma ve tafsil itibariyle mütevatir olan Kur'an budur"(201) hükmünü zikreder. Bilindiği gibi; Kur'an-ı Kerim'in hem lafzı, hem manası Allahû Teâla (cc)'dandır. Bu hususta hiçbir beşerin payı yoktur.

Kur'an-ı Kerim'in tertibini; Resûl-i Ekrem (sav) bizzat kendisi, vahiyle tesbit etmiştir.

Hz. Ebu Bekir (ra) döneminde tek bir mushaf halinde toplanmış, Hz. Osman (ra)'da bu tek nüshayı esas alarak çoğalttırmıştır. Kur'an-ı Kerim'in bize ulaşması tevatür yoluyladır ve indirildiği gibi eksiksiz ulaşmıştır.(202) İmameyn'in kavli: "Arapça ile nazm olunan Allahû Teâla (cc)'nın kelâmına Kur'an denir" hükmünde toplanmaktadır.(203) Dolayısıyla namazda; başka herhangi bir dille (Farsça, Türkçe, İngilizce vs.) kıraat edilemez.

Ulema, başka dille "Kur'an" diye tilâvet edilmesini "zındıklık" olarak nitelendirmiştir.(204) Son yıllarda; ırkçılık gayretiyle davranan bazı zümreler, "Türkçe Mealle" namaz kılma gayretine düşmüşlerdir. Mü'minlerin; bu cahili tutuma karşı, şiddetle direnmeleri vacibtir.

Maalesef latince olarak yayınlanan bazı kitaplarda, "Türkçe Mealle" namaz kılınabileceği iddialarına tesadüf edilmektedir. Resmi ideolojinin (Kemalizm'in) etkisinde kalan bu tipler; Allahû Teâla (cc)'nın dinine karşı isyan halindedirler. Esasen bunların tamamı; resmi ideoloji'den maddi yardım gören ve tahrik edilen insanlardır.


EMANET VE EHLİYET
 
Beş Vakit Farz Namaz İçin Müstehap Olan Vakitler

Beş vakit namaz için bir başlangıç bir de son olmak üzere iki vakitten bahs olunmaktadır. Bu iki zaman dilimi, içerisinde namaz kılmak câiz olan vakitlerdir. Erkekler için beş vakit namazını edada müstehap olan vakitler vardır 1'. Şöyle ki:

a) Sabah namazında ortalığın aydınlanmasına kadar beklemelidir. Buna "isfâr" denilmektedir. Bir hadis-i şerifte "Sabah namazında ortalığın aydınlamasını bekleyiniz. Çünkü bu sevabça daha büyüktür" buyrulmaktadır. Bu hükümden hacıların Müzdelife'de kılacakları bayram gününün sabah namazı müstesnadır. Zira onun ilk vaktinde kılınması evlâdır.

Müzdelife'de bulunan huccâc, tan yeri ağarınca sabah namazını kılıp onu takiben vakfe yapacaklar daha sonra minâ'ya hareket edeceklerdir. Vakitli olarak gelip taşlama işini ve diğer hizmetleri ifâ edebilmek için onlara istisnaî bir hüküm getirilmiş bulunmaktadır.

Sabah namazında isfâr sünneti, imam ve ona iktidâ ederek namaz kılacak cemâate mahsus değildir. "İsfâr", tek başına namaz kılacak kimse için de sünnet bulnmaktadır. Bu, senenin her mevsiminde sünnet bulunmaktadır.

b) Öğle namazını, yaz mevsimine muhsus olmak üzere, ortalığın biraz serinlemesine tehir etmek müstehabtır. Bu tehir, sadece sıcak iklim halkı için değildir. Her yerde uygulanması müstehap bulunmaktadır,

c) İkindi namazını güneşin parlaklığının değişikliğe uğrayacağı(sararacağı) bir zamana kadar bırakmamak şartı ile, yazda ve kışta biraz tehir müstehabtır. Gözün kamaşmıyacağı bir vakte kadar geciktirilmesi doğru değildir. Hava bulutlu olursa, kerâhet vaktine kadar geciktirme korkusu bulunduğundan, vaktin girdiği kesin olarak belli olduktan sonra ikindiyi kılmakta acele etmek müstehab bulunmaktadır.

d) Akşam namazını, vakti girince hemen edâ etmek müstehabtır.

Yani bu namazda bir tehir söz konusu değildir. Yaz ve kış uygulancak usul budur. Sadece hava bulutlu olduğunda, namazı güneş batmadan kılma ihtimâli bulunduğu için, acele edilmemesi ve güneşin battığı kesin olarak belli olasıya kadar geciktirilmesi müstehabtır.

Bir de sofranın hazırlanmış olduğu sırada akşam namazı vakti olsa, önce yemeği yemeli daha sonra namazı edâ etmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.),"akşam yameği hazırlandığı zaman namaz için kamet okunsa yemeğe başlayın"^ buyurmaktadır. Bilhassa ramazan günlerinde bu yolda hareket etmek münasip olur.

e) Yatsı namazını gecenin ilk üçte biri vaktine kadar tehir etmek müstehabtır. Bu geciktirmeyi yaz günlerinde uygulamak, cemâatin azalmasına yol açacağından, sadece kış mevsiminde uygulamalıdır.


(1) Fetâva-i Hindiye c. 1 s. 53
(2) Tuhfet'ül-ahvezi c. 1 s. 478
(3) Buhârî c. 6 s. 215
 
İki niyetli namaz

Sual:
İbni Abidin’in, (Redd-ül muhtar) kitabının Cuma namazı bahsinde, (Cuma namazı sahih olursa, kılınan zuhr-i âhire niyet etmek, cumanın dört rekât sünneti yerine geçer.

Çünkü güvenilen kavle göre, sünnetleri kılarken, sünnet diye niyet etmek şart değildir)
deniyor. Burada, zuhr-i âhir kılınınca, sünnet diye niyet edilmese de, cumanın son sünneti kılınmış oluyor. Buradan zuhr-i âhir yani son öğle namazının farzını kılarken, vaktin son sünnetine de niyet edilebileceği, niyet edilmese de, sünnetin kılınmış olacağı anlaşılmıyor mu?

CEVAP


Elbette öyledir. Büyük âlim İbni Abidin hazretleri yine buyuruyor ki:

(Camiye girince, iki rekât namaz kılmak sünnettir. Buna Tehıyyetül-mescid denir. Camiye girince, farz, sünnet, kaza gibi herhangi bir namaz kılmak, tehıyyetül-mescid yerine geçer.

Bunlara, ayrıca tehıyyetül-mescid diye, niyet etmek gerekmez.

Ama vaktin farzıyla vaktin sünnetine birlikte niyet etmek böyle değildir. İkisine birden niyet edilirse, yalnız farz namaz sahih olur. Bir mescide girince, herhangi bir namaz kılarken, ayrıca niyet etmeden, bunlarla Tehıyyetül-mescid namazı da kılınmış olur, fakat Tehıyyetül-mescid namazına da niyet edilirse, niyet sevabı da hâsıl olur.)


Seyyid Abdülhakim Arvasî hazretleri de, (Sünnet namaz demek, farzdan başka kılınan namaz demektir. Farzdan önce veya sonra olan sünnet yerine kaza kılan, bu kaza namazıyla, sünnet namazın tarifine uyduğu [farzdan başka bir namaz kılınmış olduğu] için, sünneti de kılmış olmaktadır) buyurdu.

Görülüyor ki, sünnet yerine kaza kılınca, yani sünneti kılarken kazaya da niyet edince, hattâ niyet etmese de, sünnet terk edilmiş olmuyor. (İslam Ahlakı)

Sünnetleri önceden adayıp, adak olarak kılmanın daha iyi olduğu (Halebi)de ve (Tahtavi)nin (Merakıl-felah) haşiyesinde, (Nafile namazlar) bahsinin sonunda yazılıdır. Böylece, öğle sünnetini kılmadan önce, (Dört rekât namaz kılmak nezrim olsun) dese, sonra adak namazı olarak niyet edip kılsa, hem vacib sevabı kazanır, hem de öğle namazının sünnetini kılmış olur. Kulun, kendine vacib ettiği namazı kılmasıyla, sünnet terk edilmiş olmayınca, Allahü teâlânın farz ettiği kaza namazı kılınınca, sünnet elbette terk edilmiş olmaz. Hem kaza, hem de sünnet kılınmış olur. (S. Ebediyye)

Redd-ül-muhtar, Dürr-ül-münteka, Merakıl-felah şerhinde ve Cevhere’de diyor ki:

(Beş vakit namazı terk etmek, yani özürsüz kılmamak, büyük günahtır. Hastalıkla veya başka özürle fevt etmek [kaçırmak] günah değildir.) Bunun için, sabah sünnetinden başka namazların sünnetleri yerine de, terk edilmiş namazları kaza etmelidir. Böyle kaza kılınınca, nafile sevabı da hâsıl olduğu, Cevhere, Fütuh-ul-gayb, Nevadir-i-fıkhiyye ve Eşbah kitaplarında yazılıdır. (Hak Sözün Vesikaları)
 
Eğer namaz, kötülükten alıkoymuyorsa, doğru kılınmıyor demektir.

Tedavisi olmayan dert ve hastalık yoktur. Bilinmiyordur o ayrı bir şey. Her hastalığın çaresi olduğunu, kâinatı yoktan var eden Allahü teâlâ tarafından, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimiz haber veriyor.

Buyuruyor ki:

(Allahü teâlâ, devasını, çaresini vermediği hastalık, dert yaratmadı. Bilen bildi, bilmeyen bilmedi. Yalnız ölüme çare yoktur.) [Taberani]

(Her derdin devası vardır. İlacı kullanıldığında Allahü teâlâ şifasını verir.) [Buhari, Müslim]

(Ey Allah'ın kulları, tedavi olun. Allahü teâlâ, ilacını, devasını vermediği hiçbir hastalık yaratmadı. İhtiyarlık bundan müstesnadır.) [Ebu Ya'la, İbni Hibban]

İçki, zina, hırsızlık, eşcinsellik gibi her türlü günahın tek ilacı vardır. Bu ilaç Kur'an-ı kerimde açıkça bildiriliyor. Bu ilacı kullanan her Müslüman, alışkanlık haline gelen, bağımlısı olduğu büyük günahlardan mutlaka kurtulur.

Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:

(Namaz, münker ve fahşadan [edepsizlikten, akla ve dine uymayan esrar, içki, zina, livata, eşcinsellik gibi her türlü kötülükten, her türlü günahtan] alıkoyar.) [Ankebut 45]

Bir genç, namaz kılar ve her türlü kötülüğü de yapardı. Bu gencin durumu Resulullaha bildirilince, (Bir gün namaz, onu diğer günahları işlemekten alıkoyar) buyurdu. Aradan çok zaman geçmedi. O genç günahlarına tevbe etti, iyi hâl sahibi oldu. Beş vakit namazı mutlaka kılmalı.

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:

(Her hastalığın, her derdin şifası vardır, kalbin şifası ise, zikirdir, Allahü teâlâyı anmaktır.) [Deylemi]

Zikrin yani Allahü teâlâyı anmanın başında, namaz gelir.

Bir âyet-i kerime meali:

(Namaz, her türlü kötülükten, alıkoyar. Çünkü zikrullah [namaz kılmak] elbette en büyüktür. [En büyük ibadettir]) [Ankebut 45]

(Zikrullah, namazdır. Namaz diğer ibadetlerden daha büyüktür.) (Beydavi tefsiri)

(Onlar ayakta, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler.) [Al-i İmran 191]

(Namazı, gücü yeten ayakta kılar, ayakta kılmaktan aciz olan oturarak kılar, bundan da aciz olan, yatarak ima ile kılar demektir.) (Bahr-ür-raık)

Eğer namaz, kötülükten alıkoymuyorsa, doğru kılınmıyor demektir.

Bir hadis-i şerif meali:

(Bir kişinin namazı, onu kötülüklerden alıkoyamıyorsa, [namazın şartlarına riayet etmeyip doğru kılmadığı için] Allah'tan uzaklığı artar.) [Taberani]

Böyle bozuk namaz kılacağına, hiç kılma dememeli, böyle kılacağına, doğru kıl demelidir.

Bu inceliği iyi anlamalıdır. Şartlarına tam riayet edemeyen de, namaza devam etmelidir. Namazı doğru kılabilmek için önce itikadın düzgün olması şarttır. Daha sonra diğer şartlar gelir.

Bu şartlara riayet eden, mutlaka her türlü kötülüğü bırakır.

 
1)Rabbim beni namazında sürekli kıl soyumdan olanlarıda.Rabbimiz duamı kabul buyur.(İbrahim suresi 40)

2)Namazları ve orta namazını(üstlerine düşerek titizlik göstererek)koruyun ve Allah’a gönülden boyun eğiciler olarak (namaza) durun (bakara suresi 238)

3)Onlarki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir;kendilerine isabet eden musibetlere sabredenler,namazı dosdoğru kılanlar ve rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir(hac suresi 35)

4)İman etmiş kullarına söyle:alışverişin ve dostlugun olmadıgı o gün gelmezden evvel dosdogru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler(İbrahim suresi 31)

5)Ehline(ümmetine)namazı emret ve onda kararlı davran.Biz senden rızık istemiyoruz biz sana rızık veriyoruz sonuçta takvanındır(Taha suresi 132)

6)Allah Resulu(sav)buyurdularki: “Namaz dinin diregidir”.Kim namazını kılarsa dinin direwgini dikniş olur.Kimde namazını kılmazsa dinin diregini yıkmıs olur.

7)Allah resulu (sav)buyurdularki Allah’ın en çok sevdiği amel vaktinde kılınan namazlardır

8)Onlarki yeryüzünde kendilerini yerleştirir iktidar sahibi kılarsak,dosdogru namazı kılarlar,zekatı verirler,magrufu emrederler,münkerden sakındırırlar.Bütün işlerin sonu Allaha aittir.(Hac suresi 41)

9)Sabır ve namazla yardım dileyin bu şüphesiz husu duyanların dısındakiler için agır (bir yük)dır.(Bakara suresi 45)

10)Suçlu-günahkarları;Sizi su cehenneme sürükleyen-iten nedir?onlar biz namaz kılanlardan değildik dediler.(müdessir suresi 43)

11)Peygamber(sav)buyurdularki;namaz dinin diregi, müminin miracı, cennetin anahtarı ve gözümün nurudur.

12)Sana kitaptan vahyedileni oku ve namazı dosdogru kıl gerçekten namaz çirkin utanmazlıklardan alı koyar.Allahı zikretmek ise muhakkak en buyuk (ibadet )tur.Allah yaptıklarınızı bilir(ankebut suresi 45)

13)Gerçekten ben Allah’ım benden baksa ilah yoktur;su halde bana ibadet et ve beni zikretmek için dosdogru namaz kıl(Taha suresi 14)

14)Onalar gaybe inanırlar namazı dosdogru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler(Bakara suresi 3)

15)Ey iman edenler Sabırla ve namazla yardım dileyin.Gerçewkten Allah sabredenlerle beraberdir.(Bakara suresi 153)

16)Ey Meryem Rabbine ibadet et;secdeye kapan (onun huzurunda)egilenlerle beraber sende egil(ali imran suresi 43)

17)De ki:Şüphesiz benim namazım ibadetlerini dirimin ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ın dır.(Enam suresi 162)

18)Onlar namazı dosdogru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler(enfal suresi 3)
19)Nerde olursam(olayım)beni kutlu kıldı ve hayat sürdüğüm müddetçe bana namazı ve zekatı emretti(Meryem suresi 31)

20)Dosdogru namazı kılın ,Zekatı verin ve elçiye itaat edin umulurki rahmete kavusturulmus olursunuz
 
Namaz kılarken Fatihadan sonra okunan sure ve ayetlerin başında besmele gerekir mi?

Namaz kılarken Fatiha'dan sonra okunan sure ve ayetlerin başında besmele çekmek gerekir mi? Şafiilerde, sesli namazlarda, Fatiha'dan sonra sure okurken "besmele" sesli okunur mu?

Şafiilerde sesli namazlarda Fatiha'da olduğu gibi- Fatiha'dan sonra sure okurken de besmele sesli okunur.

Asıl olan budur. Ancak sessiz okunsa da bir sakıncası yoktur.

Fakihler besmelenin namazda okunması konusunda farklı görüşlere ayrılmışlardır.

- İmam Malik'e göre besmele farz namazlardaki Fatiha ve diğer surelerin başında gizli ve açık olarak okunmaz.

Farz dışındaki sünnet ve nafile namazlarda isteyen okuyabilir.

- İmamı Azam'a göre besmele namazlardaki her rekatta Fatiha suresinden önce okunur. Diğer surelerin başında okumak ise güzeldir. (bk. Cessas, Ahkamü'l-Kur'an, 1/15; Kurtubi, Tefsir, 1/98 )

- İmam Şafi'ye göre besmelenin gizli okunacak yerde gizli, açık okunacak yerde açık okunması gerekir. Fatiha ve diğer surelerin başında okunur.

- İmam Ahmed b. Hanbel'e göre besmele namazda gizil okunur. Açık okunması sünnet değildir.

Her müslüman kendi mezhebine göre amel eder.

Adı geçen imamların besmele hakkındaki görüş ayrılıklarının sebepleri Besmele’nin her Sureden bir ayet olup olmadığı konusu ile farklı hadis rivayetlerinden kaynaklanmaktadır. (bk. Muhammed Ali Sabuni, Ahkâm Tefsiri, Şamil Yayınları: 1/20-50)

Bilgi için tıklayınız:


Besmele Kur'an-ı Kerim'de tek başına bir ayet midir?
 
Namazda Fatiha'dan önce besmele okumanın hükmü nedir? Cemaattekiler imamın arkasında sübhaneke okur mu? Başka okuyacağı şeyler de var mı?

1. İmamın Euzu besmeleyi gizli okuması sünnettir. Bu bakımdan aşikar okunmaz.

Eller bağlandıktan sonra birinci rek'atta Sübhâneke'yi okumak, sonra da Fâtiha'ya başlamadan evvel Eûzü-Besmele çekmek. Diğer rek'atların başında da Besmele çekmek sünnettir.

2. Zamm-ı sûreden evvel Besmele çekilmez. Yalnız İmam-ı Muhammed, hafî kırâetle kılınan namazlarda Fâtiha'dan sonra okunacak sûre başında Besmele çekilmesini caiz görür. Ancak fukahanın çoğu, okunmaması üzerinde durmuştur.

3. İmama uyan bir kimse "Subhaneke" yi okur ve susar. Başka bir şey okumaz. Aynı şekilde diğer rekatlara kalktığında da besmeleyi okumaz. Fakat buna rağmen okursa namazı bozulmaz. Ama okumaması her halükarda en doğrusudur. (Ömer Nasuhi BİLMEN, İslam İlmihali)

Eller bağlandıktan sonra birinci rek`atta Sübhâneke`yi okumak, sonra da Fâtiha`ya başlamadan evvel Eûzü-Besmele çekmek; diğer rek`atların başında da sadece Besmele çekmek sünnettir. Sünnete uygun olan bu şekildir.

Malikilere göre, Fatiha ile sureden önce taavvüz (Euzubillah) ve besmele getirmek mekruhtur. Bunun delili daha önce geçmiş bulunan Enes (ra) in hadisidir. Hz. Peygamber (as) Ebu Bekir ve Ömer namaza "Elhamdulillahi rabbil alemin" ile başlarlardı.

Hanefi mezhebine göre ise sadece birinci rekatta taavvüz (Euzubillah) okunur.

Şafii ve Hanbelilere göre, kıraatten önce her rekatın başında "Euzubillahimineşşadanirracim" demek suretiyle gizlice taavvüzde bulunmak sünnettir.

Hanefi ve Hanbelilere göre her rekatta gizli olarak besmele çekilir. Şafiilerce açıktan okunan namazlarda besmele açıktan söylenir.

Buna göre Hanefiler ilk rekatta taavvüz ve besmeleyi diğer rekatlarda da sadece besmeleyi okumak sünnettir.

Şafii ve Hanbeli mezhebine göre ise her rekatta taavvüz ve besmeleyi söylemek sünnettir.

Maliki mezhebinde ise hiç bir rekatta taavvüz ve besmele çekilmez. (İslam Fıkhı Ansiklopedisi- Prof. Dr. Vehbe Zuhayli)

İlave bilgiler için tıklayınız:


Namaz kılarken Fatiha'dan sonra okunan sure ve ayetlerin başında besmele çekmek gerekir mi?
 
İlk Namaz

Abdullah YILDIZ -

İslâm’da İlk Farz Kılınan İbadet: Namaz


siyer.ilk.namaz.secde.png



Hz. Muhammed’e (sas) Allah’ın (cc) ilk vahyini “oku” emri ile getiren Cebrail aleyhisselâm, aynı gecenin sabahı tekrar geldi, Rasûlullah’a (sas) abdest almayı ve namaz kılmayı öğretti. Müderris Tahirü’l-Mevlevi, risaletin ilk günü Cebrail aleyhisselâm’ın, Hz. Peygamber’e imam olarak Beyt-i Mükerrem civarında sabah namazını kıldırdığını nakleder. Peygamberimiz (sas) aynı gün akşam namazını Hatice (r.anhâ) annemizle beraber kılmış, ertesi gün bu cemaate Hz. Ali (ra) eklenmiştir.[1]

Ebû’l-A‘lâ el-Mevdudî, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamber’in Hayatı adlı eserinde, “Peygamberlikten Sonra İlk Farz Olunan Şey: Namaz” başlığı altında konuyu şöyle temellendirir:

Taberî’nin ifadesiyle, Tevhid’in kabulü ve putların reddinden son­ra İslam şeriatına farz olarak giren ilk şey namazdı. İbn Hişâm’ın Hz. Âişe’den (r.anhâ) rivayetine göre, Rasûlullah’a (sas) ilk farz olunan şey namazdı. Bu, ilk başta iki­şer rekât şeklinde idi. İmam Ahmed’in Zeyd b. Harise’den aktardığı bir hadise göre, Rasûlullah’a (sas) ilk vahiy indikten sonra Cebrail (as) kendisine gelerek abdest almasını öğ­retti. İbn Mâce ile Taberânî’de (el-Evsât) de, aynı hadis az bir değişiklikle nakledilir. Durum, İbn İshâk’ın şu açıklamasıyla vuzuha kavuşur:

“Muhammed (sas) Mekke’nin yukarısında idi. Cebrail en güzel yüzü ve kokusuyla Rasûlullah’ın (sas) önüne çıktı ve şöyle dedi: ‘Ey Muhammed, Allah size selâm söyledi ve cinler ile insanlar için sizi rasûl tayin ettiğini size iletmemi emretti. Onun için, siz onları ‘Lâ ilâhe illallah’ sözüne davet edeceksiniz.’ Daha sonra ayağını yere vurdu. Oradan su fışkırmaya başladı. Cebrail o sudan abdest aldı ki Hz. Peygam­ber (sas) namaz kılabilmek için abdestin nasıl alındığını öğrenebilsin. Sonra Hz. Muhammed’in de (sas) kendisi gibi abdest almasını söyledi. Daha sonra Cebrail, Rasûlullah (sas) ile beraber dört secdeli iki rek’at na­maz kıldı. Bundan sonra Rasûlullah (sas) oraya Hz. Hatice’yi (r.anhâ) getir­di, ona abdest aldırdı ve onunla birlikte iki rek’at namaz kıldı.” İbn Hişâm, İbn Cerir ve İbn Kesir de bu olayı aynen naklederler.

İmam Ahmed, İbn Mâce, Taberânî (el-Evsat) ve diğerlerinin ifadesi­ne göre, Hz. Usâme b. Zeyd (ra) babası Hz. Zeyd bin Harise’ye dayanarak naklettiği hadiste; Rasûlullah’a (sas) vahyin gelmesinden sonra ilk ola­yın, Cebrail’in (as) kendisine abdest almayı öğretmesi olduğunu açıkla­mıştır. Cebrail daha sonra namaza kalktı ve Rasûlullah’ın da (sas) kendi­siyle namaz kılmasını istedi. Rasûlullah (sas) daha sonra eve geldi ve Hz. Hatice’ye hadiseyi anlattı. Hz. Hatice sevince boğuldu. Daha sonra Hz. Peygamber (sas) kendisinin abdest almasını istedi ve onu yanına alıp Cebrail’in öğrettiği gibi namaz kıldı. Bu, Kur’ân-ı Kerim’in ilk ayetlerinin Hz. Peygamber’e (sas) inişinden sonra yerine getirilen ilk farzdı. Galip ih­timal, bu olayın, Hira Mağarası’nda ilk vahy’in indiği günün gecesi meyda­na geldiği yolundadır. Bundan sonra Hz. Peygamber (sas) ile Hatice (r.anhâ) bir süre gizli olarak namaz kılmaya devam ettiler.[2]

Demek ki; Tevhid’in hakikatini insanlığa tebliğ etmekle görevlendirilen Peygamberimizin (sas) ilk icraatı namaz olmuştur. Yani risaletin esası; insanlığı “Lâ ilâhe illallah, Muhammedü’r-Rasûlullah” kelime-i tayyibesine çağırmak, ilk uygulaması ise “Tevhîd eylemi” olan salâtı/namazı ikâme etmektir.
***

İlk Engellenen İbadet/Eylem: Namaz

siyer.ilk.namaz.jpg


Mevdudi’nin, İmam Ahmed, Taberî ve İbn Abdi’l-Berr’den aktardığı Afif el-Kindi’nin (ra) rivâyeti, Hz. Peygamber (sas) ile Hz Hatice (r.anhâ) ve Hz. Ali’nin (ra) çok geçmeden aleni olarak cemaatle namaz kıldıklarını ortaya koyar: Eş’as bin Kays’ın amcaoğlu olan Afif (ra), bu olayı şöyle anlatır:

“Abbas b. Abdulmuttalib benim eski dostumdu. Bir defasında Hac mevsiminde onunla Mina’da buluştum. Aradan fazla bir zaman geçme­den çok yakışıklı bir erkek gelip abdest aldı ve namaza kalktı. Daha sonra bir kadın geldi ve o da abdest alıp namaz kılmaya başladı. Da­ha sonra, henüz bulûğa ermemiş bir erkek çocuk geldi ve abdest alarak ilk erkeğin yanında durup namaz kılmaya başladı. Ben sordum:

-“Ey Abbas bunlar ne yapıyorlar? Bunlar hangi dine bağlıdırlar? Vallahi, ben böyle bir şey daha önce görmedim.” Abbas dedi ki:

-“Bu, benim kardeşimin oğlu Muhammed b. Abdullah b. Abdulmuttalib’dir. Allah’ın kendisini rasûl olarak tayin ettiğini iddia etmektedir. (Başka bir rivayete göre, o İran ile Bizans’ın hazinelerini talan edeceğini iddia etmektedir.) Küçük çocuk ise benim yeğenim, Ali b. Ebi Tâlib’dir. Bu çocuk da onların dinini kabul edip onlarla beraber hareket etmektedir. Kadın ise Muhammed‘in (sas) zevcesidir. O da kocasının dinini kabul etmiş ve ona itaat etmeye başla­mıştır.”
Afif el-Kindi (ra), Müslümanlığı kabul ettikten sonra devam­lı şöyle diyerek hayıflanırdı:

-”Keşke dördüncü Müslüman ben olsaydım.”[3]

Peygamberimizin (sas) namazlarını açıkça Kâbe civarında da kıldığı ve bu namazlarının engellendiği Kur’ân’dan anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi Alâk Sûresi’nin ilk beş ayetten sonraki bölümü yaklaşık bir yıl sonra (bazı rivayetlerde daha erken) Rasûlullah’a (sas) vahyedilmiştir. Sûre’nin 9-10. ayetleri şöyledir:

“Gördün mü, namaz kılmakta olan Kul’u (Muhammed’i) engelleyeni!”

İşte ilk namazı engellenen kul, Peygamberimiz (sas); engelleyen ise Ebû Cehil ve avanesidir. Böylece, Tevhid çağrısını reddedenlerin ilk engelledikleri şey de namaz olmuştur. Zira Tevhid’in eyleme dönüşmüş biçimi olan namaz, mevcut “cahilî” sistemi ve yaşam biçimini reddedip yepyeni bir hayat tarzını ikâme etmek için atılan ilk adım anlamına geliyordu. Namazın engellenme sebebi de bu idi.

Tarihçiler Peygamberimizin (sas), Tevhid çağrısını kabul edip İslâm’la şereflenen herkese ilk emrettiği amelin namaz olduğunu aktarırlar. İman edenlere “Beni namaz kılarken nasıl görüyorsanız, namazı öyle kılınız.”[4] buyuran Peygamberimiz (sas), tarihin en muazzam değişimini namazla gerçekleştirmiştir.

İslâm’ın beş rüknü/esası içinde Tevhid’den sonra baş sırayı alan namaz, genel kabule göre, Mirac’a kadar sabah ve akşam olmak üzere iki vakitte kılınacak, Mirac’dan sonra ise beş vakit olarak eda edilecektir. Tahirü’l-Mevlevi, “Namazın başlangıçta ikişer rekât olmak üzere iki vakit kılındığını, sonra buna gece namazının ilave edildiğini, Mirac’da vaktin beşe çıkmasıyla gece namazı farzının kaldırıldığını” beyan eder.[5] Bu beş esastan zekât ve oruç, H. II. yılda, hac ise risaletin son yılında farz kılınacaktır. İslâmi hükümlerin birçoğu da Hicret’ten nice sonra gelecektir. Müminleri, bütün bu hükümleri, emir ve yasakları kabule ve uygulamaya hazır hale getiren amel ise, “Tevhid eylemi” namaz olacaktır.
***

Peygamberlerin İlk Eylemi: Namaz

siyer.namaz.3.jpg


Peygamberler tarihi incelenirse; Tevhîd inancının ilk olarak namaz’la eyleme döküldüğü görülür.

Yüce Rabbimiz, Mukaddes Tuva Vadisi’nde Hz. Musa’ya (as) peygamberlik görevini verdikten hemen sonra, ona ilk olarak namazı emretmiştir: “Beni hatırlamak için namaz kıl.” (Taha 20/14)

Hz. İsa (as), Meryem annemizin kucağında ilk konuştuğunda, “Rabbim yaşadığım sürece bana namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti.” (Meryem 19/31) buyurmuştur.

Hz. Şuayb (as) da, Tevhid mücadelesine, ilk icraat olarak “Tevhid eylemi” olan namazla başlamıştır. Kavmini, önce yalnız Allah’ı ilâh tanıyıp O’na kulluk etmeye çağırmış, sonra da işledikleri günahlara ve en büyük cürümleri olan vurgun ve soygun düzenine son vermelerini tavsiye etmiştir. Medyen ve Eyke halkının bu samimi çağrı ve nasihate verdikleri tepki gerçekten anlamlıdır:

“Ey Şuayb! Senin namazın mı sana, babalarımızın taptığı şeylerden yahut mallarımız üzerinde dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi emrediyor? Sen ki, yumuşak huylu, akıllı birisin.” (Hûd 11/87)

Demek ki Hz. Şuayb’ın ilk namazı, onu sosyo-ekonomik hayata müdahale ederek sömürü düzenine başkaldırmaya sevk etmişti. İmanlarını namazla eyleme döken Hz. Şuayb (as) ve cemaati, etliye-sütlüye karışmayan, “bana değmeyen yılan bin yıl yaşasın” diyen edilgen bireyler değil; aksine harama, fuhşa, ahlaksızlığa, çirkin ve iğrenç işlere bulaşmayıp onları ortadan kaldırmaya çalışan, iyiliği emredip kötülükten alıkoyarak hayata olumlu anlamda müdahale eden aktif şahsiyetler haline gelmişlerdi.

Acaba Hz. Şuayb’ın (as) kavmi, neden onun ilk namazını boy hedefi haline getirmişti?

Hz. Şuayb’ın namazı, hem onu, hem cemaatini, hem de halkını fahşâ ve münkerden alıkoyuyordu. Medyen ve Eykeliler Hz. Şuayb’ın (as) tebliğini, hayatındaki değişiklikleri ve kendi hayat tarzlarına müdahale gayretini doğrudan ilk namazıyla ilişkilendirmişlerdi. Onlar, kendilerini “atalar dini”nden ve sömürü sisteminden vazgeçmeye çağıran Şuayb’ın (as) hayatında belirgin bir değişiklik görmüşlerdi: cemaati ile birlikte omuz omuza kıldığı namaz… Şu halde; onu, kavmine karşı böyle davranmaya iten, hayatlarına karışmaya yönelten işte bu namazdı.

Peygamberimizin (sas) Tevhid mücadelesindeki ilk fiilî adımının namaz olduğunu söyledik: O’nun (sas) Medine’ye hicretinde ilk yaptığı iş de, Mescid-i Nebi’nin yerini tespit ve inşa etmek oldu. Zira İslâm Medeniyeti, Medine’de öncelikle “namaz merkezli” bir hayat tarzı olarak şekillenecekti. İslâm’ı kabul eden kabilelere ilk emredilen amel yine namaz oldu. Mesela Rasûlullah (s.), ilk valisi Muaz b. Cebel’i (ra) Yemen’e gönderirken önce onları Tevhid’e davet etmesini, bunu kabul ederlerse onlara namazı emretmesini, sonra da zekâtı ve İslâm’ın diğer esaslarını teklif etmesini söyledi.[6]

Rasûlullah’ın (sas) vefatından önceki son sözleri de şu oldu:

-“Namaza dikkat edin! Namaza dikkat edin! Namaza dikkat edin!”[7]

Özetle namaz, Müslüman birey ve toplumun inşasında öncelikli bir role sahiptir.

Günümüz dünyasında da Müslüman, kişilikleri önce namazla inşa etmeli sonra diğer amellerle bu inşa sürecini tamamlamalıdır. Peygamberimizi doğru anlayıp sevmenin gereği, ilk önce O’nun gibi dosdoğru namaz kılmak ve değişimin merkezine namazı oturtmaktır. Şu ayet-i kerime bu değişimi işaret buyurur:

“Kitab’dan sana vahyedileni oku ve namazı ikâme et. Kuşkusuz namaz fahşâyı (iğrenç ahlaksızlıkları) ve münkeri (kötülükleri) engeller. En büyük zikir de yine odur…” (Ankebut 29/45)

***

“Namazsız Dinde Hayır Yoktur!”

Hicrî 9. yılda Tebük Seferi dönüşünde, İslâm’a girmek üzere Medine’ye bir heyet gönderen Sakif Kabilesi’nin, ön şart olarak ileri sürdüğü zekât/öşür vermeme, cihada gelmeme vb. tekliflerine “hayır” demeyen Peygamberimiz (sas), “namaz kılmayalım” teklifine net olarak şu cevabı verir:

“Sizden öşür alınmasın, siz cihada da çağrılmayın. Ama rükûsuz/namazsız dinde hayır yoktur.”[8]


Vehb ibn Münebbih anlatıyor: “Bey’at yaptıkları zaman Sakif’in durumu ne idi?” diye sordum. “Sadaka (zekât/vergi) vermemeyi, cihad etmemeyi şart koştular” dedi ve Rasûlullah’ın (sas):


“(Onlar gerçek manada Müslüman olunca, kendiliklerinden) zekât da verecekler, cihada da katılacaklar!” dediğini işittiğini söyledi.[9] Nitekim ertesi yıl, zekâtı ilk veren kabile Sakif olacaktır…


Sonuç: İslâm’da imandan sonra ilk farz kılınan ibadet namazdır. “İman eden kullarıma söyle: Namazı kılsınlar.” (İbrahim 14/31) âyetinde namaz, imanın ilk göstergesi sayılmıştır. Dosdoğru namaz kılan mümin, her seferinde yalnız Allah’a kul olma bilincini tazeleyerek gerçek özgürlüğe kavuşur. Günlük hayatın hızlı koşusu içinde Allah’ı, ahireti, ölümü, görev ve sorumluluklarını unutan insan, günde beş kez kendini Allah’ın huzuruna çıkmaya çağıran ezanla kulluğunu tekrar tekrar hatırlayıp dirilir.

[1] Tahirü’l-Mevlevi (Olgun), Müslümanlıkta İbadet Tarihi, s. 24.

[2] Mevdudi, Tarih Boyunca Tevhid Mücadelesi ve Hz. Peygamberin Hayatı, çev: Ahmet Asrar, Pınar Yay.,s.588-589’dan özetle.

[3] A.g.e., s. 589-590.

[4] Buharî, Ezân 18/60, Edeb 27; Ahmed, 5/53; Darimî, Salât 42.

[5] Tahirü’l-Mevlevi (Olgun), a.g.e., s. 24 (Mirac’tan önce nazil olan bazı âyetlerde beş vakit namaza işaret edilmesinden hareketle, bazı alimler beş vakit namazın Miraç’tan önce başladığı kanaatindedir).

[6] Buhâri, Zekât 1

[7] Ramuz el-Ehadis, 562/10. Ayrıca bkz: İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi, c. 17, s. 338.

[8]Ebû Dâvûd, Harac 25.

[9] Ebû Dâvûd, Harac 26.
 
Geri