Namaz

Konu sahibi son olarak 2617 gün önce görüldü
Namazda Huşu İçinde Olmak

Bu önemli ibadet üzerinde titizlikle durulmalı ve vakti geldiğinde huşu içinde uygulanmalıdır. Allah Kuran’da müminler için, ‘Onlar namazlarında hûşû içinde olanlardır.’ (Müminun Suresi, 2) buyurmaktadır. Allah’ın huzurunda bulunulan bu özel anda yalnızca O’nun gücünü ve kudretini düşünerek, saygıyla dolu bir korku içinde bu ibadeti yerine getirebilmek çok önemlidir.

Sadece bir görevi yerine getirme bilinciyle kılınan namaz kuşkusuz amacına ulaşamaz. namazda önemli olan Allah’ın gücünü düşünerek O’nu birlemek ve O’nu yüceltmektir. Namaz esnasında günlük hayatla ilgili sorunların düşünülmesi ya da planlar yapılması son derece uygunsuzdur. Samimiyetten uzak bu davranış, ibadetimizin Allah katında kabul görmesini riske atabilir. (Allah en doğrusunu bilir.)

Etrafımızda pek çok insandan : ‘Namaz kılarken aklıma çok iyi bir fikir geldi’ gibi namazın amacına yakışmayan sözler duyarız. Bazı insanlar namazdan sonra ne yapacaklarını düşünür bazıları ise bir an önce namazlarını kılıp işlerine devam etmek için sabırsızlanırlar.

Oysa Allah’ın vakit bildirerek bizleri namaza çağırdığı özel anlar her mümin tarafından şevkle beklenmeli ve o özel anlarda büyük bir istekle Allah’ın huzurunda durulmalı ve Allah’ın emri üzerine huşu içinde bu ibadet yerine getirilmelidir.

İnsanların çoğu randevularına karşı son derece titizdirler. En güzel ve en temiz giysilerini giyerek tam zamanında söylenilen yerde olmak için ellerinden geleni yaparlar. Ancak aynı titizliği namaz vakitlerinde gösteremedikleri çok açıktır. Çoğu zaman işler bahane edilir ve vakit bulunamaz ya da işlerin arasına sıkıştırılıp özensiz bir şekilde kılınıp günlük koşuşturmacaya devam edilir. Ancak ‘(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah'ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten 'tutkuya kaptırıp alıkoymaz' (Nur Suresi, 37) ayeti, bize namazın ve diğer ibadetlerin ne kadar önemli olduğunu gösterir. Hiçbir iş ya da eğlence namazdan ve Allah yolunda yaşamaktan daha önemli değildir.

Bu tabloda göze çarpan çok önemli bir gerçek vardır: İnsanlar genellikle Allah rızasını gözetmek yerine kendi nefislerine hoş gelen bir hayatı yaşamayı ve dünyaya sımsıkı bağlanmayı tercih ederler. Bu büyük gafletten ancak ölüm melekleriyle karşılaştıklarında uyanacak olan bu insanlar, hayatta sahip olduklarını sandıkları her şeyi geride bırakıp gerçeklerle yüzleşeceklerdir. ‘Ateşin üstünde durdurulduklarında onları bir görsen; derler ki: "Keşke (dünyaya bir daha) geri çevrilseydik de Rabbimiz'in ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık.’ (En'am Suresi, 27) Kuşkusuz bu büyük bir pişmanlık olacaktır. Ancak dünyaya geri dönüş mümkün olmadığı ve son anda yapılan tevbeler kabul edilmeyeceği için sonsuz bir cehennem azabı dünyada gaflet içinde yaşayan insanlar üzerine hak olacaktır. Şeytanın boş vaadlerle Allah’ın yolundan alıkoyduğu bu insanlar Allah’a kul olmak yerine nefislerinin ve şeytanın esiri olmalarının bedelini şüphesiz çok ağır ödeyeceklerdir. Dünya hayatında insanlara boş vaadler veren şeytan, O gün geldiğinde kendisine uyan insanlara ‘Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görüyorum, ben Allah'tan da korkuyorum’ (Enfal Suresi, 48) diyerek aslında ne kadar büyük bir hata yaptıklarını hatırlatacaktır.

İnsanları bu gafletten kurtaracak tek yol Allah’ı sıkça zikretmek ve Allah rızasını arayarak yaşamaktır. Namaz kılmak bu yolda yapılacak en önemli ibadetlerden biridir. Bu yüzden namazı huşu içinde kılmak ta son derece önemlidir. Bu özel anlarda şeytanın fısıltılarına kulak vermek yerine tüm kalbimizle Allah’a yönelmek en güzel ve en doğru hareket olacaktır. ‘(Şeytan) Onlara vaadler ediyor, onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan, onlara bir aldanıştan başka bir şey va'detmez.’ (Nisa Suresi, 120)

Altuğ Öztürk
 
Namaz'a Dair...

Namazla dalga geçmeyiniz. Mâûn suresini dönüp dönüp okuyunuz. Namaz kılmayanları, dolayısıyla ilahi gözetimin kaçkınlarını bir tarafa bırakırsak “Namaz kılanlara yazıklar olsun” denilmektedir.

Niçin? Onun da cevabı aynı surede: “Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar görüntü için yaparlar.” Neyin görüntüsü? Elbet Allah’a namaz kılıyormuş görüntüsü vermek için. Namazı ciddiye almamak eti-kemiği Allah’ın huzuruna bırakıp kafa ve kalbinizle şöyle bir tur atmaya, duygu ve düşünce dünyanızda başka işler yapmaya koyulmaktır. İşte bu namazı ciddiye almamak, Allah’a karşı namaz kılıyormuş gibi yapmaktır ki, “böyle ibadet edenin vay haline” denilmektedir.


-- Mustafa İslamoğlu --


dnpq5.jpg
 
NAMAZDAN TAT ALMANIN YÖNTEMLERİ

(Sevgili dostlar, namazdan tat almak bir-iki günlük bir şey değildir devamlılık ve çaba şarttır Hiç kimse bir iki günde evliya olmamıştır ancak evliya olanların hepsi o makama namaz ile gelebilmişlerdir Dolayısıyla namazınızı kılın Hatta nefsiniz ve şeytanla mücadele için her yolu deneyin ve taviz vermeyin Biliniz ki namazda mutlaka bir lezzet vardır ve yine biliniz ki namaz ile birçok ilmin kapısı size açılabilir Ancak unutmayın ki namazın kelime manası dua ve yahut yana yakıla dua etmektir Dua maneviyatından mahrum bir namaz sizi bir yere ulaştırmaz Eğer görevimi yaptım ve kurtuldum diyorsanız bilin ki, kaybettiniz o namazdan alabileceklerinizi Yine biliniz ki bir insan 40 gün boyunca namaz kıldı ve gözlerinden bir damla bile yaş gelmedi ise o kişinin kalbinde bir hastalık vardır Namaz kılın ve kimseye karşı değil ama Allah'a karşı ağlayarak taleplerinizi bildirin Namazınız içinde ve özellikle secde içinde çokça dua edin Aşağıdaki yöntemlerden hangisi kolayınıza geliyorsa onu uygulamaya çalışın, namazınızdaki farklılığı hissedeceksiniz İnşallah katkısı olur Bizleri de duanızda unutmayın ve bu konu ile ilgili sorularınız olursa e-mail ile gönderin)

İslam şeriatına göre bunun için gerekli olan şartlar ve diğer yapılabilecekler şunlardır ;

1 Abdest almak Bilimsel olarak açıklık kazanmıştır ki ; bütün eklem yerleri soğutulunca, vücut sakinleşir ve insan düşüncelerden arınır Abdest alırken bu şekilde düşünmek ve bunu nefsine kabul ettirerek niyet etmek gerekir Ayrıca abdest esnasında , birazdan Allah(cc) ‘ın huzuruna çıkacağını düşünmeli ve başka bir şeyle ilgilenerek dikkat dağıtılmamalıdır
2 İnsanın doğasında olan bir özellik vardır Bu özellik; birisi her gün bir yere giderse veya her gün biriyle görüşürse, onu gördüğü an o yer veya kişi ile ilgili diğer bildiği şeyler akla gelir O nedenle, namazı daima belli bir yerde kılmalıdır Bunun içinde evde bir yeri sadece namaz için ayırmalı ve başka bir iş için kullanmamalıyız Peygamber Efendimiz (sav)’in bu konuyla ilgili hadisi de bulunmaktadır Camilerde namazın güzelliğinin bir sebebi de budur
3 Kıbleye dönmek İnsan kıbleye döndügünde Hz İbrahim(as)’i aklına getirmelidir O da bu kıbleye dönmüştü ve O, Allah(cc)’ın rızasını kazanmak için birçok sıkıntılara katlanmıştı ve evladını bile gözünü kırpmadan feda edebilmişti
4 EzanBir Hadis-i Şerifte de bildirildiği üzere “Ezan şeytanı kovar” buyurulmuştur Eğer ezan okunduğu zaman bizim şeytanımız kaçmıyorsa, demektir ki biz ezanı dinlemedik Yine bir Hadiste “Müezzinden sonra ezanı tekrar edin ve dikkatle dinleyin” buyurulmaktadır Buna uymalı ve dinlerken, örneğin “Allahu Ekber” (En büyük Allah’tır) dendiğinde, Allah(cc)’ın büyüklüğünü düşünmeli ve kendi büyüklenmemizden vazgeçmeliyiz Diğer taraftan “Bir düşünce, diğer düşünceyi defeder Ezanda ve diğer hayatımızda, düşüncelerimizden sıyrılıp Allah(cc)’ı düşünmeliyiz Bu bizi namaza hazırlayacaktır
5 Kamet Bir hadiste “Kamet, şeytanın kovulmasına sebep olur” denilmektedir Bu nedenle Kamet okunurken aynı ezanda olduğu gibi davranmalı ve başka bir şeyle ilgilenmeden namaza hazırlanılmalıdır
6 Saf ‘ta durmak İnsanın dış görünüş ve duruşu onun ruhunu etkiler Safta dünyevi makamlar ortadan kalkar ve bir kralda , bir hizmetçide yan yana bir safda dururlar Bu herkesin bir Allah(cc)’a tabi olduğunu gösterirYine bir hadiste “Kalplerinizin eğri olmasını istemiyorsanız, saflarınızı düzgün tutun” buyurulmaktadır Safda insanların duruşu ciddiyetsiz ise bu kalplerede bir ciddiyetsizlik verecektir O nedenle imam namaza durmadan bir cemaati kontrol etmeye çalışır
7 Niyet Niyet kalbin iradesinin ismidir Niyet ederken düşünmeli ki ,gerçekten biz şu an Allah(cc)’a yöneldik mi, yoksa düşüncelerimiz başka bir yerde mi?
8 Cemaatle namaz İnsan kendi namaz kılarken gaflete düşer Cemaatte ise imam yüksek sesle “Allahu Ekber” der İnsan bilinçliyse bu sesi duyunca , bu vesileyle o düşünceden sıyrılır ve gafletten kurtulur Kullanılan kelimelerin anlamını bilir ve, imam o kelimeleri kullanınca onların üzerine düşünürse namaz güzelleşir

9 İslam ibadetinde diğer dinlerde olmayan bir özellik vardır Biz ibadet ederken bazı hareketlerde bulunuruz Bu harekette bizim tembelliği atmamıza ve kendimizi toparlamamıza neden olur Her hareket değiştiğinde insan diğer düşüncelerden sıyrılmaya çalışmalıdır
10 İslam dininde Farz namazlardan önce ve sonra sünnet ve nafile namazlar konulmuştur Farz namazlarından önce konulan nafile ve sünnetler, esas olan farz namazda insanın kendini tam olarak Allah(cc)’a yöneltmesini temin etmeği ve namaz öncesi uğraştığı işlerle ilgili düşüncelerden arınmayı sağlar Farz namazlardan sonra ki, nafile veya sünnetlerde, yine farz namazın güzelleşmesini temin etmek için; insan şu namazı bir an evvel bitireyim de şu işle uğraşmaya başlayayım diye bir düşünceye kapılmamasını sağlar Yine namazda ; vücudumuzda ki eklem yerleri gibi namazında eklem yerleri vardır Buralara(kıyamdan rukuya eğilme, kıyamdan secdeye varma vb) ve buralarda söylenen kelimelere dikkat edilirse namaz güzelleşir
11 Dikkat dağılmasını önlemek için bir yolda şudur Eğer dikkatiniz dağılırsa söylediğiniz namaz kelimelerini teker teker söyleyip anlamını düşünün O kadar yavaş okuyun ki , kelimenin sözü ile anlamını aynı anda düşünebilin O kelimenin manası zihinde canlanmadan, diğer kelimeye geçmeyin Bu nefse çok zor gelen ancak çok etkili bir yöntemdir
12 Bir hadiste “Sen namaza durduğunda gözünü ve dikkatini secde ettiğin yere yoğunlaştır “ denilmektedir Şu bilinen bir gerçektir ki, duyularımızdan biri bir yere yoğunlaştığında , diğer duyularımız zayıflar İnsan da namazda secde yerine dikkatini yoğunlaştırınca ister istemez secdenin heybetine kapılır Bu nedenle dikkati dağıtmaması için seccadenin sade olması da yardımcı olur
13 İnsan nefsine neyi emrederse , nefs istesin veya istemesin ona riayet eder O nedenle insan namaza durduğunda “Hiçbir düşüncenin namazımı etkilemesine izin vermeyeceğim “ diye nefsine emretmelidir Bu iradeye sahipseniz mutlaka etkili olacaktır
14 Nefsine hakim olamayanlar emretseler de , düşüncelerden kurtulamazlar O zaman bu kişiler namazları küçük küçük parçalara bölüp, o aralarda nefslerine emir vermelidirler Örneğin “Süphanekeyi bitirinceye kadar hiçbir düşünceye kapılmayacağım" , bunu bitirince de “Fatiha suresini bitirinceye kadar hiçbir düşünceye kapılmayacağım” şeklinde nefsine emredebilir
15 Kuran’da bazı ayetler vardır ki, onları okuyunca huşuya sebeb olur Bunların namaz içinde tekrar tekrar okunması namazı güzelleştirecektir Mesela Fatiha suresindeki “İyyake na’büdü ve İyyake nesta’in” (Ben yalnız sana ibadet eder ve yalnız senden yardım dilerim) ayetinin tekrar tekrar okunması insanın kalbini nurlandıracaktır
16 Ayrıca bilinmelidir ki, insan bir düşünceye kendini teslim ederse o düşünce insanda artar Ancak karşı durursa o düşünce durur veya kaybolur Namazda size gelen namaz dışı düşünce sizde artıyorsa, kendinizi gözden geçirin Ancak namaza olan heyecanınız giderek artıyorsa, doğru yoldasınız
17 Nafile ve teheccütlerde yalnız namaz kılarken, kulağın duyacağı şekilde, namaz kelimeleri söylenebilir
18 Her yeni hareket, yeni bir düşünceyi getirir O nedenle namaz esnasında, namaz harici boş hareketlerden kaçınılmalıdır
19 Namazda insanın duruşu da mühimdir Bazıları öyle bir halde namaza dururlar ki, tembel tembel durduğu anlaşılır Tembel olunca da düşmanın yani şeytanın saldırması kolaylaşır
20 Namaz kılarken okuduğumuz hangi kelimede şeytan saldırırsa veya düşüncede gelirse, o kelimeyi tekrar okuyun Böylece nefsinize savaş açın Böyle olunca ve iradeli bir şekilde savaşı devam ettirince, şeytan mücadeleden vazgeçecektir
21 Günlük hayatında boş şeylerin düşüncesinden kurtulamayan insanlar vardır Bu tip insanlar genelde düşüncelerin saldırısına uğrar Allah (cc) Kur’an-ı Kerimde “Müminler işe yaramayan (boş) her şeyden uzak dururlar” buyurmaktadır Günlük hayatta işe yarayan şeyler düşünmeye çalışırsak bu namazımıza da yansıyacaktır
22 HzMuhammed (sav) "Sen ibadet ederken , Allah(cc) görüyormuş gibi namaza dur Bunu yapamıyorsan, hiç değilse o seni görüyormuş gibi dur” Ve yine “”Eğer bir kişi iki rekat namaz kıldıysa ve namaz içinde nefisle kelam etmediyse , onun bütün günahları af oldu ” demiştir
Namazdan sonra selamın manası ; “Ben Allah (cc) ‘ın huzurundan geldim ve dünyada ki ey sağımdakiler ve ey solumdakiler size selam olsun” demektir
Her kim bu yöntemlere başvurursa ,o kısa zamanda sonuç alacaktır Siz bu şekilde namaz boyunca ve hatta selam verene kadar savaştınız ama düşüncelerden yine kurtulamadıysanız, o zaman Allah(cc) sizin elinizden tutacaktır Yeter ki savaşa devam edin ve teslim olmayın Başarıya ulaştığınızı göreceksiniz

Alıntı..

 
Namaz kilmayanlarin cezalari herkes okusun

1) SABAH NAMAZINI KILMAYANIN: Yüzünde nur kalmaz
2) ÖĞLE NAMAZINI KILMAYANIN: Rızkından bereketi kaldırılır
3) İKİNDİ NAMAZINI KILMAYANIN: Vücudunda kuvvet olmaz
4) AKŞAM NAMAZINI KILMAYAN: Evladının hayrını göremez
5) YATSI NAMAZINI KILMAYAN: Uykusunda rahat edemez

1) DÜNYADAKİ CEZASI

*Ömrü kısalır
*Salihlerin ( nur) simasını yüzünden siler
*Yaptığı hiç bir amele sevap vermez
*Duası Allah katına çıkmaz
*Dünyadaki bütün mahlukat ona buğuz eder
*Salihlerin duasından nasibini alamaz

2) ÖLÜR İKEN

*Zelil olarak ölür
*Aç olarak ölür
*Susamış olarak ölür ( ne kadar içerse içsin susuzluğunu gideremez)

3) KABİRDE

*Allah kabrini daraltır. (kaburgaları birbirine girer)
*Kabrinde ateş yanar
*Allah ona yılan musallat eder ki kiyamete kadar ona eşlik ederek (vurarak) kıyamete kadar azap eder

4) KIYAMETTE

*Allah ona yüzünün üzerinde sürünerek mulat eder ceheneme kadar
*Allah ona gazapla bakarak ki yüzünün eti eriyip gider
*Allah onu en küçük günahlardan bile hesaba ceker, af etmez

PEYGAMBER EFENDİMİZ S.A.V.S:
"Namazdan alı koyan işlere Allah bereket vermesin" diye beddua etmiştir
Alintidir
 
Namaz Kıl(m)ıyormusunuz..???


Lütfen okuyun ve biraz düşünün...
Neden namaz kılmıyorsun???
namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?
ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???

dur ben tahmin edeyim:
namaz kılacak vaktin yok değil mi?
ama onların da yoktu...



ya bedir savaşına ne demeli:

savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi,

ama kılacak zaman da yoktu karşında en az on katın düşman vardı.
kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmayacaksın di mi bence en kolayı bu...
Ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusunu ikiye ayırdı yarısı geriye
çekildi diğer yarısı daha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar;bitince de

digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip namazı eda ettiler...

sence onların zamanı varmıydı? ya da bunların...







ama o zaman bu yoktu değil mi?



ya da bu








eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?

hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namazı yer yok ki evde değilsin zaten

başka yerde yok değil mi?

sence onların yeri var mı?







buda tutmadı başka yokmu bahanen?

ya da yolculuk yapıyosundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...

peki onların var mı?




buda olmadı galiba?

yada çok yoğunsundur, çok işin vardır hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?

onların da işi çok ama bi on dakika ayırabiliyorlar




ama senin bir dakikan bile yok değil mi?

bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun, dünyalık için değil mi?


iyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?


bir daha düşün sen önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey, orada

rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?
oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?

yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım

diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?

belki şunu dersin: 'bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride

namazımı kaza namazıda kılacaktım'...ama senin yaşın genç daha yaşlanınca
kılarsın değil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak, ya yaşlanmazsan...

ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...




bunlar kadar gençmisin sen,ama bak onlar kılıyor neden?



namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer(r.a)

'sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok
sen daha küçüksün namaz sana farz değil'demişti de çocuk cevap
vermişti:
'Amca, amca! Bu işin büyüğü küçüğü olur mu?
Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü.
Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok.
En iyisi her yaşta buna hazır olmalı.
Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir.'

sen hala gencim de...?

aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...

Ama iyileşmen için namaz kılman gerektiğini biliyor musun?

öyle dememiş mi Peygamberimiz'namazda şifa var' kalk bir kıl bakalım
namazın hastalığın kalıyor mu o zaman???

bak oda hasta üstelik kaç yaşına gelmiş...(

)







ama ayakta duramıyosun değil mi?
oturarak kıl, oturamıyosunda(yatalaksın)

kafanla kıl o zaman, yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yırttın galiba)
zannetme ki yırttın o zaman da gözlerinle kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim
başka bahanelerinde vardır...değil mi?

yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın önemli olan kalp değil mi? senin

kalbin temiz kılsan ne olacak ki?

O 'Güzeller Güzeli'(s.a.v)nin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de,

ayakalarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?

eee gördün mü kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba???

değil, değil mi?

bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?

tamam hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakiti kıl olmaz mı?

oda mı yok?

bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarıda ben tahmin ediyim...

sabah namazına uyanamıyorsun, sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu

mahvedeceksin değil mi?


ya böyle bir ilan görsen ne yapardın acaba?





ama gitmezdin değil mi değmez onun için felan uykunu bozmana, sen mi

gitmeyeceksin yalan bari söyleme ilk sen olmak için geceyi orda geçirirdin...


olmadı, gelelim öğleye, off öğle vakti o kadar telaşede namaza vakit mi

ayırcaksın bir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten, bir de namaz hiç olmaz bu
kadar işin arasında namaz mı olur?



ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun belkide zevkini çıkara çıkara 1 saatte

yiyosun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???

ya ikindi ne olacak??

dur şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını

felan kılamazsın, ama dedim ya az önce bir daha diyeyim ne demiş
Peygamberimiz'hasta mısın, yorgun musun, çaresiz misin,... o zaman namaz kılda
geçsin bunların hepsi...

ya akşam namazı???

oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vaktide kısa

yetişemiyorsun değil mi?

evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev, ama vakit gidiyor bir daha

bulabilecekmisin o vakti???

yatsı namazını hiç sormuyum değil mi?


o saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz

ki...

ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun

gelmiyor değil mi?







eee bunlarda olmadı vakitlerin birinden bile sıyıramadın yakayı,var mı başka

bahanen benim aklıma bu kadarı geliyor, seninde aklına gelmiyor değil mi?
kalmadı çünkü başka bahane... aslında var ben sana söyleyim mi üstelik bu sefer
kesin kurtulursun namaz kılmaktan(zaten kılmıyosunda) üstelik bir tane değil, ne
mi dur söyleyim:

1 : ÖLÜ İSEN

2: DELİ İSEN

3: ÇOCUK İSEN

4: HAYVAN İSEN

5: İNKARCI(KAFİR) İSEN

ne dersin sıyırdın bu sefer ha?

ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin, üstelik kocaman adamsın ve

insansın, Allah korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan
kurtulamazsın................


sana sesleniyorum ey insan boşver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez

ki sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki? koskoca
bir hiç. yani gel namazını kıl uyma sen ona yoksa sende mi uyduracaksın bahane
ama kalmadı ki bahane, niye mi namaz kılacaksın? dur onuda söyleyim:

sen müslümansın degil mi?(elhamdülillah) eee kanıtın ne nasıl ispatlarsın bana

müslüman oldugunu, tabi ki namaz kılarak islam demek namaz demektir namaz
dinin direğidir onun için...


bir de gözünü çevirde bak etrafına




bu güzellikleri Yaratan övülmez mi, ona sana verdiği binlerce nimet için

şükredilmez mi, tabi ki şükredilir bu da en güzel şekli olan namazla olur, hem sen
namaz kılmakla Allah 'ı yüceltemezsin O zaten Yüceler Yücesi , sen ancak
Rabbimin katında kendini yüceltirsin...




Yüce Allah buyurmuyor mu:

'namazdan sonra edilen dua reddolunmaz' diye, haydi onlar için başka bir

yapmıyorsun(yapamıyorsun) madem en azından dua et...

cecen772av4wp6.jpg


hem bak doğada herşey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun


(mihraba vuran ışık namaz kılan insan figürünü andırıyor!)




şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?
haydi Hz.Mevlana'ca namaz kılmaya var mısın??


onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?

veysel karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?


öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek bir geceyi sadece kıyamda, bir gece

sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...

Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar, ancak Hz. Ali namaza

durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor, soranlara da 'biz namaz
kılarken can kuşumuzu salıveririz' demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?,


Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?



ve O GÜZELLER GÜZELİ Peygamberimiz, namazı en güzel kılan O kimse onun

gibi Kılamazdı, varmısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?

biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın, onlar gibi olsan zaten bahane

uydurmaz, namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda...nasıl mı namaz
kılacaksın?

öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın

yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamın Hz. Muhammet Mustafa olacak
ve Hz. ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza
duracaksın....

öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı

cehennem ve karşında YÜCELER YüCESİ Allah TEALA ve meleklerle saf
tutarak...

öyle bir namaz kılacaksın ki Mevlana'ca:



Namaza tekbirle girmek,'İlahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !' demektir.

Tekbir getirerek kurban kesildi ğibi, tekbirle namaza başlamak da, 'Allah 'ım
canımız Sana feda olsun!' anlamındadır.

Namazda kıyama durmak, Allah 'ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır.

Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kulluğundan ve işledği günahlardan
dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.


Başı rükuda iken'Hakk'ın suallerine cevap ver' diye İlahi ferman gelir. Kul,

rükudan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.


Tekrar ona,'Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver' diye ferman

gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.



Aslında sen namazı Kabe de kılıyorsun biliyor musun? evet sen o safın içindesin

aslında, ilk saf Kabe'nin etrafını çeviren ilk halkadır ve sende gittikçe büyüyen bu
halkanın içindesin bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun sadece biraz arka
saflardasın o kadar, inşAllah ön saflarda da kılmak nasip olur...

var mısın böyle namaz kılmaya?

hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve Yaradanına en güzel hamdını sun, temizle

kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA'ya yaklaş...

hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime o hep konuşur ve sizi

kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz hadi kırın onun
gücünü

biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya

başladı
haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...


KURTAR KENDİNİ...
 
KAZA NAMAZI ve NAFİLE NAMAZLAR





[FONT=&quot]Hadîs-i Şerîf:​
“Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu: Kulum farzlarla benim azâbımdan kurtulur. Nafilelerle de kulum bana yaklaşır.” (Hadîs-i Şerîf, İhyâu Ulûmiddîn)​
Hicrî: 18 Rebîulevvel 1434 •Fazilet Takvim



KAZA NAMAZI ve NAFİLE NAMAZLAR

Kaza namazı kılmak, nafile namaz kılmaktan evlâ ve daha mühimdir. Fakat farz namazların sünnetleri -müekked olsun olmasın- bundan müstesnadır.​

Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi doğru değildir.​
Hatta kuşluk ve tesbih namazları gibi, haklarında hadîs-i şerîf bulunan nafile namazlar da böyledir.​
Çünkü bu sünnetler, farz namazları ikmâl eder; tamamlar. Bunların telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise, muayyen vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür.​

Bununla beraber namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahdan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz.​

Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak ilâhî affa ilticâ etmesi icabederken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şefâatine vesile olacak sünnetleri, nafileleri nasıl terk edebilir.​

Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller muteber değildir, müftâbih olan fetvaya aykırıdır.​

Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler, insaflı sayılmazlar. Beyhude yere en kıymetli zamanlarını zayi eden insanlar, böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler? (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)​
Hicrî: 18 Rebîulevvel 1434 •Fazilet Takvim
[/FONT]​
 
Her Namazın Bir Vakti, Her Vaktin Bir Hesabı Var





Her Namazın Bir Vakti, Her Vaktin Bir Hesabı Var


Her ibadetin bir vakti, her vaktin de bir hesabı var. Buradaki hesap iki türlü. Biri namaz vakitlerini hesaplama, diğeri ise farzı yerine getirip getirmemenin hesabını vermekle alakalı. Birincisinde Müslümanlar ibadetin zamanını hesaplıyor, ikincisinde ise yapılan ibadetin hesabını Hazreti Allah’a veriyorlar. Bu yazımız, namazın vaktini hesaplamakla alakalı. İbadetin hesabını vermek tabi ki daha önemli; ama şimdilik küçük bir hatırlatma ile iktifa ediyoruz.​
Bu yazıyı okumaya başlamadan önce bir şey yapmanızı istiyorum. Gecelerini gündüzlere katarak, İslamiyet’i en güzel şekilde yaşayıp diğer Müslümanlara da yaşatmak için Kuran-ı Kerim, sünnet-i seniye ve icma’dan hüküm çıkartan müçtehitlerin ruhlarına Fatiha okumanızı rica ediyorum. Çünkü onlar, hayatın her alanına ve insanların her anına sirayet eden bu dini, farklı farklı memleketlere, kültürlere, ırklara ulaştırmakla kalmadılar, dünyanın farklı coğrafyalarda yaşayan insanların karakter ve mizaç farklılığına rağmen ahkâm-ı ilâhiyeyi onlara en iyi şekilde tatbik ettirdiler. Onların Kuran-ı Kerim, sünnet-i seniye ve icma’dan hassasiyetle çıkarttıkları hükümleri yüzyıllar sonra bizler bile, şimdi gönül rahatlığı ile tatbik edip sevap kazanıyoruz. Elhamdülillah.​

Namaz vakitleri Kuran-ı Kerimde yedi yerde zikredilmiştir. Bu yerlerden Rûm Süresi ayet on yedi ve on sekizde Hazreti Allah şöyle buyuruyor: “Akşama ulaştığınızda, (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda, gündüzün sonunda ve öğle vaktine eriştiğinizde Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.”

İbn Abbas Hazretleri bu ayet-i kerimelerle alakalı “Hazreti Allah bu iki ayet-i kerimede beş vakit namazı vakitleriyle beraber bildirmektedir.” diyor. Ayet-i kerimede namaz vakitlerinin sınırları, bizim anlayabileceğimiz şekilde net olarak çizilmemiş. Ancak bu sınırlar daha sonra Peygamberimiz’in tarifine uygun olarak tespit edilmiştir. Çünkü Kuran-ı Kerimde geçen beş vakit namazın vakitlerinin ince bir şekilde uygulamalı tayini, Efendimiz tarafından yapılmıştı.​
Peygamber Efendimiz’in ashabına uygulayarak gösterdiği vakitler, kendisine Cebrail Aleyhisselam tarafından, bir defa namazların ilk vaktinde, bir defa da son vaktinde kıldırarak gösterilmiştir.​
Her ne kadar yeni teknolojilerin kullanımıyla namaz vakitleri çok daha farklı usuller kullanılarak tayin edilse bile, ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerden çıkartılan hükümler göz önünde bulundurulmadan, ibadet edilecek vakitlerin tespiti mümkün değildir. Beş vakit namazın hükümlerine, vakitlerin hesaplanmasına ve hesaplanan bu vakitlere ilm-i fıkhın yolunda verilen fetvalarla temkinleri ilave edilerek son halinin verilmesine geçmeden önce, namaz vakitlerinin tarihi seyri ve bu seyir içerisinde yapılan çalışmaları, pratik uygulamaları ve icat edilen aletleri kısaca tanıyalım.​

Takvimin tarihi seyri

Astronomi ilmi, tarihte diğer milletler tarafından “hobby” olarak görülürken, Müslümanlar astronomiyi ibadetleri kolaylaştıran bir ilim olarak ele almışlardır. Bu sebeple İslam dünyasında astronomi, ibadet vakitlerinin farklı muhitlerde pratik uygulama çalışmalarının yürütüldüğü saha olmuştur.​

Daha ilk dönemlerden itibaren Müslüman âlimler, bilimin imkânlarından faydalanarak rasathaneler kurdular. Buralarda pratik aletler icat ederek bunları, ibadethanelere kurulan muvakkithanelere yerleştirip, yaptıkları hesaplar pratik kullanıma sundular. Ve yüzyıllarca muvakkitler tarafından namaz vakitleri dosdoğru hesaplandı. Muvakkitlerin olmadığı yerlerde kendilerine namaz vakitlerini hesaplama ilmi öğretilen müezzinler, bu işi yaparlardı.​

Rasathanelerde âlimler tarafından yapılan rasatlar, âlimlerin fetvaları ile birleştirilerek o zamanki pratik hayatta kullanılan karşılığı ile ifade edilir, kayıt altına alınırdı. İfadeler genelde güneş saati dilinden yazılırdı. Bunun yanında usturlap, Rubu’ tahtası ve su saati cinsinden de kayıtlar tutulurdu.​

Güneş saati: Müslümanlar güneşi günlük, ayı ise aylık ve yıllık ibadetlerini düzenlemek için kullanırlar. Bu, Hazreti Allah’ın Müslümanlara bir lütfudur. Güneşin gökyüzündeki durumunu tanımlamada kullanılan aletlere güneş saati denir. Güneş saatleri dünyanın farklı coğrafyalarına yayılan Müslümanların ibadetlerini kolayca yapabilecekleri pratik bir alet olarak kullanılmıştır. Mekanik saatlerin kullanılmasından önce taşınabilir güneş saatleri kullanılıyordu. Bu saatlerde zamanın tayinini hesaplamak için bir çubuğun gölgesinden faydalanıyordu. Yatay, silindir ve ekinoksiyal diye tarif edilen farklı güneş saatleri vardı. Bu saatlerde çubuğun gösterdiği çizgi, gerçek güneş zamanını işaret ediyordu.​

Usturlâb: Bu alet, esas itibarıyla gökyüzünün bir düzlem şeklinde panoramik olarak gösterilmesi esasına dayanır. Bir çeşit hareketli gök haritası diye tarif edilebilir. Usturlâbın üzerinde ibadet vakitlerini hesaplamada aracı olan güneş’in ve önemli bazı yıldızların konumları ile kullanım için yapılan tanımlar yazılıdır. Usturlâb; lineer, düzlemsel =(doğrusal) ve küresel olmak üzere üç sınıfa ayrılır. Usturlâb ile yer tayini, yıldızların yüksekliği, günün saati, matematik hesaplamaları, enlem dairesinin hesabı gibi birçok hesaplama yapılabilir.​

Rubu’ tahtası: Şekli bir dairenin dörtte biri kadar tahtadan yapıldığı için bu ismi almıştır. “Osmanlı bilgisayarı” denilen bu alet yardımı ile gök cisimleri gözlenerek yükseklik açıları tespit edilebilirdi. Namaz vakitlerinin hesabında yükseklik çok önemlidir. Vakit hesaplamada Müslüman alimler bu noktayı çözerek bize büyük kolaylık sağladılar. Rubu’ tahtası üzerinde altı daire yayı bulunur. Bu yaylardan her biri öğleden evvel ve öğleden sonra farklı saatleri gösterir. Bu yaylara saat-i zamaniye denir. Bu çizime göre gece ve gündüz on iki kısma ayrılmıştır.​

Muvakkithaneler: Namaz vakitlerinin güneşe göre hassas bir şekilde tayin edildiği, ayrıca kıble yönü ile hicri ay başlangıçlarının tespit edildiği yerlerdir. Muvakkithaneler ilk Emeviler döneminde ortaya çıkmış daha sonra zamanla kurumsallaşmışlardır. Kurumsallaşmanın zirve dönemi olan Osmanlı döneminde muvakkithanelere tayin edilecek kişilerde aranan özelliklere baktığımızda buraları daha iyi anlayabiliriz. Muvakkit İlm-i Nücum’a (astronomi) ait bilgilere vâkıf olmasının yanında İlm-i Mîkât (namaz vakitleri) ile ezan vakitlerini müezzinlere bildirecek, irtifa (yükseklik) alma fennini yapabilecek, muvakkithane saatlerinin doğruluğunu kontrol edecek, Cuma ve Bayram namazlarında müezzinlerle beraber mahfilde hazır bulunacak.​

Müneccimbaşı ve ilk takvim hazırlığı

Günlük, aylık ve yıllık ibadetleri muntazaman bir araya getiren takvimler, Müslümanların kıymetini bilmeleri gereken çok büyük bir kolaylıktır. Şimdi evlerimize astığımız takvimler, aslında uzun bir yolculuk neticesine oraya geldi. Bu yolculukta Osmanlı Devleti’nin bir kurumu olan Müneccimbaşılığın önemli bir yeri vardır. Müneccimbaşı; Osmanlı Devleti’nde astronomi kurumunun başındaki kişi demektir. Ayrıca Müneccimbaşılar namaz vakitleri hakkında yazdıkları eserler ve düzenledikleri astronomik cetvellerle din ilimleri literatürüne çok önemli katkılar sağlamışlardır.​
Zamanla tek bir cetvelde topladıkları bilgilerin şimdiki pratik takvimlere dönüşmesinin ilk adımı, nevruzdan nevruza yıllık olarak Padişah için özel hazırlanıp takdim edilen cetvellerdir. Bu cetveller gayet süslü olarak hazırlanır ve içinde hicri, rumi takvimin günleri ile mevsimler, yapılıp yapılmaması gereken işler yer alırdı. Hazırlanan cetveller matbaanın icadından sonra basılıp neşredilmeye başlanmıştır. O tarihlerde takvim neşretme imtiyazı müneccimbaşılara verilmişti.​
Ayrıca İstanbul’da bulunan muvakkithanelerin idaresi müneccimbaşına bağlıydı. Oralara tayin edilecek muvakkitlerin yetişmesi ve imtihanlarını müneccimbaşı takip ederdi. Mekteb-i Fenni Nücûm gibi müneccimbaşına bağlı olarak müvakkit yetiştiren astronomi okulları da kurulmuştu. Son müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendi’nin 1924′de vefatından sonra, yeni müneccimbaşı tayin
edilmedi. Bunun yerine aynı zamanda ressam olan meşhur muvakkit Ahmet Ziya Bey başmuvakkit olarak getirildi.​
Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazretleri de son Müneccimbaşı Hüseyin Hilmi Efendiden muvakkitlik dersi alan üç kişiden biridir. Ve Hüseyin Hilmi Efendinin hicri 1342 miladi 1924 senesi için hazırladığı takvimi Türkiye’de 1982 yılında kullanılan takvimin aynısıdır. Peki, namaz vakitleri nasıl hesaplanıyor da teknoloji gelişmesine rağmen namaz vakti hesaplamalarında dakika bile oynamıyor?​

Namaz vakitleri nasıl hesaplanıyor?

Namaz vakitlerini hesaplamak, ilmi olduğundan fazla, dini bir meseledir. Bildirilmiş olan vakitleri hesap etmek doğrudur. Ancak hesap ile bulunan vakitler din âlimleri tarafından tasdik edilmesi şarttır. Biz Türkiye’de ve Dünya’da en fazla kullanılan takvimlerden olan Fazilet Takvimi’nin namaz vakitlerini hesaplama usulünü takip ettik. Fazilet Takvimi namaz vakitlerini dört hak mezhep -öncelikle hanefi mezhebi- imamlarının içtihatlarına dayandırmaktadır.​
İçtihadın ehemmiyeti ve âlimlerin tasdikinin namaz vakitleri için neyi ifade ettiği Taşköprülüzade’nin Mevdû’at-ul-ulûm adlı eserinde şöyle izah edilmektedir: ” Namaz vakitlerini hesap etmek farz-ı kifayedir. Müslümanların namaz vakitlerinin başını ve sonunu güneşin hareketinden veya alimlerin tasdik ettiği takvimlerden almaları farzdır.” İbadetlerin vakitlerini tayin etmek astronomiden yardım almayı icap ettirirken, tayin edilen vakitlerin tasdiki ayet-i kerime, hadis-i şerif ve müctehidlerin içtihatlarının dairesinde olur. Bu daire de fıkıh alimleri tarafından çizilir.​

Bir yerin namaz vakitlerinin doğru olarak hesaplanabilmesi için; küresel üçgen formüllerinin ve diğer astronomik formüllerin fıkhî esaslara tam olarak tatbiki gerekmektedir. Bunun için hesaplamalarda sadece “geometrik değer” sonuçları değil, fıkhî ölçülere uygun olan “görülen değer” sonuçları esas alınır. Çünkü geometrik değer ile hesaplamalar yapıldıktan sonra hakiki vakitler tespit edilir. Ancak bir namazın geometrik vakti ile şer’i vakti arasında bir temkin zamanı farkı vardır. Bu fark olmadan geometrik olarak vakit girse de şer’i olarak namaz vakti girmemiş olabilir. Buna en güzel misal güneş kırılmalarının çok görüldüğü yüksek boylamlardır. Şekil 1′de görülen fotoğrafta geometrik hesaplamaya göre güneş batmış olması gerekiyor. Ancak güneş batmamış gözüküyor. Çünkü burada yüksek oranda güneş kırılması var, hesaplamaya temkin ilave edilerek şer’i vaktin bulunması gerekiyor.​

Temkin vakti nedir? Kullanılması zorunlu mu?

Çeşitli sebeplerden dolayı astronomik değerlerin gerçek değer yerine namaz vakti yerine kullanılamayacağını anlattık. Bunun yerine namaz vakitlerinin hakiki değerlerini koruyabilmek için İslâm âlimleri bazı zarurî tedbirler almışlardır. Geometrik değerlerin yine astronomi otoriteleri tarafından yaygın kabul gören ilmî teoriler, kurallar ve metotlar çerçevesinde düzeltmeler zaruri tedbirleri oluşturdu. İşte bu tedbirler sonrasında ortaya çıkan hakiki değerleri elde etmek için yapılan düzeltmelere “Temkin” adı verilmektedir.​
Temkin, daha ihtiyatlı olmak için yapılmış bir düzeltme değil, fıkhî olarak yapılması zarûrî bir düzeltmedir. Bu düzeltmelerden sonra ortaya çıkan değerler fıkhî ölçülere uygun hale gelir. Binaenaleyh temkinsiz vakitlerin kullanılması sakıncalıdır.​

Temkin hususu önemli olduğu için burada beş madde ile izah etmeye çalışalım. Ancak bu hususta tafsilatlı malumat edinmek isteyenler için Tahtavî’nin “Merâkıl-Felah”, Ahmet Ziya Bey’in “Rub’ı Dâiresi”, Kedûsî’nin “İrtifa Risalesi” ve Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın “Riyâz-ul-muhtar” gibi eserlere ulaşarak incelemelerini tavsiye ediyoruz.​

• Temkin vakti hesaplanırken dört hususa dikkat edilir. Güneşin yarıçapı (Nısf kutr-i şems), Güneş ışınlarının kırılması (inkısar-ı şuâ), bulunulan yerin yüksekliği (inhitât-ı ufuk) ve bulunan yerin güneşe göre paralaks (açı) (ihtilaf-ı manzar). Bu dört fiziki unsurdan ilk üçü toplanarak dördüncüsünden çıkarılarak elde edilen değere temkin deniliyor.​

• Bir şehirde, muhtelif yükseklikler için, bir namazın muhtelif vakitleri olur. Hâlbuki bir şehirde, bir namazın tek bir vakti vardır. Bundan dolayı, namaz vakitleri için zâhirî ufuk (görünen ufuk) hatları kullanılamaz. Yükseklik ile değişmeyen (Şer’î ufuk) hattından olan şer’î irtifâ’ kullanılır.​

• Güneşin şer’î ufukdan geçmesi, hakîkî ufukdan geçmesinden evvel olan, zevâlden evvelki vakitler için, hesab ile bulunan hakiki vakitten temkin çıkarılınca, doğru vakit olan şer’î vakit bulunur. İmsâk ve tulû’ (güneşin doğuşu) vakitleri böyledir. “Temkin Müddeti”, imsâk ve güneşin doğuşu vakilerinden çıkarılır, diğer vakitlere ise ilâve edilir.
• Bir şehrin temkin zamanı, enlem derecesi ve güne göre değişiklik göstermektedir. Bir şehrin temkin miktarı her gün ve her saat aynı değil ise de her şehir için ortalama bir temkin zamanı vardır.​

• Maarif nezaretinin 1898 yılında imsak vakitleriyle ilgili yayınladığı “Muhtasar ilm-i heyet” isimli kitapta temkin şöyle anlatılmıştır: “-17 derece üzerine İşâ-i Evvel, -19 derece üzerine de vakt-i fecir ve İşâ-i Sâni hesap edilir. Fecirden temkin tarh olunmakla imsak bulunur.​
Burada hemen sabah ve yatsı vaktini hesaplamak için baz alınan 17 ve 19 dereceleri bahsine geçelim.​

Vakit hesaplamada 1719 dereceler neyi ifade ediyor?

Namaz vakitlerini hesaplamanın teknoloji ile bağlantısı fazla abartılıyor. Peygamber Efendimiz’in gösterdiği usulle teknoloji imkânları kullanılmadan bile namaz vakitleri bilinebilir. Hazreti Allah hikmeti gereği namaz vakitlerini kolay şeylerle kayıtlamıştır. Ancak vakitlerin sınırları, dakika dakika milimetrik hesaplamalar söz konusu olduğunda teknoloji bir nebze olsun devreye giriyor.​
Teknolojinin devre girmesiyle rasathanelerde hesaplamalar yapıldı. Bu hesaplamalar sonunda yatsı ve sabah namazı vakitlerinin hesabında kullanılan güneşin irtifası (yükseklik), küresel trigonometrinin işin içine dahil edilmesiyle derecelerle ifade edilmeye başlandı. Yapılan hesaplamalarda âlimler, sabah namazı vaktinin girişinin, yani fecrin doğuşunun, güneşin ufkun 19 derece altına geldiği an olduğunu hesaplayıp bu açıyı esas aldılar. Vakitlerin usturlap, rubu tahtası gibi aletler kullanarak hesap yöntemi ile tayinin yaygın olduğu dönemlerde sabah vakti girişi 19 derece irtifa açısı, yatsı vakti girişi ise 17 derece irtifa açısı kabul edilmişti.​
Sonraki tarihlerde özellikle batıda yapılan astronomik ölçümlerde, alaca karanlığın 12 ila 18 dereceler arasında oluştuğu tespit edilmiş ve bazı yerlerde 18 derece imsak açısı
olarak kabul edilmeye başladı. 1982 yılında diyanet takvimlerinde de imsak vakti 18 derece esas alınarak hazırlanmaya başlandı. Güneşin batmasından, ufkun 19 derece altına gelmesine kadar geçen süre dünyanın her yerinde aynı olmaz. Bu süre mesela Türkiye ile Almanya arasında birkaç saat farkına kadar çıkabilir.​
Esasında uygulama aşamasında bir derecelik açının önemi yok gibi görünebilir. Ancak birkaç nokta, Müslüman âlimlerin 19 derecelik açıyı kabul etmelerindeki hassasiyeti göstermektedir. Özellikle günümüzde yoğun günlük meşakkatler içerisinde Müslümanların sınırlara yaklaşma istekleri, namazların vaktinin dışında kılınma tehlikesiyle karşı karşıya getirmiştir. İmsak ve yatsıdaki astronomik şartlar aynı olmayışı, imsak vaktinde karanlığa alışmış bir gözün ilk ışığı tespiti ile akşam aydınlığa adapte olmuş bir gözün son ışığı tespitinden daha kolay olması, aynı derecenin hem imsak hem de yatısı için kullanılmasını zorlaştırmaktadır. Bir de imsak vaktinde nem, sis ve sıcaklık değerleri, yatsı vaktinin şartlarından farklıdır. Son olarak imsak ve yatsı vakitlerindeki alacakaranlığın, ufuk hizasında farklı konumlarda oluşması ve böylece farklı yeryüzü şekillerine ait atmosfer tabakalarının ışığı farklı kırması ve farklı konumlardaki irtifaların aynı olmaması hassasiyetleri arttıran sebepler olarak karşımıza çıkmaktadır.​
Zaten meseleye son noktayı 1958 yılında, Diyanet İşleri Başkanlığınca yayınlanan namaz vakitlerinin yanlış olduğunu yazan bir köşe yazarına verilen cevap koyuyor. “İmsak vaktine gelince; Yazınızda, ‘gerek İngilizler, gerek Amerikalılar, gerek Fransızlar bu vakti güneşin 18 derece ufkun altında bulunduğu zaman olarak kabul etmişlerdir.’ diyorsunuz. Acaba Hıristiyan olan bu üç millettin imsak vaktinde hangi ibadetleri var ki imsak vakti için böyle bir dereceyi esas olarak kabul etsinler. Böyle yapmış olsalar dahi, İslam hey’etşinasları tarafından mezkûr vakit İslamî kaidelere göre takdir edilmişken bu hususta yabancılara uymak mecburiyeti nereden çıkıyor”?​
1958 yılındaki Diyanet İşlerinin verdiği cevap aslında astronomik tan ve fecri sadık ilişkisini sorguluyor. Astronotlar için 18 derece önemli namaz vakitleri de bu 18 dereceye yakın, burada astronomik tan olan 18 derece, fecri sadık kabul edilebilir mi sorusu ortaya çıkıyor.​

Astronomik tan, fecr-i sadık kabul edilebilir mi?

Astronomik tan dıldız gözlemleri için kullanılnı, Yıldız gözlemleri güneş battıktan sonra tan yeri ağarıp aydınlığın vuku bulmasına kadar devam eder. Astronomik tan açısının hesaplanabilmesi için güneşin batma anı ile güneşin doğmaya başlama anı önemlidir. Bu iki vakit “astronomik tan” diye bilinir. Aslında astronomide üç tan vardır. Bunlar güneşin ufkun 18 derece altında olduğu zamana astronomik tan, güneşin ufkun 12 derece altında olduğu zamana denizci tanı ve güneşin ufkun 6 derece altında olduğu zamana ise sivil tan denilmektedir.​
Fecr-i sadık ise fıkhi olarak gecenin bitip gündüzün başlamasıdır. Sabah namazı vakti ile orucun başlangıcı fecr-i sadıkta olur. Yalnız burada fecr’in birinci fecr (kazıb) ve ikinci fecr (sadık) diye iki defa vuku bulduğunu hatırlamak gerekir. Birinci fecirde güneş ışınları ufukta kısa bir süre görünüp kaybolur. Asıl fecr ise bu kaybolmadan sonra vuku bulur. İkinci fecirde artık güneş ışınları bir gün boyunca kaybolmamak üzere gelir. Bu meselede ise bizce astronomi mütehassısı Ahmet Ziya Bey son noktayı şöyle koyuyor: “Avrupalılar fecr-i sâdıkın başlaması olarak, ufuk üzerinde beyazlığın tamamen yayıldığı vakti hesap alıyorlar. Bunun için fecir hesaplarında, güneşin irtifâ’ını -18 derece alıyorlar. Biz ise ufuk üzerinde beyazlığın ilk görüldüğü vakti hesap ediyoruz. Bunun için de şemsin irtifâ’ının -19 derece olduğu vakti buluyoruz. Çünkü İslam alimleri, imsak vaktinin beyazlığın ufk-ı zâhirî üzerinde yayıldığı vakit değil, beyazlığın ufuk üzerinde ilk görüldüğü vakit olduğunu bildirdiler.​

Beş vakit namazın vakti ve mekruh vakitler

Beş vakit namazın tam vakitleri ve namaz kılmanın tahrimen mekruh olduğu zaman dilimleri Peygamber Efendimiz’in hadis-i şerifleriyle sabittir. “Üç vakit vardır ki, Allah Resûlü (s.a.v) bizi o vakitlerde hem namaz kılmaktan, hem de ölülerimizi gömmekten alıkoyuyordu: Güneş doğmaya başlayıp bir mızrak yükselenene kadar, zeval vakti güneş gök ortasından sapana kadar, güneş batmaya yönelip iyice batana kadar.” (Kütüb-i Sitte) Ukbe Bin Amir (R.A)’ın Efendimiz’den rivayet ettiği bu hadis-i şerife dayanarak mekruh vakitler, işrak, istiva ve isfirar adıyla zikredilmiştir.​
Câbir bin Abdullah ile İbn-i Abbâs ve Ebû Hüreyre (r.anhüm)’den rivâyet edilen hadîs-i şerîfte ise Nebiyy-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz namaz vakitleriyle alakalı şöyle buyurmuşlardır:​
“Cibril (a.s.) bana iki defa (yani iki gün) Beyt-i Muazzam’ın yanında imam oldu. İlk def’a güneşin gölgesi bir nalın tasması kadar uzadığında bana öğle, her şeyin gölgesi birer misli uzadığında ikindi, oruçlu orucunu açtığı vakitte akşam, şafak kaybolduğunda yatsı, oruçluya yemek-içmek haram olduğu vakitte sabah namazını kıldırdı. Ertesi gün öğle namazını her şeyin gölgesi bir misli, ikindi namazını iki misli olduğu, akşam namazını oruçlu iftar ettiği zamanda, yatsı namazını, gecenin sülüsüne (son üçtebir) doğru, sabah namazını da ortalık iyice aydınlandığı vakitte kıldırdı. Sonra da bana döndü ve: ‘Yâ Muhammed, bu, senden evvelki peygamberin vaktidir. Namaz vakti işte bu ikişer vakitler arasındadır’ dedi.”​

Öğle namazının vakti

Cebrâil aleyhisselâm’ın namaz vakitlerini bildirmek için Mîrac Gecesi’nin hemen akabindeki günde vukû bulmuş ve ilk kıldırdığı namaz salât-ı zuhur (öğle namazı) olduğundan bu namaza, salât-ı ûlâ (birinci namaz) denilmiştir. Astronomi bakımından da öğle namazının vakti diğer vakitlerin mebdei; başlangıcı olmuştur. İlk olarak öğle namazının vakti hesap edilir, diğer vakitlerin hesabı ondan sonra ve ona istinaden yapılabilmektedir.
Gündüzün tam ortasında güneşin en yükseğe çıktığı noktadan alçalmaya başladığı zaman -ki, buna zevâl vakti denir- öğle namazı vakti başlar ve ikindi namazının vaktine kadar devam eder. İkindi namazının birinci ve ikinci ikindi olmak üzere iki vakti vardır.​

İkindi namazının vakti

Güneş gündüz en yüksek noktaya çıktığı anda, Nısfü’n-Nehâr Kavsi (yani, bulunulan yerin meridyeni) üzerindedir ve bu anda her şeyin gölgesi en kısadır. Her şeyin gölgesinin en kısa olduğu bu zamana “Fey’-i zevâl” denilir.​
Bir cismin fey’-i zevâldeki gölgesine o cismin boyu kadar daha gölge ilave olduğunda, yani cismin gölgesi bir misli kadar uzunluğa ulaştığında, ikindi namazının birinci vakti girmiş olur. Buna “asr-ı evvel” denir ve bu imâmeyn kavlidir. Cismin boyu iki misli kadar olduğunda ikindi namazının ikinci vakti girmiş olur ki buna “asr-ı sânî” denir ve bu İmâm-ı A’zam’ın kavlidir. Bir kimse öğle namazını birinci ikindi vaktinden on dakika evveline kadar kılamaz ise, ikinci ikindi vaktine on dakika kalıncaya kadar kılabilir ve ikindi namazını da ikinci ikindi vakti girdikten sonra kılar. Asırlarca uygulanan müftâbih görüş (kendisiyle fetva verilen) ve mâ’mûlünbih (kendisiyle amel edilmiş) olan birinci ikindi, yani asr-ı evvel kullanılmıştır.​
Akşam namazının vakti
İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed bin Hanbel rahimehümullah indinde, güneş ufuktan battıktan sonra güneşin merkezi, ufuktan bir derece aşağı indiğinde akşam namazı vakti girer. Akşam namazının son vakti ihtilâflı olduğundan ihtiyâten yatsı vaktinden 15-20 dakika evvel bitirilmiş olmalıdır. Bununla beraber sıkışık durumlarda, yatsı namazının vakti girinceye kadar da akşam namazı edâ edilir, kazaya bırakılmaz.​

Yatsı namazının vakti

Güneş battıktan sonra, ufkun altında alçalmaya devam eder. Bu arada batı ufku bir süre kızıl bir renk alır, ardından da kısa süreli bir beyazlık devam eder. Güneş battıktan sonra ve doğmadan önce gökyüzünde güneş ışınları atmosfer içinde kırılma ve dağılmaya uğrar. Modern astronomi cihazlarıyla yapılan ölçümlere göre de bu hâdise, güneş battıktan sonra güneşin ufuktan -17 derece alçalmasına kadar devam eder. Bu andan itibaren güneş ışınları atmosfere giremez, gözden kaybolur ve gece başlar. İslâm âlim ve râsıdlarına göre; akşamleyin güneş ufuktan -17 derece aşağı indiği zaman ufuktaki kızıllık kaybolur, bu vakit, yatsının başlangıcıdır.​

Sabah namazının vakti

Gece yarısı güneş, en aşağı noktaya indikten sonra tekrar yükselmeye devam eder ve ufuktan -19 dereceye geldiğinde bu sefer doğu ufkunda tan hâdisesi (fecr) meydana gelir. “Fecr-i sâdık” başlar ve gece nihayet bulur. Bu anda ise kızıllıktan evvelki beyazlık başlar, fecr-i sâdık doğar; bu an imsâk vaktidir. Güneş ufuktan doğmadan evvel, güneşin merkezi ufka 1 derece yaklaştığı anda sabah namazının vakti biter ve güneş doğar.​

Son olarak

Tatbik edilen bu hesaplama ve temkinlere göre; öğle, ikindi ve yatsı namazı vakitlerine 10′ar dakika, akşam namazı vaktine 7 dakika ilâve edilmiş; imsaktan 10 dakika, güneşin doğuşundan da 5 dakika çıkarılmıştır. Ancak bunlar teknik değerlerdir.​
Bu sebeple Müslümanların, vakitlere titizlik göstermeleri, namazlarını vaktin sonuna kadar geciktirmemeleri, özellikle oruca başlarken ve imsak vakitlerini kullanırken daha dikkatli olmaları icap eder. Sabah namazını ise imsak vaktinden en az 15-20 dakika sonra kılmalarını tavsiye ediyoruz. Daha erken kılınması isabetli olmaz.​
Vakit namazın farzı olduğu için, hesaba katılamayan hassasiyetlerin vakitlere tam uygulanamama ihtimali vardır. Böyle bir tehlikenin oluşmaması ve hesaplanamayan kaymaların olabileceği de göz önüne alınıp hataya düşmemek için, ihtiyatı elden bırakmamak gerekiyor.​

Kaynaklar:

• Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam Ansiklopedisi, İstanbul, 1991
• İslam Ansiklopedisi
• Türkiye Takvimi, “Namaz vakitleri hakkında hazırlanan rapor” İstanbul Mayıs 2003.
• Lütfi Göker, Uluğ Bey Rasathanesi ve Medresesi, MEB, İstanbul1995.
• Muammer Dizer, Rubu Tahtası, Boğaziçi Üniversitesi İstanbul 1987.
• Muammer Dizer, Astronomi Hazineleri, Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul 1986

İnsan ve Hayat Dergisi
 
CUMA NAMAZI





[FONT=&quot]Hadîs-i Şerîf:​
“Her cuma günü bana çok salevât okuyunuz. Çünkü ümmetimin salevâtı bana cuma günü arz olunur. Derece bakımından bana en yakın olan, bana en çok salevât okuyandır.” (Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Sünen-i Kübrâ)​
Hicrî: 6 Rebîulevvel 1434 •Fazilet Takvim

CUMA NAMAZI

Cuma, Müslümanlarca bir bayram günüdür. Bu mübarek günde Müslümanlığın varlığı, birliği, güzellikleri tecelli eder.​
Bu hayırlı günde mükellef olan Müslümanlar, cami ve mescidlerde toplanırlar, hutbeleri dinleyerek faydalanırlar. Hep birlikte cuma namazını kılarlar, sonra ya başka ibadetlerle meşgul olur veya birbirini ziyaret ederler yahut kendi işlerine dönerler.​
Bir hadîs-i şerîfte buyruluyor ki:​

“Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün cuma günüdür. Âdem aleyhisselam o gün yaratılmış, o gün cennete konulmuş, o gün cennetten çıkarılmıştır. Kıyâmet de ancak cuma gününde kopacaktır.”​
Bütün bu hâdiselerde ise birçok hayırlar, hikmetler bulunmaktadır.​

Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi vesellem) Efendimiz, hicretleri esnasında Medine-i Münevvere'ye yakın bulunan “Sâlim ibn-i Avf” yurdunda “Rânuna” denilen vadide “Benî Sâlim” mescidinde ilk​
Cuma hutbesini okumuş, ilk cuma namazını kıldırmıştır.​

Cuma namazının vakti tam öğle namazının vaktidir. cuma namazı için öğle vaktinde ezan okunur.​
Evvelâ, tam öğle namazının ilk sünneti gibi dört rek’ât cumanın ilk sünneti kılınır.​
Sonra cami-i şerîf içinde bir ezan daha okunup minberde cemaata karşı hutbe okunur.​
Bu hutbeden sonra kamet okunup cumanın iki rekât farzı cemaatle kılınır. İmam cehren (sesli) okur.​
Bu farzdan sonra da yine öğlenin ilk dört rekât sünneti gibi cumanın son dört rek’at sünneti kılınır.​
Bundan sonra da “Zuhr-i âhir” adıyla dört rek’ât daha namaz kılınır.​
Bundan sonra da vaktin sünneti niyetiyle tam sabah namazının sünneti gibi iki rek’at daha kılınır. Tesbih ve dua ile namaz tamamlanır.​


Hicrî: 6 Rebîulevvel 1434 •Fazilet Takvim
[/FONT]
 
Beş vakit namazdaki rek’atlerin sayıları

Farzlar:

Sabah 2, Öğle 4, İkindi 4, Akşam 3, Yatsı 4 olmak üzere, 17 rek’attir.

Vâcip:
Sadece vitir namazı olmak üzere, 3 rek’attır.

Sünnet-i müekkedeler:
Sabah 2, Öğle 4+2, Akşam 2, Yatsı 2 olmak üzere, 12 rek’attir.

Sünnet-i gayr-i müekkedeler:
İkindi 4,Yatsı 4 olmak üzere, 8 rek’attir.
 
Cenâze Namazı ve Kılınışı

Cenâze Namazı


Cenâze namazı, vefat eden din kardeşlerimiz hakkında duâ olmak üzere bir farz-ı kifâyedir.

Cenâze namazının kılınması için aranan şartlar şunlardır:

Ölenin müslüman olması. Müslüman olduğu bilinmeyen, bu hususta hâli gizli olan kimsenin cenâze namazı kılınmaz. Ölenin müslüman olduğuna muteber şâhid ve delil lâzımdır .
Ölünün yıkanarak temiz kefene sarılmış olması.
Ölünün, imam ve cemaatin önünde olması.
Ölünün tamamının veya bedeninin çoğunun mevcut olması. Eğer bedeninin çoğu gitmiş veya başsız olarak yarısı varsa namazı kılınmaz, yıkanmaz. Bir beze sarılarak gömülür.

Cenâze Namazının Kılınışı

Cenâze namazı dört tekbir ve kıyâmla edâ edilir. Bu namazda secde ve rükû yoktur.

İmam, ölünün göğsü hizasında durur. Cemâat da arkasında saf tutar. Cemâata ölünün erkek veya kadın olduğu duyurulur, ona göre niyet edilir. Yâni “Allâh için namaza, meyyit için duâya, er kişi (veya hâtun kişi) niyetine uydum hâzır olan imâma” diye kalben niyet edip imamın arkasından tekbir alınır. İlk tekbiri alırken eller kulak hizâsına kadar kaldırılıp göbek altında bağlanır, Sübhâneke, “ve celle senâüke” ile okunur.

Bundan sonra eller kaldırılmadan ikinci bir tekbir alınır. Bu tekbirleri imam âşikâr, cemâat ise gizli alır. “Allâhümme salli ve Allâhümme bârik…” okunur. Bundan sonra üçüncü tekbir alınır ve cenâze duâsı okunur.

Cenâze duâsını bilmeyenler burada “Allâhümme innâ nesteıynüke…” yi yâni kunut duâsını veya duâ niyeti ile Fâtiha-i şerîfeyi okurlar. Daha sonra dördüncü tekbir alınır, eller yan tarafa bırakılıp selâm verilir.

Üçüncü tekbirden sonra okunacak cenâze duâsı:

ٱَللّٰهُمَّ ٱغْفِرْ لِحَيِّنَا وَمَيِّتِنَا وَشَاهِدِنَا وَغَآئِبِنَا وَكَبِيرِنَا وَصَغِيرِنَا وَذَكَرِنَا وَاُنْثَانَا ٱَللّٰهُمَّ مَنْ اَحْيَيْتَهُ مِنَّا فَاَحْيِهِعَلَى ٱْلاِسْلاَمِ وَمَنْ تَوَفَّيْتَهُ مِنَّا فَتَوَفَّنَا عَلَى ٱْلاِيمَانِ وَخُصَّ هٰذَا ٱلْمَيِّتَ بِٱلرَّوْحِ وَٱلرَّاحَةِ وَٱلرَّحْمَةِ وَٱلْمَغْفِرَةِوَٱلرِّضْوَانِ ٱَللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ مُحْسِنًا فَزِدْ فِى اِحْسَانِهِ وَاِنْ كَانَ مُسِيئًا وَتَجَاوَزْ عَنْهُ وَلَقِّهِ ٱْلاَمْنَ وَٱلْبُشْرٰىوَٱلْكَرَامَةَ وَٱلزُّلْفٰى بِرَحْمَتِكَ يَا اَرْحَمَ ٱلرَّاحِمِينَ

“Allâhümmağfir lihayyinâ ve meyyitinâ ve şâhidinâ ve gâibinâ ve kebîrinâ ve sağîrinâ ve zekerinâ ve ünsânâ. Allâhümme men ahyeytehû minnâ feahyihî alel islâmi ve men teveffeytehû minnâ feteveffehû alel îmâni ve hussa hâzelmeyyite (*) birravhi verrâhati verrahmeti velmağfireti verrıdvân. Allâhümme in kâne muhsinen (**) fezid fî ihsânihî ve in kâne müsîen fetecâvez anhü ve lakkıhil’ emne velbüşrâ velkerâmete vezzülfâ birahmetike yâ erhamerrâhimîn.” (***)

(*) Kadın ise “hâzihil meyyite” denir.
(**) Kadın ise “in kânet muhsineten fezid fî ihsânihâ ve in kânet müsîeten fetecâvez anhâ ve lakkıhel’emne” denir.
(***) Mânâsı: Allâh’ım! Bizim dirilerimizi, ölülerimizi, hâzır ve gâib olanlarımızı, büyüklerimizi ve küçüklerimizi, erkeklerimizi ve kadınlarımızı afv ü mağfiret buyur. Yâ Rabb! Bizden yaşattıklarını İslâm üzere yaşat. Bizden öldürdüklerini iman üzere öldür. Bilhassa bu ölüyü kolaylığa, rahatlığa, mağfirete, rızâna erdir. Yâ Rabb! Eğer bu ölü, muhsin ise ihsanını artır; ve eğer yaramaz bulunmuş ise affet. Kendisine emniyet, beşâret, kerâmet ve kurbaniyet nasib buyur, rahmetinle, ey erhamerrâhimîn.”

Cenâze erkek çocuk ise, yukarıdaki duâ “alel îmâni” den itibaren şöyle okunur: “Allâhümmec’alhü lenâ feratan vec’alhü lenâ ecran ve zuhrâ. Allâhüm-mec’alhü lenâ şâfian ve müşeffean.”

Cenâze kız çocuk ise, yukarıdaki cenâze duâsı “alel îmâni” den itibâren şöyle okunur: “Allâhümmec’alhâ lenâ feratan vec’alhâ lenâ ecran ve zuhrâ. Allâhümmec’alhâ lenâ şâfiaten ve müşeffeaten.”



Mühim Hatırlatma

Bir çok kimseler, cenâze namazının dördüncü tekbirinde, ya hiç ellerini bırakmadan selâm vermekte veya sağ tarafa selâm verince sağ elini, sol tarafa selâm verince de sol elini yana bırakmaktadır.
Bu hareketlerin her ikisi de yanlıştır. Doğrusu, dördüncü tekbiri aldıktan sonra her iki eli yana bırakıp selâm vermektir. Çünkü kendisinde sünnet olan bir zikrin bulunduğu kıyamlarda eller bağlanır. Sünnet olan bir zikrin kalmadığı kıyamlarda ise, eller bağlanmaz, yana salınır. (Dürer, 1/ 53)
Cenâze namazı içinde imam açıktan “Allâhü Ekber” diye tekbir aldıkça bazı kimseler kafalarını kaldırmaktadırlar. Bu da yanlış ve tehlikeli bir harekettir. Doğrusu, ne kafa ile ve ne de başka bir azâ ile namaz müddetince hiçbir harekette bulunmamaktır.
Cenâze namazı kılınıcak yer veya ayakkabı temiz değilse, ayakkabıyı çıkarıp üzerine basmalıdır.
 
Bazı Nâfile Namazlar


İnsan farz namazları noksansız edâ etmekle beraber, bunun dışında nâfile olan evvâbin, teheccüd , duhâ ve tesbih namazlarını da kılmaya gayret etmelidir. Çünkü, bunlarda sayılamayacak kadar büyük sevap ve hasene vardır. Bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak: “Kulum farzlarla benim azabımdan kurtulur, nâfilelerle de bana yaklaşır.” buyuruyor


Evvâbin Namazı


Evvâbin namazında yüz hasene (ilâhî ihsan) vardır. Cenâb-ı Hakk bunun yetmişbeşini âhirette, yirmibeşini de dünyada verir. Binâenaleyh evvâbin kılmaya devam edenler mahşer sıkıntısı çekmezler. Evvâbin namazı akşam namazını müteâkip 6 rek’at olarak kılınır.


Duhâ Namazı


Duhâ namazında da yüz sevap vardır. Cenâb-ı Hakk bunun yetmişbeşini dünyada, yirmibeşini âhirette verir. Binâenaleyh duhâ namazı kılmaya devam edenler dünya sıkıntısı çekmezler. Duha namazı, güneş doğduktan 45 dakika sonra 6 rek’at olarak kılınır.


Teheccüd Namazı


Teheccüd namazının sevabı hudutsuzdur. Kılmaya devam edenlerin duâsı kabul, dereceleri yüksek olur.

Resûlüllah Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Efendimiz’in hiç terketmediği bir namazdır. Bu da 6 rek’at olarak teheccüd vaktinde kılınır.Teheccüd vakti, gece, öğlenin girdiği vakitte başlar, imsak vaktine kadar devam eder. Meselâ: gündüz öğle vakti saat 12’00′de ise gece saat 12’00 de teheccüd vakti giriyor demektir.


Bu namazların niyetleri ve nasıl kılınacağı “Mübârek Gün ve Gecelerde Yapılması Tavsiye edilen DUÂ ve İBÂDETLER” isimli eserimizde geniş olarak izah edilmiştir.


Tesbih Namazı


Tesbih namazı tevbenin, istiğfarın en büyüğü ve bütün vücudla yapılanıdır.


Hazret-i İkrime’den ve o da Hazret-i İbn-i Abbas’dan rivâyet etmişlerdir ki, Hazret-i Resûlü Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) muhterem amcaları Hazret-i Abbas’a hitaben tesbih namazı ile alakalı şöyle buyurmuşlar:


“Ey amca, sana on haslet haber vermekle ikram etmiş olayım ki, onu işlediğin vakit günahının evveli ve âhiri, yenisi ve eskisi, hatâen ve kasten yapılanı, küçüğü ve büyüğü, gizlisi ve aşikâr olanı mağfiret edilmiş olsun…..

Muktedir olursan bu tesbih namazını her gün kıl. Her gün kılamazsan ayda bir kere kıl. Onu da yapamazsan senede bir, onu da yapamazsan ömründe bir kere kıl.”


Tesbih Namazının Kılınışı


Tesbih namazı 4 rek’attir. Bu namazda 300 defa şu tesbih okunur:


سُبْحَانَ ٱللهِ وَٱلْحَمْدُ ِللهِ وَلاَ اِلٰهَ اِلاَّ ٱللهُ وَٱللهُ اَكْبَرُ وَلاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِٱللهِ ٱلْعَلِىِّ ٱلْعَظِيمِ


“Sübhaanellaahi velhamdü lillâahi velâa ilâahe illallaahü vellaahü ekber velâa havle velâa kuvvete illâa billâahil aliyyil azıym.”


Bu tesbih namaz içinde şöyle okunur:


15 Kere Sübhâneke’den sonra (Fâtiha’dan önce),
10 Zamm-ı sûreden sonra,
10 Rükûda,
10 Rükûdan kalkınca ayakta (kavmede),
10 Birinci secdede,
10 İki secde arasındaki oturmada (celsede),
10 İkinci secdede,


Bu birinci rek’atte okunan tesbihlerin adedi 75′tir. İkinci rek’atte aynı sıralama ile yine 75 defa okunur. Üçüncü ve dördüncü rek’atler de böyle kılınır.


Tesbih namazı, kılınması teşvik edilmiş bir namazdır. Bunu alışkanlık haline getirmek müstehaptır.Tembelllik etmemek lâzımdır.


Kılmasını bilmeyenlerin de istifade etmesi maksadıyla cemaatle de kılınabilir. Cemaatle kılınırsa imam olacak kimse bu namazı kılmayı evvelâ nezrederve namazı kıldırırken tesbihleri her yerde cehrî (sesli) okur. Cemaat ise dinler.
 
Namazın Âdâbı

Müezzin kaamet getirirken: “Hayye-ale’l-felâh” dediğinde beklemeden ayağa kalkmak.

İftitah tekbirinde baş parmaklarını kulak yumuşağına temas ettirmek,

Kıyâmda secde yerine bakmak,

Rükû’da ayağının uçlarına bakmak,

Rükû ve secde tesbihlerini beş veya yedi defa okumak,

Alnından evvel burnunu yere koymak,

Secdede burnunun iki tarafına bakmak,

Selâmda omuzlarına bakmak,

Esneme geldiği zaman ağzını tutamazsa, sağ elin dışı ile kapamak,
İmkân nisbetinde iyi ve temiz elbise ile namaz kılmak,

Sağına selâm verirken, sağındaki cemaat ve melâikeye selâm vermeye niyet etmek,

Soluna selâm verirken solundaki cemâat ve melâikeye selâm vermeye niyet etmek,

Yalnız ise selâmda kirâmen kâtibîn ve hafaza meleklerine selâm vermeye niyet etmek,

Mümkün olduğu kadar öksürmeyi defetmek.
 
Namazın adabı

Namaz bittikten sonra neler yapılır?

CEVAP

Yalnız kılmış olan veya imamla kılan kimse, selamın akabinde, (Allahümme entesselamü ve minkes-selamü tebarekte ya zel-celali vel-ikram) der.

Bundan sonra, üç kere (Estağfirullahelazim ellezi la ilahe illa hüvelhayyelkayyume ve etubü ileyh) der. Buna (İstiğfar duası) denir.

Sonra (Âyet-el-kürsi) okunur, 33 kere (Sübhanallah), 33 kere (Elhamdülillah) ve 33 kere (Allahü ekber) denir. Bir kere (La ilahe illallahü vahdehu la şerikeleh lehül mülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şeyin kadir) denir.

Sonra eller kaldırılıp dua edilir. Duadan sonra amin denir ve eller yüze sürülür. Hadis-i şerifte, (Beş vakit farz namazdan sonra yapılan dua kabul olur) buyuruldu. Ama dua, uyanık kalb ile ve sessiz yapılmalı. Duayı yalnız namazlardan sonra veya belli zamanlarda yapmak ve belli şeyleri ezberleyip, şiir okur gibi şuursuzca dua etmek mekruhtur.

Duadan sonra okunacak sure ve zikirler nelerdir?

CEVAP

11 kere İhlas-ı şerif, bir kere Kuleuzüler okunur ve 67 Estağfirullah denerek yetmişe tamamlanır. On kere (Sübhanallah ve bi-hamdihi sübhanallahilazim) denir. Sübhane Rabbike âyeti okunur.
 
Namaz Merkezli Bir Hayat

Namazda hayata ara verilir, tamamen kulluğa yönelinir. Bunun için secde insanın Allah’a en yakın olduğu andır ve namaz bütün ümmetlere farz kılınmıştır. Böylece insanın yaratılma sebebi olan kulluk namazla bütünleşmiş, doğru yolda olanlar hayatlarının merkezine kulluğu, kulluğun merkezine de namazı koymuşlardır.

Dilimize Farsça’dan geçmiş olan namaz kelimesi köken olarak “birine boyun eğerek veya diz çökerek saygı gösterme” anlamına gelir. Arapça’da namazı ifade etmek için başta “salât” olmak üzere “dua”, “zikir” gibi pek çok kelime kullanılır. Kur’an-ı Kerim’de de geçen bu ifadeler namazla ilgili çeşitli çağrışımlara yol açar. Dua, namazın Allah’a karşı bir yakarış olduğunu, zikir sürekli Allah ile birlikte olmanın en etkili yolu olduğunu hatırlatır.
Allah Tealâ Zâriyat suresinin 56. ayetinde insanları ve cinleri ancak kendisine kulluk etmek için yarattığını ifade buyurur. İnsanoğlu yaratıldığı ilk andan beri ibadetle yükümlüdür. Rabbi karşısında eğilmek ve acizliğini ifade etmek durumundadır.

Yüce Rabbimiz kullarının bu görevi yerine getirmesi için pek çok ibadet şekli belirlemiştir. Ancak namaz bütün sadeliğiyle kulluğa yönelik olduğu için bu ibadetler arasında biricikliğini hep korumuştur.

Namazda hayata ara verilir, tamamen kulluğa yönelinir. Bunun için secde insanın Allah’a en yakın olduğu andır ve namaz bütün ümmetlere farz kılınmıştır. Böylece insanın yaratılma sebebi olan kulluk namazla bütünleşmiş, doğru yolda olanlar hayatlarının merkezine kulluğu, kulluğun merkezine de namazı koymuşlardır.

Hesap nereden başlar?

Allah Rasulü s.a.v. Efendimiz buyurur ki:

“Kıyamet gününde kulun bütün amellerinden önce namazlarına bakılır. Eğer namazı tam görülürse hem namazı hem de bütün amelleri kabul edilir. Şayet namazı eksik görülürse, namazı reddedildiği gibi diğer amelleri de reddedilir.” (Ebu Davud)

Namaz o kadar önemlidir ki adeta namaz bir yana her şey bir yanadır. Tam bu nokta, çok ciddi şekilde düşünmemiz gereken bir noktadır. Namazın neden bu kadar önemli olduğunu kavramadan kıymetini bilmemiz mümkün olmaz.

Hepimiz kendimize göre bir hayat tarzı belirleriz. Bazı şeyleri önceler, bazı şeyleri de öteler ya da erteleriz. Yani olmazsa olmazlarımız vardır, bir de olsa da olur olmasa da olurlarımız...

Mevlâmız da bir hayat tarzı belirlemiştir. Yapılması gerekenleri, terk edilmesi gerekenleri bildirmiş, bunlardan hangisinin hangisinden daha önemli olduğunu da belirtmiştir. Kul dine yönelmekle bu ilahî hayat tarzını seçmiş olur. Dine yöneldiği zaman da seçtiği hayat tarzının merkezinde namazı bulur. Namaz kılmak ve onu her şeyden üstün tutmak bir anlamda şu demektir: “Allahım! Ben kendi bildiğime göre yaşamak yerine senin ermine uymayı seçtim. Emirlerini de kendimce yorumlamıyor, sana itaat ederken senin belirlediğin sıraya riayet ediyorum.”

Nasıl bir namaz?

Namazın bütün ibadet şekillerini içinde barındırıyor olması, sadece namaz kılınsın, başka ibadete gerek yok manasına gelmez. Olsa olsa namazın biricikliğini, merkezî konumunu ve ulvî nimetlere erişmede anahtar rolünü belirtir. Namazın nimetlerinden yararlanmak için de sıradanlaşmış, adet haline getirilmiş olması değil belli özellikleri taşıması istenir. Hadis-i şerifte şöyle buyurulur:

“Bir müslüman, farz namazın vakti geldiğinde güzelce abdest alır, huşu içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa, büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına kefaret olur. Bu her zaman böyledir.” (Müslim)

Yani kıldığımız namaz sayesinde günahlarımızın bağışlanması için öncelikle abdeste, gönül huzuru ve tadil-i erkâna dikkat etmek, büyük günah işlememek gerekir. Abdestin güzelce nasıl alınacağı hadis-i şeriflerde belirtilmiştir ve bugün uyguladığımız şekildedir. Fakat abdest alırken ilahî huzura çıkmaya hazırlık yapıldığı bilinciyle hareket etmek, abdest azalarının nerede başlayıp nerede bittiğine dikkat etmek ve sünnetlere uymak gerekir.

Namazda huşu, yani kalp huzuru için Allah dostları pek çok tanım yapmıştır. Bu tanımlara bakarak huşunun en azından namazda başka bir şey düşünmemek olduğunu söyleyebiliriz. Tam huşuya ermek her zaman kolay olmasa da her mümin namaz kılarken aklıyla, gönlüyle Rabbinin huzurunda olduğunu unutmamakla yükümlüdür.

Tadil-i erkân ise kıyam, rükû, secde ve oturuşların tam olarak yapılmasıdır. Namazdaki hareketler tane tane olmalı alelacele oturup kalkılmamalıdır.

Yukarıda geçen hadis-i şerifteki büyük günahlara gelince... Bunlar hadis-i şerifte şöyle sıralanmıştır: Allah’ın tekliğine, büyüklüğüne, kudretine ve otoritesine ortak kabul etmek yani şirk koşmak, büyücülük, adam öldürmek, cihaddan kaçmak, yetim malı yemek, faizcilik, namuslu kadına iftira etmek...

Bu yedi büyük günah yanında alimlerimiz zina etmeyi, içki içmeyi, küçük de olsa bir günahı sürekli işlemeyi de büyük günah saymıştır. Büyük günahları en iyi anlatan tasniflerden biri de hepimizin bildiği “54 farz”dır.

Kötülüklerle inanan arasında set


Ankebut suresinin 45. ayetinde Mevlâmız buyurur ki: “Şüphesiz namaz insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” Demek ki namaz kıldığı halde kendisinde bir düzelme hissetmeyen, dinin yanlış saydığı davranışlara devam eden kişiler namazlarını gözden geçirmelidir.

Namazla diğer ibadetler ve hayırlı işler arasında bir yardımlaşma vardır. Yapılan güzel davranışlar kişiyi namaza yönelttiği gibi, namaz kılmak da kötülükleri engeller, hayra ve hakka yöneltir. Bu denge kurulurken dikkat edilmesi gereken şey, önceliklerin doğru belirlenmesidir. En büyüğünden en küçüğüne bütün hayırlı ameller bir kurtarıcıdır. İnsanın kurtuluşuna bir köpeğe su vermesi bile vesile olabilir. Hiçbir şeyi küçük görmemek gerekir. Ama hayırlar arasında tercih yaparken de ilâhi düzene uygun hareket edilmelidir.

Buna göre, namaz kılmayan birinin “benim kalbim temiz demesi” anlamlı olmaz. Hatta insanlara hizmet ediyorum düşüncesiyle namazı hızlı kılmak veya sünnetleri terk etmek bile yanlıştır. Sonuçta hizmet olsun, ilim olsun bütün ibadetler Allah içindir ve neyin daha önemli olduğunu belirlemek Allah’ın hakkıdır.

Namazın hakkını vermek için göstereceğimiz özenin, harcayacağımız zamanın dünya ve ahiretimize zarar vermeyeceğinin garantisi, kainatın yaratıcısıdır.
 
YATSI NAMAZINI GECİKTİRMEK

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurdular:

Yatsı namazını, gecenin yarısından sonraya bırakmak ve bunu yaparken de teheccüd namazına vesile kılmak gerçekten çok büyük yanlıştır.

Zira yatsı namazını bu vakitte kılmak, Hanefî âlimlerine göre (Allah onlardan razı olsun) mekruhtur. Mekruh ile harama yakın olanı, tahrîmen mekruhu kast ettikleri açıktır.

Zira Hanefî âlimleri yatsı namazını gece yarısına kadar kılmayı mübah görmüşler, gece yarısından sonra kılmanın da (tahrimen) mekruh olduğunu söylemişlerdir. Mübâh’ın mukabili olan mekruh da tahrîmen mekruhtur.

Şâfiîlere göre bu vakitte yatsı namazını kılmak asla câiz değildir.

Bunu, teheccüd namazına kalkmak ve bu vakitte manevi zevklerin ve cemiyetin husûlüne vâsıta olması için yapmak gerçekten çok büyük yanlıştır. Bunlar için, sadece vitir namazını bırakmak yeterlidir.

Hatta bu, müstehaptır. Böylece hem vitir namazı müstehab bir vakitte eda edilmiş, hem de teheccüd namazı ve manen uyanık olma maksadı yerine getirilmiş olur… (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbâni 1/29)
 
Kaza Namazı

Bir namazı vaktinde kılmaya "edâ" vaktinden sonra kılmaya da "kaza" denir. Vaktinde kılınamayan namaza "faite" denir. Çoğulu "fevait"'tir.

Vaktinde kılınmamış olan beş vakit farz namazın kazası farz, vitir namazının kazası ise vacip olur. Kaza edilecek sünnet sayısı azdır. Şöyle ki, bir sabah namazının farzı ile birlikte sünneti de vaktinde kılınamamışsa, o günün, güneşin doğmasından 50-55 dakika kadar sonra öğle namazını vaktinden biraz önceye kadar bu sünnet, farz ile beraber kaza edilir. Kuşluk vaktinden önce ve istivadan sonra kaza edilemez. İmam Muhammed'e göre bu sünnet yalnız olarak da vaktinde kılınmamış olsa yine kuşluk vakti ile istiva arasında kaza edilir.

Bir özür olmaksızın namazın kazaya bırakılması büyük günahlardandır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Güvene kavuştuğunuz zaman namazı kılın. Çünkü namaz mü'minlere vakitleri belirlenmiş olarak farz kılınmıştır." (en-Nisa, 4/103) Namazı özürsüz kazaya bırakmanın günahı o namazı kaza etmekle kalkmaz, ayrıca tevbe etmek de gerekir.

Meşru bir özür sebebiyle namaz kazaya bırakılabilir. Bu özürler: Düşman korkusu, bir e benin doğum yapacak kadının başından ayrılması halinde çocuğun veya annesinin öleceğinden korkması bu özürler arasında sayılabilir.

Namazı bilerek ve tembelliği yüzünden kazaya bırakan kimse günahkar olur ve bu namazı kaza etmesi vaciptir.

Kazaya Kalan Namazlar Nasıl Edâ edilir?

Bir namazın eda şekli nasılsa kazası da aynı olur. Mesela seferde iken dört rekatlı bir namazı kaçıran kimse bunları ister seferde isterse asli vatanına döndükten sonra kaza ederken iki rekat olarak kaza eder. İkamet halinde tam olarak kılınması gereken namazları kazaya bırakan kimse de bunları hazarda veya seferde yine tam olarak kaza eder.

Namaz kaza edilirken bir sıra gözetilmesi gerekir mi? Eğer namazı kaza edecek kişi tertip sahibi ise, kaza namazı ile vakit namazı arasındaki sıraya uymak gerekir. Tertip sahibi değilse, bu namazı kaza etmeden diğerlerini kılabilir.
Bir kimsenin tertip sahibi sayılması için altı vakitten fazla namazı kaza kalmamış olmalıdır. Vitir namazı dahil altı vakit namazı kazaya kalınca tertip sahibi olmaktan çıkar.

Bir kimse ne kadar namazının kazaya kalmış olduğunu bilmese, galip olan kanaate göre hareket eder. Eğer böyle bir karara varamazsa, borcundan kurtulduğuna kanaat getirinceye kadar kaza namazı kılması gerekir.
Kaza namazı kılan kimsenin yanında cemaatle vakit namazına başlanırsa, namazını tamamlamadıkça cemaate iştirak edemez.

Kaza namazını evde kılmak daha uygundur. Çünkü bunu açığa vurmak Cenab-ı Hakka karşı bir cür'et sayılır ve başkaları için kötü örnek teşkil edebilir.
Kaza namazları üç kerahet vakti dışında her vakitte kılınabilir. Bunlar: Güneşin doğma, batma ve zeval (güneş tam tepedeyken) vaktidir.


Kaza namazıyla meşgul olmak nafile namazla meşgul olmaktan daha önemlidir. Fakat beş vakte bağlı olan sünnetler müekked olsun gayri müekked olsun bundan müstesnadır. Yani sünnetleri terk ederek, bunların yerine kazaya niyet etmek uygun değildir. Aksine bu sünnetlere niyet edilmesi daha uygundur. Hatta kuşluk ve teheccüd namazı gibi haklarında hadis bulunan namazlar da böyledir. Bunlara da bu şekilde nafile olarak niyet edilmesi evlâdır. Çünkü bu sünnetler farz namazlarını tamamlar. Ayrıca bunların telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise belirli vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür.

Farz namazlarını kazaya bırakarak günaha giren kimsenin, bu günahtan kurtulmak için sünnetleri feda etmesi uygun değildir. Böyle bir kimsenin fazla ibadet yaparak Yüce Allah'ın affına sığınması gerekirken, kendisi için Rasulullah (s.a.)'ın şefaatinin tecellisine vesile olacak bir kısım sünnetleri, nafileleri terk etmesi nasıl uygun olabilir? Hem farzları kazaya bırakmak hem de vakit namazlarını sünnetten tecrit etmek iki kat kusur olmaz mı? Fetvaya esas olan görüş budur. Bu görüş Ömer Nasuhi BİLMEN Merhuma aittir.
 

Namaz Neden Dinin Direğidir?

Allah'tan başka ilah olmadığına, Hz. Muhammed (s.a)'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna inanmak, namaz kılmak, zekat vermek, haccetmek ve oruç tutmak olmak üzere İslam 5 temel üzerine kurulmuştur.

Bu 5 temel esastan birincisi devamlılık arzeder. Müslümanın her saniyesinin tevhid inancı üzere olması şarttır. Namaz ibadetinde de devamlılık vardır. Günde 5 defa edası farz kılınan namaz her gün tekrarlanması gereken bir ibadettir.

Namaz imandan sonra birinci sırayı birinci sırayı almış ve ömür boyu devam etmesi nedeniyle İslam'ın temel taşı ve dnin direği görevini üstlenmiştir. Şahadet kelimesinden sonra İslam'ın başta gelen rüknüdür.

 
KAZA NAMAZI ve NAFİLE NAMAZLAR

Kaza namazı kılmak, nafile namaz kılmaktan evlâ ve daha mühimdir. Fakat farz namazların sünnetleri -müekked olsun olmasın- bundan müstesnadır.

Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi doğru değildir.

Hatta kuşluk ve tesbih namazları gibi, haklarında hadîs-i şerîf bulunan nafile namazlar da böyledir.

Çünkü bu sünnetler, farz namazları ikmâl eder; tamamlar. Bunların telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise, muayyen vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür.

Bununla beraber namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahdan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz.

Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak ilâhî affa ilticâ etmesi icabederken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şefâatine vesile olacak sünnetleri, nafileleri nasıl terk edebilir.

Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller muteber değildir, müftâbih olan fetvaya aykırıdır.

Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler, insaflı sayılmazlar. Beyhude yere en kıymetli zamanlarını zayi eden insanlar, böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler? (Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslam İlmihali)
 
Îmâ ile kılarken

Sual: Ayaklarını kıbleye doğru uzatıp, îmâ ile namaz kılan, imamla yan yana duruyorsa, ayakları imamın ayaklarından ileriye geçmiş oluyor. Bu durumda namazı sahih oluyor mu?

CEVAP

Normal ayakta cemaatle namaz kılarken, ayakların bulunduğu yere itibar edilir. Ayağının topuğu imamın topuğundan ileri olursa o namaz sahih olmaz. Ama îmâ ile kılarken böyle değildir, o zaman topuklara değil, başın bulunduğu yere itibar edilir. Îmâ edenin başı, imamın başının gerisinde veya aynı hizada olursa, ayakları imamın ayaklarının ilerisinde olsa da namazı sahih olur. (İbni Abidin)

Mahremsiz sefere çıkmak

Sual: Vatan-i aslim Adapazarı’dır. Ailem İstanbul’da, Üsküdar’da oturuyor. Beyim, bayrama yakın beni İzmit’e kadar getirip, (Buradan Üsküdar’a yalnız gidebilirsin, çünkü seferilik mesafesinden az) dese, Üsküdar’a kadar mahremsiz gitmem caiz midir? Üsküdar’da 15 günden az kalacağıma göre, seferi oluyor muyum, kurban kesmem vacib midir?


CEVAP

İzmit-Üsküdar arası seferilik mesafesinden az olduğu için mahremsiz gidebilirsiniz. Ancak Adapazarı’ndan Üsküdar’a gitmek niyetiyle yola çıktığınız için seferisiniz. Seferi olunca, kurban kesmeniz vacib olmaz, ama keserseniz iyi olur, sevab olur.

Secde edemeyen

Sual:
Ayakta durabilen, fakat secde edemeyen hasta, namazını nasıl kılar?


CEVAP

Hasta, ayakta durabilse de, secde yapamıyorsa, ayağa kalkması gerekmez, oturarak îmâ ile kılar. Ayakta da îmâ ile kılması caizdir. Oturarak îmâ ile kılmak, ayakta îmâ ile kılmaktan efdaldir. (Mülteka, Mecmua-i Zühdiyye)
 
Gece namazı

Sual: Seher vakti uyanıp kaza namazı veya vitri kılan teheccüd namazı da kılmış sayılır mı?

CEVAP

Evet, kılmış sayılır. Gece hangi namaz kılınsa, teheccüd namazı da kılınmış olur. Hadis-i şerifte, (Yatsı namazından sonra kılınan namaz, gece namazındandır) buyurulmuştur. (İbni Abidin)

Gece kaza kılan hem kazasını öder, hem de teheccüd sevabına kavuşur. (Nevadir-i Fıkhıyye)

Demek ki, gece kaza namazı kılan teheccüd namazı da kılmış sayılır, ancak niyet sevabına da kavuşmak için, hem kaza namazına, hem de teheccüd namazına niyet etmeli. Yeni abdest alınmışsa, Sübha namazı da kılınmış olur. Niyet sevabına da kavuşmak için Sübha namazına da niyet etmeli.

Vitirde aynı sûreleri okumak

Sual: Vitir namazında Asr, Kevser ve İhlâs’ı devamlı okumak mekruh olur mu?


CEVAP

Vacib olan Vitir namazı, sûre okuma yönünden nafile gibidir. Yani nafilelerde olduğu gibi, vitirde de hep, Asr, Kevser ve İhlas sûrelerini okumak mekruh olmaz. Yani nafile namazların aynı rekâtlarında aynı sûreleri okumak mekruh olmaz.

Îmâ ile kaza etmek

Sual:
Sağlamken kılınmayan namazları hastayken teyemmümle ve îmâ ile kaza etmek caiz midir?

CEVAP

Evet, caizdir, kaza ettikten sonra sıhhati düzelse, tekrar kılması gerekmez. (Dürer, Mecmua-i Zühdiyye)
 
Geri