Konuya girmeden önce şunu belirteyim; Yaşanan bu insanlık dramından ve bundan ızdırap duyan her insan gibi ben de payıma düşeni alıyorum. Yani demem o ki, olaya duygusal değil, mantık çerçevesinden bakıyorum.
Mültecilerin kalıcı olması halinde;
Bence bu mülteci olayını belli başlı 3 başlıkta değerlendirmek lazım. 1. Ekonomik 2. Güvenlik ve Kültürel.
Ekonomik olarak; 4- 5 yıldan beri yaklaşık 2,5 - 3 milyon mülteci ağırlıyoruz. Bunun yaklaşık 2,5 milyonu Suriyeli, diğerleri de Irak ve Doğu ülkelerinden. Şimdi basit bir hesap yapalım; Adam başı günde 1 Ekmekten eder size günlük 3 milyon ekmek. 1 TL. den günde 3 milyon, ayda 90 milyon, yılda 1,080.000.000 (Bir milyar seksen milyon.) Bu sadece günde 1 ekmek... 2 Ekmek olarak hesap yaptığınızda bu rakam yılda 2 milyarı geçer. Diğer harcamaları (Elektrik, Su, Diğer gıdalar, Giyim, Diğer verilen nakit paralar vs.) saymıyorum. Şimdi harcama ve devlete getirdiği yük aşağı-yukarı bu!
Gelelim diğer tarafa; Bu ülkenin öz evlatları olan emeklisi, işçisi, memuru, askeri, polisi özlük haklarının iyileştirilmesi için devletten 1 Kuruş istediklerinde ne deniyordu? Kaynak yok! Değil mi? okuyamayan için tekrar yazayım; Kaynak yok! Doğru. Yapılacak her harcamanın bütçede bir karşılığının olması lazım. Bizler de ne diyorduk? Devletimiz haklı! olmayan şeyi nerden bulup verecek? Hatta, seslerini fazla yükseltenlere kızıyorduk. Ancak bakıyoruz ki, kaynak varmış. Yoksa 20-25 milyar nerden bulundu da yıllarca mültecileri besledik? Aman olsun, buna da şahsen sevindim. Yeter ki ülkemin harcanabilir kaynakları olsun. Keşke daha da olsa!
Güvenlik olayına gelince; Şuan kaç yabancı istihbarat elemanı ve bunların maşaları mülteci kimliğiyle ülkemizi geziyor biliyor muyuz? bilmiyoruz. Kaç hücre şuan uykuda bilmiyoruz. Keşke güvenlik güçlerimiz bunları bilse de, kendimizi güvende hissedebilsek. Ancak son Ankara saldırısı gösterdi ki, bunlardan başka da var. 2,5-3 milyon mültecinin dolaşıp durduğu bir ülkede elli tane de FBI olsa güvenlik açığını kapatamaz.
Kültür olayına gelince; Malum, ülkemiz farklı etnik, kültürel insan topluluğundan oluşmakta. Mültecilerin kalıcı olması halinde bir etnik grubumuz daha olacak. Bu grup mozaiğe entegre olur mu? bunu zaman gösterecek. Ancak kişisel fikrim, asla!
Sonuç itibariyle; Halk arasında bir deyim vardır; "önce can, sonra canan" Bunu bencillik olarak düşünmeyin. Bu deyimin temelinde koruma içgüdüsü yatar. Tamam, yardımcı olalım. Her şeyden önce insanlık bunu gerektirir. Ama nasıl? Bayırbucak Türkmenlerine yapıldığı gibi mesela! Sınırımızın dışında tutarak her türlü yardımı yine yapalım. Kampları sınır ötesine taşıyarak önce ülke güvenliğini sağlayalım. Sınır emniyetimizi alarak yapılacak yardımı en üst sevide tutabiliriz. Geç mi? değil! Şuan nasıl ki Bayıbucak Türkmenlerine sınır ötesinde kamp yeri yapıp, gerekli yardımları yapabiliyorsak, bunu da yapabiliriz. Buna, diğer illere dağılmış ve kontrolsüz bir şekilde hareket eden diğer mülteciler de dahil ederek. Mültecilere yardımcı olacağız ancak, kendi vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini de tehlikeye atmayacağız.
Son olarak; Bu ülke insanının ataları Çanakkaleyi, Kurtuluş savaşını yaşamış bir millettir. Yokluğun ne olduğunu, vatansızlığın nasıl bir şey olabileceğini çok iyi bilirler. Ne Nene hatun, Nezahat onbaşı, Şerife bacı ve Erzurumlu Kara Fatma gibi nice analar; ne, Yörük Efe, Sütçü İmam, Demirci Mehmet Efe ve Hasan Tahsin gibi nice babalar işgal altındaki vatanlarını terk etmedi ve etmeyi de düşünmedi. Bu da böyle bilinsin.