Günlük Litürji Tonlamaları

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
Bilmek her zaman güzel değildi. Anlamak sevinç vermiyordu her zaman. Çözmek aklı doyursa da ruha iyi gelmiyordu.

Ahmet Ümit - Bab-ı Esrar

 
"Dünyaya getirmek istemediğim çocuklar, bana borçlu oldukları mutluluğu bir bilseler..."

Emil Michel Cioran

 
Gereksizce (ama çok da haklı sebeplerle) edebiyete yaftalıyor minimum bir başınalığını. İnsanın mevsimi (kış) gelince spekülatif mutluluk rafta toz şekerin yanında yer bulurdu kendine.
Çünkü kar yağarken tebessüm eğretidir dudakta.
Kirpik dipleri keçelenmiş ama uyanamamış güneşin bir gününe dahi.
Kaburgalarında karga leş yerken ses tellerine nasıl konsundu kuş?
Kuş kışa küsken fırsat bildi hinliği. Hem kışı sevdi, hem kuşu bekledi..

 
1. Elveda diyecek kadar cesursan, hayat seni yeni bir merhaba ile ödüllendirir.

2. Hiç yenilmemiş insanlar vardır.
Onlar hiç savaşmamış olanlardır.


3. En iyisini sonraya saklamayın.
Yarının ne getireceğini bilemezsiniz.

4. Başkalarını memnun etmek için yaşarsan herkes seni sever, kendin hariç.

5. Başkalarının ne düşündüğü önemli değil çünkü her halükarda yine aynısını düşünecekler.


6. Zamanını satabilirsin, ama geri satın alamazsın.

7. Bizi seven insanlar var, sadece nasıl göstereceklerini bilmiyorlar.

8. Hayatın sırrı, oysa, yedi kere düşüp, sekiz kere kalkmaktı .

9. Bir hayali gerçekleştirmeyi imkansız kılan tek şey vardır; başarısızlık korkusu.

10. Hayatın, insanın iradesini test etmek için pek çok yolu vardır, bazen hiçbir şey olmaz ya da her şey birden olur.

11. Bir gün kalkacaksınız ve hep hayal ettiğiniz şeyleri yapmaya vakit kalmamış olacak.
Şimdi tam zamanı. Harekete geçin.

12. Sadece güneşli günlerde yürürseniz, hedefinize asla varamazsınız.

13. Tekne limanda güvendedir.
Ama teknenin amacı bu değildir.


14. Affet ama asla unutma yoksa tekrar yaralanırsın. Affetmek bakış açını değiştirir, unutmak ise aldığın dersi kaybettirir.

15. Ok ancak geri çekerek atılır.
Hayat seni zorluklarla geri çekiyorsa, seni daha büyük bir şeye fırlatacağı içindir. Nişan almaya devam et.

Paulo Coelho
 
“Hepimiz acıklı bir şarkıyı severiz. Herkes yenilgiyi tadar. Kimsenin tam istediği gibi bir hayatı olmaz. Hepimiz sahnenin ortasında kendi kahramanımız olarak yeni role başlarız ve zamanla kenara itilir kalırız. Zaman geçer; kahramanımız yenilir, hikâye değişir, tepetaklak olur ve biz bir kenarda artık neden bize rol verilmediğini merak ederiz.

Hatta neden rol istemediğimizi… Herkes bunu yaşar ve bir şarkının tatlı kaşığıyla verildiği anki duygusuyla kalpten kalbe bir yol açılır.

O zaman daha az dışlanmış hissederiz kendimizi. İşte herkes gibi bu olup biten lanet olası şeylerin, yaşamın olağan adımlarıdır der dururuz. Ve, bu zincirin parçası olduğumuzu kabulleniriz.

Anlarız ki herkes yeniliyordur.

Leonardo Cohen


 
insan en çok dinlenmek istediklerinde yoruluyor. Bir istasyonum yok çünkü başka. Başkalarının arkaları dönük çünkü. Çünkü hepsinin sırtını izlemekten pek gocundum. Yaram vardı evet. Çünkü çok yoruldum.
Kamburuna alışır mı insan? Bırakamıyorum sırtımdan. Buna yaşayarak öğrenmek diyorlar. Buna kalbiyle bağlantısını kesmek de diyorlar. Ama ben alışkanlık diyorum.
Yüzüm gözüm paslansa diyorum birde. Net görmesem sizi. Bir gülücük düşmüyor ki yüzünüze inansam hala iyi'liğe

Kırk kırık dilemma hayat ve ben buna bağlı sarsak salak.
 
tumblr_static_filename_640_v2.jpg



Kırgınlıklarla yüklü benliğimin ışığında
geçen bir günün
sakin bir gece yarattığı an,
herşeylerin kendisine dönüp,
kendi kendilerini kabuklarına gömdükleri,
sessiz, ıssız bir mekan,
var olanların sorgulandığı
yok olanların ise arandığı
bir heyecan
yani şu an
yani seni düşünüp seni yaşadığım bir an...
mısralara sarılışım kucaklayışım
sana yönelmiş özlemlerimin hasret giderdiği
ve sevinçten raksettikleri
ve işte o
herşey ile hiçbirşeylerin buluştuğu
tadına doyumsuz
kağıt ve kalemden oluşan...
...sana olan sevdam
bu dizelerde canlanır şahlanır mı dersin?
yoksa..! yoksa sen
deniz kuşlarında yansımış mavi misin?
mavisin de
uçmakta olduğun semaların
denize olan mesafesinden dolayı
rengini seçemiyorum...
...çal öyleyse
önce rengini belli ve tercih et
sonra rengini bana çal​
 
Bazen hayat sadece bir kahve meselesi; ya da bir bardak
kahvenin ne kadar yakınlık getirebileceğinden ibaret. Bir
keresinde kahveyle ilgili bir şey okumuştum. Kahvenin sağlık için
iyi bir şey olduğundan bahsediyordu; içorganları düzenliyormuş.

Önce bunun hiç de hoş olmayan, garip bir yaklaşım
olduğunu düşündüm; ama zamanla kendi içinde bir şeyler
ifade ettiğini anladım. Ne demek istediğimi şimdi
açıklayacağım.

Dün sabah bir kızı görmeye gittim. Ondan çok hoşlanıyorum.
Aramızda olan herşey geçmişte kaldı. Artık beni
hiç umursamıyor. Onu terk ettim, keşke etmeseymişim.

Kapısını çaldım ve aşağıda beklemeye başladım. Üst katta
dolaştığını duyabiliyordum. Hareketlerinden yatağından
kalktığını çıkardım. Uyandırmıştım onu.

Merdivenlerden aşağıya indi. Yaklaştığını karnımda
hissedebiliyordum. Attığı her adım duygularım
karmakarışık ediyordu ve kaçınılmaz olarak ona
kapıyı açtırdı. Beni gördü ve buna sevinmedi.

Bir zamanlar bu onu çok sevindirirdi, geçen hafta. Bazen
tüm onlar nereye gitti diye safça soruyorum kendime,

“Kendimi iyi hissetmiyorum şu an,” dedi. “Konuşmak istemiyorum. ”

“Bi’ bardak kahve koyar mısın?” diye sordum, çünkü bu
o anda dünyada en son isteyeceğim şeydi. Öyle bir söyledim ki
sanki ona acaip kahve içmek isteyen, başka hiçbir şeyle ilgilenmeyen
başka birinden bir telgraf okuyormuşum gibi çıktı sesim.

“Peki,” dedi.

Merdivenlerden yukarıya onu takip ettim. Çok saçmaydı.
Üstüne bir elbise geçirivermişti. Elbise daha tam olarak vücuduna
intibak sağlayamamıştı. Size sonra bir ara onun kı*çından bahsederim.
Neyse, mutfağa girdik.

Raftan bir tane neskafe kavanozu çıkarıp masanın
üstüne koydu. Bir bardak ve çaykaşığı çıkardı. Ben de
bardağa ve çaykaşığına baktım. Ağzına kadar suyla dolu
çaydanlığı ocağa koyup altını yaktı.

Tüm bu sürede tek bir laf etmemişti. Bu sürede elbiseleri vücuduna
intibak sağladı. Ben artık sağlayamayacağım. Çıktı
mutfaktan.

Sonra merdivenlerden aşağıya inip hiç mektup falan
gelmiş mi diye baktı. Ben gelirken görmedim diye hatırlıyorum.
Tekrar yukarı çıkıp başka bir odaya girdi. Üstüne
kapıyı kapadı. Ocağın üstündeki suyla dolu
çaydanlığa baktım.

Suyun kaynamasına daha yaklaşık bir
sene vardı. Aylardan Ekim’di ve çaydanlıkta çok fazla
su vardı. İşte o yüzden. Suyun yarısını
lavaboya boşalttım.

Şimdi daha çabuk kaynardı. Yaklaşık altı
ayda falan. Ev sessizdi.

Dışarıya verandaya baktım. Bir sürü çöp torbası
vardı. Çöplerdeki konserve kutularına, soyulmuş
kabuklara falan bakıp son zamanlarda neler
yediğini çıkarmaya çalıştım. Hiç bir şey anlaşılmıyordu.

Mart ayı geldi. Su kaynamaya başladı. Bu
çok hoşuma gitti.

Masaya baktım. Neskafe kavanozu, boş
bardak ve çay kaşığı önümde bir cenaze servisi
gibi duruyorlardı. Kahve yapmak için gereken
malzeme bunlardır.

On dakika sonra evden çıkarken, içimde bir
mezar gibi güvende bir bardak kahve,
“Kahve için sağol.” dedim.

“Bişey değil,” dedi sesi kapalı kapının
arkasından. Onun sesi de bir telgraf gibi
çıkmıştı. Gitme zamanım gerçekten gelmişti.

Günün geri kalanını kahve yapmayarak geçirdim. Büyük
keyifti. Sonra akşam oldu, bir restoranda yemek yiyip
bir bara gittim. Biriki içki yuvarlayıp biriki insanla
konuştum.

Bar adamlarıydık hepimiz ve bar şeyleri konuştuk.
Hatırlanmayacak şeyler, bar kapanana kadar. Saat
sabahın ikisiydi. Dışarı çıkmam gerekiyordu. San Fransisko
sisli ve soğuktu. Sisi düşündüm; kendimi çok
insani ve çaresiz hissettim.

Başka bir kıza daha uğramaya karar verdim. Nerdeyse
bir senedir hiç görüşmemiştik. Bir ara çok yakındık.
Şu anda ne düşündüğünü merak ettim.

Evine gittim. Kapı zili yoktu. Bu ufak da
olsa bir başarı sayılırdı. Bütün ufak başarılarının
kaydını tutmalı insan. Ben nasılsa yapıyorum.

Kapıyı açtı. Önünde uzun bir elbise tutuyordu.
Beni gördüğüne inanamadı. “Ne istiyorsun?”
dedi, beni gördüğüne artık inanmış bir şekilde.
Direk içeri daldım.

Dönüp kapıyı kapatınca vücudunu profilden
gördüm. Elbiseyi tamamen üstüne geçirmeye
uğraşmamıştı.
Sadece önünde tutuyordu.

Başından ayaklarına kadar uzanan kırılmamış
bir beden çizgisini görebiliyordum. Biraz
garipti. Belki çok geç bi’ saat olduğundan.

“Ne istiyorsun?” dedi.

“Bi’ bardak kahve,” dedim. Ne komik
birşey, gerçekten istediğim yine kahve
değildi.

Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü.
Beni görmek hoşuna gitmemişti. SSK istediği kadar
zaman herşeyi iyileştirir desin. Bedeninin kırılmamış
çizgisine baktım.

“Neden benimle bi’ bardak kahve içmek istemiyo’sun?” dedim.
“İçimden seninle konuşmak geldi. Ne zamandır hiç
konuşmadık.”

Bana bakıp hafifçe profilinin çevresinde döndü. Bedeninin
kırılmamış çizgisine baktım. Bu iyiye işaret
değildi.

“Çok geç oldu,” dedi. “Yarın erken kalkmam gerekiyo’.
Kahve istiyorsan, mutfakta neskafe var.
Benim yatmam gerekiyo’.”

Mutfak ışığı açıktı. Koridordan mutfağa
baktım. İçimden hiç gidip kendi başıma
bir bardak daha kahve içmek gelmedi. Başka
birinin evine daha gidip de bir bardak kahve
istiyorum demek de gelmiyordu içimden.

Bütün günümü çok garip ziyaretlere adadığımı
farkettim, bu şekilde planlamamıştım halbuki.
Ama en azından neskafe kavanozu masanın üstünde
boş beyaz bir fincanla kaşığın yanında değildi.

Bahar gelince bir erkeğin bütün hayallerinin aşk
üzerine kurulduğunu söylerler. Eğer yeterli zamanı
kalırsa, içlerine bir bardak kahve de koyabilir.​

Richard Brautigan/ Kahve
 
Yarım bir aşk, yarım bir dudaksın sıkıntılı ikindi yağmurlarında

her yeni erkekten sonra daha erkeksin
tuzlu inciler dolu
uçmaz mavisi gözlerinin.

Işıklara çarpıyorsun sokağa çıksan şehrin korkusu büyüyor pencerelerde.


Avuntusu yok erkekli yatakların ne olur gitme daha kaybolacaksın..


Bir yanın şarkılar,
kan tutmaları öbür yanın.

Gülerken iki kadeh arasında nasıl ağladığın anlatılmıyor.

Ne olur bu kadar kendine saklanma.


Sen kapalı, mahzun odalarda kırık oyuncaklara karşı bir çocuk.

Ürperiyorsun denizin çığlıklarını duydukça,
dudakların kaskatı öpüldükçe neden?

Kaç ölüm tasarlıyorsun çıkmazında belli,

yoruldun kendini denemekten..

ahmet oktay/ kadınlar çıkmazı
 
Bence sen önce hep kendine bak, ben ne kadar uyanığım, ne kadar enerjim temiz akıyor, ne kadar verebiliyor ve paylaşabiliyorum diye bak...İlmin kendini bilmek olsun...
Bunun ötesine karışmak, insanı üzmekten ve başkalarından gereksiz beklenti içine girip kendi kendini yemekten başka işe yaramaz...
...
ve bu 'başkalarından beklenti haline girme' aslında zihinden gelen bir şey , düşünce bunlar, hisler... sen değilsin...
'Başkalarının yaptıklarından etkileniyoruz' diyen de senin zihnin, sen değilsin...
Ben de zihnime inanıyorken etkilendiğimi zannediyordum, ama değilmiş...
Hiç kimsenin aslında hiç kimseyi gerçekten etkilediği yok. Her şeyi biz kendi kendimize yapıyoruz... Belki çok ince, zor algılanır düşünce seviyelerinde oluyor bu, yani çok bilinçsiz yapıyoruz... ama hepsi tamamen sana ait... Dikkatin içine döndüğünde bunu görmeye başlamak hiç de zor değil...
Bunun hiç doğru gibi gözükmediğini biliyorum. Ama hayatın gerçeği zaten görükenlerden çok, gözükmeyenlerde yatıyor...

Ahmet Çınar

 
''Rolümüzü bilmediğimizi anlıyoruz; bir ayna arıyoruz, yüzümüzdeki boyaları silip sahte olanı çıkarmak ve gerçek olmak istiyoruz. Ama yine de bir maske parçası yapışıp kalmış bir yerimizde, unutmuşuz.

-Ve bu halde dolaşıyoruz ortada; bir maskara ve bir yarım halinde, ne gerçek bir insan, ne de bir oyuncu olarak.''

Rainar Maria Rilke / Malte Laurids Brigge'nin Notları

 
Eğer birinin hayatını üç kere kurtarırsan, onun hayatı sana aittir. Bugün hayatımı kurtardın, elde var bir. İki kere daha kurtarırsan, tamamen seninim.

Kan Kırmızı Yol/Moira Young

 
Mesela, bir dine hakikate götürdüğü için değil de sırf ecdadının inancı olduğu için sıkı sıkı bağlanmanın niçin gerekli olduğunu sorgulamak istiyordu. İnanç, inanç değil de basit bir aile alışkanlığı mıydı yani? Belki de gerçek bir din yoktu, belki de sadece sonsuzca kuşaktan kuşağa devretme vardı. Üstelik insan bir hatayı da bir erdem kadar kolayca miras alabilirdi. Yoksa inanç, atalarımızın büyük bir hatasından başka bir şey değil miydi?'

Salman Rushdie / Floransa Büyücüsü
 
kalbin kadar temiz sayfanda bana da güççücük yer var mı ? :p
 
İnsan sadece başkaları için değil, kendi için de bir gizem olmalı. Kendimi inceliyorum; bundan sıkılınca vakit geçsin diye bir puro yakıp düşünüyorum: Tanrının benimle ne kastettiğini ya da benden ne yapmak istediğini sadece O biliyor.

Kierkegaard

 
Bir hiç olmak çok üzücüdür beyler. İnsanlar hep aranmak ister, dinlenmek ister, hayatta bir kez de olsa önemli olmak ister.

12 Angry Man (1957)
Sidney Lumet

 
Geri