Günlük Litürji Tonlamaları

🟢 Konu yazarı şu anda aktif
beni sevmeye önce adımdan başladığını söyle, gövdemdeki herhangi bir noktaya gelene kadar birkaç yüzyıl geçmiş olsun. öyle çok sevilesi fiziksel bir yapım yok, hammaddem herkesle aynı. bir sperm ve bir yumurtadan kaç değişik nesne elde edilebilir ki zaten. belki biraz uzun boy, belki biraz daha esmer bir ten, belki daha düzgün bir yüz, belki gülerken suratıyla birlikte tüm odayı genişleten bir ifade. bunların hepsi mevcut bende, herkes kadar.


kazım baran yilmaz
 
"kalktım.
evin ortasında bir ateş.
ateş izlemeyi hep sevdim. sigaramı alıp ateşin karşısında bağdaş kurdum.
müziğe gerek yok. insanlara hiç.
döndüm geri yattım.
hayaller vardı ve yastıklar.
bir hayalin tam ortasındaydım misal.
tekmeler geldi ve dahi tokatlar.
kendi hayalimden kapı dışarı edilmekler.
duvara gerek yok. eve hiç.
ellerim titredi ve tüm iç organlarım.
kalkıp dolaşmaya başladım.
duramıyordum, yürüyemiyordum, uyuyamıyordum, uyanamıyordum, yaşayamıyordum.
su içtim.
geçmedi.
aynaya baktım. bir şey görmedim.
su içtim.
geçmedi.
salona geldim. ateş hala buradaydı ve bazı çıtırdamaklar.
altı tane kağıt kalmış ve bir tane benim.
aç karna ne birası sevim.
alkole gerek yok. yaşamaya hiç.
banyoya gittim.
sular vardı ve bazı duş başlıkları.
erimesin diye çekmecelere sakladığım tüm sabunlarla yıkandım.
bitirdim hepsini.
harika kokuyor, mükemmel ölüyordum.
beş.
havluya gerek yoktu. saç kurutma makinasına hiç.
mutfağa gittim.
senin için kurduğum zeytinler ve dahi bizden kalan lazanyalar vardı.
elbette pişmemiş, sebatla bekleyen.
ocağı ve fırını ve lambayı açtım.
sıcak veren ne varsa altını üstünü yaktım.
benden soğumanla başka türlü başa çıkamayacaktım.
kışa gerek yoktu, kara hiç.
dört.
kustum.
ne kadar içim varsa döktüm klozete ve bastım sifona.
şarkılar, şiirler, adın, adım falan hep gitti.
orada bile karıştık diye sevindim.
orada bile sarıldık.
yazmama gerek yoktu. konuşmaya hiç.
üç.
durdum sonra salonda.
savaşma yöntemim durmaktı ve bir de halının altına saklanmak.
kimse yoktu ve ben de.
bir tek ateş.
baktım.
sustum.
cehenneme gerek yoktu. ona hiç.*
iki.
elimden geleni yaptım. ardım yoktu. altım, üstüm bu kadardı ve hepsini önüne sermiştim.
sırtım kaşındı.
sırtıma dokunmuştun.
öpmene gerek yoktu. bana hiç.
bir.
bana hiç.”
***
 
Her güneş battığında farklı bir renk bakıyor gözlerin
Her akşamı kolaksiyonuna farklı bir parça olarak iliştiriyorsun

Sen; her sabah rimeline farklı bir isimle sesleniyorsun
Rujunu buzdolabında saklıyorsun
Derin dondurucuda da ruhunu

Üşüyorsun
Kıyafeti eksik ömrünün
Rüzgara karşı savunmasız kalan bir sahil kasabasısın

Hayatı cepheden alıyorsun
Sek geliyor sana tüm ilişkiler
Aşkların volümü bünyene göre çok sert

İçiyorsun;
Her içtiğinde irtifa kaybeden tek motorlu bir uçak oluyorsun
Çakılıyorsun yatağının üstüne
Çarşafla bir oluyorsun

İnsan kendisini ifade edebilen kelimeler satın almadan konuşmamalı
Algısı zayıfken sevişmemeli
Ve sis lambalarını yakmadan cigara içmemeli

Basit bir kural ihlalisin sen
Ceza makbuzlarında geçiyor sürekli adın
Anons ediliyorsun, takip ediliyorsun
Leş kokan ağızlardan irin dolu kulaklara tarif ediliyorsun sözlü

Saygı duyulması gereken bir sürekliliksin
Tuhaf bir istikrar halisin
Tekerrürden ibaretsin

Dah fazla saygınlık için dikleştirdiğin göğüslerin var
Vücut ölçülerin hep olması gereken kalıpta
Yüzün her zaman nikelajlı
Tabiat kadar olmasada hoş kokuyorsun
Ruhunu yırtıldığı yerlerden farklı kumaşlarla yamıyor
Ve böyle gayet renkli görünüyorsun
Görseli muhteşem kolaj bir vakasın sen

Aslında sen gölgesiyle gecenin üstüne farklı desenler işleyen
Tuhaf bir ressamsın
Paletin kozmetikle
Geçmişin hiçbir duvara asılamayacak kadar kontrast tablolarla dolu
Arkanda bıraktığın zaman, bilinçsiz fırça darbeleriyle

Sesin şefini kaybetmiş bir opera
Birbirinden bağımsız enstürümanlar bütünü
Doğaçlama çalınan bir senfoni tadında
Notan bozuk ama lezzetlisin

Akşam kolaksiyoncususun sen
Her güneş doğduğunda hanene bir çizik daha atıyorsun
Başkalaştırılmış bir başkalığın var
Rol icabı seçilen
Öteki bir kimliksin

Bu görünen değilsin sen
Ama kimsin onuda kaybetmişsin

-Bu arada merhaha, beni tanıdın mı? Ben çıkartamadım da..


kazım baran yilmaz
 
karşımda oturuyorsun. Bu, güneş tutulmasından sonraki en seyirlik vaka. hiddetin karşımda oturuyor, zafer sarhoşluğun, acizane galibiyetin, geldiğin son noktan. yalnız şefkatin yok.

kazım baran yılmaz
 
bir insan, hayatı boyunca kaç kere çıktığı balkonda gövdesini aşağı bırakmaktan başka bir şey düşünmemişse o kadar korkak ve başarısız ve beceriksizdir. kaç kez yere çakıldığı anı geri sarıp tekrar seyretmişse o kadar yapamamıştır işte. ve ben. yirmi üç yıllık, deneyimli beceriksiz. ne zaman balkona çıkacak olsam, balkonumun manzarası ne kadar gözümün alabildiğine mavi ve yeşil olsa da ben sokağa bakmaktan alamadım kendimi. ne zaman balkona çıksam gövdemin kütlesinin hızla artmasına mani olamadım. yerçekimini hakikatiyle kavrayabilmek buydu belki de. elmadan çok daha fazlası.
ben, yirmi üç yıllık devasa beceriksiz. “bu dünyaya kazanan taraf belli olsun diye kaybedeni oynamaya geldim.” diyen kimse gibi.



T. Karademir
 
1. yıldızlı bir gece, ay da vardı;
sen gülümseyince,
yüreğimde bir balık oynadı.
2. dizinin üstünden sarkan elin,
çözülüp akacaktı neredeyse
su gibi uyarak eğimine yerin.
3. bu işin bir tek çözümü var;
her şey yoluna girecek o zaman.
kendimi de bilsem seni bildiğim kadar.
4. gel iki uysal kıyı olalım seninle.
bir hırçın ırmak aksın
aramızda köpüre köpüre.
5. önceleri bir kuru daldım ama;
tuttum yapraklar açtım,
seni görünce dünyaya.
6. soğan kadar şirin sözlerin var;
sohbetimizde vaz geçilmez yerin.
daha da tatlanacaklar tuzla ovulsalar.
7. ortalıktan, ortalıktan,
ışıl ışıl bir ortalık çıkarır;
bu sevgi bu kör karanlıktan.
8. faltaşı bir göz olan ayna
bekliyor duvarda tedirgin seni.
pul pul dökülüyor ardında sırça.
9. yüzüme senin kaçamak bakışında,
öyle bir şey var ki söze gelmez;
çekirdek gibi olgun bir elmanın karnında.
10. bana kalırsa bizim içindir coşkuları;
bu duru sevda göğünde,
ardarda güvercin taklaları.
11. saçlarımı taradım, toparladım ortalığı;
çay demledim senin için,
içimde bir terminal kalabalığı.
12. senin çıplak gövdene bakmak,
her seferinde apansız
karşıma çıkan bilmediğim bir sokak.
13. herkes tedirgin hazırlanırken kışa;
sevgilim biz bu yatakta seninle
ter içinde soluk soluğa.
14. sen sofra bezini sevgiyle sererdin.
o zamanlar su azizdi, ekmek bereketli,
ben daha gençtim.
15. yeni ölmüş birinin gözlerini örter gibi,
siyah uzun saçlarından
usulca geçirdim üzgün elimi.
16. su aydınlıktır sevgilim,
bir boyut kazandırır döküldüğü yere;
gözlerin kadar parlak ve derin.
17. kaktüse diken ve bir mühre benzeyen
yara izi yanağındaki,
ne çok yakışıyor yüzüne bilsen.
18. masamıza düşüp kırılan yağmur damlası,
susuyorduk da suskunluğumuzu noktalıyordu.
bir tentenin altında ikindi sonrası.
19. çıkarıp yavaşça yüreğimi göğsümden,
sildi bir lambanın isli şişesi gibi
yumuşak tülbentini geçirerek içinden.
20. döşeğimize girerken dünya işleri,
uykusuz bir geceyi sökerek
düşündüm değişen beraberliğimizi.
21. ağzımda pas tadıyla hoşçakal dedim;
kulesinde gözlerimin iri bir çan
sallanırken dilim dilim.
22. kapıda sen ve tekir kedi;
sabah kederle çıkarken evden,
bugünden öptüm yarın için seni.
23. sen aklıma düşünce bir rüzgar
duyarım dolar içime
ve göğsümde bir pencere hızla çarpar.
24. gıcırdıyor yüreğimde boşa dönen bir çıkrık.
yanında senli günlerimden kalma
kuma gömük bir testi kulpu kırık.
25. kulağıma sinmiş sesinden bir küçük yonga;
adımı ünler gibi birden
düştü dönerek sessizlikte boşluğa.
26. göğü yıldız, yeri buz bir gecede;
sırtımda demirbaş battaniyem,
seni gördüm düşümde.
27. bak bu yıl da eridi dağların karı;
hasretim eksilmedi ama,
akarsular çözüldü zamana karşı.
28. yosunlu yüreğim kaç yıldır aşksız.
seferden alınmış bir gemi eskisi,
mendireğe çekilmiş bomboş ve bayraksız.
29. kapı arkalarında askılıklarda durdum.
ben yıllarca aksak bir aşka
boynu bükük baston oldum.
30. biz yine de aşkla bağlayalım sözü,
samanyolu bir aşkla;
körükçü bas kola canlandır közü.



metin altıok/ sevda üzre
 
son sürat bir kazaya yelken açıyor
ve gözlerimi yumuyorum.
sonrası çok kereler tüh
çok kereler peki
çok kereler keşkeler
yoldan çıkıp yol açtığım hasara
durup şöyle bir soluklanıp bakınca
çok kereler affet
pişmanım
mütemadiyen pişmanım
meslek icabı pişmanım
fıtrat gereği pişmanım
ben hep.
sen
bu kere, son kere, affet.
seni uyurken hiç kereler bilmemek
seni bir havluya yüzünü silerken.
kargılar saplanıyor karnıma düşündükçe
allahım
sadece tövbe.
sana anlatmak istedim
bayat ekmek gibi ufaladılar kalbimi.
sana kırıntıları toplayıp geldim
di
anlatmak istedim
yemin ederim
geçmedi.
ıskalamaktan sıkıldım, virajı alamamaktan,
ofsayt bayraklarından,
kederli bacalardan, sokak kedilerinden,
direklerden, tuğlalardan,
yüzümü ısıran kirli havadan,
haber bültenlerinden.
sıkıldım gişelerden, şehirlerden,
düşememekten,
en çok düşememekten.
hacıyatmaz gibi,
sen aksi için canhıraş
sen çabaladıkça
ben nasıl
niye ayakta.
aslında kırılan bir sokağa sapmaktır sevdalanmak.
gür sesinle, coşkuyla, bir marş gibi dilinde yükselen vedanla sen
düzgün adım ileriyken
ben üzgün ellerle yerimde sayıyorum.
burada çok kereler kapanıyor perde.
diyorum ki, kırılan bir sokağa “saplandım” ben senin yüzünden.
ve çok seneler geçmişken hala ıslak olan yarama bakıp
ıslık çalıyorum mesela o sokakta.
dudaklarıma tanklar, tüfekler
dudaklarıma kamalar.
merhaba
ben çok kereler çok aptal.

mavi tuğba
 
Sen, bir bayram sabahında erkenden kalkıp misafirliğe gidecek kadar güzelsin. Fırtınalı bir günde kedileri apartmanın içine alır gibi, akşam yemeğinden sonra çöpü çıkartır gibi, dışarıda kalan ayakkabıları içeri alır gibi güzelsin. Hiç farkına varılmayacak yerlerde, mümkün olmayacak kadar güzelsin.

***
 
Bahçe kapısından sızdılar
Aralık kalmış neresi varsa hayatımın
Bünyede bastırılmamış ne kadar isyan varsa ordan
Daha asitli bir yalnızlık için dilek tutuyorum şarkılara
Sıradaki benim şansıma diyorum
Haberler başlıyor birden
Benden, hazin biçimde bahseden
Kumsalların istenmeyen kaç kum tanesi varsa
Önde gideniyim her tazyikli akışta

Zayii makamında bestelenmiş yazılar kaldı avluda
Gitme diye yalan bile söylerim
Yerini söylerim ne saklamışsan kal diye
Bu yaz'ı serin tutalım diye çıplak tenlerde
Geceyarısı tatlı bir soğukluk olsun diye her sevişme
Aramızdaki her üryan gelişme
Hem gidenedir bu şiir
Hem gelecek olana
O da biraz oyalanıp gider nasılsa
Hep haberler başlayacak biliyorum
Hangi şarkıyı seçsem şansıma
Şimdi şifa niyetine giriyorum sulara
Mavisine değil denizin
Sade tuzuna

yılmaz Erdoğan
 
Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilmez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu, her şeyi o an yaşama meselesidir. Şu anda soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ileride, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabı yaşarken bulacaksın..

Rainer Maria Rilke - Duino Ağıtları
 
Bulunduğum çevrede yine ben vardım hep. Duvarlar, biraz solda koltuklar ve odada yine ben.
Kaç film izledik duvarla, perdelerle hadsiz hesapsız. Dedim ben Tanrı değilim neden yalnızlık bana mahsus gibi rol oynuyor. Sonra yalnız değilsin Tanrı var dediler, iyi peki dedim. Tuttum arkadaş yaptım kendime. Karşımda oturuyor gibi konuştum, zaman geçti dostum oldu daha samimi olduk itiraflarımızda.
İkimizde insanlardan şikayetçiydik tuttuk ortak olduk.

Gözlerim anne baba arayınca bulamadı hiç. Annem babam yaptım. Ondan başka kimsem yoktu, her şeyim yaptım ve onu farkında olmadan insana evirdim böylelikle saygım bitti, inancım da. Ben böyle evrildim gama, boşluğa ama içimde hudutsuz bir zevk varsa, bu acıdan ötürüdür.

Sonra kırk kılık giyindim en son zünnar arıyordu ellerim. Günahlarımı çıkartıp cennetten arsalar aldım.
Tanrı sadece kulak zarlarımın bakireliğini alan müziklerdi. Böyle kaldı, kaydı yine bir yıldız ama ölüden de dilek dilenmezdi. Tuttum kendimi kendime kattım. Yattım sabaha düştü yüzüm ama üşümeyi seviyordum.

İçim dışım dolmuş, güzel boşaldım yalnız. Zevkle.

Selamlar eski dostum.
 
Yedi kez ruhumu kınadım:
İlki- Yükseklere ulaşmada zayıflık gösterdiğini gördüğüm zaman.
İkincisi- Dosdoğru gidenlerin önünde sekmeye başladığını gördüğüm zaman.
Üçüncüsü- Kolayla zor olan arasında seçenek sunulduğu zaman kolayı yeğlediğinde.
Dördüncüsü – Bir suç işlediği, sonra da başkalarının buna benzer suçları onu teselli ettiğinde.
Beşincisi- Kendi zayıflığına tahammül ettiği, üstelik bu tahammülü güçlü oluşuna bağladığında.
Altıncısı- Bir yüzün çirkinliğini hor görüp, aslında onun kendi maskelerinden biri olduğunu fark edemediğinde.
Ve yedincisi- Bir övgü şarkısı söyleyip de bunu bir erdem sandığında..

halil cibran
 
Tanrım, artık bir ateist olduğum için beni bağışla, ama Nietzsche'yi okudun mu? Ne kitap!!

John Fanten- toza sor kitabından
 
yıllar var ki yün ören
kadınlar kadar geçmişim kendimden
parkeleri küflenmiş bir evin
uçuruma açılan koridorlarında
nefesimi tuta tuta ölüyorum
vaktin ağrılarını içime çekerek

bağışlanmak için çok geç,
bağışlamak içinse erken
iki bayram arasında hayatla yüzleşilmez
kendime sakladığım her masum söz
beni yaralar ilk, yani hiç kimse
daha gerçek değil gölgesinden

bundan böyle hiçliğin hükmü sürecek
neyi anlamaya çalışsam anlamsız
yağmur kirpiktir, deniz kara, çocuk kum saati
bir yerlerde taze bir sabah var
günaydın iyi kuşlar,

gidip o sabahı beklemem gerek.

Tozan Alkan - Ağırlık
 
Geri