Kütüphane'm ve İçindekiler...

  • Kullanıcı Nef'
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Kitap Kulübü
🟢 Konu yazarı şu anda aktif


Şeeeyy, kitaplar değil de kitap. :T: Yaniİiİi Julius Fuçik'in iç yakıcı Gestapo hapishanesi günleri = Darağacından Notlar. :hppy:

Rica ederim, ben de sizin önereceğiniz yeni kitaplara açığım ilk öneri kitabı güzeldi çünk. :hello:

a aaaauuvvv (:
lar demişim , bunu çoklu mutlu olmaya sayalım
kitaba baktım biraz önce internette
kitabevinden almayı çok seviyorum, dokunmam lazım veee alttan seçmem lazım
kimse öylesine açıp bakmamalı kapağını (:
bende de böyle garip bir durum var

tabi ki seve seve öneririm (:
 
Ya Nef, yeni görüyorum konunu. BA YIL DIM. :ask
Umarım uzun uzun yazarsın hep, her daim takipteyim hayırlı olsun. :msm:
 
Benim kitaplığın fotosunu da paylaşırdım da hanım hep Ender Saraç kitaplarını doldurdu ya. Amin Maalouflardan Ender Saraçlara )):
 
Teşekkürler Elia , kitap sever olduğunu ve iyi okuduğunu biliyorum.
Arada paylaşıyorum , beklerim tavsiyelerimi de.

Ahh Hatem merak ettim şimdi kütüphaneni.Ufak ufak başla bence paylaşmaya (:
 
Elif Şafak diyorum evet, hep ertelediğim ama okudukça da diğer kitaplarında neler var acaba diye de merak ettiğim bir yazar.Bazı kitapları çok yalın, sade bir dille ve anlatımla yazılmışsa da bazıları alabildiğince karmaşık bir kurgunun içinde olabiliyor.
Elif Şafak'ı okumanın ve sevmemin bir nedeni de kız kardeşlik çemberi denilen bir olguyu yaratması, kadının gücünü ona hissettirmesi.İyi gelen bir yanı var.Okumadığım birçok kitabı da var ama okuduklarımdan bir demet sunayım sizlere.

dv9vor.jpg


Havva'nın üç kızından başlayım.
Şirin, Mona ve Peri… Günahkâr, İnanan ve Şaşkın. Münkir, Mümin ve Mütereddit… Böylesine farklı üç genç kadın nasıl bir araya gelebilir? Arkadaş olabilirler mi sahi? Hatta kız kardeş? diyor yazar.
Bir arayışın romanı bu.Yarım kalanları tamamlamak için yola çıkılan belki de.Aşk olmazsa olur mu hiç.Her şeyin başı olduğu gibi sonu da aşk.
Yalın kitaplarından bu da.Dediğim gibi kız kardeşlik vurgusu ön planda.
Sakin ve ılıman bir şey okumak isterseniz tam yerinde bir kitap.

Firarperest ise yazarın birbirinden bağımsız yazılarından derlenen bir kitap.Kısa yazılar, deneme tarzında.Kendine çıkan yollarda, aradığı ve bulduklarına dair yazılarından oluşuyor.Bi solukta okuyabileceğiniz bir kitap bu da.

Ve mahrem kitabı , çok şaşırtmıştı beni.Evire çevire okudum desem yalan olmaz.
Bir düşten bir rüyadan başlıyor kitap.
Bir sözlük var ortada ama bu sözlük Z den başlıyor ve A ya gidiyor.Her harfin hikayesi içinde.Kesinlikle okunmalı diyorum

Şemspare kitabı da gazetelerde köşe yazarlığı yaptığı dönemlerde yazdığı yazıların derlemesi.
Ve şemspare diyor güneş parçası.
Bir solukta okunacaklardan bu da.

Ve araf kitabı, farklı din, çevre ve kültürlerden gelip yolları Boston’da kesişen bir grup genç insanın dokunaklı öyküsünü anlatan Araf, yalnızlık, yabancılık, dil ve zaman üzerine bir roman.
Biraz sıkmıştı beni.Bırakıp aylar sonra hatırı kalmasın diye bitirmiştim.

Sanma ki yalnızsın kitabı ise çok özeldir çünkü oğlum hediye etmişti bana.Sevdiğimi bildiği için yazarı.Severek okumuştum.
Çünkü sevmek, yeni bir dil inşa etmek demek. İki kişilik bir dil. Çünkü aşkın olduğu yerde muhakkak kelam vardır, sessizlik değil.
Yalnızlığa bir sıcak ses gibi.Tatlı ılıman bir ses bu kitap.

Veee şehrin aynaları kitabı.Ahh beni dağıtan kitap.Favori kitabıdır bu.Daha doğrusu benim düşüncemde.Ağladığımı hatırlıyorum.
Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor. Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.
Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.

Bitpalas kitabı ise birinci dünya savaşından 2002 yılına kadar geçen süre zarfında geçiyor.Hakikat, zaman ve saçmalığın tanımını yapıyor.Çizgiler ve çember.Yine farklı zamanlar ve kesişen yollar.

İskender kitabı ise ilgimi çeken bir kitap oldu okumadan daha.Kapağı çok çekiciydi çünkü Elif Şafak erkek kıyafetleriyle maskülen bir tazda fotoğraf vermişti.
Elif Şafak bu romanı yazarken erkek olsaydım nasıl biri olurdumdan yola çıkarak yazmış.
İskender romanında töre cinayeti, ailede erkeğin sözünün daha çok geçiyor olması, annelerin erkek çocukları daha çok kayırması, kadın erkek eşitsizliği, yabancı ülkelerde göçmen olmanın zorluğu, sevgiye dayalı olmayan aileleri beleyen sorunlar gibi konuları işlemiş.
Feminist duygularla yazılmış bir kitap.Aşırı değil tabi, yaşanılanşar tam da gerçek.

Ooouuvvv siyah süt kitabı, ne iyi gelmişti bana.Ağlanacak halime güldüğüm zamanlarda ilaç niyetine okumuştum.Bence erkekler okumalı en başta.
Siyah Süt’ü yazarken benim için esas olan hafızamda bahar temizliği yapmaktı. Ben bu kitabı hatırlamak için değil. unutmak için yazdım diyor.Kitabı okudukça anneliğin ilk dönemleri yaşadıklarımızı daha doğrusu anne olanların anladığı şeylerden sıkça bahsediyor.Diyorum ya ilaç gibi.

Vee Pinhan , Elif Şafak'ın ilk romanı ve Mevlana büyük ödülünü almıştır.Benim de ilk okuduğum kitabıdır.

Med Cezir kitabında ise o kadar farklıdır ki kuşlar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, beraber yaşamaları beklenenlerin yanında tutunamayanlar." diyor.

Aşk kitabına gelince bir eksiklik hissettim.Bu kadar büyük bir isme hafif bir roman olmuş.
 
Ne demiş ünlü filizof Yabani hazretleri
Bu hayatta ne çok bilenler nede çok okuyanlar bilinir
Dünyada bir iz bırakmadıysan eğer neyi bilip bilmediğin önemi yok yeri geldi mi hepsi silinir
 
Ne demiş ünlü filizof Yabani hazretleri
Bu hayatta ne çok bilenler nede çok okuyanlar bilinir
Dünyada bir iz bırakmadıysan eğer neyi bilip bilmediğin önemi yok yeri geldi mi hepsi silinir

sözü uçurmayıp yazıya dökmek ne güzel bir izdir değil mi sevgili Yabani
teşekkür ediyorum
 
Tess Gerritsen kitaplarım, kütüphanemin kıdemlileri arasında yer alırlar.Polisiyeye ve gerilime dair özellikle tıbbi gerilime dair okunmaya değerdir kitapları.Rizzoli & Isles serisini bilirsiniz, dizi halinde de yayınlanıyordu.Onun kitaplarının baş karakterleri.Sıkılmadan, su gibi ve canlandırmaları da yapabileceğiniz hatta kendiniz de bir film çıkarabilirsiniz hayal gücünüzle okurken, öylesine güzel okutan bir yazardır Gerritsen.

Hemen resimlerini iliştireyim kitaplarımın

k9mrJ9.jpg


Cerrah kitabıyla başlamak istiyorum, onu keşfettiğim ve ilk okuduğum kitabı.Aslında ilk okunmalı dediğim kitabı da o.
Planlı ve kanlı bir katil cerrahımız.Seri cinayetler işliyor.Kadınların rahimlerini alıyor ve inanılmaz işkenceler uyguluyor.Daha önce bir katilin elinden kaçan bir doktor da cerrahımızın dikkatini çekiyor ve hikayemiz burada başlıyor.
İnsan bedenini ve ruhunu en ince ayrıntısına kadar ve korkuyu ve cesareti anlatıyor.
Tess Gerritsen okumadıysanız bu kitabından başlayın derim.

Çırak kitabına gelelim , yazarımızın kahramanlarından biri dedektif Rizzoli cerrahın elinden yeni kurtulmuş ve bu psikolojiyi üzerinden tam atmaya çalışırken bir seri katil daha türüyor ve bu katil de cerrahın yöntemleriyle çok benzer işler yapıyor.Bir nevi cerrahın çırağı.
Gerilim, korku..Ensemizde hisseder gibi.
Çok sevmiştim bunu da.

Siliniş kitabında ise, dedektifimiz hamile ve çok mutlu ve bebeğini kucağına almaya hazırlanırken yine bir kabusun ortasına düşer.
Bir diğer kahramanımız Isles adli tıp doktoru ve morgda ceset poşetlerine bakarken öldü sanılan bir kadın gözlerini açar.Kadını kurtarmaya çalışırken kadın birden katile dönüşür ve rehin alır Rizzoliyi.
Bu kadının kimliğini araştırmaya başlarlar ve kitabımız farklı bir kapı açarak merakla okuyun beni der.

Gece nöbeti kitabında, meslek itibarını kurtarmaya çalışan bir doktor ve hastaneye bırakılan kimliği belirsiz bir adam ve sonra adamın kaybolması.Sanki o gece olanlar bir ömre sığdırılabilecek şeyler.Karanlık adamlar.
Hastane kokusunu burnunuzda hissedeceksiniz.

Buz gibi soğuk kitabı da çok etkilemişti beni , adli tıp doktorumuz Isles bir toplantıya gidiyor ve sonrasında bir kayak merkezine gidiyor arkadaşlarıyla.Şiddetli kar yağışı altında araçları devrilir ve ıssız dağ yolunda mahsur kalırlar.Yürüyerek ulaştıkları on hanelik köy ilk bakışta tamamen terk edilmiş gibi görünse de, sofralarda dokunulmadan bırakılmış yemekler, garajlardaki arabalar, ölüme terk edilmiş evcil hayvanlar burada bambaşka, esrarengiz olayların yaşandığını düşündürmektedir.
Rizzoli arkadaşını aramaya oraya gider ve bambaşka bir hikayeyle karışır.
O kar altında sanki siz kalmışsınız gibi hissettiriyor.

Hasat kitabımıza gelelim , tabi ki tıbbı gerilim dolu ve organ mafyası işin içinde.İllegal operasyonlar ve çocuklar.
Çok üzülmüştüm okurken bir ara bıraktım sonra devam edebildim.

İkiz bedenler, ne kitapdı ama ve hikayesi.Doktorumuz Isles yüzleşeceği seri katille beraber sırlarına ulaşacak.
Bu yaşadıkları tesadüf mü ya da artık perdenin kalkması gerektiği mi?
Hiç bilmediği annesi ve onun hikayesi.O olma hikayesi.

Kemik bahçesi kitabı ise ilk okuduklarım arasında.Geçmişe ait kemikler ve uzak zamanlardan gelen sırlar.Mezar soyucuları, gömüler ve bolca kemik halini almış cesetler.

Ruh Koleksiyoncusu kitabımız ise , Boston'da bir müzenin bodrumunda iki bin yaşında olduğu sanılan bir mumyanın keşfiyle başlar.Mumyanın bacağında iki bin yıl öncesine ait olamayacak bir cisim ortaya çıkar o da bir kurşundur.Arkeoloji ve cinayetler serisi.
Çook sevmiştim bu kitabını da.

Vee sessiz kız kitabı ,Boston ve bir Çin mahallesi.Kesik bir el ve boğazı kılıçla kesilmiş bir kız.Bu katliam daha önce de akıbeti bilinmeyen kayıp kızlara ulaştırır.

Mefisto Kulübü kitabımız ise , şeytan araştırmaları ve bir grubun bu konuda çalışmaları var.Şehirde kendine ceset aramaya çıkanlar.Şeytanı ininden çıkarmaya çalışan katiller.
Tekrar okumak istiyorum bu kitabı.


Tess Gerritsen özellikle bir kadın yazar ve doktor.Çok saygı duyduğum biri.Gözüm raflarda hep arar kitaplarının yeni ve okumadıklarım hangileri diye.Dönüş yapacağım kendisine yine.
 
Bugün Kadıköy beni boşuna çağırmadı.Gel dedi Nef' gel.Aradığın burada.Evet aradığım oradaydı ve buldum.Çünkü bulanlar arayanlardı.
Kavuştum Mastor , acayip mutluyum (:

dvpJg4.jpg
 
Darağacından notlar kitabımı bu sabah bitirdim, ince gibi görünse de hemen bitmesini istemedim.Usul usul notlar ala ala bazen.
Kitabı yazarımız Prag'da Gestapo Hapishanesindeyken yazıyor.Önsözünde diyor ki , yaşamımın filmini yüz kez,binlerce ayrıntılarıyla gördüm.Şimdi onu yazmaya çalışacağım.Celladın ipi, ben bitiremeden boğazımı sıkarsa, geride filmin mutlu sonunu yazacak milyonlarca insan var.
Fuçik , ölümünü beklerken davasına tutunarak hayatta kalıyor.Onun için ölüm bir son olmayacak, fikirlerini minik kağıtlara yazarak belki bugün bana ulaşmasını sağlayacak kadar evrensel bir yol.
Umudunu yitirmiyor, dilinden türküsü elinde kalemi kağıdı zihninde fikirleri.O canı söküp alacaklar ama ya yazdıkları ya kalbi onu söküp alabilecekler mi ?
Ve diyor ki ; bir kez daha yineliyorum, bizler mutluluk için yaşadık, bunun için mücadeleye girdik ve bunun için ölüyoruz. Hüzün adımızla anılmasın.
Hani deriz ya yaşarken hayata iz bırakmak adına bir şeyler yapmak.İşte hayatın ölüme galibiyetidir bu.
Ve çok üzüldüğüm bir satırı da paylaşmak isterim."Kütüphanemden başka bir şeyim yoktu. Onu da Gestapo yok etti." Belki de gördüğü işkencelerden daha acı gelmiştir ona.Eminim, evet kesinlikle.
40 lı yıllar çoğu ülkede yokluğun yıllarıdır hep bana göre.Bir tek sayfaya bir kaleme muhtaç nice yazarlarımız var o dönemlerden.Şimdi kağıt bolluğundayken ve kalem.Klavyede bir şeyler yazmak çok dokunur aklıma geldikçe.Fuçik'de öyle.İmkansızlıklardan imkan sağlıyor ve yardım eden birinin vasıtasıyla dışarıya çıkarttırıyor yaşadıklarını.
Belki fikirler uyuşmayabilir birçok kişiye ama dava adamları ve yaşamları tabi hakkını verenler davalarında, okunmalı diye düşünüyorum.Ne insanlar gelmiş geçmiş bu dünyadan.Kimi 100 üne kadar yaşamış kimi de Fuçik gibi 40 ında canı alınmış.İz bırakmak işte rakamların ötesinde bir durum.
Ve son sözler , benim oyunumda sona yaklaşıyor.O sonu yazmayacağım, çünkü nasıl olacağını bilmiyorum henüz.Bu artık oyun değil yaşamın ta kendisi.
Gerçek yaşamda izleyici yoktur ; herkes katılır yaşama.
Son sahnenin perdesi açıldı.
Dostlarım , hepinizi sevdim.Nöbeti teslim ediyorum.

Teşekkür ederim Mastor , Fuçik'i sayende tanıdım ve bu beni çok onurlandırdı.
 
Kitabı güzel bulduğun için çok memnun oldum Nef' , beğenmezsin diye üzerimde stres olmuştu :D temin edebilmek için o kadar aradıktan sonra.

Katılırım, birçok not alacak cümle, betimleme vardı. Hem için burkulmuştur okurken, hem de şartlar n'olursa olsun mücadeleye ve hayata tutunmak gerekliliğini hissetmişsindir diye düşünüyorum. Rica ederim. :anla:

Ben de gerek yoğunluk ve yorgunluğumdan dolayı Taş Meclisi'ni emekleyerek okuyorum şu an, hoşuma gitti ve kazayla birlikte olayın temposu arttı, bitince gelirim. :hppy:​
 
Ahh ne çok sevdim Mastor, teşekkür ederim tekrar bissürü bissürü :anla:

Taş meclisi şaşırtır diyim (:
Beklerim yeni yeni kitaplarla o vakit.
 
Ahmet Ümit kitaplarımla geldim, başımın üzerinde yerleri olan her daim.
Ne güzel ne hümanist bir insan Ahmet Ümit , geç keşfettim lakin olsun.Arayı kapattım ama okumadığım birçok kitabı olmasına rağmen güzel ilerlediğimi düşünüyorum.Polisiye hayatıma bir renk ve farklı bir soluk.Türk edebiyatının en güzel şanslarından biri.
Kahramanı Baş komiser Nevzat ve ekibi, inanılmaz hikayelerin içinde bizleri bekler.

Okuduğum kitaplarının görsellerini paylaşayım hemen

P1XJN9.jpg


Sultanı öldürmek isimli kitabından başlayalım.İlk okuduğum romanıydı.
Bir tarih profesörü sapında Fatih Sultan Mehmet tuğrası bulunan bir mektup açacağı ile ölü bulunur.Bir aşk cinayeti midir diye araştırma yapılırken bir anda kendilerini Fatih Sultan Mehmet'e kadar uzanan bir entrikanın içinde bulurlar.Günümüzden geçmişe gidip gelen film şeridi hikayesi okunmaya değer.Her kitabını tavsiye ederim, benim için ilkti bu kitap sizde bundan başlayın isterseniz (:


Aşk köpekliktir kitabı ise, ismi çekmişti beni.Aşk, köpeklik.Sadakat mi, koşulsuz teslimiyet mi sorularıyla almıştım.
Kitap hikayelerden oluşuyor.Aşk köpekliktir de hikayelerinden biri.Romanlarından farklı bir tarzı var.Aşk sarmalı gibi düşünün.İçinden elbet kendimizi bulacağımız sahneler de mevcut.


İstanbul Hatırası kitabında ise, Sarayburnu’nda bir ceset bulunur.Cesedin avuçlarında sikke vardır. Cinayet araştırılmaya başlandığında ellerinde eski Bizans sikkeleri bulunan kişilerin tek tek öldürüldüğü anlaşılır.Peş peşe cinayetler işlenmeye başlar.Cinayetler de İstanbul'un tarihi yerlerinde işlenir.
Katil her zamanki gibi beklenmedik yerden çıkar.


Bab-ı esrar , ahh bu kitap.Ve Şems, sen nereden çıktın böyle.
Bir kadın Karen Kimya , yedi yüz yıl öncesine yapılan yolculuk.Mucizeler.Hayatın anlamını arayan o kadın ve Şems.
Siyahlar içindeki o adam , sahi o adamın kendisine verdiği ve kanayan yüzüğün sırrı neydi?
Şemsi ve Mevlana bir romanda bu kadar mı yoğun anlatılır.Şems'in ölümü de şüpheli bir ölümdü ve ne enfes bir tatta işlenmiş.Ne akıl ürünü.En en en bi sevdiğim kitabıdır.


Kar kokusu kitabında Moskova'da eğitim gören Türk devrimciler ve onların peşinde olan istihbaratçılar arasında yaşanan olaylar.Tabi ki işlenen bir cinayet.Ahmet Ümit kesinlikle böyle bir kitap yazmalıydı.Siyasetin içinden biri çünkü.Görüşlerini de çekinmeden dile getirir.


İnsan Ruhunun Haritası kitabı ise roman değil de daha çok yorum kitabı.Eleştiri kitabı.Derleme gibi düşünün.


Elveda güzel vatanım , ne hüzünlü bir isim değil mi ?
2. Abdülhamit dönemi ve karışıklıklarını polisiye tarzında roman halinde anlatan bir kitap.
Dönem kitabı ve kendinizi de o dönemde o anlarda hatta o sürgün anında o trende padişahın ensesinde hissediyorsunuz.


Vee Beyoğlu'nun en güzel abisi kitabı , yılbaşı gecesi işlenen bir cinayet var.Bir dram ve Tarlabaşı.
Karışık ve karmaşık işler ve karanlık yüzler.Ve kadınlar.
Çok sevmiştim bu kitabını da.


Kırlangıç çığlığı kitabı benim için özel oldu , habersiz bir özellik (:
Ben kitabı almaya gittiğimde, yazar oraya imzalı bir kitabını bırakmış.Haberim yok benim bundan.Ben de altlardan alırım hep kitapları, öyle yaptım aldım eve geldim.Sayfayı çevirmemle ta taam içinde bir yazı ve imzası.Ne mutlu olmuştum.İstesem denk gelmezdi.
Kitap çocuk istismarı ve cinayetlerini işliyor.Acı bir gerçek olan bu lanet olayları yine başkomiser Nevzat ve ekibi çözmeye çalışıyor.


Okumadığın kitaplarını da en kısa zamanda okuyacağım buradan devam ederim.
 
Sonunda bitirebildim Nef' . Birtakım işlerim ve devam ettiğim birkaç kitapla birlikte Taş Meclisi'ni okumam uzun sürdü, daha doğrusu zamanı ayarlayamadım, en sonunda dün öğleden sonra ve bugün uyandıktan sonra tüm boş vaktimi kitabı okuyup bitirmeye ayırdım. Lüü-si-an, kötü ve iyi karakterler, süper kahraman kadar güçlü Diane, bilgi yüklü birçok ayrıntı, yazarın yerleri harika betimlemesi, kitabın zihminde bıraktığı portakal, kızıl ve gri tonları... Bir yanda kendi canından olan evladına kötülük üstüne kötülük yapan anne portresi, diğer yanda da gülünç derece kısa vakit geçirmesine rağmen evlatlık edindiği çocuk için her şeyini ortaya koyan bir koruyucu/sahiplenici anne portresi... Fantastik bir hikayeydi, şaşırtan birçok sonuca, gerildiğimi hissettiğim olaylara, hüzünlendiren durumlara kapıldım.

Diane'yi sevmemek zor, birazcık süper kahraman boyutunda olsa da kitabın kurgusu buna müsaade ediyor olmalıydı ki, çokta rahatsız etmedi beni mücadelelerinden hep galip ayrılması.

Anası olacak spu için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim :mks: Baştan beri gıcık almıştım kokonadan. Diane'nin üvey babasını da sevmemiş, hatta hikayede artık sonlara doğru gelindiğinde Diane'nin şüphelendiği ve tüm okların onun üstünde birleştiği kısımda taşlar yerine oturuyor gibi olmuştu ama sonra gerçek ortaya çıkınca yine de çok ısınamadan düşüncelerim sonlandı.

Giovanni'ye ve komisere yazık oldu. Sonda Lusian'ın ismini değiştirme konusunda Diane'nin "Aman neyse ff ne gerek var ki?" demesine de kıl olmadım değil. "Herifler senin yüzünden öldü be kadın!" dediğimi anımsıyorum hafif bir sinirle. :şşkn:

Thiberge'nin gerçek kimliği, Diane'nin babasının kim olduğu, ruhunu güce kaptıran ve gözlerini kan bürümüş profesörler, kitaptaki bilimsel veriler, doğaüstü güçlerin anlatımı, Şamanizm, insanlar ve hayvanların hem karşılaştırılması ve benzetilmesi, evrimsel gerçekliklere atıflar, başka neyden bahsetsem, birçok güzel unsur vardı ve hoş bir iz bıraktı bende.

Dolu dolu bir hikayeydi, sürükleyiciydi, maceranın içerisinde olduğumu hissettim, tempo bir ara epey arttı kitapta, "Haydiii! Buyur burdan yak!" dedirten kurgusunu beğendim, belki sonu daha farklı da bitebilirdi, Diane ve Thiberge'nin yüzleşmesi daha dramatik olabilirdi gibi gibi... Çok beğendiğimi belirtmek isterim yine de, yazara da biraz yükseldim, birkaç kitabını daha okumak isterim, çok övülen kitapları var.

Teşekkür ederim bu güzel kitap önerin için. :hppy:​
 
Geri