Düşünmek her iman eden insanın başlıca görevidir. Ve düşünmenin içine sorgulamakta girer. Her şeyden önce kendimizi sorgulayarak işe başlarız.
En üzüntülü anımda karşıma biri çıkar ve tüm üzüntümü giderir. Bunu tesadüf olarak düşünebilirim. Ancak her üzüldüğümde bu durum gerçekleşiyorsa buna tesadüf demem. Gerektiği zaman gerektiği kimseleri karşıma çıkaran bir güç vardır. Bu gücün her seferinde yardımıma koşmasından büyük bir minnet duyarım. Üzüldüğüm zamanları ortaya çıkmasına baktığımda yine bu güçün sonucunda olduğunu görürüm. Bu seferde sonuca baktığımda bu güc benim karşıma bu sorunları çıkarmasaydı, o duyguları yaşamamış olsaydım insan olarak geldiğim şu dünyada bir hayvandan ne farkım kalabilirdi diye bir düşünceye kapılırım. Bundan dolayıda bir minnet duyarım. Ve bu duyduğum minneti göstermek isterim. Hatta yaptığım hata için af bile dileyebilirim.
Benim hayatımdaki her fonksiyonu, her evreyi, her kısmı kontrol edebilen büyük bir güç varken ve bu güç herşeyime müdahale bile edebilecekken bana seçim yapma fırsatını verebiliyorsa ben o güce taparım. Yaptığım her bir hatanın bedelini ancak çekebileceğim gücüm kadar bana yansıtıyorsa ben o gücü severim o güce aşıkta olurum.
Şimdi o büyük gücün kudretin sahibi Yüce Allah benden bunun karşılığında kulluk yapmamı istiyor ve bunu isterken zorlamıyor da. Kulluk yap yaptım mı mükafatını alacaksın, yapmadığında cezasını da çekeceksin. Ancak bilki pişmanlığını görürsem affedebilirim diyorken. Benim ona tapmamam, hayranlıkla, aşkla, sevgiyle bağlanmamam tüm yaratılışıma aykırı bir durum olurdu.
Sorgulamak yanlış bir şey değildir. Ancak Yüce Allah o kadar kusursuz ki sorgulamanın sonucunda bulacağın tek şey huzur olur. Düşünmenin huzur verme sebebi de bana göre budur.