Kendimle Hasbihal

Konu sahibi son olarak 7 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
...
91b2f0c9ce4e5a12b04626497fb05ad9.jpg
 
...hırslı kişi dünyadaki en mutsuz olandır. Fakat biz çocukları hırslı olmak için eğitmeye devam ederiz
"Birinci ol, en tepede ol ve mutlu olacaksın!" Ve, hiç aynı zamanda hem tepede olup hem de mutlu olan birisini gördün mü? Büyük İskender dünya fatihi olduğunda mutlu muydu? O, yeryüzünde yaşamış en mutsuz insanlardan birisiydi. Diyojen'in saadetini görünce kıskandı. Bir dilenciyi kıskanmak...?


Osho
 
İnsanlar hiçbir şey yokken problem yaratıp durur. Binlerce insanla problemleri hakkında konuşmuşumdur ve henüz gerçek bir sorunla karşılaşmadım! Tüm sorunlar uyduruk; onları sen yaratıyorsun çünkü sorunlar olmadan kendini boş hissediyorsun.

Osho
 
dilâsâ

seni arıyorum âmâ gözlerle tenhalarında haritaların
avuçlarımda senli düşlerin kırıntılarıyla seyyahı oluyorum sahraların
kum girdaplarına düşüyorum ellerim seni arıyor
çığlığımda
feryadımda
niyazımda hep sen varsın*
kavrulan tenime ıslak gözlerinden bir damla serinlik dök dilâsâ
kıraç gönüllerin coğrafyasından ab-ı hayat iklimlerine yol arıyorum
yaşlı bir leyleğin kanatlarına tutunarak sana göçer oluyorum
katranlı dehlizlerden geçiyorum dilâsâ
kanlı ırmaklardan
mayınlı tarlalardan
gözyaşı vadilerinden
ve sınanış günlerinden
o müstesna tebessümünün iksiriyle çıkıyorum
dikenli yolları yalın ayak yürüyorum dilâsâ
nefes nefes seni soluyorum sarp yokuşların daralan geçitlerinde
milim milim sevda sicimleri vuslata kısalırken
somurtkan bir eylül sabahında bedenim yorgun düşüyor dilâsâ
hazanın hüzün görüngüsünde saçlarını tarıyor ellerim
sığındığım zifiri sarnıçlarda mehtaplı yüzünü arıyorum
mecalsiz yığıldığım yitik izbelerde hayaline tutunuyorum
sarsak bedenimle serabına gel diye doğrulan varlığım
ruhunla yeniden dirilişe uyanıyor dilâsâ
mor menekşelere siniyorum tepelerinde aşkların
çiy düşmüş çimenlere senli duygularla uzanıyorum
çağlayanlardan bin damlaya bölünerek siğim siğim sana değiyorum
sessizlik nöbetlerinde keskinleşen duyargamla
yürüyüşünü dinliyorum uğultulu şehir vakitlerinde
aysız ve ayaz gecelerde dilâsâ
üşüyen varlığıma hep seni örtüyorum
papatya çiçeğinin son yaprağında adın dilime dolanıyor dilâsâ
düşsel
masalsı
ve efsunlu

sahi,
sen hiç gecenin bir vaktinde mehtaba çıkmayı düşündün mü
ya da istedin mi hiç kayan bir yıldızın yanı başında olmayı
o asude ruhuna çılgınca gelebilir belki
ama ben istedim dilâsâ
hem de bütün duyulanının iştirakıyla
ve biliyor musun dilâsâ
en yaman çılgınlığın hangisi olduğunu
onu da bilmezsin ya buğu bakışlım
sana aşina olmaktır oysa
mucizeleri mümkün kılan dilâsâ
kördüğüm yazgımın aşikare tek ayrıntısı
uğrunda umutlar çoğaltıp bedeller ödediğim mukaddes amaç
bütün sınırların ortadan kalktığı bir kesitte sen oldum
vahdet-i vücudu bilir misin dilâsâ
işte öyle bir makamdan erdim sana
ıslak gözlü dilâsâ
derinliklerinde yitik gönüller barındıran esrar
sahramın biricik vahası
nemli bakışlarına bağdaş kurduğum
gölgesinde serinlediğim servi ağacı
gün batımlarında da
sökün eden şafaklarda da
gecenin en ücra taraflarında da
ve kalbimin her atışında da
hep sen vardın dilâsâ
hep sen vardın
kırlangıçtan bilir misin dilâsâ
hani şu altı ay ömürleri olan yalnızlık kuşları
peki ya bir haftalık ömürleri olan kelebekleri dilâsâ
ben hepsini bilirim oysa
bir de kendimi bilirim dilâsâ senin bilmediğin
kelebeklerden daha zayıf
kırlangıçlardan daha yalnız olan kendimi
varlığınla uyuşan duyularım yeteneklerini kaybetti dilâsâ
ne acı
ne tat
ne de koku
yalnız sen dilâsâ
sahi nirvanayı bilir misin
insanın yükselebileceği en son aşama
hani şu melekut alemi dilâsâ
işte metafizik varlığınla orda seninleyim şimdi
ah dilâsâ ah
buğu bakışlı
ürkek duygulu
titrek dilli dilâsâ
sana seni ithaf etmekten gayrı nedir ki kıymet-i varlığım*

Nihat Turan
 
Cehennemde değilsin, cehennem sensin. Egonun kendisi cehennemdir. Bir kez ego olmadığında cehennem yoktur. Ego senin etrafında seni mutsuz eden seni perişan eden yapılar yaratır. Ego bir yara gibi çalışır: O zaman her şey acıtmaya başlar. Ben cehennemdir.
*

Osho
 
Benden hoşlanmamasını tamamen hoş karşılarım; herkesin benden hoşlanmasını istemiyorum; bazı insanların hoşlanması, kendime olan saygımın azalmasına neden olurdu.

Henry James
 
”Bana göre” dedi, ”İnsan bir şeyi ya sevmeli ya da sevmemeli; tabii, insan her şeyi sevemez. Ama etraflıca düşünmeye kalkışmamalı... bunun seni nereye götürebileceğini hiçbir zaman bilemezsin. Kötü sebepleri olabilen bazı çok iyi duygular vardır; bilmez misin? Hem sonra bazen de iyi sebepleri olan çok kötü duygular vardır. Ne demek istediğimi anlıyor musun? Sebeplere hiç önem vermem, ama istediğim şeyi bilirim.”

Henry James
 
"Derin yaşamak ve hayatı iliğine kadar özümsemek istiyorum.
Yaşama dair olmayan her şeyi bozguna uğratmak için.
Ve ölüm vaktim geldiğinde aslında hiç yaşamamış olduğumu keşfetmemek için."

N. H. Kleinbaum
 
Bazen ne kadar kırgın ya da kızgın olursa olsun insan,yine de sevebiliyor.Zaten sevmese bunu hissedemezdi ki.
Hele ki,inanmışsa bir kere nedenleri gece gibi üşüşür zihnine.
Keşke diyor insan bazen keşke...Ama nafile...
 
Son düzenleme:
Gidersen eğer
Bu yaz gününde gidersen eğer
Beraberinde güneşi de götürmelisin
Yazın gökyüzünde uçan kuşlar
Aşkımız taze
Ve kalplerimiz mutlulukla doluyken
Gün yeni
Ve gece uzunken
Ve ay gece kuşlarının şarkılarının
eşliğinde öylece dururken.
Gidersen eğer, gidersen eğer
Gidersen eğer
Ama kalırsan eğer, öyle bir gün yaşatırım ki sana
Daha önce hiç yaşamadığın, ya da bir daha yaşamayacağın
Güneşe açılırız beraber, yağmurla yol alırız,
Ağaçlarla konuşur, rüzgara yakarırız.
Ondan sonra gidersen anlarım.
Giderken ellerimi dolduracak kadar sevgi bırak bana.
Gidersen eğer, gidersen eğer
Gidersen eğer
Gidersen eğer, biliyorum gitmelisin
Dünyada güvenebileceğim kimse kalmayacak
Sadece boşlukla dolu içi boş bir oda
yüzüne baktığımda gördüğüm anlamsız bakışların gibi
Şimdi söyleyebilir miyim sana, gitmek için dönmüşken
Sonraki merhabana kadar yavaşça ölüyor olacağım
Gidersen eğer, gidersen eğer
Gidersen eğer
Ama kalırsan eğer, öyle bir gün yaşatırım ki sana
Daha önce hiç yaşamadığın, ya da bir daha yaşamayacağın
Senin gülüşünle açılırım denize
Senin dokunuşuna binerim
O kadar çok sevdiğim gözlerinle konuşurum
Ama gidersen eğer, ağlamayacağım
Hoşçakalın hoşu gider
Gidersen eğer, gidersen eğer
Gidersen eğer

https://youtu.be/aawXhhxKolk
 
"Biz de taşlar kadar önemliyiz," diye başladım
yeni günün öğretisine. "Eski çağlarda, tanrılar bize değerli bir armağan verdiler: yaşam. İşte bu kutsal toprağa ekebiliriz en güzel çiçekleri, en etkileyici ağaçları. Tanrılar bize aynı hediyeyi başka başka ambalajlar içinde sundular; bizim bu gezegenden geçiyor olmamızın aşkın nedenlerini duyumsayanlar için Pachamama kurtulan var bunun içinde. Herşey canlı, her şey evrim okulunda ders görüyor. Her şey birer insan, farklı giysilere bürünmüş. Bir gün hepsi yeniden birer yıldız olacak.

Bir insan, daha uykudaysa, gururlu davranır,
kibir onun kartıdır, etiketidir. Ne çok üzülür
Pachamama çocuklarının yanlış yola sapmasına! Ne sık kapanır Evrensel kapı alçakgönüllülük pasaportu taşımayanların yüzüne! Kibirli insanlar, Ajlla, kendi budalalıklarının tutsağıdırlar. Kendilerini durmadan aldatan düşüncelerden gelen acayip laflar söyleyip dururlar. Çoğunlukla kendilerini "iyi insan" sayarlar.
Kendilerini başka insanlardan üstün kılan bir dolu erdemler, yetenekler, bilgelikler yüklemeye eğilimleri vardır kendilerine. Tüm bunlar gerçek bir hapisane hücresi oluşturur göze görünmeyen, ama onlar aptalca konuşturan. Bir ölüyü dört kibirli insan götürse mezarlığa gerçekte beştir ölü sayısı.

Böyle burnu büyük davranışlardan gelen başka
büyük sorun da, bu tip bir kişinin, çirkin tutumlarını sürdürürken, yalnızca bu gerçeğin içinde yaşamak zorunda kalmasıdır, böylece ortaya çıkan kısır döngü kendi budalalığını besler durur.

Kibirli insanların aptal olması kaçınılmazdır,
çünkü onlar her şeyi kendi standartlarıyla değerlendirirler.

Her şey onlara göründüğüne göre iyidir ya da
kötüdür. Hayatları biteviyedir, çünkü durmadan
kendilerini başkalarıyla karşılaştırırlar. Kararlarını
çevreden edindikleri çarpık imgelere bakarak verirler.
Kibirli olanlar acı içinde yaşarlar, çünkü onlar iç
gelişmelerinin yerine başkalarıyla girdikleri gülünç yansı koymuşlardır; böylece hep gerilimli hep telaşlıdırlar.

Bu acelecilik, bu saplantı sahip olduklarının
tadına varmaktan alıkoyar onları. Mutlu olmadıklarından hastalanırlar. Bu nedenle soluklan hep sığdır:
özdekçidirler, yüzeyseldirler, anlamsızdırlar; hatta
tinsellik evrenine bile girseler böyledir bu. Bütün
süprüntülerini birlikte getirdikleri için, aynı yanılgılar sürdürürler, bunun sonucunda da hiçbir şeyi anlayamazlar.

Tinsel uygulama onlar için gülünç bir
alay etmeye dönüşür; en başta da kendileri gülünçleşirler.

İnsanda alçakgönüllülük olmazsa, Pachamama'nın
kutsal dinine girmek olanaksızdır. Gurur ve
kibir Gezginin Yolu'nun tüm karşıtıdır. Alçakgönüllülük
olmadan bilgiye ulaşılamaz, alçakgönüllülükle
biz tüm gerçeklere, tüm boyutlara girebiliriz.

Alçakgönüllülük,
Ajlla," diye sürdürdüm, "bizim için niteliksel
olarak farklı bir titreşimdir. Alçakgönüllü olan
yavaş yavaş güçlü kudretli olur. Kendilerini korkulardan arındıranlar ancak gerçekten alçakgönüllü olabilirler. Alçakgönüllülük temelde bir cesaret davranışıdır."

"Alçakgönüllü olmak neden bu denli güçtür,
Chamalü?" diye sordu Ajlla, apaçık bir ilgi ile.
"Kaç kez aynı şeyi sordun bana?" dedim. "Çağdaş
insan için özellikle zordur bu. Sanının aileden ve
okuldan alınan eğitim ile ilgisi vardır. Orada insanlar bireyci olarak, bencil olarak yetiştirilirler. Başkalarına karşı sorumluluk taşımasını öğrenmezler. Çağdaş insan paylaşmaktan çok yarışmayı öğrenir, bir kalp krizi onu bu cehennem yarışından çıkaranadek koşup geçmeye uğraşır başkalarım.

Alçakgönüllü olmayışı ruhun gözlerini örten bir
bağ gibidir. Kibirli olan pek çok şeyin ayrımında
olmadan geçer bu dünyadan."

"Ajlla," dedim, birden ses tonumu değiştirerek,
"sen benim en kötü öğrencilerimden birisin."
"Chamalü , " diye bağırdu şaşkınlıkla " niçin böyle
söylüyorsun?"
"Sana gurur bulaşmasın, kibir seni çürütmesin
diye, dedim," "Alçakgönüllülük Gezgin'in anahtarıdır."
"Bana alçakgönüllülüğü biraz daha anlat, " dedi,
konu ile gittikçe daha çok ilgilenerek," ikiyüzlü
biriyle karşılaşırsam ne yapmalıyım?

Alçakgönülülüğümle
onu onaylamış olmayacak mıyım?"
"Ajlla," diye yanıtladım yavaşça, "sana daha önce
söylemiştim alçakgönüllülüğün budalalık
olmadığım. Onun aptalca bir korkaklıkla ilgisi yoktur.
Tersine, o en cesurca davranıştır, çünkü ancak
cesaretle dolu olanlar gerçekten alçakgönüllü olabilirler.

Alçakgönüllü olmak yüreğiyle yürümek demektir.
Hata yapan birini görürsen, onu aşağılamak için
fırsattan yararlanmamalısın, ya da sapmamalısın, ikiyüzlülüğe. Alçakgönüllülük gerçek ise, aşk durumunu bırakmayız elden; aynca her durumda gerekli olanı yapmam sağlayan büyük bir bağlılık duygusu
vardır.

Alçakgönüllü olmak sevgi dolu olmak demektir,
anımsamak demektir tanrısal kökenimizi, inançlı
olmaktır dolu bir yaşama. Alçakgönüllü olmak yıldız gibi, ağaçla dağ gibi, çocukla büyük gibi ... duyumsamaktır

Toprakla Güneşin çocuğu, tüm yaptıklarını
kardeşi gibi duyumsamaktır kendini.
Alçakgönüllü olmak hep yüreğinde bir çığrı taşımaktır,
bu yüzden de her durumda doğrusal olan
yalnızca sevecenliktir.

Güneşin yolunu Gezgin, Ajlla, onun davranışlarım
belirleyen alçakgönüllülükle tanır."

"Chamalü, her dakika alçakgönüllü olamazsam
ne olur?" diye sordu Ajlla.

"Alçakgönüllü olmak için çaba göstermen gerekmez",
dedim ona. "Kendi içinde sağlıklı olman yeter.
Sen sağlıklı isen, alçakgönüllülük kendiliğinden akacaktır sana. O hapis olanlar kendi hapisanelerini
kendileri yapar; her biri kendisinin gardiyanıdır.
Sana bütün yüreğimle söylüyorum, Ajlla, insanın
başına gelebilecek en kötü şey hapisanede yaşamaktır.

Chamalü, Luis Espinoza
 
“Eğer başkalarını günahkârlar olarak lanetleyerek bir aziz haline geleceğini düşünüyorsan, senin azizliğin yeni bir ego tatmininden başka bir şey değildir.”


Osho
 
Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,

Bir adım gelene on adım gidişimsin.Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin

Sen benim; yalandan ve sahteden kaçışım,

Riyadan bıkışım, gerçeği arayışımsın

Ve nihayet doğrunun tadına varışımsın


Sen benim; haksızlığa ve zulme baş kaldırışım,

Mazluma kucak açışım, zalime düşmanca bakışımsın

Ve mağdurdan yana tavır alışımsın


Sen benim; bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,

Azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin

Ve kapanmayan avuç içimsin


Sen benim; hayat ve kaderle inatlaşmam,

Ekmek için kavgam, bitmek tükenmek bilmeyen davamsın

Ve zorluklara karşı yılmayışımsın


Sen benim; menfaate ve çıkara tepkim,

Almak için verene öfkem, ille de karşılık bekleyene lanetimsin

Ve alayına isyan edişimsin


Sen benim; ahlaksızlık ve yozlaşmayla mücadelem,

Para için kendini satana küfredişim, başkalaşana verip veriştirişimsin

Ve eskiyi özleyişimsin


Sen benim; duygusal yaradılışım,

En ufak şeyi kafaya takışım, kolay unutamayışımsın

Ve bundan bir türlü sıyrılamayışımsın


Sen benim; sonsuz sadakatim,

Merhametim, hissiyatim, şefkatimsin

Ve aman diyene yüz çevirmeyişimsin


Sen benim; her şeye rağmenim,

Asla pes etmeyişim, başımı öne eğmeyişimsin

Ve ümidimi yitirmeyişimsin


Sen benim; yaşama ülküm,

Namusa olan düşkünlüğüm, namussuzluğa küskünlüğümsün

Ve gururum, onurumla olan bütünlüğümsün


Sen benim; karakterim ve kişiliğim,

Objektif fikrim, subjektif hissimsin

Ve hayata bakışımsın

Mevlana
 
Belki de hayvanlar kendi sevgi açlıklarından değil, aslında kimin sevgiye ihtiyacı olduğunu hissettiklerinden takip ediyorlardı peşlerine takıldıkları kişileri... Belki de gerçekten yanlış anlaşılıyorlardı. Sorumluluk almaktan kaçarken sevgiye fırsat vermeyen kuru bir yaşama mı dönüyordu hayatımız?

Azra Kohen
 
Fikirler ne kadar zıt olursa olsun, karşımızdakini yargılarken vicdanımızdaki adelet değil miydi insanlığımızın rahmi?

Azra Kohen
 
Benim cazibesine tek kapıldığım şey bulutlar,
zira göklerin serserileridir onlar.

Eduardo Galeano
 
İnsanlar , bir batıl inanç uğruna, neredeyse yaşanan bir gerçek uğruna olduğu kadar canhıraş mücadele ederler, hatta çoğu zaman daha güçlü çünkü batıl inanç, yanlışlığı ispatlanmayacak kadar soyuttur ama gerçek bir bakış açısıdır ve dolayısıyla değişkendir.

Hypatia
 
Ben devrik cümle bile kuramazdım. Kuramazdım, çünkü korkardım Sorumluluklarım vardı. Akranlarım bozuk bir Türkçe'yle gül gibi anlaşırken, bütün o gramer kurallarının anasını ağlatarak bildirişirken, giriş gelişme sonuç kavramlarından bi haber, rastgele bölünmüş paragraflarla kompozisyon yazarken, ben... Ben kendime ihanet eder cümlenin öğelerine sadık kalırdım. Ömrüm düzgün cümleler halinde geçti. Bilmeden bazı hatalar yapmışımdır tabii. Bilsem... Bilsem anlamı öldürür yine de cümleyi kurtarırdım Oysa şimdiki halime bak. Kelimeler kifayetsiz kalıyor, dilbilgisi sırnaşık! Saçmasapan cümleler kuruyorum ve duyduğum mutluluk bana kaygı ile karışık bir utanç veriyor!

Alper Canıgüz
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri