Karanlığa Sarılmak

Konu sahibi son olarak 2172 gün önce görüldü
Bir kuş tüyüne değip de
berelenmeden
Bir güz yelinde örselenmeden hiç
Çayırın acı yeşillerine uğramaksızın
Hırpalanmadan günışığında
Papatya kokularıyla ırgalanmadan
Sen yine orada mısın demeden
Sen hala
Sen hala gel demeden
Geliyorum ben sana
 
Geceleyin bir ses böler uykumu
İçim ürpermeyle dolar; Nerdesin?
Arıyorum yıllar var ki ben onu,
Aşıkıyım beni çağıran sesin
Gün olur sürüyüp beni derbeder,
Bu ses rüzgarlara karışıp gider
Gün olur peşimden yürür beraber
Ansızın haykırır bana: Nerdesin?

Bütün sevgileri atıp içimden,
Varlığımı yalnız ona verdim ben;
Elverir ki bir gün bana derinden,
Ta derinden bir gün bana "gel" dersin.
 
Seni seviyorum demek isterdim
Ölesiye bir duyguyla,
Taparcasına dil dökmek
Ve saçlarım ağarmadan söylemek isterdim

Seni sarmak isterdim sonsuzlukla
Delicesine sevmek
Bir sarhoş gibi adını sayıklamak
Ve bağırarak kollarında ölmek isterdim
Gülüm...
 
Sen de seyredersin beni aynalardan.
Seni unutacak olursam zaman zaman
Solmuş resimlerle gelen hatıralardan,
Unutulmuş mısralardan,
Ya da hüzünlü şarkılardan
Birden çıkarsın karşıma
Her zamanki gibi.

Yalnızlığım ;
Sen de olmasan kiminle bakarım
Sessizce kayan bir yıldıza,
Kiminle gülerim şakalarıma,
Kiminle ağlarım, yalnızlığıma.
 
Sevdasına Kulum Ona Köleyim
Can İstesin Parça Parça Böleyim
Unut Deme Ama Öl de Öleyim
Unutmak İşime Gelmiyor Be Dayı
 
Bir gün ayrılırsak
Sevilmekten eskimiş bir renk sanırım kendimi
Gözbebeğime bakarım senin yüzüne özgü
Gece gece
Abone olduğumuz o parkta bulurum kendimi
Köşe bankta sırt üstü yatıyorumdur
Söylemem gerek mi bilmem, zırlıyorumdur
Rıhtımlar dolusu narçiçeği sen
Birkaç ton körkütük ben
Bir öyle bir böyle sanıyorumdur kendimi

Bir gün ayrılırsak
Gülkurum, çılgın diye an beni
De ki bulutlanarak, onu sevdim gibi
Kellesi kulağı düşüktür şimdi ayrılmışlıktan
Göğün beline keman teli sarıyordur
Her zamanki gibi
De ki
Kulağına doldurduğu denizler seslenip gidiyordur
Sözcükleri muz gibi soyuyordur ortalık yerde
Yine Şiirzade Akgün Efendi sanıyordur kendini

Bir gün ayrılırsak
Dövünen çok olur, sevinen daha da çok
Takla atanlar olur haber üstüne
Göbek atanlar
Ülseri azanlar olur
Bir gün ayrılırsak
Bak fena olur
 
Sizin gibi
Ölümü düşündüğüm çok olur
Hattâ düşlerimde öldüğüm bile
Bütün yürekler taş kesilmiş
Kendim ağlarım öldüğüme.

Şöyle iki yanı ağaçlı loş
Uzun bir yol
Gide gide tükenmez
Sonu deniz.

Sular birden görününce
Nasıl koşarım bilmezsiniz.

Kaçak ruhum denizde başı boş
Gövdem karanlık bir ormanda
Darağacında sallanır.

Kardeş balıklar acır halime
Uzaktan geçen gemilere seslenirim
Beni de alın, beni de alın
Düş içinde düş görürüm
Çoğu zaman sabahı beklemeden
Gerçektir öldüğüm.
 
Seviyorum insanları zaman zaman
Bakıyorum yüreği güneş dolu alnı ak
Biri var;
Ne dilinde iğne ne avucunda taşlar
Ne gözlerinde yalan
Gerçekten insan!
Gülüşleri gözyaşları sıcak
Canımdan yakın, yıldızdan uzak
Biri var... böyle biri var
Ne güzel bu inanış, bu kutlu an!
Seviyorum insanları ben her zaman.
 
Bu yaşıma geldim içimde bir çocuk hala
Sevgiler bekliyor sürekli senden.
İnsanın bir yanı nedense hep eksik
Ve o eksiği tamamlayayım derken,
Var olan aşınıyor zamanla.

Anamın bıraktığı yerden sarıl bana.

Anıların kar topluyor inceden,
Bir yorgan gibi geçmişimin üstüne.
Ama yine de unutuş değil bu,
Sızlatıyor sensizliği tersine.
Senin kim olduğunu bile bilmezken.

Sevgiden caydığım yerde darıl bana.
 
Sonbahar-ki acının değişmez dipnotudur-
Sesinin solgun göğünde
Küçük bir yıldızla bir harfi tutuşturur.
Savrulur her yana kavruk kelimelerle,
Yüreğini acıyla buruşturur.
Bakışının pasıyla zırhlanan dünya,
Binlerce pıtrak yapıştırır yüzünün kumaşına
Sonbahar-ki doyumsuz bir aşkın sonudur.
 
Güzel anılar biriktirdim senden,
Dudağıma solgun gülücükler getiren.
Özenle sakladım belleğimde,
Bir yığın oldu daha şimdiden.
Nasıl olsa bir sonu olacaktı bu aşkın,
Bir gün apansız gerçekleşiveren.
 
Çünkü sevda bir nehirdir,
Akar insan bütünlüğüne.
Türlü kollar alarak
Katar onları benliğine.
Yürekten yüreklere yönelir.

Şimdi gel dondurma beni.
 
Sevdim çağrıladım ben seni geceler
Günler yalnız olduğumun kıyılarında
Aydınlığı sürüp giderken yan yana gelmelerin
Dedim elleri kim bilir kimin elinde
Saçları dudakları kim bilir kimin...
 
Anne diyebilen insanlar vardır.
Yavrum diyebilen kadınlar dolaşır bu odalarda.
Karanlıklar annem benim...
Yavrusuyum gecelerin...
 
Neyi bildik acılarla gelen,
Kapattı kapımı, penceremi...
Işığını söndürdü, tuttu elimden,
Sayrılıksa bu, n'apacağı belli mi?

Gecenin karanlığında bir yol bul
Sokağımı ara, yokuşumdan in.
Gölgemi görürsen penceremi vur,
Umarların feneri elinde senin.
 
Bir solukta yaşadım ve tükettim tümünü
Bir solukta gördüm kırk sekiz yılda gördüğümü...
Sonunda yorgun yürek 'duy..' dedi işte,
Sessiz sedasız gidilecek günü.
 
Yaşasam, bende kalan doğanın görkemini
Çiçeklerle koklaşsam, kuşlarla söyleşsem.
Esinlerin dalgasına bıraksam kendimi,
Sarhoşluğun bordasına vurdukça evren.
 
Bana bakışın...
Nasıl uzatırdın bana şu sürahiyi?
Seyrederdik uçan bulutları, geçen gemileri.
Nasıl son defa konuştun, son defa güldün?
Nasıl öldün?..
Nasıl öldü, Yarabbim, nasil öleceğiz?
Hangi sonsuz geceler, iklimler geçeceğiz,
Bundan sonra da bir gün aynı sofrada
Oturacak mıyız bir daha!..
 
Yağmur dindi, rüzgâr esmiyor
Şimdi sadece korkunç sessizlik
Duvarda boş bir çerçeve duruyor
İstasyon'da bıraktım gölgemi.

Ölüm kadar yakınsın bana
Hayat kadar uzak, ah sonbahar...
 
Geri