Karanlığa Sarılmak

Konu sahibi son olarak 2172 gün önce görüldü
İşkencedeki insanın incinen onurunu
Yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü
Buğular içinde yüzen geceyle gündüzü
Işıkları yalandı kederle akardı kent
Ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı...
 
Biliyor musun gülün kokması gecikecek
Bir kuş sesi gömleğine işlenecek
Çok eski bir gökyüzüyle birlikte
Orda burda söylenecek
Huma kuşunun göğsünde dinlendiği
Üşümüş, yorgun ama umutsuz değil...
 
Sabahlar kadar beyaz ve taze
Bir şarkı söyle içinden gelen.
Bir şarkı söyle sesin hafızamda
Bu günmüş gibi sonsuz kalsın.
Kurtulsun söylenmemiş sevgiler karanlıklardan
El değmemiş duygular uyansın...
 
Ben sevdiğim kitapları bitirdim
Her satırda seni görerek
Her yıldız bir şarkı söyledi
Her şarkıdan bir kalp ağrısı kaldı
Karanlıkta geçen gemiler gibi...
 
Yoksa zor değil, hiç zor değil,
Demli çayı bardakta karıştırıp,
Bir başına yudumlamak doyasıya.
Ama ''Çaya kaç şeker alırsın?''
Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...
 
Sabrın çalkalanıp taştığı sulardadır
Çığlıklarla parçalanmış uykularda
Buruşturulup atılmış aşklarda
Ve çalınmış mutluluklardadır
Ses ile yürek
Büyük rüzgarların o yanık şarkısı
Hala yükselir içimizden, dağılır
Coşkunun doruklarında sürer yankısı
 
Yok bundan böyle ter yarası
Zincir tutsaklığı ve sabır
Kırbaç yalvartması sessizliğin
Can pazarı ve kahır yok
Herşey yaşanan şu gün gibi gerçek
Adımız halk olduğu günden beri
Bir direnç olmuştur bizde sevinçler
Şimdi acının her kuraklığında
Onlar
Yüreğimizin ovalarına çiselenirler
 
Adı karanfil ki suçu rengidir
Özgürlük dilinde bir imge
Tutsaklık dilinde bir söylencedir
Karanlıkta bir el koparır dalından
Artık ölüme varmış bir işkencedir...
 
Çıksam şimdi güzelliğin gökyüzüne
Dolaşsam
Görsem bütün tanrısal sevgileri
Ölümsüzlüğün sofrasına bağdaş kursam
Ve anlatsam
Anlatsam o ağlatan mutluluğu
Bilmem inanır mı bana mavilikler
Suskun bir coşkunun doruklarında
Pür köpük ve rüzgarlı
Bir nehir kahkahasıydı gözyaşı
Vivaldi böyle dinlenirmiş meğer
Mutluluk bile sensiz çekilmezmiş
Ben ki yaşamı toprak bilmiştim
Nice tohumlar ekmiştim bunca yıl
Geç anladım
Aşkın tohumu sensiz ekilmezmiş...
 
Neyi yaşıyoruz şu anda
Nelerle sığmıyoruz dünyaya
Aşktan
Öfkeye geçiyoruz birdenbire
Sevinçten üzüntülere
Durgunluktan coşkulara koşuyoruz
Coşkulardan
Mutsuzluğa gömülüyoruz sessizce
Ve yaşıyoruz böylece her yılı
Koskoca bitmez bir saniyede...
 
Sancısını yaşıyorsun kaç zamandır
Yeni bir güne sevinçle başlamanın
Yoluna ışık tutan sözcükler
Var mı o günün ışıltılı kanatlarında
Rüzgâra dost olan soluklar var mı
Altını çize çize soruyorsun nedense
Ki hep aldatmış olduğun kendine

Adın çoktan çocuğa çıkmış oysa
Çoktan anlaşılmaz olmuşsun
Şu güzel ömrün tam ortasında
Kuşları sora sora düşen yapraklarda
Ey çılgın
Kanadı kırık her kuşa
Kanat olmaktan yorulmuşsun

Bulutları çarpışa çarpışa yorgun
Bir gökyüzüdür artık gülüşün...
 
Aşk bu
yağmur dayanmaz bu bahara

Bulutlar ince ve narindir
ve bulutlar tanır sevgiliyi
döker mercan kuşlarını
avuçlarımıza
 
Dönüp bakıyorum yollara
Virane evlerin silueti düşmüş
Hatıralara
Dönüp bakıyorum dumanı
Göklere biriken yakılmış zamanlara

Sen daha çocuksun bilmiyorsun
Aşkın buzlu bir yanardağ olduğunu
Kaldırımların sensizliği nasıl
Haykırdığını yüzüme
Denizin korkunç dalgalarını
Ve kıyıdaki insafsız
Çarpıntılarını
Ve durup durup çılgınca
Yokluğuna nasıl ağladığını
İstanbul'un
Sen bilemiyorsun...
 
Gidersen
Bir şeyler kırılır bir yerlerde

Kuşların kanadı kopar
Gökyüzünde

Dilim parçalanır ağzımda

Sesim kısılır
Yüreğimde fırtınalar kopar
Alıştı bu şehir sesine, gidersen
Yıkılır


Gidersen acıların üşütür beni

Dilim kapı tokmağına yapışır ve öylece kalır
Ki parmaklarının izi duruyor orada
Gidersen
Kokunu süzerim türkülerden

Gidersen
Rengine boyanırım
Karanfillerin
Bu kenti beste yaparım
Üretirim kanımdaki ateşinde seni
Gidersen
Bırakmam, küçücük ellerini...
 
Yürekler vardır ki Devran elinden,
Onlara gam sunulduğunda,
İri güller gibi kan ağlayıp
Sessiz, dünyayı seyrederler...

Yürekler vardır ki onlar,
Kırgınlık ve yalnızlığı tadınca;
Sokak gösterilerinde yakılan,
Taşıt lastikleri gibi,
Alevli ve gösterişli yanarlar...

Yürekler vardır, gam denizi derinlerinde
Mürekkep balıklarıdır ki,
Onlara sitem eriştiğinde,
Deniz içine ağlarlar...
Laciverd ve dilsiz.
 
Aniden, habersiz çıkagelirdin
Seçkin sevinçler içinde belirdin
Birdenbire,sessiz çıkıp giderdin
Deprem gibi derin vuran Keder'din..
 
Ne zevk ne sefâ...
Ne göynüm arzulara seyr-i seyrân
Ne arayışlar eder göynüme devr-i talân
Senden gayrısı gözlerime yalan
Ellerime, nefesime, canıma virân
Varlıgın Varlığıma bahşedilmiş en güzel ikrâm
Bir seni düşürdü göynüme yüce mevlam
Olmasındı murâdıma başka meram
Sendendir yana dileğim iki cihan sevdâm
Kıymetligime sarıp sarmaladıgım
Nasipligime beledigim elzem dua’m
Yollarına tembih ilen âmin’ler serdiğim
Düşmesin kaderime senden gayrı yollarım
Tek dilegim sen ol gönlümde sevdiğim ...
 
Uyanıyorum gecenin bir vakti amansız
Bir ürperti sarıyor yüreğimin ağrısına
Seni düşünüyorum, hasretin ateşi altında
Sen gülüşüne şiirler yazdığım kadınsın
Bunu biliyorsun...
 
Bilmiyorum gerçekten
iğne-nakış nedir ama
Bazı insanların gönülleri öyle sökülmüş ki
Dikilir ya da yama olur cinsten değil
Akıllar öyle şirazesinden kopmuş ki
Gerçeği idrâk edip kavrayacak gibi değil
Vicdanlar öyle atılıp buruşturulmuş ki
Gönüller merhametten uzak, virân gibi...
Bilmiyorum;
nasıl dikilip tâmir edilir, iyileştirilebilir bu gönüller
Paramparça edilmiş yürekler, düşünceler, sevgiler...
Hangi iğne-nakış ile
Yeniden eski hâline getirilebilir..!
S ö y l e y i n . . .
 
Ah! Şu sevmek yok mu
Hani dünya düzeni deyip,
Kin ve nefret kavramına boğup,
Yürekleri bir bilinmezliğe esir etmeye çalışanların inadına
Yapılan şu gönül kârı işi
Şu s e v m e k ne güzel bir kavram gönüllerde, dillerde...
Gün gelir nefes alışları durulur insanın
Durur ardından zaman, ömürler yitik harman
kalır güzellikler gönül kârı, ardımızda
Sevmek kalır bahçamızda, yâd-ı ne hoş...
Ah! Bir de soğuk bir nefes
O yorgun ve solgun duvarlarda...
 
Geri