Karanlığa Sarılmak

Konu sahibi son olarak 2172 gün önce görüldü
Hapsolur ise ellerin, satırlarda şâd olur yazmalı yüreğin
Sürgün yer ise yüreğin, hasretin prangasında kötürüm ellerin

Ya seversin yine, ayrılmaya meydan okurca
Ya da hep özlersin, göz yaşına teslim olurca

Her ayrılık bir göz yaşıdır
Her yaş ise bin ayrılık...
 
Ben sadece kaleme ve kağıda fısıldayan bir dünyanın içindeyim
Beni satır aralarında sızarken görürseniz hor görmeyin
Dilim çoğu zaman lâldır benim
Sevgisizliği görmeye yoktur halim
Ne de herşeye kin kusacak mecâlim
Anlatamam bunları da sanki iyilik âbidesiyim
Belki iyimserimdir, bir gönülü de kırmaya gelmez kalbim
Sözler bazen öyle kılıçtan keskin, istemeden gönül de inciltebilirim
İncilttiğim ile kalmaz ki hayal kırıklığı olduğu için de kendime küserim
O yüzden az konuşur bu dilim
Gönlümdekileri eler de sözlere öyle dökerim
Bütün kötülükleri bilenebilir ise güzeldir hisliğim
Ömrüme değer katar o vakit, iyilik halliğim
Bu maksat ile yazmalı yüreğim
Sâdece sözlere ilmik ilmik dolanmalı hisliğim
Ellerimde sonsuzluğa doğru gider çizgilerim
Her derinlikte keşfedilmeye zaman,bin devr-i âlem
Hayatın içinden belki öyle sessizliğe çekilirim
Bir başka boyuttur belki, hayatı sezmek isteyişim
Bakmayın siz bana, ben böyle divane hallerdeyim
Bütün devinimim sadece kendi içimdedir benim...
Siz bana bakmayın olur mu
Satırlarda asılı kalır ve hece hece şâd olur ruhum benim
Düşerim, kalkarım, yine satırlardır sâdece tek sırdaşım benim
O yüzden birtek satırlara gizlenir
Ve sâdece sözlere fısıldar yüreğim...
 
Biri var, öylece dururdu kıymetligimde
Dokunurdum bâzen, ara ara Gözlerinin hisliğine
Hissederdim en derinden
Kurban oldugum;
O bunu gizliden gizliye ederdi, bilirdi ama bildiğini gizlerdi
Onun, bunu gizlediğini bildiğimi bilmiyor
Bilmediğini bildiğimi bilmezlikten geliyordum
O sanki, bunu anlar gibi oluyordu
Sonra bi ümitsizlik, umutsuzluk vuruyordu
İnanmak ya da hayâline kavuşmak zor ve korkutuyor gibi
Soramıyordu, söyleyemiyordu içinde dolup taşanları
Bir yanı; içindekileri o kadar çok haykırmak istiyordu
Diğer yanı, hep bir tedirginlik hâli, susmaya esir ediyordu yüregini...
Aklı, yüreği hep ikilemde...
Bazen öyle güçlü ve dirâyetliydi ki;
Bir kendi derdi eksikti, herkezinkilerini omuzlamışken, sırtında
Bir kendini unutmuştu, herkezi düşünmekten vazgeçemezken
Bazen de öyle zayıf, nârin ve hassastı ki;
Kırılsa yüreği, suskunluğa bogulurdu çığlığı, feryâdı...
Bazen dünyaları karşısına alacak kadar
Bazen dağları dize getirecek kadar inadı vardı
Aklına koyduğunu yapmaktan geri durmazdı...
Duyguları bazen öyle karmakarışık olurdu ki
Düşünceler sarınca yüregini, sessizliğe gömülürdü...

H i s s e d i y o r d u m
Dokunuyordum şimdi yine
Gizli gizli baktıgı o kıymetli gözlerinin en derinine...
Hissettikçe onu, kendimi öyle satırlara vuruyordum
Varlığını hatırlatan şu satırlardan hiç ayrılmak istemiyordum
Gözlerinden yüreğine gizli gizli dokundugum satırlardan
Kendimi bir an bile alamıyordum
Ona en yakın olmaktan, vazgeçemiyordum
Gülüşünün güzelliğine değinmekten
Gözlerine öyle düşüp kalmaktan
Onu hissetmekten mahrum olamıyordum
Olmuyordu işte, vazgeçemiyordum
Yüreğime söz geçiremiyordum...
Çünkü;
Yüreğim onu öyle kıymetli anlıyordu...
Yüreğim onu öyle güzel hissediyordu...
 
Hasret ile ;
yorgun...
solgun...
durgun...
Eksik kalacaktı biliyorum, satırlarda yamalı son cümlem
Virgülü, sırlarıma sürgün edipte gidecektim yüregimden
Her köşe başında, bin ah ile dolup taşan kelimelerimden
Bir hasretin sürgünlügüne vurup ellerimi, yitip gidecektim
Hüzünlerimi, dertlerimi, kederlerimi kimselere söylemeden...
Gelip geçiyor işte şu yalan dünyam
Bir bilinmezliğe sürgün şu yüreğim
Satırlarda öylece kalan; hasretliğim
Son hecem ki karanlığa düşen;
Sessizliğim...
Her satırda
Hasrete s ü r g ü n bu yüreğim...
Bir sır gibi şu hayattan
geçip gideceğim...
 
Umudun yorgun daglarını kıran
Mesafelerin gardiyan bakışlarını bogan
Zaman elinde tutulup kavramsızlaşan
Vehmimde daglanıp bütün varlıklardan soyutlanan...
G ü l ü ş ü n . . .

Gerçek ile düş, düşüm
Târifsizligine kördügüm
Anlamsızlıgıma, bi çârelim
Gülüşüne degen bir hüzün;
Aklımda
Yüregimde
Ellerimde
En ağır kötürüm...
G ü l ü ş ü n . . .

Ahh!
Bi gün düşeceksin yüregimden
Ve;
Gülüşünün canı yanacaktı...

Ben yakınacaktım...
Yana yakına;
Ben yanacaktım...
 
Ne sana gel! diyebiliyorum
Ne de senden, gidebiliyordum
Ne sana içimdekileri söyleyebiliyorum
Ne de umursamazlığına söylenebiliyordum
Ne sana kaderimin yârınlarını bağlayabiliyorum
Ne de yolunu gözlemekten kendimi alabiliyordum
Ne seni bi gençlik hevesliği ile
Ne de bir tutku gibi sevebiliyordum
Ne de bir sonbaharın kırılan son umutları gibi
Başka yarınları bırakıp yele, sevemiyordum işte,
Sâdece bugünün estiği havası ile
Bir yağmur damlasında bul istiyorum beni
Hafiften yaz yağmuru Sıcaklığında
Teninde nârin ve serin bir nem
Ve saçlarında en güzel incileri kıskandıran kır tonları
Belki gülüşünün sabaha kattığı huzur cemrelerinde
Belki gözlerine süzülen hayellerinin buğulugunda
Belki de, baş ucundan hiç ayrılamayan bulutlarda
Hiç bulunmamış, keşfedilmemiş hayellerde
Sevginin,hiç târife bulanmamış benzetmelerinde
En güzel hislere çalınmış duygular ile sevmek isterdim seni
Öyle sıradan değil, birbirimize bahşedilmiş en güzel mûcize gibi...
Bilmiyorum...
Bu kadar da taşacak hislerimin olduğunu
Ve bi anda bu kadar döküleceğini düşünmüyordum
Gerçekten bunun nasıl böyle olduğunu anlamıyordum
Sözlerin bu kadar bir araya gelip, duygularım ile karmakarışıp
Böylesi bi dehrizliğe sürüklenmesi ve beni de çekmesini..!
Garip ve tuhaf bir durumdu bu
Ama sözler hiçte rahatsız değildi bu durumdan
Ne de yüreğim...
Ve satırlar ki; alabildiğine umutluğa devr-i âlem...
bendeki s e n `den hisliğime dökülenler böyleydi
Bazen, mutluluğun en içine çekiyordu satırlar, yüreğimi
Bazen de sensizliğin en ücrâsına sürgün ediyorlardı....
Ellerim ki şu satırlarda esir düşüp ölmeyi yegliyordu
Sana dokunabilmek, hislerin en güzeliydi çünkü
Sensizlikte seni bulabilmek hayallerin en erişilmeziydi
Böyle işte;
Ne sen
Ne de sensiz...
Ah! Canına yandığım
Aklımda, gönlümde, dilimde
İki kelimenin birinde
Hep bir yerlerdesin işte
Bazen uzak gibi
Bazen yakın gibi

Anlat (ama) maklı
Var (ama) maklı
Kavuş (ama) maklı
 
Biliyorum
Birgün çıkıp gelmeyecektin belki
Ve hiç hatırlamayacaktın adımı
Seni bekleyen birinin olduğunu
Olsun diyorum yine de
Beklemeliyim sadece
Sızarken, yollarını gözledigim yerlerde
Ve adını sayıklar bir vaziyette
Bul beni istiyorum, yokluğuna öyle sarılmış bir halde
Sana sevdalı bir adamın sevdasını anla istiyorum
Son nefesimde bile seni sensizliğe rağmen,
Sevmekten vazgeçmeyecegimi bil istiyorum...
Gelirsin, seversin birgün diye değil bu bekleyişim
Yüreğim sevdiği için, seni böyle kıymetli sahiplenişim...
Bil isterim...
 
Olsun diyorum;
Yazmalıyım yine de
Anlatmalıyım içimdekileri
Dindirmeliyim yüregimdeki sesi
Böyle böyle iyi etmeliydim kendimi
Yoksa yakar da kül eder bu hasret beni
Savurur dört bir yana, âdeta toz bulutu gibi...
 
Ürktü içimdeki kuşlar
Bir katar kanat sesi yıkadı
Haziran göğünü
Yüzün bir buluta giriyordu o an
Boynunu vermiştin bir çağlayana
Bir tutam kırmızı saç uçuşuyordu
Karanlığın parmaklarından.

Gövdemiz
Bir alevin rüzgârında dört nala
Sesimizi gezdiren meydanlar
Bir güzelliğe açıyor yelkenlerini; heyamola.
Şimdi bize biçilmiş ömürleri yaşıyoruz
En güzel günlerimizi bırakarak ardımızda.
 
Her gece olduğundan biraz daha muhtacım sana
Kırgınım aslında, kızgınım...
Hayır sana değil;
Seni kırıp üzen şu aptallığıma...
Ne olursa olsun
Zamanım da mekanım da değişmiyor
Hep her zaman aynı yere çıkıyor bütün yollar;
Sana!..
 
Bir bakış ki açıyor gönül muammasını,
İki sevdalı kalbin en gizli yarasını,
Bir bakış ki kudreti hiç bir lisan da yoktur,
Bir bakış ki bazen şifa, bazen zehirli oktur.
 
Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.

Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel
üzgün, müthiş,
bayraklarda donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz.
 
Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden...
Dönemezsiniz.
Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz... Hem
kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda"
kuşkusu...
Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz. Sürünür gidersiniz...
 
Boğuldum karanlıkta
Yanı başımdasın benden çok
uzaklarda
Ellerimi tut dokun bana
Aç gözlerini.

Attım kendimi caddelere
Yeşil ceketin sardı beni
Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz
Tuttum ellerini.
 
Ahdime vefada kusur arama
Yad elin diline düşmedi adın
Sana hiç siteme el vermez içim
Sitemle yan yana olmuyor adın
Bir kere...Bir kere görmek muradım
Ahdime vefada kusur arama

An olur ki susar söz varken diller
Konuşan yalnızca gönüller olur
Bilirim ki bana sus dersin gayrı
Susmakla asude olacaksan can
Bundan sonra artık konuşmam gayrı
An olur ki susar,söz varken diller.
 
İnsandır...
Bir o'dur ölümlü doğuşunun bilgisiyle yaşayan...
Vurgunu olduğu göğe süssüz,
Sürgünü olduğu cana güçsüz,
Çılgını olduğu tene öksüz...
Narince açan... Soldukça üzgün...
Sevincini bile gözyaşıyla yoğuran...
Bir yanı hep anılara sarmaşık...
Gönül boyu yaralı... Ömür boyu âşık...
Bağrında özlem, sırtında hançer
Dağları delip, ağzında ışıkla gelebilir...
Coşkun, düşlü, dövüşken...
Ve fakat
Çıkan için ufkunu yakan
Dostunu satan da odur...
Doymak bilmezcesine çakalcana açgözlü;
Uygarlığınca acımasız, evcilliğince vahşi...
Korkak, kaypak, sürüngen...
Ulaşsa
Denizler gibi yıldızlar da kirlenir ellerinde...
Binlerce yılmış gibi ömrü, onlarca yıl susabilir;
Suskunluğu çatal çatal, yılanca zehirlidir...
İçli mi içli, güçlü mü güçlü;
Suçlu mu suçlu, hınçlı mı hınçlı!
 
Söyleyin Gidiyorum
Dönemem belki geri
Gelsinler anılarım
Uğurlasınlar beni

Sadece sevdiğime
Söylemeyin duymasın
O kadar körpe ki kalbi
Bilmiyor yitirmeyi
Söylemeyin bu akşam
Sevdiğim ağlamasın...
 
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Yağmur bırakmadan geçen bulutlar gibiydi zihnimdeki
düşünceler;
Dilime düşmeyen, sözcüklere dönüşmeyen! ..
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Her zaman fazla oldu söyleyemediklerim,
söyleyebildiklerimden! ..
Her zaman; bir bilinmez lisandaki çözülmez şiirleri
koklayıp, hissettirmeye çalıştım sana...
Her zaman biraz daha zaman kolladım seslenmek için
sana, ve her zaman hayıflandım;
Ben, sana ne söyleyebildim ki bunca zamandır? ..

Kendi karanlığında; güneşe görünmek için karar veren
bir tohum gibiydim...
Zordu çıkmak gömüldüğüm çamurdan;
Ama güzeldi!..

Sen güzeldin ve ben, güzelleşiyordum seni düşündüğümde!..
Kendi karanlığında; güneşe görünmeye karar verip
yeşillerini giyen bir tohum gibiydim...

Boyutları değişiyordu hayatımın...
Yani, değiştiren sendin boyutlarını hayatımın; büyüyordum,
gelişiyordum, genişliyordum...
Söyleyebildiklerimden çoktu her zaman, söyleyemediklerim;
bu yüzden kelimelerimin arası açılıyordu!..

Sığdıramadığım her duygu; iki kelimemin arasındaki
boşlukta gizli...
O yüzden, yazdıkça parmaklarım,,, ve işte yine o yüzden
söyledikçe dilim topallıyor!..
Toparlayamıyorum zihnimi...
Seni özlüyor, ve terliyorum özledikçe;
Seni koklamak için...
İçimdesin!
 
Hadi uyan
Gün ışığı çilemeye başladı başucunda
Denizler bir mavilik edindi günden
Seher yeline uyup kuşlar yerinden uçtu
Bu türküyü dinlemeyecek misin
Hadi uyan
Aydınlığa çık da çil gözlerin ışısın
İlkyazlar sıcağı biriksin yüreğine
Yoksul olsan da uyan
Garip olsan da uyan
Madem ki güzelsin,güzeli yaşatmak için
Madem ki iyisin,iyiyi yaşatmak için
Madem ki umutlusun,umudu yaşatmak için
Hadi uyan
Denizi dinle,yaşamak desin
Toprağı dinle,barışmak desin
Göğü dinle,sevişmek desin
Bir plak konmuş gibi gramafona,
İşte aşk,işte özlem,işte savaşmak gücü
Uyan diyor uyansana

Hadi uyan
Sevdiğim uyan
Ne olur uyan!
 
Geri