Karanlığa Sarılmak

Konu sahibi son olarak 2172 gün önce görüldü
Aci çektim, keder süzdüm,
Sensiz yazda da güzdüm,
Istemeden seni üzdüm,
Bilemedim, affet beni.

Yüregimi sanma bir tas,
Yakti sevdâ denen atas,
Indi de gözlerinden yas,
Silemedim, affet beni.

Bilmem ki; nasil söylesem,
Yoksa sükût mu eylesem?
Asar gelirdim istesem,
Gelemedim, affet beni...
 
Bilmiyorum şimdi nerden başlasam,
Hangisini sana, nasıl anlatsam,
Ne zaman nerede bir fırsat bulsam,
Kadehe sımsıkı sarılan benim!..

Ne bir yüreksizim, ne de gönlüm dar,
Yine de olmadı felek bana yâr,
Bu yüzden her gece sabaha kadar,
Ateşler içinde kavrulan benim!..

Aradım yıllarca gittim izinden,
Ne yattım, ne fayda gördüm dizinden,
Böyle bir devirde sevda yüzünden,
Vurulup vurulup dirilen benim!...
 
Basmasa ayağım tutmasa elim,
Yaşlansam iyice bükülse belim,
Biliyorsun senden doğmuş bir selim,
Yine sana doğru akarım gülüm.
 
Seni üzen acı veren sözlerim,
Sanma ki bir nefret ya da kindendir.
Benim sana olan bunca sitemim,
Yalnızca seni çok sevdiğimdendir.
 
Bu herşeyini yitirmiş dünyamda
Ne doğan günden ümit kaldı
Ne parampaça gönlümde tahammül
Dost yüzünde kayboldu bu simsiyah akşamda
O hep ötsün dediğimiz kuşlar da sustular
En acı lezzetinde zaman
Sen olmadıkça anladım
Yalan gündüzlerin ışığı yalan
Ufuklar merhametsiz rüzgarlar hoyrat
Ve ömrün bahçelerinde keder
Yalnızlığın acılarında
Can verdi aydınlık mevsimler
 
Eğri büğrü yolların karıştığı yerlerde
Bir direğe çakılmış ufak bir fener vardı.
Karanlığa yaslanır, etrafını dinlerdi
Uzayan sessizliğin dilinden o anlardı.
Günler onca bir sırdı bu gizli bilmecenin
Bitmeyen bir sabırla akşamını beklerdi
Yaklaşan gölgelerin, ardındaki gecenin
İçli bir kadın gibi yolunu gözetlerdi...
 
En bildik sözlerle geçelim sevdanın çöllerini
Bir ışık yağsın sonra sussun her şey
Kanat vuralım yeşillikler arasında
Solukları turunç kokan güneyli çocuklar gibi
Tenhalarda yürüyelim
Haydi...
Gümüş çizgilerini yoklayalım ufukların
Sevginin yıldırımlarıyla yırtılsın içimizin karanlığı
Yağmura hazırlanır gibi dolu dolu ve coşkun
Tenhalarda yürüyelim
Haydi...
 
Seni bırakıyorum kendine kapanmış
Kollarımın anarşik güzelliğiyle
İçimdeki yosun yeşili sulara
İçimdeki tehlikeli kıyılara
İçimdeki siyah ışığa
Seni bırakıyorum

Seni yatıracağım ellerimde
Bir ıhlamur yaprağı gibi
Seni yatıracağım göğüslerimde
Menekşeler gibi
Seni yatıracağım gözlerimde
Bir yağmur suyu gibi...
 
Kopar tespih taneleri gibi
İçimizden hatıralar
Sönmüş mangalında geçmişin
Kalır hüzünlü avuntular
Yağar ayrılığın yağmuru çisil çisil
Şimdi uzak bir kenttedir ışıklı yaşantılar
Bulutlu göklerinde ümitlerimizin
Ebedi unutuş ve hatıralar
 
aydinlik varken niye karanliga sarilmayi konusuyoruz? bize bilmedigimiz bir sey soyle, ogrenelim. s.a
 
aydinlik varken niye karanliga sarilmayi konusuyoruz? bize bilmedigimiz bir sey soyle, ogrenelim. s.a

Sizlere bir şey öğretmek ne haddimize, zaten konudan öğrenilecek bir şey de yok :) Karanlığın da türleri olduğunu düşünmüşümdür hep, hani her şeyin 50 tonunun olduğu gibi, bu da ruhsal bir karanlık, insanların kimi zaman ihtiyaç hissettiği, yani fiziki bir karanlık yok aslında aydınlık varken :)
 
sıkma canını yeğenim. İstanbuldasin galiba. bi ara tanisalim, gel yanima bi cayimi ic. bizim fakirhanenin aydinlik yuzunu gor, nefes al, gel. daha musait bi vakitte ozel mesajla tanisalim. gozlerinden operim.

tevazu iyidir ama bu dünyada kucuklerin büyüklere ogrettigi cok mevzu donuyor. hic belli olmaz. hadi kactim.
 
sıkma canını yeğenim. İstanbuldasin galiba. bi ara tanisalim, gel yanima bi cayimi ic. bizim fakirhanenin aydinlik yuzunu gor, nefes al, gel. daha musait bi vakitte ozel mesajla tanisalim. gozlerinden operim.

tevazu iyidir ama bu dünyada kucuklerin büyüklere ogrettigi cok mevzu donuyor. hic belli olmaz. hadi kactim.

Sıkmam canımı :) İstanbul'dayım nasipse inşallah, selametle :)
 
Özlem rıhtımında gün akşam oldu
Sarıl küreklere gel usul usul
Güzelim leylâklar saçını yoldu
Dağıt hüzünleri gül usul usul...
 
Duymak
Seni duymak önce
Ve anlamak seni
Öyle derin, öyle içten
Suyu, ateşi gözlerinde
Geceyi uzayıp giden
Susadım işte
Hani gözlerin?
 
Âteş gibi bir nehir akıyordu
Rûhumla o rûhun arasından
Bahsetti, derinden ona hâlim
Aşkın bu unulmaz yarasından.

Vurdukça bu nehrin ona aksi
Kaçtım o bakıştan, o dudaktan,
Baktım ona sessizce uzaktan
Vurdukça bu aşkın ona aksi...
 
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cigaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çiyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş,
Etme gel,
Ay karanlık...
 
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
 
Kalacak tüm izlerin hayatımda.
Gözümden bir damla yaş,
Sızlayıp resmine aktığında;
Bir yer bulabilsem keşke
Bir yer, seni hatırlatmayan;
Kan tarlası gelincik şafağında...

Ölümse, korktun.
Savaşsa, hep kaçtın...
Vur kendini kuşkularda, hadi al!
Sen bir suydun oysa,
Sen bir ilaçtın...
Hoşça kal canımın içi,
Hoşça kal...
 
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
Sana sırılsıklam bir bakiş da ben olsaydım
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
 
Geri