Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Değerli IŞIK okurları; Temmuz 2016 : 1. sayı ile yayındayız. Çalışmamızı aylık ; Edebiyat , Kültür , Düşünce ve Mizah dergisi olarak , bugün , dün , gelecek , güne ve gündeme dair söyleyecekleri olan , gerekse de kültür mirasımıza ve düşünce dünyasına katkıda bulunmayı amaçlarken , sizleri yeri geldiğinde de güldürmek , güldürürken de zihin dünyanızda yolculuğa çıkmanızı istiyoruz.
İlk sayı olması hasebiyle baş yazımızı genel yayın ilkelerimize ayırmayı uygun gördük;
- Dergimiz herkesi düşünce, ırk, dil, din , mezhep, meşrep ve fraksiyon ayrımı gözetmeksizin kardeşlik ilkesi çerçevesinde herkesi kendine eşit yakınlıkta kabul eder.
- Dergimiz ilim adabına, meşveret kurallarına, ve genel ahlak ilkelerine aykırı olmadığı sürece her tür yapıcı eleştiriye açıktır. Yapıcılığı ilke edinmiş eleştirilerin verimli ikliminden yararlanmayı gereklilik olarak kabul ederiz. Eleştiri sınırlarını aşan hakaret, tahkir ve tezyif içerikli hiç bir yoruma kesinlikle müsaade edilmeyip yorumlarda yer almasına izin verilmeyecektir.
- Dergimiz fikri değeri bulunduğu sürece bütün düşüncelere , tezlere , önermelere , mizahi yazı , karikatür ve videolara açıktır. Dergimizde yer verdiğimiz her yazı ve görsel medya araçlarının teorik düzlemde kabul edildiği ve dergimizin fikri olduğu anlamına gelmez. Dergimizde yer verdiğimiz her yazı ve görsel medya aracı yazarlarının düşünce dünyasının yansıması olduğundan dolayı yazarlarını bağlar.
- Dergimiz yapay gündemlerin ve yersiz tartışmaların tarafı olmaktan uzak kalmayı hedefler. Yayınlanan yazı , görsel medya ve mizahi yazılarla ilgili özel ve tüzel kişilerin “cevap verme ve düzeltme” hakkına saygı duyar.
Çalışmalarımızda bizde destek olan , söyleşi, röportaj ve diğer çalışmalarda yer almayı kabul eden tüm Forum üyelerine teşekkürlerimizi sunarız. Mizahi yazı ve görsel medya çalışmalarında ismi geçen arkadaşların, yazar arkadaşlarımızı anlayış ile karşılayacaklarını umut ederiz.
Aynı zamanda dergide emeği geçen Yazar arkadaşlarımız ; RaMSeS , ecLipse , The , Jose Chilavert , MayheM , Abaris , Grifikir , Qasem ' e teşekkür ederiz.
Dergimiz ve yazılarla ilgili yorumları yayın bittikten hemen sonra dergimizin altına yapabilirsiniz.
Yalnız kullandığı çift kişilik yatağını yasladığı pencereden serpen güneşte ısınmış iri yağmur taneciklerinin pervazdan
yüzüne sıçrayışıyla, sessizce uyandı ..
Evin bir çok köşesine yerleştirilmiş kablosuz hoparlörle evini donatan müziği için play dedi ilk iş ..
Itunes bu sabah ona Ariana Grande den Baby I la günaydın dedi; o kulbu tepesinde sabit demliğini ocağa koyup altını yaktığında ..
Yatmadan önce kapattığı birkaç pencereyi tekrar açtı banyoya yürüdüğünde ..
Şehir, keyfi yerinde bir yaz günü sabahının ışıltılarını yeni yatağına bırakılan bir nehir gibi akıttı eve ..
Tıslayan demlik, Baby I ' a ..
Banyonun ekosunda ki Baby I , yüze çarpan su sesine ..
Su sesi bardakta ki ilk filizlerin gurme seçimiyle ayıklanmış çayın rengine ..
Bardakta olgunlaşan çay, bıçakla ince dilimlere ayrılan keçi peynirine eşlik etti ..
Tabletini o uykusundayken neleri kaçırdığıyla ilgili merakına esir ederken bir yandan kendisine armağan edilen yeni günü için planlar kurdu ..
Bu ona armağan edilen 52. yıl 161. gündü ..
Ve daha binlerce gün yaşama iştahından dı hesap sorulmaksızın kural tanımamak yerine
İyi yetiştirilmiş bir alman ailesi kadar düzenli sürdürdüğü yaşamında temiz ve sağlıklı yaşama çabası ..
Itunes Maroon 5, She will be loved çalar, demliği ikinci çayı için de suyu sıcak tutarken o ani yağmurlar ve serin rüzgarlarıyla sonbaharı andıran bu yaz günü için
hazırlandı ..
Çok geçmeden sıkça yaşadığı örneklerden birini yaşadı ve evden çıkıp sokağa indiğini, yokuştan aşağı salındığını ve evden çıkarken unutmamaya çalıştığı tüm gereçlerini
yanına aldığını ama tüm bunları bilincinin yarı kapalı haliyle gerçekleştirdiğini ve işin açığı bunu nasıl yaptığına akıl erdiremediğini fark etti ..
Bu ona gençliğinde içkili geceleri hakkında hiçbir şey hatırlamazken gece yarısı kilometrelerce mesafeden eve nasıl ulaştığını hatırlamadığı günleri anımsattı ..
Güzel bir günün baskısıyla buna tasalan-mamaya itildi ..
Otobüsünde güzel bir koltuk bulup, şehri en sevdiği gün ışığı tonu altında seyre daldı ..
Bazen daracık caddelerden daha dar sokaklara, bazen -çoğu zaman futbol için kullanılan- geniş arazilerin etrafında uzun dönüşlere ve çoğu zaman da sahile paralel bir
seyirle devam eden otobüste dört genç erkek ve kız aralarında bir sohbet sürdürüyorlardı .
Neden sonra belki sohbetin keyfiyle katlanan ses tonundan belki de şehre dair dikkatini sürdürebileceğinden daha fazla vakit harcadığından bu konuşmanın metinleri
zihnine dolmaya başladı ..
Birileriyle gerçek bir sohbet kurmayalı epey zaman geçtiğini fark etti ..
Kafasını çevirip bakmadığından ses tonları itibariyle kafasında hayal ettiği kadarıyla,
Sırt çantasının omuzluğuna saç örgüsü dökülen sarışın bir kız diğerlerini pas geçerek sohbete en az katılan erkeğe
"hayatında ki en büyük pişmanlığın ne" diye sormuştu ..
Kızın soru tonu, sorusu, erkeğin sohbete iştahlı olmayışı ve belki de aslında görmediği kızın erkeğe bakışı itibariyle
seni tanımak istiyorum diyen bir soruydu bu ..
Bu sorunun kendisine sorulmasını ne çok istediğini düşündü ..
Bu soruya hangi cevabı vereceğini ..
Önce kaşlarıyla çok ilgi duymadığını sezdiren bir bakışla kıza kısa süreliğine döneceğini ..
Sonra Yarı yarıya kısaltılmış bir cümleyle gizemli bir düşünce kırpıntısı ortaya atacağını
sonra da kulaklığının kablosunu tutarak ulaştığı ipod dan yeni bir parça seçip konudan uzaklaşacağını hayal etti ..
Günün ilk çayını yudumlarken planladığı üzere kitabevine uğradı ilk olarak ..
Sırasıyla kulaklık modellerine, yeni çıkan kitaplara, plakçaları olmadığı için sadece kapaklarının fotoğrafını çekebildiği 70liklere, daha önce alıp kullanamadığı hobi
ürünleriyle ilgili aksesuarlara ve son olarak dergilere göz attı ..
Tüm bu gezintinin ardından bir Gezi dergisi, piposu için birkaç yardımcı gereç satın alarak sandviçlerini pek sevdiği kahveciye geçti ..
Mozzarella bazlı bir sandviç ve az sütlü bir kahve sipariş edip önce pipo gereçlerine ardından da dergisine zaman ayırdı ..
Dergi, kasaba hayatından bahseden 4 sayfalık bir yazı kaleme almıştı ..
Birbirinden güzel fotoğraflarla desteklenen bir yazı ..
Yazıda kasabaların sosyal dokusu, mevsimlerin bütünüyle yaşandığı yaşam şartları -ki bunda bir sonra ki mevsime hazırlığın bir mevsimi yaşamak için gerçek bir tecrübe
sunduğundan uzun uzun bahsediyordu- , kendi yetiştirdiği bitki ve hayvanların insanın ruhunu nasıl beslediği ve insana dair erdemlerin bu ceviz kabuğu gibi birbirine sıkı
sıkıya bağlı insanlarda ne denli önemli olduğundan bahsedilirken fotoğraflarda kurumuş odun parçalarını kırıp istifleyen insanlar, beyaz bir badanayla binasının duvarlarını
boyayan köylülerden, küçük el yapımı çitlerin kenarında yaşayan evcil hayvanların videolara sıkışmış kediciklerden ne denli daha keyifli bir izlenimi olduğunun ispatı fikirler vardı.
Bu yazının etkisiyle, cep telefonundan özensiz arama başlıklarıyla bir köyde yaşamak üzerine araştırma yaptı ..
Ertesi sabah 40 litrelik sırt çantasını gençlik yıllarının heyecanıyla doldurup
Balıkesir, Koca çayı kıyısında ki Medrese köyüne yolculuğu için ilk adımını eşikten attı.
Seni kanıyordu çocukluğu, söylesene diyordu kadın “Aşk kaç kefen giyer?”
Düşlüyordu adam, bir kutsanmışlığın ortasında, miladına varamadan kalbinde kangren, kalbinde parmak izin… Ne garip değil mi kalbin kozaya benzemesi ve onu açarken bir kelebeğin aniden uçup gitmesi,
Yan sandalyede oturmuş demleniyordu kadehinde kadın, her kaşık bardağının mezar taşıdır, bardağın içindeki ruhtur, karıştırır mısın beni? Görmeyeli daha da sakinleşmişsin, sen giderken menekşeler döküldü iskeletimde, sahi her şey güzel giderken neden silah çektin gözlerinle?
Evet dedi adam Silahı çektim, hücrelerimde müebbet yeme diye! Hep Seni düşündüm ben ve devam etti, resimlerimize bir bak, ah şurada sararmışız, sonbahara bulandık! Ölüm yaklaşmış ardı sıra, üstelik adın ruhuma okunan fatihadır, sende münferitim, tevazu bir ahkamla ensemdir, unutma kan demdir, kadeh dudağının kırmızı, gözlerin diyordum intihara melhemdir,
Gülümsüyordu kadın, kaç Marmara bir Nilgün eder? Sen terketmeden önceleriydi, Ruhun gemisindeydik… kanatlarınla güzel bir hayvandın, ve tek başına binmiştin, eşin olamayacağımı bile bile sana gelmiştim, senden her şey doğururdum, bir tek yarınlar haricinde, yarınlar ölüm kokuyor, Ölümden korkuyorum ama sensizlik ölümden daha ağır hissettiriyor, bu gemide kal lütfen diyordu, yüzüne Martin Eden tükürüyordu,
Doktor içeri girdi, vakti geldi dedi adama, adam ağzına bulaşmış kanı siliyordu, kendi kendine Zatülcenp iyi bir zattır diyordu, tanışmamız bahar ayına denk gelmiş, söylesene doktor, ilk bahar kışın sonrası mı, yoksa yazın öncesi mi? Doktor yalandan gülümsedi, yalan bir tek çocukluğu aklıyordu ötesini değil! hastane koridorları umutsuzluk kadar soğuktu ve soğuktan sonrası yokluktu, kadının elinden öptü adam, ellerin benim okulumdu, onlara iyi bak dedi,
Kadın başaracaksın dedi, seni çıkışta bekliyor olacağım, baksana boynumdaki ip izleri senin eserin, ölsem de terk etmeyeceğim demiştim, bak yanındayım, sana sarılmayı özledim, uzanacağın masadan ruhunu örtmeden çıkma, aç kalma, Öptüm.
Adam gülümsedi, kolunda hafif bir sızı hissetti, ışıklar kapandı, sesler kesildi…
İnsanoğlu’nun dünya üzerindeki görevlerini sorgulama noktasında masaya yatırabileceğimiz bir çok konu varken, özellikle ele almamız gereken bir diğer hassas nokta vardır; insanın doğaya karşı olan görevleri, sorumlulukları.
1900’lerin başından beri, sanayi ve buna paralel olarak teknolojinin gelişmesi ile insanlık adına bir çok faydalı buluşa imza atıldığı gibi, bir çok ticari sektörde oluşmaya başlamıştır. Bu sektörlerin bazısı sadece ticaret, bazısı ise üretime yönelik alt sanayi dalları olmuştur. İnsanoğlu’nun son 100 yılda sanayi ve teknoloji yönünden gelişimine bazı noktalarda hayret ettiğimiz gibi aynı hayret duygusunu, doğaya yaptığı kötülükler noktasında da endişe ile yaşıyoruz. Bütün bu gelişmelerin yanında, en büyük sermayemiz ve daha ziyade yaşam alanımız olan dünya ya öyle hoyratça muamele ettik ki, bugün başımıza gelen bir çok melanetin kaynağında bu hoyratlık vardır. Ayrıca bu melanetleri, geçmişte bu hataları yapan insanların mirası olarak bizler yaşıyoruz, ve anlaşılan o ki bizde kendi çocuklarımıza aynı korkunç tabloyu miras bırakma niyetindeyiz. Aksi takdirde bu konuya sadece feysbuk üzerinden duyarlıymış gibi görünmeye çalışmaktan öteye giderek, somut adımlar atmak adına gönüllüler olurduk.
İnsanın doğaya yaptığı kötülükleri tek tek saymaya kalkmak sayfalarca yazmayı gerektirir. Fakat kısaca özetlemek gerekirse ; sanayi ve kentsel atıkları denizlere dökerek, orada yaşayan canlıların yaşam haklarına korkunç bir tecavüzde bulunduğumuz bir gerçektir. Aynı şekilde havaya saldığımız bir çok tehlikeli gaz yüzünden ozon tabakasına verdiğimiz zararda bir gerçektir. Daha da hayrete düşüren şey ise, tüm bunların devamını sağlamak için ağaçları ve bitki örtüsünü yok ederek bu dönüşümün devamlılığını sağlayacak tesisler inşa etmektir. Bu ayıplarımızın ve kötülüklerimizin üzerini ‘’ihtiyaç, istihdam’’ gibi trajikomik ifadeler ile örtmeye çalışıyoruz. Zira insan öyle bir canlıdır ki, hiç yoktan bir ihtiyaç yaratıp daha sonra onu bertaraf etmek için başka bir ihtiyaç arar. Çünkü sıkılmıştır ondan, yenilik ister. Ve nihayet kendini çıkmaz bir döngüye sokarak orada debelenip durur.
Bugün insanlığın geldiği nokta tam olarak budur. Etrafımızda var olan bir çok şeyi ‘’ihtiyaç’’ diye niteleyerek sadece kendimizi avutmuş olarak büyük yanılgı içindeyiz. Elbette bu yaptığımızın bedellerini ödüyoruz. İnsanlığın önüne çıkan bir çok hastalığın sebebi tam olarakta bu kötülüğümüzün karşılığıdır. Kanser, Aids ve bir çok grip türü, aslında aklımızı işletmeye başladığımızda göreceğiz ki, bu hastalıkların hepsi bizim doğaya, dünya ya yaptığımız kötülüklerin birer getirisidir. Kaçımız bunu bu şekilde görebiliyoruz ? Kaçımız çocuklarımıza bırakacağımız mirası ‘’Ev, araba, arsa, para’’ olarak düşünmek yerine bu şekilde düşünüyoruz ? Maalesef bu sorulara vereceğimiz yanıt sınırlı olduğu için, şimdilik sadece bizim bilgimiz dahilindeki cezaları ödüyoruz. İleride insanlığı esir alacak başka ne tür belalarla karşı karşıyayız, onu kestirmek çok zor..
Ayrıca doğanın kendisine yaptığımız bu kötülüğün yanında, birde orada yaşamlarını sürdüren sakinlere de yapıyoruz. İnsan, yine kendi ve diğer insanların şeytanca ‘’ihtiyaçları’’ için öyle katliamlara imza atmaktadır ki, şu anda ödediğimiz bedellere şükretmek gerekiyor..
‘’Kürk’’ için vahşice öldürülmek sureti ile yaşam hakları elinden alınan hayvanlar, derisinden çanta, elbise üretmek, yağlarını kozmetik sanayinde değerlendirmek, ve etini yemek için kafasına sopalarla vurularak bağırta bağırta öldürülen foklar, ziynet eşyası üretmek için dişleri sökülmek sureti ile katledilen filler bunlara sadece birer örnektir. Ve daha örneklerini çoğaltabileceğimiz bir çok hastalıklı eylem. Ve buna sesini çıkarmayan devletler, bireyler, yani bizler...
Şimdi samimi bir cevap verelim; bu hayvanların ahlarını ödeme noktasında sizce de şu an sahip olduğumuz, ve bilmediğimiz fakat başımıza geleceği bilinen türlü belaları hak etmiyor muyuz ? El cevap ; Daha da beterini hak ediyoruz !
İnsanların bunları görmesini beklemek, görenlere rağmen saltanatlarına gölge düşecek olanların bunları durdurmasını beklemek, ileri derece bir hayalperestlik olacaktır. Fakat, yine de herkes üzerine düşeni yapmak için somut adımlar atarsa, en azından daha iyi bir dünya da yaşayabileceğimiz bir gerçektir. Bende bu bağlamda, bu konunun üzerinde durarak, ve kendi imkanlarım dahilinde bu kötülüklerin getirilerini deklare ederek bir adım attığımı düşünüyorum.
Son olarak, bizler kendimize Müslüman diyorsak, Hz.Peygamber’in 3 bedduasından birinin doğanın dengesini bozanlar, onu yok edenler için olduğunu bilmemiz gerekir.
Ve ayrıca yine bu noktada farkındalık yaratarak,ve gücümüzün yettiği ölçüde bu kötülüklere ses çıkarmakta, öyle inanıyorum ki Allah katında en saygın ibadetlerden biri olacaktır.
Bugünlerde belki de İnsanlığın üzerine en çok konuştuğu kavramdır terör. Teröre egemenlerin gözüyle bakacak olursak , egemenlerin karşısında yer alan her oluşum , yapı terör listesinde yer alması gereken bir unsur haline gelir. Oysa gerçeği ıskalamamak adına söyleyebilirim ki ; Terörist diye yaftalananlar bazen suçlu olarak lanse edilen toplumların yaşama, var olma mücadeleleri, zalim jakoben ve diktöriyal yönetimlere karşı güçsüz mazlum toplumların isyanı, çığlığı olur… Bu yüzden Teröre egemenlerin gözüyle ya da onların ilan ettiği listelerle bakmamamız gerektiğine inanıyorum. Bizim için Terör egemenlerin belirlediği kriterler ve normlar olamaz.
Terör tanımlaması sömürgeci güçlerin egemenlikleri altına almak istedikleri dünya ülkelerine ve toplumlara karşı bir siyasi baskı aracı ya da kendi çıkarları için yeniden dizayn etme olarak ele almaları bizi bağlamaması gerekmektedir. Çünkü Faraklı kulvarlar da birbirleri ile mücadele halinde olan akımlar birbirlerini ya da Zalim ve despotik yönetimlerine karşı ayaklanan halkı çoğunlukla terörist olarak yaftalamaktadır. Oysa ki kendi başına anlam veya değer taşıyan bir silah yoktur. Hiçbir silah ya da terörizme alet olan araç gereç onu taşıyan elden ve kumanda eden akıldan bağımsız değildir. O kendi halinde ne iyi nede kötü bir şey olma vasfına da sahip değildir. Oysaki tarih bize bunun aksini göstermiştir. Kullanılan araçlar kullananların elinde çirkinleşti. Devletlerin yada sömürgecilerin elinde baskı ve dayatma aracı oldular, halkın eline geçtiğinde ; Kışlık sarayı ele geçirildi, Somaza , Franko , Musollini , Hitler , Salazar , Batista gibi diktatörlerin sonları bu silahlarla geldi…
Bugün Sömürgeciler tarafından terörist ilan edilen bir çok insan Irak , Afganistan , Suriye v.b yerlerde Diktatörlerine yada sömürgeci zihniyetlere başkaldıran çoğu da yine baş kaldırdıkları tarafından hunharca kullanılan ve diktatörleri gibi bir katliam makinasına dönüşen yada dönüştürülen yapıların olması onların topyekûn terörist olduğu anlamına gelmez. Terör kavramı Türkçede Tedhiş ibaresinin karşılığı olmakla beraber , sabit bir çerçevesi olmadığından herkes istediği gibi yada çıkarlarına hizmet ettiği gibi kullanmaktadır. Onları terörist ilan edenlerde çoğunlukla teröre su taşıyanlardır. Onlardan çoğu, dillerinde özgürlük şarkıları hiç düşmeyen celladına aşık kurbanlar gibidirler… Hem zalim, hem de kurbandırlar…
Terörü yalın haliyle ele alacak olursak ; siyasal amaçlar güden, korkutma, yıldırma, caydırmayı hedefleyen, teslimiyeti reddedenlerin şiddetini ifade eder. Yalın haliyle baktığımızda terör artık sadece zayıfların değil, güçlerin toplumun farklı kesimlerini birbirine karşı kışkırtmak ve kırdırmak için kullandığı bir güç olmuştur. Güç odakları , devletler yada egemenler tarafından ; anti terör , gayri nizami harp, asimetrik savaş ve özel harp taktikleri olarak kullanılmaktadır. Maalesef bu haliyle taraflarca ilan edilmemiş bir savaş olarak gündemimize girmiş ve hayatımızdan artık çıkacak gibide görünmemektedir.
Şu gerçeği de görmek gerek ; Trihin hiçbir döneminde ezilenler durduk yere silaha başvurmuş değillerdir. Şiddetinde silahında mucidi ve uygulayıcıları , bundan nemalanları hep ezenler olmuştur. Ezenler var oldukça ezilenlerde silaha ve şiddete hem haklı hem de meşru olarak başvurma ihtiyacı duyacaklardır. Oysa dünya olaylara ve olgulara ezenler penceresinden bakmaktadır. Ezilenlerin haklarını verip adil ve özgür ortamlar oluşturmak yerine dayatmacı yöntemlere başvurmak terörü hayatımızdan hiç çıkmamasına neden olacaktır. Bu da birilerinin bu silahı çıkarları için daima kullanacağını göstermektedir. En yakın olarak Atatürk havalimanı saldırısı sadece bir örgütün işi olmayıp çıkar ilişkileri için birden fazla istihbarat birimlerinin de işin içinde olduğu su götürmez bir gerçektir.
Şunu da belirtmemiz gerekmektedir ki ; Bugün ne mücadele tarihini nede bir silaha neden ihtiyaç duyabileceğine dair gerçekleri duymak bile istemeyenler, sanki hiçbir zulüm olmamış gibi ortalıkta barış güvercini gibi dolaşanlar, zulüm ve zulmün tarihini görmezden gelip egemenler ve Sömürgeciler tarafında yer almakta olanların var olduğunu biliyoruz. Gel görelim ki; kimse ben teröristim demiyor, Onu karşısında yer aldığı güç öyle tanımlıyor. Tamda bu noktada terör herkesin lanetlediği bir şey olup ama kimsenin kendine değil hep başkasına yakıştırdığı bir şey olarak hayatımızda yer ediniyor. Terörün uygulayıcılarına su taşımak, onları meşrulaştırmanın da bir terörist eylem olduğunu maalesef görmezden geliyor. Egemenlerin yanında yer alıp onlara baş kaldıranları terör ilan ettiğinde maalesef kendilerini haklı görmektedirler…
Ben Müslümanım, Müslümanca düşünmem gerek , bu yüzden bu tür kavramlara anlam verirken kendi kavram literatürümü bilmek başkalarının yaptığı suçlamaları kendi anlayış süzgecimden , anlayış süzgecimizden geçirmek durumundayız. Bu anlamda ilk yazı dizime Dilipak’ın yazısından bir alıntı ile son vermek istiyorum;
Bana kalırsa masum insanları hedef seçen, onların üzerinde, dini, mezhebi, ideolojisi, geleneği, kimliği, dili, siyasi tercihi sebebi ile şiddet uygulayan herkes, o kim olursa olsun, zalimdir, fasıktır. Eğer bu yaptığı işi meşrulaştırıyorsa, kafirdir.. Kim ki bunlara fiilen ya da sözle veya para vererek destek olursa, bu zalimler karşısında sessiz kalırsa o zulme ortak olmuş olur..
Ama hemen şunu da belirtelim ki, zalimlerin de hakları vardır. Bir insan suçlu da olsa, ona suçunun cezası nisbetinde, hukuk yolu ile ancak şiddet uygulayabilirsiniz.. Bu, suçluya dilediğiniz her şeyi yapacağınız anlamına gelmez..
Hep söylüyorum ya, hangi yüksek ideal için olursa olsun, hiç kimsenin hiç kimseye haksızlık yapma, şiddet uygulama hakkı yoktur.. Haksızlık kimden gelirse gelsin, kime yönelik olursa olsun, mazlumdan yana, zalimlere karşı duracağız..
Bu konuda diğer kurallar şöyle:
-Zan/şüphe ile karar vermeyeceğiz.
-Suçun şahsiliği esastır.. Suçu kim işledi ise, bedel ödemesi gereken odur. Oğlu, eşi, kızı, akrabası, o aşiret, o kavim, parti, tarikat değil..
-Kan davası yoktur.
-Kısasta haddi aşmak zulümdür..
-Kişi tevbe ederse, hak sahiplerinden biri affederse, hüküm değişir. Savaşta eman dileyene el kalkmaz..
-Bir haksızlık sebebi ile, taraflar arası husumet asla caiz değildir..
Bir sonraki yazım da Analizlerle devam edeceğim…
Görünmenin, görünür olmanın zamanı. Bizi, yaşadığımız dünya içinde anlamlı kılan yegane unsur. Artık bir anlamın peşinde koşmanın zahmetine katlanamayan kalabalıkların, var olduklarını hissetmelerini sağlayan eylem. Görünür olmak…
…
Daha on sekiz yaşında. Soruyorum: “Beğeni sayısının çok olması neden bu kadar önemli?” El cevap: “Çünkü iyi hissettiriyor.” İyi hissetmek… Bir kalbi olduğunun farkında mı, ondan bile emin değilim.
…
Yaşamak, kalabalık karşısında yapılacak konuşma için, anlamsız bir metni ezberlemeye benziyor artık. Sizden beklenen neyse, onu vermelisiniz. Duymak istediklerinin dışında söyleyeceğiniz tek bir cümleye tahammülleri yok. Onlar nasıl istiyorlarsa öyle hareket etmeli, nerede durmanızı istiyorlarsa orda durmalısınız. Siz, hayatı diğerlerinin bakışları, övgüleri ve aslında istekleri için yaşayanlar, hududun bir adım ötesini asla düşünmemelisiniz. Efendilerinize olan sadakatiniz, sizi korusun!
Bir şeylerin yolunda gitmediği gerçeği, bir kemirgen gibi içinizi oymaya başladığında durun ve hemen inanmanız için tasarlanmış yalanlara dönün yüzünüzü. O renkli dünyaya, içinde hiçbir soruya yaşama hakkı tanınmamış evrene koşun sonra. Yolda bazı insanlar göreceksiniz. Ellerinde sorularla, gelip geçenleri durdurmaya, yavaşlatmaya çalışan insanlar. Hazzın ve hızın, semtine dahi uğramadığı nasipsizler. Konuşacaklar. Ağır ve sancılı cümleler dökülecek dudaklarından. Tarihi geçmiş şarkılar çıkaracaklar heybelerinden. İnsanın ve anlamın kardeşliğinden, yolun ve yorgunluğun erdeminden, sarp yokuşlardan ve daha bir yığın hadsizlikten... Konuşacaklar. Nokta koymadan. Soru işaretlerinin açtığı yaralardan kan damlayacak ipekten gömleklerinize. Rahatsızlar ya size de bulaştırmak isteyecekler rahatsızlıklarını. Koşun ve sakın dinlemeyin onları!
Hız, sizinle olsun!
…
Yürüdüğümüz yolun tenha olması korkutuyor bizi. Yalnız kalmamak, yeryüzünde benzeşebileceğimiz birilerini bulmak, yürürken haklılık payımızı çoğaltıyor inancındayız. Kalabalık caddelere meylimiz bundan. Çoğunluğun söylediği şarkıların alıcısı olmamız bundan. Eşyanın insanı tanımlayan, tamamlayan tarafına imanımız bundan.
Kuşatıldık oysa. Eşyayla, yalanla ve sorumluluktan arındırılmış insanla.
Aksayan tarafımız, bunları ve daha fazlasını bilmeyişimizden değil; zamanla yanlışın doğru olduğuna inanmaya başlayışımızdan. Alışıyoruz. Alışkanlıklar belirliyor hikayemizin istikametini.
Hayatın bize sunduklarıyla vicdanımızın çelimsiz sesi arasında bocaladığımız anda, kurtarıcılarını gönderiyor dünya. Sırnaşık halleriyle cevaplar iliştiriyor ceplerimize. Uyuşuyoruz. Kendini büyüten bir kamaşma hali gözlerimizden ruhlarımıza işliyor. Yeniliyoruz.
…
Camdan dışarı baktı. Gözlerini sabitleyebileceği bir uzaklık aradı. Küçük bir aralık. Küçük bir ışık.. Yok. Buradan taşınmalı. Babasının sözlerini hatırladı sonra. Dönebileceği bir yeri olmalıydı insanın. Dönüp içine çekilebileceği bir rahim gibi.
Her şey çok hızlı gerçekleşti. Okul bitti. İş bulundu. Askerlik. Evlilik sonra. Düzenli ve şehirli bir hayat. Kravatlı erkekler, kokulu kadınlar, toplantılar, geziler, kokteyller, tatiller…
Biçimsiz bir yorgunluk… Tüm bu hengameden sonra hissettiği tek şey.
Yakından bakınca dünya ne kadar da çirkindi oysa. Hep bildiği bir yalana inanmayı seçmiş, gözlerini yummuştu her yakınlaşmada.
Şimdi, şu son faslında hayatın, kulaklarında ağır bir uğultu…
Aralık duran pencereden, zayıf bir ses dokundu kulaklarına. Balkona çıktı. Uzak bir dosttan gelen sıcak bir selamı alır gibi.
“eşhedü enne muhammeden resulullah…”
Yasak Aşktın
Kırgınlıklarımdan dahi kırılan bir yasak Aşk
Meyvesinde Havva bulunduran imtiyaz
Cinayette kullandığın adın , kesik bileklerimde
Saklasam cesedimi sende durmaz..
Gündüzü örten bir gecelik giymişsin
Dipsomani diye kaftan var auranda!
Her katliamdan beni sağ , beni sağnak bir esir etmişsin
Astarımdın içseldin
Ayrıksı iki doğruyduk!
Soğuk bir kaldırımda örselenmiş yalnızlığımızdı Süpürülen
Şaibemdin Şiar denen Yeis'te!
Ne de olsa ayrılık çekilecekti göklere
Sen bir gecelik giydin onu
Ben bir sonraki intihara kadar sakladım üstümde !!!
Forumsal'ın Sessiz Fenomen Gencinin İmrendiren Başarı Hikayesi
"Derdim Var" kategorisinde sorulan sorulara cevap alınamama krizinin yaralarını sarmaya çalışan Forumsal yönetiminin, krizden güçlenerek çıkan isimlerinden entel maganda, dikkat çekici başlıklar ile açtığı dert konularını dergimizin miktofonlarına anlatarak dert sahibi forum üyelerinin ilham kaynağı oldu.
Röportajımızı "İstediğimiz gibi soru sorabilir miyiz?" sorumuza "buyrun elinizden geleni ardınıza koymayın bayım xbdhxbd" şeklinde cevap vererek kabul eden entel maganda, her üyenin rahat ve refah içerisinde yaşadığı bir forumun hayal olmadığını belirtti. "Derdim var" konularında nasıl böyle başarılı olduğunu soran muhabirimizin sorusunu yanıtlayan entel maganda, işin sırrının Erzincan tulum peyniri ve Çorum leblebisi olduğunun altını çizdi.
"Sadece Doğru Zamanda, Doğru Yerdeydim."
Sözlerine "Bundan 1,5 yıl önce ben de bir çok üye gibi derdim olduğunda "Derdim Var" kategorisine konu açar ama cevap alamazdım. Sonrasında da "Nasıl olsa cevap alamayacağım." diyip derdimi sormamaya başladım. Bir gün bir Facebook'ta takılırken bir haber sitesinin manşetten paylaştığı o buğulu fotoğrafları gördüm. Üzerinde "Flaş!", "Skandal!", "Bu da oldu!" şeklinde yazılar gözüme çarptı. Tıkladım ve hayatım değişti." şeklinde devam eden entel maganda, doğru zamanda doğru yerde olmanın önemini de gözler önüne serdi.
"İlk etapta konu açmak için "Derdim Var" bölümü yerine "Serbest Kürsü"yü kullandım. Nasıl olsa serbestti, kimse bir şey demezdi. Sonra "seks yaparken dbdhxbdhdbxjd" başlıklı o malum konuyu açtım. Sadece 5 dakika içinde Crowley yorum atmıştı bile. Aslında konu içeriğinde, uzun saçlı bir arkadaşımızı, saçını kesmesi içi nasıl ikna edebileceğimizi sormuştum. İnanılmaz bir duyguydu bu, ilk defa bir dert konumda bu kadar hızlı yorum almıştım. Artık bir derim olmasından korkmuyor; hayata daha olumlu bakıyorum." diyerek başarı hikayesini anlatmaya devam eden entel maganda "Bir zaman sonra posta kutumda Hürriyet, Milliyet, En Son Haber gibi haber sitelerinden mailler gelmeye başladı. Bu tarz manşetler için bir personel arıyorlarmış. Ben bulunmaz bir hint kumaşıymışım. " açıklaması ile de En Son Haber ile yaptığı iş ortaklığından duyduğu memnuniyeti gizleyemedi.
Parolam: "Bu da oldu!"
Halen derde deva girişimciliğine devam eden ve Türkiye'nin en dertsiz üyeleri arasında giren @ente maganda, artık dertli insanlardan mail alıyor, onların derdine çare olmak için dikkat çekici başlıklar üretiyormuş. Röportajımızın sonuna doğru, şu sıralar maillere yetişemediği için 50 kişilik bir kadro çalıştırmaya başladığını ifade ediyor. Hayır işlerinden de geri kalmayan entel maganda, lösemili çocuklar, kanser hastaları ve depremzedeler için her gün binlerce dikkat çekici başlık üretmeyi de ihmal etmiyor.
Annemin dilinden okuduğum rüya
Bildiğim her şeyi yalanlıyor
Sesim
Heyecanı çalınmış müezzin sesi.
Uyanınca güneş hayretsiz gözlere ulanıyor.
Üzerine alınanı kalmayınca
Bir günah zamanla herkese yakışır.
Depolarda paslanan çarmıhlar
Pazarlar şehrin ve zenginlerin uzağında
Islığın tadını bilmeden ve duymadan
Yağmurun sesini saçlarında
Tek fotoğrafa öykünen çocuklar...
-Dur. Daha gelmedik oraya
Çözüldün. Çözüm gibi konuşma.
Akışı bozunca çizilen kelimeyim
Yüzüme yalnızca annem bakıyor:
Göğsünde fidan
Hikayesinde kahraman
Biriken kahır ve
Hep hatırda tutulan.
Tanrım,
Yokuşu düşününce bile
Tıkanan benim.
Benim, o türküyü ezberinde çürüten.
Sıvası dökülmüş metruk odayı
Yani kalbimi
İlk önce terk eden.
# Selam çıkmaz sorular. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğin için çok sağol. Gerçekten röportaj teklifi götürdüğüm 52. forum üyesiydin. En sonunda bezmiştim.
52. olduğumu bilseydim kabul etmezdim.
# Bizim 52. tercihimiz olduğun için kızmıyorsun değil mi?
Kızgın değilim, sadece pişmanım.
# Forumdakiler eminim merak etmiyordur ama her röportaj başında sorulduğu için sormam gerekiyor; kendinden biraz bahseder misin? @Çıkmaz Sorular kimdir?
28 yaşındayım. Ufak tefek biriyim. Güler yüzlü olduğumu söylerler. Fazlasıylai sıkıcı derecede hanım bir kızım. Bu da beni fazlasıyla geriyor. Bu yönümü sevmiyorum.
# Peki forumda, herhangi bir kişinin favorileri arasında yer alıyor musundur sence? Yani seni neden sevsinler?
Bir insan beni neden sever; yalanı sık kullanmam. Dürüst davranmaya çalışırım. Sıcak kanlı, samimi ve candan olduğumu söylediler.
# Peki bu saçma nickin anlamı nedir? Nedir yani çıkmaz sorular?
Ben foruma ALES'e çalıştığım dönemde üye olmuştum. Etrafa bir göz gezdirdim, o kitap karşıma çıktı ama üzerinde "Çıkmış Sorular" yazıyordu. İlk nickim oydu, biraz da çıkmayan soruları görsünler.
# Peki neden Forumsal?
Başka forum bilmiyorum. :
# Biz öyle duymadık ama. 10 tane sevgilin olmuş, 9 tanesi Forumsal'dan olduğu için, Forumsal'a aşırı bir minnettarlığın varmış. Forumsal'da kopamamanın nedeni oymuş. Doğru mu?
Forumsal'ın bu konuda duygusal açlık çeken avareler için ciddi bir ekmek kapısı olduğunu düşünüyorum.
# Evli olduğun ve evlendiğin kişiyi forumda bulduğun doğru mu peki?
Yarısı doğru.
# Mesleğin ne?
Hemşireyim.
# İyi bir hemşire misin? Öğretmen olduğunu hatırlıyorum sanki.
İyi bir hemşireyim. Forumun yarısı öğretmen. Zihninin bulanması normal yani
# Peki hayattaki tüm işler kanuni olsaydı, bu işin dışında ne iş yapardın? Tabi soruyu böyle sorduğum için aklına direkt olarak kanunsuz işlerin geleceğine ihtimal veriyorum ama sen de çok garip bir üyesin, Yine öğretmen olurdum da deme ihtimalin var gibi duruyor.
Dedikoducu olmayı seviyorum. Laf taşımak, bilgi toplamak falan, çok keyifli geliyor bana.
# Forumda birine "Şu özelliğinden dolayı seninle gurur duyuyorum?" dediğin birisi oldu mu? Olduysa kim o?
Ritsa... Haberlere konu olacak bir kız. Zayıflamasıyla tabi.
# "Aynısını sana söyleyen oldu mu peki?" diye sormadan diğer soruma geçiyorum: Forumda yapamadığın için pişmanlık duyduğun bir şey var mı?
Oldu tabee Geçmee!
# Forum yönetiminde olmaktan mutlu olduğunu ve aynı zamanda başarılı olduğunu gördüğün birisi var mı?
Doğal, zeki ve eğlenceli. Sürekli gebe kalıyor namıssız.
# Forumda hangi kategoriler sinirini bozuyor? Ona göre kaldıralım.
Bazı üyelerin yasaklanmasını istiyorum.
# Şuanki üyeliğinle, 5 sene sonraki üyeliğin arasındaki farklar ne olur sence?
Çoluk çocuktan buraya vakit ayıramayan birisi olurum.
# Lucas Hood veya Pitho forumdaki kurallara uymayan davranışlarda bulunsa, onları yönetime ihbar eder miydin?
Yahu hayatta mı onlar hala.
# İhbar etseydin bunun için bir madalya ister miydin?
Gördüğüm en saçma soru.
# O zaman ihbar etmeseydin diyelim; sen yönetimde olsan ihbar etmediğin için kendin hakkında ne düşünürdün?
Gördüğüm en saçma soru 2.
# Öhöm. Neyse sıradaki sorumuz; forumdaki üyelerimizin oyunculuğunu yaptığın bir filmin senaristliğini yapsaydın, bu filmin konusu ve oyuncu üyeleri kim olurdu? Baş rolde kimlerin olduğunu da belirt ama.
Erkekler için birbirini parçalayan kızlar, uçkur sevdasına düşmüş erkekleri konu alırdım. Baş rol; ben.
baş rol ben p
# Benim ve sorularım hakkında aklında geçen o kötü düşünceleri de alabilir miyim?
Kalbin kırılmasın şimdi boşver.
# Qasem'in bu dergi düşüncesi için ne düşünüyorsun peki? Gereksiz olduğunu düşünüyorsan "Pas" de. Olumsuz yorumları almıyoruz çünkü.
Almıyorsan vermeyeyim.
# Öhööömm. Sıradaki sorumuz; son olarak forumdakilere iletmek istediğin bir şey var mı?
"Derdim Var" konu başlıklarımda bana yardımcı olan tüm üyelere teşekkür ederim.
# Yaşamında başarılar @Çıkmaz Sorular. Sana sorduğumuz çıkmaz sorular için de.
Gerçekten çok pişmanım
IŞIK Dergisi olarak KaraBiber ile tek soruluk bir söyleşi yaptık. Sizinle paylaşıyoruz;
Sevgili KaraBiber Sevgi nedir , Sevgiye dair ne düşünüyorsunuz ?
Böyle de sorulunca insan ne diyeceğini bilmiyor.Sevgi kelimelere sığmayacak birşey sanırım yoksa onca kelime varken bu kadar düşünmemem gerekiyordu.Sevgi herkese gösterilmeli fakat herkes için harcanmaması gereken bir duygu.Zaten artık unuttuğumuz bir kavram olarak karşımızda..İnsanlar o kadar mutsuz o kadar olumsuz ki ya içlerinde ki sevgi bitmiş ya da sevgisini gösterecek takati kalmamıştır. Ama tüm duyguların en güzelidir,temelidir.İnsan sevdikçe paylaşır sevdikçe bencillikten ben demekten kurtulur.
Mutluluğu,hüznü,kıskançlığı,gülümsemeyi,hayatı paylaşmayı öğrenir.İnsan sevmekten kaçınmadıkça büyür, hiç bitmez sürekli kendini besler,besledikçe olgunlaşır.Sevmek dünyayı güzel kılan bir duygudur. Bazen bir çiçeği bazen bir hayvanı güzel kılar bize.
Francis Bacon sevgi üstüne şunları söylüyor: "Eski ya da yeni çağlarda, adı bugünlere kalmış büyük değerli insanlar arasında hiç kimsenin öyle çılgınca bir sevgiye düşmemiş olduğu görülür; bundan da anlaşılacağı gibi, yüksek bir amaç taşıyan soylu ruhlar bu cılız tutkudan uzak dururlar. Sanki gökleri, bütün yüce şeyleri düşünsün diye yaratılmış olan insanoğlu, kendi benzeri bir küçük putun önünde diz çökmekten, hayvanlar gibi boğazıyla olmasa bile, kendisine daha büyük amaçlarla verilmiş olan gözlerle o puta kul olmaktan başka şey yapmazmış gibi...
Hiç bir gururlu adam kendini, bir sevenin sevgilisini beğenmesi gibi budalaca beğenmez, onun için 'sevmekle bilgelik bir arada olamaz' sözü pek güzel söylenmiştir. Bu yalnız başkalarınca görülüp de sevilenin gözünden kaçan bir güçsüzlük değildir, en çok sevilen görür bunu. Sevgiyi alt edemeyenlerin yapabileceği en iyi şey bu duyguyu dizginlemek, yaşamın ağırbaşlı konularıyla işlerinden güçlerinden kesinlikle uzak tutmaktır. Yoksa insanın işine gücüne bir karıştı mı, her şeyi altüst eder, insanı amaçlarına hiçbir zaman bağlı kalamayacak bir duruma sokar.Evlilikteki sevgi insanlığı doğurur, arkadaşça sevgi insanlığı yüceltir, uçarı sevgi ise bozar, bayağılaştırır."
# Selam Ophelia'm. Röportaj teklifimi ışık hızıyla kabul ettiğin için çok teşekkürler.
Merhaba abilerin gülü. Rica ederim sen yazarsın da ben cevapsız bırakır mıyım hihihi
# Röportaj için biçilmiş kaftan olduğunu düşündüm, sen de aynı şeyi düşünüyor musun kendin için?
Aslında senin gibi düşünmüyorum kendimi yazarak değil de daha çok sözlü ifade edebilen bir insan olduğum için bir telefon görüşmesinde yüz yüze sohbetlerde soruları daha net cevaplandırabilirdim ama yazmakta da fena değilimdir umarım.
# Kendinden biraz bahsederek başlar mısın?
İsmim İrem bazılarında bildiği gibi (: . Doğa kızıyım kamp yapmayı sahilde yürüyüş yapmayı, bisiklet turlarını ve sosyal etkinliklere katılmayı çook aşırı severim. Üniversite yollarında adım adım ilerleyen biriyim. Dediğim gibi yazarak değil de konuşma konusunda daha iyi olduğumu düşünüyorum. Kendimi ifade etmek olsun, düşüncelerimi insanlarla paylaşmak olsun, insanlar üzerinde ses tonumun daha etkili ve daha net olduğunu düşünürüm. Birde koç burcuyum diye mi böyle bilmiyorum ama insanlar üzerinde liderlik kurmayı, sözümün geçmesini çok severim. En yakın arkadaşımla bile soğuk kanlı biri olduğum için tanıştım. Uzaktan çok soğuk görünüyormuşum ama 15 yıldır benimle arkadaş kendisi
# Forumda merak edilen bir üye olduğunu düşünüyor musun?
Sanmıyorum (:
# Forumda sana takma isim takan arkadaşların var mı? Varsa hangi lakapları kim taktı?
Kesin bir isim veremem şimdi ama çoğu üye nickimden dolayı ofelya diyor
# Forumda seni çok kızdıran bir şey var mı?
Burası insanların düşüncülerini rahatlıkla paylaşabileceği bir ortam tabii diğer üyelerin özgürlüklerini kısıtlamayacak şekilde. Gördüğüm kadarıyla çoğu üyenin diğer üyelere saygısı yok. Bu durum beni kızdırsa da bunun değişeceğ de yok gibi görünüyor.
# Forumsal'daki serüvenin nasıl başladı ve nasıl gidiyor? Anlatsana biraz?
Bunun cevabını gayet iyi bildiğini biliyorum ama okuyacaklar için yazayım. Forumsal serüvenim senin teklifin üzerine başladı. Ben buraya kayıt olmadan 2-3 ay önce bana mesaj attın. İremcim böyle bir site var eskilerden de bir kaç üye var istersen üye ol güzel bir ortama benziyor diye. Okulum,sınavlarım dolayısıyla yaza ertelemiştim. Sonra aklıma geldi mesajın ve kayıt oldum butterfly nickimle. 2 senedir buralardayım. Canım sıkkın olduğunda, bir şeyler yazmak paylaşmak istediğim zaman giriyorum. Umuyorum burası uzun soluklu bir yer olur ki öyle gözüküyor bende buralarda olacağım (:
# Farklı sitelerde, Forumsal'ın Türkiye'nin en büyük forumlarından birisi olduğunu yazan kullanıcılara denk geldik. Bu konuda sen ne düşünüyorsun?
Senin teklifinden sonra birçok site araştırdım aslında, farklı farklı sitelere baktığım zaman bu kurulumun ve düzenin oralarda olmadığını gördüm. En iyisi burasıydı benim için. Buranın büyük forumlardan biri olduğunu bende söyleyebilirim.
# ecLipse, Shark, Ahmosis veya Bella forumun kurallarına aykırı bir şey yapsa ama bunu senden başkası farketmese, yönetime onları yönetime şikayet eder miydin?
İki seçeneği de cevaplamak istiyorum çünkü ikisini de yapabilirim
# (Ederdim.) Tebrik ederim ama arkadaşların bozulmaz mıydı?
Zannetmiyorum, bozulacak olan konuşmasın benimle şurada iki dakika forum kurallarına uyacağız.p
# (Etmezdim.) Sen yönetimde olsan kendin hakkında ne düşünürdün bu durumda?
Etmezsem eğer kendimden şüpheye düşebilirdim. Sırf arkadaşım diye kayırma durumlarını pek sevmem. Kendimi ayıplardım .p
# Yönetim hakkında düşüncelerin nedir?
Açık açık konuşacağım. Çoğu yöneticinin yandaşlık yaptığını düşünüyorum. Kendilerine yakın olan haksızda olsa onlara göre haklı oluyor. Ben böyle bir durum yaşamadım yönetimdekilerle ama gördüğüm buydu benim. Umarım yakın zamanda nötr olabilmeyi başarabilirler nazarımdaki yöneticiler. Bunların dışında tek tek insanlarla sabırla ilgilenen, saçma sapan sabrı taşıran olaylarda bile sakinliğini koruyan yöneticiler de var saygı duyuyorum.
ecLipse ve Qasem varsa dergiden büyük beklentiler bekleyip büyük karşılıklar alabileceğimizi düşünüyorum. Kalemleri çok kuvvetlidir ikisininde. Tabii sende varsan mükemmel sonuçlar çıkabilir .p
# Başka üyelerin favorileri arasında yer alıyor musundur? Benim favorilerim arasında yer aldığını biliyorsun, beni geç.
Seni geçecek olursak ecLipse 'nin en favorisi benim mesela hele bi değilsin desin Shark senin hiç kurtuluşun yok favorim değilsin diyebilir misin diyemezsin deme
# Kullandığın nickin ne gibi bir anlamı var?
Hamlet oyunundaki babasının diktatörlüğü ve aşkının arasında kalan bir karakter. Çok güçsüz bir kız oyunda. babası ve abisinin telkinlerine karşı koyamayıp aşkını feda edip delirmiştir zaten. Hamlet oyununu çok sevdiğim ve Ophelia karakterini de yakın hissettiğim için seçtim
# Son olarak benim ve sorularım için ne düşünüyorsun?
Sorularını zevkle cevaplandırdım ve benimle bu röportajı yaptığın için teşekkür ederim. İnsanların ideolojileri ne olursa olsun kimseyi o konuda yargılamam sohbetlerinden ne aldığım benim için daha kıymetlidir. Aslında senden çok annenin yemekleri, sohbeti ve mükemmelliğini seviyorum bu konuda seni yorumlamayacağım kusuruma bakma lütfen .p
# Forumsal ailesine iletmek istediğin, sıradanlaşmış klasik 3-5 cümlen var mı?
Enerjimizi ve renkli oluşumuzu hiç kaybetmeyelim diyorum ben. Bardağın her zaman dolu tarafından bakalım ve mutlu olmaya çalışalım. İçinizdeki çocuk ruhunu hiçbir zaman kaybetmemeniz dileğimle forumsal ailesi
# Röportaj için teşekkürler İrem. Desteğin için de.
Başlarken de Belirttiğimiz üzere ; Dergimiz ilim adabına, meşveret kurallarına, ve genel ahlak ilkelerine aykırı olmadığı sürece her tür yapıcı eleştiriye açıktır. Yapıcılığı ilke edinmiş eleştirilerin verimli ikliminden yararlanmayı gereklilik olarak kabul ederiz. Eleştiri sınırlarını aşan hakaret, tahkir ve tezyif içerikli hiç bir yoruma kesinlikle müsaade edilmeyip yorumlarda yer almasına izin verilmeyecektir.
Dergimize Öneride bulunmak ve Katkı sunmak için her tür materyallerinizi dergi yazarlarımızdan Qasem 'e PM olarak iletebilirsiniz...
IŞIK Dergisi olarak ayrıca Tasarımda emeği geçen Ritsa , KaraBiber ve Kei 'ye teşekkürlerimizi sunarız...