Günlük Hedonik Uyum

Konu sahibi son olarak 85 gün önce görüldü
BLQEd9.gif


Al sana hedonik uyum
 
[YOUTUBE]oPcdQDKNrKE[/YOUTUBE]​

Sakin kalıyoruz.
 
Kalender meşrebim,minnetim yoktur,
Yükseklerden uçan meleği sevmem.
İzzet-i nefsime hürmetim çoktur.
Öpülmek istenen eteği sevmem.

Zelilin kaniim hamakatine,
Kulak vermem lâf-ı liyakatine,
Dünya şahit iken sadakatine,
Kurdu severim de köpeği sevmem.

Ezelden mailim nüktedanlığa,
Hürmetim büyüktür kahramanlığa,
Nispetim yoksa da pehlivanlığa,
Kolayca bükülen bileği sevmem.

Hilkatten almış yüksek bir paye,
Gönül pek alidir,batmaz ednaye,
Meylederim sanma, den-i dünyaye
Elin kokladığı çiçeği sevmem.

Bin derde uğradım ben bile bile
Neler çektim neler bu kafa ile,
Eğer sevmiyorsam babama bile,
Seni seviyorum demeği sevmem.

Talihin kahrına göğsümü gerdim,
Dergâh-ı rızaya postumu serdim.
Yolumdan dönersem ben de namerdim,
Dönmek menfurumdur döneği sevmem.​
 
CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, geçen gün toplanan Yörük-Türkmen Çalıştayı’nda yaptığı konuşmada Osmanlı’nın aslında neyin nesi olduğunu bir güzel anlattı; Osmanlı zamanında Türkler’e yapılan baskıların, işlenen cinayetlerin ve hattâ dilimiz ile kültürümüzün perişan edilmesinin örneklerini delilleri ile sıralayıp geçmişin bu utanç verici dönemini, yani altı asırlık Osmanlı devrini hâk ile yeksân etti!

Ama, bütün bu gerçekleri dile getirirken dili sürçmüş olacak ki küçük bir hatâ yaptı; “Osmanlı’nın sarayında Farsça konuşulurdu, Osmanlıca konuşulurdu ama bu çadırlarda özbeöz Türkçe konuşulurdu” dedi...

Kılıçdaroğlu böyle demekle şimdiye kadar kimsenin temas etmediği bir hakikati dile getiriyordu fakat “dil” konusundaki derûnî ifadesi güzide basınımızın dikkatinden kaçtığı için haberlerde neyse ki yer bulmadı, zira Kemal Bey söylediğim gibi küçük bir yanlış yapıyordu: Evet, Osmanlılar Türkçe’yi hakikaten bilmezler ve konuşamazlardı, çünki Türklük ile alâkaları yoktu fakat sarayın dili Kemal Bey’in dediği gibi “Farsça” değil, “Japonca” idi! Başta padişahlar olmak üzere saray ve harem halkının tamamı Japonca’yı mükemmelen bilirler, birbirlerine “Allahaısmarladık” değil “sayonara”, “merhaba” yerine “moşimoşi”, “günaydın” niyetine “ohayogozaimasu” derler, akşamları da “iyi geceler” temennisi için uzun bir “oyasuminasaiiiiiii!” çekerlerdi.

‘UTSUKUŞİ ONNANOKOOO...’

O devre ait fermanların, beratların ve diğer resmî yazıların tamamının Japonca olması bir tarafa, Osmanlı zamanında kaleme alınmış edebiyat kitapları da bu dilde yazılmışlardı. Fuzulî, Bâkî ve Nedîm gibi şairlerin eserlerinde “güzel kız” yerine “Utsukuşi onnanoko” ibâresi tercih edilir, “seni seviyorum” sözüne rastlanmaz, şair aşkını ifade etmek için sevgilisine “Watashi wa anata o aishiteimasuuuuu!” diye seslenirdi ve sebep de sarayda sadece Japonca konuşulması idi!

Üstelik şimdi “Osmanlı mutfağı” denen yemek çeşitlerinin tamamı da aslında Japonlar’dan alınmıştı. Eminim bilirsiniz: Sarayın en gözde yemeği “suşi” idi, acıkıldığında “Suşi o motte kite”, yani “Bana suşi getirin” buyurulur ve sofra binbir çeşit suşi ile donatılırdı.

Kanunî Süleyman’ın “yılanbalıklı suşi”yi pek sevdiği, Yavuz Selim’in pirinç ve çiğ balıktan yapılan “nigiri” çeşitlerine bayıldığı, Sultan Abdülhamid’in de yosun dürümü olan “temaki”yi tercih ettiği ve bütün bu suşi çeşitlerini yerlerken Hiroşima’dan getirtilen yeşil çay içtikleri tarih kitaplarında ayrıntıları ile zaten anlatılmaktadır...

2018’DE 1930’LARIN İFADELERİ!

Kemal Kılıçdaroğlu, Osmanlı Devleti’in hemen yanıbaşındaki sınır komşusu Japonya’nin dilinden ve kültüründen etkilenmiş olmasını gözardı edip sarayda dünyanın tâââ öbür ucundaki İran’ın dilinin konuşulduğu iddiasında bulunmakla işte bu yüzden büyük, çok büyük bir hatâ yapmaktadır. Üstelik, Türklükle hiçbir alâkası bulunmayan ve bir milletler çorbası olan Osmanlılar’ın sarayında daha başka diller de konuşulmuş, asırlar boyunca Hintçe, Hotantoca, Apaçi dili, Tarzanca vesaire gibi lisanlar da işitilmiş, Türkçe tek bir söz bile edilmemişti ama unutmayalım: Osmanlı’nın hem resmî hem de anadili Japonca idi!

İşin şaka tarafı bir yana, Türkiye’nin anamuhalefet liderinin hem anadili, hem de askerî lisanı Türkçe olan Osmanlı İmparatorluğu’ndan bahsederken “Sarayda Farsça konuşulurdu” demesi, Osmanlı Devleti’ni kuran Kayı boyunun da bir Türkmen aşireti olduğunu gözardı ederek İstanbul’un Türk’ü ile Anadolu’nun Türk’ünü farklı ve birbirine düşman ayrı milletler gibi göstermesi, Yörükler ve Türkmenler ile devlet arasında geçmişte vergi tahsili gibi meselelerden kaynaklanan gerginlikleri “zulüm” diye nitelemesi tuhaf, hattâ ayıp iddialardır ve bu iddiaların ortaya atılmasının ardında şayet derin bir cehalet değil de bir kasıt mevcut ise, vaziyet daha da vahim demektir!

CHP’nin lideri yahut liderin metin yazarları galiba farketmiyorlar ama artık 2018’deyiz ve 1930’lardan kalma böyle “geçmişi karalama” edebiyatı 2018’de tuhaf, hattâ fazla ucuz kaçıyor!


Murat Bardakçı
 
[YOUTUBE]BnCPqFRLRWQ[/YOUTUBE]​


Az bilinenlerde, bugün.
 
İş bu dört şey, çok güzeldir herkese,
Söyledim koy akla dostum, uy sese!

Önce yardım etmedir insanlara,
Sonda olgunluk gelip alsın sıra.

Sabreden herkesle, dostluk gütmeli,
Hürmeti her ferde uygun etmeli.

Ey güzel ahlaklı saydım dördünü,
Dört de huy var, huyların en çirkini.

İş bu dörtten ilki olmuş; kin, haset,
Sonra benlik, hem kibir almış nöbet.

Başka dert olmuş haset, kindir desek;
Varsa benlik, buydu en pis huy demek!

Ey oğul, silkin ve kalkıp huy değiş;
Çünkü bunlar ta başından çirkin iş!

Katkıdan çık, al ki altın saflığı,
Toprak olmazdan, edin topraklığı!

Hırsı terk etmek, kanaattir işin,
Akıbet gerçekleşir ölmek, düşün!

Her zaman, her yerde dost seç, kalk otur;
Muktedirsen düşmanından ayrı dur!​
 
Geri