Babalarımızdan, dedelerimizden, her tanıdığımızdan işittiğimiz, kitaplarda okuduğumuz ve adında da Şark Meselesi denilen bir şey vardır. Bu Şark Meselesi denilince doğrudan doğruya anlaşılması lazım gelen şey; Osmanlı Devleti'nin yıkılması, tarihten, coğrafyadan, haritadan çıkarılması, silinmesi için Batı'nın duyduğu şiddetli arzudur! Çünkü Batı, öyle bir zihniyet geliştirmişti ki Osmanlı Devleti'ni yıkmakla, Osmanlı Devleti'ni meydana getiren asıl unsur da kendiliğinden yıkılmış olacaktı. Tabii çok esaslı olarak aldandıkları bir şeydi. Ancak, birincisinde muvaffak oldu. Osmanlı Devleti'ni yıktı ve tarihe geçirdi. Fakat ikiğncisinde muvaffak olamadı, olamaz ve olamayacaktır. Burada da gafildirler. Zira, Şark Meselesi adı altında Osmanlı Devleti'ni ve Türk unsurunu, devletler kuran, büyük imparatorluklar yaratan kuvvetli ve kudretli Türk milletini behemehal yok etmek hususunda mevcut kanaat pek derindir. Bugünkü Avrupa diplomatlarının düşüncesinde yer alan bir görüş noktası değildir. Bundan evvel, çok ve çok evvelki zamanlarda yerleşmiştir.
Bu adeta, babadan oğula ırsen geçen bir zihniyet, bir adet, bir gelenek olmuştur. Onun için Batı'nın bu gelenekten vazgeçmesi, bu veraset yoluyla gelmiş zihniyeti değiştirmesi, itiraf etmek lazımdır ki o kadar kolaylıkla mümkün olmamıştır ve olmayacaktır. Batı hala bir gerçeği görmek ve itiraf etmek istemiyor, o da eski Osmanlı İmparatorluğu'nun yok olduğunu ve yeni Türkiye Devleti'nin gözler önüne çıktığını ve öyle bir Türkiye ki aslına özgü olan yeniliği ile, imanı ile, azmi ve kudreti ile meydana çıkmıştır ve bütün bu vasıflarını şimdiye kadar kendine zulüm eden, gadreden ve susanlara karşı intikamını almak için kullanacaktır.
Sadi Borak - Atatürk'ün Resmi Yayınlara Girmemiş Söylev ve Demeçleri s. 198