Günlük Hedonik Uyum

Konu sahibi son olarak 75 gün önce görüldü
Tüm olağan dışı etkilerin geçiciliğine hedonik uyum deniyor.

İnsan doğasının uzun süre sonra bile alışamadığı durumlar kalıcı rahatsızlıklara sebep oluyor.

Maddi tüm etkiler kısa süreli kalıyor. Yalnızca öyle değilmiş gibi yansıtılabiliyor.

Uzun süreli olumlu etkiler ise sahip olduğumuz boş zaman ve bağımsızlıkla ilişkilendiriliyor.

Kadınlarda meme yaptırmak, erkeklerde CEO'luğa yükselmek yanılsamalı mutluluk.
 
Hikayeler hakikatleri çarpıtır ve basitleştirir. İçine pek uymayan her şeyi bastırır.

Önemli olan talihsiz adam değil, köprünün inşaatıdır. Köprünün zayıf noktası tam olarak neredeydi? Sebep malzeme yorulması mıydı? Değilse, köprü önceden zarar mı görmüştü? Öyleyse, bu zarara ne sebep olmuştu? Yoksa, tümden uygunsuz bir yapı prensibi mi kullanılmıştı? Bütün bu önemli noktalardaki sorun ise şudur: Bunlar bir hikayenin içine oturmaz. Hikayeler bizi çeker, soyut gerçekler ise bizi iter.
 
1 Mart 1950'de, saat yediyi çeyrek geçe, Nebraska'daki Beatrice şehrinin kilise korosunun 15 üyesi prova yapmak üzere buluşacaktı. Farklı sebeplerden hepsi geç kaldı. Papazın ailesi gecikti, çünkü karısı son anda kızının elbisesini ütülemek zorundaydı. Çiftlerden biri vaktinde gelemedi, çünkü arabalarının motoru çalışmadı. Piyanist aslında herkesten yarım saat önce kiliseye gelmeye niyetliydi ama akşam yemeğinden sonra uyuyakaldı vs. 19:25'te kilise havaya uçtu. Patlama bütün köyden duyuldu. Duvarlar yerlerinden fırladı, çatı olduğu gibi çöktü. Bir mucize gerçekleşmişçesine hayatını kaybeden tek kişi olmadı. İtfaiye şefi patlamayı gaz kaçağına bağladı. Ama koronun üyeleri Tanrı'nın bir işaretine şahit olduklarından emindi. Tanrı'nın parmağı mı, tesadüf mü?
 
Bir çiftçi kaz besliyor. Önceleri bu ürkek hayvan tereddüt ediyor ve şöyle düşünüyor: "Bu insanlar beni neden besliyor? Arkasında mutlaka bir iş olmalı." Haftalar geçiyor, ama çiftçi her gün kazın yanına gelip önüne tahıl bırakmaya devam ediyor. Kazın kuşkuları giderek azalıyor. Birkaç ay sonra kaz şundan emin: "İnsanlar bana karşı son derece iyi niyetli!"
 
Hiçbir hükmü kendiniz, kendi bilginize ve inancınıza vurmadan, filan veya falan Avrupalı muharrir söylemiş diye, hemen benimsemeyiniz. Onların, hele biz Türkler, bizim dilimiz ve tarihimiz üzerindeki hükümlerinin çok kere yanlış bellenmiş esaslara dayandığını görüyorsunuz.

Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri - Utkan Kocatürk s.139
 
Osmanlı Devleti'nde, Türk tarihinin Osmanlı öncesi dönemleri unutulmaya terk edilmişti. Dinsel aidiyetin esas olduğu Osmanlı Devleti'nde Türklerin İslam öncesi tarihleri adeta kalın bir sis perdesiyle örtülmüştü. Bu nedenle Türklerin tarihsel derinlikten yoksun bir ulus olduğu düşüncesi tüm dünyada olduğu gibi Osmanlı'da da yaygınlık kazanmıştı. Osmanlılar, İslam öncesi dönemleri "putperest" ve "dindışı" zaman dilimleri olarak gördüklerinden daha çok Türklerin Müslümanlıktan sonraki tarihleriyle ilgileniyorlardı. Osmanlı tarihçileri, Osmanlı tarihini, İslam tarihinin bir devamı olarak görüyorlardı.

Osmanlı Türk Tarihçiliği Üzerine Notlar - Halil İnalcık, Bülent Arı

Uluslararası Askeri Tarih Dergisi s.216
 
Sonuçta her bir cemaatin müntesipleri mutlak sadakatle bağlandıkları fanilerin bir kez olsun yanılabileceğini kabullenmemeye sanki ant içmişlerdir. Cemaat tezgahından geçen insanların mankurtlaşması işte böyle bir şeydir.
 
Şimdiye kadar takip olunan tahsil ve terbiye usullerinin milletimizin tarih-i tedenniyatında en mühim bir amil olduğu kanaatindeyim. Onun için bir milli terbiye programından bahsederken eski devrin hurafatından (hurafelerinden) ve efsaf-ı fitriyemize hiç de münasebeti olmayan yabancı fikirlerden, şarktan ve garptan gelebilen bilcümle tesirlerden, tamamen uzak, seciye-i milliye ve tarihiyemizle münasip (milli ahlakımıza ve tarihimize uygun) bir kültür kastediyorum. Çünkü, deha-yi millimizin inkişaf-ı tammı (milli davamızın başarıya ulaşması) ancak böyle bir kültürü temin olunabilir. Lalettayin bir ecnebi kültürünü kabul etmek, şimdiye kadar takip olunan yabancı kültürlerin muhrip (yıkıcı) neticelerini tekrar ettirebilir. Kültür zeminle mütenasiptir. O zemin, milletin seciyesidir. (huyudur, ahlakıdır).

Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri II. Cilt s.16
 
Geri