Hαlet-i Ruhiчemdemdeп Sızαпlαr

Konu sahibi son olarak 4104 gün önce görüldü


313451_627942983889544_512270759_n.jpg



 
51613b5d9947904f1864dad8fadfcba5_1285951415.jpg

Uzanıp da kalbime dokunmayı nasıl becerdin bilmiyorum ama,​

Sensiz herşey soluk geliyor gözüme,​

Sen içinde yoksan herşey önemsiz..​

Saf bir acı var ta damarlarıma kadar işlemiş;​

Yokluğun...​

Yerin dibine toza dumana karışıp hissizleşeyim silinsin istiyorum bazen.​

Ve farklı cümleler kurmuyorum artık her düşüncem tek bir heceye odaklı;​

Sen...​

Nasılsın diyeneyse yegane cevabım tek kelime oluyor;​

Aşığım...​
 
Siyah ve beyaz tonLarın arasına gri yerLeştirmek kimin akLına geLdi acaba? KadınLar, erkekLer ve ibneLer.
Her konunun bir ortası var, oysa ben hep siyah oLdum nedense....
 
Elimizin altındaki çok değersizken, cehennemin dibindeki dünyanın en değerLi şeyi oLmak zorunda mıdır hep?
Yoksa biz mi öyLe sanmak zorundayız?
Bu kuraLLarı kim koydu ki?
Koyan kişiyi bana yoLLayın, onunLa rus ruLeti oynamak istiyorum.
Söz veriyorum hiLe yapmayacağım.
 
Ben senin zaafınım, güzelim, peşimde 1001 erkek, can bile aldım, bundan haz bile aldım, öyle ki kraliçenin aynasının yanıtıydım, öyle ki ademe elmayı ısırtandım, sana rastlayana dek, sen bir kadın için gerçek aşkı temsil eden tılsıma sahipsin: Sözcükler! Görünen egonun altında işkencede şarkı söyleyen bir Rimbaud olduğunu kaç kadın keşfetmiştir acaba (yok diyemem, bir kaçını kıskandım da), senden Allah’ın Ay Tanrısı olduğunu kaç kadın öğrenmiştir acaba ve böylece imana gelen kaç kadın vardır, ben bir düzine saydım ama daha da çok olmalı, sayıların senin için ya bir istatistik olduğunu ya da saplantılı aşkından aldığın intikamın bir parçası olduğunu biliyorum, geç keşfettim bunu ve şaşırdım, fil zannettiğim yerde bir karınca, karınca zannettiğim yerde bir fil olduğunu geç anladım ve itiraf ediyorum; kendimi karşısında yetersiz hissettiğim tek erkek sensin, bu yetersizlik duygusu sana hissettiğim tutkunun alevini körüklüyor, öyle ki eğer güzelliğime boyun eğersen o gün kendimi yokedeceğim, buna katlanamam sanırım, bu imgenin imaja boyun eğmesi anlamına gelir ki, ters şeyleri ve imkansız şeyleri anlayabiliyorum, seviyorum da, hatta bir karıncanın bir fili yutmasını bile, hatta yaradanın yarattığına kul olmasını bile, anlatamadım, ama ruhundan içtim senin, senin üslubunla söylemeye çalışsam; bu gölgenin ışığa karar vermesidir, haddimi bilmek istiyorum, ben senin gölgenim, sen benim ışığımsın...
eğer bir gün beni yaşamak istersen sana vaad edebileceğim tek şey serinlik, bana hediye ettiğin derinliğin yanında önemsiz bir şey belki de ya da mutlaka öyle...
senden öğrendim ama; kavrulduğun çölde ne kadar değerli olduğumu biliyorum belki de ya da mutlaka öyle...
beni tanıyorsun belki de ya da mutlaka öyle...
 
Onu görmezsem ölemem,
onu görmeden yaşayamam.
Öyleyse ne ölüyüm, ne de bir hayatım var. Gesualdo

bir mum yaktığında, bir süreç başlatırsın – ama yürüyüşü senin elinde olmayan bir süreçtir bu; artık, kendi oluşma biçimini izleyecek, senin elinde olmadan da, zaman içinde, varması gereken noktaya varacaktır:
mum, önce, bir noktaya kadar, kendi doluluğu içinde, güçlü güçlü yanar; ama yanışında belirli dengesizlikler oluşunca ( ki, kaçınılmazca oluşur bunlar ), çeperini delip, eriyik maddesini dışarı akıtıp, fitilini yakıp küçülterek, söneyazar – önlem düşünürsün: alır, kenarlarını düzeltir, bir madeni kutunun kabını ters çevirip, içine koyarsın – ama, boşunadır bu da : çünkü kendi süreci içinde oluşturduğu dengesizler sürmektedir – çeperleri tam düz değildir; içine koyduğun kabın belirli bir eğimi vardır – gene, arar dışarı eriyik madde: kabın içinde yayılır, kap ısınır; dibine varmış fitil, artık, her türlü biçimi yitirmiş maddenin son kalıntıları içinde, ucu ucuna, yanıyordur – sönmesi yakın ve kaçınılmazdır.
şimdi yapabileceğin tek şey, kap içinde kalmış eriyik maddeyi bir kenarında biraraya getirip, muma benzer bir biçime sokarak, dibine dayanmış fitile biraz daha süre tanımaktır – ama artık bilerek : mumun, sönecektir.
elinden birşey gelmez – hep müdahale edersin; dersin, şöyle, şuraya toplasam – şöyle, şu biçime soksam; şöyle, bir köşede, sürebileceği bir konum bulsam – şöyle… boşunadır : madde tükenmeye yüztutmuş; güdük fitil de dibine dayanmıştır.
ama sönmez bir türlü : fitili yok denecek kadar kısa; maddesi de, dikkatle belirli bir açıda tuttuğun kabın köşesinde, ancak küçük bir oyuk olarak kalmış; oysa alevi, eski canlılığında – sanki – hiçbirşey yitirmemiştir.
sönmez bir türlü – sen de, sonunda, gücünü toplayabildiğin bir anda, kendin üfleyip söndürürsün onu.

mumun söner...
 
Gözlerin beni ilgilendiren tarafı, vücudun yaşlanmayan kısımları oluşlarıdır.
Diğer bir deyişle, eğer bir kişi diğer bir kişinin çocukluğunu görmek isterse, -vücuttaki bütün ihtiyarlamaya, adele sisteminin bozulmasına, saçların beyazlamasına, boy ve kilodaki değişime karşın- onun gözlerine bakarak bunu görebilir.

ke: bizim algıladığımız yaşlılık ise ironik bir biçimde gözün kenarlarıyla ilişkilidir,
 
Suyun kaldırma kuvveti mi vardır, suyun üstünde yüzen şeyin batmama kuvveti mi,
Deniz mi yüzer, yoksa balık mı,
Tavuk mu tavuktan çıkar, yumurta mı yumurtadan,,,
İkinciyi geçen neden ikinci olur, belki o sırada birinciyi de geçmiştir, hatta yarış bitmemiş ve sonuncu bir atak yapmış o birinci olmuştur, bul bakalım,,,

E=mc2 ya, c2 ışık hızının karesidir, sonuçta bir sabittir, E=m (Enerji=kütle) bunu bul bakalım,

Kuantum dediğimiz şeyin felsefesi şudur, bir şey hem vardır hem yoktur, 1=0 dır, ışık bir tanecik olarak iki delikten aynı anda geçebilmektedir,,, bunu bulacağınızı sanmayın, bunun içinde kendinizi yitirin bence,

Var mısın, yok musun bunu bul bakalım…

muhtemelen atomlar soyut takılıyorlar
 
tumblr_mmrp2dKKqf1qawvueo1_400.gif

Yanıma gelirsen eğer,
İçimde eritirim seni
Kardan sonra güneş
Günden sonra gece de öyle
Ben eritirken
Sen erirken
Seveceğiz birbirimizi
Yüzüme bakarsan eğer
Dokunurum sana
Hava ile kuşlar
Denizle kıyı da öyle
Ben dokunurken
Sen dokunurken
Duyacağız birbirimizi
Şarkımı söylersen eğer
Kaybolurum sende
Denizde damla
Şehirde insan da öyle
Ben kaybolurken
Sen ararken
Bulacağız birbirimizi

 
İki gönül bir araya geldiği zaman yeni bir şey yaratılır. Bu yeni şey sevgidir. Ve tıpkı su gibi, birçok hayatın susuzluğunu giderir. Birden doyarsın. Bu, sevginin görünür işaretidir; sanki her istediğini elde etmiş gibi tatmin olursun. Artık ulaşılacak bir hedef kalmamıştır; amacına ulaşmışsındır. Başka bir hedef yok, yazgını gerçekleştirdin. Tohum bir çiçeğe dönüştü, mutlak olgunluğuna erişti.

Sevginin görünür işareti derin bir tatmin hissidir. Bir insan sevdiği zaman derin bir tatmin yaşar. Sevgi gözle görünmez ancak kişinin çevresindeki o huzur, derin tatmin duygusu görünebilir… her nefesinde, her hareketinde tüm varlığı mutluluğa ulaşmıştır.

Sevginin seni arzusuz yaptığını söylersem şaşırabilirsin ama arzu tatminsizlikten ortaya çıkar. Sahip olmadığın için arzularsın. Arzu edersin çünkü eğer o şeye sahip olursan seni tatmin edeceğini düşünürsün. Arzu, tatminsizlikten ortaya çıkar.
Sevgi olduğu zaman; iki gönül buluşup, kaynaşıp, bütünleştiği zaman yeni bir simyasal nitelik doğar ve tatmin oluşur. Sanki tüm varoluş durmuş gibidir, hareketsiz. O zaman yaşanan an, varolan tek an olur. İşte o zaman “Bu pasta çok lezzetli” dersin. Sevgiyi yaşayan bir insan için ölüm bile herhangi bir şey ifade etmez.
 
Dağın birinde bir bilge kişi yaşarmış. Herkes tarafından sayılır sevilirmiş.
Gençlerden biri, bilgenin bilgeliğini kabul etmeyip maskesini düşürmek istemiş
ve bir plan kurmuş. Küçük bir kuşu iki avucunun arasına yerleştirmiş ve
bilgeye sormuş:- Söyle bilge, avuçlarımın arasındaki bu kuş ölü mu diri mi? Bilge şöyle bir bakmış ve demiş ki,
- Evlat! Ölü desem avuçlarını açıp kuşu uçuracaksın,
diri desem sıkıp öldüreceksin.
Ellerinde yaşam ve ölümü birlikte tutuyorsun, gel bu
kararı bana verdirme, kendin ver!



şu bildiğimiz terane gibi, herşey senin tercihin,,, mutsuzluğa dönük bu kadar eğimli bir tercih olabilir mi, bana bir kelime söyle, sert olsun; taş… elmas derdim ben olsam, yumuşak bir tane söyle; solucan; dil derdim ben olsam, allengilli olsa hidroklörür; bense nitrogliserin; sessiz bir kelime de söylerdim; yaprak,,,
sashanın şarkısında şöyle diyordu; we talk about frank sinatra, he is dead, ha ha ha, he is dead, hayatı anlamsızlığa çekmek o kadar kolay ki, kolay bir kelime söyle bana; su; zor olanıysa us… su s us unuz…



şu yalnızlık mutsuzluğumuzun **Spam/Adversiting** annesidir
nereden bilecekmişim kimden doğurduğunu bizi
bu, masal olsa anlatılmaz
 
Üzerimizden bir ruh geçti,
başka birinin ruhu,
kokular karıştı sıvılar, katılar, hayaller,
yazılar, kafalar karıştı…
renkler karıştı, diller dolaştı, tirtir titredi tenler,
dudaklar…
karışmayan tek şey var
kalpteki parmak izleri…
kelebek dersem git,
git dersem kal…
Birlikte bir yere gidelim,
arkadaş olarak…
Papillon
( bazı şeyleri anlamak istemez belki de insan, gidenin kendi olabileceği mesela, o gidilendir, yazgısının o kısmını yaşayacaktır, alttaki yazıda, insanın sadece gerçeği bilmek istemesi var ya, o da bir beklentidir, o gerçeğin içinde daha küçük bir gerçek beklentisi, geriye bir teselli olarak kalabilecek bir söz belki de, ya da bir umut kırıntısı,,,
kimdi giden
kimdi kalan
giden mi suçludur her zaman
ne zaman başlar
ayrılıklar
dostluklar biter ne zaman…
 
Şimdi oturup yazmam gerektiğini hissediyorum. Boş bir sayfa… Ve ben çıldırıyorum. Çünkü biliyorum ki bu boş sayfadan daha fazla şey anlatamayacağım. Hayır, duygularımın karışıklığı söz konusu değil. Söz konusu olan şu: Ne hissedeceğimi bilemiyorum.
Hislerimin bir “olması gereken”i var mı bilmiyorum. Eğer bende olan’ı anlayabilseydim belki bunun cevabını verebilirdim.
O cevap bende yok.
Schopenhauer şöyle der:
“Şu veya bu şekilde akıllarını nesnel bir biçimde kullanma kabiliyetine sahip insanların arasındaki sohbet; konu basit, hatta sadece şakalaşmadan ibaret olsa bile, her zaman aklî melekelerin özgürce oyununa dönüşür.”
3 aydır özgürce oyun oynuyoruz. Kuralları bilmiyorum, bir kural olduğunu da sanmıyorum. Sadece şakalaştığımız o anlarda bile valsteki o uyumu görüyorum.
Şu üç aydır konuştuğumuzu düşünmüyorum. Biz vals yapıyorduk.
Bir süngerin suya kendini dayayışı gibi ben de onun dudaklarına dayadım aklımı. Konuştuğu her kelimeyi emip içimde saklamak için canhıraş okudum bu sene.
Sanki ona yetişmem gerek, sanki o aklî melekeler ben okudukça daha da özgürce oynayacak; sanki o uyumun devamı için sürekli büyümem, okumam gerek…
Beni kışkırtıyor.
Söylemiş miydim?
* * *
Belki de budur aşk. Çünkü kimi insan aşkın acıyla eş olduğunu kimi de huzurla eş olduğunu söyler. Şu anda bende var olan sonsuz huzur ve özgürlük duygusu.
Özgürüm ve bütün kartlarımı önüne açıyorum.
İlk defa bu denli çıplağım.
Ben ki alavere ve dalavere konusunda uzmanlaşmış bir insan, ilk defa bu denli üryan olarak birinin karşısına geçtim.
Değil mi ya? Belki de aşk budur. Belki de aşk birine tamamen soyunmaktır.
Huzur ve uyumdur.
Hiç biriyle tamamen uyduğunu hissettin mi günce?
Hiç farklı bir noktada yaşadığınızı ve gerçekten de diğer tüm beraberliklerden
farklı olduğunu?
Hiç böyle huzurluca soyundun mu birine?
Hiç konuşurken vals yaptığını hissettin mi?
* * *
Bugün onunla son görüşmemizde şunu düşündüm:
Bunca farklı ve özel bir insan neden benimle görüşmek,
benimle sohbet etmek ve melekelerini paylaşmak ister?
Kendimi törpülemeliyim.
Katı yanlarımı kırıp atmalıyım.
Sonra ona dönüp sormalıyım:
Ben bunca katı ve bunca yaralayıcıyken neden
benimle ilgilendin?
Neden ilk defa hayatımdan hiç gitmeyeceğine inandığım biriyle bu kadar sorunsuzca mutluyum?
Hani kaçan kovalanırdı. Sen kaçmıyorsun ve ben de kovalamıyorum.
Yoksa biz ucuz aşk oyunlarının uzağına mı fırlattık kendimizi?
Hem senin kalbin neden hızlı atıyor?
Benimki yavaş attığı için mi?
Üstelik neden baktıkça güzelleşiyorsun sen?
Neden bir kadın bulmadın kendine?
Neden küçük bir çocuk buldun?
Neden uğraşıyorsun benimle?
Ben kendimi hiç büyütemeyeceğim ki…
Üstelik nereden biliyorsun yıldızları ve kitapları ve hayatın acıtan yanlarını?
Cevapların var mı adam?
 
ve peygambere sordular
söyle bize
tanrının ismi nedir
ve peygamber yanıtladı
HAŞA!
o gün yamaçta bir çocuk şöyle mırıldandı: Haşa! seni seviyorum...
 

tumblr_lv9tluOA0G1qkdk74o1_500.jpg


İnsan bazen yanında sadece biri olsun ister… Sadece biri…
Sessizliğine ortak edebileceğin.. Konuştuğunda seni anladığını hissettiğin.. Sırtını sıvazlamasını istediğin biri olmalı bazen..​
 
Sonsuzluk İstedim Allahtan ! Sanırım "S" yi Biraz Sessiz Söyledim. Şimdi " Onsuzum.!​
 
desenc-ayci.jpg



bir kadın bir erkek işte
adam kuleler dikmekte
kadın piyanoyla ihanet etmekte…


 
Geri