Follow along with the video below to see how to install our site as a web app on your home screen.
Not: This feature may not be available in some browsers.
Foruma hoş geldin 👋, Ziyaretçi
Forum içeriğine ve tüm hizmetlerimize erişim sağlamak için lütfen foruma kayıt olun veya giriş yapın. Üyelik tamamen ücretsizdir ve sadece birkaç dakikanızı alır.
Çok eski bir web tarayıcısı kullanıyorsunuz. Bu veya diğer siteleri görüntülemekte sorunlar yaşayabilirsiniz.. Tarayıcınızı güncellemeli veya alternatif bir tarayıcı kullanmalısınız.
Ben bir hayalim. Aklının alamadığı sınırlara girip yerleşirim. Bir “büyük plan”ım ben, bir tehdit. Bir an önce cezanın kesilmesini dilediğin dava, bir an önce yaşayıp sonuçlarına katlanmayı beklediğin darbe benim. Gelmem ben, bir tehdit olarak kalırım beyninin karanlık kuytusunda.
Ben anaforum. İçime gömülürken seni de sürüklerim. Zevk alırsın. Neredeyse etinde hissedersin ölümü ve ebediyeti. Varlığımı sonsuz yollara bağlayarak yürüdüğün ve yürüyeceğin bütün yolları lanetleme yeteneğine sahibim. Yürüyerek tükenmeyenim ben.
Ben geri dönüşü olmayanım. Her daim yeşil kalan bir çam yaprağı. Keskin kokulu, dikenli. Aklının dar sınırlarında kilitli kalır, dikenlerimle beyin kıvrımlarını gıdıklarım. Çabucak savarsın beni gözünün önünden, ama sen beni görmezlikten geldikçe hepten yerleşirim içine. Varlığını reddedemeyeceğin bir hükümranlık…Etini acıtırım.
Ben sonsuz bir bunalımım. Tedavisi olmayan bir virüs. Asla öldürmeyen, fakat besbelli ki varolan. Neredeyse iyi huylu bir virüs. O kadar iyi huylu ki, daha uzun yaşatır insanı, azabını da uzun kılarak.
Ben o kadar iyiyim ki, tiksinirsin benden. Benden ve erdemlerimden kaçmaya çalıştıkça çamurlanır, karalanırsın. Karalandıkça daha çok sever ve ararsın beni. Yok etmek istersin varlığımı. Dünyadaki izimi kaybettirmek istersin. Beni öldürmeye çalıştıkça vurduğun yerlerden yeniden doğarım oysa ben. Asla bitmeyenim. Sen gözlerini yumsan da kaybolmayanım.
Biliyorum, nefret ediyorsun benden. Fakat sana ufacık bir sır vereyim mi: Sorunun büyüğü sende.
Karşılıklı kapıları olan bir odadayız sanki; ellerimiz kapı tokmaklarında, karşıkinin bir göz kırpışı berikini kaçırmaya yetiyor; hele bir söz edecek olsa, öteki kapısını kapamış gözden yok olmuştur, biliyorum. Açacak kapıyı gene elbet, bu öyle bir oda ki, bırakılamaz belki de. Biri ötekine benzemese bu kadar, rahat olsa, ötekine bakm…ıyormuş gibi davransa… odayı düzene sokacak yavaş yavaş, herhangi bir odaymış gibi; ama hayır, o da kendi kapısının önünde öteki gibi davranıyor… Kimi vakit ikisi de kapının ardına kaçmışlar ve bu güzel oda bomboş kalıyor.
halbuki salonları birleştiren duvarları yıkmışlardı..kapıları ayrı iki dairede birlikte yaşadıklarını kendileri bile [mi] unutmuşlardı…
Hayatımızda, kapanmasını beklediğimiz ve iyileşmesi zaman sürecini zorlayan tüm yaraların kaynağı içerilere gömülmüştür. Aşağılara indikçe kaybolma olasılığı artar bu yaraların. Karanlık basar, som sıvı içinde boğulursunuz. Teşhis koymak için derinlerine indiğiniz yaranın yolunda tırmanırken bıraktığınız tırnak izleri yaranın içine daha da kan damlatır. Mikrop kapmasına sebep olursunuz yara duvarlarınızın. O halde belki de yaranın sebebini araştırmamak iyileşme sürecinin en mantıklı evresi oluyor. Beklemek…
Yara yavaş yavaş yukarıya doğru yükselir.Yara boşluğu kendini sizin derinize bağlarken ağrı ve sancı yapar. Sancı: içinizde bir şeylerin büyüdüğüne delalettir. Yaranız yükselir, dış yüzeyinize doğru kırışık ve pörsümüş bir hal alır. Cildiniz geri kalan kısmına göre önce biraz çökük ve beden yaşınızın on sene ilerisinden giden bu yara zamanla yükselişini tamamlar ve kapanır.
Ve kapanan bir yaradan daha güzeli yoktur hayatta. Baktığınızda gördüğünüz boşluk tamamlanmıştır artık. Ve kapanan o yara , beden yaşınıza eşit sene yeniliğindedir. Henüz doğmuştur ve tazedir.
Bir yaranın kapanması unutmayı sağlar öyleyse. Çünkü hiçbir kapanan yara üstünde eski cildi barındırmaz...
“bir pencere için çok veda ettim insanlara”
böyle dedi kalem yanarken mektup
ve örtülen ve örtünen bir pencerenin ardından “güzel”
bir
şey
ama
ne
sudan sessizliği buğusu yalnız camda bir nefesin
geriye doğru bulanık bir rüya görüyor dinleyicisiz saat
bir şeyler bir şeyleri itiyor
bir şeyler alıyor bir şeylerin yerini
bir şeylerin yeri bir şeylerin yerine küçük geliyor
bir şeylerin yeri bir şeylerin yerine büyük
bir şeyler bir şeylerin içinde
bir şeyler bir şeylerin dışında
Tanrı’nın Azrail’i yanına çağırmasıyla başlar hikâye ve Tanrı Azrail’den
Kafka adında bir adamı öldürüp kendine getirmesini ister.
Azrail elindeki öldürülecekler listesinde küçük bir oynama
yaparak Kafka’nın adını ilk sıraya alır ve canını almak için dünyaya iner.
Prag’dan başlar aramaya ve tüm Avrupa’yı dolaşır, ama bulamaz.
Tanrıya karşı mahcup olmak istemediğinden hiç ara vermeden devam eder
yolculuğuna ve tüm mevsimlerde, tüm kentleri dolaşır…
Tanrı’nın huzuruna çıktığında eli boştur. Tanrı Kafka’yı sorar kendisine,
Azrail boyun büküp cevap verir, “Yok” der önce…
“Sizin yarattığınız evrende Kafka adında bir adam yaşamıyor.”
Tanrı öfkelenir bu sözün karşısında, belki de ilk defa istediği bir
şey yerine gelmemiştir.
Gür sesiyle bağırır Azrail’e “Git o zaman onu kendi yarattığı dünyada bul ve getir.”
ceviz çalışma masasının karşı tarafında oturup tanrı’yla bir görüşme yaptım. arkasındaki duvarda diplomaları asılıydı. tanrı bana dedi ki: “neden?”
neden bu kadar acıya sebep oldun?
her birinizin kutsal, eşsiz bir kar tanesi olduğunu anlayamadın mı? eşi bulunmaz eşsizlikte, eşsizin de eşsizi bir kar tanesi olduğunuzu göremedin mi?
hepinizin sevginin tezahürleri olduğunu anlamıyor musun?
karşımda oturmuş, bir not defterine bir şeyler karalayan tanrı’ya baktım. ama tanrı bu meselede tamamen yanılmaktaydı.
bizler eşsiz değiliz.
süprüntü ya da pislik değiliz.
biz sadece biziz.
biz sadece biziz ve hayatta başımıza gelenlerin bir nedeni yok.
tanrı diyor ki: “hayır, bu doğru değil.”
peki. öyle olsun. tanrı’ya akıl öğretmek bana kalmadı ya.
Eskiden, bir narın ortasında yaşadığım sırada tanelerden birisinin şöyle dediğini duydum: “Bir gün bir ağaç olacağım ve rüzgar dallarımın arasında şarkı söyleyecek ve güneş yapraklarımın üstünde dans edecek ve bütün mevsimler boyunca güçlü ve güzel olacağım.”
Sonra bir başkası konuşup dedi ki: “Ben de senin kadar genç olduğum zamanlar böyle hayaller kurardım, ama artık her şeyi ölçüp tartabiliyorum ve bütün umutlarımın boş olduklarını anladım.”
Ve üçüncü tane konuştu: “Bize böyle güzel gelecek vaad eden hiç bir işaret göremiyorum.”
Ve bir dördüncüsü: “Fakat böyle güzel bir gelecek yoksa hayatımız ne kötü olur!”
Bir beşincisi: “Ne olduğumuzu bile bilmezken niçin ne olacağız diye çekişiyorsunuz?”
Ve yedincisi dedi ki: “Her şeyin ne olacağını biliyorum ama bunu sözcüklere dökemiyorum.”
Sonra sekizinci konuştu ve dokuzuncusu ve sonra daha bir çokları, sonra hepsi birden konuşmaya başladılar ve bir sürü ses arasında hiç bir şey anlayamaz hale geldim.
Ve tam o gün çekirdekleri az ve hemen hemen sessiz olan bir ayvanın içine taşındım.
-Ey! karanlık şairleri anlaya anlaya bitiremeyen budalalar!
susun!
şimdi
boğazı kesilerek uyandırılmış bir çocuk konuşacak
içinizden özellikle bu gece ölecekler olanlar
bunları asla dinlemesin-
ben bugün dünyaya senin anlayamadıklarından geliyorum.
korkulara bölünmüş zaman dilimleri asılacak boyuna.
jilet ve vesvese ile geçecek ömrün.
ve bir gün kesinlikle Tanrıyla çarpışacak bindiğin otobüs
ölüm,
aşkın ödemesi gereken bedel uzaklığından daha uzakta olduğu için
sen, zamansız yıkılmış krallıklardan çok daha fazla üşüyeceksin
aşk gitti
aşk, yarattığımız en büyük yılanı senin koynuna alarak gitti
adaların, ölümlerin ve acil servislerin sonsuzluğu uzar
kolunda taşıdığın ölümlü saatin kadranında
kime yazsan bebek iken yaşlanıcak yazdığın mektuplar
peşine düşmeyeceğim bir kadeh içip sarhoş olmanın
peşine düşmeyeceğim inancımı zorlayan adamların
peşine bile düşmeyeceğim seni öldürmenin
bana yazma
kendine yaz
nasıl olsa sileceksin
bana yazma
kim okursa okusun
asla öpülemeyecek bir çocuk biçiminde kapanmıştır içimdeki yara...
konuşulacak çok şey var ama susturur bazen insan kendini..
hani hiç tanımadan dinlemek isterdim..
hayallerinizi.. belki de konuştuğunuz çok kişi vardır..
belki de çok konuştunuz ve anlamsızlaştı..
yazmak çok güzel ama o kadar çok yazmışlar ki..
diyorsunuz ki (yani ben) herşeyi yazmışlar..
geriye yaşamak kalıyor.. nasıl… basit olmalı sanki..
ya da başka birşey..
bugünlerde kime dokunsam ve neye dokunsam yüzyıldır ağlıyor sanki...
Diyeceklerim boğazımda düğümdü. Zordu. Terk edilmiş bir duygu artığıydım ve demek istediğim çok şey vardı. Tek bir günah her şeyi çözebilirdi. Günahkar bir harf her şeyin intikamını alabilirdi. Ona sıcaklığı ve yasakları vaad etmeliydim. Onu ikna etmeliydim, uykuma ortak etmeliydim. İçim dinmek bilmeyen bir işkence manzumesiydi. Mutsuzdum! Parmak uçlarımda bir günaha ihtiyaç duydum.
Ve kelam, gelip önce dilimden girdi içeri. Islak, yapışkan, çığırtkan. Affedilmesi güç, acısı haz verici, unutması kolay, intikamı sivri.
Gitmesini ben mi istemiştim? Canımı yakıyordu. Öyleyse neden özledim. Neden istedim. Ben onu hiçbir zaman sevmedim. Cesaret. Hayır, bende yok. Bir önemi yok bir önemi yok. Gitti. Gitsin. Umrumda değil. Sadece birazcık intikam benim istediğim. Tek bir sözcükle kesmek onun şah damarını. Ömrü boyunca kanatmak. Sokağa atılmış bir ağlayış artığıydım. Hep boşa aktım. Boşa aktım.
Ve cümle, derimin altından sızdı. Tırnak diplerimden başladı, saçımın tellerine, bileklerime, kirpiklerime ince bir sızı bıraktı. Kayıp durdu bedenimde bir ez cümle. İntikam, bir şehvet anı gibi gözlerimi kapattığım yerde. Bir harf diyorum, bir cümle!
Söyleyeceklerim yarım kalmamalı. Hepten gitmelisin, arkanda bıraktığın ince, uzun, esmer lekeyi de kuşlara yem etmelisin, kimse bulamamalı seni. Bulunmamalısın. Toprağın altına sızmalısın. Kanımdan boşanıp… Kendi kansızlığına bulaşıp… Beni artık rahat bırakmalısın.
Ve harf. En son nefesimden çıkıp havaya karıştı. Tüm günahından, kininden ve intikamından boşluğa bir kelam bir cümle bir ses artığı bıraktı: Geride “kal” diyen suskun bir bakış “kal”dı…
Yavaş yavaş geçtim kalabalıkların arasından
Bir deniz çarpması gibi çoğalta çoğalta geçen
Geçtiği yeri
Yavaş yavaş çıktım içimden. Dokundum
Yavaş yavaş acıya, kuvarsa, şiire
Yavaş yavaş tarttım suyu, anladım nedir ağırlık
Kokular
Coğrafya
Eğildim sonra gövdeyi tanıdım ve düzenini
Gördüm sessizliğin dümdüzlüğünü
Gördüm, yinelemedir hiçbir şey
Böyle yavaş yavaş geçtim insandan insana
İnsanlaştırdım yavaş yavaş dışımı
Böyle karıştım kalabalıklara
Kalabalıklaştım böylece...
bakışındandır başlangıcı bütün hadiselerin; ve en büyük yangın aşkının bir kıvılcımından… alev almış dönüyorsa gökler bir yüzük halkasında, ve dönmedeyse âşık onun etrafında, kaşındandır yüzüğün, inci tanesi kaşından… iyi hal de hatırlatıyor seni bize, kötü hal de; korktuğumuzda da sevgin var içimizde, umduğumuzda da… gözyaşlarımız gözbebeklerimizi boğazlıyor sensiz, dupduru şaraplarla duman olur, zemheri zehirler içeriz…
gökkuşaklarını toprağa gömenler de, nurunu ağızlarında söndürmek isteyenler de senden öte sınavlarda değiller bilseler… gülü dikeniyle yazdı Nâimâ; nefistir zulmeden güle her devirde, bilseler daimdir bu daima… gülü kendi sesinde, nefesinde solduranların seni beklemekle geçecektir yüzyıllar süren ömürleri bir bilseler…
şimdi kesik kesik öksürdüm…yeni bir susuşa hazırlıklı ama bir o kadar da flarmoni or
kestrası olabilirim…çellolar çılgınca çalar…tüm yaylılar çılgınca öksürür.. bir tek piyano kesik kesik öksürür…çünkü aşk en çok piyanoya yakışır…aşk en çok o piyanodaki parmaklara yakışır…bilmiyorum …ve ben hala delice şaşkın…sanki yazanın içimde sezeryanla doğan ve de yeni renkli bir evrenin yaratıcısı olduğuna inanmışım hep.. hani şimdi ben sussam o susmaz…ben sussam o susmaz…
şimdi senle ben ince bir ipin üzerindeyiz bir cambaz edasında.. düşsek yerle yeksan olacağız biliyoruz…yürümeye kalsak o da olmayacak biliyoruz…yürüyemeyeceğiz…ince bir ipin üzerinde öylece kalakalmış bir cambazız biz…acemi bir cambaz !
sanki bu güçmüş.. güçlü oluyormuşuz hissi veriyor bize.. etkilenmediğimizi düşünmek gizli bir serinlik veriyor…iyi geliyor bünyemize.. ama biliyoruz bu bir duvar değil.. set çekmek değil ne dünyaya ne insanlara.. bir yerlerde birikiyor ..birikiyoruz damla damla…damla damla akıyoruz pıt pıt… duvarlarımız korunaksız ki daha ne kadar tutar…daha ne kadar içinde öylece kalabiliriz.. korku değil bu…yüzleşmeyi istememek değil.. ah sanki “oblomov” gibiyiz şimdi biz senle.. tam da istememekten ileri gelen bir hissiyatsızlık hali.. şimdi bizi bıraksalar burada öylece kalabiliriz ..burada…o ipin üstünde durabiliriz yıllarca…altta seyirciler büyük bir sabırla ama aynı şaşkınlıkla bakakalırlar bize…kim için deriz bu koşturmaca…ne için…anlam veremeyiz ki …ip ayaklarımızdan kayar.. kırmızı güllerin üstüne düşeriz.. güller yanar ve o “büyük” adamlar bunun adına cehennem der…! bizse hiçlik deriz buna…”ölmek bir şey değil yok olmayı bilmek gerek” diye söylenene söylene düşeriz…hiçlik aşka tutunur…aşksa hiçliğe.. kol kola aşağılara tırmanırlar boşluk için…o boşluk için…
Bitti o sevda kesildi çığlıkları martıların
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz şey
Unuttuk ikimiz de her türlü yetinmezliği
Kaybetti kumarda gözlerim
Kaybetti kumarda gözleri.
Bir koru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
Yani her soluk alıp verişimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin
Bir mekiği gibi kalbim
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden.
Ne kaldı
Farkında mısın bilmem
Gündüzler..
Gündüzler biraz azaldı.
2+2= 4 tür, bunu bulmak nispeten kolay olmuştur da, 2-2=0′dır, bunu bulmak zor olmuştur, elimizde, elimizde olmayan iki sabit vardır, doğum ve ölüm, ve doğu bunların ortasına bir + , batı ise bir – koymuştur, yürek yaşamı çoğaltmak, sonsuzluğa taşımak isterken, akıl yaşamı eksiltmeye, sona taşır, bizler, yani melezlerin varoluş amaçları, ölümle ölümsüzlüğü öpüştürmektir, ve üstelik sanmayın ki bu tek bir biçimde zuhur edecek, dudak dudağa da öpüşecekler (buna aşk diyelim), biri diğerinin yanağını da öpecek (buna da sevgi diyelim), biri diğerinin alnını da öpecek (buna onur diyelim), biri diğerinin kulak memesini de öpecek (buna da sanat diyelim), biri diğerinin elini de öpecek (buna da felsefe, din diyelim)—
kırıkıntısı: tanrıyı öpeseven, kendini öpekılına—