Günlük Hadi bakalim..

  • Kullanıcı W
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Üye Günlüğü
🕒 Konu sahibi 5 saat önce aktifti
Şarkı ABD'de kölelik döneminde yaygın olarak kölelerin çocuklarının ebeveynlerinden alınarak satıldığı zamana dayandığı bilinmektedir. Şarkının ile performansı Fisk Jubilee Singers'e dayanır. Pek çok geleneksel şarkı gibi bu şarkınında birçok versiyonu bulunmaktadır. Anan babasından koparılmış bir çocuğun umutsuzluğu tarif eder gibi açıkça acı ve çaresizliği ifade eder.

En sevdiğim versiyonu

 
Moderatör tarafında düzenlendi:
R.E.M / Let Me In

Şarkı, Kurt Cobain'e ithaf edilmiştir. tam bir R.E.M hayranı olan Cobain için Michael Stipe bir röportajında, şarkının onun adına yapıldığını ve onun hakkında olduğunu ileri sürmüş, şarkıda geçen birçok özel kelimenin, ona ait olduğunu belirtmiştir. örneğin "fisherman" kelimesi.. Kurt, balık burcu olduğundan ve bu konuda ciddi saplantılı olduğundan bu kelime kullanılmıştır. "gathering up the loved ones" kısmı ölümünü, kullandığı haplara bağlamaktadır.

Ve en etkileyici olanı, "let me in" kısmında ise michael açık açık kurt'e, bırak sana yardım edeyim demektedir. bırak yakınında, yanında olayım..

Henüz ölmeden önce Michael, bir çok kere Kurt'ün yanına gidip yardım etmeye çalışmıştır..

Courtney hanım ablamız Kurt öldükten sonra sol el Fender gitarını Michael'e vermiştir.. Michael da konserlerinde Let Me İn şarkısını sağ ele göre düzenlediği Kurt'un kırmadığı ender gitarlarından biriyle yapmıştır...

Kurt ölmeden kısa süre önce Rolling Stones dergisine şöyle bir demeç vermiştir..

Kurt Cobain (Rolling Stone, January 27, 1994): "I know we're gonna put out one more record, at least, and I have a pretty good idea what it's going to sound like: pretty ethereal, acoustic, like R.E.M.'s last album (Automatic For The People). If I could write just a couple of songs as good as what they've written... I don't know how that band does what they do. God, they're the greatest. They've dealt with their success like saints, and they keep delivering great music."


Sözü müziğin azizlerine bırakalım...



Kurt akustik severdi sanırım.. Dileyen stüdyo kaydını da dinleyebilir...
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Annem Hakki Bulut'u pek sever, cocukken ne kadar dinlemeye maruz birakildiysam hala mirildanabilirim melodileri .) Yine de bir insanin 3 yasindaki kardesinden bile kiskanilacak sarkilar yapabilmesini saskinlikla karsiliyorum. ''Ya zaten sanatcilar boyle garip/kirik insanlar degil mi'' diyorum icimden. Sanatci insanda mantik aramamak gerekiyor, biraz cocuk, biraz deli, biraz duygu, biraz ask, biraz ofkeyi harmanlayip bir eser cikariyorlar biz onu bile yapamiyoruz .) Sarkicinin bir ogretmen oldugunu okuyunca daha da bir sasirdim :)
Simdi gelelim bu sarkinin hikayesine..


"Öğretmenlik yapıyorum. 'Ben Buyum' isimli plağım vardı. Her tarafta çalıyor. O zaman hakkımda öldüğüme dair dedikodu çıktı. Akrabalarım bile inanmış. Minibüse bindim. Tabii psikolojik olarak şöhret olmuş bir sanatçının, o zaman altında Mercedes'leri var, ceplerinde milyarları var, daireleri var diye biliyor. Oysa ben, minibüsün içinde yer yok, Ceyhan'a gidiyorum. Ayakta duruyorum, demirden tutmuşum. Çıkardı adam plağı soktu, döndü plak. Bitti, bir daha... Bendeki sevinci düşünün. 'Yazık yaa bu
çocukölmüş' dedi. Başka yolcu da 'Ne biçim ses, ne biçim beste' diye övünce ben dayanamadım. 'Yaaa kardeşim Hakkı Bulut ölmedi, kendisi şu anda Kumarlı'da öğretmenlik yapıyor' dedim. Şoför döndü sert sert, 'Sen nereden biliyorsun lan' dedi. 'Hakkı Bulut benim' dedim. Demez olaydım, frene bastı, sağa çekti. Döndü muavine, 'At lan şunun valizini aşağı' dedi. O da valizi arka kapıdan indirirken bir tekme koydu, valiz darmadağınık. Döndü bana 'İn lan Allahsız aşağıya' dedi. Ben tabii inmez miyim, indim. 2.5 lira yol parasını attı yere sonra da 'Lan oğlum git, amele bak pamuk topluyor. Onlara Hakkı Bulut diye şarkı okursun. Allahsız kitapsız' dedi."




https://www.youtube.com/watch?v=8XMX3A9Sz3Y


 
Son düzenleme:
Birazda yaslanmayan kadini dinleyelim, ayrilik sonrasi inceden inceden sen mutlu derken aslinda ( icten ice geberesicenin cocugu) der gibi ''eden bulur guzelim, kalir sanma yanina''yi ilistirmeyi unutmuyor.


 
Son düzenleme:
Hicbir sarkici Zeki Muren kadar guzel soyleyememis bu sarkiyi.. O zaman sorma...







 
Son düzenleme:
Gurbet sarkilarinin dili dini olmuyor .) her dilde ayni tadi veriyor bence .p Bi ozlem var, bi geriye donus. Nasil desem bir yuksek yuksek tepelere ev kurmasinlar tadi veriyor .p Tuhaf olan sarkicinin hicbir zaman bati Virginia'da bulunmamis olmasi, insan gormedigi yerlerin ozlemini duyabilir mi ? Ayni zamanda sarki 2 senelik ugras sonucu Virginia'nin ulusal marsi olmus.

Hadi bakalim John dayimdan take me home butun gurbette yasiyan kuzucuklara gelsin .p






 
Son düzenleme:
I'm a big big girl , in a big big world... Hikayesini bilmiyorum o yuzden sahiplenebilirim ruh halim cok musait cunkim..







 
Son düzenleme:
Sarkiyi cok duydum ama hic klibini izlememistim. Dinlerken ritim tutmayan bizden degildir hadi bakalimm rappp dararap diraraaa
Kis depresyonuna girmis evde sikintidan patlayanlara gelsin mi ? gelsin gelsin hadi bakalim .)





 
Son düzenleme:




Gunlerdir bu sarkinin etkisindeyim hipnoz ediyor insani sarkinin nakarati :hih:
Sonra basliyorsun; You are the one thing in my wayy'' ve 18 kez tekrarliyor kendini. ''way'' yol kelimesi de toplam 68 kere geciyor belki daha da fazla :u1:
 
Son düzenleme:
[DAILYMOTION][/DAILYMOTION]Sarkinin bendeki hikayesi soyle; bir gun sokak muzisyeninin onunden geciyorum , adam beni her gorusunde Tarkanin sarkisini calardi ( bu bi nevi jest oluyor hani Turk sarkisi oldugu icin) neyse, adam bu sefer baska bir sarki caldi ve daha once hic duymamistim. Daha da tuhaf olan, onu durup izleyen zenci bir adam. Cunki o da biliyordu bu turkuyu ve eslik ediyordu. Eve gelince tekrar dinledim. Yine yine yeniden. Selda Bagcan tahmin etmediginiz kadar dinleniliyor yurt disinda bunu fark ettim. Oysa biz bir zilleri takti ciki ciki yapti ile taniyoruz kadini. Bu ayip bize kapak olsun .p




 
Son düzenleme:
Bazi insanlar hayatinizin tam ortasina girer , hic bilmediginiz sebeplerden oturu birden cikar giderler. Neden gittin, ne oldu ? sorusunu bile sorma ihtiyaci hissetmiyorsaniz, bilin ki size yuk olmaktan baska ise yaramamis, varliginda sizi mutlu etmemis insanlardir. Tamda bu duruma uygun bir sarki bu .p

O zaman cal ; Aaaaldirma deli gonlummmm akabinde sen sarkilar soyle icinden bosver :u1:




 
Son düzenleme:
Daha once paylastim mi bilmiyorum, Haluk Levent kadar cok konser verip, hayir kurumlarina bagislayip yine onun kadar borc yuzunden tutuklanmis bir sarkici goremezsiniz bu ulkede.
Anadolu rock'inin bahtsiz Bon Jovisi, gencligi cirkin yaslandikca guzellesen adam, konser ortasinda seyircisinin gozu onunde gbt'sine bakilip kelepcelenen adam, gittigi yardim konserlerinde ogrenci evlerinde agirlanan adam, o birrrrr gunumuz tatar Ramazan'i, o biirrr gonul adami, sarki soylemek meslegi degil hobisi olan, o sahnede 11 saat kalmis bir rekor kirmis bir adam, o bir cevre dostu, o omrunu hayir islemeye adamis sosyal sorumluk projelerinin basini ceken adamm.

O zaman callll; yollardaaaa bulurum seniiiii mevsimlerden calarim seniiii, dans ederim hayalinleee





 
Son düzenleme:






Sarkici bir annenin ( Nil Karaibrahimgil tabisi) cocugu icin yazdigi sarki. Kucuk adam kendi oglu .) Anne yarisi bir teyze olmanin verdigi yetkiye dayanarak cocugun donup donup arkasina bakmasi icimi titretti boyle bi hos oldum :u1: Cok icten ve samimi buldum :hıı:
 
Son düzenleme:
Bir tivit gördüm anlatasım geldi. Ben zeytinyağcıyım (meslek olarak değil). Çok severim. Biz zeytin ülkesiyiz, zeytinyağı da sağlıktır.

Osmanlı döneminde zeytin politikamız yok. Aslında zeytin de çay gibi cumhuriyet döneminin kazanımı. Cumhuriyet kurulunca zeytin kültürü

yaygınlaşıyor ve devlet politikası haline geliyor. Ziraat mühendislerini İtalya'ya zeytincilik eğitimine gönderiyorlar.

Yalova'dan başlıyor, Marmara, Ege, Akdeniz, zeytin ağacları ekiliyor. Zeytincilik Araştırma Enstitüsü kuruluyor, Zeytin Kanunu çıkarılıyor.

1940'a geldiğimizde Türkiye'nin ihraç ettiği en büyük 3 kalemden biri zeytin. Başarı kolay gelmiyor ciddi bir çalışma ve altyapı var.

ABD ise dünyanın en çok soya yağı ve mısır üreten ülkesi. Nebati ve margarin yağı ABD işi. Durumdan hoşnut değiller.

Velhasıl kelam Türk insanını zeytin yağından soğutulup, mısır ve margarin yağına alıştırmak istiyorlar. Haberler çıkmaya başlıyor.

Zeytinyağı kötüleniyor margarin övülüyor. Zeytinyağı ısınınca kanserojen oluyor deniyor. Yemeklerde çok zararlı olduğu iddia ediliyor

Ve 1953’te bizzat ABD katkılarıyla İstanbul Bakırköy’de çok uluslu ilk yabancı margarin yağ fabrikası kuruluyor. Üretim sadece iç piyasaya.

Bizim güzel zeytinyağımız karalanıyor, sağlıksız margarin övülüyor. Sanatçılar da dahil oluyor kampanyalara. Çok büyük kampanyalar.

Buradan bir başka konuya geçeyim tekrar buraya bağlicam. Yine geriye gidiyoruz cumhuriyetin ilk yıllarına.

Atatürk'ün kafasında uygulamak istediği "sosyal fabrika" modeli var. Sonrasında sosyalist ülkeler dahi bu modeli almışlardır

Hatta Venezuella'da bu modele "Atatürk Modeli" olarak isim konmuştur. Bugün halen bu isim kullanılır.

1937'de açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası, bu modele örnek. Sadece üretim yapılan bir mekan değil, “ar-ge” çalışmalarının yapıldığı

içinde okulun bulunduğu, sanat ve spor imkanlarına sahip kültür kompleksi vs.. dört dörtlük bir yaşam alanı.

Fabrikanın makinelerinin ve teçhizatların çoğu Sovyetler Birliği’nden narenciye karşılığında alınıyor. Aslında Sovyet modeli inceleniyor

Türk devrimine has, çok özgün bir eser ortaya çıkıyor. 2400 işçi ile açılan basma fabrikasında üretilen ürünleri halk çok seviyor.

Tabii bu yerli ve milli model de ABD'nin pek hoşlandığı bir durum değil. Sosyalist ülkelere de rol model olmaya başlıyor.

İşte 1953'te ilk margarin fabrikalarını açıp zeytinyağımızı karaladıkları dönemde bu kampanya kapsamında sipariş üzerine rezil bir türkü

piyasaya çıkıyor. Orjinali bir Rum türküsü. Sözleri aşk üzerine. 2 Kasım 1954 tarihinde Muzaffer Sarısözen tarafından derleniyor.

1133 repertuar numarası ile radyoda "Türk Halk Müziği" olarak yer alıyor. Hepinizin bildiği şarkının sözleri:

Zeytinyağlı yiyemem aman
Basma da fistan giyemem aman
Senin gibi cahile
Ben efendim diyemem aman

Zeytinyağı kötüleniyor, cumhuriyetin "milletin efendisi" dediği köylü için "senin gibi cahile ben efendim diyemem" dendiği gibi

"basma da fistan giyemem" denilerek rol model olan basma fabrikamızdan çıkan ve halkın çok sevdiği ürünlere de bir gönderme yapılıyor.
 
can dündar - yüzyılın aşkları kitabından alıntıdır:

melih kibar:

müthiş bir fırtına vardı, tarifi mümkün değil, okyanus fırtınası. kopuyor ortalık. moralim bozuldu, babama da bir şey söyleyemiyorum. sonra odadan çıktım. " baba.. ben bir etrafa bakayım " dedim. karanlık koridorda güm diye bir şeye çarptım. baktım bir piyano. otomatikman elim kapağa gitti, kapağı da açık. oturdum, piyanoma gene anlatmam lazım, piyanoca bir şey. o korkumu kompanse etmem gerekiyor, anlattığım zaman çıkıyor ortaya. çok hoşuma gitti, koşarak odama gittim, odamı zar zor buldum. daha yeni gelmiştim, bavulu açtım bir kayıt cihazı aldım, kasete o parçayı çektim.

melih kibar çaldığı besteyi babasıyla istanbul a, çiğdem talu ya gönderdi. çiğdem, nasıl ve hangi koşullarda bestelendiğini bilmediği bu melodinin üzerine bir söz yazdı ve londra ya melih e postaladı.

melih kibar:


çiğdem gene o her zamanki üslubuyla "seni gidi seni, gece neler yapmışsın, gene çıldırttın beni." dedi. ama bilmiyor o parçanın neden yapıldığını, "ekte sözleri bulacaksın inşallah unutmazsın" diye, pembe iki sayfalık bir mektuptu, pembe bir zarfta gelmişti. nerede olduğumu bile hatırlıyorum odada. birinci sayfayı öteki kâğıdın altına alıp sözlerle bakıp da başlığı görünce, ben duvara tutundum. "içimdeki fırtına"ydı şarkının adı...

gün ağarırken

tek başıma oturmuşsam
henüz daha gözlerimi
bir an bile yummamışsam
sen yoksan yine
bense yorgun ve yalnızsam
hele bir de..
bir de canım
hasretine kapılmışsam
ve gözümde tütüyorsan
buram buram..
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
hoyrat bir rüzgâr eserken
sallanan gemi misali
sallanır durur içimde dünya

melih kibar:

çiğdem talu - melih kibar bir tesadüf değil. "içimdeki fırtına" da bir tesadüf değil. bu müthiş bir şeydir. ondan sonra çiğdem e telefon açtım, 8 saat 40 dakika bekledim telefonun başında, "çiğdem" ... dedim."sen bu parçayı neden yaptığımı biliyor musun ?" ağladık telefonda ondan sonra karşılıklı.. bu, başka bir şeydir.. allah insanlara bunu yaşatmalı; bu, çok özel bir şey. ondan sonra herkes çiğdem talu - melih kibar olarak bizi görmeye başladı, çiğdem dendiği zaman melih, melih dendiği zaman çiğdem dik biz...

 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Rahmetli Muslum babanin Trabzonda bir konseri var, bi bakiyor cocugun biri elinde jilet kutusu bagiriyor, jilet vaar jilet vaar. ''noluooo len noluoo jilet var hehehehehe ( diye gulumsuyor anlatirken ki bulus cok tatli ) , ''abi hic sorma seni sevenler kendilerini kesiyorlar, burdan oraya zahmet etmesinler diye burada satiyoruz'' diyor satici. Ulan kereste diyip bi tokatliyor cocugu .) ''biz burda ciger islemeye mi kan dokmeye mi geldik diyor uzulerek. Bizi boyle sessiz sakin dinleseler sarkilarimiza katilsalar keske diyor cunki cok etkileniyorum diyor sevenlerine. Simdi soyle dusunuyorum da bunu yapan kenar mahalle jiletci kesimi acilarini boyle mi bastiriyordu ? Yoksa eskiden uyusturucu dedikleri sey boyle bir sey miydi ?

O zaman butun onyargilari bi tarafa birakip kulak verelim mi ? verelim verelim haydi bakalim





 
Son düzenleme:
Waterlelie Muslum Gurses'in esiyle tanisma oykusunu dinledikten sonra, bu adama karsi pek onyargimi birakamiyorum. Kendisinden buyuk esi bilindigi gibi. Sanirim bir konserde arka arkaya cikiyorlar ve sorun tam olarak nedir bilmiyorum ama o gun kadini tokatliyor. Sonra guya pisman olup, ozur dilemeye gidiyor kadinin yanina ve olaylar boyle basliyor. Bunu yapan bir insanin, yukarida anlattigin olayda oldugu gibi, vicdanli! davranmasi bana hic samimi gelmiyor acikcasi.
 
Waterlelie Muslum Gurses'in esiyle tanisma oykusunu dinledikten sonra, bu adama karsi pek onyargimi birakamiyorum. Kendisinden buyuk esi bilindigi gibi. Sanirim bir konserde arka arkaya cikiyorlar ve sorun tam olarak nedir bilmiyorum ama o gun kadini tokatliyor. Sonra guya pisman olup, ozur dilemeye gidiyor kadinin yanina ve olaylar boyle basliyor. Bunu yapan bir insanin, yukarida anlattigin olayda oldugu gibi, vicdanli! davranmasi bana hic samimi gelmiyor acikcasi.

Cok sasirdim ve ilk defa duyuyorum bunu. :benmi:
 
Her yerde sac varrrr kimin bu saclarrr ???? bilemiyorum :@@@


Ben olsam bakmam bana, bir corba bile yapmam bana....




 
Son düzenleme:
Geri