can dündar - yüzyılın aşkları kitabından alıntıdır:
melih kibar:
müthiş bir fırtına vardı, tarifi mümkün değil, okyanus fırtınası. kopuyor ortalık. moralim bozuldu, babama da bir şey söyleyemiyorum. sonra odadan çıktım. " baba.. ben bir etrafa bakayım " dedim. karanlık koridorda güm diye bir şeye çarptım. baktım bir piyano. otomatikman elim kapağa gitti, kapağı da açık. oturdum, piyanoma gene anlatmam lazım, piyanoca bir şey. o korkumu kompanse etmem gerekiyor, anlattığım zaman çıkıyor ortaya. çok hoşuma gitti, koşarak odama gittim, odamı zar zor buldum. daha yeni gelmiştim, bavulu açtım bir kayıt cihazı aldım, kasete o parçayı çektim.
melih kibar çaldığı besteyi babasıyla istanbul a, çiğdem talu ya gönderdi. çiğdem, nasıl ve hangi koşullarda bestelendiğini bilmediği bu melodinin üzerine bir söz yazdı ve londra ya melih e postaladı.
melih kibar:
çiğdem gene o her zamanki üslubuyla "seni gidi seni, gece neler yapmışsın, gene çıldırttın beni." dedi. ama bilmiyor o parçanın neden yapıldığını, "ekte sözleri bulacaksın inşallah unutmazsın" diye, pembe iki sayfalık bir mektuptu, pembe bir zarfta gelmişti. nerede olduğumu bile hatırlıyorum odada. birinci sayfayı öteki kâğıdın altına alıp sözlerle bakıp da başlığı görünce, ben duvara tutundum. "içimdeki fırtına"ydı şarkının adı...
gün ağarırken
tek başıma oturmuşsam
henüz daha gözlerimi
bir an bile yummamışsam
sen yoksan yine
bense yorgun ve yalnızsam
hele bir de..
bir de canım
hasretine kapılmışsam
ve gözümde tütüyorsan
buram buram..
işte o an bir fırtına kopar
sanki o an yer yerinden oynar
hoyrat bir rüzgâr eserken
sallanan gemi misali
sallanır durur içimde dünya
melih kibar:
çiğdem talu - melih kibar bir tesadüf değil. "içimdeki fırtına" da bir tesadüf değil. bu müthiş bir şeydir. ondan sonra çiğdem e telefon açtım, 8 saat 40 dakika bekledim telefonun başında, "çiğdem" ... dedim."sen bu parçayı neden yaptığımı biliyor musun ?" ağladık telefonda ondan sonra karşılıklı.. bu, başka bir şeydir.. allah insanlara bunu yaşatmalı; bu, çok özel bir şey. ondan sonra herkes çiğdem talu - melih kibar olarak bizi görmeye başladı, çiğdem dendiği zaman melih, melih dendiği zaman çiğdem dik biz...