Gurbetçilik üzere düşüncelerim

Konu sahibi son olarak 30 gün önce görüldü
kardeşim, siz birbirinizi ısırırken sorun yok....... zana mağduriyet yapınca mı sorun?....YAKIŞTIRAMADIM......
 
Almancı mı, Gurbetçi mi?


Ne zaman "Almancı" olunur, ne zaman "Gurbetçi"?
Merak ettim, Google'a sordum ama tam bir ayrım yapamadı. Bir sürü laf kalabalığı…
Enteresan bir şekilde, aynısı Ekşi Sözlük'te de var.
"Tam ayrımı anlatır" diye düşündüğüm TDK bile "Almancı" kelimesini kullanmıyor.
Anladığım kadarıyla, hepsine "Gurbetçi" denilmesini istiyorlar.


Oysa ben, çocukluğumdan beri bir Almancı ailesinin ferdi olduğumu biliyorum.
Demek ki burada da yokuz…


Bu iş nasıl olacak?


To be continued…
 
Almancı mı, Gurbetçi mi?


Türkiye’de tatildeyiz. Arkadaşlardan bazıları bana “Almancı” diye sesleniyordu.
Ben gocunmuyordum, çünkü sonuçta Almanya’dan geldiğim için öyle diyorlar sanıyordum.
Bir de yukarıda belirttiğim gibi (İbrahim ve öteki İbrahim meselesi), bizde lakap takmak adettendir.
Benimkisi de “Almancı” olsun dedim, ne olacak… Daha çocuguz yani.


Bir müddet sonra yine arkadaşlardan biri çıkıp dedi ki:
“Yaw şu AOG’ye ismiyle hitap edin artık, ne bu ‘Almancı’ ileri, ‘Almancı’ geri…”


biraz da tuhaf oldum ama.
O an düşündüm: “Bunlar bugüne kadar bana küfür mü ediyormuş yani?”
Enteresan.


Zaten Türkçem de öyle çok güçlü değildi, o yüzden de sesiz kaldım, sineye çektim.


Taa ki…


to be continued..
 
Almancı mı, Gurbetçi mi?


Daha sonra bir gazete küpüründe gözüme çarptı:
“Gurbetçilerimize ‘Almancı’ demeyelim” diyordu.
Merak ettim, “Niyeymiş acaba?” dedim.


Meğer o dönemlerde Türk ekonomisine büyük katkımız olmuş da, o yüzdenmiş.
“Almancı” kelimesi hakaret gibi algılanırsa, biz de alınırmışız da, sonra da gelmezmişiz memlekete.
Kazı küstürmemek lazımmış, yani... :)


Enteresan buldum. Meğer çok özelmişiz de haberimiz yokmuş.
Ekonomiyi bir ara sırtlamışız resmen... :)


Oysa biz, lakap takmaya da, takılmaya da alışık bir milletiz.
Zaten şu forumlarda hepimiz birer avatarız, bir şekilde hepimiz bir lakabız.
Sadece Türkiye’de değil, Almanya’da da bize birçok lakap taktılar.
Hem de çoğu oldukça çirkindi…


to be continued…
 
Son düzenleme:
Bizde herkes bir şeycidir. Simitçi, Topçu, Sucu, Firenci, Motorcu, ve böyle devam eder gider.
 
  • Beğen
Tepkiler: AOG
Bizim Köyde...


Bizim köyde bir çeşme var. Türkiye’nin köylerinde, kasabalarında mutlaka bir kahvehane, bir çay bahçesi olur.
Ama Almanya’nın şehirlerinde ve köylerinde öyle çay bahçesi bulamazsın...

Bizim gurbetçi dostlarımız mutlaka toplanmak için bir yer bulurlar ve hemen oracıkta tartışıp Türkiye’yi kurtarırlar.
Kirathanemiz yok ama bir çeşmemiz var. Su sürekli akar, 365 gün...

Kaldığım yer, 16.000 nüfuslu bir kasaba. Yüz’e yakın yerli gurbetçi aile yıllardır burada yaşıyor.
Sordum onlara: “En eski burada yaşayan kim?” diye.
Tahmin ettiğim yaşlı bir amca, “Ben,” dedi. Devam etti:
“Ben geldiğimde kimse yoktu. Bu gördüğün binalar yoktu. Bu yollar asfalt değildi. Burası bildiğin bir köydü.”
“Kaç yılında geldin, emi?” diye sordum...
“1972,” dedi. “Zıpkın delikanlı olarak geldim. Aradan işte yaklaşık 50 yıl geçmiş.”


“Ben senden daha eskiyim, emi ” dedim.
Yaş farkımız en az 20 yıl. Enteresan...
 
Yeni Kelime: Expat


Sözlük anlamıyla “gurbetçi” demekmiş.
Ama bizim yeni nesil gurbetçiler bu kelimeyi pek benimsemez. Çünkü onlar üniversite mezunu, nitelikli insanlar. Türkiye’deki rahatlık batmış ya da politik nedenlerle gitmişler.


Bizim ilk nesil Almancılar gibi değiller.
Çünkü ilk nesil gurbetçiler genellikle vasıfsızdı, köyden ya da kırsaldan gelmişlerdi...


Expat: Vasıflı eleman, yeni nesil.
Almancı: Vasıfsız eleman, ilk nesil.
Gurbetçi: “Köyden indim şehire...” modu.


Aslında o zaman bile Almanlar Türkiye’den vasıflı işçi istiyordu.
Herhalde bizim babaları Almanlara “vasıflı eleman” diye Süleyman Demirel kakaladı.


Babamla bunu konuşmuştum:
“Nasıl izin verdiler sana Almanya’ya gitmeye, madem vasıfsızdın?” diye sordum.


– “Olur mu öyle şey?” dedi...
– “Birinci sınıf kaynakçıydım!”
Biraz gülümsedi... Yani, anladığım kadarıyla pek de birinci sınıf sayılmazmış.


Almanya’ya varınca bir tren istasyonunda indiriyorlar. Büyük bir hangarda herkese mesleğine göre test yapıyorlar. Babama da kaynak yaptırmışlar. Almanların ağız burun eğilmiş ama babamın anlattığına göre, pek memnun kalmamışlar. Yine de “bundan iyisi yok” demişler. En azından elektrodu tutmayı biliyormuş.


Sonra hepsini farklı fabrikalara tayin ediyorlar. Bekâr olanlar işçi yurtlarında kalıyor.
Almanca bilmedikleri için grup hâlinde hareket ediyorlar – ördek sürüsü gibi...
Yıl 1968.


AOG
 
Tatili yaptık, eş dostlarımızı gördük, büyüklerimizin ellerini öptük, ufakların da gözlerinden öptük falan filan... Yani hasret giderdik.


Boş zamanında ne yapar insan? Gazete okur. Enteresan, eskisi gibi her bayilerde gazete satılmıyormuş...


Bu arada Türkiye çok güzel ve çok ucuz. Önüme gelene hep bunu söyledim. :) :)
 
Türkiye çok güzel ve çok ucuz. Önüme gelene hep bunu söyledim. :) :)

Full her şey dahil otellerde 50 bin TL yerine 20 bin TL'ye 1 haftalık tatil yapmak için Gürcü sınırını geçiyorum veya Kibrıs'a uçuyorum. :D

Sınırı geçince menüye Gürcü alfabesi ekleniyor diye ucuzlamış gibi hissediliyo öyle olunca gjajajja

Türk vatandaşlarina Türkiye ucuz olmuyor
 
Almancı Türkleri Türkiye’de sevmiyorum öğkkkk
Geneli eğitimsiz görgüsüz
 
Galiba 1969 civarıydı Almanya’ya gittiğimizde. Daha henüz 3–4 yaşındayım. Türkiye’ye ait bir anım neredeyse hiç yok…
Babam 1–2 yıl önce gitmişti. Bizi de daha sonra istek yaparak Almanya’ya getirmişti.


“Getirmişti” derken, uçakla annem ve abimle birlikte Almanya’ya gitmiştik. Babam bizi havaalanında karşılamıştı.
Şimdi düşününce ilginç geliyor. Babam bizi kendi getirmedi; sadece istek yapmıştı…
"bunlar havaalanina nasil gider" "kim götürür, iki cocuk bir kadin", Entresan.


Normalde umumi tuvaletlerde bile erkekler kapı önünde bekler; insan Almanca bilmez, yol iz bilmez. Yabancı bir ülkedeyiz, insan biraz endişe eder. Bizim peder biraz farklıydı.


Düşünüyorum da, adam hiç başımızda bulunmazdı… Hasta olurduk, annem bizi doktora götürürdü. Okula annem yazdırırdı. İlginç… Baba diye bir varlık var ama kendisi yok, bizlerin uff ufflarla ilgilenmezdi…

Şimdi de biz de onunla pek ilgilenmiyoruz, yapma etme dünyasi... Ne ekersen onu biçersin… “uff uff”ları da hiç bitmiyor. Yaşı da epey var, 85 olmuş. Maşallah hâlâ dinç.
“İlgilenmiyoruz” derken… Aslında ilgilenmemize müsaade etmiyor. Bildiğiniz huysuz bir yaşlı insan. Zaten ezelden beri hep böyleydi.
Ağzı bozuk, küfürbaz, ne yaparsan yap yaranamazsin. bir kere aferin oğlum duymadim... anlayacağiniz gibi pek iliskimiz iyi değildi...


to be continue
AOG
 
Havalimanına nasıl vardığımızı hatırlamıyorum, bizi kim götürdü bilmiyorum. Valizlerimizi, bavulumuzu da hatırlamıyorum. Anasının eteğinden ayrılmayan bir çocuk işte.
Bilirsiniz, eskiden kadınları öyle başıboş seyahat ettirmezlerdi, mutlaka birilerinin peşine takıverirlerdi.

Beşiktaş'ta teyzemler otururlardı. Eniştemiz komşu köyündendi ama varlıklı bir aileye mensuptu. Beşiktaş'ın, belki de Türkiye'nin ilk kuru kahvecilerinden biriydi.

Almanya'ya varmadan önce teyzemlerde kaldık, muhtemelen pasaport işleriyle alakalıydı bu.
Annem, bir Anadolu kadını olarak beyaz yazma ve peçeliydi.

Teyzem ona yeni ve modern kıyafetler almış ve anneme şöyle demiş: "Artık modern bir ülkeye gidiyorsun. Bu peçeli meçeli kıyafetleri bırak artık."
Annemi gayet o döneme ait normal giysilerle yollamışlar...


to be continue
AOG
 
Yolculuğumuzu hiç hatırlamıyorum. Uçağa gidişimiz, binişimiz, inişimiz, pasaport kontrolü ve benzeri süreçlerin hiçbiri aklımda değil. Hatırladığım tek şey, yürüyen merdivenle bir üst kata çıkıp orada babamın bizi karşılamasıydı…

Neden bu konuyu hatırlıyorum bilmiyorum… Sanırım babamın tam orada anneme kızmasıyla ilgili olabilir. Teyzem annemi modern giydirip paketleyip göndermişti. Babama göre çok ama çok moderndi. Annemin eteği Anadolu insanın standartlarına göre kısaymış. Diz kapağı görünmemeliymiş.

İlginç (veya: Ne kadar ilginç), nereden nereye… Sene 60'ların sonu… Göbeğini açmış, piercing yaptırmış olsa kıyamet kopardı herhalde.


to be continue
AOG
 
Geri