Günün Siiri

K
  • Kullanıcı Külkedisi
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Günün Şiiri
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Yağmuru seviyorum diyorsun,
Yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun...
Güneşi seviyorum diyorsun,
güneş açınca gölgeye kaçıyorsun...
Rüzgarı seviyorum diyorsun,
Rüzgar çıkınca pencereni kapatıyorsun...
İşte,bunun için korkuyorum;
Beni de sevdiğini söylüyorsun...

William Shakespeare
 
MAVİ GÖZLÜ DEV, MİNNACIK KADIN VE HANIMELLERİ

O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Kadının hayali minnacık bir evdi,
bahçesinde ebruliii
hanımeli
açan bir ev.
Bir dev gibi seviyordu dev.
Ve elleri öyle büyük işler için
hazırlanmıştı ki devin,
yapamazdı yapısını,
çalamazdı kapısını
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan evin.
O mavi gözlü bir devdi.
Minnacık bir kadın sevdi.
Mini minnacıktı kadın.
Rahata acıktı kadın
yoruldu devin büyük yolunda.
Ve elveda! deyip mavi gözlü deve,
girdi zengin bir cücenin kolunda
bahçesinde ebruliiii
hanımeli
açan eve.
Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,
dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:
bahçesinde ebruliiiii
hanımeli
açan ev..

Nazım Hikmet
 
UÇUN KUŞLAR

Uçun kuşlar uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sünbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.

O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.

Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim.
Destan-ı ömrümü okur dinlerim,
İçimde oralı bir bülbül vardır.

Uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
Öyle akar sular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i seda yok;
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.

Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende -derya gibi- daima taşkın,
Daima çalkanır bir gönül vardır.



Rıza Tevfik BÖLÜKBAŞI
 
ah limon çiçeği
yalvar bir yere yalvar
üşümesin üşümesin ne olur
cansinemin kalbinde musalla taşım
dizlerde künyeme şu mil çeken yıllarım
her dikenli çalıdan
gül koparır
şiirlerde ağlarım

Nazir Akalın
 
Şimdi, diyorum.
Şimdi.
Bir deniz,
Denizde vapur
gGkyüzünde martı
Semaverde çay olmalı
Bir de çaya yaren

Cemal Süreya
 
Tut Yüreğimden Ustam

[YOUTUBE]DUIXGaZRmb4[/YOUTUBE]

Ustam!
Aklım firarda.
Gözbebeklerimde müebbet hüzün,
Dilimde ay kesiği bir yara,
Düşüm kırık dökük,
Umudumun boynu bükük,
Bir öksüzün omuzlarında sukut.
Yüreğim sana emanet sıkı tut.
Tut ki; kancık pusulara düşmesin.
Bir hain kurşunu gelip deşmesin.

Ustam,
Ne zaman o senin bildiğin zaman,
Ne sevda gördüğün masallardaki.
Eskiden,
Halı tezgahında dokunurdu aşklar,
Nakış nakış, körpe kız ellerinde.
Mendillere yazılırdı isimler,
Yüreklere kazılırdı gizlice.
Sevdalılar asil ve de yürekli
Sevdalar, kavgalar iki kişilik.
Oysa şimdi;
Çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
Meşru sevdalardan,
Gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
Günahkar gecelerden.

Beni herkes sevdaya asi sanır,
Oysa aşk, beni nerde görse tanır,
Hasret tanır,
Zulüm tanır,
Ölüm tanır,
Yüzüm yüzümden utanır.

Yorgunum ustam;
Ne katıksız somun isterim senden,
Ne bir tas su,
Ne taş yastıkta bir gece uykusu.
Var gücünle asıl sükunetime,
Çığlığım kopsun,
Uzat ellerini güneşe dokun,
Uyandır uykusundan,
Tut yüreğimden ustam tut,
Tut beni, sür güne...



26 10 2009
Serkan Uçar
 
'' Yüreğim sana emanet sıkı tut''


Çok sevdiğim şiirlerden, teşekkür ederim:)
 
Nazim hikmet okuduğunda bu şiiri kiyamet gibi alkis vardi sonra sen nazimdan okumusdun ya patlatmisdin gufteyi bak nazim senin şiirini benim gibi adam okuyor yine bir şey olmuyor.(:


Necip Fazıl Kısakürek
Ölünün Odası
Bir oda, yerde bir mum, perdeler indirilmiş;
Yerde çıplak bir gömlek; korkusundan dirilmiş.
Sütbeyaz duvarlarda çivilerin gölgesi
Artık ne bir çıtırtı ne de bir ayak sesi…
Yatıyor yatağında dimdik, upuzun, ölü;
Üstü, boynuna kadar bir çarşafla örtülü.
Bezin üstünde ayak parmaklarının izi;
Mum alevinden sarı, baygın ve donuk benzi.
Son nefesle göğsü boş, eli uzanmış yana;
Gözleri renkli bir cam; mıhlı ahşap tavana.
Sarkık dudaklarının ucunda bir çizgi var;
Küçük bir çizgi, küçük, titreyen bir an kadar.
Sarkık dudaklarında asılı titrek bir an;
Belli ki, birdenbire gitmiş çırpınamadan.
Bu benim kendi ölüm, bu benim kendi ölüm;
Bana geldiği zaman, böyle gelecek ölüm
 
İnsan değer verdiği şeylere "gözüyle" bakar "yüreğiyle" taşır.
Göz’ le başlar en küçük kıvılcım ve bir alev sarmalaması düşürür yüreğe.
Ta ki gözden düşünceye kadar.
İnsanların gözünden düşmenin anlatımı ne kadar zor ve acıysa,
Sahip’ ül Mülk’ ün gözünden düşmek bir o kadar daha Zül dür....
Diğer tüm "olma" ların bir değeri yoktur artık.
Beyhudedir başkaların gözünde olmak, sevilmek, sayılmak…
İşin ilginç yanı, en çok idare edendir "O".
Diğer tüm değerler bir kerecik yanlışla düşürürken "her yerleri"nden,
“O”telafisi mümkün düşmeler olarak bakar tüm düşmelerimize.
Bir daha, bir daha bakar her düşüşümüze.
Umut kandilleriyle bekletir göklerde görevli meleklerini.
Düşeni de sever, dönsün diye, kalksın diye, gelsin diye…
"O"na yakışanlığıyla durur her yerde.
Düşenlerdedir gözleri,
Tövbelere ısmarlanmış dualar bekler,
Rahman' lığıyla, Rahim' liğiyle, Seddar' lığıyla...


Mehmet Deveci
 
Yağmur var çok sevdiğim rüzgar da
Bugün pazar daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var çok sevdiğim rüzgarda
Daha uyanmadı komşular bugün pazar
Ve ben seni Şarkı Sözleri, Şarkı Sözü, Lyrics çok özledim
Dışarı çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlere bakmak sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım hayatın gittiği yere

Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim
Tam böyle bir şey çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması toprağın uyanması
Yağmurun yağması ateşin sıcağı
Bu pazar sabahı tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay taze dem kokusu
Yani hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir şiir yazmak pazar bulmacasının boş karelerine
Tam böyle bir şey hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim
Yağmur var çok sevdiğim rüzgarda
Bugün pazar daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var çok sevdiğim rüzgarda
Bugün pazar ve ben seni çok özledim
 
Buz'un yazdığı şiir,

Arasıra gelen yürek sızlamaları dışında unuttum seni ben..
Yana yakıla, bağıra çağıra, ağlaya sızlaya unuttum..
Öle öle unuttum seni ben!
İçimdeki mezara gömdüm anıları, senin kalbinde yeşerirken başka güller.
Bir kavanoza hapsettim pul pul dökülen ruh parçalarımı, pencere kenarındaki..
Kışları izledim unuttum seni ben!
Sonra ilk bahar geldi cıvıldadı kuşlar, sonbaharın yaprakları döküldü.
Ve yaz'a inat unuttum seni ben!
Güneşin doğuşu, ezanın sesi, gün batımı derken hüzünlerimide çıkarıp üzerimden unuttum seni ben!
Söylenmemiş birkaç cümle, benden kalanlar ve unutulan bir sen kaldı geriye.
Zor oldu ama unuttum seni ben!
:)
 
Kelamımı urgan yaptım, astım yaralı cümlelerimi
Zamanı avuçlarımda sıkıştırıp boğdum parmaklarımla ..
Emanet edilen ruh-i cana kastettim, günün 5. vaktinde ahlarla..
ölemedim, son nefese denk düşemedim ömrün nehrinde ..

Bugün de ölmedim canfeza

Kargaşanın dibine vurdum, kimsesizliğimi sukutun ipine doladım…
Günün 5. vaktinde, secde ile alnım arasına canım sıkıştı,
Dua’larda bir nebze isyan koktu, hasbihale har karıştı ..
Azrail’e …! Davete icabet gerek die Nida eyledim …
Ölemedim, son deme, gönüllü teslime varamadım…

Bugün de Ölmedim CanFeza …!

Ahd’e vefaya sadık bir kul olma niyeti varken özümde …
Adevetin sardığı alemde, bir ben sendeledim huzura davette …
Eskittim alnımda ki secde izini, Kahr’etmeden levhi mahfuza …
Nefse kördüğüm oldum, çözemedim günah ağlarına sema da …
Ölemedim, nefse dur deyip, asıl vatanda ki ruh gibi varamadım Hak makama …

Bugünde ölmedim Canfeza…!

Ebabil kuşları ile taşladım, recmlere gelesi Yüreğimi
Taif gibi suçladım, ömrün ardında kalan günahlarımı
Sancılar da bıraktım, günün 5.vaktinde, Leylimde ki ahrazlarımı..
Eksik idrak-ım la, teşhis koymadım, içimde ki hüzzamlı yaralara..
Merhem niyetine toprak sürdüm ..
Ölemedim, yaratıldığım çamuru bulup öze dönemedim …

Bugün de Ölmedim CanFeza …!

Darbe-i Azabınla Sen Öldür Beni …!
Sen öldür Canfeza …!

Elem SÖNMEZ
 
BİR YALNIZLIK İŞARETİ

Bir cam gibi önünde
Yüzümü elinle sil
Hohlayarak üstüne
Seyret boş bir sokağa
Hüzünle yağışını yağmurun.
Sonra kaplasın yavaşça
Ilık buğusu soluğunun
Yüzümü baştanbaşa.

Ve bırakıp gittiğinde
Bir küçük boşluk kalsın
Alnını dayadığın yerde;
Bir yalnızlık işareti
İşleyen ta içime.

Metin ALTIOK
__________________
 
Necip-Fazil-Kisakurek-Kaldirimlar-siiri.jpg
 
Yûsuf’un gözleriydi gece Züleyhâ’ya;
Yüreğindeki ay, Yûsuf’tu aydınlatan.
Sessiz çığlıklarıydı yankısını kendi duyan...
Tek bir bakışı vardı Yûsuf’un,
Acı bir tebessüm, acı bir tebessüm;
Züleyhâ’yı ona bağlayan...
Yûsuf’un sözleriydi uzak,
Kırılgan rûhunu parçalayıp onaran,
Ve yine kırık her parçadan şekillenen...
Züleyhâ ile büyüyen
Yûsuf…
Züleyhâ gözlerinle bakmıştı Yûsuf’a,
Saklamıştı Züleyhâ yüreğini.
Bilmeden Rabbine bırakmış,
Bilmeden bırakmıştı Rabbine
Kaderini…
Yûsuf’un gözleriydi gece Züleyhâ’ya;
Yüreğinin zindânlarında
Nefsi kara bir bulut,
Aşkı, zindânları aydınlatan bir nûr…
Sitemleri sevgiden bir köprü,
Cesâreti, bugüne gelen öykü.
Zindân da neydi ki Yûsuf’a?
Karanlıkta olan, Züleyhâ idi,
Züleyhâ…
Yûsuf, Rabbim dedi, inledi.
Züleyhâ, Yûsuf dedi…Yûsuf dedi…
Kendi zindanlarında.
Yûsuf’un sözleriydi hançer Züleyhâ’ya,
Dağlayan yüreğini.
Bazen mızrak, bazen ok...
Ama acısı, aynıydı: yakan kavuran
Neydi ki bileğindeki zincirler Yûsuf’a,
Yaradan yanındayken? …
Yûsuf’un gözleriydi gece Züleyhâ’ya;
Kınamak kolaydı aşkı,
Peki sevebilir miydi bir kalp,
Züleyhâ gibi? …
Sevilebilir miydi bir kalp,
Yûsuf gibi? …
 
İyileştiren sevgilere dair ...
İyileştiren sevgilere dair
Hangi ilaç iyi gelir yürek yarasına,
Hangi merhem tüm kırılmışlıklarını onarır,
Hangi silgiler siler söz sıyrıklarını?
Özlemenin şifası var mıdır?
Ya hasretin?

İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın,
Özellikle de şimdi, bu yaşlarda.
Seni tüm zaaflarınla, hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan,
'Benim'den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.

Düşüncesi bile gülümseten,
Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Tüm yaralarını kendi bile fark etmeden saran,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.

Beklentileriyle yormayan, fazla soru sormayan,
Yanında sen gibi sen olduğun,
Tüm yanlış bildiklerini unuttuğun,
Hiçbir hesap yapmadığın, yapamadığın,
İyi gelen, iyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.

Seni kalıplar içine sıkıştırmayan,
Tüm kayıp taraflarını bakışlarıyla bulduran,
En beceriksiz taraflarını,

Sevimli bir çocuğun yaramazlığı gibi görüp, Seni sevmeye daha da sarılan,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın.
Bazen aniden bir sıkıntı oturur yüreğime...
ve oturduğu yeri eritir birden bire...

ALLAH...

Yarab dokun yüreğime
ki serinlesin...
Yarab derdimin dermanı sende
dokun yüreğime.diyebilmeli_

___İNSAN___
 
BÜLBÜL


Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım;
Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.
Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı,
Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı.
Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl...
Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl
Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım;
Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım!

Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd,
0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu
Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu.
Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi;
Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi!

-Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin;
Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ?
0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun;
Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun,
Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen.
Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın,
Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın.
Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda;
Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda,
Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır?
Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır?
Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım:
Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Tesellîden nasîbim yok, hazân ağlar bahârımda;
Bugün bir hânmansız serseriyim öz diyârımda!
Ne husrandır ki: Şark'ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
Serâpâ Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!
Hayâlimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
SALÂHADDÎN-İ EYYÛBÎ'lerin, FATİH'lerin yurdu.
Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde OSMAN'ın;
Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ'nın!
Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâp olsun;
O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!
Çökük bir kubbe kalsın ma'bedinden YILDIRIM Hân'ın;
Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri ORHAN'ın!
Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
Sürünsün şimdi milyonlarca me'vâsız kalan dindaş!
Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm'ın harem-gâhında nâ-mahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem! (*)




Mehmet Akif Ersoy- [Safahât, Yedinci Kitap]


(*) Bu şiir yazılırken Yunan istilâsı altındaki topraklarımız
hususiyle Bursa'ya dair elîm haberler geliyordu;
tetkikine de imkân yoktu.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri