-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
yaaa işte... seni sevmek, büsbütün aşka ihanet demek!

-

Belki tüm bunları anımsamanın nedeni, çat kapı evime gelen Geçmiş’ti
Fakat son derece güzel’di, seni bir nebze de olsa zikredebilmek
Evet sevdim, tarihin boy aynasına sırlanmış bir kadını çok sevdim
Senin güneşlerin daima ruhuna battıysa, çölün suçu ne?
Bıçaklar kanına dokunduysa daima, günahı var mı katilinin
Haklısın beni bizzat ben kendim öldürdüm, canice
Lakin şüpheliyi aramızdaki uzaklıktan dolayı teşhis edemedim
Sen de herkese benzeyecektin, bunu göz ardı edemezdim tabii
Yüreğim ceset müzesi, dilersen ulaşabilirdin tarihi eser sayılan hislerime
Gölgemde bulunan gizli bir geçidi kullanarak...
Adınla şifrelenmiş, özgürlüğümün ahiret sırrı ibareli çekmeceleri
Benim adım mı, adım sen’sin!
Ne desem ne işitsem de işte, yalnızca seni sevdim
Açığa çıkarırcasına, binlerce yıldır inkârdaki bir cinayeti…

-Koluma gir küçük bir çocukmuşum gibi, enselenmeyeyim yüreğindeki o korkunç kalabalıkta...
-Elbette, kendi katilini kanundan saklamaktır biraz da sevmek! Hele ki seni sevmek, adalete büsbütün ihanet demek!

Özgür Gümüşsoy
 
sessizliği dinliyorum. Dışarının sessizliği değil bu.. bu benim yangın yerine dönen, bedenimi esir alan, düşüncelerime uyuşturucu enjekte eden benim, kendi sessizliğim..

-

İki dudağının arasına sıkışan, kornişteki perde gibiyim.
Sen konuşunca raydan çıkacağım, biliyorum..
 
İnsanın koca bir günün ardından yorgunluktan, tükenmişlikten, kendiyle baş başa kaldığı o an var ya..
İşte o kısa süre tanık olduğum tüm çaresizliklerin dibi, enkazın altı, yangının hemen ardından gökyüzüne savrulan küller.
Belki kelimeler, terimler abartıya kaçabilir ama yaşattığı sarsıntı öyle kolayca üzerini çizebileceğiniz cinsten değil.
Belki de bu hayatta en çok korktuğum şey; kendimle yalnız kalmak.
Neyse ki deliyim, kaybetme korkusu taşıdığım bir aklım, kalbim söz konusu değil.
İçimi rahatlatan tek şey bu.
Ben bir deliyim.
Tüm akıllı insanların arasına sıkışıp kalmış, oltaya takıldığından bihaber yüzgeçleriyle demiri dövmeye çalışan balığım.
Benim için en büyük mükafat bu…
 
En fazla kendime düşman olmalıyım belki de… bu riyakar dünyanın bir parçası olduğum için.
Kim bilir, her gece uyumadan önce düşüncelerimi astığım gibi, kendimi de asmalıyım.
bilhasa var olmamalıyım sizinle.. görmemek için gözlerinize mil çektiğiniz sabahlara yine bakmamalıyım sizin gibi.
Kahrolası karanlığa batmış düşünceler!
Hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik kendimizi, hapsolmamıştık çaresizliğin zindanlarında.
Haklısın!
Daha önce hiç mülteci gibi hissetmemiştik kendi ülkemizde.
Her ne kadar kendimi anlatmakta aciz kalsam da, zaten bir anlayan bulamayacağımı bildiğim için içim rahat!
Bu aşkın içimde devrim yapacağına dair inancım yok.
Bak;
Anayasada yazıyor sevgili.
Bu ülkede düşünmek bile yasak.
 
-balkon temalı, köprücük kemiklerin-e-..

Şafağına baskın düzenledi h’iç yanıma.
Ne bilsin polis ağabeyler
Çorak araziydim ben, mermiler tenimi öpebilirdi sadece
Ölmezdim ki ben..
Ölenler bir daha ölmez, dokuz canlı kediydim de 8. hakkımı da kullanmış oldum.
Elde kaldı bir, eğer varsa yerine ölmemi istediğiniz biri kalan son hakkımı onun için seve seve verebilirim.
Bir insan, kendi için yaşayamazsa eğer, başkaları için ölebilmeli.
bir soru olsaydı ya bu..
“Ölebilmeli mi? ölmeli mi?”
Sakın ha..
Bu ahmakça soruya daha ahmakça olan “evet” cevabını vermeyiniz.
Zihinlerinizdeki girdabı buraya kusmayın! Kendi için yaşayıp, tırnağına zarar gelse dünyayı yakan sizler!
Evet, siz hiç konuşmayın..
Zorbalıkla, kanla beslenen ülkeler(in) başka ülkeleri işgal etmek için demokrasiyi kullanabildiği bir dünyada, puşt düşüncelerinizi kendinize saklayın.
Ben hep iyi sanıyorum ya sizi…
Kahrolası ağız’larınızdan düşenleri inci tanesi gibi sımsıkı tutuyorum avuçlarımda.. tırnaklarımın beni kanatmasına bile bakmıyorum…
Yemişim iyi niyetimi..
Her gün farklı farklı kucakta mesai dokumanıza rağmen, binbir denizde yıkanmış “merhaba nasılsın” cümlesini önüme getirirken bile kızarmıyor ulan yüzünüz!
Yok ki özünüz..
Et reyonundakiler kadar ucuzsunuz…
Elimdeki neşterin öptüğü her yer en az dudaklarındaki kırmızı ruj kadar orijinal.
Lakin kanamıyorum.
Haciz kamyoneti kapıda.
Kişisel neyim kaldı bilmiyorum ama tüm avuntularımı sırtlayıp götürdüler.
Geriye yalın ayak, ana rahmine yepyeni düşen bir çocuk kaldı arkada.
Ve bu çıplaklık,
Ve bu zorbalık,
Ve bu hiç kimsesizlik,
Beni yıldırmaya yetiyor bile
 
Son düzenleme:
"Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim," dedi: "Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda."

Oğuz Atay
 
-yükselme…

Ruhum, devinirsin nasıl da yeğin, çevik,
Ve, suda bayılan yüzücü gibi usta,
Yol açarsın kendine derin sonsuzlukta
Dile gelmez ve erkekçe bir hazla, esrik.

Çok yükseğe uç, unut bu iğrenç leşleri,
Artık kendini yüce, eşsiz bir uzayda,
Ve iç, bir tanrısal, katkısız içki say da,
Saf boşluğu dolduran parlak ateşleri.

Ağırlığıyla sisli varlığa yüklenen
Can sıkıntıları, bitmez dertler ardında,
Ne mutludur güç bulup da kanatlarında
Aydın, duru alanlara doğru yükselen!

Düşünceleri birer kuş gibi art arda
Havalanır gider göklere sabahleyin,
- Süzülür yaşamın üzerinde, her şeyin,
Dilsiz çiçeklerin dillerinden anlar da!

-Kötülük Çiçekleri - Charles Baudelaire
 
-sanırım kafamda biçimlendirdim seni.

Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi;
Açarım gözkapaklarımı ve doğar herşey yeniden.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Yıldızlar vals yaparlar, kırmızı ve mavi,
Ve keyfi bir siyahlık dörtnal peşinden:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
Düşledim büyüyle beni yatağa çektiğini
Ve çılgınca öptüğünü, delice şarkı söylediğini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Devrilir gökten Tanrı, solar cehennem ateşleri:
Melek ve Şeytan’ın adamları çeker giderken:
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
Hayal ettim söylediğin yoldan döneceğini,
Fakat yaşlandım, artık unuttum ismini.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)
Bir fırtına kuşunu sevmeliydim seveceğime seni;
Hiç değilse baharda göğü şenlendirir gelirdi.
Bütün dünya ölüme düşer kapattığımda gözlerimi.
(Sanıyorum kafamdan uydurdum seni.)


Deli kızın aşk şiiri - Sylvia Plath
 
-) Saatlerce konuşup, bazı konulardan söz ettikten sonra karşımdaki kişinin cümleye “ben de” diye başlaması sanki o konuşmayı hiç yapmamış gibi bir boşluk yaratıyor içimde.
Eğer istersem zaten sorabilirim hayatınızı.
Sorabilirim maaşınızı, aşklarınızı, sorunlarınızı..
Eğer.. bir kişiyi kendime ayna olarak seçip, tümüyle ona karşı dökülemeyecek, belki ülkenin girdabı belki de yaşamın hoyratlığını paylaşamayacak isem.. ne diye çaba harcıyorum ki ‘anlatmak’ için.
Özür dilerim, ‘anlaşılmak’ için…

-

"İntihar ettikten sonra, "Şiir yazdığını bile bilmezdim. Bir kenarda pıtır pıtır bir şeyler yazardı" diyen eşine bir şiirinde; "Yabancıların en yakınıydın sen!" diye seslenmişti Nilgün Marmara. Anlatamamak değil ölüm. Ölüm artık anlaşılamamak."

Nilgün Marmara - Betül Şükür
 
gerçekte umut olup olmadığı bilinmez, kişi ölümü arzulasa bile son ana dek kendisini bir şeyin vazgeçirmesini bekler. Çünkü ölüm, sadece ve sadece dışlanmaktan doğar.
-siz yine de bizi sevmeyin, teşekkür ederim-

-

Günün birinde kendimi Kegon şelalesine bırakacağımın ya da Asama dağındaki volkan kraterine atlayacağımın kısmen farkında olduğuma dair şüphem yoksa da daha gidecek çok yolum vardı. Kimin önceden her şeye son vermeye karar verdiği yere geldiğinde heyecandan nabzı yükselir ki? İşte bu yüzden kendime bu konu üzerine düşünmeye müsaade ediyordum. Bu bulanık dünya ızdırap vericiydi ama o çarpıntıya kapılmadan önce kalabilmeye dair bir umut kırıntısı dahi varsa, ağır ayaklarımı beraberimde sürüklemek için hâlâ bir sebebim var demekti.

Madenci - Natsume Soseki
 
-beni hipnoz et, çünkü sen inandığım şey olamazsın..

-

Beni sevme, hiç önemi yok.
-ki bu satırlarında…
Ama yan yana gelmeli ki bu sözler, biz ayrı-gayrı yazılacak olsak bile fahişeliğin ar damarının çatladığı sokaklarda
Yollarını kaderin kesiştiği iki liseli ergenin masumiyeti damlar üzerimize -belki-
Öpüşemez ama bakışırdık.
Hiç değilse, ilk anın ellerimi titretmesene hovardalığım karışmaz ve kulaklarım, nefesinin üflediği yalanlara duman dumana kalmazdı.
Boş ver..
Bu sözlerimi de, başlamadan biten hikayemizi de..
Aslında bu hikaye yarım kaldı diye bir şey geçmiyor içimden..
Belki de bu kadardı ve bizler hiç olmadığı kadar azdık.
Yetmedi..
Bir kusurum var benim, bilmem… kusurundan söz etmek adamlıktan sayılır mı bu topraklarda? sayılır elbet.
Ama sen kadın bile değilsin,
İşte tüm suskuluğum sana, sözlerim ise adamlara hakaret..
Anladığın kadar..
Üstü-n kalsın..
 
-seni giydirdim, utanma..

-

Bir dakikalık zevkin doruklarına ulaşınca,
Bardaktan boşalan su gibi kapının altından aka aka gittin.
Ağzın iyi laf yapamıyordu aslında.
Ama bilirsin
Taş gibi fahişelik barındırıyordun her cümle arasında.
İşte, kanıyorsun her defasında
Mesleğin olsa pazarlamacılık,
En iyi pezevenklere bile taş çıkarırdın.
Kasık felan fark etmiyordu da,
İşte konu aşka gelince, barınaktaki hayvanların acziyeti dökülürdü eteklerinden
Bilirim bu yüz ifadesini.
Adımı sorduğunda ilk ve sonrasında hayatıma dair bir merak sararken bile
Aslında şafağına gözünü açacağın evin hayaliyle gitmeye kalkıyordu ayakların
Dedim ya…
Fazla geliyordu adamca sevmem sana..
Yaramazlık yaptığında utanan, usulca bulunduğu yerden tüymeye çalışan çocuklar gibiydin
Ama her adımın bir başka cinayet doğuruyordu avuçlarına
Tenlerin arasında kaybolup giden çizgilerin,
Ne bilsin işte ellerin aşkın yolunu.
Tıp dilinde bir çaresi var mı bilemiyorum ama;
Ben bir fahişenin ardından kalanım diyemeyecek kadar delirdim kendimle.
(…
 
-biz bize iyidik, neden aramıza başkaları girdi de herkes gibi olduk?

-

Bu hayatta çok istediğin halde yapamadığın şey neydi diye sorsalar, gülmek derdim herhalde..
Neyse ki sormalarına izin vermiyor ve her defasında en sahici gülümsemeyle karşılıyorum -sizleri-
Çünkü herkes;
Bir yalanın kölesi,
Bir döşeğin bekçisi..
 
-geçmiş nedir bilir misin?
geçmiş gelecektir aslında
geçmişteki nedir bilir misin?
hiç gelmeyecek olan aslında..

-

Ve her gecenin sabahında,
Ve her güneşin kızıllığında;
Ve her uyanışta;
Sana ne acılar ile döndüm bir bilsen!
Ne kadar kirletildim, bir görsen..
 
-güneş artık sarı değil.


Bütün yollar aslında çıkmaz sokak.
Tüm günün sonunda, ayaklarının soyulmasına bakmadan mecburi istikametin bu hane.
Bu dört duvar ki, en aşağılık insanları barındırıyor içinde.
Solumda hemen, balkonda uyuyor. Onu öldürebilir miyim? Öldürebilirim.
Onu öldürmeli miyim? Öldürmemeliyim.
Hiç kimsenin hayatını ellerimle alacak kadar cani değilim.
Ama..
Aslında bir katilin soğuk kanlılıkla cinayeti anlatmasını da merak etmiyor değilim.
Düşünsenize!
Sorgu odasında, hiçbir şey bilmediği halde her şeyi bilen herifler size dönüp;
“Neden yaptın?” diye soruyor.
Ne demek neden yaptım! Yapmak istediğim için. Eğer yapmasıydım, o beni öldürecekti.
Tamam benim bir katil olma fikrim çok saçma..
Ama bu hayattaki en büyük saçmalık bir insanın hayallerini, çocukluğunu, geleceğini koparıp, hiçbir şey olmamış gibi elini kolunu sallaya sallaya insanların içine çıkacak yüzü kendinde bulmasıdır!
Burası dünya işte.
Adalet terazisinin hep güçlüden yana olduğu kapkara bir çağ..
Şimdi birini öldürmediğim için mutluyum.
Ama umutları öldürülen her çocuk için utanıyorum.
Hiçbir şey yapamadığım için, kendim için, sizin için, hepimizin yerine utanıyorum.

-

bütün yollar tek şerit
yalnızca gidiş
dönmek için şartlar bildirildi
"Elleriniz cebinizde
başınız öne eğik
kaygılı ve huzursuz
eve döneceksiniz."
-Benim evim yok ki Mina.

Bir sancının panaroması - Furkan Güreci
 
-cukkaladığımız sigaraların hesabını veririz ama dumanı ciğerlerimizden sökemezsiniz.

-

Kendime bahşettiğim yalnızlığın son deminde, ellerini bile-isteye bırakmanın verdiği hoşluğu var üzerimde.
Hiçbir veda bu denli kolay gelmemişti yüreğime.
Şüphe bile ettim kendimden..
Ben mi zayıfım, hislerim mi sıradan?
Ben mi anlamsızlaştım, duygularım mı yapay?
Hiçbiri..
Bazı insanlara, sevdiği herhangi bir şeyin kokusu bile yetebilir, hatta ölüm saçan toprak bile..
Bir avuntu, haykırışa cevap..
Bana öyle değil işte.
Anlayamazsın bunu.
Kalabalıktan sızan çatlaksın aslında.
Yüzün, biçimin, kadınlığın herkesin dilinde, pelesenk olmuşsun da.. yüzsüzlüğün, saydamlığın gölge gibi geziyor yanında.
Aldanır mı insan kendisine?
Aldanıyorsun işte iki yüzlü hallerine!
Aynayı ellerinden bırak. Gördüğün şey hayranı olunan değilsin.
Saçlarını taramayı bırak, kökünden kopan tellerin değil, aldanışların.
Beni hiiiiiç araya koyma..
Pire için koca apartmanı yaktığım olmuştu evvelde.
Her yatağa uygun olan yorganı mı -seni- yakmayacağım?
Haydi oradan!
Aldanışın bini bir para da; artık ben de tutmuyor bu bozuk maya.
Bil istedim!
 
-ben yazarsam şiir olur sen ise ihanet.

-

Hatırı kalmasın diye boğazıma dizdiğin kahvenin telvesinin üzerinden yarım asır geçti.
İçimde kurudu belki ama!
Zehir zemberek sözlerim hâlâ dudağımda.
Tabi sen şimdi meşgulsundur başka kasıkların ortasında
Giydiriyorum yine seni, milli ediyorum sözlerimin arasında..
Kadın oluyorsun nazarımda.
Kaç altın madalyası var dudaklarının bilmiyorum ama;
Mezuniyet törenine sakla en güzel kahpeliğini.
Tezlere düşmüşsün sevgilim..
Tensel dönüşümün yok pahasına satılıyor raflarda..
Adın yankılanıyor şehrin sokaklarında.
Yağmur yağınca bir de..
Şimşek çakıyorsun adamın bileklerine.
Jilet desen değil ama kan kaybına yakın yerlerden geçip gidiyorsun.
Mazur gör sözlerimi.
Nasılsa ben senin bir zamanlar eskittiğin diyemeyecek kadar hiç kimsenim.
Sadece söyle..
Ben sana 180 derece ile yanarken, sen hangi gecenin sabahına güneşi arkana alıp buharlaşıyordun?
Nasıl bir ustalık ki; her şeye rağmen gözlerime bakabiliyordun!

-tamam tamam, yazamamıştı-
 
-bunu seviyorum…


Girdiğin yataklarda aynı sıcaklığı bulamayınca,
Tuttuğun her el seni kutuplara götürdükçe
Ve sen bile çaresiz sürüklenmelerine mani olamadığın zaman,
Özleyeceksin beni!
Bulutlara yerleştirdiğimiz hayaller yağmura karışıp, tükürürken yüzüne,
Rüzgar elinde bir bıçak ile doğrarken tüm masumiyetini,
Hiçbir neden-sonuç ilişkisi taşıyamazken k*hpeliğini
Sen bile! boğulurken cümlelerindeki sahipsizliğin içinde,
Özleyeceksin beni.
Elinde bir resim ve umudunu yitirmiş halde çalarken şehrin tüm kapılarını,
'Tanımıyorum' dediklerin de kalbin ritmini kaybederken,
Kendine yenilecek ve;
Bulamayacaksın beni!

2015.
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri