-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
-bilemiyorum çiçeği..

Ama insanın ellerine, umduğu gibi olmayan sonuçlar bırakılınca ama bu mecburiyet(!) sual etmeden kabul görmeye mahkum ederken..
Ama sen, şimdilerde ikimiz içinde daha da yabancılaşırken sahi; tanıştık mı biz seninle? yakın mıydım sana nefesin kadar? boş ver tenini de gözlerinden başla, bakabildim mi sana?
yapamadığım onca şey varken, şimdi gelmiş bana “sapağı kaçırmışsın” diyorsun..
Öyle değil ama...
Ama olsun.
Ama olsun.
nasılsa sana çıkmayan tüm yollar benim
nasılsa tükenen benim
nasılsa yazan benim
ama olsun
ama olsun..
nasılsa şiirim sensin.
Bir dakika, kestim burayı ne önemi var?
Aslında biliyor musun..
Tanıştığımız ilk gün gibi kalmalıydık.
İki yabancı.
Hep olduğumuz gibi...
 
Hissiyatlarımdan söz etmekten hoşlanmam.. ama suskunluğumdan bi’ kitap bile çıkarabilirsin/iz..

-

Zordu hızlı bir şekilde karakterimi zayıflatmam pek tabii
Dengem bozulurdu benim de elbette, ibre seni gösterdiğinde
Lakin ibneliğin hiç mi hiç lüzumu yoktu
Bazı erlerin azami ölçüleri dahi şehvete kafi gelmeyecekti
El frenine asılmadan, isterdim ellerin son sürat ilerlesin bedenimde
“Kadın yetiştirme yurdu değilim ben! ” diye haykırayım isterdim
Ellerin adresi kendileri bulsun isterdim bir kereliğine
“Aşk, sevdiğin kişiyi herkesleştiriyor zamanla.” dedin yarım yamalak
Bir terbiyesizliğe kalkıştık teninin müstesna muhitlerinde
Ne diyelim artık, Allah utandırmasın!
-ki ayıptı senin için de, senin içinde vakitten kazanmak…

İkimiz hakkında uzun uzadıya susmanın şiiri - Özgür Gümüşsoy
 
Tarih değil sevgili, hatalar tekerrür ediyor.
Ben gitmelere sen de susmalara bi’ türlü doyamıyoruz(!)
Bir merhabanın eşiğinde, çaresizliğin ortasında kalakalmışcasına yutuyoruz tümüyle birbirimizi..
Sonra, akrep ve yelkovan adında iki vahşi hayvan geçip gidiyor önümüzden.
Korkuyoruz, hem de nasıl...
Ne kaçacak ne de yüzleşecek cesareti bulamıyoruz kendimizde, korkuyoruz, susuyoruz, kayboluyoruz!

-

Sen,
Ben,
Biz seninle
Nereye gittiği belli olmayan arabaların içinde, mecburiyetin verdiği korkuya rağmen,
Yüzümüzde birkaç umut kahkahasıyla yola koyulan ilk randevusuna çıkan fâhişeler gibiydik
İnan bana
Tüm cinnet getiren gözlere rağmen
Çok güzeldik.
Yaralandım ben gidişinle
O kadar yoktun ki,
Sobadan sızan karbonmonoksit gazı solmuş gibi; uykuya dalıyordum aniden!
Sen, gitmeleri giyerken üzerine,
Ben kalmaların önünü ilikliyordum ardından.
 
Kaçıyorum, senden.
Kaçmalıyım, ikimizden..
Kaçamıyorum, bizden..

-

Binlerce, ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum, kendimden anlıyorum biraz
İnsan, insan, insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken, kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim, çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum, yeniden doğduklarımı
Anlıyorum, ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde, köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü, biri mi sevindi, değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra, ansızın bana
Kimi ellerini sürüyor, kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan, bazı insan, karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar, evler, sokaklar gibi yapılmışlığımdan.

Yerçekimli karanfil - Edip Cansever
 
-sahi iyi mi günler? dünyada mıyız sence?
ben değilim de...

-

"İyi bir gün başlar. Dünyadayız artık. Dünya!
Şu tatlı pencereniz. Sizin. Bunu anlamayacak ne var? Pencere
Tanıklık ediyor işte. Gün mavisi bir şey. Tanıklık ediyor
Pek açık değil. Değil de... Size. Tanıklık ediyor bir de
Bunu evrenin sonsuzluğu diye yanıtlar varlığı olmayan bir söz
Yok canım! kimsenin bir şey dediği yok, söylenmiş bazı sözler
yaşıyor, o kadar
İşte
Yaşamış bir kadın yaşıyor orada
Yitmek, hani durmadan yitmek, ulaşmak bir aşkınlığa
Var ya
Orada
Tek imge kayalardır, işte orada
Yaşar hiç konuşmadıklarınız, işte orada
Dışa vurmadıklarınız, şimdi orada
Her şey hep kayalardır; otlar da, böcekler de, sular da
Günler de, zamanlarda
—Görünen bir zamandır çünkü orada —
Bir el yana düşmemiş, kaldı ki birden havada
Değilse bir hareket bu, yalnız orada
Orada
Bir ayak boyu yerde, bir kadın
Bırakılmış gibi yıllarca
Tanrım ona bir salıncak!
Taş kesilmesin diye taş
Donakalmasın diye boşlukta.
Hani o balıkçılla yarışan çaylağa
Kırpışan gözleriyle bakan gemici
Gibi
Baksın o da görmeden
Ne çıkar ustaymış, erginmiş uzağı görmekte gözleri.
Tanrım size bir salıncak!"

Yerçekimli karanfil - Edip Cansever
 
Son düzenleme:
-ki düşünmek; bir defa var olmak, milyon kez ölmektir-

-

Defalarca ölümümü, bedenimin dağılıp çözülmesini düşündüm. Bu fikir beni korkutmuyor, aksine yok olmayı gerçekten arzu ediyordum. Korktuğum tek şey bedenimdeki zerrelerin, ayaktakımından olanların zerreleriyle karışmasıydı. Bu düşünce dayanılmazdı benim için. Bazen, öldükten sonra, uzun, hassas parmaklı ellerim olsa da bütün zerrelerimi dikkatle toplasam, bana ait olan zerrelerin ayaktakımından olanların bedenlerine geçmemesi için göz kulak olsam diye düşünüyordum. Bazen gördüklerimi ölümle burun buruna olanların da gördüğünü düşünüyordum. Korku, ürküntü, yaşama isteği kalmamıştı içimde. Uzaktan telkin edilen sözlerle kendime has bir huzur hissediyordum. Beni teselli eden tek şey,ölümden sonra yok olma umuduydu. İkinci yaşam fikri beni korkutuyor, yoruyordu. Henüz içinde yaşadığım dünyaya alışmamıştım. Dünya artık ne işime yarardı ki? Bu dünyanın benim için değil, bir avuç hayâsız, yüzsüz, dilenci tabiatlı, çokbilmiş, kabadayı, gözü gönlü aç insanlar için olduğunu hissediyordum. Bunlar dünyaya uyumlu olarak gelmişlerdi; yeryüzünün, gökyüzünün güçlükleri karşısında, kasap dükkânının önünde bir parça et için kuyruk sallayan aç köpek gibi dileniyor, yaltaklanıyorlardı. İkinci yaşam fikri beni beni korkutuyor, yoruyordu. Hayır, kusturucu bu dünyaları, uğursuz kılıkları görmeye ihtiyacım yoktu. Tanrı, kendi dünyalarını gözüme sokacak kadar görgüsüz müydü? Yalan söyleyecek halim yok ya; yeni bir dünyayı yaşamam gerekiyorsa, düşüncelerimin, duygularımın hissizleşip ağırlaşmasını, zahmet çekmeden nefes almayı arzu ederdim. Yorgunluk hissetmeden, bir Lingam mabedinin sütunlarının gölgesinde yaşayabilirdim. Güneş yüzümü almayacak şekilde dolanır dururdum; insanların sözleri, hayat sesleri kulağımı tırmalar dururdu.

Kör Baykuş - Sadık Hidayet
 
-bi’ kıvılcım ve sonrasında rastlamak sana,
kaçtığım sana..


“Maya Erez, bir duvardan hayatıma düştüğünden beri zihnimde bir başkaldırı sezmiştim. Onu izlemek istiyor, görmezden geliyordum. Konuşmak istiyor, duymazdan geliyordum. Onu hayatıma almamak için elimden geleni yapacağımı söylüyor, şimdi hayatımı onunla beraber burada kaybediyordum."

Sesini Duyur - M. Rise
 
kaç yılı devirdik bilemiyorum, bir adımın kıyısında kaç kez gezindik çok iyi biliyorum. Ama artık zaman soyutlanmış bir kavram benim için birbirimizi anlamadığımız için kızmıyorum ama beni doğru anlamadığın için o kadar kızıyorum ve tüm bu kızgınlık bile, bir öfke harbinin ortasına alıp, beni sana itmeye yetmiyor.
Şimdi anlayabilir misin beni?
Görebilir misin beni?
Konuşabilir miyiz bizi?

-

Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?


Bilinmeyen bir kadının mektubu - Stefan Zweig
 
-tam da olarak..

-

ölüm düşüncesi izliyor beni.
gece gündüz kendimi öldürmeyi düşünüyorum.
bunun belli bir nedeni yok.
yaşansa da olur, yaşanmasa da.
bir kaygı yalnız.
beni, kendimi öldürmeye iten bir kaygı.
karanlık bir gecenin geç vaktinde kalkıyorum.
herkes her geceki uykusunu uyuyor.
ev soğuk.
çok sessiz davranmaya özen gösteriyorum.
günlerdir biriktirdiğim ilaçları avuç avuç yutuyorum.
kusmamak için üstüne reçelli ekmek yiyiyorum.
genç bir kızım.
ölü gövdemin güzel görünmesi için gün boyu hazırlık yapıyorum.
sanki güzel bir ölü gövdeyle öç almak istediğim insanlar var.
karşı çıkmak istediğim evler, koltuklar, halılar, müzikler, öğretmenler var.
karşı çıkmak istediğim kurallar var.
bir haykırış!
küçük dünyanız sizin olsun.
bir haykırış!
sessizce yatağa dönüyorum.
ölümü ve yokluğu üzerine uzun süre düşünmeye zaman kalmıyor.
şimdi gözümün önündeki görüntüler renkli kırları andırıyor.
korkacak birşey yok.
kırlarda koşuyorum.
sanki bir deniz kentinde yaşamıyorum.
hep kırlar.
esintiyle birlikte eğilen otlar arasında bir başımayım.
birazdan ölüm beni alacak.

Çocukluğun soğuk geceleri - Tezer Özlü
 
-ve sonra bize biçilen rolün -kusursuzca işlenmiş bir sanat olmasına rağmen- sonuna geldiğimizde, asıl kötüler biz olarak anılacağız. Sayılmadık dahası sövülmedik yerimiz bile kalmazken işte tarih, yalanların süslediği bir kumaştır.

-

“Geçmiş hayatımda herhangi bir anı düşlediğim an, hemen aklıma birazdan o düşleri bitirecek giyotin darbesi geliyor, sanki yeni bir şey görmüşüm gibi ürperiyorum. Güzel çocukluğum! Güzel gençliğim! Kenarı kanlanmış altın kumaş. O zaman ile bugün arasında, bir kan deresi, başka birinin ve benim kanım var. Bir gün gelip insanlar şayet benim bu hikayemi okurlarsa, birçok masum ve mutlu onca yıldan sonra bir cinayet ile başlayıp bir idamla sonuçlanan bu korkunç senenin yaşandığına inanmak istemeyecekler ve hikayemin eksik kaldığını sanacaklar. Buna rağmen, ey sefil yasalar, sefil insanlar, ben asla kötü biri olmadım!”

Bir idam mahkumunun son günü - Victor Hugo
 
-ellerim uzanmıyor, sözlerim kulağını delmiyor madem gülüşüne tutunmama müsade et.

-

Ve işte benden, içimden dökülenler var. Elbette kimselere anlatamadığım, içimden sökülenler de...
Biraz yangın, biraz da ihtiras sonrası kaygı.. benliğinin yetişmediği, nefesimin kendini yitirdiği dizlerin-de var. ve bir de uzanamadığım ellerin.
Güz var biraz dokunuşlarla sıvazladığın ahmak yanımda. Saydam kalp odalarında kaybolmuş, yaka paça sen harbine atılmış gibi bir istila halleri de..
İçimde her şeyden biraz, senden çokça, benden hiç denecek kadar az şeyler var..
Benden bana hiç kalmayan ben...
 
bak diyorum aklıma, çalma kapıyı..

-
niye mezun olamıyorum ben? Çünkü;
Bu hayatta en çok gitmeyi öğrendiğin zaman, her şeyi öğrenmiş oluyorsun.
Ama ben senden gitmeyi bir türlü öğrenemiyorum.
 
-d’üşüyorum

Bugün sana gelmem mecburiyet mi veya çaresizlik mi bilemiyorum. Ama günlerdir kalbimi kemiren bu satırları dizlerine dökmeden kurtulacağımı sanmıyorum.

Biliyorum..
Senin için hayali bir karakterden öte değilim.
Hatta artık eminim.
Sadece biraz konuşmanın kimseye zararı gelmez, zaten bunca zaman susarak cezalandırmadık mı kendimizi?
Cezalandırmadın mı beni?
Biz değiliz, lütfedip satırlarıma bile yanıma gelmiyorsun ya!
İşte, alınganlık bile yapmıyorum sana..
Yapamıyorum.

Biliyorum.
Bir olasılık bile değiliz, belki de tüm olumsuzluklarını iliklerine kadar hissettiren ağır yanımız engel oluyor bize
Yahut içimizde, bize baş kaldıran bir başkaları.
Adını koymak, bir anlam vermek hayli yorucu.
Aslında bu satırlara şöyle başlamak isterdim;

“Dönebilsek keşke, yüzüne hüzün yağan geceye ve yeniden uzatsam elimi sana; ellerimi.. bunca zaman sessizliğin tını’sına hapsolan yanımı bıraksam avuçlarına ve susabilseydik o anda, belki de birbirimiz için konuşmaya vaktimiz olurdu. Kısa, ağır kanamalı birazda zoraki konuşmalarımız..
Birbirimizi sevmeye vaktimiz olmadı biliyorum da, birbirimizi anlayamadığımız için daha çok hayıflanıyorum.”
Sonra da devamını getiremezdim yine susardım, susardık.

Son zamanlarda dinlediğim şarkıyı mırıldanarak yazıyorum tüm bunları.. aslında beni dile getiren de tam olarak bu şarkı. Nedeni bilmiyorum ama eşlik ettiğim her an, neden bu kadar kaçak dövüş oynadığımıza cevaplar bulmaya çalışıyorum işte bu anlamsızlıklar gel-gitti daha fazla karamsarlığa itiyor beni.
Afili cümleler kurmayacağım, ortalığı yangın yerine de vermek istemiyorum, hiçbir yerde var olmak bile istemiyorum.
Bunları sana anlatmamalıydım belki de.. bir kitabın satır aralarında okumuştum “insan, sevdiği kişiye karşı net olmalı, kabul edilse de, edilmese de..”

Şimdi sen beni görsen de, bilsen de, duysan da veya tam aksine hiçbir şeyi düşünmesen de, hissetmesen de en kötü ihtimal yabancı kalmaya devam etsen de, bilmeni isterim ki,

Sen benim düşümsün.
Sakladığım gülüşüm.
Hiç gelmediği halde beklediğim
Tutmayacağını bildiğim ellerimi uzattığım
Hiç kimse beyin, her şeyi olan kadınsın.
Belki de bir daha var olmayacağım
Ama sen, bunları bilerek yaşamaya devam edeceksin.
Beni, bendeki seni..

İçime bile sığmazsın ya;
Hoşça kal bile diyemiyorum sana.
Ama içimde kal,
Hep kal..
 
Son düzenleme:
-no/s.

Sonra aklım kalbime çemkiriyor “vazgeç” diye ardından kalbim aklıma hükmediyor “gitme” diye.
Sıra dağların arasında, uçsuz bucaksız savanalardayım.
Ben yanmaktan, sen tutuşturmaktan bıkmadın mı?
Dayanamam demiyorum ama; dayanamıyorum diyorum.
Yine;
Varım, buradayım, hiç olmadığı kadar hürüm.
Daha ne?

-

“Onu niçin sevdiğimi bana söyletmek isterlerse bunu ancak şöyle anlatabilirim sanıyorum: Çünkü o, o idi; ben de bendim."

-Montaigne
.
 
-bilemiyorum yanını.

Sessizlik ve senin sessizliğin arasında ince bir fark var ve bu fark inanılmaz derecede boğucu..
Söylesene bana;
Hangi puşt cümle yetişecek imdadıma?
 
Gün gelecek, öngördüğün pişmanlık karşına çıktığı zaman, kafanı içeri sokacağın bir yorgan, yastık dahi olmayacak demiştim.
Bak şimdi; evet belli, evet belli! yastık yüzüne işlemiş utanmazlığını.
Demiştim sana, taaaa ilk cemre düştüğünde, dinletememiştim.
Ama olsun, ama olsun!
debelenip yuvarlanan bu beden olsun!
varsın, dünyadaki tüm kötülüklerin, pisliklerin çamuruna bulunayım
Ama olsun, ama olsun!
Nasılsa bu ilk yanılgım değil
Nasılsa bu ilk inanışım değil
Ama olmasın...
Ama
Olmasın..
 
ziyan ettiğim hecelerden, harflerden başka hiçbir pişmanlığım yok.
üstüm kalsın diyecek kadar hür gidiyorum.
EyvAllah diyecek kadar pâk.
Görüşmemek üzere..

-

“bir araya getirdiğim harfler beni anlatmaktan uzak, demiş ya Tezer Özlü, benimki de o misal. Harfler buraya kadar. Görüşmek dileğiyle.”

Ömür İklim Demir
 
-zamanın önemi yok, sen zaten gitmiştin.

Görmüş, geçirmiş çokça kanamışım.
Ama ziyanı yok.
Şu dağları savuran, yerkürenin boyunu kısaltan depremler bile benim yanımda ne ki?
Hiiiiç!
Ama aldanmam.
On yılda bir yaparım diyen Sylvia değilim her defasında meydan okuyamam
-ki
Ölüm gibi gelsen 9 canım da yok ki! Oracıkta düşerim sana.
Ama yapma, sakın yapma.
Ortak dinlediğimiz şarkıların içinde bile ağzıma sıçmayâ hakkın yoktu senin
Bak!
Büsbütün karanlık sarıyor beni
Ve mırıldandığım her söz, her nakarat bir faşistin çizmesi gibi iniyor suratıma
İşte bu ayaklar
İşte bu izler
İşte bu etrafına savurduğun puşt gülüşler
Tamam hepsi senin!
Hepsi senin olsun.
Sonra an gelir, ben bile haber alamam kendimden
Bir bakmışsın;
Ruhumda beden,
Bedenimde çürüyen et
Tepemde altına gömüldüğüm binalar
Çok geç olmadan
Bul ben!
 
  • Beğen
Tepkiler: X
-manifesto.

Pişmanım ama anladığın türden değil
Bıçak sırtında bile olsa yine gelirdim sana
Hem mesafelerin canı cehenneme ama;
Yalın ayak kaçıyorsun ya işte o koyuyor biraz
Şu gün ağarmaları yok mu,
Kuşların tabiata seni haykırdığı
İşte tam da orada daha çok acıyorsun yatağın boş yanında
Tabii biliyorum, sultan olsan -öylesin- vezir bile olamam sana
Sîktir et erişilmez yanını da al kendini gel ulan! diyemiyorum artık.
Gelmeyeceksin çünkü.
7 aylık değilim sabırsız sanma beni
7 yıl bile olsa, yine taşırırdım içimde seni
Gel gör ki, en olmadık anda(!) düşerdin içimden.
Huyun bu senin, kurumaz! tıpkı başkasının ellerine sarılan, ellerin gibi.
İstem dışı baba olacağını öğrenen bir adamın belirsiz yarınları gözünde canlandırması gibi bir hâl var üzerimde
Anlamazsın tabii.
Ama işte! Hazır değilim ben.
Gitme diyemeyecek kadar lâl bıraktın beni
Kekeme dilimi dalgalar misali yırtar dişlerim
Yok ki haysiyetin ama susuyorum işte.
Büyük bir sır tutar gibiyim ellerimde
İki kişinin bildiği sır değil diyeceksin de, sen de bilmiyorsun sır bu sır!
Kan gövdeyi götürüyor her hecede
Her aklıma gelişin tecavüz ediyor satırlarıma
Bak bu gayrimeşru çocukların hepsi senin!
Koynuma bıraktığın tüm günah lekeleri senin!
Dokuz doğuyorum yokluğuna,
Düşük geçiriyorum her suskunluğuna
Kalbini de kaybetmişsin sevgilim.
Arkandan vuran güneş, vicdanını yakmış
Muhakkak, gölgen bile kaçıyordur senden!
Ne anlatıyorum ki sana?
Neden anlatmak istiyorum ki?
Nasılsa beni, şiirlerimi, bizi...
Bir başka kasıkta inletip duracaksın tüm gece
Nasılsa, benim bana uzanmayan ellerime iliştireceksin hançeri
Öldürürken içimdeki sen dahil her şeyi, sen teninin dün geceki kokusunda güne uyanmış olacaksın.
Hecelerine kara sular indi şiirin.
Kaç dudak,
Kaç ten,
Kaç göz yaşı içti de geldi sana
-yine-
Bir nefeste bitirdin
-yine-
Bir yudumluk aşktı seninkisi
Bardak boşalınca
Bittin!
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri