-Griz

Konu sahibi son olarak 160 gün önce görüldü
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
-son anlarına girerken şiirin, şairin ağzına sıçmak, kutsal bir görevdir.
Buyurun(!)

Uzun uzadıya yakalamaya çalıştım saniyeleri. Sağa sola savrulan, içine cin kaçan yanıma dövünüp durdum.
Ah kahrolası şu yerküre, iki ayağımı sokamadığım tüm arka bahçelerine ayrı ayrı zerk ettim çaresizliğimi.
Topraktan, damarlarına dek yüzüp durdum tüm yanımı.
Şimdi kanasam ne fayda?
Ne vakit, çözülse içimdeki buzlar ve su olup nehirler aşıp, denizlere dalmaya niyetlensem; devasa bir silüet bitiyor yanımda.
Bir ağız, bir dil, 32 diş, sınırsız yalan..
Peynirin kokusunu alan fare misali, kapanın içini tırtıklamaya başlıyorum..
Ve sonrası, kuyruğum veryansın etsin şimdi tüm haneye!
Yakaladınız beni yine..
Düştüm haliyle..

-
Tanıdığım tüm kadınların her santimetresinden biraz verilmiş sana.
Muazzam, eşsiz, hayatıma sıçman için tüm olanakları kuşanmışsın.
Güzergahını kaybeden, yanlış imgeleri giyinen bir şiirdim ben.
Fazlaca lüks kaçtım dudaklarına, bir susumluk içtin beni.
Ah dünyevi adetleriniz yok mu!
Güzel şeyleri hemen tüketmek istersiniz hep, eşyalara benziyor aşk’a bakışınız
Adı üstünde kelebek etkisiydik seninle.
Bir günlük mutluluğa bile asiydin, kanat çırpmaların katiliydin işte.
Özgürlüğe vurulan ışıktın daha ne?
-

Burjuva aşklarınız, 7’den 70’e hepsi karanlık odaların silik yataklarında başlar ve biterken, ertesi gününe, arkadaşlara zevkle anlatacağınız hikayelerden başka bir şey olmazken ellerinizde, yeri geldiğinde ananız bile avrat olurken sizlere, kahrolası b’ağzı’larınız, devasa kuleler inşa ediyordu tüm memlekete.
Her mahalle her sokak bir başka kâhpe bağlantı noktasına erişiyordu.
Sonrası mı?
Parayı veren düdüğü çalar misali, düzüyordu yoksulu ta iliklerine kadar.
Hepsi bu.
 
“winter, four season, note; Susu”

-tiraJ

Abartısız 96 saattir, gökkuşağına dönüşmüş camın etrafındaki gitmelerine ithafen yazılan veda notuna bakıyorum.
Tek bir kelime, şah damarıma atılan ince bir kesik. Bir bilsen, bu yağmurların içimden dökülenler olduğunu bir bilsen, pabuçlarının gıcırtısına sövünüp durduğumu.
And olsun, kol kırılır yen içinde kalır misali, cesaret edemezdin gitmeye.
Varsa literatür’de bir uçurum kelimesi, pelesenk olmuş ise dudaklara, kirpiklerinin birbirlerine dönük selamlaşması kaynaklıdır
Lakin bak;
Gözlerin diyordum, ayrılık diyordum, yapma diyordum...
Düzeltirken dudaklarımı kâhpe rujunla, yapışırken tensel dönüşüm kokun yüzüme, ama aptallığıma ver!
Hep aynı senaryoda aldanıyorum sana..
Saatlerdir, alçıda bekletiyorum sana dair söyleyeceklerimi.
Zehir zemberek sözlerimi alzheimer olmuş yüreğime dikta ederek çiviliyorum.
Gelesin tutarsa eğer, tutarsa eğer
Hazır değilim.
Hazır
Haaaazır değilim!
Söylemeye hazır değilim.
-
Biliyorsun önümüz kış.
kol gibi faturaları tamirata ihtiyaç duyan kapılara sıkıştırıp duracaklar
Soyulmadık bir üzerimiz kalmışken dahası, sensiz hazırlıksız yakalanırken bu soğuğa
Üşürken kalbim puşt edasında
Söyle şimdi.
Hangi kömür yanacak yokluğuna?
Hangi mum aydınlatacak yatağın sol yanını?
Ama ben biliyorum.
İlk geldiğin günkü mecburiyetin ele veriyordu seni
Başka aşkların sabahına uyanırken çıplak halde, baş ucunda dün gecenin ihtiraslı öpüşme sahneleri dururken,
Fazla geliyordu adamca sevmem sana.
6 ay öncesinden yapılan gelinlik provalarının mağduriyeti olarak gösterdiğin kiloların gibi,
Tutamadın iki dudağını bir arada
Sevgilim dur daha şiir kesmedi seni ne bu acele?
Garibanın hakkını savunan kaypak belediye başkanlarının, makam koltuklarına yapıştığı hele hele, vergilerle milletin anasını düzdüğü bu çağda,
Bak varsa eğer boş kalan bir yanım
Al kendini de gel ulan!
Tamamla içinde kalan yapbozu.
Nasılsa ben,
Her vedanın busesi,
Her gidenin ardında bıraktığı,
Her mağlubiyetin baş aktörü,
Her aşkın ağır faturasıyım
Gönder gelsin!
 
-belirtisi yok.

oturdum..
Saatlerce içime oturttuğunu onca yükün, onca yalanın ardından, sesimizi kaydettiğimiz, birbirimize en muazzam cümleleri kurduğumuz eski bant kasetleri dinledim durdum.
Nefesin bile kesilmemiş, sesin tizliğini hiç kaybetmemiş.
Gözlerimin içine baka baka dikmişsin kulağımın arkasını, duyduğum her şeye sorgusuz teslimiyet göstermişim.
Topa tüfeğe ne hacet sevgili.
Aldanışımın bini bir para, bak sual bile edemiyorum yalanları giyen kâhpe dudaklarına.
O kadar eşsiz duruyorlar ki, öpesim geliyor hani yeniden!

-
Gül uğruna, bak Allah biliyor ya, katlanıp durduk dikenlerin avuçlarımızı tokatlamasına.
Lakin güzelliğine aldanmanın bedeli de, kan olup aktı solumuzdan
Al; doya doya iç beni
Al; kanata kanata yut beni
Görev başında mesainin bitmesini bekleyen kambur amcaların yorgunluğu var üzerimde.
Amacım eve gitmek değil
Amacım dinlenmek değil
Bu cehennemde sırra kalem basarak, ardımda son mesai saatlerinin parasını bırakarak en hür halimle,
Üstüm kalsın diyerek gitmek istiyorum.
Üstüm kalsın diyecek kadar gitmek istiyorum.
Sen, bir filmin içinde yer alsan, senaristin kekeme kalacağı replik olurdun
Öyle düşmezdi adın her dudağa
Ten arayışlarına girdiğin bu evrende, yoluna çıkan o karıncaydım ben
Bile’den bile incindiğimi duymadık ki, seni bile sevebilirdim derken
Ama işte..
Suç benim!
Vasıfsızlığımın ırzına geçerken gözlerin, bir bal zerresine düşmüştüm aniden.
Şimdi üstüm başım, her yanım;
dahası umutlarım, sahaya iğne ile çıkan
Varsın takımım yarı yolda kalmasın diyen takım kaptanı gibi, maç bittikten sonra sorulan “nasılsın” sorusunun içi kadar
Boş, bomboş haldeyim
Şimdi anlayabilir misin beni?
Anlayabilir misin halimi?
Öylece ben yaptım! oldulardan vazgeç.
Ellerinin patentini al kendine
Şayet olur da birgün bedenim takılırsa bir balıkçının oltasına
Veya gördüklerim yeter! yüzüstü gömün diye vurursam plajlara
İsterim ki,
Son vakitlerimin, en onursuz konuğunun izleri düşsün şakağımdan
İsterim ki,
Dokunuşlarını taklit etmesin hiçbir heykeltraş!
İsterim ki,
Aldanan yüzüme tükürsün tüm yağmurlar..
 
i.z-

İki ayağımızı zoraki sığdırmaya çalıştığımız bir dünyada, toplumsal olaylar yahut doğal afetler karşısında, vicdan ve hürriyetten bu denli uzak kalmamızı bir türlü anlayamıyorum. Kesik parmağa pansuman yapmayı bilmeyiz anlayabilirim bunu ancak ateşin üzerine benzin dökmek kime ne kazandırabiliyor ki?
ya hu dünya işte.. yaşıyoruz sonra da geçip gidiyoruz, bir anı insanlık dışı yaşamak, insanların üzüntülerini katbekat artırmak, ölümler üzerinden insanlık dışı sözler sarfetmek, artık bu dünyanın yaşanılabilir bir yer olmadığının en net göstergesi.
taş olmadığımıza şükredelim derken, bir kaya parçası olarak dolaşmaya başladık. İyi giyiniyoruz ki çıplak değil desinler diye, hepsi bu..
 
Benim dilimde bir cümlem dahi yok bu gece. Söz verdim, konuşmayacağım..

-

Eksik tercüme edilmiş masallarla uyutulan sokaklar, günbegün büyüyerek şuh bir ifadeye büründüler bugün. Bir şehrin ar damarı çatladığında, gece de terbiyesizliğin sınırlarını zorluyor işte. –ki yıldızlar, utancından yerin dibine giriyor neticede!Muhtevası derin bir hüznün bağrına indim, diyorum
Kime sorsam “Yağmurdandır!” diye yanıtlıyor
Yalvar yakar geçmişim tenime uygulanan ambargolardan
Susuzluğum almış yürümüş!
Adeta göğsümde seraplarla bezenmiş bir çöl büyütüyorum
Gariptir ağzımdan ne zaman çöl lafı çıksa
Öcüne sadık akrepleri haliyle de yelkovanları anımsıyor
Vaktimizin makasla kesilircesine anbean kısaldığını
Bize biçilen vadenin birkaç beden küçüldüğünü düşünüyorum
Unutulmaz bir adam olmak için dünyanın dimağında
Evrenin zihninde yer edeyim maksadıyla belki de
Önümdeki bütün gösterişsiz ecelleri ekarte ederek
Kendime muazzam bir son hazırlıyorum!
Sabredip de deccalla burun buruna geldiğimde
O kötü fotofiniş esprisini dizginleyerek
Kıyamet senaryolarına ne denli hazırlıklı olduğumu
Mahşeri en doğru şekilde benim idrak ettiğimi
Bu olağanüstü toplantıya mecburen katılan tüm doğaya
Avuçlarımı göğün en mahrem yerine doğru kaldırarak
“Ben haklıydım!” diye haykırırcasına kanıtlıyorum!
Hayat, restorasyon sonucu hileli bir menfaat çarkına çevrilirken
Ben de aksiyonu oldukça yüksek yazgım sayesinde
Şeytanın bacağına attığım o centilmenlik dışı tekmenin de
Hiçbir batıl inanç tarafından yadsınamayacak katkısıyla
Kıyasıya yaşamak mahiyetinde bir şans daha kazanarak
Acemi jiletlere ait vasıfsız dokunuşlar…
Dili tutuk tabancalar…
Efsunlu mermilerin ten kokuları…
Ve faili meçhul korkular ışığında kaleme alınmış
İstanbul-Buenos Aires arası tertiplenen her serüvende
Umumiyetle aranılan, tek isim oluyorum!En acısı da şu ki;
Galiba bir daha asla canımı acıtamayacaksınız!Evet, kının hançerine duyduğu o talihsiz aşktaydım
Ölümün içten içe ömrüme dair beslediği hislerde
Ya da toprağın benim leşimle beraber kurduğu inorganik bağda
Fena sulardaydım!
Atlantik, kan dolaşımıma hizmet veren dehlizlerde usulca süzülürken
Hücrelerimde bir sevda filizlenmişti size, tam da kışın ortasında
Malum ya botanikten bihaberdi bizim yüreklerimiz
Yalanım varsa, kelimelerim zehir zakkum olsun bana!
Ruhuma takdim edilişiniz hâlâ aklımda
Nasıl güzeldiniz, kılıç altından geçirilirken dahi
Sanki camdandı saçlarınız, kırılgan
Gözleriniz simetrik açılmış iki yarayı andırıyordu suretinizde
Bakışlarınızın kanayışı belki de hep bu sebeptendi
Militarist tavrını asla zedelemeyen tebessümünüzle
Kaşlarınız çatılmış tüfek gibi -cephede
Tetikte kirpikleriniz!
Ve Arjantin iliklerine dek hissederken yok olma tehlikesini
Gayet soğukkanlı görünmekteydi cesediniz
Evita’nın devrim uğruna aksattığı tango derslerinin
Maradona’nın Tanrı’yla el sıkışarak attığı tarihi golün
Ve gümüş gözyaşlı ülkenizin üzerine ant içerim ki
Adınız Madam, bir şarap markası kadar davetkârdı o gün
Her telaffuzumda bordo bir leke kaldı dudaklarımda
Siz yok musunuz siz ah, Olivia!
Bıçak sırtı bir hikâyenin iki yüzüydük artık sizinle
Öyle ki dosta düşmana kayıntı olmuştu;
Hani Azrail’in düzenlediği o maskeli balodaki ikiyüzlülüğümüz!-Bana öyle bir zaman kipi bulun ki, içinde hep Sen olsun!
-Peki sonra?Hafızanızı biraz daha zorlamanızı önemle rica ediyor
Ayrıca da size boyumdan büyük yeminler ediyorum, uluorta
Kuran’a el basan, icabında gönül koyan bu aşk
“-Ben bir arkadaşa bakıp hemen çıkacaktım” replikleri savurmaya
Ya da sessizliğin adabı bozularak sohbet üretme çabalarına
Hatta koskoca bir muammaya dönüşmüşse
“-Yok yok siz beni boş verin
Ben efkârımı yapıp giderim!” ise biraz da
Her şey pamuk ipliğine bağlıysa
-ki trikotaj; gazetelerin hafta sonu ekleriyle dağıtılan
Türkçesi bir hayli yavan olan o sözlüklerde
Çok da rağbet görmeyen bir kelimeyse!
Özgürlüğümün sürdürdüğü hak hukuk mücadelesinde
“-Bu da kader işte, takdir-i ilahi!” demek için
Sabıkası temiz olan en az iki meleği şahit yazdırmak gerekiyorsa
En ufak tereddüdünüz olmamalı bence, sol yanımı ezerken
Keza benim yalnızlığım tedavisi şart olan bir evreye girdi
Önceden, yani şarkılar henüz bana tesir edebiliyorken
Henüz hasar tespit sürecim tam manasıyla başlamamışken yani
Size az kullanılmış bir mucize armağan edebilirdim farz-ı misal
Fakat dedim ya, muhtevası derin bir hüznün bağrına indim
Talihsizliğim yedi düvelin lisanınca bilinmekte
Ve şimdilerde, kıtalararası bir çekimle bağlandığım siz
Karşıma dikilip de milyon tane tehdit savururken
Canımı en ufak ölçüde acıtamıyorsunuz!-Geçti Madam, hepsi geçti…

Özgür Gümüşsoy - Issız Madam.
 
-yalın-ayak.

Kuşların elektrik tellerine yuva yaptığı ölüm dansının ortasında, biz hâlâ seninle yaşayacak hiçbir şey bulamıyor muyuz?
Bak(!)
Taşlar dağlara yaslanıyor.
Uçurtmalar gökyüzünü esir alıyor.
Yeri geliyor bulutlar yeryüzüne iniyor.
Göller denizlere doğru açılıyor.
Ve biz seninle iki medeni yâvşâk gibi uzaktan uzağa selamlaşıyoruz.
Neden? Niçin?
Böyle nefes alamıyorum ki ben.
 
-patinaJ.

Nasıl başlasam yazmaya hiç bilemedim. Abartmıyorum -abartıyorum- 3 saattir aklıma çekilen çentiğin izlerini parmaklarımdan akar halde buluyorum.
Yazmak istemiyorum, konuşmak istiyorum. Sağımı, solumu kaplayan şu beton yığınından başka hiçbir şey olmayan, içindeki nefeslerin her zerresinin boşa alınıp verildiği çatıda konuşmak istiyorum.
Olmuyor.
Nasıl başlasam diye düşünmekten vazgeçtim. Neden başlıyorum ki? Neden bir savaş daha istiyorum ki.
Sorsana lân kendine takatim var mı diye.
Soramazsın ki kendine, korkuyorsun işte.
Bak, özetledim tüm yaşamı bir cümle içinde, var mı daha deli cesareti olan?
Korkuyorum işte.
-
Emanet bürosunda unutulmuş bir valiz gibiyim. Daha kendime gelmeden, kapının en kuytu köşesine bir hışımla dışlamışlar beni.
Cama dayadıkları “Unutulan eşyalardan müessesemiz sorumlu değildir” yazısı, daha da karanlıklara sevk ediyor beni.
Ya hiç tanımadığım bir el bulursa?
Ya şüpheli damgası yersem?
Ya “ulan senin için sökülmüş, dışına ne gerek var!” diyerek fünye ile uçururlarsa beni?
Sevgilim.
Allah biliyor diye başlamak isterdim bu akşamın ihtiras kokan caddelerinde. Oturduğum bankın, baştan aşağı izmaritlerle dolduğuna bile bakmadım.
Kendimden o denli nefret halindeydim ki, etrafımdaki hiçbir zerre güzel gelemezdi gözlerime -sen bile(haşa!)-
Kaderin tecelli vakti gelmiş gibi ilişti yokluğun iliklerime, o denli razıydım ki içimi deşmene, vakitsiz öten horozun ağzına sağlık
Ne de güzel öldürüyordun öylece.
-
Kanıyor yine sözlerim biliyorum, duymayacaksın ama malum; yarabandı da kalmadı ellerinde.
İşte önceden de dediğim gibi “aşkın kestiğin parmak acımazmış, bu ne kâhpe aldanış”
diye giriş yapacak devamına nefesim yetmeyecek.
Biliyorum.
Bu sözlerimin altını somut rötuşlarla dolduracak bir dünya el var ardında.
Hünerlisin ya sen can acıtma konusunda; bu kış gecelerinin loş ışıklarının altında, ne de güzel ısıtıyorsun başkalarının tenini
Ellerine sağlık!
Ama bu bir sitem değil. Kendi içimde kurduğum bir cümle hiç değil. Ama tam isabet oturdu suratına!
Dara girince, herkes masum oluyor bu diyarda.
Aşka küsünce de kavram kargaşasına düşüyor haliyle
Yoksa ben de biliyorum, senin beni sevdiğini söylemek istediğini; s’en ile t’en arasındaki alfabetik sıranın çok yakın olduğunu.
Suç senin değil sevgilim.
Dili sürçüyor gönlünün, kadınlığına lâf etmek kimin haddine?
-
Devamı yok.
 
Madem seni uzun bir aradan sonra çokça andık (bugün) o halde dile getirelim, Sly’â..

-

Kolay değil ifade etmek yaptığın değişikliği.
Eğer hayattaysam şimdi, o halde ölmüştüm,
Gerçi, bir taş gibi, ondan etkilenmeden,
Durmuştum alışkanlık olduğu üzere.
Bir parmak bile öteye çekmedin beni, hayır –
Ne de bıraktın benim küçük çıplak gözüm ilişsin diye
Göğe doğru yeniden, umutsuzca, kuşkusuz,
Kavrayarak maviliği, ya da yıldızları.
Bu değildi o. Uyudum, de ki: bir yılan
Gizlenmiş siyah kayaların arasında siyah bir kaya gibi
Kışın beyaz boşluğunda –
Komşularım gibi, mükemmelce biçimlenmiş
Milyonlarca yanakların benim bazalt yanaklarımı
Eritmek için her an konmasından
Hiç zevk almayarak. Gözyaşlarına dönüştüler,
Cansız mizaçlara ağlaşan meleklere,
Fakat ikna edemediler beni. Dondu o gözyaşları.
Her ölü kafada buzdan bir miğfer siperliği vardı.
Ve uyumayı sürdürdüm kıvrık bir parmak gibi.
İlk gördüğüm şey temiz havaydı
Ve şebnemde yükselen sarmaş dolaş damlalardı
Ruhlar misali şeffaf. Sık ve ifadesizce
Yatıyordu etrafta bir sürü taş.
Bilmiyordum onu neye kullanacağımı.
Parıldadım, fare adımlarıyla tırmandım, ve saçıldım
Dökmek için kendimi bir sıvı misali
Kuş ayakları ve bitki gövdeleri arasında.
Kandırılmamıştım. Biliyordum seni hemencecik.
Ağaç ve taş ışıldadı, gölgesiz.
Parmak uzunluğum cam misali şeffaflaştı.
Mart sürgünü gibi tomurcuklanmaya başladım.
Bir kol ve bir bacak, ve kol, bir bacak.
Taştan buluta, derken yükseldim.
Şimdi andırırım bir çeşit tanrıyı
Yüzerek havanın arasından ruh-vardiyamda
Bir buz tabla misali temiz. Bir armağandır bu.

Aşk mektubu - Slyvia Plath.
 
-dudağındaki nefes.

Bu senin sessizliğin değildi.
Bu, senin beni esir edişinin sessizliğiydi.
Bir faşistin yüzüme indirdiği sapkın çizmelerin sesi gibiydi.
Yankılan-dın-m.
 
-palazlanmış yalnızlık.

- seni öyle bir yere sakladım ki, inan bana; sen bile bulamazsın kendini.
- ben, beni saklamanı istemiyorum ki. Yeter ki kaybetme beni.
- meraklanma kaybetmem.
- eğer kaybedersen, ikimizde bir daha bulamayız beni.
 
-bi’ soldum sizi.

Ama ben bilseydim zamanın bu denli hızlı akıp geçtiğini, mevsimlerin başlangıç sayılabildiğini, bir kibritin tüm cihanı yakabildiğini, yalanların dilleri yuva edindiğini, çıplakların daha iyi giyindiğini, kalleşlerin bizim gibi göründüğünü, aşkların demode olduğunu
Ama ben bilseydim, hiç yaşar mıydım sizinle aynı kubbe altında?
Nefes alır mıydım yanınızda
Yürür müydüm aranızda
Asla..
 
-bi’ anla.

Ara ara, içimi kaplayan bir huzursuzluk oluyor, anlam veremediğim, biçimlendirmekte bile güçlük çektiğim. İnsan olmanın dışında her şeyi iliklerime kadar hissedebiliyorum, zaten insan olduğum veya hâlâ insan kalabildiğim konusunda herhangi bir fikir sahibi değilim. Bu kadar içi boş, her yaptığının doğruluğuna sonsuz inanç besleyen, yeri geliyor bir silüeti ilah olarak kabul edebilen, içindeki çıplaklığı üzerine giydiği kıyafetlerle örtmeye çalışan topluluk karşısında, en azından hâlâ insan gibi yürümeye devam etmeye çalışıyorum.
Suç sizin değil, suç inandıklarınız hiç değil. Asıl suç, bağnazlığın bu denli kabul ediliyor olması, toplumsal reaksiyon gibi dalga dalga yayılıyor olması..
Suçlu biziz esasında... haksızlık karşısında dilini ortadan ikiye bölen, konuşursam yanarım argümanından bir türlü kurtulamayan ahmaklarız biz.
Suç da, suçlu da biziz..
 
-ben bana ölümüne misafirim bu gece.

Kalk diye bağırıyorsun ellerimden tutarak, kalk! Senin kendinle zorun ne(?) diye anlamsız bir soru.
Son takatimde bile susuyorum sana, ellerine düşerken tüm benliğim
Ben yine ağzımıza sıçmakla meşgul haldeyim. Ama ne fenayım ne ablukadayım sorma!
Lâl gözlerim son hicranını dökerken avuçlarına, sevgilim ah şu yakınmışlığın bir sebebi olsa da; içim rahat, üstüm kalsın diyecek kadar ayakta gidebilsem.
Bak şimdi de, yalnızlığa düşüyor suratım, şu içine bi’ beni alamadığınız kalabalığın taaaa ortasına
Her dudağa değdim
Her kulağı deldim
Her kalbi gümlettim
Nafile!
Seni, hepsinden seni tenzi ederek söylüyorum ki,
Kime değmeye kalksam, içimde bir yerlerde erirdin
Bunu en iyi sen bilirdin.
 
-yazası yoktu ki.

kalem kağıda
neşter bileğime
ellerin şakağıma
sırtım duvara
yokluğun soluma
varlığın yer altına
sözlerim avuçlarına
güneş dudaklarına
yanakların umutlarıma
ben, olmayan yanına
dayandı/m.
inanmam için bir şey söyle(yin)
son bi’ şey.
 
-mütemadiyen - gerçek dışı.

Hiç kimsenin beni sevmeyeceğini bile bile, her sabah ‘günaydın’ diyen güneşe inanarak uyanıyorum ben.
Dün geçti, bugün yaşanacak peki yarın? İnandığım şeyin beni bulmasını beklemek o kadar yorucu geliyor ki, biraz daha sert basıyorum kafamı yastığa. Gömüldüğüm pamukların üzerinde, belki de; kurbağaya dönüşen prensim ben..
Tüm hanede yankılanan çay kaşıklarından başka kimsem yok ama bakma bu halime. İçimi deşen bu sessizliğin tı’nısı bile artık yormuyor beni.
Çok şey değil ya hu Susu.
İki insan bir lisan etmiyor ya, o koyuyor biraz adama. Dilime küfrü dayasam, bütün mahallede alkış tufanına tutarlar beni.
Şerefsizliğin bini bir para lakin, tutmuyor ben de bu küflü maya.
Daha nasıl ifade edebilirim yalnızlığımı, bilemiyorum ki.
Hani babaların hep söylediği saçma sapan “sana cici anne alalım mı?” cümlesi var ya, bak iyi dinle:
İşte o cici’nin muhakkak bir çocuğu olur ve sen, yıllarca birlikte yaşadığın babanla yabancı, yeni gelen anne ve çocuğuyla düşman olursun ya; daha az harçlık, daha az öğün, daha çok nefret! Tam olarak, bu hanenin yüz karası üvey evlat..
İşte tam da böyleyim.
Şimdi çayımı en az beş dakika karıştırıyorsam ne var bunda?
Sürekli şarkı söylüyorsam ne olmuş yani?
Şiirlerimi aynaya haykırıyorsam, bundan kime ne?
Ne gülüyorsun? Gülme!
Deli değilim ben; biraz deliliği seviyorum sadece.
Tamam her şey yine berbat bir duygu sahnesine denk gelmiş olabilir.
Yine tamam;
Hani yufka yürekliyim, seni asla acıtmam diyen kadına seslenin de;
Sersin tüm böreklerini önümüze
Basite indirgemek değil bu ya hu sevilmek istiyorum sadece.
Bir kedinin canı sıkıldığı zaman sahibe koşuşturmasındaki heyecandan istiyorum veya sırf etrafındakilere görünmek için vapurdan martılara simit atan gençlerin saydamlığı olsun üzerimde.
Olmadı!
En ufak kırıntı için dalgalara salvolar yapan martı olayım işte.. inanmak için, dayanmak için..
İsteklerimin tamamı makul, kabul edilebilir düzeyde.
Maddiyatın, tüm zihinlere tecavüz ettiği şu dönemde, maneviyatın son çığlıklarına dadandım ben.
Artık gülmeyi bırak, ne var bunda yani?
Her şeyi berbat ettim tamam
Her şeyi anlamak ve anlatmak konusunda da acizliğimi giydim, buna da tamam
Peki ya dünyan-ız?
Tek seferlik giyim için etiketini bas bas paylaştığınız kıyafetler kadar insanlığınız yok içinizde
Dışınız muhteşem olsa da, martı bekleyen azgın kedilerin ateşi dolanıyor içinizde
İyi giyiniyor, iyi konuşuyor, lüks yaşıyorsunuz ki; kabul görülesiniz diye.
Fakat örtmeye çalıştığınız çıplaklığınızdan da, kızgın yağda dahi kızarmayan yüzünüzden de ayrı ayrı iğreniyorum!
 
2’ye 10 kâl’a - zaman neydi? bize kalmayandı..

Beni hatırla.
Camı delen yağmurla, etrafı bürüyen sessizlikle,
Gözlerinin değdiği canlı cansız her nesnenin içinde,
Ayaklarının değdiği toprak altındaki tomurcuklarla,
Kızgın güneşin büktüğü omuzlarla,
Beni anımsa
Beni duyumsa
Adım, ölümü bile işgal etsin.
Beni unutma..
 
Seni şöyle alalım.


-ve dahisiyiz susmanın.

Korkarım.
İçimdeki özlemin girdabına, o kadar düştüm ki, kendimi yine bir yenilginin ortasında, sessiz hıçkırıkların, düşük kirpiklerin eşlik ettiği yokluğunda buldum.
Şimdi seni aramak veya yorgana bıraz daha sıkı sarılmak gibi iki seçenek duruyor masamda
Seni arayabilirim ama açabilecek misin?
Ya da tanımadığım bir ‘el’ açarsa?
“Merhaba, kendisi şu anda vücudundaki izlerimi silmekle meşgul, siz kimsiniz?” dediği zaman ne diyeceğim?
Kim olacağım, kim olmalıyım?
Yanlış numara diyerek kapatmalı mıyım?
Her zaman olduğu gibi kaçmalı mı?
Kimsen değilim ki ben..
Tüm acıların bileklerimden dökülürken bile, hiç kimsen olamıyorum ki ben!
Sevgilim bak; bir sesini duymak yığınla soru işareti doğururken avuçlarıma; sen düşün hasretin kalbimdeki düşük geçirişini.
-
Sen,
Ben,
Biz seninle
Nereye gittiği belli olmayan arabaların içinde, mecburiyetin verdiği korkuya rağmen,
Yüzümüzde birkaç umut kahkahasıyla yola koyulan ilk randevusuna çıkan fâhişeler gibiydik
İnan bana
Tüm cinnet getiren gözlere rağmen
Çok güzeldik.
Yaralandım ben gidişinle
O kadar yoktun ki,
Sobadan sızan karbonmonoksit gazı solmuş gibi; uykuya dalıyordum aniden!
Sen, gitmeleri giyerken üzerine,
Ben kalmaların önünü ilikliyordum ardından.
-
Dön.
Bilmediğim kişilerleyim
Görmediğim yerlerdeyim
Öldüm demiyorum ama!
Elimde neşter,
İntihar eşiğinde bileklerim,
Bu köprüden önceki son dua,
Bildireyim dedim!
 
-diyorum ben, inanmasam da, diyorum ben...

-ama aşk... dizinden akan kanın kuruması, kabuk bağlayan yaranın soyulması, daha sonra tekrar can bulması gibi eşsiz bir şey.
Yine, yeni, yeniden, aniden...

“Sende bir şey var; bana derin derin nefes aldıran bir şey...“

Pablo Neruda - Güzel Cümleler
 
O kadar iki yüzlü, beş para etmez insanlar var ki, sözlerim incinmesin diye hiçbir şey yazmıyorum.. Bilhasa, baki olanla fani olanı aynı kefeye koyabilen bununla övünmekten geri kalmayan, fikri de zikri de çamura saplanmış insanlarla aynı havayı soluyor olmak, ciğerlerimi dağlıyor.

Nefret, zehir içip başkasının bu zehirden ölmesini beklemek gibi bir şeydir.
-Harlan Coben
 
-tanışma faslımız bittiğine göre, ayrılabiliriz.

Kimim ben..
Kendimi aramıyorum ki inşa ettiğiniz cehennemin içinde, yanınızda yokum bile.
Giyiniyor, geziniyorum sadece.
Dostuna sorarsan yalanım ben.
Aşka sorarsan nirvana..
Bana sorarsan zırvalıyorum çoğu zaman.. ama böylesi yaşamak daha kolay..
Ölümle eş değerdeki cümlelerimden sor beni. Karanlığın içini pençeleyen gölgeye sor.
Neşterin kesiştiği bileklerimden sor.
Bana değil..
Ben kalamıyorum aranızda
Soran olursa eğer adımı, sanımı, varlığımdan haberdar olmak isteyen herhangi bir kimse; insanlığın bitiş düdüğüyle kafasını kuma gömdüğü yere baksın hemencecik.
Buradayım ben.
Gömülü halde yaşayan bir bedeni sırtladım, gidiyorum aranızdan ben!
Kimmişim ki ben?
Sigarayı bile hırsla tutan parmaklarımdan sor beni.
Tutamadığın ellerimden, tutunduğum kirpiklerinden; bana ne soruyorum ki!
Ben, sana benzeyen her şeyin içindeyim, dokunduğun, gördüğün, ellerinle hayat bulan her şeyin..
Anlayacağın hiçbir şeyim...
-
Bir hışımla yuttum seni içime
Şimdi sorma sırası ben-de.
Kimsin sen?
Bu zombi istilasına uğramış dünyada, kalabalığın üzerine koştuğu son insan mı?
Son umut kırıntısı mı?
Son aşk mı?
Kimsin sen...
Adın bile belli değilken hecelerde, nasıl düşüyorsun öylece gecenin içine
Nasıl yutuyorum seni
Nasıl kusuyorum bizi.
İşte dediğim gibi ben!
Hiç kimse..
Bir bal zerresine düşmüş karınca işte
Senin vişne votka karışımını sevdiğin kadar, yokluğuna sarılmış bir kimse.
Peki ya sen?
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Geri