Günlük Giden Kuşlar

Konu sahibi son olarak 1 gün önce görüldü
Temel, her istediğinde HAYIR Temel çok başım ağrıyor diyen Fadime'yi İstanbul'da bırakıp gemici olmuş.
Tam beş yıl sonra evine döndüğünde, hepsi Fadime'ye Anne diye hitap eden ve aralarında zenci, japon, kizildereli bile olan beş çocuk görmüş.
"Mujde Temel" demiş Fadime neşeyle "Hayat beni çok olgunlaştırdi. Artık kimseyi HAYIR demiyorum.
sjsjsjsj :D
1982 Anayasası %92 oy oranı ile kabul edilmişti. Ancak sonradan 1982 Anayasasina "HAYIR" oyu verdiğini söyleyen Demokrasi kahramanlarının sayısı da neredeyse %92 çıkıyordu.
Yani marifet Fadime gibi yanlış zamanda değil doğru zamanda
#HAYIR diye haykirabilmektir...

 
27. Nisan 2017 yılındaki üye sözlüğümden alıntidir.



Kadın dediğin iyi sevişecek arkadaş.
Koyun gibi yatmayacak, kımıl kımıl olacak yatakta.
Aklını başından alacak ama, aklını sadece bununla yormayacak.
Delireceksin ama delirmen hastalıktan olmayacak.
Uzanıverdi mi yanına boylu boyunca, göğsünde atan kalbinin yerine koyacaksın kendini, ruhunu, herşeyini.
Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin.
Kadın gibi kadın olacak kadın dediğin, çıtır çerez niyetine yemediğin.
Bir gecelik değil, ömürlük olacak ömürlük.
Yıllara rehaveti değil huzuru taşıyacak.
En seksi leydi olmayı da bilecek, hanım sultan olup sözünü geçirmeyi de.
Cıvık konulara takılıp zaman tüketmeyecek, küfretmeyecek.
Kadın dediğin ayıp nedir bilecek.
Sıkboğaz edip seni yalancı durumuna düşürmeyecek.
Seni öyle bir tutacak ki arkadaş, sen bile şaşıracaksın öyle tutulduğuna.
iki lafın başı, her tartışmada ayrılalım tehtidi savurmayacak.
Sabırlı olacak ve asla gururuna dokunmayacak.
Tuzu az, şekeri çok gibi limiti olmayan prosedürlerle yemeklerle işi olmayacak.
Şöyle pastırmalı kurufasülyenin yanına tereyağlı pilavı konduracak şüphesiz.
Salatasız oturmayacak yemeğe.
Temiz olacak herşeyden önce mesela köfteyi mıncıklarken elleri.
Yahut pahalı parfümlerin sindiği, boyacı küpü gibi, her öptüğünde bulaşık bir tadın kaldığı bir kadını öpmeyeceksin.
Buram buram aşka sarılacaksın arkadaş.
Buram buram kadın kokacak kadın dediğin.
Kadın dediğin güzel olacak... Zeki olacak zeki.
Seni bir hamur gibi karmasını da bilecek, o hamura kendini katmasını da...
Paranın güzelliğini bilecek ama ne parasızlığın ezikliğini ne de paranın kudurmuşluğunu yaşayacak.
Değerlerini bir anlık hevesler uğruna terk etmeyecek.
Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seni baştan çıkarırken kullanacak,
Yan gözle adam kesmeyecek, başka sevgili edinmeyecek.
Sarışın, renkli gözlü uzun bacaklı, beyaz tenli, ince bilekli dilber filan fasarya...
Kadın dediğin hatun olacak arkadaş, sözüne güvenilir olacak.
Bileceksin ki konuşulanlar burada kalır, kapıdan çıkmaz bir daha.
Ağzı sıkı olacak kadın dediğin.
Sırrını tutacak ama gününü bekleyip kusmayacak..
Para lazımcılardan, kürkçülerden, cep telefonu manyaklarından, dırdırcılardan, unutkanlıklarını senin üzerine atanlardan,
Kendi yetersizliğini seni suçlayarak rahatlayanlardan,
raf süslerinden, tehtidkarlardan, kaçaklardan, kıkırdayanlardan, boş bakanlardan olmayacak.
Saflığı, cahilliği, aptallığı oynamayacak,
biraz ukala olabilir ancak sana rol yapmayacak.
Bir şeyi çok isterse ve inançları doğrultusunda yapacak.
En önemlisi kendini sevecek arkadaş, kendini sevmeyen kadından sana ne hayır gelir.
Bir bakarsın ki yıllar sonra bu kadınla ne yatağa sığabiliyorsun, ne toprağa.
Koluna takıp gezmesini de bileceksin gururla, koynuna çekip sevişmesini de şehvetle.
Analığını da bilecek, çocuklarından saygı görmeyi de, anaya babaya hürmet etmeyi de.
Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.
Parayla pulla, kariyerle, kimin ne dediğiyle, sınırlamayacak.
Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla...
Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana.
Öyle bir kadın işte...
Nerede öyle kadın

 
hepimiz birilerinin eski sevgilisiyiz.

Kanka ile sevgılı olunmaz ama kankanın Sevgilisiyle sevgili olanlar ne olacak.

Şuraya Herkes eskı sevgilisinı yazsak . Kısaca Şöyle olur.

hepimiz bu dünyada yolcuysak seferi sayılmaz mıyız?
 
Televizyon izlemiyorum, peki neden? Aslında çok açık, dinleyin, yada okuyun!!

Genelde tv izlemem, ama sabahları hiç izlemem, bir dönem sabah şekerleri tadın da bir sürü magazin programı vardı. Tam onlardan kurtulduk derken, hop bu sefer izdivaç programları ele geçirdi gündemi. Üstelik adı sabah programı ama öğlen üçe dörde kadar sürüyor.

Bu sabah erken uyandım, tabi bir sevgilim olmadığı için gidip ona güller falan almadım, neyse, biraz televizyon izleyeyim dedim. Elime kumandayı alıp açacaktım ki odamda ki tvnin bozulduğunu anladım ve ince bir küfür savurdum, sanki bozan ben yada bizim evden biri değilmiş gibi. Sonra utandım ama, ok yaydan çıktı bir kere.

Uflaya puflaya annemin yanına gittim, baktım o saçma izdivaç programlarının izliyor, dur bir bakalım neymiş ne değilmiş diye başladım izlemeye.

İlk program;

İki tane kelli felli avukat bey, bayan bir sunucu, 30 lu yaşlarda ve 60 lı yaşlarda iki bey, oturmuşlar bir konuyu tartışıyorlar. 60 lı yaşlarda ki bey 30 lu yaşlarda ki beyin babası, ve bunun kızı 30 yerinden bıçaklanarak öldürülmüş. Bunlar şu an Fransa'da olan eski enişteden- öldürülen kızın eski kocası değil!! şüpheleniyorlar. Eski enişte canlı yayına bağlanıyor, ilk soru; Beyefendi; Kızı siz mi öldürdünüz? Yuhh yani yuhh ki ne yuhh. Ne bu ya!! Bu olay bu kadar basit mi*

Direk kanalı değiştirdim.

İkinci program; Yine bir izdivaç programı, birileri geliyor şu boyda, şu kiloda, saçı olan, işi olan vs vs.sayıyor sonra biri geliyor aha ben aradığın adamın/kadınım diyor evleniyorlar. Sunucu bunları baş göz ediyor. Biz buna halk arasında bişey diyoruz ama yeri değil.

32 Yaşında bir evlilik yapmış, bir bayan geldi sıraladı isteklerini; en fala 10 yaş büyük olsun, işi olsun, SAÇI olsun!! Bu kadar kadının hayattan beklentisi bu iş, saç.

Demekki bundan önce ki eşinin ya işi yoktu, ya şaçı!! Ben anlam veremiyorum, bir yuva kuracaksınız, ömrünüzün sonuna kadar aynı yastığa baş koyacaksınız, aradığınız özellik SAÇ!! Yahu bu adamın saçı dökülürse boşanacak mısın?
-Hakim bey biz boşanıcaz

-hımm şiddetli geçimsizlik mi?

-Hayır, saçı yok

-yaz kızım, davacının en yakın akıl hastahanesine, davalının en yakın saç ekim merkezine....

Nedir bu ya!!

Bir diğeri soruyor, içki ve sigara kullanmasın, işi olsun, yakışıklı olsun, bana sahip çıksın kollasın beni vs vs.

Şimdi soruyorum, bu hanım ablamızın karşısına; 10 tane fabrikası tonla parası olan bir bey çıksa dese ki, mal varlığımın yarısını size yapacağım, lakin ben her gün içerim, ve ayda bir de olsa Kıbrıs'a gider şansımı denerim, benimle evlenir misiniz?

Bana sakın hayır der demeyin, kesinlikle inanmam. Kısaca bu programlar tam bir saçmalık!! Bana göre demiyorum bu kez direk söylüyorum SAÇMALIK!!

Biri demiş zamanında başka bir programda duydum, döşü kıllı olsun diye al sana kıllı döş mutlu olun emi!

Yazılacak, anlatılacak o kadar çok şey var ki, insan, acaba hangisini yazsam diye düşünmekten hiç bir şey yapamıyor. Bir arkadaşımın sürekli kullandığı bir söz vardı; en kötü karar kararsızlık derdi hep. Haklıydı da.

Dün bir arkadaşımı ziyarete gittim, bu çocuk benim asker arkadaşım. Askerliğini yapmış her erkek gibi benimde sayısız askerlik anım var, lakin şimdi onları burada anlatma niyetinde değilim, beki daha sonra

Bu arkadaşım ile bir süredir görüşemiyorduk, aynı şehirde olmamıza rağmen, teknolojinin tüm imkanlarını kullanabilmemize rağmen(araba, metro, feribot, otobüsler, minibüsler) insan hayatını düşündüğümüzde uzun sayılabilecek, bir süre görüşmedik. Nedendir bilinmez.

Sonra düşünmeye başladım, neden yahu!! İki adımlık mesafede ki, çok değer verdiğin bu arkadaşını görmeye gitmiyorsun yada o neden seni görmeye gelmiyor. Şöyle bir etrafıma baktım, insanlar sürekli bir yerlere gidiyor. Onlarca insan yürüyor ve daha fazlası, motorlu araçlar ile bi yerlere gidiyor, derken başımız üzerinden bir uçak geçiyor. Yahu diyorum bu insanlar nereye gidiyor, sevdiklerini görmeye mi? Pek çoğu için cevaplıyorum, ve bu pek çoğu gerçekten pek çoğu; HAYIR.

Burası büyük bir şehir, ve bu büyük şehrin getirisi olarak insanlar birbirlerini tanımıyor. Herkes birilerine selam veriyor ama kimse kimseyi tanımıyor. Çünkü insanların birbirlerini tanımak için zamanı yok, ne acı. Bir kısmı işine gidiyor, bir kısmı okuluna. Herkes daha iyi bir gelecek için bir şeylerin peşinde. Durup iki kelam edecek, bir muhabbetin belini kıracak vakitleri yok.

Eskiden beri günümüze gelen bir fotoğraf vardır; elinde fincan tutan bir çocuk, yüzünde koca bir gülümsemeyle- bir fincan tuz alabilir miyim, bizde kalmamış ta, diyerek sırıtıyor. Ne tatlı ne hoş, ama artık çoğu ebeveyn çocuğunu alt komşuya yollamıyor, çünkü her an alt komşunuzun sapık bir katil olması muhtemel. Ne kadar korkunç.

Bu kimin suçu, yada bu bir suç mu, orasını bilemem ama şu var ki bu, gerçek. Ne berbat. Birbirimizden uzaklaşıyoruz, farklılaşıyoruz, unutuyor ve unutuluyoruz. Buna mecburuz çünkü daha iyi bir gelecek için sürekli bir yerlere gitmeliyiz, birbirimiz ile sohbet edecek, hal, hatır soracak vaktimiz yok.

Artık birinin halini, hatırını sormak için bir buket çiçek alıp evine gitmek, bir fincan kahve içerek sohbet etme devri bitti. Birini mi özledin aç telefonu, göresin mi geldi aç interneti, çok komik bir fıkra mı geldi aklına yaz herhangi bir internet sitesine sonuna da xD koy oldu bitti.

Eleştirmiyorum, üzülüyorum sadece. Bende bunlardan biriyim çünkü. Dün en yakın arkadaşlarımdan birini ziyarete gittim, bir daha ne zaman giderim bilinmez. Ayrılırken şöyle bir diyalog geçti


-Neyse ben kalkayım artık, Allah'a emanet ol

-Görüşürüz kardeşim, kendine dikkat et

Görüşürüz tabi ya, neden görüşmeyelim, hele bir işleri yoluna koyalım da, geliriz. Tabi bu işler bunca senede yoluna girmediyse bundan sonra gireceği de şüpheli. İnsanoğlu bu işi hiç bitmez, eskiden sevmediğimiz birinin davetini nazikçe geri çevirmek için derdik; Kusura bakma o gün işim var, şimdi en çok sevdiğimiz insana bile diyoruz; işim var!


Sonra her ikimizde sanki bu aranın uzayacağını bilir gibi,

-konuşuruz telefonda

-tabi konuşuruz

Başka neyimiz kaldı ki, ne mektup bekleyen birinin heyecanı, ne yol gözleyen birinin merakı, sadece msnmiz kaldı, onada eyw



2012 Tombul Dünyam Adlı Bloğumdan Kalma !
 
Rabb'im bizi zatından başkasına
muhtaç etmesin.
İnsanlardan medet umma ki
pişman olmayasın.
Çünkü insanda bir vefa yoktur;
medet etmediği gibi alay eder,
büyüklenir ve küçük düşürür.

 
Ne el öptürürüm, ne de el öperim. Zira bu düzen, ya el öptürmek ya da el öpmek üzerine kurulmuş.
El öpmem, öptürmem de. Ne el öpeni severim ne de el öptüreni. Çünkü bana göre her iki eylem de aynı sahnenin farklı rolleridir. El öptüren, üstünlüğünü onaylatmak; gücünü kutsatmak ister. El öpen ise, o güç karşısında eğilerek kendi ezikliğini sergilerken, bir gün o elin yerine geçip kendi elini öptüreceği anı sabırsızlıkla bekler.
Bu, aslında karşılıklı bir rızaya dayanan bir tahakküm tiyatrosudur. Biri iktidarını görünür kılmak ister; diğeri o iktidara boyun eğerek, ileride aynı güce sahip olmanın hayalini kurar. Farklı gibi görünen iki hareket, aynı kibirli dairenin içinde döner durur.
Ben bu dairenin dışında kalmayı seçiyorum. Ne eğilirim, ne eğdiririm. Saygım kişiliğe, sevgim adalete, duruşum hakikatedir. El değil, zihin ve vicdan yükseldiğinde; asıl değer orada başlar.
El öpmek bir ritüel değildir, bir ikrardır: Biri üstünlüğünü tescil ettirir, diğeri teslimiyetini ilan eder.
Bu eylemde, parmakların ucunda iktidarın kibri; dudakların ucunda ise boyun eğmenin sessizliği vardır. El öpen, eğildiği gücün gölgesinde büyümeyi umut ederken; el öptüren, iktidarını kutsallıkla bezeyip meşrulaştırır. Bu bir tiyatrodur: Sahne hiyerarşidir, oyuncular rollerini içselleştirmiştir.
Oysa hakikat, ne el öpmekte ne de el öptürmektedir; hakikat, hiçbir elin öpülmeyecek kadar eşit olduğu yerde başlar.
El öpenle el öptüren, aynı zincirin halkalarıdır; biri kilittir, diğeri anahtar… Oysa özgürlük, ne kilide ne anahtara muhtaç olmamaktır.

 
Herkesi idare etmeye çalışan insandan ne dava adamı olur, ne dost, ne de yoldaş.
Böyleleri varsa etrafınızda, yol verin gitsinler!
Çünkü onların tek derdi vardır: çıkar.
Dikkat edin, çıkarıyla ters düştüğünüz an, siz göndermeseniz de o zaten gidecektir.

 
Hayatın büyük derslerinden biri şudur
Birini, sizi hayatına dahil etmeye zorlayamazsınız.
Size nasıl olduğunuzu sormaya bile zaman ayırmayan insanlar için kendinizi tüketmeyin.
Saygı ve sevgi talep edilmez onlar hissedilir.
Hayat sizi görmezden gelenlerin peşinden koşacak ya da istemediğiniz yerde kendinizi kabul ettirmeye çalışacak kadar uzun değildir
Doğru insanlarla çevreleyin kendinizi.
Enerjiniz kıymetlidir onu, sizi gerçekten seven ve değer veren insanlara adayın

 
Hiç kimse için çok fazla uğraşma.
Kim birinin kendisi için uğraştığını görse onu elinin altında zannediyor. Unutma elinin altında görenler hiçbir zaman değer göstermezler.
Senin için ne kadar çabalıyorsa sende o kadar çabala.
Her şeyin fazlası zarar bu hayatta. Yani kimden ne beklediğine dikkat et.
Sevmeyi bilmeyenden sevilmeyi, iç huzuru olmayandan sana huzur vermesini, kalbinden kötülük barındırandan senin yaptığın iyiliklerin değerini bilmesini bekleme, çünkü başımıza ne geliyorsa yanlış insanlardan doğru şeyler beklediğimiz için geliyor.

 
Bana DELİ diyecekler. Çünkü öyleyim . Çünkü dünyayı farklı görme yeteneğiyle doğdum ve bu, onları korkutuyor Bana YOĞUN diyecekler. Çünkü öyleyim . Çünkü her şeyi derinlemesine hissedebilme gücüne sahibim ve bu, onları ürkütüyor
Bana BENCİL diyecekler. Çünkü bu da doğru. Çünkü hayatımdaki en önemli kişi ve Kişilerin AİLEM olduğunu biliyorLAR ve bu, onların işine gelmiyor.
Uzun bir yolda, türlü yargılarla, uzun süre boyunca farklı şekillerde anılanacağim Ama ben kendime ve hayallerime sadık kalacağim . Ve şuna eminim bir gün beni arayıp İYİKİ VARSIN diyecekler.

 
Az önce pastanede birşeyler almak için sıraya girdim. Kalabalıktı, yaklaşık 20 dakika bekledim. Önümde küçük bir kız ve babası vardı. Adamın gömleği boğazına kadar ilikliydi kıyafetleri temiz ama eskiydi Ayakkabıları derisi soyulmuş ve eskiydi . Baya hırpalanmış birine benziyordu. Kız çocuğu sabırsızca, HADİ BABA ACIKTIM deyip Söyleniyordu
Sıra onlara gelince adam bir simit istedi. Kız hemen, Baba ben tayinli istiyorum dedi. Adam, kaşlarını kaldırarak sus işareti yaparak kızı susturdu . Parayı uzatırken bozukluklardan biri yere düştü, tezgahın altına kaçtı. Adam eğilip almaya çalıştı. Tezgahtar boş ver abi önemi yok diyerek adama kolaylık sağladı Adam abi kusura bakma fazla paramız yk hakkını helal et diyerek mahcupluğunu belirtti tezgahtara sonra tezgahtar adama oturun taze simit çıkınca getireyim diyerek adam ve kınızı bir masaya oturtdu Adam, mahcup şekilde bir köşeye oturdu. Ben de onların yanına yakın bir masaya oturup sipaşirimi alıp yanına çay söyledim. Onları izliyordum. Bir süre sonra simitçi iki dolu tabakla geldi simit, tahinli börek tatlılar ve çay. Üçüncü çayı kendi için getirmişti, oturup onlarla sohbet etmeye başladı. Bir süre sonra cebinden kağıt para çıkarıp adamın gömlek cebine koydu ve yarın gel burada işe başla diyerek masadan kalktı.
Adamın yere düşürdüğü para, ekmek kapısı oldu. Onlar kalktıktan sonra dayanamadım, tezgaha gittim helal olsun Hiç rencide etmeden yardımcı oldun. Allah senden razı olsun dedim. Akabinde tezgahtar sadece sağolasın dedi sadece. O anda içimden geçenleri ona söylemedim.



34383950_1102995016505233_4133771542678994944_n.jpg

Çünkü o benim ilkokul arkadaşım. Ben onu tanıdım, o beni tanımadı. Babası onu özel kolejde okuturken biz devlet okulundaydık. Ne oldu bilmiyorum, ama önemli olan ne olduğun değil, ne olacağındır.
Rabbime binlerce şükür olsun. Her günümüze nefes aldığımız her saniyesine !


 
Son düzenleme:
Suskunluk zarif bir isyandır,
Kelimeleri zayi etmeme
Duymak istenilmeyen kelimelerin önüne çekilmiş bir bariyer gibi,
Sözcükleri durdurma biçimidir
Suskunluk kırılmış bir insanın , kırmamak için verdiği gayrettir...
Suskunluk konuşarak hallolmayan her şeyin üzerine vurulmuş bir mühür,
İnsan kalma mücadelesidir.

 
Geri