Günlük Giden Kuşlar

🟢 Konu yazarı şu anda aktif



Eskiden bir hikayem vardı, uzun uzun yazmayı planladığım. Bir gencin imkansız aşkının peşinden gidişi kilometrelerce yol, onca zaman, umut ve bekleyişten sonra, bir anlığına da olsa mutlu olma hevesiyle yanıp tutuşan ve sonunda sevdiği kıza ulaşıp, sonsuza kadar mutlu yaşayan, bir gencin hikayesi. Ama ne yaptıysam, sonunu mutlu bitiremedim. 10 yıl karşılıksız sevip, uğruna ne zorluklara katlandığı, imkansızları başardığı, onu kaybetmemek için, seviyorum bile diyemediği, en ummadığı anda aşkına karşılık bulup, mutluluğu doruğunda yaşarken bitirmeliydim bu öyküyü, daha fazla uzatmadan sona bağlamalıydım ki; bir anlık kararsızlık ile sildim attım onca yılı, emeği, sevgiyi.

Geriye ne kaldı peki; HİÇ !! Koca bir pişmanlık, alkol!! ve sigara, ya sonra yine pişmanlık, yine alkol ve sigara!!Daha fazla göz yaşı, karamsarlık ve düşsel dünyaya geçiş. Var olmayanı görme, olmayan kişiler ile uzun ve koyu sohbetler, rüzgara karşı koyamayıp sallanan perdelerden korkmalar, küllükte yanan iki sigarayı da unutup, yenisini yakmalar, delilik.


Eski bir resme bakıp, uykusuzluktan morarmış gözler ve kuruluktan çatlamış dudaklarla, sigaranın boğduğu nefesinin izin verdiği ölçüde seni seviyorum demeler, kuruyan dudaklara biraz daha alkol. Günlerdir bozulmamış, çünkü ne zamandır kullanılmamış, yatağın ucunda çıplak zeminde koca bir baş ağrısıyla uyanış. Elindeki alkolün, bir kısmı resmin üzerine dökülmüş, senin o resmi deli!! gibi kurtarmaya çalışmaya çalışan, sanki onu geri getirecekmiş gibi çaresizce çırpınan bedenin.

Yalnızlık...Her kapı. telefon çaldığında ''o'' olmadığını bildiğin halde, o diye koşarak açman, gelen kişinin sana acıyarak bakmasının ardından YOK BİR ŞEYİM!! diye çıkışman ve tekrar anlaman, evet YOK HİÇ BİR ŞEYİN!!. Kadere, kendine ağız dolusu küfür etmen, yüzünde aptal bir tebessüm ile'' o burada olsa ne de kızardı küfür etmeme diyerek yine hatırlaman, ve yine aynı oda, aynı alkol, aynı sigara ve aynı müzik... O da özlüyormuş benim bir tanem, o da üşüyormuş ben olmayınca, öyle yazıyor son mektubunda...


Bu benim 1 sene önce ki halim, acı ama gerçek. Artık fazla takmıyorum. Alışmaktan ziyade kabullendim artık. Sevdim, çok sevdim. Yıllarca sırf yanında olabileyim diye arkadaşı oldum. Ama artık dayanılmaz hale geldiğinde duygular ve yanında birini göreceğim gerçeğini de iyice anlayınca, açıldım ve gerisi teferruat, dünyanın en mutlu çifti olduk. Araya yollar girdi, uzun yollar. Çok defa yanına gittim, lakin tamamen kendi aptallığım yüzünden hayatımın en büyük ve tek aşkını kendi ellerim ile kendimden uzaklaştırdım. Neden mi? Başka biri için. Hatta o başka biriyle nişanlandım, sonra terk edildim!!!. Hak ettim ben bunu, şimdi 'o''nun hayatında başka biri varmış, üzülmedim, aksine sevindim, ''o''nun mutlu olmasına sevindim. ''O'' nu ilk gördüğüm andan beri yazıyorum işte, yazmaya da devam edeceğim.


Bu günlük bu kadar, yarın yine devam ederiz. Bir süre geçmişi kurcalar, sonra bu günümüzün aslında tamamen geçmişimiz doğrultusunda yazıldığına bir kere daha kanaat getiririz.
 
Son düzenleme:


Bir sır gibi içinde saklıyorsun onu, değil mi? Yüreğine hapsettin, boğazına düğümledin. Herkesden ve her şeyden çok seviyorsun onu ama söyliyemiyorsun. Herkesden gizliyorsun, utanıyorsun. İtiraf etmekten, dile getirmekten korkuyorsun. Onu her gördüğünde, yüreğin delicesine çarpmaya başlıyor, kelimeler boğazına düğümleniyor. Söyleyecek o kadar çok şeyin varken, tek bir cümle bile kuramıyorsun. Bazen hiç olmazsa ima etmek istiyorsun onu sevdiğini ama yine havadan sudan bahsederken buluyorsun kendini. Yanından ayrıldığı an, yine kızmaya başlıyorsun kendine. "Birdahakine, bir dahakine kesin söylicem" diye sözler veriyorsun kendine. Sonra tam o an geliyor, bütün cesaretini toplayıp söylemeye karar veriyorsun, bu seferde sana bakıp o sıcacık tavrıyla gülümsemiyor mu, bütün bildiklerini unutuyorsun. "Bir dahakine" diyorsun "bir dahakine". Ama o bir an, o tek bir an, seni ayakta tutan, yaşama bağlayan, onu sevdiğini söyleyebileceğin o an hiç gelmiyor. Haykırmak isterken delicesine, içine gömüyorsun aşkını. Ondan habersiz onunla konuşuyorsun, geceleri göz yaşı döküyorsun, gündüzleri ismini sayıklıyorsun. "Olsaydı, ne güzel olurdu" diye düşler kuruyorsun ama olmuyor. Bir sır gibi içinde saklıyorsun onu.
 
Hiç kimse için çok fazla uğraşma.
Kim birinin kendisi için uğraştığını görse onu elinin altında zannediyor. Unutma elinin altında görenler hiçbir zaman değer göstermezler.
Senin için ne kadar çabalıyorsa sende o kadar çabala.
Her şeyin fazlası zarar bu hayatta. Yani kimden ne beklediğine dikkat et.
Sevmeyi bilmeyenden sevilmeyi, iç huzuru olmayandan sana huzur vermesini, kalbinden kötülük barındırandan senin yaptığın iyiliklerin değerini bilmesini bekleme, çünkü başımıza ne geliyorsa yanlış insanlardan doğru şeyler beklediğimiz için geliyor.
 
Küçükken leblebi tozunu kokoin diye çekmeye çalışırdım, suyu şarap bardağında içerdim, bonibonlarla intihar ederdim, çubuk krakerleri sigara gibi yapıp yerdim. Sıyrık olduğum o zamanlardan belliymiş..
 
  • Kahkaha
Tepkiler: ne
Türkiye'de yükselen trend veya yeni sınıfın ideolojisi;
Kariyerizm ve Konformizm!
Felsefesi şöyle; ihale kap köşeyi dön, malı götür. Bir baş ol, istersen soganbasi

 
Size ilk defa bir kıza açılışımı anlattım mı ? Anlatayım.

Sene bin dokuz yüz çift sıfır, 6 yaşında boynunda suluğu sırtın da sırt çantası beslembesi olan bir ilk okul birinci sınıf öğrencisi çocuğum bize çiçek ol derler çiçek olurduk o zamanlar.

Artık okul açılalı 2-3 ay olmuş arkadaşlıklar kurulmuş, gruplaşmalar o zamandan başlamış herkesin bir derdi var (kimin suluğu daha güzel, kimin silgisi da güzel kokuyor gibi dertler) benim ki de Behiye, Behiye sınıfın en güzel kızı Sarışın, Mavi gözlü, Zeki bir kız çocuğu.

Bende sınıfın en muzur, en çok sağa sola koşuşturan sürekli kavga eden sevimli velediyim. Artık Behiyeyle konuşmam gerektiğini düşünüyorum kafaya koydum ilk fırsatta yanına gittim arkadaşları var yanında müsade edin bakıyım gibisinden bir cümle kurmuş olmam lazım ki kızlar kalkıp gitti. Atatürk büstü, ben ve Behiye baş başa kaldık. Kızın o mükemmel gözleri bana bakıyorken o cesaretim bi anlığına kaybolmuş olsa da bi anlık gelen cahil cesaretimle yapıştırdım "Seni seviyorum BEHİYE" Behiye 404 Not Found, Behiye Blue Screen neyse kızın sistemi yerine geldi yutkundu ve o mükemmel kelimeler ağzından dökülmeye başladı. "Seni babama söyleyeceğim EndeRRRRRRRRRRRR " hani Cem Yılmaz diyor ya içe doğru sıçmak nedir asker de öğrendim. Cem abi ben 6 yaşında öğrendim o duyguyu sen hayırdır? Neyse, ben ertesi gün sabahtan başladım anneme karşı bütün kozlarımı kullanmaya. Anne karnım ağrıyor bugün okula gitmeyim? Olmaz! Anne dişim ağrıyor bugün okula gitmeyim? OLMAZZZ! Neyse gittim okula çantamı sınıfa bıraktım 2 Ders boyunca mis kokan tuvalette saklandım, evet tuvalette saklandım. Sonra arkadaşlara sordum tabi Behiyenin babası geldi mi? diye gelmemiş, ondan sonra bir daha Behiyeye seni seviyorum diyemedim tabi..

 
Ben kendimi askeriye de unuttum, hani kitabı, defteri, ödevi unuttuğumuz da öğretmen "kendini de unutsaydın" derdi ya ben bu sefer kendimi unuttum. Ben hala Annesinin kokusunu özleyen asker gibi hissediyorum kendimi. Amacını yitirmiş, ne yapacağını bilmeyen bi et yığınından ibaretim. Ne güzel şafak sayıyorduk niye bitti ki? Sabahları uğur uzman gelir saçma sapan şarkılar açar ben bütün yaratıcı küfürlerimi sabahın köründe saydırırdım. Santral'de oturur her çalan telefona küfür ederek bakardım. Stajyer çocuk gibi sürekli fotokobi çeker dururdum. Canan ast. benden bir şey istediğin de trip atar ters bakar sinirini bozup güle güle giderdim. Ben o yol kontrol noktalarında her durdurduğum 06 Plakalı aracın arkasından Ankaraya döneceğim günün hayalini kurardım, döndüm ne boka yaradı?

Ben o Paranoyak Jandarma olarak kaldım sanırım. O zaman yaşadığım bütün zorluklar şuan yüzümü güldüren güzel anılardan ibaret.



Kadındakı sesde ayrı bir parantez,.*
 
Bir gece çok sarhoştum, eski sevgililerimden birini aradım, şimdi hangisi olduğunu hatırlamıyorum. Ertesi sabah uyandığımda kimi aradığımı hatırlayamadım. O kadar çok eski sevgilim oldu ki hangisi için "unutamam" dediğimi unuttum.Lütfen bu konuda beni dinle, aşk boktan bir şeydir. Geçicidir.


Bazı zamanlar oluyor, bizim hayatımızı altüst eden insanları bile özlüyoruz. Çünkü vaktiyle en çok onları sevmişizdir.
Çoğu geceler vardır hatta arasın diye beklediğimiz, uyanır uyanmaz telefona baktığımız sabahlar vardır... Haksızdır, hak etmiyordur iyi hiçbir şeyi ama yine de de en çok onları bekler, onları özleriz..Bir süre sonra hayatımızı mahvettiği halde özlemeye devam ettiğimiz o kişi çıkagelir. Ama ne o umduğunu bulur, ne de biz onu eskisi gibi karşılayabiliriz.Çok zaman girince araya yaralar iyileşir, kalp alışır, insan soğur...O geçmiyor dediğimiz, sonsuza dek sürecek sandığımız acılar var ya,İşte onlar da bir gün geçer.
Yeter ki kendine biraz zaman ver..

 
Biliyoruz ki, bütün acılar bir gün geçer.
Bütün fotoğraflar sararır.
Yara kabuk tutar kapanır.
Bir sabah yine taze ekmek ister canın kahvaltıda.
Bir fincan sade kahve. Demli bir çay ister akşam üstü olunca. Sokakta mevsimi fark edersin, aynada kendini. Önceleri belli belirsiz, sonra gamzene kadar gülersin.
Şarkılar mırıldanır, çekmecelerde renkli kalemlerini ararsın. Kuşlar gelir konar dallarına.
Kırıldığın yerden çiçek açarsın.
Bütün acılar bir gün geçer.
YA DA ALIŞIRSIN

 



Toplasak tası tarağı
Kapatsak telefondaki tüm hesapları
Hiç kimsenin bilmediği bir köye yerleşsek.
Küçük bir bahçesi
Bahçesinde köpeği
Yemişler dikelim fidandan
Biraz da domates falan.
Aksam erken yatıp
Sabah ezanıyla uyansak
İlk önce bahçeye inip
Çiğ düşmüş biberleri toplasak
Ağaçları sulayıp fesleğenleri okşasak
Ayağımız toprağa bassa
Gelen geçenle selamlaşsak.
Etrafımızda kuş sesleriyle
Balkonda bir kahvaltı
Kahvaltıda tereyağlı köy yumurtası
İkindi vakitlerinde asma çardağı altında
Komşularla semaverde çay sefası
Çilek kokusu getiren meltem esintileri ve
Kucaklaşan gönül sohbetleri..
Akşam olunca çeksek perdeleri
Sobayı yakıp kestane atsak
Kıvrılıp miskin bir kedi gibi yerdeki mindere
İliklerimize kadar uykuya dalsak.
Diyorum ki gitsek buralardan
Ardımızda lüzumsuz telaşlar
Heybemizde yeni huzur.
Tek derdimiz yumurtlamayan tavuk
Çürümüş domates
Çiçeğine dolu vurmuş kiraz olsa
Ne trafik gürültüsü
Ne bir yere yetişme arzusu
Tüm bu kargaşayı şehirlere bıraksak
Ağrıyan başımızı,
Yorgun ayaklarımızı alıp
Kirlenmiş ruhumuzla
Yola koyulsak..
Diyorum ki
Gitsek buralardan
Ne varsa bizi yaşamaktan alıkoyan
Arkamızda bıraksak...”
Alıntıdır.
 
Şişe çevirmece oynarken; hiç öpmediysen eğer mahallenin en güzel kızını; çocukluğunu yaşayamamışsındır demektir.
Ve;
Teneke kutu kolayı ezip; hiç maç oynamadıysan büyük ihtimalle anlayamazsın bu hayatı.
Erik ağaçlarına saldırırken; düşmediysen hiç bir ağaçtan. Bilemezsin, bir insanın gözünden düşmenin ne kadar acı olduğunu.
Ateri salonlarına gidip; oynayanları izleyip, sanki sen oynamış kadar zevk almadıysan bilemezsin parasızlığı.
Ve,
Lunaparklara gidip; binemediysen hiç dönmedolaplara;
göremezsin etrafında dönen dolapları.
Çocukluk diyorum; çocukluk ediyoruz.
Saklambaç; çocuklukta kalmış birşeydir.
Lütfen. çık onun arkasından.



Eski üye günlüğümden alıntı.
 
Geri