Geceye Bir Şiir Bırak

  • Kullanıcı Dem
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Edebiyat Kulübü
Konu sahibi son olarak 23 gün önce görüldü
Çay bardağında
Bırakılan dudak payı
Kadar bile
Uzak kalamam
Gözlerine

Yakın olsun isterim
Ellerime ellerin
Yanındaki beton binaya
Yaslanması gibi
Köhne bir evin

Seni bir çivi
Gibi çaktım
Çünkü beynime
Ve toplayıp
Bütün kerpetenleri
Attım denize

Sunay Akın
 
Kadınlarımızın yüzü acılarımızın kitabıdır
acılarımız, ayıplarımız ve döktüğümüz kan
karasabanlar gibi çizer kadınların yüzünü.

Ve sevinçlerimiz vurur gözlerine kadınların
göllerde ışıyan seher vakıtları gibi.

Hayallerimiz yüzlerindedir sevdiğimiz kadınların,
görelim görmeyelim karşımızda dururlar
gerçeğimize en yakın ve en uzak.

Nazım Hikmet
 
Uyumak
En derin sükutuyla uyumak
Kuş tüyü bedenlerde asılı bir bebek gibi uyumak
Geride ne varsa bırakıp
Biraz da umutsuz
Ama mışıl mışıl uyumak

Uyanmak
En hayırlı vakitte uyanmak
Karanlığı yarıp sabahı çıkaran Rabbine sığınarak uyanmak
Rüku ve secdelerle
Koskoca bir umutla
Şeytana inat uyanmak
 
Kitle

Sona ermişti savaş,
asker ölmüştü, bir adam geldi yanına,
"Seviyorum seni; ölme! " dedi.
Ama asker dirilmedi.

Iki kişi geldi sonra, yalvardılar:
"Bırakma bizi! Yürekli ol! N'olur diril! "
Ama asker dirilmedi.

Yirmi kişi, yüz kişi, ben, beş yüz bin kişi,
bağırarak geldiler: "Bunca sevgimiz var ölüme karşı! "
Ama asker dirilmedi.

Milyonlar toplandı başına,
hep birden konuştular: "Gitme kardeş, gitme! "
Ama asker dirilmedi.

Sonra bütün insanları yeryüzünün
koştu yanına; kederle baktı onlara asker,
doğruldu ağır ağır,
kucakladı ilk adamı, yürüdü gitti....


Cesar Vallejo
 
Bu gece,
rakı balık günlerden;
ne deliye taş at,
ne veliye dil uzat.

Gizlenmiş Ay gözlerden,
rüzgar sonbahar;
yağmur tohumları ekilmiş gözlerimize.
İçelim güzel kız,
Papatya’nın şerefine;
biraz buz,
biraz soda,
maksat muhabbet olsun,
boş kalplerimiz ısınsın.

Söyle bana,
kaç gamze eder
kızıl saçlarının arasında
zümrüt yeşili gözlerin;
gülümse gece boyunca,
utansın bakışlarım
dokunmaktan sana.
Biraz pilaki,
biraz haydari,
hoşgeldin yeniden Malayani.

Dedi gamzelerimden derin ruhum,
tokuştur kadehi, iç benimle;
ne kadar kaçsan da aslından,
dönersin yine kendine.
Sen şair, ben şiirim bu gece;
bırak karışsın tenin tenime…

Malayani Adam
 
Ey gece!
Karanlığını ört
Yangın dilindeki Fırat'a
Ört ki,
Görmesin
Ay şahrut
Duymasın dicle
Uyanmasın
Çocukların düşleri
Kır çicekleri acmasın
Zefaranın sarı hüznü kül olmasın
Acılmasın son mektuplar
Karanlıklar hüküm sürsün
Gecmeşin hiç bir dilde
Ay şahrutun gül yangınları
Sussun
Mavi
Uçmasın ateşteki kuşlar
Ahh gecenin kalbi ahh!
Yangın yeridir
Aysızım
Ay şahrut yanım
Leylim ley
Özlem ateşindedir
Göz kapaklarımdaki
Kır papatyaları
Geceyi söndür ey kalbim!
Susuz dilde
Susma vaktidir
Bir geceden
Bin gecedeki
Fırat'
Dicle'ye
Son bakıştır
Şiirdeki
Ateşten
Suya
https://youtu.be/-muFbgY3Iqw
 
ustam,
ne zaman o senin bildiğin zaman,
ne sevda gördüğün masallardaki.
eskiden,
halı tezgahında dokunurdu aşklar,
nakış nakış, körpe kız ellerinde.
mendillere yazılırdı isimler,
yüreklere kazılırdı gizlice.
sevdalılar asil ve de yürekli
sevdalar, kavgalar iki kişilik.
oysa şimdi;
çorak gönüllere ekiliyor sevdalar seher vakitlerinde.
meşru sevdalardan,
gayrı meşru acılar doğuyor kundaklara,
günahkar gecelerden.

Alıntı
 
Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar

(Ne gerek varsa bu kadar beklemeye:))
 
Bu şehirin kirazları kırmızıyı sever
Asılır dalında
Karanlıklara gömüldüğünde,
Ay'ı bekleyen yolcular gibidir
Her kim resmettiyse
Bir dilim ekmeğe yalvarışı
Mutluluğun resmi ne
Ne şair ne ressam
Yalnız ben görürüm de
Şehrin gölgesinde

Bu şehrin insanları yalnızdır
Karışsa da kalabalığa
Yabancılar gezer
Anlatamaz yanlızlığını
Yoktur yolu yordamı
Gecenin koynunda
Bir dans gelmiştir
Bir yakamoz
Bir göl serinliği
Hani serinletmez de
Acır kanar zifiri yollarda
Arar yabancı tenlerde
Sarhoş olmak boşuna
Ağlamak hıçkıra hıçkıra

Bu şehrin kadınları öldürülür
Şehrin orta yerinde
Gider bir çocuk yalvarışında
Havai fişekler patlar
Kutlaması olmayan bu şehirde
Kurşun gölgesinde
Şehrin orta yerinde
Güpegündüz hem de
Yaşamak isterken delice

Bu şehrin aşıkları ayrı ayrı
Yok bu şehirde
İz bırakır yokluğu
Gecenin mateminde
Varolurlar başka tenlerde
Ürkek soğuk uzak
Kemancılar geçer bu şehirden
Çalmaz sokak şarkıları
"Beni vur ellere verme"
Müjgan abla içer rakıyı
Vurur dibine
Gelmez Ali abi gelmez bu gece

Bu şehrin Çingeneleri azimlidir
Satıp bir gül
Ekmek götürmek için eve
Çocuğuna ayakkabı
Dualar eder
Allah sevdiğine bağışlasın
Sevdiği nerede
Uzak yıldızların altında
Uzak yerlerde
Bir ada ülkesinde
Ve sadece düşlerde
O deniz ülkesinde
Kabarırken sabahları denizi
O ülkede
O ülke geçerken hayallerden
Yolcuları yorulmuştur
O gece

Bu şehrin yağmurları ıslatmaz
Yağar inadına
Gözyaşıyla karışıp hüzün olur
Cahit Kulebi'yi hatırlatır şiirlerde
Kaldırımlar ıslak
Giden gelmez gelmez de
Ağlarız yine de

Bu şehrin türküleri yanık
Ozanları gibi
Bağlaması ses vermez
Gömülmüştür mateme
Radyosundan
Bir güz vakti hasret türküleri
Çalmaz bir gece

Bu şehrin adamları kıymet bilmez
Alır gider çantasını
Yeni yolculuklara
Vagonlardan damlayan kan değil
Bir tutam göz yaşıdır
Gider el sallasan da
Çaresiz peşinden koşsan da
Gider yağmurlarla
Gider sonbaharda

Bu şehrin şarkıları hüzünlüdür
Yükselir barlarında
Bir kadın ağlar
Adamın kollarında
İçmiş zil zurna
Böyle para kazanır böyle yalancı dünyada
Susturur cocukluğunu kollarında
Bu şehir suskundur konuşmaz kimseyle
Yapar son seramonisini
Ve kapanır perde
 
mende mecnundan fizul aşıklık istidadı var
aşk-ı sadık menem mecnunun ancag adı var.
menem mir dek kLaracığım var.

-şeyhülislam oyşın efendi hazretleri / boka jünyırs tarikatı
 
Sabrımın apoletleriydi göğsümde taşıdığım tüm küfürler..
Sensiz de büyürüm vazgeçilmez değilsin.
 
DE HELE

Sevgili ey
Saçlarına kelebekler asılsa
Gamzene Ekim kızılı
Yine de ayrı düşer mi yolumuz
Velev ki
Bu sevdanın ortası kırk

Yani
Kırkın kırkı çıkmadan
Bir ateşte yanar mı közümüz
Yani aşk tutar mı sözümüz
Gittiğin yerler aşkına
İçtiğin sular için
Bir çiçekte kurur mu rengimiz

De hele
Yağmur düşmeden gözlere
Kış vurmadan dillere
De hele
Gün güler mi yüzümüz

De hele de be gülüm de
 
Denize karşı bir bankta ,
omzuna başımı yaslayıp ,
sesinden şiirler dinlemek gibi
çocukça isteklerim oldu..
Bağışla…
 
Amansız sevdiriyor
kendini yağmur
düş yorgunu
bir buğu camlarda...
tünemiş sakalına
bir şairin
kırılgan bir hüzünle
aşık atıyor zaman..
daha ne olsun
sonbahar yaklaşmakta
bahçeler yaprak dökümüne gebe...
 
Turan


Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin
Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil
Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın
Bütün zaferlerini kalbimin tanininde
Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil.

Sahifelerde değil, çünkü Atilla, Cengiz
Zaferle ırkımın tetviç eden bu nasiyeler,
O tozlu çerçevelerde, o iftira amiz
Muhit içinde görünmekte kirli, şermende;
Fakat şerefle numayan Sezar ve İskender!

Nabızlarımda evet, çünkü ilm için müphem
Kalan Oğuz Han'ı kalbim tanır tamamiyle
Damarlarımda yaşar şan-ü ihtişamiyle
Oğuz Han, işte budur gönlümü eden mülhem:

Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan

Ziya Gökalp
 
.....
 
Son düzenleme:
İç çekmeler ve bağırışlarla
Titriyor teller
Pencereme dolanma ayışığı
Özlerim bir dostu kucaklama duygusunu
Onunla ağlaşmayı sessizce
Özlerim bir çiçeği öperken
Toprağı öpüyormuşçasına sevinmeyi
Pencereme dolanma ayışığı
Yorgunum
Pencereme dolanma ayışığı bu gece

(Ahmet Erhan)
 
Geri