Zamanın kavramını yitiriyorum galiba.
Yoksa ne işim var bu saatte defterimin başında.
Ne işim var yüzünü hayal etmekle ve ne işim var seni böyle özlemekle. Tek fark sesim çıkmıyor.
Yalnızlığıma ortak arar gibi ezgiler arıyorum.
Ve seni en çok hatırlatan şarkıyı seçiyorum, sanki yeteri kadar hatırlamıyormuşum gibi.
Üstüne üstlük bir şey yazmak, az da olsa hissettiklerimi anlatabilmek için kelimelerin ırzına geçiyorum.
Aynı şarkıyı üst üste dinliyorum.
Ne yapıyorum kendime işkence mi? Sanmam.
Çünkü asıl işkenceyi, seni sevmeyi bünyemin her karesine hapsetmekle yapıyorum.
Yazmak galiba içimdeki seni az da olsa dışarı atmamı sağlıyor. Kim bilir, belki de kilitlerin üstüne kilit vuruyor.
Gözlerin aklıma geliyor.
Masum bakışlı, içten gülen,yaz akşamı gibi siyah gözler.
Gözlerine bakmak denize açılmak gibi…
En derin, en can alıcı yerinde dalıp gidiyorum.
Dalmak sorun değil de sanırım yüzmeyi beceremiyorum.
Boğulmak üzereyken sevgim can yeleğim oluyor, umudum ise kayığım, eve dönüş yolum.
Halbuki ne çok isterdim boğulmayı gözlerinin en gecesinde.
aşk, aşk acısı, duygular, hisler, korku, sen, sensiz, sevda,
terkediliş
Söylesene
Korkmak da sevgiye dahil mi cesaret kadar? Seni sevmek bile cesaret gösterebilmekse seni kaybetmekten neden korkuyorum? Cesaretliyken korkabilmek sadece benim yapabileceğim bir şey olsa gerek.
Aşk iş de…
Her duyguyu aynı anda yaşatabiliyor, tezat bile olsalar.
Mutluyum seni düşünürken, üzgünüm yanımda olmayışını fark ettiğimde. Coşkunum seni her gördüğümde, sakinim sensiz geçen her saniyede.
Hislerim kadar karışığım bu günlerde. Bakışlarının durgunluğuna demir atmak istiyorum.
Yorgunum ve sen limanına varamadan açıklarda kaybolacağım sanki.
Her şey bana inat. Beni daha çok sen yapıyor.
Hayatımın en kuytu köşesinde kalmış bir sevda sundum sana.
Soframda iki kişiye yetecek kadar sevgi var. Tek kişiye kurulduğuna aldanma.
Kaşık yoksa, avuçlarım var bir yudum aşka...