Geceye Bir Şiir Bırak

  • Kullanıcı Dem
  • Başlangıç tarihi Başlangıç tarihi
  • - Edebiyat Kulübü
Konu sahibi son olarak 23 gün önce görüldü
Geceye bir şiir bırakıyoruz.
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
Bitti o sevda, kesildi çığlıkları martıların.
Su gibi bitti, suya karşıt gibi bitti.
İtti kıyıyı adına deniz dediğimiz bir şey
Kaybetti kumarda gözlerim
Kaybetti kumarda gözleri

Bir kuru rüzgarlandı göğüs boşluğumuzda sanki
Uzaklaştı ağaçlar birbirlerinden
Yakınlaştı ağaçlar birbirlerine
Yani her soluk alıp verişimizde bizim
Bir mekik gibi kalbin
Bir mekik gibi kalbim
İşleyip durdu bu yitikliği yeniden

Ne kaldı
farkında mısın bilmem
Gündüzler..
gündüzler biraz azaldı.

Edip Cansever - Bitti O Sevda
 
Soğuk Şiir



Evin kapısından atıldığından beri
Yerdeki mermerleri sayarak ilerlersin
Köşedeki duraktan dönünce
Sigaran biter

Gözlüklerinin buğusunda katılır
Alnının soğuk teri
Sırtındaki yırtık parka
Korumuyor artık seni

Gecelerin boyadığı sokaklarda
Pastel boyan karadır
Gelip geçen insanların rüzgarı
Çetindir

Sabaha karşı ısınır binalar
Ve suratlar
Elini cebine atarsın
Çıkar bir simit bir çay paran



ihaveanidea
 
Dilber

Aşkının iz düşümü gönlümün secdegâhı
Penceremden es geçip kalbimi yakma dilber
Rüzgarına kapılan çalıyor ney; segâhı
Misk'in kokusu gibi aklıma akma dilber..
 
Küsmek Nedir Bilir Misin?
Küsmek dürüstlüktür..
Çocukçadır ve ondan dolayı saf'tir...
Yalansiz'dır..
Küsmek; Seni Seviyorum'dur..
Vazgeçmemektir..
Beni anlatır Küsmek..
Kızdım ama hâlâ burdayımdır.
gitmiyorumdur, gidemiyorumdur..
Küsmek;nazlanmaktır,
Yakın bulmaktır,benim için değerlisindir..
Küsmek; sevdiğini söyle demektir..
Hadi ANLA demektir..
Küsmek; umuttur,
Acabalari bitirmektir,
Emin olmaktır..

Yani diyeceğim o ki:
Ben Sana Küsüm...

NAZIM HİKMET
 
Zamanın kavramını yitiriyorum galiba.
Yoksa ne işim var bu saatte defterimin başında.
Ne işim var yüzünü hayal etmekle ve ne işim var seni böyle özlemekle. Tek fark sesim çıkmıyor.
Yalnızlığıma ortak arar gibi ezgiler arıyorum.
Ve seni en çok hatırlatan şarkıyı seçiyorum, sanki yeteri kadar hatırlamıyormuşum gibi.
Üstüne üstlük bir şey yazmak, az da olsa hissettiklerimi anlatabilmek için kelimelerin ırzına geçiyorum.
Aynı şarkıyı üst üste dinliyorum.
Ne yapıyorum kendime işkence mi? Sanmam.
Çünkü asıl işkenceyi, seni sevmeyi bünyemin her karesine hapsetmekle yapıyorum.
Yazmak galiba içimdeki seni az da olsa dışarı atmamı sağlıyor. Kim bilir, belki de kilitlerin üstüne kilit vuruyor.
Gözlerin aklıma geliyor.
Masum bakışlı, içten gülen,yaz akşamı gibi siyah gözler.
Gözlerine bakmak denize açılmak gibi…
En derin, en can alıcı yerinde dalıp gidiyorum.
Dalmak sorun değil de sanırım yüzmeyi beceremiyorum.
Boğulmak üzereyken sevgim can yeleğim oluyor, umudum ise kayığım, eve dönüş yolum.
Halbuki ne çok isterdim boğulmayı gözlerinin en gecesinde.
aşk, aşk acısı, duygular, hisler, korku, sen, sensiz, sevda,
terkediliş
Söylesene
Korkmak da sevgiye dahil mi cesaret kadar? Seni sevmek bile cesaret gösterebilmekse seni kaybetmekten neden korkuyorum? Cesaretliyken korkabilmek sadece benim yapabileceğim bir şey olsa gerek.
Aşk iş de…
Her duyguyu aynı anda yaşatabiliyor, tezat bile olsalar.
Mutluyum seni düşünürken, üzgünüm yanımda olmayışını fark ettiğimde. Coşkunum seni her gördüğümde, sakinim sensiz geçen her saniyede.
Hislerim kadar karışığım bu günlerde. Bakışlarının durgunluğuna demir atmak istiyorum.
Yorgunum ve sen limanına varamadan açıklarda kaybolacağım sanki.
Her şey bana inat. Beni daha çok sen yapıyor.
Hayatımın en kuytu köşesinde kalmış bir sevda sundum sana.
Soframda iki kişiye yetecek kadar sevgi var. Tek kişiye kurulduğuna aldanma.
Kaşık yoksa, avuçlarım var bir yudum aşka...
 
Yabancı uyruklu bir kız çocuğu ; Merhaba
Recep Tayyip Erdoğan ; Nasıl gidiyor araba
Bunlar hep şiir!
 
Bir Liseli Silüeti

Hayat hattında acemi tayfalardık.
Ne avunduk sevinç müsveddeleriyle;
aşktan ikmale kaldık...

Bak her sabah bağıran yeni sabaha,
artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş,
tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş;
heybetli dağlar arasında
göğümde yıldız yitmiş...

Sen
hâlâ
anılarımın
en
beyaz
yanısın.
Sen, buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın...
Sen, sağanakla gelen sabahlarda çok eski...
Çok eski bir şarkının adısın.

Daha adamlar şehirlere otomobillerle,
geceler anılarla birlikte gelir.
Silûetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir
ve efkârım bir yaralı ayrılıktan beslenir.

Kimse bilmez,
yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi?
Olsun,
yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi!

Çünkü sen, buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın
yarısısın...
Sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski...
Çok eski bir şarkının adısın.




Yılmaz Odabaşı
 
Son düzenleme:
Ne güzel şey hatırlamak seni,
sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım Ne güzel şey hatırlamak seni
ölüm ve zafer haberleri içinde, hapiste
ve yaşım kırkı geçmiş iken.
 
Sene meni sev, men seni sevim
Sen menin için yan
Men seni severah yanim dutuşim
Glasik eşk neyse onu yaşiyah

Ya da sevme haberin olmasın
Men sana sevdalanıp dolaşim
Platonik eşk neyse onu yaşiyah


Sevdaya oturah, yiyah içah
Elele olah, gan kusah
Tombilik eşk neyse onu yaşiyah

İstersen sevdandan kendimi kesim
Saımı solumu doğriyip biçim
Psikopatik eşk neyse onu yaşiyah

Eyle sevah ki gara sevda olah
Araplara benziyeh gapgara olah
Gara eşk neyse onu yaşiyah

Yalan söylemiyah, hep doğru diyah
Beraber oturah beraber yiyah
Realist eşk neyse onu yaşiyah

Birbirimize türkü söyliyah, mizildiyah
Elele tarlalarda, bostanlarda gezah
Romantik eşk neyse onu yaşiyah

Kediyi, gudiği sen diye sevim
Sen de horozi, guliği men diye sev
Sembolik eşk neyse onu yaşiyah

Ahırlarda, komlarda buluşah
Tezek agalahlarının dibinde oturah
Otantik eşk neyse onu yaşiyah
 
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım

Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından

Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından

Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar

Şu aranıp duran korkak ellerimi tut

Bu evleri atla bu evleri de bunları da

Göğe bakalım

*

Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım

İnecek var deriz otobüs durur ineriz

Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya

Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum

Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun

Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam

Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım

Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda

Beni bırak göğe bakalım

*

Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım

Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum

Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi

Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor

Seni aldım bu sunturlu yere getirdim

Sayısız penceren vardı bir bir kapattım

Bana dönesin diye bir bir kapattım

Şimdi otobüs gelir biner gideriz

Dönmeyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç

Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin

Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat

Durma kendini hatırlat

Durma göğe bakalım

*

Turgut Uyar

*
 
Gün değil, hafta değil, ay değil
Beş sene, on sene sonra gelsen de
Bu canım durdukça tende İyi bil Beklediğim sensin
Ne çıkar fotoğrafın yoksa masamda
Öğrenmek istersen eğer Gel,
sevda iklimime gir Açılmamış gönül kasamda,
Sakladığım sensin ..

Abdurrahim Karakoç
 
Her şairin kendisini astığı bir şiir yoksa bile bir gün olacaktır.
ve her mısrası, kıta'sı benliğinden izlerle dolup taşacaktır,
bazen gözünden yaş akmasa da, içten içe ağlar..
kendini astığı şiirin demin de demlenirken,
kendi kendini boğar, haberi olmadan
öyle sığdır ki kendi de kaybolur
şiirlere yüklediği anlamlar altında ezdirir benliği
benliğin de sakladığını ezdirmeyecek kadar çok korur da...
kendimi astığım bir şiirlerim, ikincisi sesinin dar ağacı oldu...
sen bunları nereden bileceksin, bilmeyecek kadar uzaktasın..
ben bana kalmadığım gibi sen de bana kalmamıştın.

19.39 - 09.12.2016 - K.K.D

eski karaladıklarımdan...
 
Her kavgada ölen benim,
Bayrak tutan, çarpışan...
Her kadın toprağı tırnaklıyarak doğurur beni.
Özlem benim, kavga benim, aşk benim...
Bekle beni anne, bir sabah çıkagelirim
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Bir sabah anne bir sabah
Acını süpürmek için açtığında kapını
Adı başka, sesi başka
Nice yaşıtım koynunda çiçekler, çicekler içinde bir ülke getirirler...
 
Gözlerim,
Görkemli bir ay ışığına üşüşmüş çığ yangını
Gülümsesem,
Yanar sesimde sessizlikler
Konaklasam,
Donar konukluğumda dilsizlikler.

Ahh bir çığlığa tutulmuş çınarsızlığım,
Vakitsiz ve davetsiz çıldırıyor ıslığım,
Varsıllığını duyumsadığım her mevsim.
 
Ey kalbim! Ey suları usul usul yükselen gizli deniz,
İçimiz damar damar parçalansa da dışımız lal gibi sessiz.
 
Siz kimsinizde bu düzeni değiştireceksiniz diye soran olursa; " Fakiriz biz olum ! Bir elimizde pantolonumuzu tutmasak düşüyor. İki elimizi birden kaldiramiyoruz; teslim olmayi da bilmiyoruz o nedenle. Ayrıca Názım yazmış şiirimizi, Yılmaz çekmiş filmimizi zaten, halkız biz ulan halk diye verin !
 
Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini.
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım.
Sonra gittin.
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu göndüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni..
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olsaydım.
 
O esrarlı yangına bu can nasıl dayandı?
Sahile vurdu kalbim,su yandı,kum da yandı.
Bir mum gibi eriyip aktı uykusuzluğum,
Ölüme başkaldıran dertli uykum da yandı.
Yurdundan mahrum edip dolaştırdın Cem gibi.
Ruhumla söndü alev,sonra ruhum da yandı.
Kül oldu bir yiğidin figanıyla her umut.
Bülbülün küllerine konan puhum da yandı.
Böylesi bir yangını görmedi Nemrut bile.
Kaktüsün gölgesinde nazlı âhım da yandı.
Âhımdır zannederdim en belalı kıvılcım,
Kirpiğine dokunan kanlı âhım da yandı.
Bir damla su ver bana ey çöl! Bari sen küsme.
Kalmadı hiçbir şeyim bak,günahım da yandı.
Yenilgiler bir tufan gibi çöktü üstüme.
Ülkem yıkıldı heyhat!
Ordugâhım da yandı.
Köleleri her akşam duman kıldı gözlerin,
Başıma tâc ettiğim padişahım da yandı.
İlk defa böylesine tutuştu gökkuşağı.
Renklerim siyah oldu ve siyahım da yandı.
O'ndan başka ne varsa yandı,
Yandık sen ve ben.
O'nu göreyim diye,kıblegâhım da yandı.


Nurullah Genç
 
Geri